İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri el-Useymin: DEAŞ’tan daha tehlikeli olan İhvan ile yüzleşilmesi gerekiyor

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
TT

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri el-Useymin: DEAŞ’tan daha tehlikeli olan İhvan ile yüzleşilmesi gerekiyor

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin, Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajda son dönemde ortaya çıkan koronavirüs salgını ve İslam dünyasından bazı ülkelerin karşılaştığı zorluklar ışığında İİT’nin oynadığı role ilişkin açıklamalarda bulundu.
Useymin, İhvan-ı Müslimin Örgütü’nün (Müslüman Kardeşler) DEAŞ’tan daha tehlikeli olduğunu ve topluma nüfuz etmesini durdurmak için mümkün olan tüm yollarla mücadele edilmesi gerektiğini belirti. Örgütün eylemleriyle mücadele ve ifşa edilmesi için uzun vadeli bir strateji geliştirme çağrısında bulundu.
Mezhep farklılıkları üzerine açıklamalarda bulunan Useymin,  İİT’nin üye devletleri arasında mezhep kaynaklı bir çatışma olmadığını vurgulayarak Şiilerin ve Sünnilerin yüzlerce yıldır bir arada yaşadığını, değişen tek şeyin politikalar olduğunu belirtti. Yeni durumda devrim ihraç etmek ve zafer elde etmek amacıyla siyasi bir proje olarak öne sürülen mezheplerin siyasi amaç için kullanılmaya başlandığına dikkat çekti.
Useymin, İİT’nin çalışmaları hakkındaki açıklamasında Genel Sekreterliğin devletlerin iradesinin yansıması olduğunu ve kurumun siyaset üretmediğini vurguladı. Bu ülkelerin bir konu veya bir mesele hakkında çalışılmasını istediğinde Genel Sekreterliğin görevinin bu kararları ve politikaları uygulamak olduğunu belirtti. İİT’nin İslam dininin sesi olan kapsamlı bir platform olduğunu kaydetti.

Terörle Mücadele
Useymin, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın teröre karşı tutumunun açık ve net olduğunu; fikri, mali veya bir hareket olarak olsun, her türlü terörizmin reddedilerek masum görülmediğini söyledi. Açıklamasını şöyle sürdürdü:
“İİT sözlüğünde aşırılık yanlısı bir terörist eyleme hiçbir gerekçe yoktur. İslam, merhamet ve barışa dayanan ılımlı bir dindir. Bu ilke sadece bir fikir değil, İİT’nin temel ilkesidir. Teşkilat olarak İslam dünyasında veya dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleşen her türlü terör eylemini kınıyoruz. Din, dil ırk ve renk gözetmeksizin terör eylemi gerçekleştiren herkese cevabımız aynı olacak ve terörizme karşı durmaya devam edeceğiz.”
Bu tür cezai eylemleri gerçekleştirmenin hiçbir gerekçesi olmadığını vurgulayan Useymin açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Batı ülkelerinde demokrasi ve rahat bir yaşam söz konusu. İşsizler gelirleri yoksa yardım alıyorlar. Fakat biz vatandaşlarımızın çoğunun DEAŞ’e bağlı olduğunu görüyoruz. Yoksulluğun insanları terörist eylemler yapmaya zorlamasının doğrudan bir nedeni olduğunu düşünmüyorum. Evet, bunun sebeplerinden biri olabilir ancak gerekçe olarak en başta fikir ve inanç geliyor. Dünyadaki 90 ülkeden vatandaşların DEAŞ’a bağlı olduğunu gösteren rakamlar da bunu doğruluyor.”
Bu durumun “İslami terörizmi veya islamofobiyi geçersiz kıldığını” belirten Useymin bu nedenle terörizm suçlamasını İslam dinine veya Müslümanlara bağlamanın zor olduğunu kaydetti. Bu tür eylemleri gerçekleştiren az sayıda Müslüman olduğunu, bunun dünyadaki yaklaşık 1,7 milyar  Müslümanın ne kadarını oluşturduğuna dikkat çekerek terörizmin belirli bir formu veya adı olmadığını ifade etti.

Diasporadaki Müslümanlar
İİT Başkanı ayrıca Müslümanlara ve diasporada İslam dinini savunmak için üstlendikleri rollere dikkat çektiği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Batı ülkelerindeki Müslümanlar için aktif bir rol olmalı. Sessiz bir çoğunluğa sahipler. Örneğin, Avrupa ve Rusya'da yaklaşık 65 milyon nüfus var ancak sesleri yok. İslam dinini daha iyi savunabilmek için tek bir cephede yer almıyorlar. İslami liderlerin büyük bir bölümü İslam dinini savunmada ve terörizmi reddetmekte önemli rol oynamalı. Müslümanların bu ülkelerde karşılaştıkları en önemli sorun, bir mahallede birlikte yaşamaları ve çevrelerine entegre olmamalarıdır. Geldikleri ülkelerin kıyafetlerini giyen ve ülkelerinde uyguladıkları gelenek ve görenekleri orada devam ettiren bu insanlar  yaşadıkları ülkede bir farklılıkla karşılaştıklarında kimlik sorunu ortaya çıkıyor. Sonuç olarak terörist örgütlerin sömürdüğü bu farklılıklar beliriyor. İİT’nin terörizmle mücadele çabaları arasında İslami olmayan ve ne yazık ki terörizm olgusunun ortaya çıkmaya başladığı ülkelerdeki Müslüman toplumlara ‘Yaşadığınız ülkelerin yasalarına saygı göstermeniz gerekiyor. Uymayacaksanız neden oraya gittiniz?’ sorusunu hatırlatmak yer alıyor.”

İhvan-ı Müslimin tehlikesi
İslam ve dünya için en tehlikeli olan gruplara da değinen Useymin, İhvan-ı Müslimin’in aslen bir suç grubu olan DEAŞ’tan daha tehlikeli olduğunu, İhvan’ın nüfuz eden bir grup olarak içinde yaşadıkları ülkelerin ve toplumların avukat, doktor, parlamenter ve üniversite profesörü gibi birçok kadroda etkili olduğunu vurguladı.  İhvan-ı Müslimin’in imparatorluğunu oluşturarak iktidara sahip olmak için aşağıdan yukarıya doğru giden bir stratejisinin olduğunu ve toplumun en alt tabakasına nüfuz edip hakimiyeti eline aldıklarını belirtti. Useymin, İhvan’ın suç eylemlerini hayata geçirmek için takiye ilkeleriyle hareket ettiğini vurguladı.
Useymin konuya dair üç temel nokta belirledi. Bunları söz konusu tehlikeyle yüzleşmek, sorunun varlığını kabul etmek ve planlarını ortaya çıkarmak. Ayrıca ekonomik ve sosyal olarak geride kalmak ve kalkınma çalışmalarının durmasına neden olmak gibi içinde bulunduğu çevreyi nasıl bir bölgeye dönüştürdüğünü bilmeyen halk arasında İhvan hareketinin tehlikesini ortaya koyarak bu gruptaki alim olarak adlandırılan kişileri kutsallıktan çıkarmak olarak sıraladı.
İhvan-ı Müslimin ile mücadele etmek için uzun vadeli bir strateji oluşturmanın gereğini vurgulayan Useymin, İslam ülkelerinin bu dosya üzerinde sıkı ve ciddi bir şekilde çalışması, bu grubun tehlikesi ile genişlemesini sınırlamak ve kültürel ve sosyal etkinliklerini durdurmak için uzun çalışmalar yapılması gerektiğine dikkat çekti.
Aynı zamanda, bu grubun her alanda kalkınma yolunda bir engel olduğuna dikkat çekerek İİT’nin amaçlarından birinin, İslam dininin Müslüman Kardeşler'in çeşitli yollarla yok etmek için çalıştığı sanat ve kültürle çelişmediğini göstermek için festivaller kurduğunu dile getirdi.

Husi suçları
Husilerin uygulamalarının tüm uluslararası düzenlemeleri ve gelenekleri ihlal ettiğini belirten Useymin, bunun Husilerin Mekke'yi hedef alma sürecinden sonra, teşkilat  üyelerinin bakanlık toplantısının ardından verdiği bir karar olduğunu ve eylemlerinin  kınandığını söyledi.
Ayrıca teşkilatın Yemen halkının yanında olduğunu ve Yemenliler tarafından üzerinde anlaşılan kapsamlı ve adil siyasi çözümü desteklediğini belirten Useymin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yemen'deki meşruiyeti destekleyen Koalisyon güçlerinin liderliğinde, geçen 4 Nisan'da iki haftalık ateşkes ilan edilmesini memnuniyetle karşıladık. Bunu Koalisyon güçleri tarafından insani bir girişim olarak değerlendirdik. Ancak Husiler sürekli olarak barış fırsatlarını kaçırıyor.  Bu da büyük bir engel oluşturuyor. Taraflar bir araya gelmeli ve Husiler uluslararası kararlara uymalıdır.”

Libya'da barış
Useymin, Libya'da ateşkes olması gerektiğini ve İİT’nin Mısır'ın Libya krizini barışçıl bir şekilde çözme çabalarını memnuniyetle karşıladığını belirttiği açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Burada İslam İşbirliği Örgütü'nün hüküm ve ilkelerine uygun olarak Bakanlar Kurulu Zirvesi’nin Libya'da güvenliğin ve istikrarın geri dönmesini sağlamak, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak için krizi siyasi olarak çözecek olan Libya'da kapsamlı ateşkes çağrısını ve çabalarına yönelik kararları destekliyoruz. Tüm taraflar, bu girişimlerin gerçekleşmesi için silahları susturmalıdır.”

Koronavirüs ile mücadele
Teşkilatın İslam ülkelerinde koronavirüs salgının durumu ve gelişimini yakından takip ettiğini ifade eden Useymin, kendilerine bağlı üye ülkelerden en az gelişmiş olanlara özellikle sağlık sektöründe ve koronavirüs ile mücadelede destek sağladıklarını bildirdi. Teşkilatın Cidde’deki genel merkezinde Bangladeş, Afganistan ve Cibuti'den gelen heyetlere, bu ülkelerdeki sağlık bakanlıklarının salgının patlak vermesine karşı kapasitelerini desteklemek ve geliştirmek için İslami Dayanışma Fonu'ndan kendilerine tahsis edilen hibelerin verildiğini bildirdi.
Aynı zamanda üye devletlerin salgının ciddiyeti konusunda farkındalığı artırma çabalarını, İİT’nin sosyal medya platformlarında ve yol gösterici mesajlarında sunarak günlük olarak sürdürdüğünü vurguladı.

Kadınların rolü
Useymin açıklamasında, kadınlar hakkındaki başlıklarla İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından yakından ilgilenildiğini belirterek kadınların bilgi ve iletişim teknolojisi alanında desteklenmelerinin ve iş hayatında eşit fırsatlar sağlamak da dahil her alanda güçlendirilmelerinin önemini vurguladı. Bu alandaki ekonomik büyüme için daha fazla yatırıma ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Useymi kadınların ülkelerinin gelişiminde önemli rol oynadığını ve toplumlarında etkili olma hedeflerine ulaşmak için güvenilmesi ve desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Kadınları güçlendirmenin haklarını erkeklerle eşit hale getirmenin İİT’nin öncelikleri arasında yer alan İslami kanunlara da uygun olduğunu kaydetti. Ayrıca üye devletleri, İİT’nin kadınların ilerlemesi için belirlenen eylem planını ve kadınlara yönelik siyasi, ekonomik ve sosyal güçlendirme konusunda bakanlık kararlarını kadın sistemlerini gözden geçirmeye ve gerektiğinde değiştirmeye çağırdı.

Mezhep farklılıkları
Mezhep farklılıkları üzerine açıklamalarda bulunan Useymin,  İİT’nin üye devletleri arasında mezhep kaynaklı bir çatışma olmadığını vurgulayarak Şiilerin ve Sünnilerin yüzlerce yıldır bir arada yaşadığını, değişen tek şeyin politikalar olduğunu belirtti. Yeni durumda devrim ihraç etmek ve zafer elde etmek amacıyla siyasi bir proje olarak öne sürülen mezheplerin siyasi amaç için kullanılmaya başlandığına dikkat çekti.
Useymin açıklamasında, “Şunu fark etmeliyiz ki dinler siyasete dahil edildiğinde ihtilaflar yaşanması kaçınılmaz olur. Şu an yaşanan şey, kendilerini şeyh olarak adlandıranların taraflar arasındaki olayları alevlendirmesidir” dedi.
Useymin, politik sorunların siyasetçiler arasında çözülmesi gerektiğini ve düzeni bozabilecek durumların üstesinden gelmenin İİT’nin kuruluşundan bugüne kadar üzerinde çalıştığı konu olduğunu belirtti. “Ancak sorun, dini siyasete sürükleyerek bu sayede bir grubun diğerine karşı zafer elde etmeye çalışmasındadır. Bu teşkilatın tüm üyeleri için kabul edilemez ve reddedilen bir durumdur” ifadesini kullandı.

Suudi Arabistan’ın rolü
Useymin açıklamasında, Suudi Arabistan’ın Filistin meselesindeki istikrarlı duruşu da dahil olmak üzere birçok konudaki eylemleriyle her gün insan tacirlerinin eylemlerini çürüttüğünü, ayrıca ekonomik açıdan da desteğini artırarak üye ülkeler arasındaki büyüme oranını yüzde 25'e yükselttiğini belirtti. Suudi Arabistan'ın İslami Dayanışma Fonu'na acil yardım için milyonlarca dolar destek verdiğine dikkat çeken Useymin, bazı ülkeler UNRWA'ya yardım sağlamaktan vazgeçtiğinde Suudi Arabistan'ın UNRWA’ya önceki 160 milyon dolara ek olarak 50 milyon dolar ile büyük bir destek sağladığını vurguladı.
 
İslam İşbirliği Teşkilatı’nın rolü
Teşkilatın tanımında bir karışıklık ve yanlış anlaşılma olduğuna dikkat çeken Useymin, öncelikle uluslararası kurumların ve Genel Sekreterliğin devletlerin iradesinin bir yansıması olduğunu, kurumun siyaset yapmadığını, bunun uluslararası kuruluşlar için bir öncelik olduğunun anlaşılması gerektiğini söyledi.

Useymin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu ülkeler bir konu veya bir mesele üzerinde çalışmak isterse Genel Sekreterliğin görevi bu kararları ve politikaları uygulamaktır. Kararlar çıkarmak değildir. Ayrıca kurumun bir sorunu çözmek için askeri görevleri yerine getirecek bir ordusu yok. Bu yüzden İİT, İslam dininin sesi olan kapsamlı bir platformdur.  Siyaset, ekonomi ve kültür alanında tek bir pozisyon üzerinde anlaşıyoruz. Bu pozisyon herkes tarafından benimseniyor ve üzerinde herhangi bir anlaşmazlık söz konusu değil. Bununla ancak tek bir siyasi tutum formüle edebilirsiniz. Bu tabloyu açıklayan bir diğer faktör de dünya üzerindeki yaklaşık 1,7 milyar Müslüman nüfus olmasıdır. Bizler tek bir siyasi çerçevede çalışıyoruz. Çalışmalarımız, İslam dünyasının resmi veya resmi olmayan liderlerinin bir dizi konudaki tutumlarının ortak bir örneğini temsil ediyor.”



Suudi Arabistan, hacıların hizmetine sunmak üzere yapay zekâ teknolojilerinin kullanımını genişletiyor

(foto altı) Akıllı Mekke Operasyon Merkezi, Hac sezonu boyunca Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zekâ Kurumu’nun (SDAIA) faaliyetlerini destekleyen operasyonel ve teknik temellerden biri (SPA)
(foto altı) Akıllı Mekke Operasyon Merkezi, Hac sezonu boyunca Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zekâ Kurumu’nun (SDAIA) faaliyetlerini destekleyen operasyonel ve teknik temellerden biri (SPA)
TT

Suudi Arabistan, hacıların hizmetine sunmak üzere yapay zekâ teknolojilerinin kullanımını genişletiyor

(foto altı) Akıllı Mekke Operasyon Merkezi, Hac sezonu boyunca Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zekâ Kurumu’nun (SDAIA) faaliyetlerini destekleyen operasyonel ve teknik temellerden biri (SPA)
(foto altı) Akıllı Mekke Operasyon Merkezi, Hac sezonu boyunca Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zekâ Kurumu’nun (SDAIA) faaliyetlerini destekleyen operasyonel ve teknik temellerden biri (SPA)

Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zekâ Kurumu (SDAIA), hac sezonunda ülkenin öncülük ettiği dijital dönüşüm sürecini, operasyonel verimliliği artıran ve kamu kurumları arasındaki entegrasyonu güçlendiren bir dizi programla desteklediğini açıkladı. Kurum, dünyanın en büyük organizasyonlarından biri olarak kabul edilen hac döneminde hacılara en hızlı ve en iyi hizmetin sunulmasını hedefliyor.

SDAIA tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında, kutsal topraklarda 75 nokta ile güvenlik kontrol merkezleri ve denetim noktalarında bulunan 14 tesiste teknik sistemler ve dijital hizmetler devreye alındı ve destek sağlandı. Kurum ayrıca, Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı ile iş birliği içinde ülkenin farklı bölgelerindeki hava, kara ve deniz giriş noktalarında hac operasyonlarına teknik destek sunduğunu, kutsal bölgelerde kullanılan dijital sistem ve platformların işletimini de yürüttüğünü bildirdi.

Mekke Yolu

SDAIA Sözcüsü Dr. Macid eş-Şehri, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, kurumun İçişleri Bakanlığı öncülüğünde ve çeşitli kamu kurumlarının iş birliğiyle yürütülen Mekke Yolu girişimine sekizinci yılında da desteğini sürdürdüğünü söyledi. Eş-Şehri, SDAIA’nın 10 ülkede ve 17 uluslararası noktada gelişmiş teknik hizmetler sunduğunu belirterek, girişim kapsamında kullanılan salonların veri ve yapay zekâ teknolojileri destekli en yeni dijital çözümlerle donatıldığını ifade etti. Bu çalışmaların, hacı adaylarının işlemlerini Suudi Arabistan’a ulaşmadan önce kendi ülkelerindeki havalimanlarında tamamlamalarını kolaylaştırdığı kaydedildi.

Taşınabilir cihaz

Eş-Şehri, kurumun bu yıl İçişleri Bakanlığı ile iş birliği içinde, veri ve yapay zekâ teknolojileriyle desteklenen taşınabilir bir cihaz geliştirdiğini açıkladı. Eş-Şehri, söz konusu cihazın özellikle yaşlı hacılar ile engelli bireylerin işlemlerinin otomatik ve esnek şekilde tamamlanmasına imkân sağladığını, aynı zamanda seyahat belgeleri ve vizelerin yüksek doğruluk oranıyla doğrulanabildiğini belirtti. Bu sayede hacı adaylarının yolculuklarının ilk anından itibaren daha güvenli ve kolay bir deneyim yaşamasının hedeflendiğini ifade etti. Cihazın biyometrik verilerin alınması, yüz fotoğrafının çekilmesi ve pasaport bilgilerinin okunması işlemlerini her hacı için 40 saniyeyi aşmayan sürede gerçekleştirebildiğini kaydeden eş-Şehri, bu teknolojinin 1447 Hac sezonunda hizmet verimliliğini artırarak hacıların yolculuğunu kolaylaştıracağını söyledi.

sdvf
Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zekâ Kurumu (SDAIA) Sözcüsü Dr. Macid eş-Şehri (Şarku’l Avsat)

SDAIA, İçişleri Bakanlığı ile iş birliği içinde ülkenin farklı bölgelerindeki hava, kara ve deniz giriş noktalarında hac operasyonlarına teknik destek sağladı. Kurum ayrıca kutsal bölgelerdeki dijital sistem ve platformların işletimini yürütürken, güvenlik kontrol merkezleri ve denetim noktalarına da destek verdi. Eş-Şehri, bu çalışmaların ilgili kamu kurumları arasındaki teknik entegrasyonu güçlendirdiğini, böylece hac sezonunda işlemlerin hızlandırılması, hizmet sürekliliğinin sağlanması ve operasyonel verimliliğin artırılmasının hedeflendiğini söyledi.

SDAIA ayrıca, hava, kara ve deniz sınır kapılarındaki teknik altyapısını güçlendirmek amacıyla 24 saat esasına göre çalışan uzman ekipler görevlendirdi. Açıklamaya göre ekipler, temel ve yedek iletişim ağları ile teknik hizmetlerin kesintisiz sürdürülmesini sağlayarak en yüksek operasyonel hazırlık seviyesini hedefliyor. Kurum, teknik hizmetlerini birçok kritik noktada sunduğunu belirtirken, bunlar arasında Cidde’deki Kral Abdulaziz Uluslararası Havalimanı, Medine’deki Prens Muhammed bin Abdulaziz Uluslararası Havalimanı, Taif Havalimanı, Cidde İslam Limanı, Rubülhali, Batha, Selva, Kral Fahd Köprüsü, Halet Ammar, NEOM Limanı, Cedide Arar, El-Hadise ve El-Vedia sınır kapılarının yer aldığı bildirildi.

Kutsal alanlardaki 75 nokta faaliyette

Eş-Şehri, kurumun çalışmalarının kutsal bölgelerde 75 nokta ile yaklaşık 14 güvenlik kontrol ve denetim merkezinin işletilmesi ve desteklenmesini kapsadığını söyledi. Eş-Şehri, bu kapsamda teknik sistem ve hizmetlerin sağlandığını, altyapı ile iletişim odalarının denetlendiğini, çalışma istasyonlarının hazırlanarak SDAIA ağına siber güvenlik standartlarına uygun şekilde bağlandığını ifade etti. Ayrıca önleyici bakım çalışmalarının yürütüldüğünü, teknik arıza bildirimlerinin anlık olarak değerlendirilip çözüme kavuşturulduğunu ve görevli personelin modern sistemler ile platformların kullanımı konusunda eğitildiğini belirtti. Mekke’de bulunan SMART MOC Akıllı Mekke Operasyon Merkezi’ne de değinen eş-Şehri, merkezin bu yılki hac sezonunda SDAIA faaliyetlerini destekleyen temel operasyonel ve teknik yapılardan biri olduğunu kaydetti. Merkez aracılığıyla kurumun denetimindeki dijital sistem ve platformların performansının 24 saat esasına göre izlendiğini aktaran eş-Şehri, müdahale süreleri ile hizmet sürekliliği göstergelerinin de sürekli takip edildiğini söyledi. Bu çalışmaların, veri akışının güvenliğini izleyen ve teknik sorunları ortaya çıkmadan önce tespit ederek çözüm üreten uzman Suudi ekipler tarafından yürütüldüğünü ifade eden eş-Şehri, böylece dijital hizmetlerin istikrarı ve güvenilirliğinin, operasyonel gereklilikler ve siber güvenlik standartları doğrultusunda sağlandığını dile getirdi.

fvfv
Tawakkalna uygulaması, Hac mevsimi boyunca hacılara eşlik ediyor. (SPA)

Güvenlik kameraları

SDAIA, İçişleri Bakanlığı ile iş birliği içinde güvenlik izleme kameralarına yönelik akıllı bir dijital sistem geliştirdi. Eş-Şehri, Sevahir platformu kapsamında akıllı izleme kameraları için altyapı, güvenlik izleme odaları ve kutsal bölgeler ile bu bölgelere ulaşan güzergâhlarda hac sezonu boyunca saha takibi ve kalabalık yönetimini destekleyen operasyon platformlarının kurulduğunu söyledi. Eş-Şehri, sistemin veri analizi, hacı sevk süreçleri ve kalabalık davranışlarının takibini desteklediğini, yoğunluk ve kalabalık sayımında gelişmiş algoritmaların kullanıldığını belirtti. SDAIA tarafından İçişleri Bakanlığı ile ortaklaşa geliştirilen Baseer platformuna da değinen eş-Şehri, sistemin yapay zekâ teknolojileri, bilgisayarlı görü ve büyük dil modellerine dayalı gelişmiş teknik altyapıyla çalıştığını ifade etti. Platformun, 1447 Hac sezonunda Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi’ye giriş yapan kalabalıkların izlenmesi, güvenliklerinin sağlanması ve hareket akışının düzenlenmesine katkı sunduğunu belirten eş-Şehri, sistemin güvenlik ve hizmet kurumlarının altyapılarıyla entegre şekilde çalıştığını kaydetti. Bu entegrasyon sayesinde saha yöneticilerine anlık ve hassas analizler sunulduğunu aktaran eş-Şehri, platformun karar alma süreçlerini desteklediğini ve hacıların güvenlik seviyesinin artırılmasına katkı sağladığını söyledi.

fvrth
Suudi Arabistan, yapay zekâ teknolojileriyle Mekke’deki hacıların ulaşımını kolaylaştırmak için yoğun çaba gösteriyor. (SPA)

19 dil

Eş-Şehri, kapsamlı ulusal uygulama Tawakkalna’nın bu yılki hac yolculuğunda hacılara eşlik ettiğini belirterek, uygulama üzerinden sunulan entegre hizmet paketine 19 farklı dilde erişim sağlanabildiğini söyledi. Eş-Şehri, hacıların kolay adımlarla uygulamaya giriş yaparak ibadet yolculukları boyunca ihtiyaç duyabilecekleri çeşitli hizmetlere ulaşabildiğini ifade etti. Hayır faaliyetleriyle ilgili olarak ise eş-Şehri, ulusal hayır platformu İhsan’ın hacılara yönelik hizmet projelerine desteğini sürdürdüğünü belirtti. Platformun, hac organizasyonlarıyla bağlantılı girişimlere güvenilir destek fırsatları sunduğunu kaydeden eş-Şehri, kurban ibadetinin şer’i kurallara ve düzenli dijital mekanizmalara uygun şekilde elektronik ortamda yerine getirilmesine imkân tanındığını ifade etti.

dgfr
Kutsal mekanlardaki 75 noktada ve 14 güvenlik kontrol noktasında teknik hizmetler faaliyette. (SPA)

 


Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı: Hac sezonunun başarısı herkesin ortak sorumluluğu

Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı Dr. Tevfik er-Rabia, dün Cidde’de hac işleri yetkilileri ve ofis başkanlarıyla gerçekleştirdiği toplantıda bir konuşma yaptı. (SPA)
Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı Dr. Tevfik er-Rabia, dün Cidde’de hac işleri yetkilileri ve ofis başkanlarıyla gerçekleştirdiği toplantıda bir konuşma yaptı. (SPA)
TT

Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı: Hac sezonunun başarısı herkesin ortak sorumluluğu

Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı Dr. Tevfik er-Rabia, dün Cidde’de hac işleri yetkilileri ve ofis başkanlarıyla gerçekleştirdiği toplantıda bir konuşma yaptı. (SPA)
Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı Dr. Tevfik er-Rabia, dün Cidde’de hac işleri yetkilileri ve ofis başkanlarıyla gerçekleştirdiği toplantıda bir konuşma yaptı. (SPA)

Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı Dr. Tevfik er-Rabia, hac sezonunun başarısının tüm kurumlar ve hac işleri ofislerinin ortak sorumluluğu olduğunu belirterek, bu kurumları bir araya getiren unsurun ‘Allah’ın misafirlerine hizmet etme şerefi’ olduğunu söyledi. Er-Rabia, hacıların konforu ve güvenliğinin sağlanması ile ibadetlerini sorunsuz şekilde yerine getirebilmeleri için erken hazırlık ve disiplinli uygulamanın başarının en önemli unsurlarından biri olduğunu vurguladı.

Açıklamalar, dün Cidde’de düzenlenen Büyük Hac Sempozyumu kapsamında gerçekleştirilen toplantıda yapıldı. İslam ülkeleri ile Müslüman toplulukların bulunduğu ülkelerden hac ofisi başkanlarının katıldığı toplantının, hac sezonuna yönelik hazırlık seviyesini artırmayı, koordinasyonu güçlendirmeyi ve dünya genelindeki heyetlerle sürekli iletişimi geliştirmeyi amaçladığı belirtildi.

Er-Rabia, Hac Hizmetleri Sistemi’nin, Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman tarafından doğrudan desteklenip yakından takip edildiğini ifade etti. Bu desteğin, hacılara hizmet için insan kaynağı, teknoloji ve organizasyonel imkânların seferber edilmesine katkı sağladığını kaydetti.

Er-Rabia ayrıca, hac ofisi başkanlarının iş birliği ve kurallara bağlılıklarından övgüyle söz ederek, geçen sezonun hemen ardından başlatılan erken hazırlık ve planlamanın, hac sisteminin hazırlık düzeyi ile hacılara sunulan hizmetlerin kalitesine olumlu yansıdığını dile getirdi.

vfrb
Çeşitli İslam ülkeleri ile Müslüman toplulukların bulunduğu ülkelerin hac işleri büro başkanlarının bir araya geldiği toplantıdan (SPA)

Dr. Tevfik er-Rabia, sahte hac kampanyalarıyla mücadelede ortak çalışmanın sürdürülmesinin önemine dikkat çekerek, izinsiz kişilerin hac heyetlerine ait çadır ve otellere girişine kesinlikle izin verilmemesi gerektiğini söyledi. Er-Rabia, bu konuda kurallara uyulmasının hac ofisi başkanlarının sorumluluğunda olduğunu ve bunun hacıların güvenliği ile sunulan hizmetlerin düzenli şekilde yürütülmesi açısından büyük önem taşıdığını ifade etti.

Mekke ile kutsal bölgelerde bu yıl yüksek sıcaklıkların görüldüğünü belirten er-Rabia, hacıların güvenliği için ek tedbirler alınması gerektiğini kaydetti. Hacıların özellikle Arafat’taki çadırlarda sabah 10.00 ile öğleden sonra 16.00 saatleri arasında kalmalarının önemine işaret eden er-Rabia, bu saatlerde yürüyüş yapılmaması ve açık alanlardaki kalabalıklardan kaçınılması gerektiğini vurguladı. Kurallara uyulup uyulmadığının ise yoğun saha denetimleri ile güvenlik ve operasyon ekipleri tarafından takip edildiğini belirtti.

Er-Rabia ayrıca, yoğun saatlerde hacıların Mekke’deki konaklama alanlarına yakın camilerde namaz kılmalarının önem taşıdığını, aşırı sıcak, yorgunluk ve izdiham riskine karşı bu saatlerde Mescid-i Haram’a gitmemeleri gerektiğini söyledi. Hac şirketlerine, çadırlarda gerekli tüm ihtiyaçların sağlanması yönünde talimat verildiğini aktaran er-Rabia, buna dinlenme alanları, ses sistemleri ve Arafat Vakfesi hutbesinin yayınlanacağı ekranların da dahil olduğunu ifade etti.

Er-Rabia, onaylı ulaşım ve sevk planlarına bağlı kalınmasının hac sezonunun başarısında önemli rol oynadığını belirterek, kutsal bölgelerde rastgele toplu yürüyüşlerin hacıların güvenliği açısından doğrudan risk oluşturduğunu ve hareket akışını olumsuz etkilediğini söyledi. Özellikle hacıların Arafat’tan Müzdelife’ye yürüyerek geçiş yapmalarının ciddi yoğunluğa neden olabileceği uyarısında bulundu.

vfdv
Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı Dr. Tevfik er-Rabia, erken hazırlık ve sistemli planlamanın Hac sisteminin hazırlık durumuna ve hacılara sunulan hizmetlerin kalitesine yansıdığını vurguladı. (SPA)

Bakan er-Rabia, şeytan taşlama sırasında uygulanan sevk programları ile Arafat’tan Müzdelife’ye geçiş saatlerine tam uyulmasının önemine dikkat çekerek, bunun hacıların güvenliği ve kutsal bölgelerdeki hareket akışının düzenli şekilde sürdürülmesi açısından doğrudan etkili olduğunu söyledi.

Er-Rabia ayrıca, lisanslı sağlık hizmeti sağlayıcılarıyla tam iş birliği yapılmasının ve sağlık talimatlarına uyulmasının önemini vurguladı. Yaşlı hacılar ile kronik hastalığı bulunanların yakından takip edilmesi gerektiğini kaydeden er-Rabia, ilaç temini, sıcak çarpmasına karşı korunma ve bulaşıcı hastalıklara yönelik önlemlerin eksiksiz uygulanmasının önem taşıdığını belirtti. Gerektiğinde dini ruhsatlardan yararlanılmasının da hacıların ibadetlerini güven içinde yerine getirmelerine katkı sağlayacağını söyledi.

Er-Rabia, akıllı telefonu bulunan tüm hacıların Nusuk uygulamasını indirip aktif hale getirmelerinin önemine işaret ederek, uygulamanın 11’den fazla dilde 100’ü aşkın hizmet sunduğunu ifade etti. Bugün dünya genelinde 51 milyondan fazla kullanıcının uygulamayı kullandığını belirten er-Rabia, bunun hacıların yolculuğunu kolaylaştırdığını ve hizmetlere erişimi düzenlediğini dile getirdi.

Er-Rabia, sezon boyunca ortaya çıkabilecek her türlü sorun ve aksaklığı gidermeye hazır olduklarını belirterek, çok dilli destek sağlayan 1966 numaralı çağrı hattının hacılar arasında daha geniş şekilde tanıtılması çağrısında bulundu. Hattın, hacıların yardım talebinde bulunmalarını ve hizmetlerden kolaylıkla yararlanmalarını sağladığını kaydetti.

Toplantıda ayrıca bu yılki hac sezonuna yönelik hazırlıklar ele alınırken, hacılara sunulan organizasyonel ve operasyonel hizmetler ile çeşitli girişimler gözden geçirildi. Taraflar, hac heyetleriyle koordinasyon ve entegrasyonun güçlendirilmesi yollarını da değerlendirerek, hacılara sunulan hizmetlerin geliştirilmesini görüştü.

rgth
Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı Dr. Tevfik er-Rabia, dün düzenlenen Hac Döneminde Sağlık ve Güvenlik Forumu’nun açılışında bir konuşma yaptı. (Şarku’l Avsat)

Er-Rabia: Bu yılki hac sezonu sona ermeden bir sonraki hac sezonu için planlama yapıyoruz

Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı dün düzenlenen Hac Döneminde Sağlık ve Güvenlik Forumu kapsamındaki panelde yaptığı konuşmada, hac sezonuna yönelik hazırlıkların mevcut sezon sona ermeden önce başlatıldığını söyledi. Er-Rabia, devlet kurumları, hacı işleri ofisleri ve hac şirketlerinin katılımıyla yürütülen entegre çalışma sistemi sayesinde hacılara sunulan hizmetlerin geliştirilmesi ve operasyonel hazırlık kapasitesinin artırılmasının hedeflendiğini belirtti.

Bir sonraki hac sezonuna ilişkin hazırlıkların Zilhicce ayının 12’nci gününden itibaren başladığını ifade eden er-Rabia, hac hizmeti sunan ofis ve şirketlerin yöneticileriyle toplantılar gerçekleştirildiğini, mevcut sezon tamamlanmadan gelecek sezona ilişkin kapsamlı yol haritasının oluşturulduğunu kaydetti.

Er-Rabia, bakanlığın geçen sezondan itibaren 78 ülkeyle koordinasyon içinde belirli takvimlere dayalı ayrıntılı bir plan uygulamaya başladığını belirterek, bu kapsamda kutsal bölgelerdeki operasyonel süreçler, Mekke ve Medine’deki konaklama hizmetleri, ulaşım, iaşe ve havayolu hizmetlerinin yakından takip edildiğini söyledi. Ayrıca hac ofisleriyle düzenli çevrim içi toplantılar yapılarak hazırlık düzeyinin ve uygulama süreçlerinin izlendiğini ifade etti.

Er-Rabia, Hac ve Umre Ziyaretçilerine Hizmet Programı bünyesindeki Hac Projeleri Yönetim Ofisi’nin, 60’tan fazla devlet kurumundan yaklaşık 600 operasyon planını teslim aldığını ve bu planların uyumlu şekilde entegre edilmesi için çalıştığını belirtti. Bu sayede kurumlar arasında çakışmaların önüne geçildiğini ve en üst düzey hazırlık ile koordinasyonun sağlandığını dile getirdi.

Er-Rabia, hac sisteminde kaydedilen gelişmelerin Suudi Arabistan yönetiminin talimatları ve Yüksek Hac Komitesi’nin takibi doğrultusunda gerçekleşen önemli bir dönüşümü temsil ettiğini söyledi. Tüm kurumların bugün ortak bir hedef doğrultusunda çalıştığını ifade eden er-Rabia, amaçlarının hacılara en iyi hizmeti sunmak ve ibadetlerini güven ve huzur içinde yerine getirmelerini sağlamak olduğunu kaydetti.

Farklı kurumlar arasındaki entegrasyonun hac organizasyonunun gelişimine ve operasyonel verimliliğin artırılmasına katkı sağladığını belirten er-Rabia, bunun aynı zamanda Vizyon 2030 hedefleriyle uyumlu olduğunu ve ülkenin hacılara hizmet konusundaki öncü konumunu güçlendirdiğini ifade etti.


Uluslararası yatırımcılar, ekonomik reformları destekleyerek Suudi Arabistan’a olan yatırımlarını artırıyor

(foto altı) Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (SPA)
(foto altı) Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (SPA)
TT

Uluslararası yatırımcılar, ekonomik reformları destekleyerek Suudi Arabistan’a olan yatırımlarını artırıyor

(foto altı) Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (SPA)
(foto altı) Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (SPA)

Suudi Arabistan, uluslararası yatırımcıların portföylerinde artık yalnızca petrol fiyatlarına dayalı bir bahis olmaktan çıktı ve küresel piyasalar haritasında çok farklı bir konuma yerleşti. Dünyanın önde gelen finans kuruluşları ve varlık yönetim şirketlerinden State Street bünyesinde Ortadoğu, Afrika ve Resmi Kurumlar Sorumlusu olan Emmanuel Laurina, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, Suudi Arabistan’ın kurumsal yatırımcıların gözündeki yerini yeniden şekillendiren derin yapısal dönüşüme dikkat çekti ve şirketinin bu pazara yönelik büyük beklentilerini anlattı.

Laurina, uluslararası yatırımcıların Suudi piyasasına bakışında köklü bir değişim yaşandığını belirterek, ülkenin petrol odaklı bir yatırım alanı olmaktan çıkıp gelişen piyasalar portföylerinde temel bir bileşen haline geldiğini söyledi. Bu dönüşümün arkasında ise yatırım yapılabilir sektörlerin genişlemesi bulunduğunu ifade etti. Özellikle finans, enerji ve hammadde alanlarında oluşan çeşitliliğin, teknoloji ağırlıklı gelişen piyasalara karşı gerçek bir alternatif sunduğunu kaydetti.

Suudi Arabistan’ın büyük küresel hisse senedi ve tahvil endekslerine dahil edilmesinin yabancı sermaye akışlarını daha kurumsal bir çerçeveye oturttuğunu belirten Laurina, bunun aynı zamanda Suudi piyasasının uluslararası portföylerdeki ağırlığını artırdığını söyledi. Laurina’ya göre, Vizyon 2030 reformları da petrol dışındaki alanlarda yatırım fırsatlarının genişlemesinde merkezi rol oynadı.

Günümüzde yatırımcıları cezbeden ne?

Uluslararası ilginin mevcut itici güçlerine değinen Laurina, piyasanın serbestleştirilmesi ve Tadawul üzerinden yabancı yatırımcılara hisse senedi işlemlerinin açılmasının, likiditeyi ve uluslararası katılımı artırdığını söyledi. Laurina, Suudi Arabistan’ın yapay zekâ ve dijital altyapı alanlarında güçlü bir yönelim içinde olduğunu, bu kapsamda dünyanın önde gelen teknoloji şirketleriyle stratejik ortaklıklar kurmayı hedeflediğini belirtti.

Sabit getirili yatırım araçları tarafında ise Suudi devlet tahvillerinin A+ seviyesinde yüksek kredi notuna sahip olduğuna dikkat çeken Laurina, bu tahvillerin ABD tahvillerinin üzerinde pozitif getiri sunduğunu ve dolar bazlı çeşitlendirme arayan yatırımcılar için cazip bir seçenek oluşturduğunu ifade etti.

Laurina, uluslararası yatırımcıların Suudi piyasasına erişim imkanlarının belirgin şekilde iyileştiğini kabul ederken, nitelikli yabancı yatırımcı sisteminin kaldırılması ve kote menkul kıymetlerde doğrudan mülkiyet modeline geçilmesinin bu alanda önemli bir dönüşüm yarattığını söyledi.

Bununla birlikte, bireysel ve toplam yabancı sahiplik oranlarına ilişkin sınırlar ile yerel aracı kurumlar üzerinden işlem yapma zorunluluğu gibi bazı yapısal kısıtlamaların sürdüğünü belirtti. Laurina ayrıca, yabancı borsa yatırım fonlarının Suudi Arabistan’da işlem görmesinin, ülke içindeki piyasa yapıcılığı mekanizmasının henüz sınırlı olması nedeniyle kısmi bir gelişim aşamasında bulunduğunu kaydetti.

Suudi hisse senetlerini hedefleyen yeni bir fon

State Street’in Suudi piyasasındaki doğrudan girişimlerine değinen Laurina, şirketin kısa süre önce Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ile iş birliği içinde yeni bir borsa yatırım fonu başlattığını açıkladı. Laurina, söz konusu fonun uluslararası yatırımcılara Suudi hisselerine erişim imkânı sunduğunu ve aktif, sistematik bir stratejiyle piyasa döngüleri boyunca referans endeksin üzerinde getiri hedeflediğini söyledi.

Bu adımın arkasındaki temel nedenin müşteri talebindeki artış olduğunu belirten Laurina, Suudi piyasasının yapısında petrol hisselerinden sağlık, altyapı hizmetleri ve teknoloji gibi sektörlere doğru dikkat çekici bir dönüşüm yaşandığını ifade etti.

TBHY
Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ve State Street yetkilileri

Laurina, borsa yatırım fonlarının daha geniş bir yatırım ekosisteminin yalnızca bir parçasını oluşturduğunu kaydederek, bu yapının kurumsal yetkilendirmeler, stratejik ortaklıklar ve küresel endekslere dahil edilmeye bağlı sermaye akışlarının yanı sıra özel piyasalardaki artan faaliyetleri de kapsadığını söyledi. Özellikle Vizyon 2030 kapsamında öncelik verilen sektörlerde özel piyasa yatırımlarının büyüdüğünü vurguladı.

State Street’in daha geniş bölgesel stratejisine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Laurina, Ortadoğu ve Afrika bölgesinin grubun gelecekteki büyüme planlarında temel bir yere sahip olduğunu belirtti. Bu stratejinin; Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da varlık sınıflarının kurumsal yapısının güçlendirilmesi, İslam hukukuna uyumlu portföylerin uluslararasılaştırılması ve bölgesel nitelikli yatırım çözümlerine yönelik artan talep olmak üzere üç ana eksene dayandığını söyledi.

Bu çerçevede Riyad’ın 2024 itibarıyla State Street’in dünya genelindeki 11’inci yatırım merkezi haline geldiğini açıklayan Laurina, yerel yatırım ve araştırma ekiplerinin de sürekli genişletildiğini ifade etti. Laurina, Suudi Arabistan’ın şirket açısından stratejik bir piyasa olduğunu ve Ortadoğu-Afrika bölgesindeki büyüme stratejisinin başlıca itici güçlerinden biri olarak görüldüğünü sözlerine ekledi.