İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri el-Useymin: DEAŞ’tan daha tehlikeli olan İhvan ile yüzleşilmesi gerekiyor

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
TT

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri el-Useymin: DEAŞ’tan daha tehlikeli olan İhvan ile yüzleşilmesi gerekiyor

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin, Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajda son dönemde ortaya çıkan koronavirüs salgını ve İslam dünyasından bazı ülkelerin karşılaştığı zorluklar ışığında İİT’nin oynadığı role ilişkin açıklamalarda bulundu.
Useymin, İhvan-ı Müslimin Örgütü’nün (Müslüman Kardeşler) DEAŞ’tan daha tehlikeli olduğunu ve topluma nüfuz etmesini durdurmak için mümkün olan tüm yollarla mücadele edilmesi gerektiğini belirti. Örgütün eylemleriyle mücadele ve ifşa edilmesi için uzun vadeli bir strateji geliştirme çağrısında bulundu.
Mezhep farklılıkları üzerine açıklamalarda bulunan Useymin,  İİT’nin üye devletleri arasında mezhep kaynaklı bir çatışma olmadığını vurgulayarak Şiilerin ve Sünnilerin yüzlerce yıldır bir arada yaşadığını, değişen tek şeyin politikalar olduğunu belirtti. Yeni durumda devrim ihraç etmek ve zafer elde etmek amacıyla siyasi bir proje olarak öne sürülen mezheplerin siyasi amaç için kullanılmaya başlandığına dikkat çekti.
Useymin, İİT’nin çalışmaları hakkındaki açıklamasında Genel Sekreterliğin devletlerin iradesinin yansıması olduğunu ve kurumun siyaset üretmediğini vurguladı. Bu ülkelerin bir konu veya bir mesele hakkında çalışılmasını istediğinde Genel Sekreterliğin görevinin bu kararları ve politikaları uygulamak olduğunu belirtti. İİT’nin İslam dininin sesi olan kapsamlı bir platform olduğunu kaydetti.

Terörle Mücadele
Useymin, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın teröre karşı tutumunun açık ve net olduğunu; fikri, mali veya bir hareket olarak olsun, her türlü terörizmin reddedilerek masum görülmediğini söyledi. Açıklamasını şöyle sürdürdü:
“İİT sözlüğünde aşırılık yanlısı bir terörist eyleme hiçbir gerekçe yoktur. İslam, merhamet ve barışa dayanan ılımlı bir dindir. Bu ilke sadece bir fikir değil, İİT’nin temel ilkesidir. Teşkilat olarak İslam dünyasında veya dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleşen her türlü terör eylemini kınıyoruz. Din, dil ırk ve renk gözetmeksizin terör eylemi gerçekleştiren herkese cevabımız aynı olacak ve terörizme karşı durmaya devam edeceğiz.”
Bu tür cezai eylemleri gerçekleştirmenin hiçbir gerekçesi olmadığını vurgulayan Useymin açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Batı ülkelerinde demokrasi ve rahat bir yaşam söz konusu. İşsizler gelirleri yoksa yardım alıyorlar. Fakat biz vatandaşlarımızın çoğunun DEAŞ’e bağlı olduğunu görüyoruz. Yoksulluğun insanları terörist eylemler yapmaya zorlamasının doğrudan bir nedeni olduğunu düşünmüyorum. Evet, bunun sebeplerinden biri olabilir ancak gerekçe olarak en başta fikir ve inanç geliyor. Dünyadaki 90 ülkeden vatandaşların DEAŞ’a bağlı olduğunu gösteren rakamlar da bunu doğruluyor.”
Bu durumun “İslami terörizmi veya islamofobiyi geçersiz kıldığını” belirten Useymin bu nedenle terörizm suçlamasını İslam dinine veya Müslümanlara bağlamanın zor olduğunu kaydetti. Bu tür eylemleri gerçekleştiren az sayıda Müslüman olduğunu, bunun dünyadaki yaklaşık 1,7 milyar  Müslümanın ne kadarını oluşturduğuna dikkat çekerek terörizmin belirli bir formu veya adı olmadığını ifade etti.

Diasporadaki Müslümanlar
İİT Başkanı ayrıca Müslümanlara ve diasporada İslam dinini savunmak için üstlendikleri rollere dikkat çektiği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Batı ülkelerindeki Müslümanlar için aktif bir rol olmalı. Sessiz bir çoğunluğa sahipler. Örneğin, Avrupa ve Rusya'da yaklaşık 65 milyon nüfus var ancak sesleri yok. İslam dinini daha iyi savunabilmek için tek bir cephede yer almıyorlar. İslami liderlerin büyük bir bölümü İslam dinini savunmada ve terörizmi reddetmekte önemli rol oynamalı. Müslümanların bu ülkelerde karşılaştıkları en önemli sorun, bir mahallede birlikte yaşamaları ve çevrelerine entegre olmamalarıdır. Geldikleri ülkelerin kıyafetlerini giyen ve ülkelerinde uyguladıkları gelenek ve görenekleri orada devam ettiren bu insanlar  yaşadıkları ülkede bir farklılıkla karşılaştıklarında kimlik sorunu ortaya çıkıyor. Sonuç olarak terörist örgütlerin sömürdüğü bu farklılıklar beliriyor. İİT’nin terörizmle mücadele çabaları arasında İslami olmayan ve ne yazık ki terörizm olgusunun ortaya çıkmaya başladığı ülkelerdeki Müslüman toplumlara ‘Yaşadığınız ülkelerin yasalarına saygı göstermeniz gerekiyor. Uymayacaksanız neden oraya gittiniz?’ sorusunu hatırlatmak yer alıyor.”

İhvan-ı Müslimin tehlikesi
İslam ve dünya için en tehlikeli olan gruplara da değinen Useymin, İhvan-ı Müslimin’in aslen bir suç grubu olan DEAŞ’tan daha tehlikeli olduğunu, İhvan’ın nüfuz eden bir grup olarak içinde yaşadıkları ülkelerin ve toplumların avukat, doktor, parlamenter ve üniversite profesörü gibi birçok kadroda etkili olduğunu vurguladı.  İhvan-ı Müslimin’in imparatorluğunu oluşturarak iktidara sahip olmak için aşağıdan yukarıya doğru giden bir stratejisinin olduğunu ve toplumun en alt tabakasına nüfuz edip hakimiyeti eline aldıklarını belirtti. Useymin, İhvan’ın suç eylemlerini hayata geçirmek için takiye ilkeleriyle hareket ettiğini vurguladı.
Useymin konuya dair üç temel nokta belirledi. Bunları söz konusu tehlikeyle yüzleşmek, sorunun varlığını kabul etmek ve planlarını ortaya çıkarmak. Ayrıca ekonomik ve sosyal olarak geride kalmak ve kalkınma çalışmalarının durmasına neden olmak gibi içinde bulunduğu çevreyi nasıl bir bölgeye dönüştürdüğünü bilmeyen halk arasında İhvan hareketinin tehlikesini ortaya koyarak bu gruptaki alim olarak adlandırılan kişileri kutsallıktan çıkarmak olarak sıraladı.
İhvan-ı Müslimin ile mücadele etmek için uzun vadeli bir strateji oluşturmanın gereğini vurgulayan Useymin, İslam ülkelerinin bu dosya üzerinde sıkı ve ciddi bir şekilde çalışması, bu grubun tehlikesi ile genişlemesini sınırlamak ve kültürel ve sosyal etkinliklerini durdurmak için uzun çalışmalar yapılması gerektiğine dikkat çekti.
Aynı zamanda, bu grubun her alanda kalkınma yolunda bir engel olduğuna dikkat çekerek İİT’nin amaçlarından birinin, İslam dininin Müslüman Kardeşler'in çeşitli yollarla yok etmek için çalıştığı sanat ve kültürle çelişmediğini göstermek için festivaller kurduğunu dile getirdi.

Husi suçları
Husilerin uygulamalarının tüm uluslararası düzenlemeleri ve gelenekleri ihlal ettiğini belirten Useymin, bunun Husilerin Mekke'yi hedef alma sürecinden sonra, teşkilat  üyelerinin bakanlık toplantısının ardından verdiği bir karar olduğunu ve eylemlerinin  kınandığını söyledi.
Ayrıca teşkilatın Yemen halkının yanında olduğunu ve Yemenliler tarafından üzerinde anlaşılan kapsamlı ve adil siyasi çözümü desteklediğini belirten Useymin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yemen'deki meşruiyeti destekleyen Koalisyon güçlerinin liderliğinde, geçen 4 Nisan'da iki haftalık ateşkes ilan edilmesini memnuniyetle karşıladık. Bunu Koalisyon güçleri tarafından insani bir girişim olarak değerlendirdik. Ancak Husiler sürekli olarak barış fırsatlarını kaçırıyor.  Bu da büyük bir engel oluşturuyor. Taraflar bir araya gelmeli ve Husiler uluslararası kararlara uymalıdır.”

Libya'da barış
Useymin, Libya'da ateşkes olması gerektiğini ve İİT’nin Mısır'ın Libya krizini barışçıl bir şekilde çözme çabalarını memnuniyetle karşıladığını belirttiği açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Burada İslam İşbirliği Örgütü'nün hüküm ve ilkelerine uygun olarak Bakanlar Kurulu Zirvesi’nin Libya'da güvenliğin ve istikrarın geri dönmesini sağlamak, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak için krizi siyasi olarak çözecek olan Libya'da kapsamlı ateşkes çağrısını ve çabalarına yönelik kararları destekliyoruz. Tüm taraflar, bu girişimlerin gerçekleşmesi için silahları susturmalıdır.”

Koronavirüs ile mücadele
Teşkilatın İslam ülkelerinde koronavirüs salgının durumu ve gelişimini yakından takip ettiğini ifade eden Useymin, kendilerine bağlı üye ülkelerden en az gelişmiş olanlara özellikle sağlık sektöründe ve koronavirüs ile mücadelede destek sağladıklarını bildirdi. Teşkilatın Cidde’deki genel merkezinde Bangladeş, Afganistan ve Cibuti'den gelen heyetlere, bu ülkelerdeki sağlık bakanlıklarının salgının patlak vermesine karşı kapasitelerini desteklemek ve geliştirmek için İslami Dayanışma Fonu'ndan kendilerine tahsis edilen hibelerin verildiğini bildirdi.
Aynı zamanda üye devletlerin salgının ciddiyeti konusunda farkındalığı artırma çabalarını, İİT’nin sosyal medya platformlarında ve yol gösterici mesajlarında sunarak günlük olarak sürdürdüğünü vurguladı.

Kadınların rolü
Useymin açıklamasında, kadınlar hakkındaki başlıklarla İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından yakından ilgilenildiğini belirterek kadınların bilgi ve iletişim teknolojisi alanında desteklenmelerinin ve iş hayatında eşit fırsatlar sağlamak da dahil her alanda güçlendirilmelerinin önemini vurguladı. Bu alandaki ekonomik büyüme için daha fazla yatırıma ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Useymi kadınların ülkelerinin gelişiminde önemli rol oynadığını ve toplumlarında etkili olma hedeflerine ulaşmak için güvenilmesi ve desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Kadınları güçlendirmenin haklarını erkeklerle eşit hale getirmenin İİT’nin öncelikleri arasında yer alan İslami kanunlara da uygun olduğunu kaydetti. Ayrıca üye devletleri, İİT’nin kadınların ilerlemesi için belirlenen eylem planını ve kadınlara yönelik siyasi, ekonomik ve sosyal güçlendirme konusunda bakanlık kararlarını kadın sistemlerini gözden geçirmeye ve gerektiğinde değiştirmeye çağırdı.

Mezhep farklılıkları
Mezhep farklılıkları üzerine açıklamalarda bulunan Useymin,  İİT’nin üye devletleri arasında mezhep kaynaklı bir çatışma olmadığını vurgulayarak Şiilerin ve Sünnilerin yüzlerce yıldır bir arada yaşadığını, değişen tek şeyin politikalar olduğunu belirtti. Yeni durumda devrim ihraç etmek ve zafer elde etmek amacıyla siyasi bir proje olarak öne sürülen mezheplerin siyasi amaç için kullanılmaya başlandığına dikkat çekti.
Useymin açıklamasında, “Şunu fark etmeliyiz ki dinler siyasete dahil edildiğinde ihtilaflar yaşanması kaçınılmaz olur. Şu an yaşanan şey, kendilerini şeyh olarak adlandıranların taraflar arasındaki olayları alevlendirmesidir” dedi.
Useymin, politik sorunların siyasetçiler arasında çözülmesi gerektiğini ve düzeni bozabilecek durumların üstesinden gelmenin İİT’nin kuruluşundan bugüne kadar üzerinde çalıştığı konu olduğunu belirtti. “Ancak sorun, dini siyasete sürükleyerek bu sayede bir grubun diğerine karşı zafer elde etmeye çalışmasındadır. Bu teşkilatın tüm üyeleri için kabul edilemez ve reddedilen bir durumdur” ifadesini kullandı.

Suudi Arabistan’ın rolü
Useymin açıklamasında, Suudi Arabistan’ın Filistin meselesindeki istikrarlı duruşu da dahil olmak üzere birçok konudaki eylemleriyle her gün insan tacirlerinin eylemlerini çürüttüğünü, ayrıca ekonomik açıdan da desteğini artırarak üye ülkeler arasındaki büyüme oranını yüzde 25'e yükselttiğini belirtti. Suudi Arabistan'ın İslami Dayanışma Fonu'na acil yardım için milyonlarca dolar destek verdiğine dikkat çeken Useymin, bazı ülkeler UNRWA'ya yardım sağlamaktan vazgeçtiğinde Suudi Arabistan'ın UNRWA’ya önceki 160 milyon dolara ek olarak 50 milyon dolar ile büyük bir destek sağladığını vurguladı.
 
İslam İşbirliği Teşkilatı’nın rolü
Teşkilatın tanımında bir karışıklık ve yanlış anlaşılma olduğuna dikkat çeken Useymin, öncelikle uluslararası kurumların ve Genel Sekreterliğin devletlerin iradesinin bir yansıması olduğunu, kurumun siyaset yapmadığını, bunun uluslararası kuruluşlar için bir öncelik olduğunun anlaşılması gerektiğini söyledi.

Useymin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu ülkeler bir konu veya bir mesele üzerinde çalışmak isterse Genel Sekreterliğin görevi bu kararları ve politikaları uygulamaktır. Kararlar çıkarmak değildir. Ayrıca kurumun bir sorunu çözmek için askeri görevleri yerine getirecek bir ordusu yok. Bu yüzden İİT, İslam dininin sesi olan kapsamlı bir platformdur.  Siyaset, ekonomi ve kültür alanında tek bir pozisyon üzerinde anlaşıyoruz. Bu pozisyon herkes tarafından benimseniyor ve üzerinde herhangi bir anlaşmazlık söz konusu değil. Bununla ancak tek bir siyasi tutum formüle edebilirsiniz. Bu tabloyu açıklayan bir diğer faktör de dünya üzerindeki yaklaşık 1,7 milyar Müslüman nüfus olmasıdır. Bizler tek bir siyasi çerçevede çalışıyoruz. Çalışmalarımız, İslam dünyasının resmi veya resmi olmayan liderlerinin bir dizi konudaki tutumlarının ortak bir örneğini temsil ediyor.”



Suudi Arabistan, Ürdün ve Katar: İran saldırıları bölge güvenliğini tehdit ediyor

Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Kral II. Abdullah ve Şeyh Temim bin Hamad arasında Cidde'de üçlü görüşme yapıldı (SPA)
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Kral II. Abdullah ve Şeyh Temim bin Hamad arasında Cidde'de üçlü görüşme yapıldı (SPA)
TT

Suudi Arabistan, Ürdün ve Katar: İran saldırıları bölge güvenliğini tehdit ediyor

Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Kral II. Abdullah ve Şeyh Temim bin Hamad arasında Cidde'de üçlü görüşme yapıldı (SPA)
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Kral II. Abdullah ve Şeyh Temim bin Hamad arasında Cidde'de üçlü görüşme yapıldı (SPA)

Suudi Arabistan, Ürdün ve Katar, Pazartesi günü yaptıkları ortak açıklamada, İran’ın Körfez ülkeleri ve Ürdün’e yönelik tekrarlayan düşmanca saldırılarının, stratejik ve sivil tesisleri hedef almasının bölgesel güvenlik ve istikrar için ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguladı.

Bu açıklama, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, Ürdün Kralı II. Abdullah ve Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad ile Cidde’de gerçekleştirdiği üçlü toplantıda geldi.

hyjuj
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Pazartesi günü Cidde’de Ürdün Kralı II. Abdullah ile görüştü (SPA)

Toplantıda, Prens Muhammed bin Selman, Kral II. Abdullah ve Şeyh Temim bin Hamad, özellikle Ortadoğu’da yaşanan askeri tırmanışın bölge ve dünya güvenliği üzerindeki etkilerini ele aldı ve bu kapsamda koordineli önlemler üzerinde görüş alışverişinde bulundu.

dfvfd
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Pazartesi günü Cidde’de Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad ile görüştü (SPA)

Suudi Veliaht Prensi ve Katar Emiri ayrıca, askeri gerginliğin uluslararası deniz taşımacılığı ve enerji arz güvenliği üzerindeki risklerini ve bunun küresel ekonomi üzerindeki yansımalarını değerlendirdi.

Toplantılara Suudi tarafından, Mekke Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Suud bin Mişal bin Abdulaziz, Devlet Bakanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Dr. Musaed el-İyban ile Genel İstihbarat Başkanı Halid el-Hemidan katıldı.

sdfr
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Ürdün Kralı II. Abdullah’ı karşılarken (SPA)

Ürdün tarafından toplantıya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ayman Safadi, Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Yusuf el-Hunaiti ve Kral’ın Ofis Müdürü Alaa el-Batayneh katılırken; Katar tarafından ise Başbakan ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdulrahman el-Sani, İçişleri Bakanı Şeyh Halife bin Hamad el-Sani, Emirlik Dairesi Başkanı Abdullah el-Hilfi ve bazı üst düzey yetkililer yer aldı.

Kral II. Abdullah ve Şeyh Temim bin Hamad, Pazartesi günü erken saatlerde Cidde’ye ulaştı ve Kral Abdulaziz Uluslararası Havalimanı’nda Prens Muhammed bin Selman tarafından karşılandı.

fgthy
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad’ı Cidde’ye karşıladı (SPA)

 


Suudi Arabistan, doğusuna yönelen balistik füze ve İHA’lar imha edildi

Şarku'l Avsat (115721)
Şarku'l Avsat (115721)
TT

Suudi Arabistan, doğusuna yönelen balistik füze ve İHA’lar imha edildi

Şarku'l Avsat (115721)
Şarku'l Avsat (115721)

Suudi Arabistan hava savunma sistemleri, son saatlerde Doğu Bölgesi’ne yönelen balistik füzeler, seyir füzesi ve insansız hava araçlarını (İHA) başarıyla durdurdu.

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı resmi sözcüsü Tuğgeneral Turki el-Maliki, 5 balistik füze ve bir seyir füzesinin tespit edilip imha edildiğini belirtti. Maliki ayrıca, son saatlerde 7 İHA’nın da etkisiz hale getirildiğini açıkladı. Savunma Bakanlığı, ülke hava sahasını koruma ve tüm tehditlerle başa çıkma konusunda güçlerinin hazır ve yetenekli olduğunu vurguladı.

Bu gelişmelerle birlikte Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, İngiliz mevkidaşı Ben Wallace ile Riyad’da bir araya gelerek iki ülke arasındaki stratejik savunma ortaklığını ve geliştirme fırsatlarını görüştü. Görüşmede bölgesel gelişmeler ve bu durumların bölge ile dünya güvenliği üzerindeki etkileri ele alındı ve İran’ın Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları kınandı.

fevfe
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Riyad’da İngiliz mevkidaşı Ben Wallace’ı karşılarken (Savunma Bakanlığı)

Suudi Arabistan, diğer Arap ve Körfez ülkeleriyle birlikte, İran’ın Kuveyt’teki bir askeri üs ve elektrik ile su arıtma tesislerine yönelik saldırılarını sert bir dille kınadı. Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, İran’ın bu saldırılarının bölgeye yönelik açık bir düşmanlık niteliğinde olduğunu, uluslararası hukuk ve komşuluk ilkeleriyle bağdaşmadığını ve bölgedeki gerginliği artırdığını vurguladı.

Bölgede Öne Çıkan Gelişmeler:

Kuveyt:

Kuveyt Elektrik Bakanlığı, İran kaynaklı saldırıda bir elektrik üretim tesisinin hedef alındığını ve bir Hintli işçinin hayatını kaybettiğini duyurdu. Bakanlık, tesisin altyapısında maddi hasar oluştuğunu belirterek, teknik ekiplerin 7/24 çalıştığını ve hizmetlerin kesintisiz devam etmesi için önlemlerin alındığını açıkladı.

dfvbf
Kuveyt Havalimanında İHA saldırısı sonrası dumanlar yükseldi (AFP)

Kuveyt ayrıca, “Devlet Güvenliği ve Terör Suçları Savcılığı” adı altında özel bir savcılık kurma kararı aldı. Bu savcılık, devlet güvenliğini tehdit eden suçlar ve uluslararası suçlarla ilgili soruşturma ve dava süreçlerini yürütecek.

Bahreyn:
Bahreyn Savunma Kuvvetleri, 8 balistik füze ve 7 İHA’yı imha etti. Genel Komutanlık, İran kaynaklı saldırılar başladığından bu yana toplam 182 füze ve 398 İHA’nın etkisiz hale getirildiğini bildirdi. Bahreynli yetkililer, sivillere ve özel mülkiyete yönelik bu saldırıların uluslararası insan hakları ve BM sözleşmelerini ihlal ettiğini vurguladı.

Birleşik Arap Emirlikleri:
BAE hava savunması, 11 balistik füze ve 27 İHA’yı etkisiz hale getirdi. Savunma Bakanlığı, saldırılar başladığından bu yana toplam 425 balistik füze, 15 seyir füzesi ve 1941 İHA’nın imha edildiğini açıkladı. Saldırılar sonucunda 2 BAE askeri, bir Faslı sivil ve çeşitli uluslardan 8 sivil hayatını kaybetti; 178 kişi ise yaralandı.

dfd
BAE Hava Savunması, İran Kaynaklı 11 Füze ve 27 İHA’yı Durdurdu (AFP)

Arap ve Körfez Ülkelerinin Tepkileri:
Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Ürdün, BAE, Umman, Arap Birliği ve Arap Parlamentosu, Kuveyt’e yönelik saldırıları en sert ifadelerle kınadı. Saldırılar “hain ve etik dışı” olarak nitelendirildi ve savaş suçu olarak değerlendirildi.

Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Cassem el-Bediwi, Kuveyt askeri üssüne yönelik İran saldırısını “açık bir düşmanlık” olarak tanımladı ve bölge güvenliği ile istikrarına ciddi tehdit oluşturduğunu vurguladı.


Suudi Arabistan ve İngiltere Savunma Bakanları Riyad’da bir araya geldi

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Riyad’da İngiltere Savunma Bakanı John Healey’le bir araya geldi (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Riyad’da İngiltere Savunma Bakanı John Healey’le bir araya geldi (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan ve İngiltere Savunma Bakanları Riyad’da bir araya geldi

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Riyad’da İngiltere Savunma Bakanı John Healey’le bir araya geldi (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Riyad’da İngiltere Savunma Bakanı John Healey’le bir araya geldi (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, İngiltere Savunma Bakanı John Healey ile Suudi Arabistan ve İngiltere arasındaki stratejik savunma ortaklığını ve bu iş birliğini geliştirme fırsatlarını değerlendirdi.

Riyad’da bir araya gelen iki bakan bölgesel gelişmeleri ve bunların bölge ile dünya güvenliği ve istikrarına etkilerini görüştü. Ayrıca, Suudi Arabistan’a yönelik devam eden İran saldırılarını ele aldılar.