Suudi Arabistan sosyal temasta ‘aşırılığa’ karşı uyarıda bulundu

Abu Dabi’deki sağlık tesisleri iyileşen vakaların artmasıyla Kovid-19 hastalarından arındı

Mescid-i Nebevi’nin güvenlik gücü Müslümanlara güvenli bir ortam sağlamak için büyük çaba sarf ediyor (SPA)
Mescid-i Nebevi’nin güvenlik gücü Müslümanlara güvenli bir ortam sağlamak için büyük çaba sarf ediyor (SPA)
TT

Suudi Arabistan sosyal temasta ‘aşırılığa’ karşı uyarıda bulundu

Mescid-i Nebevi’nin güvenlik gücü Müslümanlara güvenli bir ortam sağlamak için büyük çaba sarf ediyor (SPA)
Mescid-i Nebevi’nin güvenlik gücü Müslümanlara güvenli bir ortam sağlamak için büyük çaba sarf ediyor (SPA)

Suudi Arabistan sosyal mesafenin korunması ve yeni tip koronavirüs (Kovid-19) için alınan önlemlere ve tedbirlere uyulması gerektiği konusundaki vurgusunu yineledi. Sağlık Bakanı Dr. Tevfik er-Rabia dün yaptığı açıklamada “Enfeksiyon korkusu nedeniyle ebeveynleri ziyaret etmemek ve önleyici tedbirler almadan ziyaret etmek ifrat ve tefrittir” ifadelerini kullandı.
Bakan, Twitter hesabı üzerinden yaptığı paylaşımında “Onlarla her gün mutlu olabilmek için onları ziyaret ediyoruz, maskemizi takıyoruz, mesafemizi koruyoruz ve onları öpmüyoruz. Yaklaşmanız onlara zarar verirken ilişkinizin kopması da onları incitir! Ebeveynleriniz için doğru olan şey onları terk etmemenizdir. Bu yüzden aranızda mesafe bırakmak, öpüşmemek ve görüştüğünüzde maske takmak şartıyla onları ziyaret etmeniz kendilerini mutlu edecektir” ifadelerini kullandı ve toplumdaki her bireyi her insanı ailesi için sağlıklı tutmaya, ve onları yakından mutlu etmeye davet etti. Rabia sözlerinin devamında “Onların yakınında her zaman mutlu olmamız için lütfen onları koruyun” dedi.
Suudi Arabistan Sağlık Bakanlığı tarafından bildirilen bir vakanın hikayesine göre, başka bir şehirden evine dönen bir Suudi vatandaşın el sıkışıp ihtiyati tedbirlere uymaması, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının babasına ve ailesinin 16 üyesine bulaşmasına sebep oldu. Kalp hastası olan vakanın babası ise hayatını kaybetti.
Diğer taraftan dün Mekke’deki camilerde cuma namazlarının ve cemaatle namazların askıya alınmasından 3 ay sonra ilk kez cuma namazı kılındı. Müslümanlar, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının yayılmasını önlemek için alınan önlemlerin ve tedbirlerin ışığında camilere ve mescitlere döndü.
Bakanlık Cuma günü yaptığı açıklamada, 3 bin 938 yeni koronavirüs vakasının kaydedilmesi ile Krallığın farklı bölgelerinde şimdiye kadar kaydedilen toplam vaka sayısının 174 bin 577’ye yükseldiğini, vakalardan 52 bin 632’sinin aktif vaka olduğunu, iki bin 273 kişinin durumunun kritik olduğunu ve diğerlerinin durumunun ise iyi olduğunu duyurdu.
Bakanlık, vakaların yüzde 34’ünün kadın, yüzde 66’sının ise erkek olduğunu ve kaydedilen vakalarda yaşlıların oranının yüzde 4, çocukların yüzde 10 ve yetişkinlerin yüzde 86 olduğunu duyurdu. Bakanlık ayrıca Dammam’ın 346 vaka ile ilk sırada olduğunu duyurarak bu şehri sırayla 332 vaka ile Hufuf’un, 294 vaka ile Mubarraz’ın, 274 vaka ile Hamis Muşayt’ın, 243 vaka ile Cidde’nin, 237 vaka ile Katif’in ve 217 vaka ile Riyad’ın takip ettiğini belirtti. Diğer vakalar ise Krallığın farklı şehirlerinde görüldü.
2 bin 259 vakanın daha iyileşmesi ile Kovid-19’dan iyileşen vaka sayısı 120 bin 471’e yükseldi.
Bakanlık 49 kişinin daha hayatını kaybetmesi ile toplam ölü sayısının bin 474’e yükseldiğini kaydetti. Diğer taraftan virüsün tespit edilmesi için yapılan test sayısı 1 milyon 518 bin 220’a ulaştı.

Kuveyt
Son 24 saat içerisinde Kuveyt’te 915 yeni koronavirüs vakası kaydedildi ve böylece ülke genelinde toplam vaka sayısı 43 bin 703’e ulaştı. Aynı zamanda 2 kişinin daha virüsten hayatını kaybetmesiyle dün itibariyle toplam ölü sayısı 341’e çıktı. Kuveyt Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Abdullah es-Sened dün yaptığı açıklamada 915 vakanın yüzde 53,77’sinin yani 492’sinin Kuveyt vatandaşı ve yüzde 46,23’ünün yani 423’ünün yabancı uyruklu olduğunu belirtti. Aynı zamanda bakanlık 602 vakanın daha iyileştiğini ve böylece toplam iyileşen vaka sayısının 33 bin 969’a ulaştığını duyurdu.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)
BAE’de dün farklı uyruklara mensup olmak üzere 410 yeni koronavirüs (Kovid-19) vakası kaydedildi. Vakaların durumunun stabil olduğu ve kendilerine gerekli tedavilerin uygulandığı bildirildi. Böylece ülke genelinde toplam vaka sayısı 46 bin 973’e çıkmış oldu. BAE Sağlık ve Toplum Koruma Bakanlığı yaptığı açıklamada iki vakanın hayatını kaybederek toplam ölü sayısının 310’a çıktığı bilgisini paylaştı. Bunun yanı sıra 304 kişinin daha tamamen iyileşmesiyle birlikte toplam iyileşen vaka sayısının 35 bin 469’a çıktığı bildirildi.
Buna ilaveten Abu Dabi Sağlık Departmanı el-Ayn’daki Tavam Hastanesi’nin, ülkedeki sağlık sektörü stratejisi sonucunda ulusal anket programlarının ve çeşitli proaktif muayenelerin etkinleştirilmesiyle Kovid-19 vakalarından tamamen arınmış olduğunu söyledi. Söz konusu uygulamalar tıbbi müdahale gerektiren vakaların sayısının azalmasına sebep oldu ve hastane yönetimi, hastalara sağlık ve diğer tüm hizmetleri sunmaya devam ediyor. Bu açıklama Abu Dabi Sağlık Departmanı’nın, Abu Dabi Ulusal Fuar Merkezi’ndeki sahra hastanesi, Şeyh Şehbut Tıp Şehri, Mediclinic Group Hastaneleri ve Mubadala Sağlık Tesisleri de dahil olmak üzere emirlikteki bir dizi sağlık tesisinin Kovid-19 vakalarından arınmış olduğunu açıklamasının ardından geldi. Bu gelişmeler ülke çapında iyileşen vaka sayılarının artması ve yeni vakaların sayısında görülen düşme sonucu yaşandı.
Diğer taraftan Abu Dabi Sağlık Departmanı Başkanı Şey Abdullah bin Muhammed El Hamid yaptığı açıklamada “Bugün en yüksek iyileşme oranına ulaşarak, testleri yoğunlaştırarak ve sağlık tesislerini Kovid-19 vakalarından arındırarak başardığımız şey virüs ile mücadelede attığımız adımların başlangıcıdır ve bu ancak toplumun fertlerinin bağlılığı ve salgının yayılmasını engellemek için herkese karşı sorumluluk bilincine sahip olmalarıyla mümkün oldu” ifadelerini kullandı.

Bahreyn
Bahreyn Sağlık Bakanlığı dün yaptığı açıklamada 511 yeni vakanın kaydedildiğini ve bir kişinin daha hayatını kaybetmesi sonucu toplam ölü sayısının 71’e yükseldiğini duyurdu.
Bakanlık Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamada kaydedilen vakaların 320’sinin göçmen işçilerden oluştuğu, 190’ının önceki vakalar ile temasta bulunan kişiler olduğu ve bir kişinin de yurt dışından geldiği bilgisini paylaştı.
Bakanlık 524 kişinin daha iyileşmesi ile şimdiye kadar iyileşen vaka sayısının 18 bin 501’e ve aktif vaka sayısının 5 bin 509’a çıktığını belirtti.

Umman
Umman’da son 24 saat içerisinde bin 132 yeni koronavirüs (Kovid-19) vakası kaydedildi.
Umman Sağlık Bakanlığı dün yaptığı açıklamada toplam koronavirüs (Kovid-19) vaka sayısının 36 bin 34’e, ölü sayısının 153’e ve iyileşen vaka sayısının 19 bin 482’ye ulaştığını duyurdu.

Katar
Katar Sağlık Bakanlığı dün koronavirüs sebebiyle 3 kişinin hayatını kaybettiğini böylece toplam ölü sayısının 109’a yükseldiğini duyurdu.
Bakanlık yaptığı açıklamada, dün 946 yeni koronavirüs vakasının kaydedildiğini böylece ülkedeki toplam vaka sayısının 92 bin 784 kişiye yükseldiğini bildirdi.
Katar’da dün bin 528 vakanın daha sağlığına kavuştuğu böylece toplam iyileşen vaka sayısının 76 bin 72’ye yükseldiği belirtildi.



Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi
TT

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan, Gazze Şeridi sakinlerinin çektiği zor yaşam koşullarını hafifletmek için Filistin halkına yardım elini uzatmaya devam ediyor. Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) tarafından gönderilen 81. yardım uçağı, Suudi Savunma Bakanlığı ve Kahire'deki Riyad Büyükelçiliği koordinasyonunda Mısır'daki el-Ariş Uluslararası Havalimanı'na ulaştı.

Uçakta, Gazze Şeridi'ndeki etkilenen Filistinlilere gönderilmek üzere gıda sepetleri ve barınma kitleri bulunuyor.

Bu yardım, Suudi Arabistan'ın Kral Salman Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) aracılığıyla Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına sağladığı desteğin devamı olup, yaşadıkları zor yaşam koşullarını hafifletmeyi amaçlamaktadır.


Suudi Arabistan ABD’nin İsrail Büyükelçisinin "Nil’den Fırat’a uzanan bölge İsrail’in hakkı" açıklamasını kınadı

Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
TT

Suudi Arabistan ABD’nin İsrail Büyükelçisinin "Nil’den Fırat’a uzanan bölge İsrail’in hakkı" açıklamasını kınadı

Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.

Suudi Dışişleri Bakanlığı, ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin İsrail'in tüm Ortadoğu'yu kontrol etmesinin kabul edilebilir olacağını pervasızca ifade ettiği açıklamalarını en şiddetli şekilde kınadı ve tamamen reddetti.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yayınlanan açıklamada, uluslararası hukuku, Birleşmiş Milletler Şartı'nı ve diplomatik normları ihlal eden ve bir ABD yetkilisinden gelen tehlikeli emsal teşkil eden bu sorumsuz açıklamaları kategorik olarak reddettiğini belirtti. Bu açıklamaların, bölge ülkeleri ile ABD arasındaki seçkin ilişkilere de saygısızlık olduğu ifade edildi.

Bu aşırı önerinin vahim sonuçlar doğuracağını ve bölgedeki ülkelere ve halklara karşı düşmanlığı körükleyerek ve dünya ülkelerinin geçmişte milyonlarca insanın hayatını alan kanlı savaşlara son vermek için üzerinde anlaştığı uluslararası sistemin temellerini, ülkelerin coğrafi sınırlarına ve toprakları üzerindeki egemenliklerine saygı açısından kurduğu ilkeleri hiçe sayarak küresel güvenliği ve barışı tehdit ettiğini belirtti. Açıklamada, “ABD Dışişleri Bakanlığı, dünyanın tüm barışsever ülkeleri tarafından reddedilen bu öneri hakkındaki tutumunu netleştirmelidir” denildi.

Bu bağlamda Suudi Arabistan, devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her girişime karşı kesin tavrını yineleyerek, adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolunun "iki devletli çözüm" temelinde işgale son vermek ve Doğu Kudüs'ü başkent olarak kabul eden, 1967 sınırları üzerinde bağımsız bir Filistin devleti kurmak olduğunu vurguladı.

ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin "İsrail'in Ortadoğu'yu kontrol etme hakkı" konusundaki açıklamaları, Arap ve İslam çevrelerinde büyük öfkeye yol açarken, Mısır, Ürdün ve Filistin'de de kınamalara neden oldu.


Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
TT

Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Sosyolog ve araştırmacı Dr. Abdurrahman eş-Şukayr, Suudi devletinin kuruluş deneyimini daha önce görülmemiş bir yorum çerçevesine oturtuyor. Tarihi, birbirinden kopuk olaylar dizisi olarak değil; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ölçülebilir ve karmaşık ilişkiler tarafından yönetilen bir sistem olarak ele alıyor. Bu yaklaşımın, karmaşıklık bilimi ile ‘tarihin yasaları’ olarak da bilinen kliodinamik teorisine dayandığını belirten eş-Şukayr, devletlerin nasıl ortaya çıktığını, büyüdüğünü ve ardından seçkinlerin aşırı çoğalması nedeniyle baskı aşamasına girerek kriz ve zirve noktalarına ulaştığını; sonrasında ise istikrarı yeniden üreten bir lider figürünün ortaya çıktığını açıklıyor.

Eş-Şukayr, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu çerçeve sayesinde Diriye’nin Muhammed bin Suud öncesinde elit doygunluğa ve yapısal istikrarsızlığa ulaşmış yerel bir sistem olduğunun anlaşılabildiğini söyledi. Buna göre Muhammed bin Suud’un yükselişi, yönetim merkezini yeniden şekillendiren ve yeni bir siyasi döngü başlatan tarihsel bir yeniden ayar anı olarak yorumlanıyor.

Karmaşıklık bilimi

Eş-Şukayr, karmaşıklık biliminin; toplumlar ya da ekonomi gibi birbiriyle bağlantılı çok sayıda parçadan oluşan sistemleri incelediğini belirtti. Bu sistemlerde her küçük unsur diğerini etkilerken, yoğun etkileşim sonucunda yalnızca tek tek parçaların incelenmesiyle anlaşılamayacak yeni örüntü ve davranış biçimleri ortaya çıkıyor. Bu çerçevede karmaşıklık bilimi, zaman içinde küçük etkileşimlerin birikmesi sonucu istikrarın, kaosun ya da büyük ölçekli değişimlerin nasıl ortaya çıktığına odaklanıyor.

Devlet dönüşümünün beş yıllık döngüsü

Eş-Şukayr, devletlerin dönüşümüne ilişkin beş aşamalı döngüye de değinerek, devletlerdeki değişimlerin ölçülebilir dinamiklere tabi olduğunu ve genel eğilimlerinin öngörülebileceğini söyledi. Bu çerçevede toplumların beş aşamalı bir döngü içinde hareket ettiğini belirten eş-Şukayr, süreci şöyle açıkladı:

- Büyüme aşaması: Kaynakların genişlediği ve devletin kontrol kapasitesinin arttığı evreyi ifade ediyor. Bu süreç, nüfus artışı ve seçkinlerin çoğalmasıyla eş zamanlı ilerliyor. Aşama; tarihçilerin metinlerine ihtiyaç duyulmaksızın, nüfus ve ekonomik kaynaklara ilişkin yaklaşık veriler ve göstergeler üzerinden ölçülebiliyor ve öngörülebiliyor.

- Baskı aşaması: Kaynak bolluğunun görece azaldığı, kamu görevlerine talip olanların sayısının arttığı ve mevcut elitlerin konumlarını korumaya çalıştığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu durum, devletin herkesi bünyesinde barındırma kapasitesini aşan bir tablo ortaya çıkarıyor. Nüfus artışı, siyasi, ekonomik, bilimsel ve toplumsal elitlerin sayısını artırırken, mevcut pozisyonların sayısı yetersiz kalıyor.

- Kriz aşaması: Seçkinler arasındaki birliğin sarsıldığı ve örtük gerilimlerin açık çatışmalara dönüştüğü evreyi oluşturuyor.

- Zirve aşaması: Kriz ve istikrarsızlığın doruğa ulaştığı bu safhada ittifaklar çözülüyor, dışlamalar ve ayrışmalar hız kazanıyor.

- İstikrar aşaması: Yeni bir liderliğin ya da revize edilmiş bir yönetim sisteminin, nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi toplumun yeni ruhuna uygun biçimde yeniden düzenlemeyi başardığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu aşamayla birlikte, önceki döngüye kıyasla daha bütünlüklü yeni bir süreç başlıyor.

Kontrol edilemeyen rekabet

Eş-Şukayr, zirve aşamasının Hicri 1139 yılına yakın dönemde belirginleştiğini belirterek, yönetici kollar arasındaki rekabetin artık kontrol edilemez bir seviyeye ulaştığını ifade etti. Bu süreçte elitler içindeki ayrışmalar hız kazanırken, bazı isimlerin kısa süreli emirlik deneyimleri yaşadığı ve sadakatlerin hızla el değiştirdiği görüldü. Bu tablo, iç dengeleri yönetme kapasitesinin çöktüğünü ortaya koydu. Bu koşullar altında siyasi sistemin sınırına dayandığını kaydeden eş-Şukayr, yönetim makamına talip olanların sayısının emirliğin iktidarı düzenleme kapasitesini aştığını vurguladı. Böylece zirve aşaması, yeniden kurucu bir liderliğin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan tam ölçekli bir yapısal çözülme anına dönüştü.

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Muhammed bin Suud’un yükselişi, Diriye’de istikrar koşullarının olgunlaşmasının bir sonucu olarak gerçekleşti. Seçkinlerin aşırı çoğalması, eski yönetim sistemini sürdürülemez hale getirirken, çatışan elitlerin okuyamadığı tabloyu kavrayabilecek bir lideri gerekli kılan tarihsel bir moment ortaya çıktı. Bu çerçevede Muhammed bin Suud’un iktidarı devralması, Diriye içindeki güç dengelerinin yeniden ayarlanması anlamına geldi. Böylece yerel siyasi düzen, yapısal istikrarını yeniden tesis etme kapasitesini kazandı.

Yönetim merkezinin inşası

Muhammed bin Suud, Diriye’de yeni bir büyüme sürecinin başlangıcı olarak et-Turayf mahallesini kurarak burayı yönetim merkezi haline getirdi. Oysa daha önce Diriye emirleri Gusaybe ya da el-Mulaybid bölgelerinde ikamet ediyordu. Muhammed bin Suud, siyasi, dini ve askeri elitleri yeni devlet kurumları içinde yeniden dağıtarak, Diriye’deki iktidar yapılarını düzenleyerek, elit fazlasını azaltarak ve rekabet halindeki kollar arasındaki ilişkileri kontrol altına alarak yönetim merkezini yeniden inşa etti.

Bu yapısal düzenleme, emirliğin nüfus, kaynaklar ve elitleri tek bir çerçeve içinde yönetme kapasitesini yeniden kazanmasını sağladı. Böylece, Diriye merkezli yeni bir kuruluş döngüsünün önü açıldı ve bu süreç Diriye Emirliği olarak bilinen yapının çekirdeğini oluşturdu.

Eş-Şukayr, bu yeni okumanın Arap Yarımadası’nda devletlerin ortaya çıkışını; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi esas alan yapısal döngüler üzerinden açıklayan yeni bir araştırma ufku sunduğunu belirtti. Yerel çevrelerin farklılığına bağlı olarak denetim mekanizmalarının değiştiğini vurgulayan eş-Şukayr, yaklaşık nüfus ve mali istatistiklerin oluşturulmasının, tarihi test edilebilir ve karşılaştırılabilir bir alana dönüştürmek için zorunlu bir giriş olduğunu ifade etti. Bunun ise bölge tarihine ilişkin verilerin toplanmasını ve sınanabilir hipotezlerin geliştirilmesini gerektirdiğini kaydetti. Bu yaklaşımın, parçalı anlatıların ötesine geçen, daha uzun vadeli, daha hassas ve daha bağımsız bir Arap yorum modeli inşa edilmesine katkı sağlayacağını dile getirdi.

Öte yandan, Muhammed bin Suud hakkında kaleme alınan çalışmaların analitik ve anlatısal boyutunun sınırlı kaldığına dikkat çekildi. Kurucu eylemin mantığını açıklayan kapsamlı bir tarihsel biyografinin bulunmadığı, tarih kayıtlarının ise kuruluş öncesi ve kuruluş sırasındaki gelişmeleri yeterince aydınlatmadığı belirtildi. Bu boşluğun, Muhammed bin Suud’un hayatını olayların iç yapısından hareketle yeniden kurgulamayı gerektiren bir araştırma hattını zorunlu kıldığı ifade edildi. Kararların, ittifakların ve çatışmaların; yönetim tasavvurunu ve devletin koşullarını ortaya koyan anlamlı bir sistem olarak okunmasıyla, gerçekliğin hareketinden süzülen bir tarihsel biyografi ve siyasi projenin seyrine ilişkin bütünlüklü bir yorum üretilebileceği vurgulandı.