Türkiye, Sirte savaşında Mısır’ın kırmızı çizgileriyle karşı karşıya

Türkiye, Sirte savaşında Mısır’ın kırmızı çizgileriyle karşı karşıya
TT

Türkiye, Sirte savaşında Mısır’ın kırmızı çizgileriyle karşı karşıya

Türkiye, Sirte savaşında Mısır’ın kırmızı çizgileriyle karşı karşıya

Gözler, Libya’nın Sirte şehrinin, Türk ordusunun desteklediği Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) güçleri ve Mısır ordusu destekli Libya Ulusal Ordusu (LUO) güçleri arasında tanık olabileceği olası bir savaşa çevrildi. Bu çerçevede ABD’nin tavrı, savaşa girme ve savaştan kaçınma açısından oldukça önemli.
ABD’lilerin Libya’daki Türk askeri katılımına yönelik ‘kör’ olarak nitelendirilen tavrının karşı karşıya kaldığı eleştirilere rağmen, son resmi açıklamalar, ‘saldırgan’ mücadeleyi reddettiklerini ve Libya- Libya diyaloğuna geri dönülmesi gerektiğini vurgulayarak, yaklaşan savaşı durdurma eğilimi olduğunu gösteriyor.
ABD’li siyasi ve askeri yetkililer, Şarku’l Avsat’ın Libya hususundaki ABD politikasına ilişkin sorularını yanıtladı. Ancak yanıtları, bizzat Türkiye ismine değinmeme, yalnızca "Libya’ya müdahale eden dış taraflar" hakkında kamuoyuna açıklama yapma şeklindeydi.
Aşağıdaki rapor, mevcut aşamada Libya’yla ilgili bazı sıcak sorulara cevaplar bulmaya çalışıyor;

Sirte- Cufra savaşı
UMH güçleri, Mısrata şehrinin doğusundan sahil kenti Sirte’ye ve Libya çölünün derinliğindeki Cufra’ya (Sirte’nin 270 km güneyi) doğru ilerlemek üzere haftalardır hazırlık yapıyor. Bu seferberlik, Türkiye’nin hava araçları ve binlerce Suriyeli paralı askerle desteklediği UMH güçlerinin, LUO’nun geri çekilmek zorunda kalmasıyla tüm batı bölgesini kontrol etmesi sonrasında ortaya çıktı. Ülkenin batısındaki birçok cepheye, yani el-Vatiyye hava üssü, batı sahili şehirleri (Sabratha ve Sorman), batı dağı cepheleri (el-Asaba), Trablus’un güney ve güneydoğu cepheleri, oradan Tarhuna ve Beni Velid’e konuşlanmalarının ardından LUO’nun geri çekilmesi, UMH güçlerinin ağırlıklarını sadece iki cepheye (Sirte ve Cufra) odaklamasına izin verdi. Batı bölgelerinin kontrolü tamamen ele geçirildikten sonra UMH güçleri, LUO hezimetinden faydalanarak hızlı şekilde harekete geçti, Sirte’ye doğru ilerlemeye çalıştı ve elektrik santralinin (şehrin 30 km batısında) kontrolünü ele geçirdi. Ancak hava saldırılarına maruz kalmasından sonra saldırısı başarısız oldu. Bu durumun ise UMH güçlerinin kalesi sayılan Mısrata şehrinde onlarca vatandaşın ölümüne yol açtığı biliniyor.

Kim bombaladı?
Tam açık değil. LUO, hava kuvvetlerinin Sirte’yi korumak için hava koruması sağlamak da dahil olmak üzere, gerekli görevleri yerine getirdiğini söyledi. Ancak diğer raporlar, bunu gerçekleştirenin, Rus ‘Wagner’ grubu savaşçıları olduğunu belirtiyor.
ABD Afrika Kuvvetleri Komutanlığı’na (AFRICOM) göre bu Rus gruplara ait savaş uçakları, şu anda Sirte’nin yakınlarında (büyük bir hava üssü olan Gasr Bu Hadi’de) aynı şekilde Cufra’da yaşanan savaşlara katılıyor.
AFRICOM, yakın zamanda Libya’ya Suriye üzerinden doğrudan Rusya’dan en az 14 MiG-29 ve Sukhoi 24 türü savaş uçağının geldiğini doğrulayan görüntüler yayınladı. AFRICOM sözcüsü, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ABD’nin şu anda Libya’daki Rus uçaklarının Rus silahlı kuvvetleri tarafından uçurulduğuna dair kanıta sahip olmadığını belirtti. Ancak Rus uçaklarının, bu işi yapmak için deneyimsiz paralı askerler tarafından kullanıldığı endişesi mevcut. AFRICOM, Libya'da Wagner için yaklaşık 2 bin kişinin çalıştığını da doğrulayabilir. Ancak sözcü, AFRICOM’un Wagner grubunun, Kremlin’deki en yüksek otoriteden onay almadan Libya’da konuşlanabileceğine inanıp inanmadığını söylemeyi reddetti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin Libya’ya müdahalede bulunmadığını birçok defa dile getirdi ve Libya’da Rus vatandaşları varsa, bunların hükümetini temsil etmediklerine de dikkati çekti. AFRICOM sözcüsü, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Wagner grubu gibi Rus hükümetinin desteklediği özel güvenlik şirketleri, Afrika kıtasında Libya da dahil 16 ülkede faaliyet gösteriyor” dedi.

Rusya ne istiyor?
ABD, kısa süre önce NATO’nun güvenliğine karşı potansiyel bir tehdit olarak, Rusya’nın Libya’da bir üs kurmasına izin verilme tehlikesi hakkında birçok defa uyarı yaptı. AFRICOM operasyonları direktörü ve ABD Deniz Piyadeleri komutanı Bradford Gering, Rusya’nın NATO’nun güney kanadında stratejik bir baskı yapmaya devam ettiğini, bu durumun da masum Libyalılara bedel ödettiğini belirtti.
Rusya’nın Libya kıyısında bu amaçla bir üs kurması halinde, Suriye’nin Tartus şehri sonrasında bu üs Akdeniz’deki ikinci üs olacak. Bu durumda, Avrupa’ya yakın stratejik bir alanda uzun menzilli bir füze sistemi kurabilecek. Durum, ABD askeri yetkilileri tarafından ‘oyunun kurallarında değişiklik’ olarak tanımlanıyor.
ABD’li yetkililer, iddia edilen Rus üssüne ilişkin ayrıntılara girmeyi reddetti. Uyarısının, yalnızca Avrupa’da NATO’ya yönelik olası bir tehdide yol açacak güvenlik korkusundan mı kaynaklanıyor, yoksa Rusların zaten Libya’da bir üs kurmak için çalıştığına dair kanıt var mı yönündeki sorulara da yanıt vermekten kaçındı.
ABD’liler, konu hakkında açıklama yaparken oldukça dikkatli davranıyor. AFRICOM sözcüsü de yalnızca, “Rusya’nın Libya’ya müdahalesinin sadece siyasi çözümü ertelediğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.
UMH, birkaç gün önce, Libya’da 2019 yılından bu yana tutuklu bulunan bir Rus casus olarak nitelendirilen sosyolog Maxim Shugaley tarafından yapılan ‘itirafları’ yayınladı. İtiraflar, Rusya’nın Libya’da bir üs kurmak için çalıştığını içeriyordu. Shugaley’in çalıştığı şirket, Trablus hükümetinin suçlamalarını reddetti ve haftalar önce Shugaley’in serbest bırakılması için baskı yapmak üzere bir medya kampanyası başlattı. Moskova, Libyalı yetkililerle (Başkanlık Konseyi Başkanı Yardımcısı Ahmed Maitik) konu hakkında görüşmeler yaptı. Trablus hükümetinin dikkatini, Shugaley’in hareketlerine çekenin ve tutuklanmasına neden olanın ABD’liler olduğu yönünde spekülasyonlar mevcut.
Rusya’nın Libya'da bir üs arayışıyla ilgili açıklama da dahil olmak üzere, UMH’nin kendi diliyle yayınladığı sözde ‘itiraflar’ doğrulanırsa ABD’liler, Akdeniz’in güney kıyısından NATO'ya yönelik tehdit hakkında söylediklerinden kesinlikle daha fazlasını biliyorlar demektir.

Türkiye ne istiyor?
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Açık olalım, ABD Libya’ya her yönden dış askeri müdahalenin tırmanmasına karşı çıkıyor. Ateşkesin derhal sağlanması ve Birleşmiş Milletler’in (BM) tüm taraflara uyguladığı silah ambargosuna saygı duyulması gerekiyor. Tüm tarafları ateşkese uymaya ve hemen müzakereleri yeniden canlandırmaya çağırıyoruz. BM himayesinde UMH ve LUO arasında gerçekleşen 5+5 müzakereleri ve Berlin süreciyle kazanılan ilerlemeyi geliştirmeliyiz” değerlendirmesinde bulundu.
Acil ateşkes, ABD’lilerin UMH ve Türklerin hazırlandığı saldırıya karşı olduğu anlamına geliyor. Bu durum, UMH’nin Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac’ı, ABD'nin Libya Büyükelçisi Richard Norland ve AFRICOM Komutanı General Stephen Townsend ile 22 Haziran’da Libya’nın batısındaki Zuvare şehrinde görüşmeye itti.
AFRICOM komutanı, “Bu toplantı, Libya’da barışın askeri yollarla değil, siyasi bir süreçle gerçekleştirilmesi gerektiği konusundaki ABD tutumunu vurgulamak için yapıldı. Toplantıda, acil bir ateşkes ve tüm taraflardan askeri operasyonlara son verilmesi gerekliliği üzerinde duruldu” ifadelerini kullandı.
Saldırılara ilişkin bu açık ‘redde’ rağmen UMH ve Türk yetkililerin ifadeleri, LUO’nun Sirte ve Cufra’dan geri çekilmeden, ateşkesi reddettikleri yönünde oldu.

Mısır’ın kırmızı çizgisi
Mısır liderliği, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi aracılığıyla Türkiye’nin Libya’daki varlığına ilişkin olarak kırmızı çizgilerine dikkati çekti. Mısır’ın tavrı, Libyalı taraflar arasındaki siyasi uzlaşı müzakerelerini sürdürme ve ateşkese uyma çağrısıyla başlayacaktı. Bu durum, askeri mevzilenme hatlarının, LUO’nun ülkenin batısından geri çekilmesi sonrasında aynı kaldığı anlamına geliyor. Ancak Türkiye ve müttefikleri, Türk savaşçıların Mısrata’ya yeni bir hava köprüsü kurduğu ve silah ve ekipman takviyeleri yaptığı raporları ortasında, ‘doğuya doğru ilerleme, Sirte ve Cufra’yı kontrol etme’ tehditlerini sürdürdü. Görünüşe göre bu durum, Cumhurbaşkanı Sisi’nin, askerlerine ‘Libya’da askeri harekat olasılığına hazırlanmaları’ bilgisi verdiği, Mısır’ın batısındaki Sidi Barrani üssüne taşınmasını gerektiriyordu. Nitekim Sisi, Cufra’nın ülkesinin ulusal güvenliği için kırmızı bir çizgi olduğunu da açıkça ilan etti.
Mısırlıların, Türkiye’nin Libya için planlarının, ‘Trablus’taki Müslüman Kardeşlere bağlı bir sistem kurarak, kendilerini doğrudan hedef aldığını’ düşündükleri açık. Bu, Mısır ile doğrudan bir temas hattı olması için Türkiye tarafından korunan ‘Mısır Müslüman Kardeşler’inin Libya’ya taşınmasının mümkün olduğu anlamına geliyor. Görünüşe göre Mısır, koşulların eski döneme dönmesine izin vermeyi reddederek, böyle bir olasılığı endişeyle karşılıyor.

Fransa- Türkiye
Türkiye’nin Libya’daki rolüne karşı olan Fransa’nın mevcut tavrı açık. Bu tavır, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından da açıkça dile getirildi. Fransızlar, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daha önce Avrupa’yı ‘işgal etmek’ üzere ülkesinin sınır kapılarını açtığı göçmen kartıyla yaptığı gibi, Libya’yı da Avrupa’ya şantaj yapmak için kullanmasından korkuyor.
Fransızlar, Erdoğan’ın Libya’da bir üs kurmasından endişe ediyor. Türklerin bu ülkeye, bazıları radikal olarak nitelendirilen gruplardan, yaklaşık 10 bin civarında Suriyeli paralı asker naklettiğini  iddia ediyorlar.
Türkler ise, Fransızların, ‘yasadışı’ olarak gördükleri Mareşal Halife Hafter liderliğindeki LUO’yu desteklediklerini ifade ediyor.
Serrac hükümeti, BM tarafından tanınıyor. Ancak eleştirmenler, bu hükümetin Libya parlamentosunun güvenini kazanmadığı için meşruiyetten yoksun olduğunu savunuyor. Aynı zamanda 2015 Aralık ayında Fas’ın Suheyrat şehrinde imzalanan ve UMH’ye meşruiyet veren anlaşmanın, bir buçuk sene olan geçerlilik süresinin dolduğunu ve bu meşruiyetin üzerinden uzun bir zaman geçtiğini vurguluyor.
Fransa, UMH ile iletişim kurmaya devam etse de Paris’in, meşruiyet tanımını geri çekme olasılığı var. Bu tavır, Libya’da meşruiyete sahip tek tarafın, 2014 seçimlerinden halk tarafından seçilen parlamento olduğunu belirten Mısır’ın tavrına da yakın. Zira Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih de Türkiye’nin Sirte ve Cufra’yı kontrol etmeye ve doğuda Petrol Hilali’ne doğru ilerlemeye çalışırsa askeri olarak müdahale etme olasılığı da dahil, Mısır’dan açık desteğini isteyeceklerini açıklamıştı.

Libya Temsilciler Meclisi
Libya Temsilciler Meclisi Başkanının rolü, son haftalarda dikkat çekici. Öyle ki kendisi, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Libya- Libya diyaloğu (Kahire Bildirgesi) başlatma girişimini açıkladığı ve Mareşal Halife Hafter ile düzenlediği  basın toplantısında yer aldı. Aynı şekilde Akile Salih, Cezayir’e ziyarette bulundu. Libyalılar arasında arabuluculuk yapmayı teklif eden ve daha sonra Serrac ile de bu çabalar çerçevesinde bir araya gelen Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile görüştü. Libya Temsilciler Meclisi Başkanının, daha önce de Libya’daki çözümü engelleyen taraflardan biri olduğu biliniyor. Son dönemde ABD’liler, Libya’nın doğusundaki "siyasi hareketlenmeleri" takip ettiklerini söylerken durum, Mareşal Hafter’e tam bağlılık duymayan seslerin varlığını da göstermiş oldu. Son dönemde iki adam arasında anlaşmazlıkların ortaya çıktığı, bu anlaşmazlığın da Hafter’in Trablus’a doğru ilerlemede başarısız olan ‘halk yetkisi’ alma girişimi sonrasında tırmandığı biliniyor. Parlamento, Abdullah es-Sini başkanlığında ülkenin doğusundaki paralel hükümete bağlı.
ABD’lilerin Libya’nın doğusundaki "siyasi hareketlenmelerin" takibi, Hafter ve paralel hükümete karşı net bir öfkeyi de ortaya koyuyor. Bu hoşnutsuzluğun bir göstergesi de doğu hükümetinin Şam’daki Devlet Başkanı Beşşar Esed hükümetine açılması ve Suriye’nin başkentinde Libya büyükelçiliğinin yeniden açılması oldu. Durum, Suriye rejimini ekonomik olarak izole etmeyi, boğmayı, onunla her türlü anlaşmayı önlemeyi ve bunu yapanları cezalandırması amaçlayan Washington’un politikası ile tamamen tutarsız.
ABD’lilerin son haftalarda Karakas’ta Mareşal Hafter’in uçaklarının takip edildiği haberlerinden endişe duyduklarını söylemeleri de dikkat çekici olan bir diğer durum. Washington’un ayrıca, Venezuela lideri Nicolas Maduro rejimini de bastırmaya çalıştığı biliniyor.
ABD’liler, Libya’nın doğusundaki hükümet ve LUO arasındaki bir diğer anlaşmazlık noktası, geçen yılın sonundan bu yana durmuş olan Libya petrolünün ihracatı kartıdır. Doğu hükümeti ve Hafter, Libya devletinin hazinesinden Suriye paralı askerlerinin maaşlarını ödemek de dahil, Serrac hükümetine Türk müdahalesini finanse etmeyi durdurması için baskı yapmak amacıyla ülkenin güneyindeki petrol limanlarından ve petrol sahalarından petrol ihracatını engellemişti. Libya Ulusal Petrol Kurumu, 26 Haziran’da yaptığı açıklamada, Rus paralı askerlerin ve diğer ulusların, petrol ihracatının yeniden başlamasını önlemek için ülkenin güneyindeki Şerare petrol sahasına girdiğini duyurdu.



Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
TT

Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)

Bir Hizbullah'tan yetkilisi bugün AFP'ye verdiği demeçte, ABD'nin İran'a karşı "sınırlı" saldırılar düzenlemesi halinde partinin askeri müdahalede bulunmayacağını belirtirken, "kırmızı çizginin" Yüksek Lider Ali Hamaney'in hedef alınması olacağı konusunda uyardı.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Eğer Amerika'nın İran'a yönelik saldırıları sınırlı kalırsa, Hizbullah'ın tutumu askeri müdahalede bulunmamaktır. Ancak amaçları İran rejimini devirmek veya Yüksek Lideri hedef almaksa, o zaman parti müdahale edecektir" ifadelerini kullandı.


Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
TT

Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani, ülkesinin yabancı uyruklu ve DEAŞ bağlantılı mahkûmları, Irak vatandaşlarına karşı suç işlediklerinin kanıtlanması halinde kendi ülkelerine iade etmeyeceğini söyledi. Şivani, ‘son derece yüksek güvenlikli’ bir Irak cezaevinde halihazırda Suriye’den nakledilen binlerce örgüt mensubunun tutulduğunu belirterek, söz konusu cezaevinde firar ya da isyan girişimlerinin gerçekleşmesinin zor olduğunu ifade etti. Buna karşın adli kurumlar üzerindeki ‘muazzam baskıya’ ve tutuklular arasında ‘dünyanın en tehlikeli teröristlerinden bazılarının’ bulunduğuna dikkat çekti.

Irak, 21 Ocak’tan itibaren DEAŞ bağlantısı şüphesi taşıyan binlerce tutukluyu kabul etmeyi onaylamıştı. DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK), Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye ordusunun askeri operasyonları sonrasında daha önce Suriye Demokratik Güçleri (SDG) denetimindeki cezaevlerinde bulunan mahkûmları gruplar halinde Irak’a sevk etmişti. Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ise “Tutukluların kabulü kararı tamamen Irak’a aittir” açıklamasında bulunmuştu.

Şivani, o tarihten bu yana yargı, hükümet ve güvenlik yetkilileriyle birlikte son derece hassas ve riskli bir süreci yönettiklerini belirterek, çok sayıda mahkûmun kontrol altına alınmasının, cezaevlerinin ‘saatli bombaya’ dönüşmesini engellemek ve büyük bölümünün kendi ülkelerine iadesini sağlayarak tutukluluk sürecinin yeni bir radikalleşme zemini haline gelmesini önlemek amacı taşıdığını kaydetti.

1975 yılında Kerkük’te doğan Şivani, 2022’den bu yana Adalet Bakanlığı görevini yürütüyor. Hukukçu ve anayasa uzmanı olan Şivani, Bafel Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) siyasi büro üyesi olarak da görev yapıyor.

 Irak Adalet Bakanı Halid ŞivaniIrak Adalet Bakanı Halid Şivani

Şivani, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, bu denli yüksek sayıdaki DEAŞ mensubunun teslim alınmasının, cezaevlerindeki aşırı doluluğu azaltmaya yönelik yoğun çabaların ardından gerçekleştiğini söyledi. Şivani, buna rağmen Iraklı makamların bölgesel güvenliğin korunması amacıyla ortaya çıkan yükü üstlendiğini belirtti.

Şivani’ye göre Adalet Bakanlığı, terör suçlularının yönetimi ve aşırılıkla mücadele konusunda uzun yıllara dayanan deneyime sahip. Bakanlık, ‘Ilımlılık Programı’ olarak adlandırılan ve mahkûmların radikal düşüncelerini çok yönlü yöntemlerle dönüştürmeyi hedefleyen bir uygulama yürütüyor. Program kapsamında hükümlülere mesleki eğitim ve zanaat öğretimi de veriliyor. Şivani, bu nedenle uluslararası toplumun en tehlikeli teröristlerin Irak cezaevlerinde tutulması konusunda ülkesine güvendiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Şivani’yle yaptığı röportajın tam metni şöyle:

* Suriye’den Irak’a mahkûmların nakledilmesi kararı açıklandığında, Adalet Bakanlığı bu kadar yüksek sayıda mahkûmu kabul etmeye hazır mıydı?

- Irak hükümetiyle bu kişilerin kabul edilmesi konusunda temas kurduktan sonra onları teslim almaya yönelik hazırlıklarımıza başladık. Elbette bu kadar büyük bir sayıyı kabul etmek kolay ya da basit bir mesele değil; zira büyük cezaevi binaları, donanım ve güvenlik koruması gerektiriyor. Ayrıca ceza infaz kurumlarında bir mahkûmun ihtiyaç duyduğu tüm gereksinimlerin karşılanması gerekir; bu hem mahkûmların kendileriyle ilgili ihtiyaçları hem de bu cezaevlerinin korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini kapsar.

Zaten cezaevlerinde doluluk sorunumuz var. Ancak bu konunun önemine inandığımız ve bölge güvenliğinin korunmasıyla ilgili olduğu için, onları teslim almak ve yerleştirmek üzere cezaevi bölümlerini hazırlamak amacıyla acil tedbirler almak zorunluydu. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve hükümet ile yargıdaki ilgili kurumların sağladığı destek sayesinde görevi başarıyla tamamladık; teslim aldığımız kişilerin tamamı cezaevine yerleştirildi. Şu anda cezaevine ilişkin tüm ihtiyaçları ve korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini temin etmiş bulunuyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)

* ‘Tüm gereksinimler’ derken neyi kastediyorsunuz?

- Tutuklular şu anda klimalı, banyolu ve temizlik malzemeleri bulunan resmî cezaevlerinde tutuluyorlar. Günde üç öğün yemek yiyorlar ve profesyonel bir gardiyan ile soruşturmacı ekibi tarafından korunuyorlar. Adli kurumun kendilerine profesyonel bir şekilde davrandığını söyleyebilirim; bu yaklaşım büyük olasılıkla Suriye’deki durumdan farklı. Ayrıca mevcut koşulları, Irak’a nakledilmeden önceki durumlarına kıyasla daha iyi.

* Bu sayının eklenmesinden sonra cezaevlerinde baskı ve aşırı kalabalık oluşacak mı? Mahkûmlar nasıl dağıtılacak?

- Irak’ın geçtiği olağanüstü koşullar nedeniyle (önce bazı bölgelerin DEAŞ tarafından işgali, ondan önce El-Kaide ve diğer terörist çetelerin bombalı saldırıları ile organize suçlar) bakanlığı devraldığımız zaman, yani üç yıl önce, cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 300 civarındaydı. Sistematik bir plan hazırladık ve doluluk oranını, normal kapasitenin yüzde 25 üzerine çıkacak kadar düşürmeyi başardık.

Ancak 5 bin 704 mahkûmun tek seferde teslim alınması, doluluk oranını tekrar artırdı; çünkü yaklaşık altı bin mahkûm için cezaevi tesislerinin sağlanması, diğer cezaevlerine yük bindirmeyi gerektiriyor. Kuşkusuz bu durum doluluk oranını düşürme çabalarını etkiledi.

* Nereye yerleştirildiler?

- Onlar tek bir cezaevine yerleştirildi. Bu süreç karmaşık, çünkü sınıflandırılmaları, güvenlik açısından sağlam, hem güvenlik hem askeri hem de istihbari açıdan korunaklı bir cezaevine konmalarını gerektiriyor.

* Adalet Bakanlığı yalnızca hüküm giymiş kişilerle ilgilenirken, bu kişiler gözaltına alındıkları sırada nasıl oldu da tutuklandılar?

- Irak yasalarına göre, tutuklu tehlikeli olduğunda, hâkim onu kaçması mümkün olmayan veya kaçmasından endişe duyulan, korunması garanti edilebilecek güvenli bir yere yerleştirme yetkisine sahiptir. Bu istisnai bir durum değil, tamamen yasal bir uygulamadır. Bu kişiler mahkeme kararlarıyla tutuklanmış olup, tehlikeleri nedeniyle bu cezaevine yerleştirilmişlerdir ve burada başka mahkûmlar bulunmamakta.

* Bu yükle nasıl başa çıkıyorsunuz? Bu kadar çok sayıda mahkûm nasıl yönetiliyor?

- Bütün düzeylerde omuzlarımızda büyük bir yük var. Bu cezaevini yönetmek için insan kaynağı, altyapı, ek personel, korunma için askerî ve güvenlik güçleri, ayrıca 5 bin 704 mahkûmun barınma, beslenme ve hizmet ihtiyaçlarını karşılamak için giderler ve mali kaynaklar gerekmekte. Bu kolay veya basit bir iş değil; bu nedenle özellikle mali açıdan ciddi zorluklarla karşı karşıyayız. Ancak DMUK ile maliyetlerin paylaşılması konusunda iletişim halindeyiz ve kendileri bu konuda hazır olduklarını ifade ettiler.

* Bu dosya nasıl finanse ediliyor?

- DMUK ile bir anlayış ve iletişim söz konusu olup, kendileri mahkûmların barındırılmasıyla ilgili mali yükleri üstlenmeye, cezaevi altyapısı ve gereçlerini ve bazı güvenlik malzemelerini sağlamaya hazır olduklarını ifade ettiler. Biz de kapsamlı bir proje hazırlayıp DMUK’a ilettik ve şu anda yanıtlarını ve gerekli prosedürleri beklemekteyiz.

* Kaç soruşturma memuru mahkumların dosyalarını inceliyor?

- Yaklaşık 150 soruşturma memuru, binlerce mahkûmun dosyalarını hazırlıyor ve bu ağır bir sorumluluk gerektiriyor; bu süreçte, onları uzman personel ve danışmanlardan oluşan bir ekip destekliyor.

* Tutuklular nasıl sınıflandırılıyor?

- Elimizde tehlikeli teröristler bulunuyor; onları, mahkûmlarla ilgilenmede kabul edilmiş uluslararası standartlar ve güvenlik çerçeveleri doğrultusunda sınıflandırıyoruz. Yüksek riskli ve radikal düşünceli mahkûmlar, sıradan mahkûmlarla karıştırılamaz. Cezaevlerimiz, suç türüne, suçun tehlike düzeyine ve yaş gruplarına göre sınıflandırılmıştır.

* İçeride bir ayrılık veya isyan çıkma olasılığı ne kadar yüksek?

- Bu cezaevi sağlam bir şekilde korunmakta. Daha fazla ayrıntı vermeyeceğim, ancak tesisin güvenliği sağlanmış olup hiçbir şekilde ihlal edilemez. Ayrıca içeride bir isyanın söz konusu olamayacağını belirtmek gerekir; çünkü Adalet Bakanlığı’nı destekleyen güvenlik birimleri tüm önlemleri profesyonel ve titiz bir şekilde almıştır, bu nedenle böyle bir durum gerçekleşemez.

* Hapishane içinde mahkûmların işleri nasıl yönetiliyor ve buranın terörist faaliyetler için potansiyel bir yuva haline gelmesini önlemek için ne gibi önlemler alıyorsunuz?

- Öncelikle kendi ülkeleriyle iletişim halindeyiz; geri gönderilmeleri, Irak’a karşı savaşmamış, Iraklıları öldürmemiş veya Irak içinde terör faaliyetlerine katılmamış olmaları şartına bağlı. Bu şartları taşımayanlar kendi ülkelerine iade edilmeyecek olsa da diğerlerinin geri gönderilmesi için çalışmalar sürmekte olup, DMUK bu sürecin hızlandırılması için bizimle iş birliği yapmakta.

Yönetim açısından, Adalet Bakanlığı bu alanda uzun bir deneyime sahip. Aynı sınıflamaya sahip diğer cezaevlerinde, Irak’ın DEAŞ’dan kurtarılan topraklarda yakalanan tehlikeli liderleri de kapsayan teröristler bulunmakta. Bu kişiler rehabilitasyon ve ıslah programlarına dahil edilmiş vaziyette.

‘Ilımlılık Programı’ adı verilen bir programımız, aşırıcı düşünceyi zihinsel, kültürel, sosyal, sportif ve sanatsal yollarla ortadan kaldırmayı, ayrıca meslek ve beceri eğitimi vermeyi amaçlamakta. Bu program büyük başarılar elde etmiş. Amacımız, onların burada geçici olarak bulunmaları; kalış süreleri boyunca, deneyimimiz ve programlarımız sayesinde, en tehlikeli terörist mahkûmlarla profesyonel bir şekilde ilgilenebiliyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)

* Peki ya onları geri gönderme çabaları başarısız olursa? Bu kişiler uzun süre Irak hapishanelerinde kalırlarsa durum ne olacak?

- Ülkeler ve DMUK ile üzerinde anlaşılan, mahkûmların mümkün olan en kısa sürede geri gönderilmesi. Bu konuda açık bir koordinasyon mevcut olup, daha önce de belirttiğim gibi, Irak güvenlik güçlerine karşı savaşan veya Iraklılara karşı suç işleyenler bu kapsamın dışında tutulacak; bu kişiler yargılanacak ve Irak’ta kalacak.

* Vatandaşlarını geri almayı reddeden ülkeler var mı?

- Konu hâlâ başlangıç aşamasında ve girişimler de yeni başladı. DMUK ve ABD, mahkûmları kabul etmeleri için ülkeleri teşvik etmemiz konusunda bizimle iş birliği yapıyor. Çabalarımızı sürdürmekteyiz.

* DMUK neden DEAŞ tutuklularını Irak’a nakletti?

Bu işin siyasi bir boyutu olabilir; Adalet Bakanlığı’nın doğrudan müdahalesi yoktur. Ancak açıkça vurgulamak gerekir ki Irak’ın savunma ve güvenlik sistemi konusunda güven vardır, Irak DMUK içinde güvenilir ve etkili bir müttefiktir ve bu mahkûmları barındırmak için güvenilir bir sisteme sahiptir.


Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)

Suriye resmi kaynakları, çoğunluğu Dürzi olan Suveyda vilayetinde konuşlu Ulusal Muhafızlar ile Suriye hükümeti arasında yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ve taraflar arasında tutuklu ve esir değişimi yapılmasını öngören bir anlaşmanın önümüzdeki hafta tamamlanmasının beklendiğini bildirdi.

Suveyda Valiliği Medya İlişkileri Birimi Müdürü Kuteybe Azzam yaptığı kısa açıklamada, “Tutuklu ve esir değişimi konusundaki görüşmelerde ilerleme kaydedildi” ifadesini kullandı.

Azzam, anlaşmanın tamamlanacağı kesin tarihi belirtmedi, ancak değişim işleminin önümüzdeki hafta gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu söyledi. Takas esnasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) temsilcilerinin de hazır bulunacağını ifade eden Azzam, teslim alma ve teslim etme işlemlerine ilişkin düzenlemelerin şu anda yürütüldüğünü belirtti.

Görsel kaldırıldı.Geçtiğimiz ekim ayında Suveyda’da Dürzi gruplar ve Arap kabileleri arasında gerçekleştirilen takastan (Anadolu Ajansı – AA)

Azzam 19 Şubat’ta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suriye hükümeti ile Ulusal Muhafızlar arasında esir değişimi anlaşmasına varmak amacıyla ABD aracılığıyla yürütülen dolaylı görüşmelerin sürdüğünü belirtmişti. O dönemde Azzam, görüşmelerin üçüncü taraf olarak ABD üzerinden dolaylı şekilde yürütüldüğünü kaydetmişti.

Raporlara göre, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmanın tamamlanması için her iki taraftan da onay aldı. Anlaşma kapsamında, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Adra Hapishanesi’nde tutulan 61 sivil serbest bırakılacak; karşılığında, Ulusal Muhafızlar tarafından Suveyda’da gözaltında tutulan 30 Savunma ve İçişleri bakanlıkları personeli teslim edilecek.

Görsel kaldırıldı.Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Gözlemcilere göre bu açıklama, Suriye hükümeti ile Şeyh Hikmet el-Hicri ve ona bağlı Ulusal Muhafızlar arasında aylardır süren siyasi çıkmazda bir gevşemeyi yansıtıyor. Söz konusu çıkmaz, Temmuz 2025’te yaşanan ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği kanlı çatışmalarla patlak veren Suveyda kriziyle bağlantılı. O dönemde Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi aşiretleri ve Suriye güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşanmış, İsrail ise Dürzileri koruma gerekçesiyle askeri müdahalede bulunmuştu.

Temmuz 2025 olaylarında gözaltına alınan tüm kişilerin serbest bırakılması, eylül ayında Şam’dan ABD ve Ürdün desteğiyle açıklanan ‘yol haritasının’ maddelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak yol haritası ve krizle ilgili tartışmalar son dönemde gündemden düşmüş durumda.