İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri el-Useymin: DEAŞ’tan daha tehlikeli olan İhvan ile yüzleşilmesi gerekiyor

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
TT

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri el-Useymin: DEAŞ’tan daha tehlikeli olan İhvan ile yüzleşilmesi gerekiyor

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin, Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajda son dönemde ortaya çıkan koronavirüs salgını ve İslam dünyasından bazı ülkelerin karşılaştığı zorluklar ışığında İİT’nin oynadığı role ilişkin açıklamalarda bulundu.
Useymin, İhvan-ı Müslimin Örgütü’nün (Müslüman Kardeşler) DEAŞ’tan daha tehlikeli olduğunu ve topluma nüfuz etmesini durdurmak için mümkün olan tüm yollarla mücadele edilmesi gerektiğini belirti. Örgütün eylemleriyle mücadele ve ifşa edilmesi için uzun vadeli bir strateji geliştirme çağrısında bulundu.
Mezhep farklılıkları üzerine açıklamalarda bulunan Useymin,  İİT’nin üye devletleri arasında mezhep kaynaklı bir çatışma olmadığını vurgulayarak Şiilerin ve Sünnilerin yüzlerce yıldır bir arada yaşadığını, değişen tek şeyin politikalar olduğunu belirtti. Yeni durumda devrim ihraç etmek ve zafer elde etmek amacıyla siyasi bir proje olarak öne sürülen mezheplerin siyasi amaç için kullanılmaya başlandığına dikkat çekti.
Useymin, İİT’nin çalışmaları hakkındaki açıklamasında Genel Sekreterliğin devletlerin iradesinin yansıması olduğunu ve kurumun siyaset üretmediğini vurguladı. Bu ülkelerin bir konu veya bir mesele hakkında çalışılmasını istediğinde Genel Sekreterliğin görevinin bu kararları ve politikaları uygulamak olduğunu belirtti. İİT’nin İslam dininin sesi olan kapsamlı bir platform olduğunu kaydetti.

Terörle Mücadele
Useymin, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın teröre karşı tutumunun açık ve net olduğunu; fikri, mali veya bir hareket olarak olsun, her türlü terörizmin reddedilerek masum görülmediğini söyledi. Açıklamasını şöyle sürdürdü:
“İİT sözlüğünde aşırılık yanlısı bir terörist eyleme hiçbir gerekçe yoktur. İslam, merhamet ve barışa dayanan ılımlı bir dindir. Bu ilke sadece bir fikir değil, İİT’nin temel ilkesidir. Teşkilat olarak İslam dünyasında veya dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleşen her türlü terör eylemini kınıyoruz. Din, dil ırk ve renk gözetmeksizin terör eylemi gerçekleştiren herkese cevabımız aynı olacak ve terörizme karşı durmaya devam edeceğiz.”
Bu tür cezai eylemleri gerçekleştirmenin hiçbir gerekçesi olmadığını vurgulayan Useymin açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Batı ülkelerinde demokrasi ve rahat bir yaşam söz konusu. İşsizler gelirleri yoksa yardım alıyorlar. Fakat biz vatandaşlarımızın çoğunun DEAŞ’e bağlı olduğunu görüyoruz. Yoksulluğun insanları terörist eylemler yapmaya zorlamasının doğrudan bir nedeni olduğunu düşünmüyorum. Evet, bunun sebeplerinden biri olabilir ancak gerekçe olarak en başta fikir ve inanç geliyor. Dünyadaki 90 ülkeden vatandaşların DEAŞ’a bağlı olduğunu gösteren rakamlar da bunu doğruluyor.”
Bu durumun “İslami terörizmi veya islamofobiyi geçersiz kıldığını” belirten Useymin bu nedenle terörizm suçlamasını İslam dinine veya Müslümanlara bağlamanın zor olduğunu kaydetti. Bu tür eylemleri gerçekleştiren az sayıda Müslüman olduğunu, bunun dünyadaki yaklaşık 1,7 milyar  Müslümanın ne kadarını oluşturduğuna dikkat çekerek terörizmin belirli bir formu veya adı olmadığını ifade etti.

Diasporadaki Müslümanlar
İİT Başkanı ayrıca Müslümanlara ve diasporada İslam dinini savunmak için üstlendikleri rollere dikkat çektiği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Batı ülkelerindeki Müslümanlar için aktif bir rol olmalı. Sessiz bir çoğunluğa sahipler. Örneğin, Avrupa ve Rusya'da yaklaşık 65 milyon nüfus var ancak sesleri yok. İslam dinini daha iyi savunabilmek için tek bir cephede yer almıyorlar. İslami liderlerin büyük bir bölümü İslam dinini savunmada ve terörizmi reddetmekte önemli rol oynamalı. Müslümanların bu ülkelerde karşılaştıkları en önemli sorun, bir mahallede birlikte yaşamaları ve çevrelerine entegre olmamalarıdır. Geldikleri ülkelerin kıyafetlerini giyen ve ülkelerinde uyguladıkları gelenek ve görenekleri orada devam ettiren bu insanlar  yaşadıkları ülkede bir farklılıkla karşılaştıklarında kimlik sorunu ortaya çıkıyor. Sonuç olarak terörist örgütlerin sömürdüğü bu farklılıklar beliriyor. İİT’nin terörizmle mücadele çabaları arasında İslami olmayan ve ne yazık ki terörizm olgusunun ortaya çıkmaya başladığı ülkelerdeki Müslüman toplumlara ‘Yaşadığınız ülkelerin yasalarına saygı göstermeniz gerekiyor. Uymayacaksanız neden oraya gittiniz?’ sorusunu hatırlatmak yer alıyor.”

İhvan-ı Müslimin tehlikesi
İslam ve dünya için en tehlikeli olan gruplara da değinen Useymin, İhvan-ı Müslimin’in aslen bir suç grubu olan DEAŞ’tan daha tehlikeli olduğunu, İhvan’ın nüfuz eden bir grup olarak içinde yaşadıkları ülkelerin ve toplumların avukat, doktor, parlamenter ve üniversite profesörü gibi birçok kadroda etkili olduğunu vurguladı.  İhvan-ı Müslimin’in imparatorluğunu oluşturarak iktidara sahip olmak için aşağıdan yukarıya doğru giden bir stratejisinin olduğunu ve toplumun en alt tabakasına nüfuz edip hakimiyeti eline aldıklarını belirtti. Useymin, İhvan’ın suç eylemlerini hayata geçirmek için takiye ilkeleriyle hareket ettiğini vurguladı.
Useymin konuya dair üç temel nokta belirledi. Bunları söz konusu tehlikeyle yüzleşmek, sorunun varlığını kabul etmek ve planlarını ortaya çıkarmak. Ayrıca ekonomik ve sosyal olarak geride kalmak ve kalkınma çalışmalarının durmasına neden olmak gibi içinde bulunduğu çevreyi nasıl bir bölgeye dönüştürdüğünü bilmeyen halk arasında İhvan hareketinin tehlikesini ortaya koyarak bu gruptaki alim olarak adlandırılan kişileri kutsallıktan çıkarmak olarak sıraladı.
İhvan-ı Müslimin ile mücadele etmek için uzun vadeli bir strateji oluşturmanın gereğini vurgulayan Useymin, İslam ülkelerinin bu dosya üzerinde sıkı ve ciddi bir şekilde çalışması, bu grubun tehlikesi ile genişlemesini sınırlamak ve kültürel ve sosyal etkinliklerini durdurmak için uzun çalışmalar yapılması gerektiğine dikkat çekti.
Aynı zamanda, bu grubun her alanda kalkınma yolunda bir engel olduğuna dikkat çekerek İİT’nin amaçlarından birinin, İslam dininin Müslüman Kardeşler'in çeşitli yollarla yok etmek için çalıştığı sanat ve kültürle çelişmediğini göstermek için festivaller kurduğunu dile getirdi.

Husi suçları
Husilerin uygulamalarının tüm uluslararası düzenlemeleri ve gelenekleri ihlal ettiğini belirten Useymin, bunun Husilerin Mekke'yi hedef alma sürecinden sonra, teşkilat  üyelerinin bakanlık toplantısının ardından verdiği bir karar olduğunu ve eylemlerinin  kınandığını söyledi.
Ayrıca teşkilatın Yemen halkının yanında olduğunu ve Yemenliler tarafından üzerinde anlaşılan kapsamlı ve adil siyasi çözümü desteklediğini belirten Useymin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yemen'deki meşruiyeti destekleyen Koalisyon güçlerinin liderliğinde, geçen 4 Nisan'da iki haftalık ateşkes ilan edilmesini memnuniyetle karşıladık. Bunu Koalisyon güçleri tarafından insani bir girişim olarak değerlendirdik. Ancak Husiler sürekli olarak barış fırsatlarını kaçırıyor.  Bu da büyük bir engel oluşturuyor. Taraflar bir araya gelmeli ve Husiler uluslararası kararlara uymalıdır.”

Libya'da barış
Useymin, Libya'da ateşkes olması gerektiğini ve İİT’nin Mısır'ın Libya krizini barışçıl bir şekilde çözme çabalarını memnuniyetle karşıladığını belirttiği açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Burada İslam İşbirliği Örgütü'nün hüküm ve ilkelerine uygun olarak Bakanlar Kurulu Zirvesi’nin Libya'da güvenliğin ve istikrarın geri dönmesini sağlamak, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak için krizi siyasi olarak çözecek olan Libya'da kapsamlı ateşkes çağrısını ve çabalarına yönelik kararları destekliyoruz. Tüm taraflar, bu girişimlerin gerçekleşmesi için silahları susturmalıdır.”

Koronavirüs ile mücadele
Teşkilatın İslam ülkelerinde koronavirüs salgının durumu ve gelişimini yakından takip ettiğini ifade eden Useymin, kendilerine bağlı üye ülkelerden en az gelişmiş olanlara özellikle sağlık sektöründe ve koronavirüs ile mücadelede destek sağladıklarını bildirdi. Teşkilatın Cidde’deki genel merkezinde Bangladeş, Afganistan ve Cibuti'den gelen heyetlere, bu ülkelerdeki sağlık bakanlıklarının salgının patlak vermesine karşı kapasitelerini desteklemek ve geliştirmek için İslami Dayanışma Fonu'ndan kendilerine tahsis edilen hibelerin verildiğini bildirdi.
Aynı zamanda üye devletlerin salgının ciddiyeti konusunda farkındalığı artırma çabalarını, İİT’nin sosyal medya platformlarında ve yol gösterici mesajlarında sunarak günlük olarak sürdürdüğünü vurguladı.

Kadınların rolü
Useymin açıklamasında, kadınlar hakkındaki başlıklarla İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından yakından ilgilenildiğini belirterek kadınların bilgi ve iletişim teknolojisi alanında desteklenmelerinin ve iş hayatında eşit fırsatlar sağlamak da dahil her alanda güçlendirilmelerinin önemini vurguladı. Bu alandaki ekonomik büyüme için daha fazla yatırıma ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Useymi kadınların ülkelerinin gelişiminde önemli rol oynadığını ve toplumlarında etkili olma hedeflerine ulaşmak için güvenilmesi ve desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Kadınları güçlendirmenin haklarını erkeklerle eşit hale getirmenin İİT’nin öncelikleri arasında yer alan İslami kanunlara da uygun olduğunu kaydetti. Ayrıca üye devletleri, İİT’nin kadınların ilerlemesi için belirlenen eylem planını ve kadınlara yönelik siyasi, ekonomik ve sosyal güçlendirme konusunda bakanlık kararlarını kadın sistemlerini gözden geçirmeye ve gerektiğinde değiştirmeye çağırdı.

Mezhep farklılıkları
Mezhep farklılıkları üzerine açıklamalarda bulunan Useymin,  İİT’nin üye devletleri arasında mezhep kaynaklı bir çatışma olmadığını vurgulayarak Şiilerin ve Sünnilerin yüzlerce yıldır bir arada yaşadığını, değişen tek şeyin politikalar olduğunu belirtti. Yeni durumda devrim ihraç etmek ve zafer elde etmek amacıyla siyasi bir proje olarak öne sürülen mezheplerin siyasi amaç için kullanılmaya başlandığına dikkat çekti.
Useymin açıklamasında, “Şunu fark etmeliyiz ki dinler siyasete dahil edildiğinde ihtilaflar yaşanması kaçınılmaz olur. Şu an yaşanan şey, kendilerini şeyh olarak adlandıranların taraflar arasındaki olayları alevlendirmesidir” dedi.
Useymin, politik sorunların siyasetçiler arasında çözülmesi gerektiğini ve düzeni bozabilecek durumların üstesinden gelmenin İİT’nin kuruluşundan bugüne kadar üzerinde çalıştığı konu olduğunu belirtti. “Ancak sorun, dini siyasete sürükleyerek bu sayede bir grubun diğerine karşı zafer elde etmeye çalışmasındadır. Bu teşkilatın tüm üyeleri için kabul edilemez ve reddedilen bir durumdur” ifadesini kullandı.

Suudi Arabistan’ın rolü
Useymin açıklamasında, Suudi Arabistan’ın Filistin meselesindeki istikrarlı duruşu da dahil olmak üzere birçok konudaki eylemleriyle her gün insan tacirlerinin eylemlerini çürüttüğünü, ayrıca ekonomik açıdan da desteğini artırarak üye ülkeler arasındaki büyüme oranını yüzde 25'e yükselttiğini belirtti. Suudi Arabistan'ın İslami Dayanışma Fonu'na acil yardım için milyonlarca dolar destek verdiğine dikkat çeken Useymin, bazı ülkeler UNRWA'ya yardım sağlamaktan vazgeçtiğinde Suudi Arabistan'ın UNRWA’ya önceki 160 milyon dolara ek olarak 50 milyon dolar ile büyük bir destek sağladığını vurguladı.
 
İslam İşbirliği Teşkilatı’nın rolü
Teşkilatın tanımında bir karışıklık ve yanlış anlaşılma olduğuna dikkat çeken Useymin, öncelikle uluslararası kurumların ve Genel Sekreterliğin devletlerin iradesinin bir yansıması olduğunu, kurumun siyaset yapmadığını, bunun uluslararası kuruluşlar için bir öncelik olduğunun anlaşılması gerektiğini söyledi.

Useymin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu ülkeler bir konu veya bir mesele üzerinde çalışmak isterse Genel Sekreterliğin görevi bu kararları ve politikaları uygulamaktır. Kararlar çıkarmak değildir. Ayrıca kurumun bir sorunu çözmek için askeri görevleri yerine getirecek bir ordusu yok. Bu yüzden İİT, İslam dininin sesi olan kapsamlı bir platformdur.  Siyaset, ekonomi ve kültür alanında tek bir pozisyon üzerinde anlaşıyoruz. Bu pozisyon herkes tarafından benimseniyor ve üzerinde herhangi bir anlaşmazlık söz konusu değil. Bununla ancak tek bir siyasi tutum formüle edebilirsiniz. Bu tabloyu açıklayan bir diğer faktör de dünya üzerindeki yaklaşık 1,7 milyar Müslüman nüfus olmasıdır. Bizler tek bir siyasi çerçevede çalışıyoruz. Çalışmalarımız, İslam dünyasının resmi veya resmi olmayan liderlerinin bir dizi konudaki tutumlarının ortak bir örneğini temsil ediyor.”



Bahreyn 3 milletvekilinin üyeliğini düşürdü

ABD-İran savaşı sırasında Bahreyn, İran'dan füze ve İHA saldırılarına maruz kaldı (Reuters)
ABD-İran savaşı sırasında Bahreyn, İran'dan füze ve İHA saldırılarına maruz kaldı (Reuters)
TT

Bahreyn 3 milletvekilinin üyeliğini düşürdü

ABD-İran savaşı sırasında Bahreyn, İran'dan füze ve İHA saldırılarına maruz kaldı (Reuters)
ABD-İran savaşı sırasında Bahreyn, İran'dan füze ve İHA saldırılarına maruz kaldı (Reuters)

Bahreyn Temsilciler Meclisi, İran yanlısı gruplara yönelik alınan önlemlere karşı çıkan üç milletvekilinin üyeliğini düşürdü.

Sert tartışmalara sahne olan meclis oturumunda alınan kararda; üç milletvekilinin sergilediği tutumun, mevcut bölgesel gerilimler çerçevesinde ulusal güvenliğin korunması ve iç cephenin birliği ilkeleriyle bağdaşmadığı ifade edildi. Oturum sırasında söz alan milletvekilleri, ülkenin güvenlik ve istikrarını korumayı amaçlayan resmi adımlara desteklerini yinelerken; ulusal egemenliğe zarar verecek veya dış gündemlere hizmet edecek her türlü hareketin reddedildiğini vurguladı.

Karar uyarınca meclis üyeliği sonlandırılan isimler şunlar oldu:

Abdul Nabi Selman (Meclis Birinci Başkanvekili)

Memduh es-Salih (Hizmet Komisyonu Başkanı)

Dr. Muhammed eş-Şemruh

Söz konusu karar, 37 milletvekilinin sunduğu talebin Yasama ve Hukuk İşleri Komisyonu'na sevk edilip onaylanmasının ardından hayata geçirildi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre kararın arka planında, meclisin 28 Nisan 2026 tarihli oturumunda yaşanan tartışmalar yatıyor. Yargı Yetkisi Kanunu'nun 7. maddesinde değişiklik öngören kanun hükmünde kararnamenin görüşüldüğü sırada söz konusu üç milletvekili; İran'ın saldırılarını öven zanlılara yönelik alınan önlemleri ve bu kişilerin vatandaşlıktan çıkarılması kararlarını eleştirmişti. Üyeliklerin düşürülmesine temel teşkil eden dosyanın, bu eleştiriler üzerine hazırlandığı belirtildi.


Körfez ülkeleri İran'ın Birleşik Arap Emirlikleri'ne yönelik asılsız iddialarını reddediyor

Casim el-Budeyvi, Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri (Konsey web sitesi)
Casim el-Budeyvi, Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri (Konsey web sitesi)
TT

Körfez ülkeleri İran'ın Birleşik Arap Emirlikleri'ne yönelik asılsız iddialarını reddediyor

Casim el-Budeyvi, Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri (Konsey web sitesi)
Casim el-Budeyvi, Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri (Konsey web sitesi)

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, dün yaptığı açıklamada, İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan bildiride Birleşik Arap Emirlikleri'ne (BAE) yönelik yer alan "asılsız ve kabul edilemez" iddiaları şiddetle kınadığını belirtti.

El-Budeyvi, yaptığı resmî açıklamada, bu yanıltıcı iddiaların İran'ın bölge ülkelerine karşı izlediği gerilimi artırıcı ve kışkırtıcı yaklaşımın devamı olduğunu vurguladı. Tahran'ın sadece BAE topraklarını hedef alan saldırgan eylemleriyle yetinmediğini ifade eden Genel Sekreter, İran'ın tüm uluslararası norm ve yasaları açıkça ihlal ederek gerçekleri çarpıtma girişimlerini sürdürdüğünü kaydetti.

Genel Sekreter, İran’ın bildirisinde yer alan ifadelerin, bölgesel gerilimi körükleme ve istikrarı bozma konusundaki kararlılığını yansıttığını belirterek, bu tutumun, Tahran’ın bölge güvenliğini ve halkların barışını tehdit eden hasmane politikasını bir kez daha teyit ettiğini vurguladı.

El-Budeyvi, Körfez ülkelerinin Birleşik Arap Emirlikleri ile tek vücut olduğunu ve BAE'nin güvenliğini, istikrarını ve egemenliğini korumak adına aldığı tüm önlemleri desteklediklerini yineledi. KİK Genel Sekreteri, "BAE'nin güvenliği, tüm Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır" ifadelerini kullandı.


Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu, bölgede gerginliğin daha da artmasının önlenmesi gerektiğini vurguladı

(foto altı) Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cidde’de gerçekleşen Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık ederken (SPA)
(foto altı) Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cidde’de gerçekleşen Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık ederken (SPA)
TT

Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu, bölgede gerginliğin daha da artmasının önlenmesi gerektiğini vurguladı

(foto altı) Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cidde’de gerçekleşen Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık ederken (SPA)
(foto altı) Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cidde’de gerçekleşen Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık ederken (SPA)

Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu dün bölgedeki mevcut gelişmeleri değerlendirerek, gerilimin düşürülmesi ve Pakistan’ın arabuluculuk girişimleri ile diplomatik çabaların desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Kurul, bölgenin daha fazla gerilim ve güvenlik istikrarsızlığına sürüklenmesini önlemek amacıyla siyasi bir çözüme ulaşılması çağrısında bulundu. Toplantıda ayrıca, 28 Şubat’tan önceki dönemde olduğu gibi uluslararası deniz taşımacılığının Hürmüz Boğazı üzerinden yeniden kesintisiz ve doğal akışına dönmesinin önemine dikkat çekildi. Gemilerin herhangi bir kısıtlama olmaksızın güvenli şekilde geçiş yapmasının sağlanması gerektiği ifade edildi.

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman başkanlığında Cidde’de gerçekleştirilen oturumda, Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens’e Zimbabve Devlet Başkanı Emmerson Mnangagwa, Ruanda Devlet Başkanı Paul Kagame, Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev ve Japonya Başbakanı Sanae Takaichi tarafından gönderilen mesajların içeriği hakkında bilgilendirme yapıldı.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed ile yapılan telefon görüşmesinin ayrıntılarını Bakanlar Kurulu’na aktardı. Görüşmede İran’ın BAE’ye yönelik saldırıları kınanırken, BAE’nin güvenlik ve istikrarını koruma çabalarına destek verildiği vurgulandı.

Bakanlar Kurulu toplantısında ayrıca, Suudi Arabistan’ın bölgesel ve uluslararası toplantılara katılım sonuçları ele alındı. Suudi Arabistan’ın, dost ve kardeş ülkelerle iş birliğini sürdürme, çeşitli alanlarda koordinasyonu güçlendirme ve ortak ilgi alanlarına giren konularda birlikte hareket etme kararlılığı bir kez daha teyit edildi. Bu yaklaşımın, küresel zorluklara karşı ortak yanıt mekanizmalarının güçlendirilmesine katkı sağladığı belirtildi.

cdbghyju
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Cidde’de düzenlenen Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. (SPA)

İç politika başlığında ise Bakanlar Kurulu, temel ve kritik sektörlerde genel performans göstergelerini değerlendirdi. Uygulama ve tamamlanma hızının arttığı strateji ve girişimlerin, kalkınma sürecine çeşitli alanlarda katkı sağladığı; özellikle yerel içeriğin kayda değer şekilde büyümesi, ulusal tedarik zincirlerinin genişlemesi ve rekabet gücünün artırılması gibi gelişmelerin öne çıktığı belirtildi.

Bakanlar Kurulu, 2026 Suudi Arabistan Çevre Haftası’nın başlatılmasını, ülkenin çevrenin korunması ve geliştirilmesi yönündeki ulusal hedeflere toplumsal katılımı artırma çabalarının bir devamı olarak değerlendirdi. Bu kapsamda, korunan alanların dört katına çıkarılması, bir milyondan fazla hektar çölleşmiş arazinin rehabilite edilmesi, yenilenebilir su kaynakları kullanılarak 159 milyon ağacın dikilmesi ve yok olma tehlikesi altındaki binlerce yaban hayvanının doğaya yeniden kazandırılması gibi önemli çevresel kazanımların kaydedildiği aktarıldı. Ayrıca bölgesel ve uluslararası düzeyde sürdürülebilir etki oluşturan çevre girişimlerine liderlik edildiği ifade edildi.

Bakanlar Kurulu ayrıca bir dizi karar aldı. Kültür Bakanı ve Kral Selman Uluslararası Arap Dili Akademisi Mütevelli Heyeti Başkanı’nın (veya yerine yetkilendireceği kişinin), Ürdün ve Fas ile Arap dili alanında iş birliğine yönelik iki mutabakat zaptı taslağı üzerinde müzakere yürütmesi ve bunları imzalaması için yetkilendirilmesi kararlaştırıldı. Ayrıca Hindistan ile diplomatik, özel ve resmî pasaport sahipleri için kısa süreli ikamet vizelerinden karşılıklı muafiyet sağlayan iki anlaşma ve Tunus ile gümrük konularında iş birliği ve karşılıklı yardım anlaşması onaylandı.

grthy76
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman başkanlığındaki Bakanlar Kurulu toplantısından (SPA)

Bakanlar Kurulu’nun, Suudi Arabistan Adalet Bakanlığı ile Pakistan Hukuk ve Adalet Bakanlığı arasında iş birliğini öngören mutabakat zaptlarını; ayrıca madencilik alanında Brezilya ile, posta sektörü alanında Tunus ile, endüstriyel güvenlik alanında Yüksek Endüstriyel Güvenlik Kurumu ile Naif Arap Güvenlik Bilimleri Üniversitesi arasında yapılacak anlaşmaları onayladığı bildirildi. Kurul ayrıca, Suudi Gıda ve İlaç Kurumu ile Türkiye Helal Akreditasyon Kurumu arasında, Suudi Arabistan Tarımsal Kalkınma Fonu ile Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu arasında tarım sektörünün geliştirilmesine yönelik iş birliğini, Kral Fahd Ulusal Kütüphanesi ile Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreterliği arasında bilgi ve yayıncılık alanındaki iş birliğini ve Suudi Arabistan İç Denetçiler Kurumu ile Fransa İç Denetim ve Kontrol Enstitüsü arasında iç denetim, yönetişim, risk ve uyum alanlarında bir mutabakat zaptı imzalanmasına yönelik görüşmeleri de onayladı.

Bakanlar Kurulu ayrıca, Bağış Toplama Yönetmeliği’nin uygulama kurallarını kabul etti. Engelli bireylerin ihtiyaç sahibi olanlarının, çalışma izni, giriş-çıkış vizesi, ikamet izni düzenleme ve yenileme ücretleri ile Suudi Arabistan İnsan Kaynakları ve Sosyal Kalkınma Bakanlığı tarafından onaylanan ev hizmetleri çalışanlarına ilişkin masraflarının devlet tarafından karşılanmasına karar verdi. Ayrıca, Dr. Kâmil Şeyho’nun Suudi Arabistan Ulusal Meteoroloji Merkezi Yönetim Kurulu üyeliğine atanması kararlaştırıldı.

Kurul, Necran, el-Mecma, el-Cevf, Kuzey Sınırları ve Bisha üniversitelerinin geçmiş iki mali yıla ait kesin hesaplarını onayladı. Ayrıca Mekke Bölgesi Kalkınma İdaresi, Küçüklerin ve Vesayet Altındakilerin Mallarının Yönetimi Kurumu ve Şakra Üniversitesi dahil olmak üzere gündemde yer alan çeşitli konulara ilişkin gerekli işlemlerin yapılması talimatını verdi. Bunun yanı sıra 15. ve 14. derece kadrolara yönelik terfiler de onaylandı.