İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri el-Useymin: DEAŞ’tan daha tehlikeli olan İhvan ile yüzleşilmesi gerekiyor

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
TT

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri el-Useymin: DEAŞ’tan daha tehlikeli olan İhvan ile yüzleşilmesi gerekiyor

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin, Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajda son dönemde ortaya çıkan koronavirüs salgını ve İslam dünyasından bazı ülkelerin karşılaştığı zorluklar ışığında İİT’nin oynadığı role ilişkin açıklamalarda bulundu.
Useymin, İhvan-ı Müslimin Örgütü’nün (Müslüman Kardeşler) DEAŞ’tan daha tehlikeli olduğunu ve topluma nüfuz etmesini durdurmak için mümkün olan tüm yollarla mücadele edilmesi gerektiğini belirti. Örgütün eylemleriyle mücadele ve ifşa edilmesi için uzun vadeli bir strateji geliştirme çağrısında bulundu.
Mezhep farklılıkları üzerine açıklamalarda bulunan Useymin,  İİT’nin üye devletleri arasında mezhep kaynaklı bir çatışma olmadığını vurgulayarak Şiilerin ve Sünnilerin yüzlerce yıldır bir arada yaşadığını, değişen tek şeyin politikalar olduğunu belirtti. Yeni durumda devrim ihraç etmek ve zafer elde etmek amacıyla siyasi bir proje olarak öne sürülen mezheplerin siyasi amaç için kullanılmaya başlandığına dikkat çekti.
Useymin, İİT’nin çalışmaları hakkındaki açıklamasında Genel Sekreterliğin devletlerin iradesinin yansıması olduğunu ve kurumun siyaset üretmediğini vurguladı. Bu ülkelerin bir konu veya bir mesele hakkında çalışılmasını istediğinde Genel Sekreterliğin görevinin bu kararları ve politikaları uygulamak olduğunu belirtti. İİT’nin İslam dininin sesi olan kapsamlı bir platform olduğunu kaydetti.

Terörle Mücadele
Useymin, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın teröre karşı tutumunun açık ve net olduğunu; fikri, mali veya bir hareket olarak olsun, her türlü terörizmin reddedilerek masum görülmediğini söyledi. Açıklamasını şöyle sürdürdü:
“İİT sözlüğünde aşırılık yanlısı bir terörist eyleme hiçbir gerekçe yoktur. İslam, merhamet ve barışa dayanan ılımlı bir dindir. Bu ilke sadece bir fikir değil, İİT’nin temel ilkesidir. Teşkilat olarak İslam dünyasında veya dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleşen her türlü terör eylemini kınıyoruz. Din, dil ırk ve renk gözetmeksizin terör eylemi gerçekleştiren herkese cevabımız aynı olacak ve terörizme karşı durmaya devam edeceğiz.”
Bu tür cezai eylemleri gerçekleştirmenin hiçbir gerekçesi olmadığını vurgulayan Useymin açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Batı ülkelerinde demokrasi ve rahat bir yaşam söz konusu. İşsizler gelirleri yoksa yardım alıyorlar. Fakat biz vatandaşlarımızın çoğunun DEAŞ’e bağlı olduğunu görüyoruz. Yoksulluğun insanları terörist eylemler yapmaya zorlamasının doğrudan bir nedeni olduğunu düşünmüyorum. Evet, bunun sebeplerinden biri olabilir ancak gerekçe olarak en başta fikir ve inanç geliyor. Dünyadaki 90 ülkeden vatandaşların DEAŞ’a bağlı olduğunu gösteren rakamlar da bunu doğruluyor.”
Bu durumun “İslami terörizmi veya islamofobiyi geçersiz kıldığını” belirten Useymin bu nedenle terörizm suçlamasını İslam dinine veya Müslümanlara bağlamanın zor olduğunu kaydetti. Bu tür eylemleri gerçekleştiren az sayıda Müslüman olduğunu, bunun dünyadaki yaklaşık 1,7 milyar  Müslümanın ne kadarını oluşturduğuna dikkat çekerek terörizmin belirli bir formu veya adı olmadığını ifade etti.

Diasporadaki Müslümanlar
İİT Başkanı ayrıca Müslümanlara ve diasporada İslam dinini savunmak için üstlendikleri rollere dikkat çektiği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Batı ülkelerindeki Müslümanlar için aktif bir rol olmalı. Sessiz bir çoğunluğa sahipler. Örneğin, Avrupa ve Rusya'da yaklaşık 65 milyon nüfus var ancak sesleri yok. İslam dinini daha iyi savunabilmek için tek bir cephede yer almıyorlar. İslami liderlerin büyük bir bölümü İslam dinini savunmada ve terörizmi reddetmekte önemli rol oynamalı. Müslümanların bu ülkelerde karşılaştıkları en önemli sorun, bir mahallede birlikte yaşamaları ve çevrelerine entegre olmamalarıdır. Geldikleri ülkelerin kıyafetlerini giyen ve ülkelerinde uyguladıkları gelenek ve görenekleri orada devam ettiren bu insanlar  yaşadıkları ülkede bir farklılıkla karşılaştıklarında kimlik sorunu ortaya çıkıyor. Sonuç olarak terörist örgütlerin sömürdüğü bu farklılıklar beliriyor. İİT’nin terörizmle mücadele çabaları arasında İslami olmayan ve ne yazık ki terörizm olgusunun ortaya çıkmaya başladığı ülkelerdeki Müslüman toplumlara ‘Yaşadığınız ülkelerin yasalarına saygı göstermeniz gerekiyor. Uymayacaksanız neden oraya gittiniz?’ sorusunu hatırlatmak yer alıyor.”

İhvan-ı Müslimin tehlikesi
İslam ve dünya için en tehlikeli olan gruplara da değinen Useymin, İhvan-ı Müslimin’in aslen bir suç grubu olan DEAŞ’tan daha tehlikeli olduğunu, İhvan’ın nüfuz eden bir grup olarak içinde yaşadıkları ülkelerin ve toplumların avukat, doktor, parlamenter ve üniversite profesörü gibi birçok kadroda etkili olduğunu vurguladı.  İhvan-ı Müslimin’in imparatorluğunu oluşturarak iktidara sahip olmak için aşağıdan yukarıya doğru giden bir stratejisinin olduğunu ve toplumun en alt tabakasına nüfuz edip hakimiyeti eline aldıklarını belirtti. Useymin, İhvan’ın suç eylemlerini hayata geçirmek için takiye ilkeleriyle hareket ettiğini vurguladı.
Useymin konuya dair üç temel nokta belirledi. Bunları söz konusu tehlikeyle yüzleşmek, sorunun varlığını kabul etmek ve planlarını ortaya çıkarmak. Ayrıca ekonomik ve sosyal olarak geride kalmak ve kalkınma çalışmalarının durmasına neden olmak gibi içinde bulunduğu çevreyi nasıl bir bölgeye dönüştürdüğünü bilmeyen halk arasında İhvan hareketinin tehlikesini ortaya koyarak bu gruptaki alim olarak adlandırılan kişileri kutsallıktan çıkarmak olarak sıraladı.
İhvan-ı Müslimin ile mücadele etmek için uzun vadeli bir strateji oluşturmanın gereğini vurgulayan Useymin, İslam ülkelerinin bu dosya üzerinde sıkı ve ciddi bir şekilde çalışması, bu grubun tehlikesi ile genişlemesini sınırlamak ve kültürel ve sosyal etkinliklerini durdurmak için uzun çalışmalar yapılması gerektiğine dikkat çekti.
Aynı zamanda, bu grubun her alanda kalkınma yolunda bir engel olduğuna dikkat çekerek İİT’nin amaçlarından birinin, İslam dininin Müslüman Kardeşler'in çeşitli yollarla yok etmek için çalıştığı sanat ve kültürle çelişmediğini göstermek için festivaller kurduğunu dile getirdi.

Husi suçları
Husilerin uygulamalarının tüm uluslararası düzenlemeleri ve gelenekleri ihlal ettiğini belirten Useymin, bunun Husilerin Mekke'yi hedef alma sürecinden sonra, teşkilat  üyelerinin bakanlık toplantısının ardından verdiği bir karar olduğunu ve eylemlerinin  kınandığını söyledi.
Ayrıca teşkilatın Yemen halkının yanında olduğunu ve Yemenliler tarafından üzerinde anlaşılan kapsamlı ve adil siyasi çözümü desteklediğini belirten Useymin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yemen'deki meşruiyeti destekleyen Koalisyon güçlerinin liderliğinde, geçen 4 Nisan'da iki haftalık ateşkes ilan edilmesini memnuniyetle karşıladık. Bunu Koalisyon güçleri tarafından insani bir girişim olarak değerlendirdik. Ancak Husiler sürekli olarak barış fırsatlarını kaçırıyor.  Bu da büyük bir engel oluşturuyor. Taraflar bir araya gelmeli ve Husiler uluslararası kararlara uymalıdır.”

Libya'da barış
Useymin, Libya'da ateşkes olması gerektiğini ve İİT’nin Mısır'ın Libya krizini barışçıl bir şekilde çözme çabalarını memnuniyetle karşıladığını belirttiği açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Burada İslam İşbirliği Örgütü'nün hüküm ve ilkelerine uygun olarak Bakanlar Kurulu Zirvesi’nin Libya'da güvenliğin ve istikrarın geri dönmesini sağlamak, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak için krizi siyasi olarak çözecek olan Libya'da kapsamlı ateşkes çağrısını ve çabalarına yönelik kararları destekliyoruz. Tüm taraflar, bu girişimlerin gerçekleşmesi için silahları susturmalıdır.”

Koronavirüs ile mücadele
Teşkilatın İslam ülkelerinde koronavirüs salgının durumu ve gelişimini yakından takip ettiğini ifade eden Useymin, kendilerine bağlı üye ülkelerden en az gelişmiş olanlara özellikle sağlık sektöründe ve koronavirüs ile mücadelede destek sağladıklarını bildirdi. Teşkilatın Cidde’deki genel merkezinde Bangladeş, Afganistan ve Cibuti'den gelen heyetlere, bu ülkelerdeki sağlık bakanlıklarının salgının patlak vermesine karşı kapasitelerini desteklemek ve geliştirmek için İslami Dayanışma Fonu'ndan kendilerine tahsis edilen hibelerin verildiğini bildirdi.
Aynı zamanda üye devletlerin salgının ciddiyeti konusunda farkındalığı artırma çabalarını, İİT’nin sosyal medya platformlarında ve yol gösterici mesajlarında sunarak günlük olarak sürdürdüğünü vurguladı.

Kadınların rolü
Useymin açıklamasında, kadınlar hakkındaki başlıklarla İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından yakından ilgilenildiğini belirterek kadınların bilgi ve iletişim teknolojisi alanında desteklenmelerinin ve iş hayatında eşit fırsatlar sağlamak da dahil her alanda güçlendirilmelerinin önemini vurguladı. Bu alandaki ekonomik büyüme için daha fazla yatırıma ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Useymi kadınların ülkelerinin gelişiminde önemli rol oynadığını ve toplumlarında etkili olma hedeflerine ulaşmak için güvenilmesi ve desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Kadınları güçlendirmenin haklarını erkeklerle eşit hale getirmenin İİT’nin öncelikleri arasında yer alan İslami kanunlara da uygun olduğunu kaydetti. Ayrıca üye devletleri, İİT’nin kadınların ilerlemesi için belirlenen eylem planını ve kadınlara yönelik siyasi, ekonomik ve sosyal güçlendirme konusunda bakanlık kararlarını kadın sistemlerini gözden geçirmeye ve gerektiğinde değiştirmeye çağırdı.

Mezhep farklılıkları
Mezhep farklılıkları üzerine açıklamalarda bulunan Useymin,  İİT’nin üye devletleri arasında mezhep kaynaklı bir çatışma olmadığını vurgulayarak Şiilerin ve Sünnilerin yüzlerce yıldır bir arada yaşadığını, değişen tek şeyin politikalar olduğunu belirtti. Yeni durumda devrim ihraç etmek ve zafer elde etmek amacıyla siyasi bir proje olarak öne sürülen mezheplerin siyasi amaç için kullanılmaya başlandığına dikkat çekti.
Useymin açıklamasında, “Şunu fark etmeliyiz ki dinler siyasete dahil edildiğinde ihtilaflar yaşanması kaçınılmaz olur. Şu an yaşanan şey, kendilerini şeyh olarak adlandıranların taraflar arasındaki olayları alevlendirmesidir” dedi.
Useymin, politik sorunların siyasetçiler arasında çözülmesi gerektiğini ve düzeni bozabilecek durumların üstesinden gelmenin İİT’nin kuruluşundan bugüne kadar üzerinde çalıştığı konu olduğunu belirtti. “Ancak sorun, dini siyasete sürükleyerek bu sayede bir grubun diğerine karşı zafer elde etmeye çalışmasındadır. Bu teşkilatın tüm üyeleri için kabul edilemez ve reddedilen bir durumdur” ifadesini kullandı.

Suudi Arabistan’ın rolü
Useymin açıklamasında, Suudi Arabistan’ın Filistin meselesindeki istikrarlı duruşu da dahil olmak üzere birçok konudaki eylemleriyle her gün insan tacirlerinin eylemlerini çürüttüğünü, ayrıca ekonomik açıdan da desteğini artırarak üye ülkeler arasındaki büyüme oranını yüzde 25'e yükselttiğini belirtti. Suudi Arabistan'ın İslami Dayanışma Fonu'na acil yardım için milyonlarca dolar destek verdiğine dikkat çeken Useymin, bazı ülkeler UNRWA'ya yardım sağlamaktan vazgeçtiğinde Suudi Arabistan'ın UNRWA’ya önceki 160 milyon dolara ek olarak 50 milyon dolar ile büyük bir destek sağladığını vurguladı.
 
İslam İşbirliği Teşkilatı’nın rolü
Teşkilatın tanımında bir karışıklık ve yanlış anlaşılma olduğuna dikkat çeken Useymin, öncelikle uluslararası kurumların ve Genel Sekreterliğin devletlerin iradesinin bir yansıması olduğunu, kurumun siyaset yapmadığını, bunun uluslararası kuruluşlar için bir öncelik olduğunun anlaşılması gerektiğini söyledi.

Useymin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu ülkeler bir konu veya bir mesele üzerinde çalışmak isterse Genel Sekreterliğin görevi bu kararları ve politikaları uygulamaktır. Kararlar çıkarmak değildir. Ayrıca kurumun bir sorunu çözmek için askeri görevleri yerine getirecek bir ordusu yok. Bu yüzden İİT, İslam dininin sesi olan kapsamlı bir platformdur.  Siyaset, ekonomi ve kültür alanında tek bir pozisyon üzerinde anlaşıyoruz. Bu pozisyon herkes tarafından benimseniyor ve üzerinde herhangi bir anlaşmazlık söz konusu değil. Bununla ancak tek bir siyasi tutum formüle edebilirsiniz. Bu tabloyu açıklayan bir diğer faktör de dünya üzerindeki yaklaşık 1,7 milyar Müslüman nüfus olmasıdır. Bizler tek bir siyasi çerçevede çalışıyoruz. Çalışmalarımız, İslam dünyasının resmi veya resmi olmayan liderlerinin bir dizi konudaki tutumlarının ortak bir örneğini temsil ediyor.”



Suudi Arabistan ile BAE, İran saldırılarını görüştü

Prens Halid bin Selman bin Abdülaziz (SPA) – Şeyh Hamdan bin Muhammed bin Raşid (WAM)
Prens Halid bin Selman bin Abdülaziz (SPA) – Şeyh Hamdan bin Muhammed bin Raşid (WAM)
TT

Suudi Arabistan ile BAE, İran saldırılarını görüştü

Prens Halid bin Selman bin Abdülaziz (SPA) – Şeyh Hamdan bin Muhammed bin Raşid (WAM)
Prens Halid bin Selman bin Abdülaziz (SPA) – Şeyh Hamdan bin Muhammed bin Raşid (WAM)

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman bin Abdülaziz ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Başbakan Yardımcısı, Savunma Bakanı ve Dubai Veliaht Prensi Şeyh Hamdan bin Muhammed bin Raşid el-Maktum, bölgedeki son gelişmeleri ve son günlerde ülkeleri ile bazı kardeş ülkelere yönelik İran saldırılarını görüştü.

Prens Halid bin Selman, perşembe günü sosyal medya platformu X’te yaptığı paylaşımda, Şeyh Hamdan bin Muhammed ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini belirterek, “İran’ın Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve kardeş ülkelere yönelik saldırganlığını kınadık. Bu saldırılar karşısında tam dayanışmamızı teyit ettik ve alınacak tüm tedbirler için tüm imkânlarımızı seferber edeceğimizi vurguladık” ifadelerini kullandı.

BAE resmi haber ajansının aktardığına göre iki taraf, görüşmede uluslararası anlaşmaları, devletlerin egemenliğini, güvenliğini ve halklarının emniyetini açık şekilde ihlal eden bu saldırıları kınadı. Taraflar ayrıca söz konusu saldırıların bölgesel ve uluslararası güvenlik ile istikrarın geleceği açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.

Ajans ayrıca Prens Halid bin Selman ile Şeyh Hamdan bin Muhammed’in, Suudi Arabistan ve BAE’nin kendi imkânlarını korumak ve topraklarında yaşayan herkesin güvenliğini sağlamak amacıyla gerekli tüm tedbirleri alma haklarını saklı tuttuklarını vurguladıklarını bildirdi.

İran saldırılarının başladığı geçen cumartesi gününden bu yana Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Selman bin Abdülaziz de BAE Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid el-Nehyan ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Prens Muhammed bin Selman görüşmede ülkesinin BAE ile tam dayanışma içinde olduğunu ve yanında durduğunu ifade etti.

Prens Muhammed bin Selman ayrıca Suudi Arabistan’ın, kardeş ülkelerin İran saldırılarına karşı alacakları tüm önlemlerde onları desteklemek için tüm imkânlarını seferber etmeye hazır olduğunu vurguladı.

BAE resmi haber ajansı, iki liderin görüşmede “bölgede yaşanan gelişmeler ile İran’ın BAE toprakları ve bazı kardeş ülkeleri hedef alan açık saldırılarını” ele aldıklarını bildirdi.

Ajans, BAE Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid’in de “kardeş Suudi Arabistan’ın tutumu, dayanışması ve BAE’ye verdiği destek” nedeniyle teşekkür ve takdirlerini dile getirdiğini aktardı.


Suudi Arabistan Veliaht Prensi, devlet başkanlarıyla bölgesel gelişmeleri görüştü

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (SPA)
TT

Suudi Arabistan Veliaht Prensi, devlet başkanlarıyla bölgesel gelişmeleri görüştü

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdulaziz, Başbakan sıfatıyla Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Çad Cumhurbaşkanı Muhammed Idris ve Senegal Cumhurbaşkanı Bassirou Diomaye Faye ile bölgedeki mevcut askeri gerilimdeki son gelişmeleri görüştü.

Şarku'l Avsat'ın Suudi Arabistan Basın Ajansı SPA’dan aktardığına göre bu gelişme Prens Muhammed bin Selman'ın Kazakistan, Çad ve Senegal cumhurbaşkanlarından aldığı telefon görüşmeleri sırasında ortaya çıktı; görüşmelerde cumhurbaşkanları, İran'ın Suudi Arabistan'a yönelik gerçekleştirdiği iğrenç saldırıların ardından ülkelerinin Krallık ile dayanışma içinde olduğunu teyit ettiler.

Liderler, Suudi Arabistan'ın egemenliğinin herhangi bir şekilde ihlal edilmesini veya güvenliğine ve istikrarına yönelik herhangi bir tehdidi reddettiklerini vurgulayarak, ülkenin güvenliğini korumak ve topraklarını güvence altına almak için aldığı önlemlere desteklerini ifade ettiler.


Suudi Arabistan: Yurt içi hacı adayları için paket rezervasyonlar başladı

Yurt içi hacı adayları için en uygun olan paketin seçilmesine olanak sağlanıyor. (Fotoğraf: Beşir Salih)
Yurt içi hacı adayları için en uygun olan paketin seçilmesine olanak sağlanıyor. (Fotoğraf: Beşir Salih)
TT

Suudi Arabistan: Yurt içi hacı adayları için paket rezervasyonlar başladı

Yurt içi hacı adayları için en uygun olan paketin seçilmesine olanak sağlanıyor. (Fotoğraf: Beşir Salih)
Yurt içi hacı adayları için en uygun olan paketin seçilmesine olanak sağlanıyor. (Fotoğraf: Beşir Salih)

Suudi Arabistan, bu yılki hac sezonu için vatandaşlar ve geçerli oturum iznine sahip yabancıların hac ibadetini yerine getirebilmesi amacıyla paket rezervasyon aşamasının başladığını duyurdu. Rezervasyonların, Nusuk uygulaması ve resmi internet sitesi üzerinden yapılacağı bildirildi. Bu adımın, 23 Şubat’ta duyurulan veri kayıt sürecinin devamı niteliğinde olduğu ifade edildi.

Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, başvuru sahiplerinin sunulan paketleri inceleyip kendilerine uygun olanı seçebilecekleri, ardından rezervasyon faturası oluşturup ‘SADAD’ ödeme sistemi üzerinden ödeme yapabilecekleri belirtildi. Açıklamada, bu dijital süreçlerin kontenjanların düzenlenmesi ve fırsatların adil şekilde dağıtılması amacıyla oluşturulduğu kaydedildi.

Bakanlık, rezervasyon faturalarının ödeme süresinin 14 Mayıs’a kadar 72 saat olduğunu, 15 Mayıs’tan itibaren ise bu sürenin 6 saate düşürüleceğini bildirdi. Belirlenen süre içinde ödeme yapılmaması halinde rezervasyonun otomatik olarak iptal edileceği aktarıldı.

Rezervasyon iptal taleplerinin ise yürürlükteki politika doğrultusunda değerlendirileceği ifade edildi. Buna göre, hac izni düzenlenmeden önce ve 18 Nisan’a kadar yapılan iptallerde herhangi bir kesinti uygulanmayacak. İzin düzenlendikten sonra yapılacak iptallerde ise talep tarihine göre belirlenen kesintiler uygulanacak. 18 Mayıs’tan itibaren platform kapanana kadar yapılan iptallerde ödenen ücretler iade edilmeyecek.

Bakanlık, hac ibadetini yerine getirmek isteyenleri paket rezervasyonlarını yapmaya ve belirlenen süre içinde ödemelerini tamamlamaya çağırırken, sözleşme onaylanmadan önce paketlerin detayları ve şartlarının dikkatle incelenmesi gerektiğini vurguladı. Tüm işlemlerin Nusuk uygulaması veya resmi internet sitesi üzerinden elektronik olarak gerçekleştirileceği belirtildi.