İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri el-Useymin: DEAŞ’tan daha tehlikeli olan İhvan ile yüzleşilmesi gerekiyor

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
TT

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri el-Useymin: DEAŞ’tan daha tehlikeli olan İhvan ile yüzleşilmesi gerekiyor

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin, Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajda son dönemde ortaya çıkan koronavirüs salgını ve İslam dünyasından bazı ülkelerin karşılaştığı zorluklar ışığında İİT’nin oynadığı role ilişkin açıklamalarda bulundu.
Useymin, İhvan-ı Müslimin Örgütü’nün (Müslüman Kardeşler) DEAŞ’tan daha tehlikeli olduğunu ve topluma nüfuz etmesini durdurmak için mümkün olan tüm yollarla mücadele edilmesi gerektiğini belirti. Örgütün eylemleriyle mücadele ve ifşa edilmesi için uzun vadeli bir strateji geliştirme çağrısında bulundu.
Mezhep farklılıkları üzerine açıklamalarda bulunan Useymin,  İİT’nin üye devletleri arasında mezhep kaynaklı bir çatışma olmadığını vurgulayarak Şiilerin ve Sünnilerin yüzlerce yıldır bir arada yaşadığını, değişen tek şeyin politikalar olduğunu belirtti. Yeni durumda devrim ihraç etmek ve zafer elde etmek amacıyla siyasi bir proje olarak öne sürülen mezheplerin siyasi amaç için kullanılmaya başlandığına dikkat çekti.
Useymin, İİT’nin çalışmaları hakkındaki açıklamasında Genel Sekreterliğin devletlerin iradesinin yansıması olduğunu ve kurumun siyaset üretmediğini vurguladı. Bu ülkelerin bir konu veya bir mesele hakkında çalışılmasını istediğinde Genel Sekreterliğin görevinin bu kararları ve politikaları uygulamak olduğunu belirtti. İİT’nin İslam dininin sesi olan kapsamlı bir platform olduğunu kaydetti.

Terörle Mücadele
Useymin, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın teröre karşı tutumunun açık ve net olduğunu; fikri, mali veya bir hareket olarak olsun, her türlü terörizmin reddedilerek masum görülmediğini söyledi. Açıklamasını şöyle sürdürdü:
“İİT sözlüğünde aşırılık yanlısı bir terörist eyleme hiçbir gerekçe yoktur. İslam, merhamet ve barışa dayanan ılımlı bir dindir. Bu ilke sadece bir fikir değil, İİT’nin temel ilkesidir. Teşkilat olarak İslam dünyasında veya dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleşen her türlü terör eylemini kınıyoruz. Din, dil ırk ve renk gözetmeksizin terör eylemi gerçekleştiren herkese cevabımız aynı olacak ve terörizme karşı durmaya devam edeceğiz.”
Bu tür cezai eylemleri gerçekleştirmenin hiçbir gerekçesi olmadığını vurgulayan Useymin açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Batı ülkelerinde demokrasi ve rahat bir yaşam söz konusu. İşsizler gelirleri yoksa yardım alıyorlar. Fakat biz vatandaşlarımızın çoğunun DEAŞ’e bağlı olduğunu görüyoruz. Yoksulluğun insanları terörist eylemler yapmaya zorlamasının doğrudan bir nedeni olduğunu düşünmüyorum. Evet, bunun sebeplerinden biri olabilir ancak gerekçe olarak en başta fikir ve inanç geliyor. Dünyadaki 90 ülkeden vatandaşların DEAŞ’a bağlı olduğunu gösteren rakamlar da bunu doğruluyor.”
Bu durumun “İslami terörizmi veya islamofobiyi geçersiz kıldığını” belirten Useymin bu nedenle terörizm suçlamasını İslam dinine veya Müslümanlara bağlamanın zor olduğunu kaydetti. Bu tür eylemleri gerçekleştiren az sayıda Müslüman olduğunu, bunun dünyadaki yaklaşık 1,7 milyar  Müslümanın ne kadarını oluşturduğuna dikkat çekerek terörizmin belirli bir formu veya adı olmadığını ifade etti.

Diasporadaki Müslümanlar
İİT Başkanı ayrıca Müslümanlara ve diasporada İslam dinini savunmak için üstlendikleri rollere dikkat çektiği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Batı ülkelerindeki Müslümanlar için aktif bir rol olmalı. Sessiz bir çoğunluğa sahipler. Örneğin, Avrupa ve Rusya'da yaklaşık 65 milyon nüfus var ancak sesleri yok. İslam dinini daha iyi savunabilmek için tek bir cephede yer almıyorlar. İslami liderlerin büyük bir bölümü İslam dinini savunmada ve terörizmi reddetmekte önemli rol oynamalı. Müslümanların bu ülkelerde karşılaştıkları en önemli sorun, bir mahallede birlikte yaşamaları ve çevrelerine entegre olmamalarıdır. Geldikleri ülkelerin kıyafetlerini giyen ve ülkelerinde uyguladıkları gelenek ve görenekleri orada devam ettiren bu insanlar  yaşadıkları ülkede bir farklılıkla karşılaştıklarında kimlik sorunu ortaya çıkıyor. Sonuç olarak terörist örgütlerin sömürdüğü bu farklılıklar beliriyor. İİT’nin terörizmle mücadele çabaları arasında İslami olmayan ve ne yazık ki terörizm olgusunun ortaya çıkmaya başladığı ülkelerdeki Müslüman toplumlara ‘Yaşadığınız ülkelerin yasalarına saygı göstermeniz gerekiyor. Uymayacaksanız neden oraya gittiniz?’ sorusunu hatırlatmak yer alıyor.”

İhvan-ı Müslimin tehlikesi
İslam ve dünya için en tehlikeli olan gruplara da değinen Useymin, İhvan-ı Müslimin’in aslen bir suç grubu olan DEAŞ’tan daha tehlikeli olduğunu, İhvan’ın nüfuz eden bir grup olarak içinde yaşadıkları ülkelerin ve toplumların avukat, doktor, parlamenter ve üniversite profesörü gibi birçok kadroda etkili olduğunu vurguladı.  İhvan-ı Müslimin’in imparatorluğunu oluşturarak iktidara sahip olmak için aşağıdan yukarıya doğru giden bir stratejisinin olduğunu ve toplumun en alt tabakasına nüfuz edip hakimiyeti eline aldıklarını belirtti. Useymin, İhvan’ın suç eylemlerini hayata geçirmek için takiye ilkeleriyle hareket ettiğini vurguladı.
Useymin konuya dair üç temel nokta belirledi. Bunları söz konusu tehlikeyle yüzleşmek, sorunun varlığını kabul etmek ve planlarını ortaya çıkarmak. Ayrıca ekonomik ve sosyal olarak geride kalmak ve kalkınma çalışmalarının durmasına neden olmak gibi içinde bulunduğu çevreyi nasıl bir bölgeye dönüştürdüğünü bilmeyen halk arasında İhvan hareketinin tehlikesini ortaya koyarak bu gruptaki alim olarak adlandırılan kişileri kutsallıktan çıkarmak olarak sıraladı.
İhvan-ı Müslimin ile mücadele etmek için uzun vadeli bir strateji oluşturmanın gereğini vurgulayan Useymin, İslam ülkelerinin bu dosya üzerinde sıkı ve ciddi bir şekilde çalışması, bu grubun tehlikesi ile genişlemesini sınırlamak ve kültürel ve sosyal etkinliklerini durdurmak için uzun çalışmalar yapılması gerektiğine dikkat çekti.
Aynı zamanda, bu grubun her alanda kalkınma yolunda bir engel olduğuna dikkat çekerek İİT’nin amaçlarından birinin, İslam dininin Müslüman Kardeşler'in çeşitli yollarla yok etmek için çalıştığı sanat ve kültürle çelişmediğini göstermek için festivaller kurduğunu dile getirdi.

Husi suçları
Husilerin uygulamalarının tüm uluslararası düzenlemeleri ve gelenekleri ihlal ettiğini belirten Useymin, bunun Husilerin Mekke'yi hedef alma sürecinden sonra, teşkilat  üyelerinin bakanlık toplantısının ardından verdiği bir karar olduğunu ve eylemlerinin  kınandığını söyledi.
Ayrıca teşkilatın Yemen halkının yanında olduğunu ve Yemenliler tarafından üzerinde anlaşılan kapsamlı ve adil siyasi çözümü desteklediğini belirten Useymin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yemen'deki meşruiyeti destekleyen Koalisyon güçlerinin liderliğinde, geçen 4 Nisan'da iki haftalık ateşkes ilan edilmesini memnuniyetle karşıladık. Bunu Koalisyon güçleri tarafından insani bir girişim olarak değerlendirdik. Ancak Husiler sürekli olarak barış fırsatlarını kaçırıyor.  Bu da büyük bir engel oluşturuyor. Taraflar bir araya gelmeli ve Husiler uluslararası kararlara uymalıdır.”

Libya'da barış
Useymin, Libya'da ateşkes olması gerektiğini ve İİT’nin Mısır'ın Libya krizini barışçıl bir şekilde çözme çabalarını memnuniyetle karşıladığını belirttiği açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Burada İslam İşbirliği Örgütü'nün hüküm ve ilkelerine uygun olarak Bakanlar Kurulu Zirvesi’nin Libya'da güvenliğin ve istikrarın geri dönmesini sağlamak, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak için krizi siyasi olarak çözecek olan Libya'da kapsamlı ateşkes çağrısını ve çabalarına yönelik kararları destekliyoruz. Tüm taraflar, bu girişimlerin gerçekleşmesi için silahları susturmalıdır.”

Koronavirüs ile mücadele
Teşkilatın İslam ülkelerinde koronavirüs salgının durumu ve gelişimini yakından takip ettiğini ifade eden Useymin, kendilerine bağlı üye ülkelerden en az gelişmiş olanlara özellikle sağlık sektöründe ve koronavirüs ile mücadelede destek sağladıklarını bildirdi. Teşkilatın Cidde’deki genel merkezinde Bangladeş, Afganistan ve Cibuti'den gelen heyetlere, bu ülkelerdeki sağlık bakanlıklarının salgının patlak vermesine karşı kapasitelerini desteklemek ve geliştirmek için İslami Dayanışma Fonu'ndan kendilerine tahsis edilen hibelerin verildiğini bildirdi.
Aynı zamanda üye devletlerin salgının ciddiyeti konusunda farkındalığı artırma çabalarını, İİT’nin sosyal medya platformlarında ve yol gösterici mesajlarında sunarak günlük olarak sürdürdüğünü vurguladı.

Kadınların rolü
Useymin açıklamasında, kadınlar hakkındaki başlıklarla İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından yakından ilgilenildiğini belirterek kadınların bilgi ve iletişim teknolojisi alanında desteklenmelerinin ve iş hayatında eşit fırsatlar sağlamak da dahil her alanda güçlendirilmelerinin önemini vurguladı. Bu alandaki ekonomik büyüme için daha fazla yatırıma ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Useymi kadınların ülkelerinin gelişiminde önemli rol oynadığını ve toplumlarında etkili olma hedeflerine ulaşmak için güvenilmesi ve desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Kadınları güçlendirmenin haklarını erkeklerle eşit hale getirmenin İİT’nin öncelikleri arasında yer alan İslami kanunlara da uygun olduğunu kaydetti. Ayrıca üye devletleri, İİT’nin kadınların ilerlemesi için belirlenen eylem planını ve kadınlara yönelik siyasi, ekonomik ve sosyal güçlendirme konusunda bakanlık kararlarını kadın sistemlerini gözden geçirmeye ve gerektiğinde değiştirmeye çağırdı.

Mezhep farklılıkları
Mezhep farklılıkları üzerine açıklamalarda bulunan Useymin,  İİT’nin üye devletleri arasında mezhep kaynaklı bir çatışma olmadığını vurgulayarak Şiilerin ve Sünnilerin yüzlerce yıldır bir arada yaşadığını, değişen tek şeyin politikalar olduğunu belirtti. Yeni durumda devrim ihraç etmek ve zafer elde etmek amacıyla siyasi bir proje olarak öne sürülen mezheplerin siyasi amaç için kullanılmaya başlandığına dikkat çekti.
Useymin açıklamasında, “Şunu fark etmeliyiz ki dinler siyasete dahil edildiğinde ihtilaflar yaşanması kaçınılmaz olur. Şu an yaşanan şey, kendilerini şeyh olarak adlandıranların taraflar arasındaki olayları alevlendirmesidir” dedi.
Useymin, politik sorunların siyasetçiler arasında çözülmesi gerektiğini ve düzeni bozabilecek durumların üstesinden gelmenin İİT’nin kuruluşundan bugüne kadar üzerinde çalıştığı konu olduğunu belirtti. “Ancak sorun, dini siyasete sürükleyerek bu sayede bir grubun diğerine karşı zafer elde etmeye çalışmasındadır. Bu teşkilatın tüm üyeleri için kabul edilemez ve reddedilen bir durumdur” ifadesini kullandı.

Suudi Arabistan’ın rolü
Useymin açıklamasında, Suudi Arabistan’ın Filistin meselesindeki istikrarlı duruşu da dahil olmak üzere birçok konudaki eylemleriyle her gün insan tacirlerinin eylemlerini çürüttüğünü, ayrıca ekonomik açıdan da desteğini artırarak üye ülkeler arasındaki büyüme oranını yüzde 25'e yükselttiğini belirtti. Suudi Arabistan'ın İslami Dayanışma Fonu'na acil yardım için milyonlarca dolar destek verdiğine dikkat çeken Useymin, bazı ülkeler UNRWA'ya yardım sağlamaktan vazgeçtiğinde Suudi Arabistan'ın UNRWA’ya önceki 160 milyon dolara ek olarak 50 milyon dolar ile büyük bir destek sağladığını vurguladı.
 
İslam İşbirliği Teşkilatı’nın rolü
Teşkilatın tanımında bir karışıklık ve yanlış anlaşılma olduğuna dikkat çeken Useymin, öncelikle uluslararası kurumların ve Genel Sekreterliğin devletlerin iradesinin bir yansıması olduğunu, kurumun siyaset yapmadığını, bunun uluslararası kuruluşlar için bir öncelik olduğunun anlaşılması gerektiğini söyledi.

Useymin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu ülkeler bir konu veya bir mesele üzerinde çalışmak isterse Genel Sekreterliğin görevi bu kararları ve politikaları uygulamaktır. Kararlar çıkarmak değildir. Ayrıca kurumun bir sorunu çözmek için askeri görevleri yerine getirecek bir ordusu yok. Bu yüzden İİT, İslam dininin sesi olan kapsamlı bir platformdur.  Siyaset, ekonomi ve kültür alanında tek bir pozisyon üzerinde anlaşıyoruz. Bu pozisyon herkes tarafından benimseniyor ve üzerinde herhangi bir anlaşmazlık söz konusu değil. Bununla ancak tek bir siyasi tutum formüle edebilirsiniz. Bu tabloyu açıklayan bir diğer faktör de dünya üzerindeki yaklaşık 1,7 milyar Müslüman nüfus olmasıdır. Bizler tek bir siyasi çerçevede çalışıyoruz. Çalışmalarımız, İslam dünyasının resmi veya resmi olmayan liderlerinin bir dizi konudaki tutumlarının ortak bir örneğini temsil ediyor.”



Suudi hava savunma sistemleri, Riyad’a yönelik saldırı girişimini engelledi

Pazar akşamı yayımlanan bir videodan alınan görüntü, Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na yönelik saldırının gerçekleştiği anı gösteriyor. (Reuters)
Pazar akşamı yayımlanan bir videodan alınan görüntü, Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na yönelik saldırının gerçekleştiği anı gösteriyor. (Reuters)
TT

Suudi hava savunma sistemleri, Riyad’a yönelik saldırı girişimini engelledi

Pazar akşamı yayımlanan bir videodan alınan görüntü, Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na yönelik saldırının gerçekleştiği anı gösteriyor. (Reuters)
Pazar akşamı yayımlanan bir videodan alınan görüntü, Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na yönelik saldırının gerçekleştiği anı gösteriyor. (Reuters)

Yemen’deki Meşru Hükümete Destek Koalisyonu, dün yaptığı açıklamada, terör örgütü olarak nitelendirdiği Husiler tarafından Riyad’a doğru fırlatılan bir balistik füzenin önlendiğini ve imha edildiğini duyurdu.

Suudi Arabistan Sivil Havacılık Genel Otoritesi ise tesislerin güvenliğini ve operasyonel hazırlık durumunu doğrulamaya yönelik gerekli işlemlerin tamamlanması amacıyla Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nda operasyonel faaliyetlerin askıya alınması kararını uzattı. Kararın, Husilerin daha önce düzenlediği; can kayıpları, yaralanmalar ve maddi hasara yol açan saldırının ardından alındığı belirtildi. Saldırının sonuçlarının giderilmesine yönelik çalışmaların sürdüğü kaydedildi.

Suudi Arabistan Başmüftüsü ve Âlimler Heyeti Başkanı Şeyh Abdülaziz Âl eş-Şeyh, Husilerin sivil tesisleri ve İslam’ın kutsal mekânlarını, Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî’yi ziyaret edenler de dâhil olmak üzere, hedef almasının en ağır suçlardan biri olduğunu vurguladı. Âl eş-Şeyh, “Tarih boyunca kutsal mekânları ve bu mekânları ziyaret edenleri hedef alma konusunda bu suçlu çetenin izlediği yolu izleyen hiç kimse olmadı ki sonu helak ve ağır bir akıbet olmasın” ifadelerini kullandı.

Riyad Bölgesi Valisi Prens Faysal bin Bender, Husilerin saldırısı sonucu yaralananları başkentteki hastanelerde ziyaret etti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bin Bender ziyaret sırasında Suudi Arabistan yönetiminin selamlarını ve acil şifa dileklerini yaralılara ileten Prens Bender, yönetimin bütün imkânlarıyla yaralıların yanında olduğunu belirtti.

Suudi Arabistan Enformasyon Bakanı Selman ed-Duseri ise düzenlediği basın toplantısında, ülkesinin hava saldırıları, füze tehditleri ve insansız hava araçlarına (İHA) karşı koyabilecek gelişmiş kapasitelere sahip olduğunu vurguladı. Ed-Duseri, Suudi Arabistan’ın ülkenin, vatandaşların ve ülkede ikamet edenlerin güvenliğine öncelik verdiğini yineledi. Tehditlere karşı hazırlık seviyesinin yükseltilmesinin endişe duyulduğu anlamına gelmediğini belirten Bakan, bunun devletin farklı senaryolara karşı hazırlıklı olduğunu gösterdiğini ifade etti.

Öte yandan, dünyanın 70’ten fazla ülkesinden 176 bakan, âlim, müftü, dernek, üniversite ve İslami kuruluş başkanı, Husilerin saldırılarını şiddetle kınadı. Yapılan açıklamada, masum insanların hayatlarını kasten tehlikeye atmanın ve siviller arasında korku yaratmanın, söz konusu milislerin insan hayatının dokunulmazlığını hiçe saydığını ortaya koyduğu belirtildi. Bu tür eylemlerin uluslararası hukuk ve teamüllerin ağır bir ihlali olduğu vurgulandı.


Suudi Arabistan Enformasyon Bakanı: Haremeyn’i hedef almak terör eylemidir… Hayat normale döndü

Suudi Enformasyon Bakanı konferansta konuşurken (SPA)
Suudi Enformasyon Bakanı konferansta konuşurken (SPA)
TT

Suudi Arabistan Enformasyon Bakanı: Haremeyn’i hedef almak terör eylemidir… Hayat normale döndü

Suudi Enformasyon Bakanı konferansta konuşurken (SPA)
Suudi Enformasyon Bakanı konferansta konuşurken (SPA)

Suudi Arabistan Enformasyon Bakanı Selman ed-Duseri, Husilerin son saldırılarına rağmen ülkede hayatın normal şekilde sürdüğünü belirterek, alarm seviyesinin yükseltilmesinin endişeyi değil, devletin farklı senaryolara karşı hazırlıklı olduğunu gösterdiğini söyledi. Riyad Kraliyet Komisyonu İcra Kurulu Başkanı Mühendis İbrahim es-Sultan ise Suudi Arabistan’a yönelik “saldırgan ve terörist saldırıları” kınayarak hayatını kaybedenler için rahmet diledi ve “Farklı sınırlarımızda görev yapan yiğit evlatlarımızın ve askerlerimizin yanındayız” mesajını verdi.

Ed-Duseri: Haremeyn’i ve umrecileri hedef almak terör eylemidir

Enformasyon Bakanı Selman ed-Duseri, dün Riyad’daki Kral Selman Parkı’nda düzenlenen hükümet basın toplantısında, Husilerin Suudi Arabistan’da sivilleri ve sivil tesisleri hedef alan saldırılarını kınadı. Hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dileyen ed-Duseri, Husilerin “uluslararası hukuka ve ahlaki ilkelere hiçbir değer vermediğini” ifade etti.

Mekke ve Medine’nin yanı sıra Suudi Arabistan’daki havalimanlarında umrecilerin hedef alınmasının, “Husi milislerinin terörist davranışını” ortaya koyduğunu belirten ed-Duseri, ülke yönetiminin arkasında birlik içinde durduklarını, silahlı kuvvetlerle gurur duyduklarını ve Suudi Arabistan’ın güvenliğini koruma, kaynaklarını muhafaza etme ve kalkınma sürecini sürdürme kapasitesine güvendiklerini vurguladı.

Bakan ayrıca kamuoyuna bilgileri resmî kaynaklardan takip etme çağrısında bulundu. Güvenlik ve askerî operasyonlarla ilgili fotoğraf, video ve bilgilerin kaynağı belirsiz veya güvenilir olmayan mecralardan paylaşılmaması gerektiğini belirtti.

Kral Selman’ın talimatları ve yeni ekonomik düzenlemeler

İç gündeme ilişkin değerlendirmelerde de bulunan ed-Duseri, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Şûra Meclisi’nde Kral adına yaptığı konuşmada, ülkenin gelişmesi ve vatandaşların yaşam kalitesinin yükseltilmesinin hükümet çalışmalarının temel hedefi olarak vurgulandığını söyledi.

Bakan, eğitim ve sağlık hizmetlerine öncelik verilmesi, vatandaşların yetkinliklerinin geliştirilmesi, istihdam ve rekabet fırsatlarının artırılması ile konut sahibi olmayı kolaylaştıracak gayrimenkul reformlarının sürdürülmesinin hedeflendiğini kaydetti.

Ed-Duseri, Kral Selman bin Abdülaziz’in Suudi Arabistan’da yasal statüye sahip olmadan bulunan bütün Yemen vatandaşlarının durumlarının düzeltilmesi yönünde talimat verdiğini de belirtti. Veliaht Prens’in ise kan bağışında bulunarak “Örnek Olmak ve Bağışlamak” sloganıyla 2026 Ulusal Kan Bağışı Kampanyası’nı başlattığını belirtti.

Bakan ayrıca Bakanlar Kurulu’nun küçük ve orta ölçekli işletmelere yönelik Ulusal Girişimcilik Stratejisi’ni ve rekabette adaleti, fırsat eşitliğini ve harcama verimliliğini artırmayı amaçlayan yeni düzenlemeleri onayladığını bildirdi.

Konut, istihdam ve dijital hizmetlerde ilerleme

Ed-Duseri’nin paylaştığı verilere göre, 2026’nın ilk altı ayında ilk konutunu satın alan Suudi ailelerin sayısı 63 bini aştı.

İnsan Kaynakları Geliştirme Fonu (Hedef) ise altı ayda 329 bin Suudi kadın ve erkeğin istihdam edilmesine katkı sağladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu rakam, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 23 artış anlamına geliyor.

İnsan kaynakları ve yönetim alanlarındaki 69 mesleği kapsayan yüzde 100 yerlileştirme kararı da yürürlüğe girdi.

Suudi Arabistan’ın, dijital kamu hizmetlerinin olgunluk endeksinde yüzde 99’luk puanla üst üste dördüncü kez bölgesel birinciliğini koruduğu belirtildi.

Enerji depolama ve madencilik yatırımları

Enformasyon Bakanı, Suudi Elektrik Enerjisi Satın Alma Şirketi’nin batarya tabanlı enerji depolama projeleri için toplam yatırım tutarı yaklaşık 4,5 milyar riyale ulaşan dört anlaşma imzaladığını açıkladı. Projelerin toplam kapasitesinin 2 bin megavat olması planlanıyor.

Su sektöründeki sanayilerin yerlileştirilmesine yönelik 2,8 milyar riyallik yatırımların da sanayi uygulama aşamasına geçtiği bildirildi. Yerli katkı oranının 2020’de yüzde 45 seviyesindeyken, 2026’da yüzde 68’in üzerine çıktığı kaydedildi.

Öte yandan, Cebel Sayid madencilik projesindeki arama çalışmalarında yaklaşık 114 milyon ton kaynak tespit edildiği açıklandı. Bu kaynakların yüksek oranda nadir toprak elementleri içerdiği ve uranyum açısından da umut verici bulgular ortaya koyduğu belirtildi.

Riyad’ın ulaşım ağı genişletiliyor

Riyad Kraliyet Komisyonu İcra Kurulu Başkanı Mühendis İbrahim es-Sultan, Riyad Metrosu kapsamında 94 trenin satın alınmasına yönelik sözleşmelerin imzalandığını açıkladı. (SPA)
Riyad Kraliyet Komisyonu İcra Kurulu Başkanı Mühendis İbrahim es-Sultan, Riyad Metrosu kapsamında 94 trenin satın alınmasına yönelik sözleşmelerin imzalandığını açıkladı. (SPA)

Riyad Kraliyet Komisyonu İcra Kurulu Başkanı Mühendis İbrahim es-Sultan, başkentin ekonomisi, nüfusu ve kentsel gelişimi bakımından olağanüstü bir büyüme döneminden geçtiğini söyledi. Sultan, ulaşım ağının geliştirilmesi çalışmalarının karayolları, toplu taşıma ve trafik yönetimi olmak üzere üç ana başlıkta yürütüldüğünü belirtti.

Riyad’daki toplu taşıma ağının hizmete girmesinden bu yana toplam 500 milyon yolculuk gerçekleştirildiğini açıklayan Sultan, bunların 300 milyonunun Riyad Metrosu üzerinden yapıldığını, yolcular arasında okul ve üniversite öğrencilerinin gerçekleştirdiği 20 milyon yolculuğun da bulunduğunu kaydetti.

94 trenin satın alınmasına yönelik sözleşmelerin imzalandığını bildiren Sultan, bu alımla Riyad Metrosu’ndaki toplam tren sayısının 277’ye yükseleceğini belirtti. Kırmızı hattın beş yeni istasyon eklenerek Diriyye’ye kadar uzatılacağını açıklayan Sultan, hattın günlük yolcu kapasitesinin iki kattan fazla artırılarak 370 bine çıkarılacağını ifade etti. Sarı hattın günlük yolcu kapasitesinin ise 130 binden 188 bine yükseltilmesi planlanıyor.

Karayolu altyapısına ilişkin çalışmalar hakkında da bilgi veren Sultan, 700 kilometrelik ana ulaşım aksının ve 300 kilometrelik kavşak ağının geliştirilmekte olduğunu söyledi. Ayrıca 26 noktada mühendislik düzenlemelerinin yapıldığını, trafik akışını iyileştirmek ve ulaşım verimliliğini artırmak amacıyla 720 kavşaktaki trafik sinyalizasyon sistemlerinin geliştirildiğini belirtti.

Asma köprüye paralel inşa edilen iki köprü projesinde tamamlanma oranının yüzde 42’ye ulaştığını aktaran Sultan, Takhassusi Yolu üzerinde yeni köprülerin inşası için hazırlıkların sürdüğünü kaydetti. Sultan, kuzey mahallelerinin Kral Selman Yolu ile bağlantısını güçlendirecek yeni bir köprünün yapımına da başlanacağını bildirdi.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın trafik sıkışıklığının giderilmesine yönelik talimatlar verdiğini belirten Sultan, tüm projelerin trafik akışını rahatlatmayı hedeflediğini vurguladı. Sultan, önümüzdeki üç ila dört yıl içinde köprülerin, ana ulaşım akslarının ve yolların hizmete açılmasıyla Riyad’daki trafik yoğunluğunun önemli ölçüde azalmasının beklendiğini söyledi.

Riyad Kraliyet Komisyonu İcra Kurulu Başkanı Sultan, başkentin sürdürülebilirlik stratejisi kapsamında 68’den fazla girişimin hayata geçirildiğini de açıkladı. Kentte yeşil alanları artırmak ve yaşam kalitesini iyileştirmek amacıyla 4,5 milyondan fazla ağaç dikildiğini belirtti.


70 ülkeden Âlim ve Müftüler, Husilerin terör eylemlerini kınayarak uluslararası topluma kararlı adım atma çağrısında bulundu

Riyad Bölge Valisi, Husilerin terör saldırılarında yaralanan sivilleri ziyaret etti. (SPA)
Riyad Bölge Valisi, Husilerin terör saldırılarında yaralanan sivilleri ziyaret etti. (SPA)
TT

70 ülkeden Âlim ve Müftüler, Husilerin terör eylemlerini kınayarak uluslararası topluma kararlı adım atma çağrısında bulundu

Riyad Bölge Valisi, Husilerin terör saldırılarında yaralanan sivilleri ziyaret etti. (SPA)
Riyad Bölge Valisi, Husilerin terör saldırılarında yaralanan sivilleri ziyaret etti. (SPA)

Dünyanın 70’ten fazla ülkesinden 176 bakan, âlim, müftü, dernek, üniversite ve İslami kuruluş başkanı, İran destekli Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını şiddetle kınadı. Açıklamalarda, saldırıların Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî’nin güvenliğini ve bu kutsal mekânları ziyaret edenlerin emniyetini tehdit ettiği, havalimanlarını ve sivil altyapıyı hedef aldığı belirtildi. Yetkililer, Riyad yönetiminin topraklarını korumak, güvenlik ve istikrarını sağlamak ve Müslümanların kutsal mekânlarını savunmak amacıyla alacağı bütün önlemleri desteklediklerini vurguladı.

Suudi Arabistan İslam İşleri, Davet ve İrşat Bakanı Şeyh Dr. Abdüllatif Âl eş-Şeyh’e gönderdikleri mesaj ve telgraflarda, saldırıların İslam’ın kutsal mekânlarının dokunulmazlığını açıkça ihlal ettiği, insani ve ahlaki değerlerle bağdaşmadığı ve İslam dininin korunmasını emrettiği insan hayatını hiçe saydığı ifade edildi.

Açıklamalarda, Husilerin bu eylemlerinin insani ve ahlaki değerlerden uzaklaştıklarını ortaya koyduğu ve bölgenin güvenliği ile istikrarını tehdit eden uygulamalarının tehlikesini gözler önüne serdiği belirtildi. Saldırıların sona erdirilmesi ve sorumluların uluslararası hukuk ve mevzuat çerçevesinde hesap vermesini sağlamak için uluslararası toplumun kararlı bir tutum sergilemesi gerektiği kaydedildi.

Masum sivillerin hayatını kasten tehlikeye atmanın, güvenli insanların korku içinde yaşamasına neden olmanın ve hacı ile umrecilerin varış noktalarına ulaşmasını engellemenin, Husilerin insan hayatının dokunulmazlığını hiçe saydığını gösterdiği vurgulandı. Bu eylemlerin İslami ilkelerle insani ve ahlaki değerlerden uzaklaşmanın yanı sıra, uluslararası hukuk ve teamüllerin ağır bir ihlali olduğu ifade edildi. Sivil tesislerin korunması ve yolcuların güvenliğinin sağlanması için uluslararası toplumun ciddi adımlar atması çağrısında bulunuldu.

Açıklamalarda, Suudi Arabistan’ın saldırılar karşısında desteklenmesinin dinî, ahlaki ve insani bir sorumluluk olduğu belirtildi. Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî’nin güvenliği ile bu mekânları ziyaret edenlerin emniyetinin yalnızca Suudi Arabistan’ı ilgilendiren bir mesele olmadığı, dünyanın dört bir yanındaki Müslümanları yakından ilgilendirdiği vurgulandı. Mekke ve Medine’nin Müslümanların gönlündeki müstesna konumuna dikkat çekilerek, Suudi Arabistan’ın güvenliğini tehlikeye atmanın veya İslam’ın kutsal mekânlarını tehdit etmenin bütün İslam dünyasının duygularına yönelik bir saldırı anlamına geldiği kaydedildi.

Katılımcılar, Suudi Arabistan’ın topraklarını korumak, güvenlik ve istikrarını sağlamak, Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî ile ziyaretçilerinin emniyetini güvence altına almak amacıyla aldığı önlemlerin dünya genelindeki Müslümanlar ve sağduyulu kişiler tarafından takdir edildiğini ve desteklendiğini belirtti. Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre açıklamada Riyad yönetiminin egemenliğini, vatandaşlarının ve ülkede yaşayanların güvenliğini korumak, ülkenin güvenliğini hedef alan tehditlere karşı koymak ve İslami kutsal mekânlarla sivil tesisleri savunmak için gerekli tüm tedbirleri alma hakkına sahip olduğu ifade edildi.

Suudi Arabistan’ın, Kral Selman bin Abdülaziz ve Veliaht Prens, Başbakan Muhammed bin Selman liderliğinde İslam’a ve Müslümanlara hizmet etme, kutsal mekânların bakımını üstlenme ve hacı ile umrecilerin ibadetlerini güven ve huzur içinde yerine getirmelerini sağlama konusundaki tarihî rolüne de dikkat çekildi. Ülkenin bu yöndeki çabalarının dünya genelindeki Müslümanlar için gurur ve takdir kaynağı olduğu belirtilerek, Suudi Arabistan’ın hedef alınmasının, İslam dünyasındaki konumu ve kutsal mekânları koruma sorumluluğundan bağımsız değerlendirilemeyeceği vurgulandı.

Yetkililer, uluslararası toplumu, ilgili kuruluşları ve kurumları saldırılara karşı hukuki, insani ve ahlaki sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı. Saldırıları gerçekleştirenlerin caydırılması, hesap vermelerinin sağlanması ve benzer olayların tekrarlanmasının önlenmesi için kararlı önlemler alınması istendi. Açıklamalarda, Suudi Arabistan, yönetimi ve halkıyla dayanışmanın sürdürüleceği ve ülkenin güvenliğini, istikrarını ve Müslümanların kutsal mekânlarını hedef alan bütün girişimlere karşı yanında durulacağı ifade edildi.

Geniş çaplı kınama

Dünya İslam Birliği de çok sayıda üst düzey İslam temsilcisinden, müftüden ve önde gelen âlimden Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik terör saldırılarını kınayan mesajlar, mektuplar ve telefonlar aldı.

Müftüler ve âlimler, Mekke ve Medine’deki kutsal mekânların ve Suudi Arabistan’ın diğer bölgelerinin güvenliğini korumaya yönelik tüm tedbirlerinde Riyad yönetimiyle tam dayanışma içinde olduklarını belirtti.

Husilerin artık uluslararası güvenlik ve barış için bir tehdit oluşturduğuna, enerji arzını ve küresel ekonomiyi tehlikeye attığına dikkat çeken temsilciler, Suudi Arabistan’ın bu tehdide karşı koyma kapasitesine duydukları güveni dile getirdi. Saldırıların sonuçları ve doğurabileceği riskler karşısında sorumluluğun uluslararası topluma da düştüğünü vurguladılar.

Öte yandan, El-Ezher Kurumu da Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan saldırıyı en sert ifadelerle kınadı. Kurum, saldırıda masum siviller ve umre ziyaretçileri arasında can kayıpları ve yaralanmalar meydana geldiğini belirtti.

El-Ezher açıklamasında, sivil tesislerin ve Mescid-i Haram ile Mescid-i Nebevî’yi ziyaret edenlerin hedef alınmasının Müslümanların duygularını provoke ettiğini, insani değerler ve uluslararası teamüller açısından kabul edilemez olduğunu ve Suudi Arabistan’ın güvenliği ile toprak bütünlüğüne doğrudan zarar verdiğini vurguladı.

Kurum, yayımladığı açıklamada tekrarlanan saldırıları kesin bir dille reddetti ve bu eylemlerin sürdürülmesinin doğuracağı sonuçlara karşı uyarıda bulundu. Bölgesel güvenliğin korunması için saldırıların derhâl durdurulması, devletlerin egemenliğine ve topraklarının dokunulmazlığına tam saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizdi.