İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri el-Useymin: DEAŞ’tan daha tehlikeli olan İhvan ile yüzleşilmesi gerekiyor

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
TT

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri el-Useymin: DEAŞ’tan daha tehlikeli olan İhvan ile yüzleşilmesi gerekiyor

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin, Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajda son dönemde ortaya çıkan koronavirüs salgını ve İslam dünyasından bazı ülkelerin karşılaştığı zorluklar ışığında İİT’nin oynadığı role ilişkin açıklamalarda bulundu.
Useymin, İhvan-ı Müslimin Örgütü’nün (Müslüman Kardeşler) DEAŞ’tan daha tehlikeli olduğunu ve topluma nüfuz etmesini durdurmak için mümkün olan tüm yollarla mücadele edilmesi gerektiğini belirti. Örgütün eylemleriyle mücadele ve ifşa edilmesi için uzun vadeli bir strateji geliştirme çağrısında bulundu.
Mezhep farklılıkları üzerine açıklamalarda bulunan Useymin,  İİT’nin üye devletleri arasında mezhep kaynaklı bir çatışma olmadığını vurgulayarak Şiilerin ve Sünnilerin yüzlerce yıldır bir arada yaşadığını, değişen tek şeyin politikalar olduğunu belirtti. Yeni durumda devrim ihraç etmek ve zafer elde etmek amacıyla siyasi bir proje olarak öne sürülen mezheplerin siyasi amaç için kullanılmaya başlandığına dikkat çekti.
Useymin, İİT’nin çalışmaları hakkındaki açıklamasında Genel Sekreterliğin devletlerin iradesinin yansıması olduğunu ve kurumun siyaset üretmediğini vurguladı. Bu ülkelerin bir konu veya bir mesele hakkında çalışılmasını istediğinde Genel Sekreterliğin görevinin bu kararları ve politikaları uygulamak olduğunu belirtti. İİT’nin İslam dininin sesi olan kapsamlı bir platform olduğunu kaydetti.

Terörle Mücadele
Useymin, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın teröre karşı tutumunun açık ve net olduğunu; fikri, mali veya bir hareket olarak olsun, her türlü terörizmin reddedilerek masum görülmediğini söyledi. Açıklamasını şöyle sürdürdü:
“İİT sözlüğünde aşırılık yanlısı bir terörist eyleme hiçbir gerekçe yoktur. İslam, merhamet ve barışa dayanan ılımlı bir dindir. Bu ilke sadece bir fikir değil, İİT’nin temel ilkesidir. Teşkilat olarak İslam dünyasında veya dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleşen her türlü terör eylemini kınıyoruz. Din, dil ırk ve renk gözetmeksizin terör eylemi gerçekleştiren herkese cevabımız aynı olacak ve terörizme karşı durmaya devam edeceğiz.”
Bu tür cezai eylemleri gerçekleştirmenin hiçbir gerekçesi olmadığını vurgulayan Useymin açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Batı ülkelerinde demokrasi ve rahat bir yaşam söz konusu. İşsizler gelirleri yoksa yardım alıyorlar. Fakat biz vatandaşlarımızın çoğunun DEAŞ’e bağlı olduğunu görüyoruz. Yoksulluğun insanları terörist eylemler yapmaya zorlamasının doğrudan bir nedeni olduğunu düşünmüyorum. Evet, bunun sebeplerinden biri olabilir ancak gerekçe olarak en başta fikir ve inanç geliyor. Dünyadaki 90 ülkeden vatandaşların DEAŞ’a bağlı olduğunu gösteren rakamlar da bunu doğruluyor.”
Bu durumun “İslami terörizmi veya islamofobiyi geçersiz kıldığını” belirten Useymin bu nedenle terörizm suçlamasını İslam dinine veya Müslümanlara bağlamanın zor olduğunu kaydetti. Bu tür eylemleri gerçekleştiren az sayıda Müslüman olduğunu, bunun dünyadaki yaklaşık 1,7 milyar  Müslümanın ne kadarını oluşturduğuna dikkat çekerek terörizmin belirli bir formu veya adı olmadığını ifade etti.

Diasporadaki Müslümanlar
İİT Başkanı ayrıca Müslümanlara ve diasporada İslam dinini savunmak için üstlendikleri rollere dikkat çektiği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Batı ülkelerindeki Müslümanlar için aktif bir rol olmalı. Sessiz bir çoğunluğa sahipler. Örneğin, Avrupa ve Rusya'da yaklaşık 65 milyon nüfus var ancak sesleri yok. İslam dinini daha iyi savunabilmek için tek bir cephede yer almıyorlar. İslami liderlerin büyük bir bölümü İslam dinini savunmada ve terörizmi reddetmekte önemli rol oynamalı. Müslümanların bu ülkelerde karşılaştıkları en önemli sorun, bir mahallede birlikte yaşamaları ve çevrelerine entegre olmamalarıdır. Geldikleri ülkelerin kıyafetlerini giyen ve ülkelerinde uyguladıkları gelenek ve görenekleri orada devam ettiren bu insanlar  yaşadıkları ülkede bir farklılıkla karşılaştıklarında kimlik sorunu ortaya çıkıyor. Sonuç olarak terörist örgütlerin sömürdüğü bu farklılıklar beliriyor. İİT’nin terörizmle mücadele çabaları arasında İslami olmayan ve ne yazık ki terörizm olgusunun ortaya çıkmaya başladığı ülkelerdeki Müslüman toplumlara ‘Yaşadığınız ülkelerin yasalarına saygı göstermeniz gerekiyor. Uymayacaksanız neden oraya gittiniz?’ sorusunu hatırlatmak yer alıyor.”

İhvan-ı Müslimin tehlikesi
İslam ve dünya için en tehlikeli olan gruplara da değinen Useymin, İhvan-ı Müslimin’in aslen bir suç grubu olan DEAŞ’tan daha tehlikeli olduğunu, İhvan’ın nüfuz eden bir grup olarak içinde yaşadıkları ülkelerin ve toplumların avukat, doktor, parlamenter ve üniversite profesörü gibi birçok kadroda etkili olduğunu vurguladı.  İhvan-ı Müslimin’in imparatorluğunu oluşturarak iktidara sahip olmak için aşağıdan yukarıya doğru giden bir stratejisinin olduğunu ve toplumun en alt tabakasına nüfuz edip hakimiyeti eline aldıklarını belirtti. Useymin, İhvan’ın suç eylemlerini hayata geçirmek için takiye ilkeleriyle hareket ettiğini vurguladı.
Useymin konuya dair üç temel nokta belirledi. Bunları söz konusu tehlikeyle yüzleşmek, sorunun varlığını kabul etmek ve planlarını ortaya çıkarmak. Ayrıca ekonomik ve sosyal olarak geride kalmak ve kalkınma çalışmalarının durmasına neden olmak gibi içinde bulunduğu çevreyi nasıl bir bölgeye dönüştürdüğünü bilmeyen halk arasında İhvan hareketinin tehlikesini ortaya koyarak bu gruptaki alim olarak adlandırılan kişileri kutsallıktan çıkarmak olarak sıraladı.
İhvan-ı Müslimin ile mücadele etmek için uzun vadeli bir strateji oluşturmanın gereğini vurgulayan Useymin, İslam ülkelerinin bu dosya üzerinde sıkı ve ciddi bir şekilde çalışması, bu grubun tehlikesi ile genişlemesini sınırlamak ve kültürel ve sosyal etkinliklerini durdurmak için uzun çalışmalar yapılması gerektiğine dikkat çekti.
Aynı zamanda, bu grubun her alanda kalkınma yolunda bir engel olduğuna dikkat çekerek İİT’nin amaçlarından birinin, İslam dininin Müslüman Kardeşler'in çeşitli yollarla yok etmek için çalıştığı sanat ve kültürle çelişmediğini göstermek için festivaller kurduğunu dile getirdi.

Husi suçları
Husilerin uygulamalarının tüm uluslararası düzenlemeleri ve gelenekleri ihlal ettiğini belirten Useymin, bunun Husilerin Mekke'yi hedef alma sürecinden sonra, teşkilat  üyelerinin bakanlık toplantısının ardından verdiği bir karar olduğunu ve eylemlerinin  kınandığını söyledi.
Ayrıca teşkilatın Yemen halkının yanında olduğunu ve Yemenliler tarafından üzerinde anlaşılan kapsamlı ve adil siyasi çözümü desteklediğini belirten Useymin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yemen'deki meşruiyeti destekleyen Koalisyon güçlerinin liderliğinde, geçen 4 Nisan'da iki haftalık ateşkes ilan edilmesini memnuniyetle karşıladık. Bunu Koalisyon güçleri tarafından insani bir girişim olarak değerlendirdik. Ancak Husiler sürekli olarak barış fırsatlarını kaçırıyor.  Bu da büyük bir engel oluşturuyor. Taraflar bir araya gelmeli ve Husiler uluslararası kararlara uymalıdır.”

Libya'da barış
Useymin, Libya'da ateşkes olması gerektiğini ve İİT’nin Mısır'ın Libya krizini barışçıl bir şekilde çözme çabalarını memnuniyetle karşıladığını belirttiği açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Burada İslam İşbirliği Örgütü'nün hüküm ve ilkelerine uygun olarak Bakanlar Kurulu Zirvesi’nin Libya'da güvenliğin ve istikrarın geri dönmesini sağlamak, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak için krizi siyasi olarak çözecek olan Libya'da kapsamlı ateşkes çağrısını ve çabalarına yönelik kararları destekliyoruz. Tüm taraflar, bu girişimlerin gerçekleşmesi için silahları susturmalıdır.”

Koronavirüs ile mücadele
Teşkilatın İslam ülkelerinde koronavirüs salgının durumu ve gelişimini yakından takip ettiğini ifade eden Useymin, kendilerine bağlı üye ülkelerden en az gelişmiş olanlara özellikle sağlık sektöründe ve koronavirüs ile mücadelede destek sağladıklarını bildirdi. Teşkilatın Cidde’deki genel merkezinde Bangladeş, Afganistan ve Cibuti'den gelen heyetlere, bu ülkelerdeki sağlık bakanlıklarının salgının patlak vermesine karşı kapasitelerini desteklemek ve geliştirmek için İslami Dayanışma Fonu'ndan kendilerine tahsis edilen hibelerin verildiğini bildirdi.
Aynı zamanda üye devletlerin salgının ciddiyeti konusunda farkındalığı artırma çabalarını, İİT’nin sosyal medya platformlarında ve yol gösterici mesajlarında sunarak günlük olarak sürdürdüğünü vurguladı.

Kadınların rolü
Useymin açıklamasında, kadınlar hakkındaki başlıklarla İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından yakından ilgilenildiğini belirterek kadınların bilgi ve iletişim teknolojisi alanında desteklenmelerinin ve iş hayatında eşit fırsatlar sağlamak da dahil her alanda güçlendirilmelerinin önemini vurguladı. Bu alandaki ekonomik büyüme için daha fazla yatırıma ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Useymi kadınların ülkelerinin gelişiminde önemli rol oynadığını ve toplumlarında etkili olma hedeflerine ulaşmak için güvenilmesi ve desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Kadınları güçlendirmenin haklarını erkeklerle eşit hale getirmenin İİT’nin öncelikleri arasında yer alan İslami kanunlara da uygun olduğunu kaydetti. Ayrıca üye devletleri, İİT’nin kadınların ilerlemesi için belirlenen eylem planını ve kadınlara yönelik siyasi, ekonomik ve sosyal güçlendirme konusunda bakanlık kararlarını kadın sistemlerini gözden geçirmeye ve gerektiğinde değiştirmeye çağırdı.

Mezhep farklılıkları
Mezhep farklılıkları üzerine açıklamalarda bulunan Useymin,  İİT’nin üye devletleri arasında mezhep kaynaklı bir çatışma olmadığını vurgulayarak Şiilerin ve Sünnilerin yüzlerce yıldır bir arada yaşadığını, değişen tek şeyin politikalar olduğunu belirtti. Yeni durumda devrim ihraç etmek ve zafer elde etmek amacıyla siyasi bir proje olarak öne sürülen mezheplerin siyasi amaç için kullanılmaya başlandığına dikkat çekti.
Useymin açıklamasında, “Şunu fark etmeliyiz ki dinler siyasete dahil edildiğinde ihtilaflar yaşanması kaçınılmaz olur. Şu an yaşanan şey, kendilerini şeyh olarak adlandıranların taraflar arasındaki olayları alevlendirmesidir” dedi.
Useymin, politik sorunların siyasetçiler arasında çözülmesi gerektiğini ve düzeni bozabilecek durumların üstesinden gelmenin İİT’nin kuruluşundan bugüne kadar üzerinde çalıştığı konu olduğunu belirtti. “Ancak sorun, dini siyasete sürükleyerek bu sayede bir grubun diğerine karşı zafer elde etmeye çalışmasındadır. Bu teşkilatın tüm üyeleri için kabul edilemez ve reddedilen bir durumdur” ifadesini kullandı.

Suudi Arabistan’ın rolü
Useymin açıklamasında, Suudi Arabistan’ın Filistin meselesindeki istikrarlı duruşu da dahil olmak üzere birçok konudaki eylemleriyle her gün insan tacirlerinin eylemlerini çürüttüğünü, ayrıca ekonomik açıdan da desteğini artırarak üye ülkeler arasındaki büyüme oranını yüzde 25'e yükselttiğini belirtti. Suudi Arabistan'ın İslami Dayanışma Fonu'na acil yardım için milyonlarca dolar destek verdiğine dikkat çeken Useymin, bazı ülkeler UNRWA'ya yardım sağlamaktan vazgeçtiğinde Suudi Arabistan'ın UNRWA’ya önceki 160 milyon dolara ek olarak 50 milyon dolar ile büyük bir destek sağladığını vurguladı.
 
İslam İşbirliği Teşkilatı’nın rolü
Teşkilatın tanımında bir karışıklık ve yanlış anlaşılma olduğuna dikkat çeken Useymin, öncelikle uluslararası kurumların ve Genel Sekreterliğin devletlerin iradesinin bir yansıması olduğunu, kurumun siyaset yapmadığını, bunun uluslararası kuruluşlar için bir öncelik olduğunun anlaşılması gerektiğini söyledi.

Useymin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu ülkeler bir konu veya bir mesele üzerinde çalışmak isterse Genel Sekreterliğin görevi bu kararları ve politikaları uygulamaktır. Kararlar çıkarmak değildir. Ayrıca kurumun bir sorunu çözmek için askeri görevleri yerine getirecek bir ordusu yok. Bu yüzden İİT, İslam dininin sesi olan kapsamlı bir platformdur.  Siyaset, ekonomi ve kültür alanında tek bir pozisyon üzerinde anlaşıyoruz. Bu pozisyon herkes tarafından benimseniyor ve üzerinde herhangi bir anlaşmazlık söz konusu değil. Bununla ancak tek bir siyasi tutum formüle edebilirsiniz. Bu tabloyu açıklayan bir diğer faktör de dünya üzerindeki yaklaşık 1,7 milyar Müslüman nüfus olmasıdır. Bizler tek bir siyasi çerçevede çalışıyoruz. Çalışmalarımız, İslam dünyasının resmi veya resmi olmayan liderlerinin bir dizi konudaki tutumlarının ortak bir örneğini temsil ediyor.”



Vizyon 2030, performans göstergelerinin yüzde 93’ünü gerçekleştirerek üçüncü aşamasına girdi

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)
TT

Vizyon 2030, performans göstergelerinin yüzde 93’ünü gerçekleştirerek üçüncü aşamasına girdi

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)

Zeyneb Ali

Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz, ülkesinin Vizyon 2030 kazanımlarıyla daha iyi bir geleceğe doğru ilerlediğini, kapsamlı kalkınma hedefi doğrultusunda sahip olunan kaynakların ve avantajların örnek bir şekilde değerlendirildiğini belirtti. Veliaht Prens Muhammed bin Selman ise Vizyon 2030 kapsamında geçen on yılın ardından ülkenin kapsamlı kalkınmada istisnai ve dönüşümsel bir model sunduğunu, vizyonların somut sonuçlara dönüştürüldüğünü ifade etti. Bu başarının, ülke vatandaşlarının iradesi ve kurumların etkin çalışması sayesinde gerçekleştiğini vurgulayan Veliaht Prens, son yıllarda elde edilen kazanımların çabaların artırılması ve planların güçlendirilmesi yönünde büyük bir sorumluluk doğurduğunu kaydetti. Açıklamasında, bu kazanımların sürdürülebilirliğinin sağlanmasının ve ülkenin daha ileriye taşınmasının temel hedef olduğunu dile getirdi.

Bu açıklamalar, 2025 yılı Vizyon 2030 yıllık raporunun giriş bölümünde yer aldı. Raporda, Suudi Arabistan’ın 2026 yılı itibarıyla Vizyon 2030’un üçüncü aşamasına geçtiği, bu aşamanın 2030’a kadar süreceği belirtildi. On yıllık ekonomik ve sosyal reform süreci boyunca ulusal ekonominin çeşitlendirme ve sürdürülebilir büyüme hedefleri doğrultusunda yeniden şekillendirildiği, performans göstergelerinin yüzde 93’ünün hedeflere ulaştığı ifade edildi.

Vizyon 2030 üç uygulama aşamasına dayanıyor ve her biri beş yıl sürüyor. 2016-2020 dönemini kapsayan ilk aşamada yasal ve kurumsal altyapı oluşturuldu; bu kapsamda düzenlemeler çıkarıldı, yeni kurumlar kuruldu ve Kamu Yatırım Fonu (PIF) ekonominin itici gücü olacak şekilde yeniden yapılandırıldı.

2021-2025 dönemini kapsayan ikinci aşamada ise ulusal stratejilerin uygulanma hızı sektörler ve bölgeler genelinde arttı. Bu süreçte ülke, ekonomik dönüşümün ortaya çıkardığı yeni büyüme fırsatlarına yatırım yaptı.

Başarı oranları

Vizyon programlarının başarı oranları

Resmi verilere göre, vizyon programlarına ait performans göstergelerinin yüzde 93’ü yıllık hedeflerine ulaştı, bu hedefleri aştı ya da gerçekleştirmeye yaklaştı.

Toplam 390 aktif göstergeden 309’u ara hedeflerini yakaladı veya aştı. 52 gösterge ise yüzde 85 ile 99 arasında değişen oranlarla hedeflerine yaklaşmış durumda.

Girişimler açısından bakıldığında, toplam bin 290 girişim hayata geçirilirken, bunların 935’i vizyonun başlangıcından bu yana tamamlandı. 225 girişim ise planlandığı şekilde ilerliyor. Böylece girişimlerin yüzde 90’ının tamamlandığı ya da hedeflenen doğrultuda ilerlediği belirtiliyor.

başarı

Olumlu ekonomik göstergeler

2025 yılı verileri, ekonomik dönüşüm sürecini yansıtan bir dizi göstergenin kayda geçtiğini ortaya koyuyor. Buna göre, reel gayrisafi yurt içi hasıla (GSYİH) 2024’e kıyasla yüzde 4,5 oranında büyüme gösterdi. Bu oran, son üç yılın en yüksek yıllık ekonomik büyümesi olarak kayıtlara geçti. Aynı dönemde, petrol dışı faaliyetlerin ulusal ekonomideki payının toplamın yarısını aştığı belirtildi.

İşgücü piyasasında ise Suudi vatandaşlar arasındaki işsizlik oranı 2025 yılı sonunda yüzde 7,2’ye geriledi. Bu oran, 2016 sonunda kaydedilen yüzde 12,3 seviyesine kıyasla önemli bir düşüşe işaret ediyor. Söz konusu iyileşmenin, ekonomik sektörlerdeki büyüme ve iş gücü piyasasına yönelik reformlardan kaynaklandığı ifade ediliyor.

Enflasyon oranı ise yıl boyunca görece istikrarlı bir seyir izleyerek yüzde 2 seviyesinde gerçekleşti.

Kredi notu cephesinde, büyük uluslararası derecelendirme kuruluşları Suudi Arabistan’ın egemen borçlanma notlarına ilişkin olumlu değerlendirmelerini sürdürdü. Moody’s ülkenin kredi notunu ‘Aa3’ seviyesinde ve ‘durağan’ görünümle teyit ederken, Fitch Ratings ve Standard & Poor’s ise ‘A+’ notunu ve yine ‘durağan’ görünümü korudu.

Uluslararası tahminler farklılık gösteriyor

Uluslararası kuruluşların Suudi Arabistan ekonomisinin gelecek yıllardaki büyümesine ilişkin beklentileri farklılık gösteriyor. Uluslararası Para Fonu (IMF), 2026 yılında yüzde 3,1, 2027 yılında ise yüzde 4,5 büyüme öngörürken, Dünya Bankası aynı yıllar için sırasıyla yüzde 4,3 ve yüzde 4,4 oranlarında daha yüksek tahminlerde bulunuyor.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ise büyümenin 2026’da yüzde 4, 2027’de ise yüzde 3,6 seviyesinde gerçekleşeceğini tahmin ediyor. Öte yandan Suudi Arabistan Maliye Bakanlığı, 2025 bütçesi kapsamında 2026 için yüzde 4,6, 2027 için ise yüzde 3,7 oranında büyüme öngörüsünde bulundu.

Toplumsal ve sektörel dönüşümler

Sosyal alanda, Suudi Arabistanlı ailelerin konut sahipliği oranında artış kaydedilirken, nüfus arasında fiziksel aktivite yapma oranının da yükseldiği belirtildi. Şarku'l Avsat'ın resmi verilerden aktardığına göre, petrol dışı ihracat sanayi büyümesi ve lojistik altyapının geliştirilmesi sayesinde tarihi seviyelere ulaştı. Ayrıca ülkenin küresel rekabetçilik endeksindeki sıralamasında da iyileşme yaşandı.

Kamu hizmetlerinin dijitalleştirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğü, vatandaşların veri, bilgi ve çeşitli belgelere erişiminin kolaylaştırıldığı ifade edildi. Bunun yanı sıra, gönüllülük faaliyetlerine katılımın ve farklı alanlardaki gönüllü iş fırsatlarının da genişlediği kaydedildi.

Üçüncü aşama: Süreklilik ve uyum

Vizyon, uzun vadeli hedeflerini koruyarak üçüncü aşamasına giriyor ve yeni dönemin gerekliliklerine uygun şekilde uygulama yöntemlerini uyarlıyor. Resmî belgelere göre, performans göstergelerinin izlenmesine yönelik yönetişim ve düzenli takip çerçevesi, ilerlemenin ölçülmesi ve gerektiğinde sürecin yeniden yönlendirilmesi için temel bir araç olmaya devam edecek. Küresel ekonomik koşullardaki değişkenlikler nedeniyle, uygulamada esnekliğin ve ulusal önceliklere göre verimli harcama yönetiminin önem kazandığı vurgulanıyor.


Suudi Arabistan, Irak'tan Kuveyt'e yönelik İHA saldırılarını kınadı

Kuveytli yetkililer olaya müdahale etmek için gerekli önlemleri derhal almaya başladı (KUNA)
Kuveytli yetkililer olaya müdahale etmek için gerekli önlemleri derhal almaya başladı (KUNA)
TT

Suudi Arabistan, Irak'tan Kuveyt'e yönelik İHA saldırılarını kınadı

Kuveytli yetkililer olaya müdahale etmek için gerekli önlemleri derhal almaya başladı (KUNA)
Kuveytli yetkililer olaya müdahale etmek için gerekli önlemleri derhal almaya başladı (KUNA)

Suudi Arabistan, Kuveyt’in kuzey kara sınırındaki iki noktaya Irak’tan gelen insansız hava araçlarıyla (İHA) düzenlenen saldırıyı en sert ifadelerle kınadı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı’nın dün yayımladığı açıklamada, ülkelerin egemenliğinin ihlal edilmesine ve bölge güvenliği ile istikrarının tehdit edilmesine kesin bir şekilde karşı çıkıldığı vurgulandı. Açıklamada ayrıca Irak hükümetine, Körfez ülkelerine yönelik bu tür tehditlere karşı sorumlulukla hareket etme çağrısı yinelendi.

Riyad yönetimi, Kuveyt hükümeti ve halkıyla dayanışma içinde olduğunu ifade ederek, ülkenin egemenliğini, güvenliğini ve istikrarını korumaya yönelik aldığı tüm önlemlere tam desteğini belirtti.

Kuveyt Savunma Bakanlığı Sözcüsü Kurmay Albay Suud el-Atvan ise yaptığı açıklamada, cuma sabahı ülkenin iki sınır noktasının Irak’tan gelen, fiber optik kablolarla yönlendirilen iki bombalı insansız hava aracıyla (SİHA) hedef alındığını bildirdi.

El-Atvan, saldırı sonucu maddi hasar meydana geldiğini ancak herhangi bir can kaybı yaşanmadığını belirterek, ilgili birimlerin olayla ilgili gerekli önlemleri derhal almaya başladığını kaydetti.

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı’nın, daha önce 4 Mart’ta Irak’ın Kuveyt’teki maslahatgüzarını çağırarak Iraklı gruplar tarafından ülke topraklarının hedef alınması nedeniyle protesto notası verdiği hatırlatıldı.

Öte yandan Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, Kuveyt’teki sınır noktalarını hedef alan saldırıları en sert şekilde kınadı. Budeyvi, bu tür saldırıların sürmesinin iyi komşuluk ilkeleri ile uluslararası hukuk ve teamüllerin açık ihlali olduğunu vurguladı.

Budeyvi ayrıca, Körfez İşbirliği Konseyi’nin Kuveyt ile tam dayanışma içinde olduğunu ve ülkenin egemenliğini, güvenliğini ve istikrarını korumaya yönelik bütün adımlarını desteklediğini ifade etti.


Suudi Arabistan Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, bölgesel ve uluslararası gelişmeleri görüştü

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cuma günü Cidde'de Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskiy ile yaptığı görüşmeden bir kare (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cuma günü Cidde'de Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskiy ile yaptığı görüşmeden bir kare (SPA)
TT

Suudi Arabistan Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, bölgesel ve uluslararası gelişmeleri görüştü

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cuma günü Cidde'de Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskiy ile yaptığı görüşmeden bir kare (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cuma günü Cidde'de Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskiy ile yaptığı görüşmeden bir kare (SPA)

Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile Zelenskiy, Cidde’de gerçekleştirdikleri görüşmede başta Ortadoğu’daki gelişmeler ve Ukrayna krizi olmak üzere güncel bölgesel ve küresel meseleleri ele aldı. Görüşmede ayrıca iki ülke arasındaki ikili ilişkiler, iş birliği alanları ve bu alanların geliştirilmesine yönelik fırsatlar değerlendirildi.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada toplantıyı “son derece verimli” olarak nitelendirdi. X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, ülkesinin Suudi Arabistan ile güvenlik, enerji ve gıda alanlarında bir anlaşma üzerinde çalıştığını belirtti.

dfvbfd
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskiy arasında Cuma günü Cidde'de gerçekleşen görüşmeden bir kare (SPA)

Görüşmeye Suudi Arabistan tarafından Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve Devlet Bakanı, Ulusal Güvenlik Danışmanı Musad el-Ayban katıldı.

Ukrayna heyetinde ise Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi Sekreteri Rüstem Umerov, Dışişleri Bakanı Andriy Sibiha ve Genelkurmay Başkanı Andriy Hnatov yer aldı.

frgtnytn
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, cuma günü Cidde’ye varışında (Mekke Bölgesi Emirliği)

Zelenskiy, cuma günü erken saatlerde Cidde’ye ulaşmış ve Kral Abdülaziz Uluslararası Havalimanı’nda Mekke Bölgesi Emir Yardımcısı Prens Suud bin Meşal bin Abdülaziz, Cidde Belediye Başkanı Salih et-Turki, iki ülkenin büyükelçileri ve yetkililer tarafından karşılanmıştı.

Öte yandan, Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Çekya Başbakanı Andrej Babiš’ten ikili ilişkilere dair yazılı bir mesaj aldı. Mesaj, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan tarafından, Cidde’de Çekya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Petr Fiala ile yapılan görüşme sırasında teslim alındı.