Fransa'nın ‘Cezayir'de işlediği suçları’ nedeniyle yargılanması için 10 milyon imza girişimi başlatıldı

Cezayir Devlet Radyosu tarafından “Fransa’nın 1945’te Cezayir’de işlediği suçlar” başlığıyla paylaştığı bir fotoğraf (Independent Arabia)
Cezayir Devlet Radyosu tarafından “Fransa’nın 1945’te Cezayir’de işlediği suçlar” başlığıyla paylaştığı bir fotoğraf (Independent Arabia)
TT

Fransa'nın ‘Cezayir'de işlediği suçları’ nedeniyle yargılanması için 10 milyon imza girişimi başlatıldı

Cezayir Devlet Radyosu tarafından “Fransa’nın 1945’te Cezayir’de işlediği suçlar” başlığıyla paylaştığı bir fotoğraf (Independent Arabia)
Cezayir Devlet Radyosu tarafından “Fransa’nın 1945’te Cezayir’de işlediği suçlar” başlığıyla paylaştığı bir fotoğraf (Independent Arabia)

Ali Yahi
Fransa'nın 1830 ve 1962 yılları arasındaki Cezayir işgali döneminde ‘işlediği suçlar’ dosyası, iki ülkedeki yetkililer arasındaki baskı kartlarından biri haline geldikten sonra, kısa sürede çözüme ulaşılıp ulaşılamayacağı bilinmeyen bir konuya dönüşmüş gibi görünüyor. Öte yandan Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmeci Tebbun, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un iki ülke arasındaki ilişkilerin geleceğine dair ‘samimi’ niyetleri olduğunu vurguladı.

Fransa'ya dava açma girişimi
Girişimin emekli akademisyenler, hukukçular ve askerlerden oluşan liderleri, Independent Arabia’nın da katıldığı çalışma toplantısında bir araya gelirken Fransa'nın ülkelerinde işlediği savaş suçları nedeniyle Cezayir ve uluslararası mahkemelerde yargılanması için fiziksel kanıtların yanı sıra on milyon imza toplamak için kolları sıvadı.
Girişimin Fransa’nın Cezayir’deki sömürge döneminde işlediği insanlık suçları ve katliamları diğer Afrika ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletilmesi planlanırken girişimin katılımcıları, somut sonuçlara ulaşılması ve adaletin sağlanması için fiziksel kanıtlar elde etmek ve bir eylem stratejisi oluşturmak için çeşitli alanlarda uzmanlarla temasa geçeceklerini belirttiler.

Fransa’nın ‘Cezayir'de işlediği suçlar’ nedeniyle yargılanması için başlatılan girişimle ilgili toplantıya katılanlardan bazıları (İndependent Arabia)
Bazı belgeler ve kanıtların toplanmasıyla ilk adımlar atılırken işlenen suçlar 14 kategoriye ayrıldı. Bununla birlikte söz konusu suçları ortaya çıkarmaya yardımcı olabilecek tarihçilerle ve hukukçularla temasa geçerek girişimi harekete geçirmek ve kamuoyunun dikkatini çekmek amacıyla bir takım belgelenmiş kanıtlar sunuldu. Kamuoyu önünde harekete geçmeden önce ‘Fransa sömürgeciliği’ hakkında açılacak dava için gerekli koşulların yerine getirilmesine ve daha sonra uluslararası mahkemelere taşınmasına karar verildi. Girişim ayrıca Afrika Birliği (AfB), Arap Birliği (AL), Avrupa Birliği (AB) ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) başvurmayı ve davanın uluslararasılaştırılması için tüm kanıtları ortaya koymayı hedefliyor.

Öncelikle Cezayir Bağımsızlık Savaşı dönemindeki suçlar ele alınacak
Girişimin aktif üyelerinden biri olarak kabul edilen tarihçi Muhammed el-Emin Belghit, Independent Arabia’dan Ali Yahi yaptığı değerlendirmede, “Fransa’nın suç dosyalarını toplamaya ve belgelemeye 1954 - 1962 yılları arasındaki dönemden yani Cezayir Bağımsızlık Savaşı döneminden başlanması gerekiyor. Söz konusu dönemin bazı tanıkları ve kurbanları halen hayattalar” şeklinde konuştu. Belghit, Fransa'nın Cezayir’de işlediği suçları, İsrail ordusunun Filistin'de işlediği suçlar arasında bir fark olduğunu düşünmediğini söyledi.
Fransa sömürgeciliğini belgelemenin ‘bazılarının düşündüğü kadar kolay olmadığını’ vurgulayan Belghit, bunun nedeninin Fransa'nın bu dönemde yargılanmasının General Charles de Gaulle'nin yargılanması anlamına gelmesi olmasından kaynaklandığını söyledi. Bu yüzden Fransızların suçlamaları kabul etmeyeceğini düşünen Belghit, “Çünkü General Charles de Gaulle Fransızlar için adeta bir peygamber” ifadelerini kullandı.
Bu dosyanın ‘uzun ve meşakkatli bir yol olduğunu, sabır ve sebat gerektirdiğini vurgulayan Belghit, “Eğer Fransa’yı Bağımsızlık Savaşı sırasında işlediği savaş ve insanlık suçlarından dolayı suçlamayı başarabilirsek, sömürgeciliği ve ilk suçlara ulaşıncaya kadar bölge ve kasabalarda işlediği suçlar için de yargılanmasını sağlayabiliriz” dedi.
Öte yandan Cezayir Ulusal Meclisi Başkanı Süleyman Şenin geçtiğimiz ay, 120 milletvekilinin imzasını taşıyan ve Fransa’yı 1830-1962 yılları arasında Cezayir’de sömürgecilik yapmakla suçlayan yasa tasarısını kabul etti. Tasarıda imzası olan milletvekilleri, yasa tasarısının geçmesini durduracak herhangi bir yasal veya düzenleyici engel olmamasına rağmen, tasarının meclis gündemine taşınmasının neden geciktirildiğini ve gecikmenin arkasındaki nedeni sorguladılar ve yasa tasarısının gündeme, ‘önemli bir tasarı’ olarak bir an evvel taşınmasını talep ettiler.

Ulusal Meclis görmezden gelmeye devam ediyor
Daha önce ‘Egemenliğin ve Hafızanın Korunması Cephesi’ni oluşturan 14 siyasi partinin temsilcileri tarafından Ocak 2012'de Ulusal Meclis’e Şubat 2006'da Fransa Parlamentosu tarafından sömürgeciliği yücelten bir yasanın kabul etmesine yanıt olarak benzer bir tasarı sunulmuştu. Aynı şekilde 2009 yılında, Fransız sömürgeciliğinin belgelenmesiyle ilgili benzer bir yasa tasarısı daha Ulusal Meclis Başkanlığı’na ulaştıktan sonra kayıplara karışmıştı.
Yeni sunulan yasa tasarısı, 1830-1962 yılları arasında Cezayir'de işlenen tüm suçları ve bunların sonuçları nedeniyle ortaya çıkan olumsuz etkilerden dolayı Fransa’nın sorumlu tutulması ve insanlığa karşı işlenen tüm savaş suçlularının soruşturulması için özel bir mahkeme kurulmasını öngörüyor.

Fransız yargısı siyasileştirildi
Girişimin üyelerinden biri olan Uluslararası Hukuk Profesörü Muhammed Nasır Ebu Gazzale yaptığı değerlendirmede, suçların araştırılması ve belgelendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.
1945'te bir hafta içinde 44 köyü insanları ve hayvanlarıyla bir haritadan silmek gibi belgelenmiş bir takım suçların olduğunu belirten Prof. Ebu Gazzale, Bağımsızlık Savaşı sırasında savaşanlardan bazılarının ülkenin ‘tarihi yazarlarsa’ şok edici gerçeklerle karşı karşıya kalacakları uyarısı yapmalarını ‘tarih yazma korkusu’ olarak niteleyerek, duyduğu üzüntüyü dile getirdi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre Prof. Ebu Gazzale, “Fransa, Cezayir’in sömürgeciliğini belgelemeye çalıştığını öğrendiğinde, medeniyet getirdiği ve ülkeyi mimari olarak yeniden yükselttiği gerekçesiyle derhal sömürgeciliğin yüceltildiği yasayı yayınladı. Fransa’nın işlediği suçları reddeden Fransız yargısı siyasileştirilmiştir ve artık bağımsız değildir” dedi.

Cezayir neden zamanında Fransa'yı suçlarını kabul etmeye zorlamadı?
Girişimden uzak bir isim olan İslam düşüncesi alanında öğretim görevlisi Prof. Ammar Cidal yaptığı açıklamada, Cezayir'in neden daha önce Fransa'yı suçlarını itiraf etmeye zorlamadığına dair bir soruya, “Toplumda Fransa'nın sömürgeciliğinin kınanması konusunda kararlı bir duruş ve işlediği suçlardan dolayı özür dilemesi talebi var. Ancak Cezayir toplumundaki ezici çoğunluk tarafından bu görüş yaygın olarak dile getirilse de siyasi sınıf tarafından açıkça ifade edilmedi. Halk iradesi ile siyasi sınıfın iradesi arasında bir ayrışma söz konusu” ifadelerini kullandı.
Bu konudaki başarısızlığın birkaç nedenden kaynaklandığını belirten Prof. Cidal, “Birincisi, görüntüde olan siyasi güçlerin halk arasında gerçek bir desteği bulunmuyor. İkincisi, kitlelerin kaygılarını taşıyan, başta Fransa'nın Cezayir halkına karşı maddi ve manevi suçlarından özür dileme talebi olmak üzere halkın taleplerini ifade eden ve onları devletin politikasında uygulamaya koyan gerçek siyasi güçler de yok. Üçüncüsü, Cezayir'deki yönetici sınıfların bazılarının çıkarlarının Fransa ile ilişkili olması nedeniyle, kamuoyunun görüşünün siyasi bir karara dönüştürülmesini sağlayacak gerçek bir siyasi irade de mevcut değil. Bununla birlikte Fransa’dan ikinci vatandaşlıkları olanların sayısı ve gücü de oldukça fazla. Bazı akademisyenler sadece Fransızca biliyorlar, bu yüzden Arapça da dahil olmak üzere başka bir dil istemiyorlar” değerlendirmesinde bulundu.
Başarısızlığın nedenlerini sıralamaya devam eden Prof. Cidal, “Fransız siyasetçiler, Cezayir devleti ve genel olarak Cezayirlileri hor görmenin doğrudan bir nedeni olabilecek yanlış bir değerlendirme olan Fransa-Cezayir ilişkilerinin geleceğinde bu tür bir ‘özür talebi’ kararının etkisinin fazla olacağını düşünüyorlar. Bununla birlikte zulüm ve devlet kurumlarında yaygın olarak görülen yolsuzluktan elde edilen gelirlerden yararlanmak için lobicilik yapılıyor. Son olarak, Fransa'nın karşılıklı rüşvet konusundaki kaygısı bu başarısızlığın nedenleri arasında yer alıyor. Çünkü Fransız siyaseti bize çeşitli dönemlerde kendisine karşı olan tarafların ağızlarını kapatarak ve ellerini kollarını bağlayarak kışkırtıp kaos yaratarak başta Cezayir olmak üzere toplumların yeteneklerini zayıflatmaya ne kadar hevesli olduğunu öğretti” şeklinde konuştu.



Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.


İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
TT

İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)

Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında en az 8 kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusu, hedef alınan unsurların Hizbullah ile müttefiki Hamas mensupları olduğunu açıkladı.

Hizbullah’a yakın bir kaynak AFP’ye yaptığı açıklamada, Bekaa bölgesini hedef alan saldırılarda örgütün askeri komutanlarından birinin de hayatını kaybedenler arasında bulunduğunu bildirdi.

Yerel basında yer alan haberlerde, hayatını kaybedenler arasında Hizbullah’ta görevli bir yetkilinin de bulunduğu, söz konusu ismin eski milletvekili Muhammed Yaği’nin oğlu olduğu ve Hizbullah’ın hayatını kaybeden eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın yardımcılığını yaptığı öne sürüldü.

İsrail, Kasım 2024’te bir yılı aşkın süren çatışmaların ardından varılan ateşkes anlaşmasına rağmen Lübnan’a yönelik hava saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu genellikle hedefin Hizbullah olduğunu belirtirken, zaman zaman Hamas Hareketi’ni de vurduğunu açıklıyor.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), Bekaa bölgesindeki İsrail saldırılarının ilk belirlemelere göre altı kişinin ölümüne ve 25’ten fazla kişinin yaralanmasına yol açtığını, yaralıların bölgedeki hastanelere sevk edildiğini duyurdu.

İsrail ordusu ise Bekaa’daki Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait karargâhların hedef alındığını açıkladı.

Söz konusu saldırılar, ülkenin en büyük Filistin mülteci kampı olan Ayn el-Hilve’ye yönelik İsrail hava saldırılarından saatler sonra gerçekleşti. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılarda iki kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. İsrail ordusu ise kampta Hamas’a ait bir karargâhın hedef alındığını duyurdu.

NNA, İsrail’e ait bir insansız hava aracının (İHA) Sayda’ya bitişik kampı vurduğunu aktardı.

İsrail ordusu açıklamasında, kampta ‘Hamas mensubu militanların faaliyet gösterdiği bir karargâhın’ hedef alındığını belirterek, Lübnan’da Hamas’ın ‘yerleşmesine karşı’ operasyonlarını sürdürdüğünü ve “Hamas terör örgütü militanlarına karşı nerede faaliyet gösterirlerse göstersinler güçlü şekilde hareket etmeye devam edeceğini” kaydetti.

 Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Hamas yaptığı yazılı açıklamada, sivil kayıplara yol açtığını belirttiği saldırıyı kınadı.

Açıklamada, ‘işgal ordusunun ileri sürdüğü iddiaların’ reddedildiği belirtilerek, bunların ‘gerçekler karşısında dayanaksız bahaneler’ olduğu savunuldu. Hedef alınan merkezin, kampta güvenlik ve istikrarı sağlamakla görevli Ortak Güvenlik Gücü’ne ait olduğu ifade edildi.

Lübnan hükümeti geçen yıl, İsrail ile yaşanan ve binlerce Hizbullah mensubunun yanı sıra çok sayıda üst düzey ismin hayatını kaybettiği savaşın ardından zayıflayan Hizbullah’ın silahsızlandırılacağını taahhüt etmişti.

Lübnan ordusu geçen ay, İsrail sınırına yakın bölgeden başlayarak Litani Nehri’ne kadar uzanan alanı kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını açıkladı.

Ancak Hizbullah’ı yeniden silahlanmakla suçlayan İsrail, Lübnan ordusunun kaydettiği ilerlemeyi yetersiz bulduğunu duyurdu.

Beş aşamadan oluşan planın ikinci etabı ise Litani Nehri’nin kuzeyinden başlayarak, başkent Beyrut’un yaklaşık 40 kilometre güneyindeki Sayda’nın kuzeyinden Akdeniz’e dökülen Evveli Nehri’ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.