İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri el-Useymin: DEAŞ’tan daha tehlikeli olan İhvan ile yüzleşilmesi gerekiyor

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
TT

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri el-Useymin: DEAŞ’tan daha tehlikeli olan İhvan ile yüzleşilmesi gerekiyor

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin, Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajda son dönemde ortaya çıkan koronavirüs salgını ve İslam dünyasından bazı ülkelerin karşılaştığı zorluklar ışığında İİT’nin oynadığı role ilişkin açıklamalarda bulundu.
Useymin, İhvan-ı Müslimin Örgütü’nün (Müslüman Kardeşler) DEAŞ’tan daha tehlikeli olduğunu ve topluma nüfuz etmesini durdurmak için mümkün olan tüm yollarla mücadele edilmesi gerektiğini belirti. Örgütün eylemleriyle mücadele ve ifşa edilmesi için uzun vadeli bir strateji geliştirme çağrısında bulundu.
Mezhep farklılıkları üzerine açıklamalarda bulunan Useymin,  İİT’nin üye devletleri arasında mezhep kaynaklı bir çatışma olmadığını vurgulayarak Şiilerin ve Sünnilerin yüzlerce yıldır bir arada yaşadığını, değişen tek şeyin politikalar olduğunu belirtti. Yeni durumda devrim ihraç etmek ve zafer elde etmek amacıyla siyasi bir proje olarak öne sürülen mezheplerin siyasi amaç için kullanılmaya başlandığına dikkat çekti.
Useymin, İİT’nin çalışmaları hakkındaki açıklamasında Genel Sekreterliğin devletlerin iradesinin yansıması olduğunu ve kurumun siyaset üretmediğini vurguladı. Bu ülkelerin bir konu veya bir mesele hakkında çalışılmasını istediğinde Genel Sekreterliğin görevinin bu kararları ve politikaları uygulamak olduğunu belirtti. İİT’nin İslam dininin sesi olan kapsamlı bir platform olduğunu kaydetti.

Terörle Mücadele
Useymin, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın teröre karşı tutumunun açık ve net olduğunu; fikri, mali veya bir hareket olarak olsun, her türlü terörizmin reddedilerek masum görülmediğini söyledi. Açıklamasını şöyle sürdürdü:
“İİT sözlüğünde aşırılık yanlısı bir terörist eyleme hiçbir gerekçe yoktur. İslam, merhamet ve barışa dayanan ılımlı bir dindir. Bu ilke sadece bir fikir değil, İİT’nin temel ilkesidir. Teşkilat olarak İslam dünyasında veya dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleşen her türlü terör eylemini kınıyoruz. Din, dil ırk ve renk gözetmeksizin terör eylemi gerçekleştiren herkese cevabımız aynı olacak ve terörizme karşı durmaya devam edeceğiz.”
Bu tür cezai eylemleri gerçekleştirmenin hiçbir gerekçesi olmadığını vurgulayan Useymin açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Batı ülkelerinde demokrasi ve rahat bir yaşam söz konusu. İşsizler gelirleri yoksa yardım alıyorlar. Fakat biz vatandaşlarımızın çoğunun DEAŞ’e bağlı olduğunu görüyoruz. Yoksulluğun insanları terörist eylemler yapmaya zorlamasının doğrudan bir nedeni olduğunu düşünmüyorum. Evet, bunun sebeplerinden biri olabilir ancak gerekçe olarak en başta fikir ve inanç geliyor. Dünyadaki 90 ülkeden vatandaşların DEAŞ’a bağlı olduğunu gösteren rakamlar da bunu doğruluyor.”
Bu durumun “İslami terörizmi veya islamofobiyi geçersiz kıldığını” belirten Useymin bu nedenle terörizm suçlamasını İslam dinine veya Müslümanlara bağlamanın zor olduğunu kaydetti. Bu tür eylemleri gerçekleştiren az sayıda Müslüman olduğunu, bunun dünyadaki yaklaşık 1,7 milyar  Müslümanın ne kadarını oluşturduğuna dikkat çekerek terörizmin belirli bir formu veya adı olmadığını ifade etti.

Diasporadaki Müslümanlar
İİT Başkanı ayrıca Müslümanlara ve diasporada İslam dinini savunmak için üstlendikleri rollere dikkat çektiği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Batı ülkelerindeki Müslümanlar için aktif bir rol olmalı. Sessiz bir çoğunluğa sahipler. Örneğin, Avrupa ve Rusya'da yaklaşık 65 milyon nüfus var ancak sesleri yok. İslam dinini daha iyi savunabilmek için tek bir cephede yer almıyorlar. İslami liderlerin büyük bir bölümü İslam dinini savunmada ve terörizmi reddetmekte önemli rol oynamalı. Müslümanların bu ülkelerde karşılaştıkları en önemli sorun, bir mahallede birlikte yaşamaları ve çevrelerine entegre olmamalarıdır. Geldikleri ülkelerin kıyafetlerini giyen ve ülkelerinde uyguladıkları gelenek ve görenekleri orada devam ettiren bu insanlar  yaşadıkları ülkede bir farklılıkla karşılaştıklarında kimlik sorunu ortaya çıkıyor. Sonuç olarak terörist örgütlerin sömürdüğü bu farklılıklar beliriyor. İİT’nin terörizmle mücadele çabaları arasında İslami olmayan ve ne yazık ki terörizm olgusunun ortaya çıkmaya başladığı ülkelerdeki Müslüman toplumlara ‘Yaşadığınız ülkelerin yasalarına saygı göstermeniz gerekiyor. Uymayacaksanız neden oraya gittiniz?’ sorusunu hatırlatmak yer alıyor.”

İhvan-ı Müslimin tehlikesi
İslam ve dünya için en tehlikeli olan gruplara da değinen Useymin, İhvan-ı Müslimin’in aslen bir suç grubu olan DEAŞ’tan daha tehlikeli olduğunu, İhvan’ın nüfuz eden bir grup olarak içinde yaşadıkları ülkelerin ve toplumların avukat, doktor, parlamenter ve üniversite profesörü gibi birçok kadroda etkili olduğunu vurguladı.  İhvan-ı Müslimin’in imparatorluğunu oluşturarak iktidara sahip olmak için aşağıdan yukarıya doğru giden bir stratejisinin olduğunu ve toplumun en alt tabakasına nüfuz edip hakimiyeti eline aldıklarını belirtti. Useymin, İhvan’ın suç eylemlerini hayata geçirmek için takiye ilkeleriyle hareket ettiğini vurguladı.
Useymin konuya dair üç temel nokta belirledi. Bunları söz konusu tehlikeyle yüzleşmek, sorunun varlığını kabul etmek ve planlarını ortaya çıkarmak. Ayrıca ekonomik ve sosyal olarak geride kalmak ve kalkınma çalışmalarının durmasına neden olmak gibi içinde bulunduğu çevreyi nasıl bir bölgeye dönüştürdüğünü bilmeyen halk arasında İhvan hareketinin tehlikesini ortaya koyarak bu gruptaki alim olarak adlandırılan kişileri kutsallıktan çıkarmak olarak sıraladı.
İhvan-ı Müslimin ile mücadele etmek için uzun vadeli bir strateji oluşturmanın gereğini vurgulayan Useymin, İslam ülkelerinin bu dosya üzerinde sıkı ve ciddi bir şekilde çalışması, bu grubun tehlikesi ile genişlemesini sınırlamak ve kültürel ve sosyal etkinliklerini durdurmak için uzun çalışmalar yapılması gerektiğine dikkat çekti.
Aynı zamanda, bu grubun her alanda kalkınma yolunda bir engel olduğuna dikkat çekerek İİT’nin amaçlarından birinin, İslam dininin Müslüman Kardeşler'in çeşitli yollarla yok etmek için çalıştığı sanat ve kültürle çelişmediğini göstermek için festivaller kurduğunu dile getirdi.

Husi suçları
Husilerin uygulamalarının tüm uluslararası düzenlemeleri ve gelenekleri ihlal ettiğini belirten Useymin, bunun Husilerin Mekke'yi hedef alma sürecinden sonra, teşkilat  üyelerinin bakanlık toplantısının ardından verdiği bir karar olduğunu ve eylemlerinin  kınandığını söyledi.
Ayrıca teşkilatın Yemen halkının yanında olduğunu ve Yemenliler tarafından üzerinde anlaşılan kapsamlı ve adil siyasi çözümü desteklediğini belirten Useymin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yemen'deki meşruiyeti destekleyen Koalisyon güçlerinin liderliğinde, geçen 4 Nisan'da iki haftalık ateşkes ilan edilmesini memnuniyetle karşıladık. Bunu Koalisyon güçleri tarafından insani bir girişim olarak değerlendirdik. Ancak Husiler sürekli olarak barış fırsatlarını kaçırıyor.  Bu da büyük bir engel oluşturuyor. Taraflar bir araya gelmeli ve Husiler uluslararası kararlara uymalıdır.”

Libya'da barış
Useymin, Libya'da ateşkes olması gerektiğini ve İİT’nin Mısır'ın Libya krizini barışçıl bir şekilde çözme çabalarını memnuniyetle karşıladığını belirttiği açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Burada İslam İşbirliği Örgütü'nün hüküm ve ilkelerine uygun olarak Bakanlar Kurulu Zirvesi’nin Libya'da güvenliğin ve istikrarın geri dönmesini sağlamak, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak için krizi siyasi olarak çözecek olan Libya'da kapsamlı ateşkes çağrısını ve çabalarına yönelik kararları destekliyoruz. Tüm taraflar, bu girişimlerin gerçekleşmesi için silahları susturmalıdır.”

Koronavirüs ile mücadele
Teşkilatın İslam ülkelerinde koronavirüs salgının durumu ve gelişimini yakından takip ettiğini ifade eden Useymin, kendilerine bağlı üye ülkelerden en az gelişmiş olanlara özellikle sağlık sektöründe ve koronavirüs ile mücadelede destek sağladıklarını bildirdi. Teşkilatın Cidde’deki genel merkezinde Bangladeş, Afganistan ve Cibuti'den gelen heyetlere, bu ülkelerdeki sağlık bakanlıklarının salgının patlak vermesine karşı kapasitelerini desteklemek ve geliştirmek için İslami Dayanışma Fonu'ndan kendilerine tahsis edilen hibelerin verildiğini bildirdi.
Aynı zamanda üye devletlerin salgının ciddiyeti konusunda farkındalığı artırma çabalarını, İİT’nin sosyal medya platformlarında ve yol gösterici mesajlarında sunarak günlük olarak sürdürdüğünü vurguladı.

Kadınların rolü
Useymin açıklamasında, kadınlar hakkındaki başlıklarla İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından yakından ilgilenildiğini belirterek kadınların bilgi ve iletişim teknolojisi alanında desteklenmelerinin ve iş hayatında eşit fırsatlar sağlamak da dahil her alanda güçlendirilmelerinin önemini vurguladı. Bu alandaki ekonomik büyüme için daha fazla yatırıma ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Useymi kadınların ülkelerinin gelişiminde önemli rol oynadığını ve toplumlarında etkili olma hedeflerine ulaşmak için güvenilmesi ve desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Kadınları güçlendirmenin haklarını erkeklerle eşit hale getirmenin İİT’nin öncelikleri arasında yer alan İslami kanunlara da uygun olduğunu kaydetti. Ayrıca üye devletleri, İİT’nin kadınların ilerlemesi için belirlenen eylem planını ve kadınlara yönelik siyasi, ekonomik ve sosyal güçlendirme konusunda bakanlık kararlarını kadın sistemlerini gözden geçirmeye ve gerektiğinde değiştirmeye çağırdı.

Mezhep farklılıkları
Mezhep farklılıkları üzerine açıklamalarda bulunan Useymin,  İİT’nin üye devletleri arasında mezhep kaynaklı bir çatışma olmadığını vurgulayarak Şiilerin ve Sünnilerin yüzlerce yıldır bir arada yaşadığını, değişen tek şeyin politikalar olduğunu belirtti. Yeni durumda devrim ihraç etmek ve zafer elde etmek amacıyla siyasi bir proje olarak öne sürülen mezheplerin siyasi amaç için kullanılmaya başlandığına dikkat çekti.
Useymin açıklamasında, “Şunu fark etmeliyiz ki dinler siyasete dahil edildiğinde ihtilaflar yaşanması kaçınılmaz olur. Şu an yaşanan şey, kendilerini şeyh olarak adlandıranların taraflar arasındaki olayları alevlendirmesidir” dedi.
Useymin, politik sorunların siyasetçiler arasında çözülmesi gerektiğini ve düzeni bozabilecek durumların üstesinden gelmenin İİT’nin kuruluşundan bugüne kadar üzerinde çalıştığı konu olduğunu belirtti. “Ancak sorun, dini siyasete sürükleyerek bu sayede bir grubun diğerine karşı zafer elde etmeye çalışmasındadır. Bu teşkilatın tüm üyeleri için kabul edilemez ve reddedilen bir durumdur” ifadesini kullandı.

Suudi Arabistan’ın rolü
Useymin açıklamasında, Suudi Arabistan’ın Filistin meselesindeki istikrarlı duruşu da dahil olmak üzere birçok konudaki eylemleriyle her gün insan tacirlerinin eylemlerini çürüttüğünü, ayrıca ekonomik açıdan da desteğini artırarak üye ülkeler arasındaki büyüme oranını yüzde 25'e yükselttiğini belirtti. Suudi Arabistan'ın İslami Dayanışma Fonu'na acil yardım için milyonlarca dolar destek verdiğine dikkat çeken Useymin, bazı ülkeler UNRWA'ya yardım sağlamaktan vazgeçtiğinde Suudi Arabistan'ın UNRWA’ya önceki 160 milyon dolara ek olarak 50 milyon dolar ile büyük bir destek sağladığını vurguladı.
 
İslam İşbirliği Teşkilatı’nın rolü
Teşkilatın tanımında bir karışıklık ve yanlış anlaşılma olduğuna dikkat çeken Useymin, öncelikle uluslararası kurumların ve Genel Sekreterliğin devletlerin iradesinin bir yansıması olduğunu, kurumun siyaset yapmadığını, bunun uluslararası kuruluşlar için bir öncelik olduğunun anlaşılması gerektiğini söyledi.

Useymin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu ülkeler bir konu veya bir mesele üzerinde çalışmak isterse Genel Sekreterliğin görevi bu kararları ve politikaları uygulamaktır. Kararlar çıkarmak değildir. Ayrıca kurumun bir sorunu çözmek için askeri görevleri yerine getirecek bir ordusu yok. Bu yüzden İİT, İslam dininin sesi olan kapsamlı bir platformdur.  Siyaset, ekonomi ve kültür alanında tek bir pozisyon üzerinde anlaşıyoruz. Bu pozisyon herkes tarafından benimseniyor ve üzerinde herhangi bir anlaşmazlık söz konusu değil. Bununla ancak tek bir siyasi tutum formüle edebilirsiniz. Bu tabloyu açıklayan bir diğer faktör de dünya üzerindeki yaklaşık 1,7 milyar Müslüman nüfus olmasıdır. Bizler tek bir siyasi çerçevede çalışıyoruz. Çalışmalarımız, İslam dünyasının resmi veya resmi olmayan liderlerinin bir dizi konudaki tutumlarının ortak bir örneğini temsil ediyor.”



Suudi Arabistan, küresel barış ve istikrarı tesis etmeye yönelik çabalara desteğini yineledi

Cidde’de gerçekleştirilen Bakanlar Kurulu oturumuna başkanlık ederken Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
Cidde’de gerçekleştirilen Bakanlar Kurulu oturumuna başkanlık ederken Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
TT

Suudi Arabistan, küresel barış ve istikrarı tesis etmeye yönelik çabalara desteğini yineledi

Cidde’de gerçekleştirilen Bakanlar Kurulu oturumuna başkanlık ederken Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
Cidde’de gerçekleştirilen Bakanlar Kurulu oturumuna başkanlık ederken Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)

Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu, bugün (Salı) yaptığı açıklamada, Krallığın uluslararası barış ve istikrarı güçlendirmeye yönelik tüm diplomatik girişimlere ve çabalara yönelik sabit duruşunu ve sürekli desteğini bir kez daha teyit etti. Açıklama, bölgedeki gelişmeler ve bunların güvenlik ile ekonomik etkileri başta olmak üzere bölgesel ve uluslararası durumların ele alınmasının ardından geldi.

Toplantının başında Cidde’de oturumu yöneten Veliaht Prens Muhammed bin Selman bin Abdülaziz, Kral Selman bin Abdülaziz’e Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Guelleh tarafından gönderilen ve iki ülke arasındaki ikili ilişkileri ele alan mektubun içeriği hakkında kabineyi bilgilendirdi.

Veliaht Prens ayrıca kabineyi; Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsviçre Federal Konseyi Başkanı Guy Parmelin, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, Çekya Başbakanı Andrej Babiš ve Bangladeş Başbakanı Tarık Rahman ile gerçekleştirdiği görüşme ve temaslarının genel içeriği hakkında bilgilendirdi.

Muhammed bin Selman ayrıca, Suudi Arabistan’ın ev sahipliğinde Cidde’de düzenlenen “Körfez İstişari Zirvesi” kapsamında Körfez İşbirliği Konseyi liderlerinin gösterdiği çabalardan dolayı memnuniyetini iletti. Bu çabaların, bölgesel güvenlik ve istikrarı destekleyecek koordinasyon ve ortak çalışmayı güçlendirme hedefi taşıdığı belirtildi.

Kabine toplantısında ayrıca, “Suudi Arabistan Vizyonu 2030” çerçevesinde kaydedilen ilerlemeler ve ulusal kalkınma hedefleri ele alındı. Vizyonun, petrol dışı sektörlerin ekonomik büyümedeki payını artırarak ekonominin çeşitlendirilmesi, üretim ve yatırım tabanının genişletilmesi ve küresel değişimlere uyum kapasitesinin güçlendirilmesi açısından önemli bir dönüşüm sağladığı vurgulandı.

Bakanlar Kurulu, Vizyon 2030’un ilk iki aşamasında elde edilen kazanımları takdir ederek, hedeflenen göstergelerin yüzde 93’ünün yıllık performans seviyelerine ulaştığını belirtti. Bu ilerlemenin yapısal, ekonomik, mali ve yasal reformlarla desteklendiği; sektörlerin güçlendirilmesi, yatırım çekiciliğinin artırılması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesinde etkili olduğu ifade edildi. Üçüncü aşamada ise çalışmaların daha da hızlandırılması gerektiği vurgulandı.

sdhyjug
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Cidde’de düzenlenen Bakanlar Kurulu oturumuna başkanlık etti (SPA)

Kabine ayrıca, 2026 yılı “Gelişen Teknolojilerin Benimsenmesine Hazırlık Endeksi”nde devlet kurumlarının önemli ilerleme kaydettiğini ve dijital entegrasyon, üretkenlik ve hizmet kalitesinin artırılmasında inovatif hizmetlerin geliştirilmeye devam ettiğini belirtti.

Toplantıda ayrıca, gündemdeki konular ve bazıları Şura Meclisi ile ortak çalışılan başlıklar ele alındı. Siyasi ve Güvenlik İşleri Konseyi, Ekonomi ve Kalkınma İşleri Konseyi, Bakanlar Kurulu Genel Komitesi ve Bakanlar Kurulu Uzmanlar Heyeti tarafından hazırlanan raporlar değerlendirildi.

Kabine şu kararları aldı:

Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı ile Kolombiya Madenler ve Enerji Bakanlığı arasında enerji alanında mutabakat zaptının onaylanması

Brunei ve Somali ile gençlik ve spor alanlarında iş birliği anlaşmalarının onaylanması

Suudi Arabistan Ekonomi ve Planlama Bakanlığı ile Portekiz Ekonomi ve Bölgesel Uyum Bakanlığı arasında ekonomik iş birliği mutabakatı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı ile Katar Yatırım Teşvik Ajansı arasında doğrudan yatırımların teşviki konusunda mutabakat

Suudi Arabistan ile Nijerya arasında gümrük alanında karşılıklı iş birliği ve yardım anlaşması

Gıda ve İlaç Kurumu ile Portekiz Gıda Güvenliği ve Ekonomik Güvenlik Otoritesi arasında teknik iş birliği mutabakatı

Suudi Haber Ajansı ile Suriye Arap Haber Ajansı arasında haber değişimi ve iş birliği mutabakatı

Ayrıca, yurtdışında çalışan Suudi vatandaşların istihdamına ilişkin düzenlemeler, ücretlendirme kuralları ve Hac ve Umre Bakanlığı’nın organizasyon yapısı onaylandı. Suudi Standartlar, Metroloji ve Kalite Kurumu, Rekabet Genel Otoritesi ve Riyad Altyapı Projeleri Merkezi’nin geçmiş mali yıllara ait kesin hesapları da kabul edildi.

Kabine, Suudi Kalkınma Fonu ve Cevf Bölgesi Stratejik Geliştirme Ofisi’nin yıllık raporları dahil olmak üzere bazı konularda gerekli işlemlerin yapılması talimatını verdi.


Bahreyn’de Devrim Muhafızları bağlantılı 5 sanığa müebbet hapis cezası

Fotoğraf: BNA
Fotoğraf: BNA
TT

Bahreyn’de Devrim Muhafızları bağlantılı 5 sanığa müebbet hapis cezası

Fotoğraf: BNA
Fotoğraf: BNA

Bahreyn’de casusluk suçlamasıyla yargılanan sanıklar hakkında mahkeme müebbet kararını verdi. Davada ikisi Afgan uyruklu, dördü Bahreyn vatandaşı olmak üzere toplam altı sanık, İran Devrim Muhafızları ile bağlantılı olarak Bahreyn’de terör eylemler gerçekleştirmek ve ülkenin çıkarlarına zarar vermek amacıyla casusluk yapmakla suçlandı.

Mahkeme, beş sanığın müebbet hapis cezasına çarptırılmasına, bir sanığın ise beraatine hükmetti. Ayrıca ele geçirilen materyallere el konulmasına ve Afgan uyruklu sanıkların cezalarının infazının ardından ülkeden kalıcı olarak sınır dışı edilmesine karar verildi.

Şarku’l Avsat’ın Bahreyn Haber Ajansı BNA’dan aktardığı bilgilere göre ilk olayın ayrıntıları, Genel Soruşturma ve Kriminal Deliller Dairesi’nin yürüttüğü çalışmalar sonucunda elde edilen bilgilerle ortaya çıktı. Buna göre İran Devrim Muhafızları’nın Afgan uyruklu bir sanıkla irtibata geçerek onu Bahreyn’deki planlarını uygulamak üzere devşirdiği ve ülkeye karşı düşmanca faaliyetlerde bulunması için istihbari görevler verdiği belirlendi.

Sanıklara verilen görevler arasında, ülkedeki kritik ve hayati tesislerin izlenmesi, görüntülenmesi ve bu tesislere ilişkin bilgi toplanması yer aldı. Bu kapsamda söz konusu sanığın bir tesisi gözetleyip hakkında bilgi topladığı ve bunun karşılığında Devrim Muhafızları’ndan para aldığı tespit edildi. Sanığın ayrıca aynı uyruktan ikinci bir kişiyi bu faaliyetlerde kendisine yardımcı olması için devşirdiği, her iki zanlının suçta kullanılan ekipmanlarla birlikte yakalandığı bildirildi.

İkinci olayda ise, yine yapılan soruşturmalar sonucunda, Devrim Muhafızları unsurlarının İran’da bulunan firari bir Bahreyn vatandaşıyla irtibata geçtiği ve onu Bahreyn’e karşı çalışmaya ikna ettiği ortaya kondu. Söz konusu kişiye, ülke içinde yerel unsurları bulup devşirme ve bunları örgütün planlarını hayata geçirmek üzere kullanma görevi verildi.

BNA’ya göre bu doğrultuda söz konusu sanık üç Bahreyn vatandaşını daha devşirdi. Bu kişilere, ülkenin güvenliğine ve çıkarlarına zarar vermeyi amaçlayan görevler verildi. Bu görevler arasında kritik tesislerin izlenmesi, gözetlenmesi, görüntülenmesi ve bu tesislere ilişkin bilgilerin toplanarak Devrim Muhafızları’na iletilmesi yer aldı.

Savcılık, iki olaya ilişkin ihbarların alınmasının ardından derhal soruşturma başlattı. Gözaltına alınan sanıkların ifadeleri alındı, ele geçirilen elektronik cihazların incelenmesi için teknik bilirkişiler görevlendirildi ve tanıkların beyanlarına başvuruldu. Soruşturmayı yürüten yetkilinin ifadelerine göre, sanıkların Devrim Muhafızları’na sağladığı bilgi ve veriler, ülkedeki bazı hayati tesisleri hedef alan düşmanca terör eylemlerinde temel unsur oluşturdu ve bu durum ülkenin güvenliği ile istikrarını tehlikeye attı.

Açıklamada ayrıca, savcılığın bu gelişmeler üzerine sanıkları Büyük Ceza Mahkemesi’ne sevk ettiği, davaların birden fazla duruşmada ele alındığı ve bu süreçte sanıkların avukatlarının hazır bulunması ile savunma haklarının kullanılması dâhil tüm yasal güvencelerin sağlandığı belirtildi. Mahkemenin daha önce, davaların ulusal güvenlikle ilgili hassas bilgiler içermesi nedeniyle yayın yasağı kararı aldığı da kaydedildi.

Savcılık, beraat kararı verilen sanıkla ilgili hükmü incelemekte olduğunu ve mevcut deliller doğrultusunda karara itiraz edip etmeyeceğini değerlendirdiğini bildirdi.

Açıklamada, Bahreyn’e karşı yabancı ve hasım unsurlarla casusluk yapmanın, ulusal güvenliğe yönelik en ağır suçlardan biri olduğu vurgulanarak, bu tür eylemlerin söz konusu tarafların düşmanca faaliyetler için kullanabileceği kritik bilgileri elde etmesine imkân sağladığına dikkat çekildi.

Savcılık, yasaların kendisine tanıdığı yetkiler çerçevesinde bu tür suçlara karşı kararlılıkla mücadele etmeyi sürdüreceğini ve bu fiilleri işleyenler hakkında caydırıcı yasal işlemlerin uygulanacağını belirterek, ülkenin güvenliği ve istikrarının korunmasının öncelik olduğunu yineledi.


Umman, Hürmüz Boğazı'nda uluslararası deniz taşımacılığının sorunsuz bir şekilde sürdürülmesinin önemini vurguladı

Umman Dışişleri Bakanı Bedr Al Busaidi, Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı Siyasi Direktörü Edward Llewellyn ile Maskat'ta görüştü (ONA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr Al Busaidi, Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı Siyasi Direktörü Edward Llewellyn ile Maskat'ta görüştü (ONA)
TT

Umman, Hürmüz Boğazı'nda uluslararası deniz taşımacılığının sorunsuz bir şekilde sürdürülmesinin önemini vurguladı

Umman Dışişleri Bakanı Bedr Al Busaidi, Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı Siyasi Direktörü Edward Llewellyn ile Maskat'ta görüştü (ONA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr Al Busaidi, Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı Siyasi Direktörü Edward Llewellyn ile Maskat'ta görüştü (ONA)

Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamad el-Busaidi, bugün yaptığı açıklamada, deniz yolları ve stratejik boğazların güvenliği ile emniyetinin korunmasının önemini yineleyerek, başta Hürmüz Boğazı olmak üzere uluslararası deniz taşımacılığının kesintisiz sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.

Umman Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, söz konusu değerlendirmelerin, Bakan el-Busaidi’nin ülkeyi ziyaret etmekte olan Edward Llewellyn ile Maskat’ta gerçekleştirdiği görüşme sırasında dile getirildiği bildirildi.

Açıklamada, tarafların güvenlik ve denizcilik alanlarında iş birliği ve koordinasyonun güçlendirilmesi ile tecrübe paylaşımının önemine dikkat çektiği, bunun bölgesel güvenlik ve istikrarı desteklemenin yanı sıra uluslararası hukuk ve seyrüsefer serbestisi kurallarına bağlılığı pekiştireceği ifade edildi.

Görüşmede ayrıca bölgedeki son gelişmeler ve bunların yansımaları ele alınırken, gerilimin azaltılması, tansiyonun düşürülmesi ve sürdürülebilir siyasi ve diplomatik çözümlerin teşvik edilmesi konularında görüş alışverişinde bulunuldu.