Fas'ın kuzeyindeki Yemenli mülteciler insan ticareti ağlarının kurbanı

Kaçakçılık ağları, sınır çitinin inşasından sonra Fas’ın kuzeyinde etkinleşmeye başladı (Reuters)
Kaçakçılık ağları, sınır çitinin inşasından sonra Fas’ın kuzeyinde etkinleşmeye başladı (Reuters)
TT

Fas'ın kuzeyindeki Yemenli mülteciler insan ticareti ağlarının kurbanı

Kaçakçılık ağları, sınır çitinin inşasından sonra Fas’ın kuzeyinde etkinleşmeye başladı (Reuters)
Kaçakçılık ağları, sınır çitinin inşasından sonra Fas’ın kuzeyinde etkinleşmeye başladı (Reuters)

İlham Talibi
Avrupa cennetine girme hayali onları insan ticareti ağlarının kurbanı yaptı. Yoksulluk ve savaştan kaçan, karşı kıyıda umut arayan Yemenli mülteciler Independent Arabia’ya konuştular.
Yemenli bir mülteci Muhammed eş-Şahari, Fas'ın kuzeyindeki kaçakçılar tarafından maruz bırakıldığı acıyı ve yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:
“Parmağımı kırdılar, paramı ve telefonumu çaldılar ve beni dövdüler. Başarılı bir geçişten sonra onlara teslim etmem gereken parayı elde etmek için arkadaşımı aramamı, ona İspanya'ya geçtiğimi söylememi istediler.”
Muhammed eş-Şahari, Fas’a nasıl geçtiğiyle ilgili olarak, “Mısır'dan Moritanya'ya, sonra Mali Çölü'ne ve oradan Cezayir'e ulaştık” diyerek sözlerine devam etti.

“Fas'a ulaşana kadar bir kaçakçıdan diğerine”
Muhammed eş-Şahari sözlerine şöyle devam etti:
“Cezayir'de tutuklandık ve hapse atıldık. Üç ay sonra bizi Nijer çölüne sürdüler. Sonra Cezayir sınırına. Fas'a ulaşana kadar bir kaçakçıdan diğerine savrulup durduk. Fas'ta yaklaşık bir ay geçirdim. Kaçakçılar beni 3 bin euroya deniz yoluyla Melilla'ya ulaştım.”
Muhammed Şahari bu muazzam yolculuğunun ardından Almanya’ya ulaştı. Şu anda oturma izni almayı ve hayatına yeniden başlamayı umuyor.

Günlük acılar
Bir diğer mülteci Emin eş-Şarabi ise acı dolu yolculuğunu şu sözleriyle anlattı:
“Fas’ta çok zorluk geçtim. Hayat perişandı. Her gün İspanya'ya geçmeye çalışıyorduk. Umutsuzduk ve her gün kaçakçılarla karşı karşıya kalıyorduk. Bir keresinde kaçakçılar bizi Madrid'e götüreceklerine söz verdiler. Fakat bizi uzak bir bölgeye götürdüler. Boynuma bıçak dayayıp tüm paramı ve telefonumu çaldılar. Yanımızda para taşıdığımızı çok iyi biliyorlar. Benden sonra yanımdaki arkadaşlarımın yanında olan her şeyi de aldılar.”

“Bir avmış gibi yaşıyorsun”
Emin eş-Şarabi sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir avmış gibi yaşıyorsun. Kaçakçılar sınırı geçmek zorunda olduğunuzu bildikleri için türlü şekillerde seni aldatıyorlar. Kaçakçıların dolandırmaları ve acılarla geçen uzun bir yolculuktan sonra Almanya’ya ulaştım. Berlin'e geldim. Şu anda ikamet izni almayı bekliyorum. Hayat durma noktasına geldi ama yine de burada hala umut var.”
Şarku’ul Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Fas’ın kuzeyinde bulunan Nador şehri, göçmenlerin İspanyol kontrolü altında olan Melilla'ya ulaşmaları için önemli bir geçiş noktası.
Fas İçişleri Bakanlığı, yerleşim sürecinin birinci ve ikinci aşamalarında yaklaşık 50 bin göçmenin idari statüsünün karara bağlandığını açıkladı. Başvuruda bulunan göçmenlerin yaklaşık yüzde 85'i, 113 farklı uyruğa sahip.”
Diğer taraftan Fas İnsan Hakları Derneği, Nador bölgesi çalışanına bir mesaj göndererek, 50 Yemenli mültecinin Melilla şehrine girmesi için acilen müdahale etmesini istedi.
Dernek, Yemenli mültecilerin uluslararası koruma ve iltica başvurusu yapmak amacıyla Melilla şehrine geçmek istediklerini ifade ettiği açıklamasında, bu kimselerin iltica bürosuna erişebilmeleri için acil müdahalede bulunulması gerektiğini vurguladı.
Açıklamada, Yemenlerin Fas ve Cezayir arasındaki sınır üzerinden Fas'a ulaştıkları ve burada korkunç koşullarda yaşadıklarına işaret edildi.

“Beni dolandırdılar”
Yemenli bir mülteci olan Emin Taki, Avrupa'ya geçişiyle ilgili tecrübesini şu sözlerle anlattı:
“Bir keresinde kaçakçıların eline düştüm. Melilla'ya geçmemi sağlamaları karşılığında benden 700 euro aldılar, fakat beni dolandırdılar. Altı defadan fazla sınırı geçmeye çalıştım ve bir keresinde de bacağım kırıldı.”
Emin Taki sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir mülteci, Melilla şehrine geçmek için sahte pasaport almak karşılığında kaçakçıya 400 ila 700 euro arasında ödeme yapıyor. Kaçakçıların göçmenleri nasıl kaçırdığını öğrenmek için Beni Ensar sınır kapısı civarında bir daire kiraladım. Bir keresinde İspanya'ya tek başıma geçmeyi başardım.”

“İki kez intihara kalkıştım”
Madrid'e ulaşmasının ardından İsviçre'ye ve sonrasında Almanya'ya geçen Emin, şu anda bir mülteci kampında yaşıyor. Ancak acıları henüz son bulmayan Emin şunları söyledi:
“Yaşama umudumu kaybettiğimi hissediyorum. Artık hiçbir şeye dair bir umudum yok. İltica başvurum reddedildikten sonra şimdi bir çadırda yaşıyorum. İki kez intihar etmeye çalıştım. Çünkü çok karmaşık ve zor bir durumdayım.”

“Kaçakçılık ağlarının faaliyetleri artıyor”
Fas İnsan Hakları Derneği, Nador şehrinde kaçakçılık ve insan ticareti ağlarının faaliyetlerindeki artışla ilgili olarak, bu suç faaliyetlerine katılan onlarca kişinin ismini verdi. Dernek, Faslı yetkilileri ‘göçmen çadırlarına saldırmak, onları tutuklamak ve ülkelerine göndermek’ yerine, bu suç faaliyetlerine katılan kişilere karşı harekete geçmeye çağırdı.
Derneği Facebook sayfası üzerinden insan kaçakçılığı çeteleriyle ilgili detayların yer aldığı bir paylaşım yapıldı.
Melilla şehri ile olan sınırda çitin inşa edilmesinin ardından kaçakçılık ağlarının faaliyetlerinin arttığını belirten dernek, Nador şehrinde faaliyet gösteren kaçakçıların ve tacirlerin faaliyetlerinin durdurulması gereğini vurguladı.

Kaçakçılık ağlarının çökertilmesi
Fas İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Fas güvenlik yetkililerinin 2012 yılından bu yana insan kaçakçılığı yapan 3 binden fazla ağı çökerttikleri ve kaçakçılık faaliyetlerinde kullanılan yaklaşık 200 tekneye el koydukları kaydedildi.
İçişleri Bakanı Temsilciler Meclisi'nde yaptığı konuşmada, insan kaçakçılığı yapan ağların son dönemde mekanizmalarını ve araçlarını geliştirdiğini, göçmenleri karşı tarafa taşımak için jet botlar, su bisikletleri vb. gelişmiş araçlar kullandığını belirtti.
Bakan, 2018'in ilk 9 ayında 68 bin göç girişiminin engellendiğini ve 122 suç ağının ortadan kaldırıldığını belirtti.



Guterres’tan BMGK’nın rolüne vurgu: Hukukun üstünlüğü yerini orman kanunlarına bıraktı

BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
TT

Guterres’tan BMGK’nın rolüne vurgu: Hukukun üstünlüğü yerini orman kanunlarına bıraktı

BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, pazartesi günü, ‘orman kanunlarının’ hüküm sürdüğü bir dünyada barışa ilişkin kararları uygulamaya yetkili ‘tek’ organ olarak BMGK’nin rolünü savundu.

Guterres, “Dünya genelinde hukukun üstünlüğü, orman kanunuyla yer değiştiriyor. Uluslararası hukukun açıkça ihlal edildiğine ve BM Şartı'nın alenen hiçe sayıldığına tanık oluyoruz” dedi.

BMGK’da konuşan Guterres, “Gazze'den Ukrayna'ya ve dünyanın dört bir yanında hukukun üstünlüğü isteğe bağlı bir şey gibi ele alınıyor” diye ekledi.

BM Şartı'nın ‘güç kullanma veya güçle tehdit etmeyi’ yasakladığını ve ‘büyük küçük tüm devletlere aynı kuralları uyguladığını’ belirtti.

BM Genel Sekreteri, ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan ve BM’ye rakip olarak görülen yeni Barış Konseyi’nden açıkça bahsetmedi, ancak BMGK’nın ‘münhasır’ sorumluluğunu vurguladı.

asdfrgt
BM Genel Sekreteri António Guterres, New York'taki BM genel merkezinde düzenlenen BM Genel Kurulu'nun 80. oturumunda bir konuşma yaparken, 23 Eylül 2025 (Reuters)

BMGK’nın barış ve güvenlik konularında, bu tür girişimlerin arttığı bir dönemde tüm üye devletler adına hareket etmeye yetkili tek organ olduğuna işaret eden Guterres, “Başka hiçbir organ veya geçici koalisyon, tüm üye devletleri barış ve güvenlikle ilgili kararlara uymaya yasal olarak zorlayamaz” diye ekledi.

BM Genel Sekreteri BMGK’nın ‘güç kullanımına izin verme’ yetkisine sahip tek organ olduğunun da altını çizdi.

Guterres, bu açıklamaları, Trump'ın dünya genelindeki çatışmaları çözmeyi amaçlayan ve başkanlığını üstleneceği bir Barış Konseyi kurulacağını duyurmasından birkaç gün yaptı. Barış Konseyi ve rolü birçok ülkede şüphe uyandırdı.

Guterres, ‘tüm devletlerin uluslararası hukuka tam olarak saygı gösterme ve BM Şartı'nda belirtilen vaat ve yükümlülükleri yerine getirme taahhütlerini yenileme zamanının geldiğini’ de vurguladı.


Suriye'de SDG ile yaşanan çatışmalarla Türkiye'deki Kürt müzakereleri arasında nasıl bir ilişki var?

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
TT

Suriye'de SDG ile yaşanan çatışmalarla Türkiye'deki Kürt müzakereleri arasında nasıl bir ilişki var?

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)

Ömer Önhon

Ocak ayının ilk haftasında Suriye ordusunun Halep'te Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) karşı başlattığı askeri operasyon, Suriye'deki siyasi ve güvenlik sahnesini değiştirdi ve ülkenin haritasını yeniden çizdi. SDG, Halep, Deyrizor ve Rakka'dan çıkarıldı ve Haseke şehrinin bir bölümünde sıkışarak kuşatıldı. Suriye ordusu çok az istisna dışında, Tişrin ve Tabka barajlarını, sınır kapılarını ve petrol sahalarını ele geçirdi.

Bir yıl önce 10 Mart mutabakatını imzalayan ancak uygulamayı reddeden SDG, 18 Ocak'ta “ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasını” imzalamaya zorlandı. 20 Ocak'ta Şam'da Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile Mazlum Abdi arasında yapılan görüşmenin ardından dört günlük ateşkes ilan edildi. Ateşkes büyük ölçüde devam ediyor, ancak Suriye ordusu ile SDG arasında bazı bölgelerde çatışmalar sürüyor.

SDG şu anda bu görüşmede sunulan önerileri değerlendiriyor ve iki gün içinde yanıtını açıklayacak. Eğer SDG anlaşmanın tüm şartlarını reddederse, çatışmalar yeniden başlayacak ve bu da hükümet güçleri arasında ağır kayıplara neden olacak ve Kürtlerin yaşadığı komşu ülkeler için sonuçları olacak. Ancak nihayetinde SDG yenilgiye uğrayacak.

Süregelen şüphelere rağmen, SDG büyük olasılıkla olumlu bir yanıt verecek. Kalıcı barışın sağlanması, anlaşmanın ne ölçüde uygulanacağına bağlı olacak.

Suriye'deki gelişmeleri, Ortadoğu'nun yeniden şekillenmesi bağlamında da ele almalıyız. Başta Türkiye, ABD, İsrail ve Körfez ülkeleri olmak üzere dış aktörlerin etkisi, ABD'nin kilit rolüyle birlikte, Suriye'nin geleceğini belirlemede iç dinamikler kadar önemli.

Nitekim İsrail, işgalini tüm Golan Tepeleri'ni kapsayacak şekilde genişleterek, Suriye'nin güneyinde fiilen silahsızlandırılmış bir bölge ilan etti ve Dürziler üzerindeki etkisiyle bu bölgedeki gelişmeleri yönetiyor. Son çatışmalar sırasında sessiz kaldı ve en azından şimdilik Suriye'deki askeri operasyonlarını durdurdu.

İsrail'in sessizliği, Paris'te ABD himayesindeki Suriye görüşmeleriyle ilişkilendirilebilir, nitekim iki ülke ortak bir koordinasyon ve iletişim mekanizması kurma konusunda anlaşmaya vardı ve bu anlaşmanın meyve vermeye başladığı açıkça görülüyor. Bu İsrail tutumu, Şara hükümeti ve Türkiye'nin Suriye'deki varlığına ilişkin endişelerinin giderildiği şeklinde de yorumlanabilir.

Ancak en önemli değişim, ABD'nin Suriye'deki güvenlik ortaklarına yönelik tercihlerinde yaşanan değişimdir. ABD, SDG yerine Suriye ordusu ve Türkiye ile ittifak kurdu. Birkaç gün önce, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi Tom Barrack, sosyal medyada ABD’nin halihazırda SDG’ye nasıl baktığını açıklayan, bir yol haritası ve Suriyeli Kürtlere yönelik çağrı içeren bir açıklama yayınladı.

ABD Merkez Komutanlığı'nın Suriye hükümetiyle koordineli olarak 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a nakledildiğini duyurması, ABD tarafından çok taraflı diplomatik çabalar yürütüldüğünü gösteriyor

Büyükelçi Barrack, Suriye hükümetinin DEAŞ’a karşı kurulan uluslararası koalisyona katılmasıyla durumun temelden değiştiğini belirtti. Sonuç olarak, “SDG'nin sahada birincil DEAŞ karşıtı güç olarak asıl amacı büyük ölçüde sona ermiştir” dedi.

Tom Barrack şunu da söyledi: “Yeni Suriye devletine entegrasyon, Kürtlere tam vatandaşlık hakları, Suriye'nin ayrılmaz bir parçası olarak tanınma, Kürt dili ve kültürünün anayasa ile korunması ve yönetime katılım imkânı sağladığı için şimdi Kürtlerin önünde eşsiz bir fırsat bulunmaktadır.” Bunu, “SDG'nin iç savaşın kaosu içinde sahip olduğu kısmi özerklikten çok daha fazlası” olarak da tanımladı.

Başkan Donald Trump da kendine özgü üslubuyla yeni ABD politikasına doğrudan değinerek, Kürtleri sevdiğini ve koruduğunu ve şimdi Suriye hükümetiyle güvenlik konularında birlikte çalıştığını söyledi.

ABD Merkez Komutanlığı'nın, Şara ile koordineli olarak 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a nakledildiğini duyurması, ABD tarafından son derece etkili çok taraflı diplomatik çabaların yürütüldüğünü gösteriyor.

dsvfgbhy
: 10 Mart'ta Şam'da mutabakatı imzalayan Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve SDG lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

SDG’nin birçok yanlış hesap yaptığına; en önemlisi kendi gücünü abarttığına ve Suriye ordusunun gücünü hafife aldığına şüphe yok. 10 Mart mutabakatının uygulanması konusunda Şam ile yapılan müzakerelerdeki sert tutumları ve sahadaki pervasız eylemleri, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere herkesi hayal kırıklığına uğrattı. Belki en ciddi hatalarından biri de Türkiye'nin endişelerini ve taleplerini görmezden gelmesiydi.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Halk Koruma Birlikleri (YPG) ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) saflarında görüş ayrılıkları da ortaya çıktı; Mazlum Abdi daha pragmatik, uzlaşmaya açık ve ABD'yi dinlemeye daha meyilli gibi görünüyor.

Bu arada, Kandil Dağı'ndaki PKK kadrolarının etkisi altındaki gruplar ise mücadeleye devam etme yönünde sert bir tutum benimsedi. Tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan, Suriye'deki olayları Türkiye'deki barış sürecini baltalama girişimi olarak nitelendirerek, Kandil'in talimatlarını görmezden geldiğini söyledi.

SDG’nin, özellikle kendi gücünü abartarak ve Suriye ordusunun gücünü hafife alarak birçok yanlış hesap yaptığına kuşku yok

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin haftalık toplantısında yaptığı konuşmada, mücadelenin Kürtlere karşı değil, PKK'ya karşı olduğunu vurguladı.

Kürt dünyasının en saygın lideri Mesud Barzani'nin şu sözleri ise en şaşırtıcı açıklama oldu: “PKK, Kürtler için bir yük haline geldi.”

Türkiye'nin öncelikli amacı, PKK'yı kendi sınırları içinde, Suriye'de ve her yerde ortadan kaldırmaktır. Türkiye'deki Kürtlerle devam eden müzakerelerde bulunan Türkler, Suriye'deki gelişmelerin bu süreci rayından çıkarmasından veya olumsuz bir emsal teşkil etmesinden endişe duyuyorlar.

Son iki veya üç haftada üzerinde anlaşmaya varılan veya tek taraflı olarak yayınlanan belgelerin çoğu, uygulama sırasında yoruma açık olabilecek son derece hassas maddeler ve konular içeriyor. Örneğin, entegrasyon anlaşmasının 4. maddesi “Kürt bölgelerinin özel statüsünün dikkate alınması”ndan bahsediyor.

cdfrgt
SDG’nin kadın savaşçıları, Suriye'nin doğusundaki Deyrizor şehrinde bulunan el-Ömer petrol sahasında düzenlenen askerî geçit töreninde, 23 Mart 2021 (AFP)

Bu sebeple, Suriye hükümetinin, geçen hafta Suriye Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan 13 numaralı Kararnamede belirtildiği gibi, Kürtlerin kültürel ve dilsel haklarını kullanmalarına olanak tanıyan bir düzenleme oluşturması gerekecek. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre mevcut koşullar altında nasıl bir formüle ulaşılabileceği henüz belli değil. Zira en büyük Kürt nüfusuna sahip Haseke şehrinde bile Kürtler toplam nüfusun sadece yaklaşık yüzde 30'unu oluşturuyor.

Bir diğer önemli sınav ise Dürzi ve Alevilerin Kürtlerle yapılan anlaşmaya vereceği tepkidir. Kürtlere tanınan ayrıcalıkların kendilerine de tanınmasını talep etmeleri muhtemel görünüyor. Ayrıca, bu ayrıcalıkların yeni anayasaya nasıl dahil edileceği de ele alınması gereken kritik bir konu.

Önemli gerilemelere ve yenilgilere rağmen, SDG'nin hâlâ var olduğunu ve tamamen ortadan kaybolmadığını belirtmekte fayda var.

Washington, bu aşamada DEAŞ'a karşı mücadelede müttefik olarak Suriye’nin ve Erdoğan ile ortaklığın yanında yer alsa da SDG'yi gelecekte olası kullanımlar için yedek bir güç olarak muhafaza etmeye istekli olmaya devam edecektir.

Suriye Kürtlerine özel haklar tanıyan ve SDG birliklerini -entegrasyonun bireysel bazda olacağı belirtilse de- Suriye ordusuna entegre eden bir anlaşmanın imzalanmasına arabuluculuk yapmak, mevcut yapıyı meşrulaştırmak ve geliştirmek, dolayısıyla onu korumak olarak görülebilir.

İşler sorunsuz ilerlerse, barış hâkim olacak ve Suriye hükümeti dikkatini ülkeyi yeniden inşa etmeye, geçiş döneminde ilerlemesini sağlayacak bir siyasi sistem kurmaya ve çok ihtiyaç duyulan yabancı yatırımı çekmeye odaklayabilecektir.

Bunun alternatifi ise karanlık gölgesi tüm tarafların üzerine düşecek daha fazla acı ve yıkımdır.


Irak parlamentosu cumhurbaşkanı seçimi oturumunu erteledi

Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
TT

Irak parlamentosu cumhurbaşkanı seçimi oturumunu erteledi

Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)

Irak parlamentosu, cumhurbaşkanlığı seçimi için yapılması planlanan oturumu erteledi. Bu karar, Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi’nin Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’nden (KYB) gelen ‘oturumun ertelenmesine’ yönelik talebi almasının ardından alındı.

Temsilciler Meclisi Başkanlığı Basın Ofisi, Irak resmi haber ajansı INA’ya yaptığı açıklamada, Halbusi’nin 27 Ocak Salı günü gerçekleşmesi planlanan ve cumhurbaşkanının seçilmesi için düzenlenen oturumun ertelenmesi talebini aldığını bildirdi. Açıklamada, erteleme talebinin iki parti arasında daha fazla görüşme ve anlaşma sağlanması amacıyla yapıldığı ifade edildi.

Cumhurbaşkanlığı için aday olan 19 kişi, Irak Anayasası’na uygun şekilde adaylık şartlarını yerine getirdikten sonra hem Irak Temsilciler Meclisi hem de Federal Yüksek Mahkeme’den onay aldı.

Adaylar arasındaki yarış, özellikle iki isim üzerinde yoğunlaşıyor: KDP adayı Fuad Hüseyin ve KYB adayı Nizar Amidi.

Diğer yandan Şii Koordinasyon Çerçevesi dün KDP ve KYB heyetlerini ayrı ayrı toplantıya çağırdı. Toplantının amacı, heyetlerin görüşlerini tartışmak ve cumhurbaşkanlığı seçimini anayasal süresi içinde gerçekleştirecek bir anlaşmaya varılmasını sağlamaktı; böylece anayasal takvim ve ulusal yükümlülükler de korunacaktı.

Iraklı siyasi kaynaklara göre, KDP lideri Mesud Barzani ve KYB lideri Bafel Talabani’nin, Kürt bileşeni için yüksek makamların dağıtımı mekanizmasına uygun olarak tek bir uzlaşı adayı belirleme konusunda anlaşamadıkları bildirildi. Bu nedenle her iki partinin adayı, doğrudan oylama yoluyla parlamentoda birbirleriyle yarışacak.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, tüm Kürt partileri ve parlamentodaki bloklar arasında bir uzlaşı sağlanamaması nedeniyle cumhurbaşkanlığı adayının seçimi sürecinin birçok engelle karşılaşacağını belirtti. Diğer bir zorluk ise parlamentodaki diğer blokların hangi adayı destekleyecekleri konusunda kararsız olması. Bu durum, özellikle toplam 329 milletvekilinin üçte ikisinin sağlanması gereken parlamentoda oturum açılması gerektiğinden, seçim sürecinin uzamasına yol açabilir.