İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri el-Useymin: DEAŞ’tan daha tehlikeli olan İhvan ile yüzleşilmesi gerekiyor

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
TT

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri el-Useymin: DEAŞ’tan daha tehlikeli olan İhvan ile yüzleşilmesi gerekiyor

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.
İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin.

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Yusuf el-Useymin, Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajda son dönemde ortaya çıkan koronavirüs salgını ve İslam dünyasından bazı ülkelerin karşılaştığı zorluklar ışığında İİT’nin oynadığı role ilişkin açıklamalarda bulundu.
Useymin, İhvan-ı Müslimin Örgütü’nün (Müslüman Kardeşler) DEAŞ’tan daha tehlikeli olduğunu ve topluma nüfuz etmesini durdurmak için mümkün olan tüm yollarla mücadele edilmesi gerektiğini belirti. Örgütün eylemleriyle mücadele ve ifşa edilmesi için uzun vadeli bir strateji geliştirme çağrısında bulundu.
Mezhep farklılıkları üzerine açıklamalarda bulunan Useymin,  İİT’nin üye devletleri arasında mezhep kaynaklı bir çatışma olmadığını vurgulayarak Şiilerin ve Sünnilerin yüzlerce yıldır bir arada yaşadığını, değişen tek şeyin politikalar olduğunu belirtti. Yeni durumda devrim ihraç etmek ve zafer elde etmek amacıyla siyasi bir proje olarak öne sürülen mezheplerin siyasi amaç için kullanılmaya başlandığına dikkat çekti.
Useymin, İİT’nin çalışmaları hakkındaki açıklamasında Genel Sekreterliğin devletlerin iradesinin yansıması olduğunu ve kurumun siyaset üretmediğini vurguladı. Bu ülkelerin bir konu veya bir mesele hakkında çalışılmasını istediğinde Genel Sekreterliğin görevinin bu kararları ve politikaları uygulamak olduğunu belirtti. İİT’nin İslam dininin sesi olan kapsamlı bir platform olduğunu kaydetti.

Terörle Mücadele
Useymin, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın teröre karşı tutumunun açık ve net olduğunu; fikri, mali veya bir hareket olarak olsun, her türlü terörizmin reddedilerek masum görülmediğini söyledi. Açıklamasını şöyle sürdürdü:
“İİT sözlüğünde aşırılık yanlısı bir terörist eyleme hiçbir gerekçe yoktur. İslam, merhamet ve barışa dayanan ılımlı bir dindir. Bu ilke sadece bir fikir değil, İİT’nin temel ilkesidir. Teşkilat olarak İslam dünyasında veya dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleşen her türlü terör eylemini kınıyoruz. Din, dil ırk ve renk gözetmeksizin terör eylemi gerçekleştiren herkese cevabımız aynı olacak ve terörizme karşı durmaya devam edeceğiz.”
Bu tür cezai eylemleri gerçekleştirmenin hiçbir gerekçesi olmadığını vurgulayan Useymin açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Batı ülkelerinde demokrasi ve rahat bir yaşam söz konusu. İşsizler gelirleri yoksa yardım alıyorlar. Fakat biz vatandaşlarımızın çoğunun DEAŞ’e bağlı olduğunu görüyoruz. Yoksulluğun insanları terörist eylemler yapmaya zorlamasının doğrudan bir nedeni olduğunu düşünmüyorum. Evet, bunun sebeplerinden biri olabilir ancak gerekçe olarak en başta fikir ve inanç geliyor. Dünyadaki 90 ülkeden vatandaşların DEAŞ’a bağlı olduğunu gösteren rakamlar da bunu doğruluyor.”
Bu durumun “İslami terörizmi veya islamofobiyi geçersiz kıldığını” belirten Useymin bu nedenle terörizm suçlamasını İslam dinine veya Müslümanlara bağlamanın zor olduğunu kaydetti. Bu tür eylemleri gerçekleştiren az sayıda Müslüman olduğunu, bunun dünyadaki yaklaşık 1,7 milyar  Müslümanın ne kadarını oluşturduğuna dikkat çekerek terörizmin belirli bir formu veya adı olmadığını ifade etti.

Diasporadaki Müslümanlar
İİT Başkanı ayrıca Müslümanlara ve diasporada İslam dinini savunmak için üstlendikleri rollere dikkat çektiği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Batı ülkelerindeki Müslümanlar için aktif bir rol olmalı. Sessiz bir çoğunluğa sahipler. Örneğin, Avrupa ve Rusya'da yaklaşık 65 milyon nüfus var ancak sesleri yok. İslam dinini daha iyi savunabilmek için tek bir cephede yer almıyorlar. İslami liderlerin büyük bir bölümü İslam dinini savunmada ve terörizmi reddetmekte önemli rol oynamalı. Müslümanların bu ülkelerde karşılaştıkları en önemli sorun, bir mahallede birlikte yaşamaları ve çevrelerine entegre olmamalarıdır. Geldikleri ülkelerin kıyafetlerini giyen ve ülkelerinde uyguladıkları gelenek ve görenekleri orada devam ettiren bu insanlar  yaşadıkları ülkede bir farklılıkla karşılaştıklarında kimlik sorunu ortaya çıkıyor. Sonuç olarak terörist örgütlerin sömürdüğü bu farklılıklar beliriyor. İİT’nin terörizmle mücadele çabaları arasında İslami olmayan ve ne yazık ki terörizm olgusunun ortaya çıkmaya başladığı ülkelerdeki Müslüman toplumlara ‘Yaşadığınız ülkelerin yasalarına saygı göstermeniz gerekiyor. Uymayacaksanız neden oraya gittiniz?’ sorusunu hatırlatmak yer alıyor.”

İhvan-ı Müslimin tehlikesi
İslam ve dünya için en tehlikeli olan gruplara da değinen Useymin, İhvan-ı Müslimin’in aslen bir suç grubu olan DEAŞ’tan daha tehlikeli olduğunu, İhvan’ın nüfuz eden bir grup olarak içinde yaşadıkları ülkelerin ve toplumların avukat, doktor, parlamenter ve üniversite profesörü gibi birçok kadroda etkili olduğunu vurguladı.  İhvan-ı Müslimin’in imparatorluğunu oluşturarak iktidara sahip olmak için aşağıdan yukarıya doğru giden bir stratejisinin olduğunu ve toplumun en alt tabakasına nüfuz edip hakimiyeti eline aldıklarını belirtti. Useymin, İhvan’ın suç eylemlerini hayata geçirmek için takiye ilkeleriyle hareket ettiğini vurguladı.
Useymin konuya dair üç temel nokta belirledi. Bunları söz konusu tehlikeyle yüzleşmek, sorunun varlığını kabul etmek ve planlarını ortaya çıkarmak. Ayrıca ekonomik ve sosyal olarak geride kalmak ve kalkınma çalışmalarının durmasına neden olmak gibi içinde bulunduğu çevreyi nasıl bir bölgeye dönüştürdüğünü bilmeyen halk arasında İhvan hareketinin tehlikesini ortaya koyarak bu gruptaki alim olarak adlandırılan kişileri kutsallıktan çıkarmak olarak sıraladı.
İhvan-ı Müslimin ile mücadele etmek için uzun vadeli bir strateji oluşturmanın gereğini vurgulayan Useymin, İslam ülkelerinin bu dosya üzerinde sıkı ve ciddi bir şekilde çalışması, bu grubun tehlikesi ile genişlemesini sınırlamak ve kültürel ve sosyal etkinliklerini durdurmak için uzun çalışmalar yapılması gerektiğine dikkat çekti.
Aynı zamanda, bu grubun her alanda kalkınma yolunda bir engel olduğuna dikkat çekerek İİT’nin amaçlarından birinin, İslam dininin Müslüman Kardeşler'in çeşitli yollarla yok etmek için çalıştığı sanat ve kültürle çelişmediğini göstermek için festivaller kurduğunu dile getirdi.

Husi suçları
Husilerin uygulamalarının tüm uluslararası düzenlemeleri ve gelenekleri ihlal ettiğini belirten Useymin, bunun Husilerin Mekke'yi hedef alma sürecinden sonra, teşkilat  üyelerinin bakanlık toplantısının ardından verdiği bir karar olduğunu ve eylemlerinin  kınandığını söyledi.
Ayrıca teşkilatın Yemen halkının yanında olduğunu ve Yemenliler tarafından üzerinde anlaşılan kapsamlı ve adil siyasi çözümü desteklediğini belirten Useymin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yemen'deki meşruiyeti destekleyen Koalisyon güçlerinin liderliğinde, geçen 4 Nisan'da iki haftalık ateşkes ilan edilmesini memnuniyetle karşıladık. Bunu Koalisyon güçleri tarafından insani bir girişim olarak değerlendirdik. Ancak Husiler sürekli olarak barış fırsatlarını kaçırıyor.  Bu da büyük bir engel oluşturuyor. Taraflar bir araya gelmeli ve Husiler uluslararası kararlara uymalıdır.”

Libya'da barış
Useymin, Libya'da ateşkes olması gerektiğini ve İİT’nin Mısır'ın Libya krizini barışçıl bir şekilde çözme çabalarını memnuniyetle karşıladığını belirttiği açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Burada İslam İşbirliği Örgütü'nün hüküm ve ilkelerine uygun olarak Bakanlar Kurulu Zirvesi’nin Libya'da güvenliğin ve istikrarın geri dönmesini sağlamak, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak için krizi siyasi olarak çözecek olan Libya'da kapsamlı ateşkes çağrısını ve çabalarına yönelik kararları destekliyoruz. Tüm taraflar, bu girişimlerin gerçekleşmesi için silahları susturmalıdır.”

Koronavirüs ile mücadele
Teşkilatın İslam ülkelerinde koronavirüs salgının durumu ve gelişimini yakından takip ettiğini ifade eden Useymin, kendilerine bağlı üye ülkelerden en az gelişmiş olanlara özellikle sağlık sektöründe ve koronavirüs ile mücadelede destek sağladıklarını bildirdi. Teşkilatın Cidde’deki genel merkezinde Bangladeş, Afganistan ve Cibuti'den gelen heyetlere, bu ülkelerdeki sağlık bakanlıklarının salgının patlak vermesine karşı kapasitelerini desteklemek ve geliştirmek için İslami Dayanışma Fonu'ndan kendilerine tahsis edilen hibelerin verildiğini bildirdi.
Aynı zamanda üye devletlerin salgının ciddiyeti konusunda farkındalığı artırma çabalarını, İİT’nin sosyal medya platformlarında ve yol gösterici mesajlarında sunarak günlük olarak sürdürdüğünü vurguladı.

Kadınların rolü
Useymin açıklamasında, kadınlar hakkındaki başlıklarla İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından yakından ilgilenildiğini belirterek kadınların bilgi ve iletişim teknolojisi alanında desteklenmelerinin ve iş hayatında eşit fırsatlar sağlamak da dahil her alanda güçlendirilmelerinin önemini vurguladı. Bu alandaki ekonomik büyüme için daha fazla yatırıma ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Useymi kadınların ülkelerinin gelişiminde önemli rol oynadığını ve toplumlarında etkili olma hedeflerine ulaşmak için güvenilmesi ve desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Kadınları güçlendirmenin haklarını erkeklerle eşit hale getirmenin İİT’nin öncelikleri arasında yer alan İslami kanunlara da uygun olduğunu kaydetti. Ayrıca üye devletleri, İİT’nin kadınların ilerlemesi için belirlenen eylem planını ve kadınlara yönelik siyasi, ekonomik ve sosyal güçlendirme konusunda bakanlık kararlarını kadın sistemlerini gözden geçirmeye ve gerektiğinde değiştirmeye çağırdı.

Mezhep farklılıkları
Mezhep farklılıkları üzerine açıklamalarda bulunan Useymin,  İİT’nin üye devletleri arasında mezhep kaynaklı bir çatışma olmadığını vurgulayarak Şiilerin ve Sünnilerin yüzlerce yıldır bir arada yaşadığını, değişen tek şeyin politikalar olduğunu belirtti. Yeni durumda devrim ihraç etmek ve zafer elde etmek amacıyla siyasi bir proje olarak öne sürülen mezheplerin siyasi amaç için kullanılmaya başlandığına dikkat çekti.
Useymin açıklamasında, “Şunu fark etmeliyiz ki dinler siyasete dahil edildiğinde ihtilaflar yaşanması kaçınılmaz olur. Şu an yaşanan şey, kendilerini şeyh olarak adlandıranların taraflar arasındaki olayları alevlendirmesidir” dedi.
Useymin, politik sorunların siyasetçiler arasında çözülmesi gerektiğini ve düzeni bozabilecek durumların üstesinden gelmenin İİT’nin kuruluşundan bugüne kadar üzerinde çalıştığı konu olduğunu belirtti. “Ancak sorun, dini siyasete sürükleyerek bu sayede bir grubun diğerine karşı zafer elde etmeye çalışmasındadır. Bu teşkilatın tüm üyeleri için kabul edilemez ve reddedilen bir durumdur” ifadesini kullandı.

Suudi Arabistan’ın rolü
Useymin açıklamasında, Suudi Arabistan’ın Filistin meselesindeki istikrarlı duruşu da dahil olmak üzere birçok konudaki eylemleriyle her gün insan tacirlerinin eylemlerini çürüttüğünü, ayrıca ekonomik açıdan da desteğini artırarak üye ülkeler arasındaki büyüme oranını yüzde 25'e yükselttiğini belirtti. Suudi Arabistan'ın İslami Dayanışma Fonu'na acil yardım için milyonlarca dolar destek verdiğine dikkat çeken Useymin, bazı ülkeler UNRWA'ya yardım sağlamaktan vazgeçtiğinde Suudi Arabistan'ın UNRWA’ya önceki 160 milyon dolara ek olarak 50 milyon dolar ile büyük bir destek sağladığını vurguladı.
 
İslam İşbirliği Teşkilatı’nın rolü
Teşkilatın tanımında bir karışıklık ve yanlış anlaşılma olduğuna dikkat çeken Useymin, öncelikle uluslararası kurumların ve Genel Sekreterliğin devletlerin iradesinin bir yansıması olduğunu, kurumun siyaset yapmadığını, bunun uluslararası kuruluşlar için bir öncelik olduğunun anlaşılması gerektiğini söyledi.

Useymin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu ülkeler bir konu veya bir mesele üzerinde çalışmak isterse Genel Sekreterliğin görevi bu kararları ve politikaları uygulamaktır. Kararlar çıkarmak değildir. Ayrıca kurumun bir sorunu çözmek için askeri görevleri yerine getirecek bir ordusu yok. Bu yüzden İİT, İslam dininin sesi olan kapsamlı bir platformdur.  Siyaset, ekonomi ve kültür alanında tek bir pozisyon üzerinde anlaşıyoruz. Bu pozisyon herkes tarafından benimseniyor ve üzerinde herhangi bir anlaşmazlık söz konusu değil. Bununla ancak tek bir siyasi tutum formüle edebilirsiniz. Bu tabloyu açıklayan bir diğer faktör de dünya üzerindeki yaklaşık 1,7 milyar Müslüman nüfus olmasıdır. Bizler tek bir siyasi çerçevede çalışıyoruz. Çalışmalarımız, İslam dünyasının resmi veya resmi olmayan liderlerinin bir dizi konudaki tutumlarının ortak bir örneğini temsil ediyor.”



Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı ve Kanadalı mevkidaşı bölgesel gelişmeleri görüştü

Prens Faysal bin Ferhan, dün Manama'da Bakan Anita Anand ile yaptığı görüşmede (SPA)
Prens Faysal bin Ferhan, dün Manama'da Bakan Anita Anand ile yaptığı görüşmede (SPA)
TT

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı ve Kanadalı mevkidaşı bölgesel gelişmeleri görüştü

Prens Faysal bin Ferhan, dün Manama'da Bakan Anita Anand ile yaptığı görüşmede (SPA)
Prens Faysal bin Ferhan, dün Manama'da Bakan Anita Anand ile yaptığı görüşmede (SPA)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand ile dün bölgedeki son gelişmeleri ve bu kapsamda yürütülen diplomatik çabaları ele aldı.

Görüşme, Bahreyn’in başkenti Manama’da düzenlenen Körfez İşbirliği Konseyi–Kanada ortak bakanlar toplantısı kapsamında gerçekleştirildi. İki bakan ayrıca Riyad ile Ottawa arasındaki ikili ilişkileri de değerlendirdi.

Görüşmeye Suudi Arabistan tarafından, Politika Planlama Genel Müdürü Prens Dr. Abdullah bin Halid bin Suud el-Kebir ve Suudi Arabistan’ın Bahreyn Büyükelçisi Nayif es-Sediri de katıldı.


Körfez-Kanada görüşmelerine bölgesel gelişmeler damgasını vurdu

Körfez-Kanada Stratejik Diyaloğu'nun üçüncü ortak bakanlar toplantısından bir kare (KİK)
Körfez-Kanada Stratejik Diyaloğu'nun üçüncü ortak bakanlar toplantısından bir kare (KİK)
TT

Körfez-Kanada görüşmelerine bölgesel gelişmeler damgasını vurdu

Körfez-Kanada Stratejik Diyaloğu'nun üçüncü ortak bakanlar toplantısından bir kare (KİK)
Körfez-Kanada Stratejik Diyaloğu'nun üçüncü ortak bakanlar toplantısından bir kare (KİK)

İran’ın Kuveyt ve Bahreyn'i hedef alan saldırılarının hemen arifesinde bölgede yaşanan gelişmeler, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) dışişleri bakanlarının Kanadalı mevkidaşlarıyla yürüttüğü görüşmelere damgasını vurdu.

Bahreyn'in başkenti Manama'da çarşamba günü gerçekleştirilen KİK-Kanada Stratejik Diyaloğu'nun üçüncü ortak bakanlar toplantısı, Bahreyn Dışişleri Bakanı Abdullatif ez-Zeyyani başkanlığında, Körfez ülkeleri dışişleri bakanları ve Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand'ın katılımıyla gerçekleştirildi. Toplantıda Kuveyt ve Bahreyn'e yönelik İran saldırıları kınandı.

Taraflar, KİK ülkelerinin sivil altyapıyı, kritik tesisleri ve yerleşim alanlarını hedef alan İran saldırılarına maruz kalmasını, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatmasının deniz taşımacılığı, enerji, gıda ve uluslararası ticaret tedarik zinciri üzerindeki yansımalarını ve çatışmaya son vererek bölgede barış, güvenlik ve istikrarı yeniden tesis etmeye yönelik Pakistan'ın arabuluculuk çabalarını ele aldı.

Toplantıda ayrıca bölgesel ve uluslararası gündem, bölgenin karşı karşıya olduğu çeşitli zorluklarla başa çıkma yolları, Lübnan ve Filistin'deki gelişmeler ile bölgede tüm halkların yararına kapsamlı barışın tesisine yönelik çabalar da görüşüldü.

Bakanlar, 2025-2029 dönemini kapsayan ortak eylem planı çerçevesinde ikili iş birliğinin güçlendirilmesi yollarını ele aldı. Bu plan, siyasi ve güvenlik alanları, ticaret ve yatırım, enerji, eğitim, sağlık ve diğer hayati sektörlerde iş birliğinin önceliklerini ve mekanizmalarını öngörüyor.

Ortak dayanışma

Bahreyn Dışişleri Bakanı Abdullatif el-Zeyyani, bakanlar toplantısının hassas bölgesel koşullarda gerçekleştiğini belirterek bunun Kanada'nın KİK üyesi ülkelerle dayanışmasını ve güvenlik ve istikrarlarının yanında duruşunu teyit eden anlamlı bir mesaj niteliği taşıdığını ifade etti.

Zeyyani, toplantının İran'ın sivil altyapıyı ve enerji tesislerini hedef alan balistik füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) KİK ülkelerine yönelik saldırılarının sürdüğü kritik bir güvenlik ortamında toplandığını vurguladı.

efv
Bahreyn'in başkenti Manama'da düzenlenen üçüncü ortak bakanlar toplantısına katılan bakanlar (KİK)

Bahreyn Dışişleri Bakanı, Körfez bölgesinin güvenliğinin küresel ekonominin istikrarı, enerji güvenliği ve tedarik zincirleriyle artık sıkı sıkıya bağlantılı olduğunun altını çizdi. Hürmüz Boğazı'nı kapatma ya da uluslararası su yollarını siyasi baskı aracı olarak kullanma girişimlerinin, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin kesintisiz transit geçiş hakkını güvence altına aldığı bu uluslararası koridorda küresel enerji akışları ve ticaret için ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirten Zeyyani, uluslararası toplumun deniz trafiği serbestisini baltalamaya yönelik her türlü girişim karşısında seyirci kalamayacağını vurguladı.

Yatırımın güçlendirilmesi

KİK Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, toplantının yalnızca mevcut zorluklarla yüzleşmek için değil, çeşitli alanlarda sürdürülebilir stratejik ortaklıklar inşa etmek için de iş birliğinin ufkunu genişletmek adına önemli bir platform niteliği taşıdığını vurguladı.

Budeyvi, toplantının 28 Şubat 2026'dan bu yana süregelen İran'ın KİK üyesi ülkelere yönelik sinsice saldırısının ve Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğini sekteye uğratarak küresel ekonomi üzerinde ciddi yansımalara yol açmasının gölgesinde, her düzeyde karmaşık bölgesel ve uluslararası gelişmeler ve koşullar içinde toplandığını belirtti.

Budeyvi, açıklamasında şunları söyledi:

“Bu koşullar ve zorluklarla boğuşurken gerçekleştirdiğimiz toplantı; KİK ile Kanada arasında görüş alışverişi, tutumların koordinasyonu ve ortak iş birliğinin güçlendirilmesi açısından özel bir önem taşımakta olup güvenlik, istikrar ve refaha destek sağlamaya katkıda bulunacaktır.”

Körfez-Kanada Stratejik Diyaloğu

Körfez-Kanada Stratejik Diyaloğu’nun iki taraf arasındaki ilişkilerde niteliksel bir dönüşümü temsil ettiğini vurgulayan Budeyvi, KİK Genel Sekreterliği ile Kanada hükümeti arasında imzalanan mutabakat muhtırasının bu diyalog için sağlam bir kurumsal çerçeve oluşturduğunu açıkladı.

Budeyvi, 2025-2029 ortak eylem planının siyasi ve güvenlik, ticaret ve yatırım, enerji, eğitim, sağlık ve diğer hayati sektörlerdeki iş birliğinin önceliklerini ve mekanizmalarını belirlediğini ifade etti.

dnym
Körfez-Kanada Stratejik Diyaloğu’ndan bir kare (KİK)

Genel Sekreter konuşmasında KİK ülkeleri ile Kanada arasındaki ekonomik ilişkilere de değindi. Son yıllarda bu ilişkilerin kayda değer bir büyüme kaydettiğini belirterek bunun mevcut ekonomik ilişkilerin sağlamlığını ve ticaret ile yatırım iş birliğini genişletmenin vadedici potansiyelini yansıttığını vurguladı.

Taraflar arasındaki ticaret hacminin 2025 yılında yaklaşık 7,7 milyar dolara ulaştığını açıklayan Budeyvi, KİK ülkelerine yönelik doğrudan yabancı yatırımların ise 2024 yılında 2 milyar doları aştığına dikkati çekti.


Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Lübnan'ın ülkeye ihracatının yeniden başlatılması talimatını verdi

 Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (SPA)
TT

Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Lübnan'ın ülkeye ihracatının yeniden başlatılması talimatını verdi

 Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Selman, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Başbakan Nevvaf Selam'ın talebi üzerine Lübnan ürünlerinin Suudi Arabistan'a ihracatının yeniden başlatılması talimatını verdi.

Kararın, Lübnan hükümetinin devlet kurumlarını yeniden inşa etme sürecinde attığı olumlu adımlar, ilgili ekiplerin geçen yıl boyunca yürüttüğü çalışmalar ve Beyrut yönetiminin iş birliği ile gerekli taahhütleri yerine getirmesi doğrultusunda alındığı belirtildi.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, dün Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam ile yaptığı telefon görüşmesinde söz konusu kararı iletti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Bin Ferhan, görüşmede Suudi Arabistan'ın Lübnan'ın istikrarına, egemenliğine ve halkının refahına verdiği desteği vurgulayarak, Lübnan yönetiminin ülke topraklarının kardeş ülkelere zarar verecek faaliyetler için kullanılmasını önlemek amacıyla gerekli tüm tedbirleri alacağına duyduğu güveni ifade etti.

Cumhurbaşkanı Joseph Avn ise Veliaht Prens Muhammed bin Selman'a teşekkür ederek, kararın iki kardeş ülke arasındaki derin Arap kardeşliğinin samimi bir göstergesi olduğunu söyledi. Avn, bu adımın aynı zamanda Suudi liderliğinin Lübnan'a ve Lübnan halkına yeniden yapılanma ve toparlanma sürecinde verdiği desteğin somut bir yansıması olduğunu belirtti.

Lübnan Cumhurbaşkanı, söz konusu kararın ülke ekonomisinin canlanmasına önemli katkı sağlayacağını, Lübnanlı üretici ve ihracatçıların geniş bir kesimine destek olacağını ifade etti. Avn, Lübnan halkının tamamının bu kararı büyük bir memnuniyet ve takdirle karşıladığını, kararın köklü Lübnan-Suudi Arabistan ilişkilerini daha da güçlendirecek bir adım olarak görüldüğünü kaydetti.

Öte yandan Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam da ihracat yasağının kaldırılmasının iki ülke arasındaki tarihî ve kardeşlik bağlarının derinliğini yansıttığını söyledi. Selam, kararın Suudi Arabistan'ın Lübnan'a duyduğu güvenin ve ekonomik-ticari iş birliğini geliştirme yönündeki ortak iradenin bir göstergesi olduğunu dile getirdi.

Kararın Lübnan ekonomisine destek sağlayacak önemli bir adım olduğunu vurgulayan Selam, bunun Lübnanlı üretici ve ihracatçılar için yeni fırsatlar yaratacağını, böylece ülkedeki büyüme ve istikrarın güçlenmesine katkıda bulunacağını ifade etti.

Lübnan Başbakanı ayrıca, iki ülke arasında çeşitli alanlarda iş birliği ve ortaklığın daha da geliştirilmesi amacıyla Suudi Arabistan ile koordinasyonun sürdürülmesini arzu ettiklerini belirterek, bunun her iki ülkenin refahına katkı sağlayacağını söyledi.