Hafter, üzerine bahse girenleri hayal kırıklığına mı uğrattı?

Libya Ulusal Ordusu (LUO) lideri Halife Hafter (AFP)
Libya Ulusal Ordusu (LUO) lideri Halife Hafter (AFP)
TT

Hafter, üzerine bahse girenleri hayal kırıklığına mı uğrattı?

Libya Ulusal Ordusu (LUO) lideri Halife Hafter (AFP)
Libya Ulusal Ordusu (LUO) lideri Halife Hafter (AFP)

İnci Mecdi
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Enver Karkaş, 18 Haziran’da Libya’daki müttefiki Libya Ulusal Ordusu (LUO) lideri Halife Hafter'i eleştiren yorumlarda bulundu. Karkaş, Hafter’in ‘kişisel ve tek taraflı’ kararlar aldığını söyledi.
Hafter’in, rakibi Fayiz es-Serrac başkanlığındaki Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH)  güçleri tarafından üst üste yenilgiye uğramasının ardından gelen Karkaş’ın yorumları, Mısır’ın ‘düşüncesizce atılmış bir adım’ olarak gördüğü Hafter’in Nisan 2019’da başlattığı Trablus saldırısına dair çekinceleriyle aynı zamana denk geliyor.
Öte yandan Hafter, Mısır’ın yanı sıra Suudi Arabistan, BAE, Ürdün, Rusya ve Total Petrol Şirketi’nin yatırımlarıyla Libya'nın doğusundaki büyük petrol çıkarlarına bağlı olan Fransa ile diğer bölgesel güçlerin desteğini aldı. Bu arada geçtiğimiz yıl ABD Başkanı Donald Trump’ın yaptığı telefon görüşmesiyle Hafter’le temasa geçen ABD, dolaylı olarak terörle mücadelede Hafter’e destek vermişti.
Libya’nın batısını kontrol eden UMH Başkanı Fayiz es-Serrac ise İtalyan ENI şirketinin Libya'daki petrol ve enerji sektöründeki yatırımlarıyla ilgili çıkarlarını koruyan İtalya'nın yanı sıra Türkiye ve Katar tarafından destekleniyor. Bununla birlikte Serrac, Libya’daki Müslüman Kardeşler (İhvan) ve onun saflarında savaşan unsurların yanı sıra Türkiye’nin Suriye’deki muhaliflerden getirdiği paralı askerlere boyun eğiyor.

Mısır’ın Hafter’e verdiği destek
Mısır, Libya’daki UMH destekli silahlı milislerin neden olduğu doğrudan güvenlik tehditlerinden dolayı Hafter'i destekliyor.  Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nde (ECFR) Libya uzmanı Tarek Megerisi, 2014 yılında yaptığı bir değerlendirmede Mısır'ın Libya ile bin 100 kilometrelik çöl sınırını bir güvenlik açığı olarak gördüğünü ve bunun da Sina Yarımadası'nda giderek artan terör eylemlerine doğrudan katkıda bulunduğunu söyledi. Hafter, LUO güçlerinin kontrol ettiği Libya’nın doğusunun Mısır sınırına yakın olması nedeniyle Kahire'nin doğal olarak müttefiki oldu.
Bununla birlikte binlerce Mısırlının Libya’da çalışması, 2011 öncesi iki ülke arasındaki yıllık mali transferlerin yaklaşık 33 milyon doları bulması nedeniyle Kahire, iki ülke arasındaki ekonomik çıkarlara dayalı bir denge kurmaya çalışıyor. Bu düşünceler Mısır’ı, Hafter’e büyük yatırım yapmaya ve 2014'te radikal terörist hareketleri Bingazi’den temizlemek için başlattığı Kerame Operasyonu’na askeri ve diplomatik yardımda bulunmaya itti.
Kahire’nin razı olmadığı Trablus’u özgürleştirme operasyonu ise 2019 yılının Şubat ve Mart aylarında Hafter ve Serrac arasında BAE’nin himayesinde ve dönemin BM Libya Özel Temsilcisi Gassan Selame’nin gözetiminde genel seçimler yapılarak Libya'nın istikrarı ve kurumlarının birleştirilmesi için yapılan müzakereler sonrası ‘Abu Dabi Anlaşması’nın imzalanmasının ardından başladı. Ancak diğer yandan sahada UMH’nin Misrata Tugayları ve Hafter tarafından kontrol edilen topraklarda çeşitli örgütlere verdiği destekten kaynaklanan gerginlikler vardı. Bu da Hafter’i UMH güçlerinin kontrolündeki başkent Trablus’a yönelik Kerame Operasyonu’nu başlatmaya itti.

Trablus savaşında uzlaşının gecikmesi
 Hafter, 2019'un ikinci yarısında ilerleme kaydetti. Ancak Türkiye'nin geçtiğimiz Aralık ayından bu yana Suriye'den Libya'ya transfer ettiği hava savunma sistemleri, insansız hava araçları (İHA) ve silahlı unsurlar aracılığıyla Serrac’ı desteklemeye yönelik müdahalesi, Hafter’e büyük kayıplar verdirdi. Bu kayıpların başında da el-Vatiyye Hava Üssü geliyordu. Bu durum LUO liderini destekleyen ülkeler arasında hayal kırıklığına neden oldu.
Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Forumu Başkanı Samir Gattas, Independent Arabia’dan İnci Mecdi’ye yaptığı açıklamada, “Halife Hafter, Trablus’u 14 ay kuşattı ve herhangi bir sonuç elde edemedi. Sürenin uzamasının büyük yankıları oldu. Bu da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a Serrac’ı desteklemesi için bir neden verdi. LUO lideri herhangi bir siyasi beceri göstermedi. Bu yüzden Tobruk Temsilciler Meclisi (TM) Başkanı Akile Salih, 23 Nisan'da meclis ve başkanlık seçimlerinin yapılması öngörülen siyasi bir çözüme dayanan bir girişimi duyurdu. Bunun ertesinde Hafter yetki olmamasına rağmen Suheyrat Anlaşması’nı feshettiğini duyurdu. Bence bu adım, çok fazla zarar verdi. Washington merkezli düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi, Libya’daki son gelişmelerin, Libya’yı önemli bir stratejik ve jeopolitik saha olarak gören Mısır için bazı endişeler yarattığına dikkati çekti. Atlantik Konseyi araştırmacıları,  resmi olmayan Mısırlı çeşitli kaynaklarla yapılan röportajlara göre Hafter'in el-Vatiyye Hava Üssü ve Tarhuna gibi askeri yenilgilerinin yanı sıra UMH ile yaşanan savaştaki diğer başarısızlıkların, ilişkileri geren diğer faktörler olduğunu vurguladılar. Mısır, LUO’nun Libya'nın batısındaki askeri operasyonlarından, özellikle Trablus'a karşı başarısız olan kuşatmanın yaşandığı süreçten memnun değil” dedi.

Bazıları, Kahire Bildirgesi’ni Hafter'e alternatif arayışının bir göstergesi olarak görüyor  (AFP)

Alternatif arayışı
ABD merkezli Transatlantik Liderlik Ağı Başkan Yardımcısı Sasha Toperich yaptığı açıklamada, Hafter’i Libya'da devam eden şiddetin ve bölgesel güçlerin Libya’daki nüfuzunun artmasına neden olmakla suçladı. Hafter geçtiğimiz yılın Şubat ve Mart aylarında Abu Dabi'de Serrac ile imzaladığı anlaşmaya son dakikada sırtını dönmeseydi, ordu ve ülkedeki milisler üzerinde kontrol sahibi olurdu. Bu da çözümün bir parçasıydı.
Bazıları, iki hafta önce Libyalı taraflar arasında ateşkes ve yeni bir müzakere sürecinin başlamasına yönelik bir girişim olan Kahire Bildirgesi’ni Hafter'e başka alternatif arayışının bir göstergesi olarak görüyor. Tahminler, bölgesel ve uluslararası destek alan Kahire Bildirgesi'ne katılan Libya'nın doğusunu yöneten TM Başkanı Akile Salih’e kadar uzanıyor. Belki de Mısır ve TM Başkanı Akile Salih tarafından sunulan girişimi desteklediğini söyleyen BAE Dışişleri Bakanı Karkaş’ın yorumları, buna dair ipuçları barındırıyor olabilir.
Atlantik Konseyi'nden Libya uzmanı İmadeddin Badi ve Konsey’in misafir araştırmacısı Ranj Aladdin’in ortak olarak kaleme aldıkları ve Brookings Enstitüsü tarafından yayınlanan makalede, Kahire Bildirgesi’nin Hafter'in yerine gelecek bir alternatif uğruna tablodan çıkarılmasına yol açtığına işaret ederken bildirgenin Salih’in sunduğu Libya'da siyasi yol haritasına tabi olduğuna dikkati çektiler.
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, geçtiğimiz cumartesi günü ülkenin batısında askeri bölgedeki Mısır Hava Kuvvetleri birliklerini ziyaret sırasında yaptığı konuşmada, Sirte ve Cufra'nın Mısır’ın ‘kırmızı çizgisi’ olduğunu vurgulayarak, “Gerek Birleşmiş Milletler Antlaşması uyarınca kendini savunma hakkı açısından olsun gerek Libya’da seçilmiş tek meşru otorite olan Tobruk Meclisi'nin talebi üzerine olsun, Mısır’ın (Libya’ya ) yapacağı herhangi bir doğrudan askeri müdahale uluslararası meşruiyet kazanmıştır” ifadelerini kullandı. Sisi ayrıca Mısır'ın Libya'nın egemenliği ve toprak bütünlüğünün sağlanması için kapsamlı bir çözüme ulaşılmasını istediğini vurguladı.

LUO unsurları (AFP)

LUO’ya verilen desteğin sürmesi
Gözlemciler, Hafter’in müttefiklerinin LUO’yu Türkiye'ye karşı askeri olarak desteklemeye devam edeceği konusunda hemfikirler. Aladdin ve Badi daha da ileriye giderek Hafter taraftarlarının Türkiye'yi ve UMH güçlerini Libya'nın doğusuna ilerlemekten caydırma çabalarında LUO’yu desteklemeye devam edeceklerini söyleyebilecekleri tahmininde bulundular.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Roma Üniversitesi’nden Profesör Alessia Melcangi ve İtalyan Uluslararası Siyasal Araştırmalar Enstitüsü’nden (ISPI) araştırmacı Giuseppe Dentice, Atlantik Konseyi’nin resmi internet sitesinde yayınlanan bir makalede, Moskova’nın Hafter’in tamamen yenilmesine izin veremeyeceğini belirttiler.
Melcanci ve Dentice kaleme aldıkları ortak makalede şu ifadelere yer verdiler:
“Ne var ki Mısır da Hafter'i kısa vadede açık bir seçenek olarak görmeyi düşünebilir, çünkü elinde yeterli alternatif bulunmuyor. Bununla birlikte Mısır, Hafter'i desteklemeyi, Türkiye’nin Libya ve Akdeniz bölgesinde daha fazla nüfuz sahibi olmasını önlemenin fonksiyonel bir yolu olarak görüyor. Libya'daki gelişmeler, Hafter ve destekçilerini alarm durumuna geçirebilir ve onları Türkiye ve UMH ile gelecekteki olası müzakereler için doğudaki konumlarını güçlendirmeye itebilir. Mısır da Hafter'den uzaklaşmak ve en azından uzun vadede daha güvenilir siyasi alternatifler elde etmek için bu durumdan yararlanabilir.”



Üçüncü Akım… Süveyda’daki çıkmazı sonlandırmak için sivil girişim

İsrail Başbakanı’nın geçtiğimiz yıl şubat ayında yaptığı açıklamaları protesto etmek için, Suriye'nin güneyindeki Süveyda şehrinin el-Kerama Meydanı'nda toplanan Suriyeliler, 25 Şubat 2025 (AFP)
İsrail Başbakanı’nın geçtiğimiz yıl şubat ayında yaptığı açıklamaları protesto etmek için, Suriye'nin güneyindeki Süveyda şehrinin el-Kerama Meydanı'nda toplanan Suriyeliler, 25 Şubat 2025 (AFP)
TT

Üçüncü Akım… Süveyda’daki çıkmazı sonlandırmak için sivil girişim

İsrail Başbakanı’nın geçtiğimiz yıl şubat ayında yaptığı açıklamaları protesto etmek için, Suriye'nin güneyindeki Süveyda şehrinin el-Kerama Meydanı'nda toplanan Suriyeliler, 25 Şubat 2025 (AFP)
İsrail Başbakanı’nın geçtiğimiz yıl şubat ayında yaptığı açıklamaları protesto etmek için, Suriye'nin güneyindeki Süveyda şehrinin el-Kerama Meydanı'nda toplanan Suriyeliler, 25 Şubat 2025 (AFP)

Suriye’nin çoğunluğu Dürzi nüfusa sahip Süveyda vilayetinden akademisyenler ve aydınlar, dün ‘Üçüncü Akım’ adıyla açık bir sivil inisiyatif başlattı. Girişimin, toplumdan doğacak bir sivil kurtarma heyeti oluşturulması yoluyla toplumu korumayı ve kaosa sürüklenmesini önlemeyi amaçladığı belirtildi. İnisiyatifin ayrıca, Suriye hükümeti ile vilayetin geniş kesimlerinde etkili olan fiili otorite arasında süren ‘kilitlenmiş’ durumdan çıkış hedefi taşıdığı ifade edildi.

Üçüncü Akım’ın hedefleri arasında, Süveyda’nın birleşik Suriye’nin ayrılmaz bir parçası olduğunun vurgulanması ve çözümün temelini uzlaşıya dayalı idari yerinden yönetim anlayışının oluşturması yer alıyor.

Girişimi başlatanların Süveyda’daki ve yurt dışındaki Süveydalılara hitaben yayımladığı bildiride şu ifadelere yer verildi: “Biz, Süveyda vilayetindeki tıkanmış gerçekliğin dayattığı Üçüncü Akım’ız. Toplumu koruma, istikrarını, onurunu ve güvenliğini sağlama yönündeki ahlaki ve tarihsel sorumluluğumuzdan hareketle, sesimizi cesaret ve şeffaflıkla yükseltiyoruz.” Şarku’l Avsat’ın ulaştığı belgede, söz konusu girişimin, toplumdan doğan ve toplum için çalışan bir sivil kurtarma heyeti kurulması yoluyla toplumu korumayı ve kaosa sürüklenmesini önlemeyi amaçlayan ‘pratik bir yol haritası’ niteliği taşıdığı vurgulandı.

tyu
Geçtiğimiz cumartesi günü Süveyda şehir merkezindeki el-Kerama Meydanı'nda düzenlenen gösteride bağımsızlık ve kendi kaderini tayin hakkı talep edildi. (Sosyal medya)

Bildiride, Süveyda’nın halihazırda ‘halkının yaşadığı acıların görmezden gelindiği bir merkeziyetçi söylem ve siyasi tıkanıklık ortamında kritik bir süreçten geçtiği’ belirtildi. Metinde, bildiriyi imzalayanların yalnızca kendilerini temsil ettiği vurgulandı.

Bildiride, Üçüncü Akım’ın temel hedeflerinin, katliamların kınanması, hesap sorulmasının talep edilmesi ve zararların telafi edilmesi olduğu kaydedildi. Temmuz ayında yaşanan kanlı olaylardan sorumluluğun, bazı tarafların çatışmayı körükleme çabalarına rağmen, yönetime ait olduğu ifade edildi. Açıklamada ayrıca, Süveyda’nın birleşik Suriye’nin ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulanırken, halkının tarihinin, Sultan Paşa el-Atraş liderliğindeki Büyük Suriye İsyanı mirası da dahil olmak üzere, ortak ulusal mücadelenin ruhunu yansıttığına dikkat çekildi. Çözümün temelinin ise uzlaşıya dayalı idari yerinden yönetim olduğu belirtildi.

Üçüncü Akım bildirisini imzalayanlar, halkın köylerine güvenli şekilde geri dönmesini, kaçırılanların serbest bırakılmasını ve mağdurların zararlarının tazmin edilmesini, öğrencilerin korunmasını ve eğitim haklarının güvence altına alınmasını, Süveyda’nın bölgesel eksenlerden uzak tutulmasını ve insanca yaşam koşullarının sağlanmasını, ayrıca diyalog ve sivil iş birliğinin toplumsal çalışmanın temeli olmasını hedeflediklerini ifade etti.

Bildiride, girişimin ‘bir iktidar ilanı ya da yönetim projesi olmadığı, geliştirmeye ve tartışmaya açık bir inisiyatif’ olduğu vurgulanarak, Süveyda’nın tüm sakinleri ve istikrarla ilgilenen taraflar, toplumu koruyan ve ona hizmet eden pratik bir sürece dönüştürülmesi için bu girişimi tartışmaya ve katkı sunmaya davet edildi.

sfgrt
Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Söz konusu girişim, Şeyh Hikmet el-Hicri ve kendisine bağlı olduğu belirtilen Ulusal Muhafızlar’ın Süveyda’nın geniş kesimlerinde etkisini sürdürdüğü bir dönemde gündeme geldi. El-Hicri ve çevresinin, İsrail desteğiyle Süveyda vilayetinde kurmayı planladıkları yapılanma doğrultusunda hareket ettikleri, geçtiğimiz eylül ayında ABD ve Ürdün desteğiyle Şam’dan ilan edilen ‘yol haritasını’ ise reddettikleri kaydedildi.

Öte yandan, el-Hicri ve destekçilerinin, Süveyda Valisi Mustafa el-Bekkur’un kısa süre önce duyurduğu girişime ilişkin şimdiye kadar herhangi bir tutum açıklamadığı belirtildi. ‘Süveyda için güvenli bir geleceğe doğru’ başlığıyla ve ‘Krizin sürmesi ile geleceğin gölgesini koruyan bir çözüm arasında kader belirleyici bir tercih’ sloganıyla duyurulan söz konusu girişimin, vilayetteki krize kapsamlı bir çözüm hedeflediği ifade edildi.

Vilayetteki gelişmeleri takip eden gözlemciler, geçtiğimiz cumartesi günü Süveyda kentinde el-Hicri yanlılarının düzenlediği ve vilayetin Suriye devletinden ayrılması yönündeki taleplerin yeniden dile getirildiği toplantının, Vali el-Bekkur’un girişimine fiili bir ret anlamına geldiğini değerlendirdi.

dfg
Süveyda’daki Ulusal Muhafızlar’ın liderleri, Şeyh Hikmet el-Hicri ile birlikte (Arşiv – Facebook)

Diğer yandan Ulusal Muhafızlar’ın kasım ayının sonlarında yaklaşık 10 kişiyi gözaltına aldığı hatırlatıldı. Söz konusu kişilerin, el-Hicri’nin politikaları ve projelerine karşı ‘darbe girişiminde bulunmak’ ve onun akımına paralel bir ‘alternatif akım’ oluşturmakla suçlandığı belirtildi.

Gözaltına alınanlar arasında din adamı Şeyh Raid el-Meteni’nin yanı sıra Asım Ebu Fahr, Ganidi Ebu Fahr, Mahir Felhut, Hüsam Zeydan, Zeydan Zeydan ve İlmüddin Zeydan’ın bulunduğu kaydedildi. Güvenlik operasyonundan iki gün sonra ise yerel kaynaklar, Şeyh el-Meteni’nin Ulusal Muhafızlar tarafından gözaltında tutulduğu sırada hayatını kaybettiğini duyurdu.


Irak, Suriye'den getirilen bin 387 DEAŞ üyesi hakkında soruşturma başlattı

 Irak'ın Kaym vilayetinde Suriye sınırındaki beton duvarda devriye gezen Haşdi Şabi Güçleri mensupları (AP)
Irak'ın Kaym vilayetinde Suriye sınırındaki beton duvarda devriye gezen Haşdi Şabi Güçleri mensupları (AP)
TT

Irak, Suriye'den getirilen bin 387 DEAŞ üyesi hakkında soruşturma başlattı

 Irak'ın Kaym vilayetinde Suriye sınırındaki beton duvarda devriye gezen Haşdi Şabi Güçleri mensupları (AP)
Irak'ın Kaym vilayetinde Suriye sınırındaki beton duvarda devriye gezen Haşdi Şabi Güçleri mensupları (AP)

Irak Yüksek Yargı Konseyi Suriye topraklarındaki tutuklulardan Irak'a teslim edilen "DEAŞ" örgütüne mensup bin 387 kişi hakkında soruşturma başlatıldığını duyurdu.

Irak Yüksek Yargı Konseyi'nden dün yapılan açıklamada, "Birinci Kerh Soruşturma Mahkemesi, terörle mücadele konusunda uzmanlaşmış hakimlerin gözetiminde, Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Hakim Faık Zeydan'ın doğrudan gözetimi altında, Suriye topraklarındaki tutuklulardan yakın zamanda teslim alınan bin 387 DEAŞ terör örgütü üyesi hakkında soruşturma işlemlerine başlamıştır" denildi.

DEAŞ militanları, Suriye hükümetinin onları yeniden yakalamasından sonra nakledildikleri 200 numaralı hücreden Eş Şeddadi cezaevinden kaçtı (DPA)DEAŞ militanları, Suriye hükümetinin onları yeniden yakalamasından sonra nakledildikleri 200 numaralı hücreden Eş Şeddadi cezaevinden kaçtı (DPA)

Açıklamada, “tutuklularla ilgili işlemlerin, yerleşik yasal ve insani çerçeveler dahilinde ve ulusal yasalar ile uluslararası standartlara uygun olarak yürütüleceği” belirtildi.

Açıklamada ayrıca, “bu işlemlerin, Irak'ın DEAŞ terör örgütünün suçlarına karışanları soruşturmak ve hesap sormak için yürüttüğü çabalar bağlamında, yürürlükteki yasalara uygun olarak ve DEAŞ terör unsurları ile soykırım ve insanlığa karşı suç teşkil eden suçların ele alınmasına yönelik uluslararası koordinasyonla paralel olarak gerçekleştirildiği” ifade edildi.

Açıklamada, “Irak'a gelmesi beklenen DEAŞ terör örgütü üyesinin sayısının 7 bini aştığı ve Uluslararası Adli İşbirliği Ulusal Merkezi'nin, soruşturma organlarına ve mahkemelere daha önce arşivlenmiş belgeleri ve kanıtları derleyip sunmak için çalışacağı” belirtildi.

Yaklaşık iki hafta önce, ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), yaklaşık 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a transferinin başlatıldığını duyurmuştu; bu hamlenin amacının “teröristlerin güvenli gözaltı tesislerinde kalmasını sağlamak” olduğu belirtilmişti.

Irak güvenlik kaynaklarına göre Irak'a transfer edilenler arasında Suriyeliler, Iraklılar, Avrupalılar ve diğer uyruklardan kişiler bulunuyor.

Aşırılıkçı grup, 2014'ten 2017'ye kadar Irak'ın kuzey ve batısındaki geniş alanları kontrol etti ve ABD liderliğindeki uluslararası koalisyonun desteğiyle Irak güçleri tarafından bölgeden çıkarıldı.

Irak, terörist grubun yol açtığı yıkıcı etkilerden hala kurtulmaya çalışıyor.

Örgütün 2019'da yenilgiye uğratıldığı Suriye'de, aralarında yabancıların da bulunduğu binlerce aşırılıkçı grup üyesi olduğundan şüphelenilen kişi ve aileleri, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından işletilen hapishanelerde ve kamplarda gözaltına alındı.

 Suriye ordusunun geçen ay kampın kontrolünü ele geçirmesinin ardından tutuklular Haseke'deki el-Hol kampında toplandı (Reuters)Suriye ordusunun geçen ay kampın kontrolünü ele geçirmesinin ardından tutuklular Haseke'deki el-Hol kampında toplandı (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre örgüt üyelerinin Irak'a transferine ilişkin planın duyurulması, ABD'nin Şam Büyükelçisi Tom Barrack'ın "Suriye Demokratik Güçleri"nin aşırılıkçı örgütle mücadeledeki rolünün sona erdiğini açıklamasının ardından geçen ay gerçekleşti.

Son yıllarda Irak mahkemeleri, terörizm ve aralarında Fransız vatandaşlarının da bulunduğu yüzlerce insanın öldürülmesiyle ilgili davalarda "terör örgütüne" üye olmaktan suçlu bulunan kişilere ölüm ve ömür boyu hapis cezaları verdi.

Örgüte üye olmaktan suçlu bulunan binlerce Iraklı ve yabancı uyruklu şu anda Irak hapishanelerinde bulunuyor.


İsrail'in güney Lübnan'a yönelik baskınları ve tahliye emirleri

Vatandaşlar, 31 Ocak'ta Güney Lübnan'da İsrail hava saldırılarının hedef aldığı bir bölgeyi inceliyor (Arşiv- EPA)
Vatandaşlar, 31 Ocak'ta Güney Lübnan'da İsrail hava saldırılarının hedef aldığı bir bölgeyi inceliyor (Arşiv- EPA)
TT

İsrail'in güney Lübnan'a yönelik baskınları ve tahliye emirleri

Vatandaşlar, 31 Ocak'ta Güney Lübnan'da İsrail hava saldırılarının hedef aldığı bir bölgeyi inceliyor (Arşiv- EPA)
Vatandaşlar, 31 Ocak'ta Güney Lübnan'da İsrail hava saldırılarının hedef aldığı bir bölgeyi inceliyor (Arşiv- EPA)

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, İsrail'e ait bir insansız hava aracı (İHA) bugün Sur'un (Tyre) güneyinde bir aracı hedef aldı.

Bu sabah erken saatlerde, İsrail'e ait bir İHA Lübnan'ın güneyindeki Zahrani kasabası yakınlarındaki otoyolda bir aracı hedef aldı. Yine bu sabah, İsrail güçleri Lübnan'ın güneyindeki Aita al-Shaab kasabasında bir evi yıktı. İsrail'e ait bir İHA Aita al-Shaab’ı bu sabah üç adet şok bombasıyla hedef aldı.

Tahliye emirleri

AFP bugün ilerleyen saatlerde, İsrail ordusunun hava saldırılarına hazırlık olarak Lübnan'ın güneyindeki iki köyde bulunan iki binanın tahliyesi konusunda uyarıda bulunduğunu bildirdi.

Askeri sözcü Avichai Adraee, X platformundaki hesabından şu açıklamayı yaptı: "Güney Lübnan sakinlerine, özellikle de şu iki köye acil uyarı: Kfar Tibnit ve Ain Qana. İsrail Savunma Kuvvetleri yakın gelecekte Hizbullah'ın askeri altyapısına saldıracak."

İsrail uzun zamandır İran destekli Hizbullah'ın yeteneklerini yeniden inşa etmeye çalıştığını söylüyor; bu nokta Adraee'nin açıklamasında da dile getirildi.

Şunu belirtmek gerekir ki, İsrail, 27 Kasım 2014'te yürürlüğe giren Lübnan ile yapılan ateşkes anlaşmasının şartlarına uymamış ve uymamaktadır. İsrail güçleri, Lübnan'ın güneyinde buldozerlerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam etmekte ve neredeyse her gün baskınlar düzenlemektedir. Ayrıca, İsrail güçleri Lübnan'ın güneyindeki çeşitli noktalarda konuşlanmış durumdadır.