İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri el-Useymin: DEAŞ’tan daha tehlikeli olan İhvan ile yüzleşilmesi gerekiyor

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
TT

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri el-Useymin: DEAŞ’tan daha tehlikeli olan İhvan ile yüzleşilmesi gerekiyor

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin, Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajda son dönemde ortaya çıkan koronavirüs salgını ve İslam dünyasından bazı ülkelerin karşılaştığı zorluklar ışığında İİT’nin oynadığı role ilişkin açıklamalarda bulundu.
Useymin, İhvan-ı Müslimin Örgütü’nün (Müslüman Kardeşler) DEAŞ’tan daha tehlikeli olduğunu ve topluma nüfuz etmesini durdurmak için mümkün olan tüm yollarla mücadele edilmesi gerektiğini belirti. Örgütün eylemleriyle mücadele ve ifşa edilmesi için uzun vadeli bir strateji geliştirme çağrısında bulundu.
Mezhep farklılıkları üzerine açıklamalarda bulunan Useymin,  İİT’nin üye devletleri arasında mezhep kaynaklı bir çatışma olmadığını vurgulayarak Şiilerin ve Sünnilerin yüzlerce yıldır bir arada yaşadığını, değişen tek şeyin politikalar olduğunu belirtti. Yeni durumda devrim ihraç etmek ve zafer elde etmek amacıyla siyasi bir proje olarak öne sürülen mezheplerin siyasi amaç için kullanılmaya başlandığına dikkat çekti.
Useymin, İİT’nin çalışmaları hakkındaki açıklamasında Genel Sekreterliğin devletlerin iradesinin yansıması olduğunu ve kurumun siyaset üretmediğini vurguladı. Bu ülkelerin bir konu veya bir mesele hakkında çalışılmasını istediğinde Genel Sekreterliğin görevinin bu kararları ve politikaları uygulamak olduğunu belirtti. İİT’nin İslam dininin sesi olan kapsamlı bir platform olduğunu kaydetti.

Terörle Mücadele
Useymin, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın teröre karşı tutumunun açık ve net olduğunu; fikri, mali veya bir hareket olarak olsun, her türlü terörizmin reddedilerek masum görülmediğini söyledi. Açıklamasını şöyle sürdürdü:
“İİT sözlüğünde aşırılık yanlısı bir terörist eyleme hiçbir gerekçe yoktur. İslam, merhamet ve barışa dayanan ılımlı bir dindir. Bu ilke sadece bir fikir değil, İİT’nin temel ilkesidir. Teşkilat olarak İslam dünyasında veya dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleşen her türlü terör eylemini kınıyoruz. Din, dil ırk ve renk gözetmeksizin terör eylemi gerçekleştiren herkese cevabımız aynı olacak ve terörizme karşı durmaya devam edeceğiz.”
Bu tür cezai eylemleri gerçekleştirmenin hiçbir gerekçesi olmadığını vurgulayan Useymin açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Batı ülkelerinde demokrasi ve rahat bir yaşam söz konusu. İşsizler gelirleri yoksa yardım alıyorlar. Fakat biz vatandaşlarımızın çoğunun DEAŞ’e bağlı olduğunu görüyoruz. Yoksulluğun insanları terörist eylemler yapmaya zorlamasının doğrudan bir nedeni olduğunu düşünmüyorum. Evet, bunun sebeplerinden biri olabilir ancak gerekçe olarak en başta fikir ve inanç geliyor. Dünyadaki 90 ülkeden vatandaşların DEAŞ’a bağlı olduğunu gösteren rakamlar da bunu doğruluyor.”
Bu durumun “İslami terörizmi veya islamofobiyi geçersiz kıldığını” belirten Useymin bu nedenle terörizm suçlamasını İslam dinine veya Müslümanlara bağlamanın zor olduğunu kaydetti. Bu tür eylemleri gerçekleştiren az sayıda Müslüman olduğunu, bunun dünyadaki yaklaşık 1,7 milyar  Müslümanın ne kadarını oluşturduğuna dikkat çekerek terörizmin belirli bir formu veya adı olmadığını ifade etti.

Diasporadaki Müslümanlar
İİT Başkanı ayrıca Müslümanlara ve diasporada İslam dinini savunmak için üstlendikleri rollere dikkat çektiği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Batı ülkelerindeki Müslümanlar için aktif bir rol olmalı. Sessiz bir çoğunluğa sahipler. Örneğin, Avrupa ve Rusya'da yaklaşık 65 milyon nüfus var ancak sesleri yok. İslam dinini daha iyi savunabilmek için tek bir cephede yer almıyorlar. İslami liderlerin büyük bir bölümü İslam dinini savunmada ve terörizmi reddetmekte önemli rol oynamalı. Müslümanların bu ülkelerde karşılaştıkları en önemli sorun, bir mahallede birlikte yaşamaları ve çevrelerine entegre olmamalarıdır. Geldikleri ülkelerin kıyafetlerini giyen ve ülkelerinde uyguladıkları gelenek ve görenekleri orada devam ettiren bu insanlar  yaşadıkları ülkede bir farklılıkla karşılaştıklarında kimlik sorunu ortaya çıkıyor. Sonuç olarak terörist örgütlerin sömürdüğü bu farklılıklar beliriyor. İİT’nin terörizmle mücadele çabaları arasında İslami olmayan ve ne yazık ki terörizm olgusunun ortaya çıkmaya başladığı ülkelerdeki Müslüman toplumlara ‘Yaşadığınız ülkelerin yasalarına saygı göstermeniz gerekiyor. Uymayacaksanız neden oraya gittiniz?’ sorusunu hatırlatmak yer alıyor.”

İhvan-ı Müslimin tehlikesi
İslam ve dünya için en tehlikeli olan gruplara da değinen Useymin, İhvan-ı Müslimin’in aslen bir suç grubu olan DEAŞ’tan daha tehlikeli olduğunu, İhvan’ın nüfuz eden bir grup olarak içinde yaşadıkları ülkelerin ve toplumların avukat, doktor, parlamenter ve üniversite profesörü gibi birçok kadroda etkili olduğunu vurguladı.  İhvan-ı Müslimin’in imparatorluğunu oluşturarak iktidara sahip olmak için aşağıdan yukarıya doğru giden bir stratejisinin olduğunu ve toplumun en alt tabakasına nüfuz edip hakimiyeti eline aldıklarını belirtti. Useymin, İhvan’ın suç eylemlerini hayata geçirmek için takiye ilkeleriyle hareket ettiğini vurguladı.
Useymin konuya dair üç temel nokta belirledi. Bunları söz konusu tehlikeyle yüzleşmek, sorunun varlığını kabul etmek ve planlarını ortaya çıkarmak. Ayrıca ekonomik ve sosyal olarak geride kalmak ve kalkınma çalışmalarının durmasına neden olmak gibi içinde bulunduğu çevreyi nasıl bir bölgeye dönüştürdüğünü bilmeyen halk arasında İhvan hareketinin tehlikesini ortaya koyarak bu gruptaki alim olarak adlandırılan kişileri kutsallıktan çıkarmak olarak sıraladı.
İhvan-ı Müslimin ile mücadele etmek için uzun vadeli bir strateji oluşturmanın gereğini vurgulayan Useymin, İslam ülkelerinin bu dosya üzerinde sıkı ve ciddi bir şekilde çalışması, bu grubun tehlikesi ile genişlemesini sınırlamak ve kültürel ve sosyal etkinliklerini durdurmak için uzun çalışmalar yapılması gerektiğine dikkat çekti.
Aynı zamanda, bu grubun her alanda kalkınma yolunda bir engel olduğuna dikkat çekerek İİT’nin amaçlarından birinin, İslam dininin Müslüman Kardeşler'in çeşitli yollarla yok etmek için çalıştığı sanat ve kültürle çelişmediğini göstermek için festivaller kurduğunu dile getirdi.

Husi suçları
Husilerin uygulamalarının tüm uluslararası düzenlemeleri ve gelenekleri ihlal ettiğini belirten Useymin, bunun Husilerin Mekke'yi hedef alma sürecinden sonra, teşkilat  üyelerinin bakanlık toplantısının ardından verdiği bir karar olduğunu ve eylemlerinin  kınandığını söyledi.
Ayrıca teşkilatın Yemen halkının yanında olduğunu ve Yemenliler tarafından üzerinde anlaşılan kapsamlı ve adil siyasi çözümü desteklediğini belirten Useymin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yemen'deki meşruiyeti destekleyen Koalisyon güçlerinin liderliğinde, geçen 4 Nisan'da iki haftalık ateşkes ilan edilmesini memnuniyetle karşıladık. Bunu Koalisyon güçleri tarafından insani bir girişim olarak değerlendirdik. Ancak Husiler sürekli olarak barış fırsatlarını kaçırıyor.  Bu da büyük bir engel oluşturuyor. Taraflar bir araya gelmeli ve Husiler uluslararası kararlara uymalıdır.”

Libya'da barış
Useymin, Libya'da ateşkes olması gerektiğini ve İİT’nin Mısır'ın Libya krizini barışçıl bir şekilde çözme çabalarını memnuniyetle karşıladığını belirttiği açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Burada İslam İşbirliği Örgütü'nün hüküm ve ilkelerine uygun olarak Bakanlar Kurulu Zirvesi’nin Libya'da güvenliğin ve istikrarın geri dönmesini sağlamak, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak için krizi siyasi olarak çözecek olan Libya'da kapsamlı ateşkes çağrısını ve çabalarına yönelik kararları destekliyoruz. Tüm taraflar, bu girişimlerin gerçekleşmesi için silahları susturmalıdır.”

Koronavirüs ile mücadele
Teşkilatın İslam ülkelerinde koronavirüs salgının durumu ve gelişimini yakından takip ettiğini ifade eden Useymin, kendilerine bağlı üye ülkelerden en az gelişmiş olanlara özellikle sağlık sektöründe ve koronavirüs ile mücadelede destek sağladıklarını bildirdi. Teşkilatın Cidde’deki genel merkezinde Bangladeş, Afganistan ve Cibuti'den gelen heyetlere, bu ülkelerdeki sağlık bakanlıklarının salgının patlak vermesine karşı kapasitelerini desteklemek ve geliştirmek için İslami Dayanışma Fonu'ndan kendilerine tahsis edilen hibelerin verildiğini bildirdi.
Aynı zamanda üye devletlerin salgının ciddiyeti konusunda farkındalığı artırma çabalarını, İİT’nin sosyal medya platformlarında ve yol gösterici mesajlarında sunarak günlük olarak sürdürdüğünü vurguladı.

Kadınların rolü
Useymin açıklamasında, kadınlar hakkındaki başlıklarla İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından yakından ilgilenildiğini belirterek kadınların bilgi ve iletişim teknolojisi alanında desteklenmelerinin ve iş hayatında eşit fırsatlar sağlamak da dahil her alanda güçlendirilmelerinin önemini vurguladı. Bu alandaki ekonomik büyüme için daha fazla yatırıma ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Useymi kadınların ülkelerinin gelişiminde önemli rol oynadığını ve toplumlarında etkili olma hedeflerine ulaşmak için güvenilmesi ve desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Kadınları güçlendirmenin haklarını erkeklerle eşit hale getirmenin İİT’nin öncelikleri arasında yer alan İslami kanunlara da uygun olduğunu kaydetti. Ayrıca üye devletleri, İİT’nin kadınların ilerlemesi için belirlenen eylem planını ve kadınlara yönelik siyasi, ekonomik ve sosyal güçlendirme konusunda bakanlık kararlarını kadın sistemlerini gözden geçirmeye ve gerektiğinde değiştirmeye çağırdı.

Mezhep farklılıkları
Mezhep farklılıkları üzerine açıklamalarda bulunan Useymin,  İİT’nin üye devletleri arasında mezhep kaynaklı bir çatışma olmadığını vurgulayarak Şiilerin ve Sünnilerin yüzlerce yıldır bir arada yaşadığını, değişen tek şeyin politikalar olduğunu belirtti. Yeni durumda devrim ihraç etmek ve zafer elde etmek amacıyla siyasi bir proje olarak öne sürülen mezheplerin siyasi amaç için kullanılmaya başlandığına dikkat çekti.
Useymin açıklamasında, “Şunu fark etmeliyiz ki dinler siyasete dahil edildiğinde ihtilaflar yaşanması kaçınılmaz olur. Şu an yaşanan şey, kendilerini şeyh olarak adlandıranların taraflar arasındaki olayları alevlendirmesidir” dedi.
Useymin, politik sorunların siyasetçiler arasında çözülmesi gerektiğini ve düzeni bozabilecek durumların üstesinden gelmenin İİT’nin kuruluşundan bugüne kadar üzerinde çalıştığı konu olduğunu belirtti. “Ancak sorun, dini siyasete sürükleyerek bu sayede bir grubun diğerine karşı zafer elde etmeye çalışmasındadır. Bu teşkilatın tüm üyeleri için kabul edilemez ve reddedilen bir durumdur” ifadesini kullandı.

Suudi Arabistan’ın rolü
Useymin açıklamasında, Suudi Arabistan’ın Filistin meselesindeki istikrarlı duruşu da dahil olmak üzere birçok konudaki eylemleriyle her gün insan tacirlerinin eylemlerini çürüttüğünü, ayrıca ekonomik açıdan da desteğini artırarak üye ülkeler arasındaki büyüme oranını yüzde 25'e yükselttiğini belirtti. Suudi Arabistan'ın İslami Dayanışma Fonu'na acil yardım için milyonlarca dolar destek verdiğine dikkat çeken Useymin, bazı ülkeler UNRWA'ya yardım sağlamaktan vazgeçtiğinde Suudi Arabistan'ın UNRWA’ya önceki 160 milyon dolara ek olarak 50 milyon dolar ile büyük bir destek sağladığını vurguladı.
 
İslam İşbirliği Teşkilatı’nın rolü
Teşkilatın tanımında bir karışıklık ve yanlış anlaşılma olduğuna dikkat çeken Useymin, öncelikle uluslararası kurumların ve Genel Sekreterliğin devletlerin iradesinin bir yansıması olduğunu, kurumun siyaset yapmadığını, bunun uluslararası kuruluşlar için bir öncelik olduğunun anlaşılması gerektiğini söyledi.

Useymin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu ülkeler bir konu veya bir mesele üzerinde çalışmak isterse Genel Sekreterliğin görevi bu kararları ve politikaları uygulamaktır. Kararlar çıkarmak değildir. Ayrıca kurumun bir sorunu çözmek için askeri görevleri yerine getirecek bir ordusu yok. Bu yüzden İİT, İslam dininin sesi olan kapsamlı bir platformdur.  Siyaset, ekonomi ve kültür alanında tek bir pozisyon üzerinde anlaşıyoruz. Bu pozisyon herkes tarafından benimseniyor ve üzerinde herhangi bir anlaşmazlık söz konusu değil. Bununla ancak tek bir siyasi tutum formüle edebilirsiniz. Bu tabloyu açıklayan bir diğer faktör de dünya üzerindeki yaklaşık 1,7 milyar Müslüman nüfus olmasıdır. Bizler tek bir siyasi çerçevede çalışıyoruz. Çalışmalarımız, İslam dünyasının resmi veya resmi olmayan liderlerinin bir dizi konudaki tutumlarının ortak bir örneğini temsil ediyor.”



Abdulkerim al-Tavil... Barutun alevleriyle başlayan ve tavafla sona eren bir sabır yolculuğu

Hacı Abdulkerim al-Tavil, Humus'un batı kırsalındaki al-Havz köyünden bir Suriyeli, (Şarku’l Avsat)
Hacı Abdulkerim al-Tavil, Humus'un batı kırsalındaki al-Havz köyünden bir Suriyeli, (Şarku’l Avsat)
TT

Abdulkerim al-Tavil... Barutun alevleriyle başlayan ve tavafla sona eren bir sabır yolculuğu

Hacı Abdulkerim al-Tavil, Humus'un batı kırsalındaki al-Havz köyünden bir Suriyeli, (Şarku’l Avsat)
Hacı Abdulkerim al-Tavil, Humus'un batı kırsalındaki al-Havz köyünden bir Suriyeli, (Şarku’l Avsat)

İbrahim el-Kureyşi

Humus’un batı kırsalında, Asi Nehri’nin köyler arasından aktığı, hikâyelerin toprağın çamurundan ve başakların sabrından doğduğu bir coğrafyada, Suriyeli hacı Abdülkerim Muhammed Hıdır et-Tavil’in hikâyesi başlıyor. En büyük arzusu Kâbe’yi görmek ve hac ibadetini yerine getirmek olan et-Tavil, bu hayaline nihayet bu yılki hac sezonunda kavuştu.

Bu uzun zamandır beklediği an, yıllarca savaşın ateşi ve güneşin kavurucu sıcağı altında geçen zorlu bir yaşamın ardından geldi. Bu süreçte ailesinden dokuz kişiyi kaybeden Abdülkerim’in yüzünde derin izler bırakan acılar, hayatının önemli bir bölümünü şekillendirdi.

57 yaşındaki Abdülkerim, Humus kırsalındaki Havz köyünde mütevazı bir çiftçi olarak yaşamını sürdürüyordu. Toprağı işliyor, emeğinin karşılığını bereketli ürünlerle alıyordu. Ancak 2010 yılında hac yolculuğu için hazırlık yaparken kader onun için bambaşka bir sabır ve mücadele yolculuğu hazırlamıştı. Bu süreçte beş oğlunu, üç kardeşini ve bir kuzenini kaybetti.

2011 yılında Suriye’de olayların başlamasıyla birlikte Abdülkerim’in hayatı tamamen değişti. Çiftçilik yapan elleri, toprağını ve ailesini korumak amacıyla silah taşımaya başladı. 2012 Ramazan ayında düzenlenen gözaltı operasyonlarından mucizevi şekilde kurtuldu. Ancak kardeşleri aynı şansa sahip olmadı; gözaltına alındılar, işkence gördüler ve en büyük kardeşi hayatını kaybederek geride on yetim bıraktı. Bu kayıp aileyi derinden sarssa da inançlarını sarsamadı.

O günden sonra Abdülkerim için uzun bir acı dönemi başladı. Gündüzleri çocuklarının geçimini sağlamak için tarlalarda çalışıyor, geceleri ise nöbet ve çatışma hatlarında görev alıyordu. Yaşadıklarını Şarku’l Avsat’a anlatırken, “Gerçek bir trajedi yaşadık, ancak davamızın haklılığına olan inancımız her şeyden güçlüydü” ifadelerini kullandı.

2013 yılında köyleri şiddetli çatışmaların ortasında kaldı ve aile zorunlu olarak Lübnan sınırına doğru göç etti. Lübnan’ın Arsal kasabasına ulaştıktan sonra Abdülkerim, “Vatanda ölmek sürgünde yaşamaktan daha onurludur” diyerek Suriye’ye dönme kararı aldı. Ancak onu daha büyük acılar bekliyordu.

Kanlı bir bombardıman gecesinde ilk oğlunu gözlerinin önünde kaybetti. Oğlunu kendi elleriyle gece karanlığında toprağa verdi. Ertesi gün ikinci oğlu da hayatını kaybetti ve iki kardeş yan yana defnedildi. Ardından yaralanan oğlu Muhammed yaşamını yitirdi. Kısa süre sonra dördüncü oğlu İsa ve ardından beşinci oğlu Yusuf da hayatını kaybetti. Ölüm, sanki peş peşe ailesinin kapısını çalıyordu.

Gözaltılar ve çatışmalar sırasında iki kardeşini ve kuzenini de kaybeden Abdülkerim’in yakın çevresinden uğurladığı kişilerin sayısı dokuza ulaştı. Ancak her kazdığı mezarla birlikte inancını kaybetmek yerine ona daha sıkı sarıldı. Kâbe’nin etrafında tavaf etme hayali ise tüm bu acıların ortasında kalbinde bir umut ışığı olarak yaşamaya devam etti.

Bu yılki hac sezonunda Suriyeli hacı, hayatında ilk kez Kâbe’nin karşısında durdu. Beyaz ihramı içinde, vücudunda leğen kemiği ile ayağı arasında kalan 11’den fazla kurşunun izlerini taşıyordu. Kendi ifadelerine göre gözyaşları ilk kez burada sel oldu. Duaları, kendisinden önce hayatını kaybeden oğullarının ve kardeşlerinin isimleriyle birleşti. Yaşadığı tüm kayıplarla sınandıktan sonra Allah’ın kendisine 16 yıl boyunca beklediği huzur anını nasip ettiğini hissetti.

Abdülkerim, bu haccın uzun yıllar süren sabrının ilk meyvesi olduğunu söylüyor. Geçmişe pişmanlıkla değil, oğulları ve kardeşlerinin kendisini Allah’a yaklaştıran bir vesile olduğu inancıyla baktığını belirtiyor. Ayrıca hacılara sunulan hizmetlerden ve organizasyondan büyük memnuniyet duyduğunu ifade ederek, Suudi Arabistan’ın hacılara sağladığı imkânların tarif edilemeyecek düzeyde olduğunu ve bunun yıllardır Suriye halkına yönelik insani desteklerinin bir devamı niteliği taşıdığını vurguluyor.


Muhammed bin Selman: İki Kutsal Camiye ve ziyaretçilerine karşı görevimizi yerine getirmeye devam edeceğiz

Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Mina Sarayı'ndaki yıllık resepsiyonda (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Mina Sarayı'ndaki yıllık resepsiyonda (SPA)
TT

Muhammed bin Selman: İki Kutsal Camiye ve ziyaretçilerine karşı görevimizi yerine getirmeye devam edeceğiz

Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Mina Sarayı'ndaki yıllık resepsiyonda (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Mina Sarayı'ndaki yıllık resepsiyonda (SPA)

İbrahim el-Kureyşi & Ömer el-Bedevi

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman, Krallık’ın Haremeyn-i Şerifeyn'e ve kutsal mekânlara gösterdiği ihtimamı sürdürme, ayrıca bu mekânları ziyaret eden hacılara hizmet etme yönündeki çabalarının devam edeceğini vurguladı.

Veliaht Prens bu açıklamayı, Kral Selman bin Abdülaziz adına perşembe günü Mina Sarayı'nda düzenlenen ve bu yıl hac ibadetini yerine getiren liderler, önde gelen İslami şahsiyetler, konuklar, heyet başkanları ve hac işleri ofislerinin temsilcilerinin katıldığı yıllık kabul töreninde yaptı.

Öte yandan Mekke Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Suud bin Mişel, dün yaptığı açıklamada hac sezonunun başarıyla tamamlandığını duyurdu. Bin Mişel, güvenlik, organizasyon ve hizmetlerin entegre bir şekilde yürütüldüğünü, bu sayede hacıların ibadetlerini kolaylık ve huzur içinde yerine getirebildiğini ifade etti.

Mekke Vali Yardımcısı, elde edilen olağanüstü başarının öncelikle Allah'ın yardımı, ardından Suudi Arabistan liderliğinin sınırsız desteği ve isabetli talimatları sayesinde gerçekleştiğini belirtti. Ayrıca sağlanan imkân ve kaynakların yanı sıra hazırlık, planlama ve uygulama süreçlerinin tüm aşamalarının titizlikle takip edildiğini vurguladı.

Bu arada, Medine kenti, Mescid-i Nebevî'yi ziyaret etmek üzere gelen ve hac ibadetlerini erken tamamlayan hacıları otobüsler ve Haremeyn Hızlı Treni seferleriyle karşılamaya başladı.

Diğer taraftan Suudi Arabistan Hac Bakanı Tevfik er-Rabia, dün Mina'da hac şirketlerinin temsilcileriyle bir araya geldi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre görüşmede, hizmetlerin değerlendirilmesi, iyileştirme imkanlarının ele alınması ve gelecek hac sezonuna yönelik erken hazırlıklar ele alındı.


Suudi Arabistan Veliaht Prensi: Bölgedeki krizde savunma çabaları açıkça görüldü

Prens Muhammed bin Selman, hacılara hizmet etme çalışmalarından dolayı ordu ve güvenlik güçleri mensuplarına, devlet çalışanlarına ve gönüllülere teşekkür etti (SPA)
Prens Muhammed bin Selman, hacılara hizmet etme çalışmalarından dolayı ordu ve güvenlik güçleri mensuplarına, devlet çalışanlarına ve gönüllülere teşekkür etti (SPA)
TT

Suudi Arabistan Veliaht Prensi: Bölgedeki krizde savunma çabaları açıkça görüldü

Prens Muhammed bin Selman, hacılara hizmet etme çalışmalarından dolayı ordu ve güvenlik güçleri mensuplarına, devlet çalışanlarına ve gönüllülere teşekkür etti (SPA)
Prens Muhammed bin Selman, hacılara hizmet etme çalışmalarından dolayı ordu ve güvenlik güçleri mensuplarına, devlet çalışanlarına ve gönüllülere teşekkür etti (SPA)

Kutsal Yerler: İbrahim el-Kureyşi & Ömer el-Bedevi

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Selman, hacıların güvenliğini ve emniyetini sağlamak için görev yapan askerî ve güvenlik birimleriyle kamu kurumlarının çalışmalarını takdir etti. Veliaht Prens, bu çabaların, bölgesel krizlere karşı sergilenen tutumda da görüldüğü üzere, Suudi Arabistan’ın güvenliğini ve egemenliğini koruma yönündeki çalışmaların devamı niteliğinde olduğunu söyledi.

Prens Muhammed bin Selman, Kurban Bayramı dolayısıyla Mina Sarayı’nda, İki Kutsal Caminin Hizmetkârı Kral Selman bin Abdülaziz adına askerî kuvvetlerin üst düzey komutanları ile bayram tebriğine gelen yetkilileri kabul etti.

Veliaht Prens görüşmede, ülkenin güvenliğini koruma ve millî kazanımları savunma yönünde gösterilen çabaların gurur ve takdire değer olduğunu belirterek, bunun devletin köklü yaklaşımının devamı olduğunu ifade etti. Muhammed bin Selman, “Allah’a hamdediyoruz ki ülkemize Haremeyn-i Şerifeyn’e hizmet etme ve kutsal mekânlara gelen ziyaretçilere bakım sağlama şerefini nasip etti” ifadelerini kulandı.

Öte yandan hacılar dün teşrik günlerinin ilki olan “Yevmü’l-Karr” ("karar günü, yerleşme günü") ibadetlerini tamamladı. Suudi Arabistan hükümetinin sunduğu kapsamlı hizmetler sayesinde hacılar ibadetlerini huzurlu ve manevi atmosfer içinde yerine getirdi.

Hac ibadetini erken tamamlayarak Mina’dan ayrılmak isteyen hacıların ise bugün güneşin zeval vaktinin ardından bölgeden ayrılmaya başlaması bekleniyor.

Medine’deki resmî kurumların da ibadetlerini tamamlayan ve bu akşam itibarıyla otobüsler ile Haremeyn Hızlı Treni üzerinden kente ulaşmaya başlayacak ilk hacı kafilelerini karşılamak için hazırlıklarını tamamladığı bildirildi.