Washington, Esed ve eşini de kapsayan Ceaser Yasası’nı yürürlüğe koydu

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in Şam’daki bir posteri (Reuters) Esed’in eşi Esma Esed (AFP) ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo (AFP)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in Şam’daki bir posteri (Reuters) Esed’in eşi Esma Esed (AFP) ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo (AFP)
TT

Washington, Esed ve eşini de kapsayan Ceaser Yasası’nı yürürlüğe koydu

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in Şam’daki bir posteri (Reuters) Esed’in eşi Esma Esed (AFP) ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo (AFP)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in Şam’daki bir posteri (Reuters) Esed’in eşi Esma Esed (AFP) ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo (AFP)

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ve eşi Esma Esed dahil olmak üzere Suriyeli üst düzey 39 isim ve kurumu kapsayan ‘Ceaser Yasası’nın ilk aşamasını yürürlüğe koyarken Şam’a yönelik baskı kampanyasını sürdürme sözü verdi.
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo yaptığı açıklamada, önümüzdeki aylarda daha fazla yaptırım uygulanmasını beklediklerini belirterek, “Esed, Suriye halkına karşı vahşi savaşını bitirmezse, daha fazla yaptırım uygulayacağız” ifadelerini kullandı. Pompeo, uygulanan yaptırımları ‘Esad rejimini savaş kazanmak ve Suriye halkına yönelik zulümleri sürdürmek için kullandığı gelirlerden ve destekten mahrum etmek için yapılan kalıcı ekonomik ve siyasi baskı kampanyasının başlangıcı’ olarak nitelendirdi.
Pompeo, Esed'le çalışan herhangi bir şirkete yaptırım uygulayan Ceaser Yasası’nın yürürlüğe gireceğinin duyurulması kapsamında yasanın henüz yürürlüğe girmeden dahi hali hazırda kırılgan olan Suriye ekonomisini sarstığını ifade etti. Ceasar Yasası’nın ilk aşaması, Suriye Devlet Başkanı Esed ve eşi Esma Esed dahil olmak üzere önde gelen Suriyeli 39 kişi veya kurumu hedef alıyor. Bu arada Esma Esed, ilk kez ABD yaptırımlarının kapsamına dahil edildi.
Yasa, yatırımların uygulandığı kişilerin ABD’deki herhangi bir mal varlığının dondurulmasını öngörüyor. Twitter hesabından yaptığı açıklamada Esma Esed’in ‘Suriye'deki savaşın en ünlü faydalanıcılarından biri haline geldiğini’ belirten Pompeo, “Bugün (dün) Esed rejimine ve dış destekçilerine, Suriye halkına yönelik acımasız eylemlerinin sorumlusu olarak sert ekonomik yaptırımlar uygulanmasına izin veren Ceaser Yasası uyarınca Esed rejimine karşı kalıcı bir yaptırım kampanyası başlatıyoruz. Esed ve rejimi Suriye halkına yönelik vahşi savaşını durdurana ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararında belirtilen siyasi bir çözümü kabul edene kadar daha fazla yaptırım uygulanacak” dedi.
ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan resmi bir açıklamada, Pompeo’nun Ceasar kod adlı askeri polisin çektiği ve kaçırmayı başardığı, ilk kez 6 yıl önce ortaya çıkan fotoğrafların Esed rejiminin hapishanelerde sistematik işkence yaparak ve infazlar gerçekleştirerek işlediği savaş suçlarının delili olarak dünyayı şoke ettiğini söylediği aktarıldı. Pompeo ayrıca Ceaser’ın bu cesurca hareketinin ABD Başkanı Donald Trump tarafından 180 gün önce onaylanan ‘Ceaser Suriye Sivil Koruma Yasası’na ilham verdiğini ve böylece Esed rejimi tarafından işlenen savaş suçlarının ve Suriye halkına uyguladığı zulmün hesap verebilirliğini artırmak için sert ekonomik yaptırımlar uygulamalarını sağladığını belirtti. Ceasar Yasası ile öngörülen cezalara ilişkin hükümler dün yürürlüğe girerken yasa, dünyanın neresinden olursa olsun, Esed rejimi ile çalışan herkese seyahat kısıtlamaları veya finansal yaptırımlar uygulanmasını ve Amerikan finans sisteminden dışlanmasını öngörüyor.

Bakan Pompeo açıklamasını şöyle sürdürdü:
“ABD Hazine ve dışişleri bakanlıkları, Caesar Yasası ve 13894 sayılı Başkanlık kararnamesi kapsamında 39 ismin yer aldığı listedeki kişilere ve kurumlara karşı yaptırımları uygulamaya koyarken, Esed rejiminin Suriye halkına yönelik zulümlerini ve acımasız savaşı sürdürmesi için gereken gelirlerden mahrum etmek ve dış desteği kesmek amacıyla ekonomik ve siyasi baskı kampanyası başlatıyorlar.”
 Baskı kampanyasının durmayacağı ve önümüzdeki haftalarda ve aylarda da devam edeceğini vurguladığı açıklamasında Pompeo, Esed rejimini ve acımasız savaşını destekleyen, BMGK’nın 2254 sayılı kararında belirtildiği üzere mevcut çatışmaya barışçıl ve siyasi bir çözümün getirilmesini engelleyen kişilere ve kurumlara yönelik daha fazla yaptırım uygulanmasını beklediğini söyledi.
ABD Dışişleri Bakanı, “Ekonomik ve siyasi baskı kampanyamızı, görüşümüzü paylaşan ülkelerle, özellikle de aynı nedenlerle Esed rejimine uyguladığı yaptırımları üç hafta önce yenileyen Avrupalı ​​ortaklarımızla tam bir işbirliği çerçevesinde hayata geçireceğiz” ifadelerini kullandı.
Esed rejimini dokuz yılı aşkın bir süredir Suriye halkına karşı kanlı bir savaş yürütmekle suçlayan Pompeo, rejimin ayrıca cinayet, işkence, adam kaçırma ve kimyasal silah kullanımı da dahil olmak üzere çeşitli savaş suçları ve insanlık suçu anlamına gelen sayısız zulüm gerçekleştirdiğini belirtti. Suriye’deki çatışmaların başlamasından bu yana yarım milyondan fazla Suriyelinin hayatını kaybettiğini vurgulayan Pompeo, Suriye halkının savaş öncesi nüfusunun yarısına eşit sayıda 11 milyondan fazla insanın ise yerlerinden edildiğinin altını çizdi.
Beşşar Esed ve rejimi, kanlı savaşını finanse etmek ve evleri, okulları, dükkanları ve halka açık pazarları yok etmek için her ay on milyonlarca dolar harcadı. Bu yıkıcı savaşla insani krizi daha da kötüleştirirken insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını engelledi ve Suriye halkına acı çektirdi. Pompeo açıklamasında, ABD'nin Esed rejiminin elindeki Suriye halkına insani yardımda bulunmak amacıyla uluslararası ve bölgesel ortaklarla çalışmaya yönelik sözü verdiğini vurguladı.
ABD’nin Suriye halkına en büyük yardımları yapan ülke olduğunu ve savaşın başlangıcından bu yana Suriyelilere yönelik insani yardımlar için 10,6 milyar doların üzerinde harcama yaptığını söyleyen Pompeo, Esed'in kontrolü altındaki bölgelerde dahil olmak üzere tüm Suriye’de istikrarın sağlanması için 1,6 milyar doların üzerinde yardım harcaması yaptığını ifade etti.
Ceaser yasası ve ABD'nin Suriye’ye yönelik diğer yaptırımları, Suriye halkına yapılan insani yardımları ve Suriye'nin kuzeydoğusundaki istikrar faaliyetlerini kapsamadığının altını çizen Pompeo, “Washington, rejimin kontrolü altındaki bölgelerde bile çeşitli uluslararası ve Suriyeli ortaklarımız aracılığıyla insani yardım sağlamaya devam edecektir” dedi.
Açıklamasında ‘Esed'in bu acımasız ve gereksiz savaşının sona ermesinin zamanının geldiğini’ söyleyen Pompeo, “Esed rejimi ve onu destekleyenlerin önünde bugün basit bir seçim bulunuyor. Ya Suriye’deki güvenlik sorununa, BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde siyasi bir çözüme yönelik geri dönüşümsüz adımlar atacaklar, ya da yeni yaptırımlarla yüzleşecekler” şeklinde konuştu.

Yaptırımlar listesindeki Suriyeli kişiler ve kurumlar
Pompeo'nun açıklamasına göre Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ve eşi Esma Esed, ABD Başkanı Trump'ın 13894 sayılı Başkanlık kararnamesinin hükümleri uyarınca yaptırımlar listesine dahil edildi. Ayrını şekilde açıklamada ‘vahşetin kurucuları’ olarak nitelendirilen önde gelen Suriyeli iş insanlarından Muhammed Hamşo ve Suriye'de rejim saflarında savaşan İran’ın milis gruplarından Fatımiyyun grubu da bulunuyor. Aynı şekilde Beşşar Esed'in kardeşi ve Suriye ordusunun Dördüncü Tümen Komutanı Mahir Esed ile yine Dördüncü Tümen komutanlarından Gassan Ali Bilal ve Samir el-Dana da yaptırımlar listesine eklendi. Listedeki bir diğer Esed ailesi üyeleri Beşşar Esed'in ablası Büşra Esed ve Mahir Esed’in eşi Manal Esed olurken rejim bağlantılı iş insanları Ahmed Şabir Hamşo, Amr Hamşo, Ali Hamşo, Ranya Dabbas ve Sümeyye Hamşo da yaptırımlar listesinde yer aldı.
Pompeo, ABD yönetiminin yaptırım uyguladığı onlarca kişi ve kurumun, Suriye’deki savaşa barışçıl bir siyasi çözümün getirilmesinin önlenmesinde temel bir rol oynadıklarını ve kendilerini, ailelerini ve çevrelerini zenginleştirirken Suriye halkına karşı Esed rejiminin zulmüne yardım etmiş veya yardımda bulunmayı taahhüt etmiş olduklarını vurguladı.
Pompeo açıklamasında özellikle Beşşar Esed’in eşi Esma Esed’in kocasının ve Ahras ailesi (Esma Esed’in ailesi) fertlerinin desteğiyle Suriye’deki savaşın en ünlü faydalanıcılarından biri olduğunu vurgularken bugün bu kişi veya kurumlarla bağlantılı herkesin yaptırımlara tabi olduğunu belirtti.
Öte yandan ABD Hazinesi Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, bakanlığın 24 kişi ve kuruma yaptırım uyguladığı belirtildi. ABD Hazine Bakanı Steven Mnuchin, “Esed rejimi sivilleri rejim yanlısı seçkinlerle değiştirirken ABD eli kolu bağlı durmayacak. Hazine Bakanlığı, Suriye halkının acılarından yararlanmaya çalışan Esed rejimini ve destekçilerini hedef alan araçları ve güçleri kullanmaya devam edecek” ifadelerini kullandı.
Açıklamada, birçok lüks konut ve turizm projesini yöneten, diğer şirketlerde çok sayıda hissesi bulunan ve şuan Şam’daki bir bölgede çevre sakinlerinin yetkililer tarafından sürülmesinin ardından ‘Marota City’ adında lüks bir konut projesi yürüten Damascus Cham Holding de dahil olmak üzere Suriye Devle Başkanı Esed ile doğrudan bağlantılı şirketlerin de yaptırımların kapsamına girdikleri belirtildi.
Şam Uluslararası Havaalanı yakınlarında başka bir lüks konut projesi yürüten iki iş insanı Nadir Kalai ve Halid ez-Zubeydi de yaptırımlar listesine eklendi.
 Açıklamada Kalai'nin biri Lübnan'da diğeri Kanada'da olmak üzere iki ayrı telekomünikasyon şirketinin sahibi olduğu da belirtildi. Kalai ayrıca iletişim altyapısı ve çelik yapılar inşa eden Suriye merkezli Castle Yatırım Holding’in de sahibi.
Şam Valisi Adil Enver el-Ulebi de Damascus Cham Holding ve Marota City konut projesinin denetlenmesindeki rolü nedeniyle yaptırımlar listesinde sıralandı. Açıklamada Ulebi’nin 2018 yılında Damascus Cham Holding kısmen veya tamamen Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, kuzeni olan işadamı Rami Mahluf ve ona yakın isimlerin sahibi olduğu şirketlerle ortak olan ‘Tributary Damascus Private’ adında anonim bir şirket kurduğu belirtildi. Söz konusu şirket, diğer şirketlerle birlikte Marota City adlı konut projesinin yüzde 51’lik hissesine sahip. Ortak projedeki dört şirketten diğer üçü ise, Rami Mahluf’a ait Ramak Kalkınma ve İnsani Projeler Grubu, El-Kamer Gayrimenkul Yatırım Danışmanlığı, Teymeyt Ticaret Şirketi. Aynı şekilde Rami Mahluf'un kardeşi Ehab Mahluf da yaptırımlar listesinde yer aldı. Bu şirketlerin her biri ortak projeye Suriye hükümetinin yararına finansman sağladı ve sonraki üç yıl boyunca ek katkılar da bulundu.
Açıklamada, bu kişilerin ABD'de bulunan mal varlıklarının dondurulması ve iş ortaklıklarının engellenmesi ve faaliyetlerinin Hazine Bakanlığı’na bağlı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC) bildirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
OFAC düzenlemeleri genel olarak, ABD'de yaşayan kişilerin veya ikamet eden kişilerin yaptırımlar listesinde adı geçen kişiler ve kurumlarla iş yapmalarını yasaklar. Bununla birlikte söz konusu kişilerle iş yaptıkları ortaya çıkarsa ABD vatandaşı olmasalar dahi bir takım cezalar öngörebilir.



Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
TT

Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)

Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümünde örgüt, otuz yılı aşkın süre boyunca liderliğini üstlenen ve Genel Sekreterlik makamını siyasi, örgütsel, askeri ve kitlesel açıdan telafisi zor bir ağırlık merkezine dönüştüren Nasrallah’ın yokluğunu henüz gerçek manada aşabilmiş değil.

Hizbullah, Nasrallah ve halefi Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümünü yarın anıyor. Bu kapsamda, Nasrallah’ın Beyrut’un güney banliyölerindeki mezarı başında kitlesel bir tören düzenlenecek. Örgütün yeni Genel Sekreteri Naim Kasım’ın da törende konuşma yapması bekleniyor. Tören nedeniyle eski havalimanı yolu ve Ziyad Rahbani Otoyolu üzerinden mezarlık alanına ulaşan yolların kapatılması ve trafiğin alternatif güzergâhlara yönlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli güvenlik önlemleri alındı.

Hizbullah’a yakın kaynaklar ve örgüte muhalif isimlere göre, mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın selefinin bıraktığı boşluğu doldurmayı başardığı söylenemez. Buna karşılık örgüt içerisindeki karar merkezinde giderek daha belirgin bir dönüşüm yaşandığı, iç inisiyatif alanının daralırken, İran’dan doğrudan gelen kararların ağırlığının arttığı görülüyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)

Örgütün muhalifleri, meselenin yalnızca iki isim arasındaki karizma ve kitlesel görünürlük farkından ibaret olmadığını, aynı zamanda Nasrallah’ın örgüt içerisindeki rolünün niteliğiyle ilgili olduğunu belirtiyor. Nasrallah, siyasi, örgütsel ve askeri liderliği şahsında birleştiriyor; örgütün tabanı ile İran’daki müttefiki arasında temel bağlantı noktası işlevi görüyordu. Bugün ise örgütün daha kolektif ve kurumsal bir liderlik yapısına yöneldiği, ancak seçeneklerin ve kararların şekillendirilmesinde İran’ın daha doğrudan bir rol üstlendiği ifade ediliyor.

Hizbullah’a yakın isimler, örgütün aldığı ağır darbelere rağmen Naim Kasım liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardığını savunurken, muhalifleri Nasrallah sonrası dönemin bir liderlik krizini ve seferberlik kapasitesinde gerilemeyi ortaya çıkardığını, ayrıca Kasım’ın performansı nedeniyle örgüt içerisinde bölünmelerin belirginleştiğini ileri sürüyor.

Yeni koşullara karşı yeni bir performans

Hizbullah’ın tutumuna yakından vakıf siyasi yazar Dr. Kasım Kasir, Nasrallah sonrası dönemde örgütün “uzun süren merkezi liderlik döneminin ardından, iç ve dış birçok engelle karşı karşıya kaldığını” kabul ediyor. Nasrallah’ın 1992’den 2024’e kadar yaklaşık 33 yıl boyunca örgütün yönetimini elinde tuttuğunu ve son derece zor koşullarda öldürüldüğünü belirten Kasir, “İki genel sekreterini (Nasrallah ve Haşim Safiyuddin) ve çok sayıda kadro ve liderini kaybetmesine rağmen Hizbullah, Şeyh Naim Kasım’ın liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi, güvenlik ve örgütsel yapısını yeniden yapılandırmayı başardı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Kasir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah bugün yeni zorluklarla karşı karşıya ve bu durum onu hem iç hem de dış düzeyde farklı bir yaklaşım benimsemeye itti” ifadelerini kullandı. Kasir şöyle devam etti:

“Eğer Hizbullah geçmişte önemli bir bölgesel aktör idiyse, bugün büyük ölçüde iç durumuna, Lübnan’ın güneyine ve İsrail’le mücadeleye odaklanıyor. Doğru, artık iç siyasi sahnede geçmişte olduğu kadar güçlü bir siyasi aktör değil; ancak hâlâ önemli bir siyasi güç ve iç ve dış aktörler onu Lübnan denkleminde başlıca taraflardan biri olarak görmeye devam ediyor.”

Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)
Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)

Nasrallah’ın sahip olduğu ve birçok kişinin Naim Kasım’da bulunmadığını düşündüğü karizma hakkındaki soruya Kasir şu cevabı veriyor:

“Şüphesiz bu karizmanın kendine özgü bir niteliği vardı. Ancak Şeyh Naim, son derece önemli bir örgütsel ve idari kişilik. Çok zor bir dönemde örgütün saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardı. Zira örgüt, siyasi, askeri veya ‘cihatçı’ düzeyde yeni bir yaklaşımı gerektiren farklı bir dönemle karşı karşıya.”

Kayıp liderlik

Buna karşılık, Hizbullah’a muhalif Şii siyasetçi ve “Lübnanlı Demokratlar Koalisyonu” Başkanı Cad el-Ahavi, “Naim Kasım’ın şimdiye kadar Hasan Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurabildiğini söylemek zor” görüşünde.

Ahavi’ye göre mesele yalnızca karizma ile ilgili değil; Nasrallah’ın otuz yılı aşkın süre içerisinde inşa ettiği liderliğin niteliği ve örgütsel, siyasi ve askeri liderliği bir araya getirme ve Hizbullah tabanıyla iletişim kurma becerisiyle ilgili. Ahavi, Kasım’ın ise kitlelere hitap etmekten ziyade örgütsel ve ideolojik bir geçmişten geldiğini, onlarca yıl boyunca Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulunduğunu ve hiçbir zaman örgütün birincil ağırlık merkezi olmadığını belirtiyor.

Ahavi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın kamuoyuna yönelik görüntülü konuşmalarının niteliğine de dikkat çekiyor. Kasım’ın ekran üzerinden konuştuğunu ancak bunun Nasrallah’ın imajının temel unsurlarından biri olan halkla doğrudan temasın yerini tutmadığını belirten Ahavi, bazı görüntülü konuşmaların “son derece kontrollü ve kurgulanmış” olduğunu, bunun da zaman zaman izleyicide “doğrudan kitlesiyle etkileşim kuran siyasi bir liderden ziyade yapay zekâyla üretilmiş bir görüntü veya karakterle karşı karşıyaymışız” izlenimi oluşturduğunu belirtiyor.

Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)
Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)

Ahavi şöyle devam ediyor:

“Nasrallah yalnızca bir genel sekreter değildi; örgütün tabanı açısından seferberlik, ikna ve karar alma mekanizmasının bir parçasıydı. Naim Kasım ise şimdiye kadar bu işlevlerin tamamını devralabildiğini kanıtlayamadı. Dolayısıyla mesele artık yalnızca Kasım’ın Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurup dolduramayacağı değil; Hizbullah’ın kendisinin, eski liderlik yapısının önemli bir bölümünün çökmesinin ardından benzer bir liderlik üretebilip üretemeyeceğidir.”

Kararların adresi İran

Siyasi aktivist ve Lübnan Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Dr. Mona Fayad ise Hizbullah’ın insanları seferber etme kapasitesine dikkat çekiyor. Fayad, Naim Kasım’ın Genel Sekreterliği döneminde bu kapasitenin büyük ölçüde gerilediğini belirterek, “Örgüt, Kasım’ı destekleyenlerle ona karşı çıkanlar arasında iç bölünmeler yaşıyor. Bu durum karar alma biçimini ve mevcut dönemin yönetilmesini etkiledi” diyor.

Mona Fayad, Kasım’ın mevcut performansının “İsrail’e hizmet ettiğini” ve bu nedenle İsrail’in onu hedef almasının kendi çıkarına olmayacağını savunuyor. Fayad ayrıca örgüt içerisindeki kararların artık doğrudan İran’dan geldiğini ve Lübnan’daki karar alma alanının asgari düzeye indiğini düşünüyor.

Bu bağlamda Fayad, İran’ın Beyrut’taki büyükelçisinin görevde kalması konusunda gösterdiği “ısrara” da dikkat çekiyor. Fayad’a göre büyükelçinin rolü diplomatik faaliyetlerin ötesine geçerek, güvenlik alanındaki görevlere uzanıyor. Büyükelçiyi “istihbarat görevlisi” olarak nitelendiren Fayad, Tahran’ın yürüttüğü görevleri tamamlayabilmesi için onun görevde kalmasını istediğini ileri sürüyor.


Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.