Irak hükümeti, silahları kontrol altına almak için Washington ile görüşmeye hazırlanıyor

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi. (AFP)
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi. (AFP)
TT

Irak hükümeti, silahları kontrol altına almak için Washington ile görüşmeye hazırlanıyor

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi. (AFP)
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi. (AFP)

Ahmed es-Suheyl
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi, Washington ile ikinci stratejik diyalog turuna hazırlandığı bir dönemde Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Kazimi’nin ABD ziyaretinin gelecek temmuz ayında yapılacağını duyurdu. Hüseyin ziyarette iki taraf arasındaki diyalogun tamamlanmasına odaklanılacağını söyledi.
İki taraf arasında ele alınacak öncelikli başlıklara yönelik sorular artarken finansal kriz, ülkenin egemenliği ve ABD askerlerinin Irak’taki varlığı meselelerinin görüşmelerin merkezinde olması bekleniyor. Kazimi ise kendisini güçlü ve güvenilir, tüm taraflarla dengeli dış ilişkiler yönetebilen bir ortak olarak yansıtmaya çalışıyor.

Tıkanıklık
Ziyaret, Kazimi ile İran’a yakın silahlı gruplar arasında yaşanan tıkanık bir zamanda düzenleniyor. Söz konusu tıkanıklık çerçevesinde son olarak Irak kurumlarına ve yabancı diplomatik misyonlara karşı tekrarlanan füze saldırılarının ardından Hizbullah Tugayları’na bağlı unsulara gözaltı operasyonu gerçekleştirilmişti. Durum, Kazimi yönetiminin eski hükümetlerden farklı bir tavır takınmaya kararlı olduğunu gösteriyor.
Gözlemciler silahlı gruplara ve şüpheli alanlara yönelik tekrarlı füze saldırılarına karşı adımları sonrasında atılan son adımların ‘hükümetin devletin otoritesi ve istikrarı ile ilgili vaatlerini yerine getirme konusundaki ciddiyetini gösterdiğini ve bu hassas meselelerle ilgilenmede yeni bir örnek ortaya koyarak’ arenada zor tutumlar benimseme niyetini yansıttığını aktardılar.
Kazimi hükümetine yakın kaynaklar, “Yaklaşan diyaloglarda, silahların devlet elinde kısıtlanması konusunda ABD’nin Irak’a yardımlarına odaklanılacak” dediler. Söz konusu mesele, İran’a sadık grupların sık sık suçlamalarla karşı karşıya kaldığı bir konu olmayı sürdürüyor. Müzakerelerde Irak heyeti Başkanı Abdulkerim Haşim de ABD’nin bu konudaki yardımının doğasının yeniden yapılanma programları, silahların arşivlenmesi veya diğer teknik konularla ilgili olabileceğini belirtti.
Hr ne kadar hükümet herhangi bir çatışmanın parçası olmayacağına dair yinelenen açıklamalarda bulunsa da Tahran ile istikrarlı ilişkiler kurma niyetini de ortaya koyuyor.
Kaynaklar, silah kaçakçılığı meselesinin devletin imajını ve istikrarını geri kazanma konusundaki fikirler nedeniyle hükümet açısından bir öncelik olduğunu vurguladı. Aynı şekilde Kazimi hükümeti, bölgesel ve uluslararası çevrelerle diyalog masasına oturmadan önce iç meselelerdeki etkinliğini gözden geçirmeyi amaçlıyor.

Devletin koşullarını değerlendirme
Gözlemciler ve politikacılar, Kazimi’nin İran karşıtı bir cepheye girmeye niyetli olmadığını vurguluyorlar. Ancak iki taraf arasındaki ilişkilerin yeni bir sınıra doğru ilerlediği belirtilirken Kazimi’nin Tahran’a ‘Bağdat’taki çıkarlarının, uluslararası toplumla ilişkileri olan güçlü bir Irak ile bağlantılı olduğuna’ dair mesajlar gönderdiği belirtiliyor.
Siyasi Düşünme Merkezi başkanı İhsan eş-Şammari konuya dair şu değerlendirmelerde bulundu:
“Özellikle de silahların devlet eli dışında olmasının siyasi ve güvenlik istikrarı üzerinde olumsuz etkilere yol açması dolayısıyla füze ateşlemekle suçlanan tarafları kovuşturmak, ülke açısından acil bir gerekliliktir.”
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı haberde açıklamalarda bulunan Şammari sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ortaya koyulanlar, Irak’ın güvenilir bir ortak olduğu ve Washington ile diyalogları tamamlamak için ülkenin yüksek çıkarlarının sınırında durduğu fikrinin yanı sıra söz konusu taraflara Kazimi’nin devletin gücünü geri kazanma yolunda ilerlediğine dair sağlam bir mesaj veriyor. Eski Başbakan Adil Abdulmehdi, ABD’nin Irak’ı güvenilmez bir ortak ve İran’ın iradesine bağlı olarak görmesine yol açmıştı. Kazimi, bu kayıp dengeyi düzeltmek istiyor.”

Şammari, yaklaşan görüşmelerde ele alınacak başlıca meseleler de dikkat çekti:
“Washington’daki görüşmelerin başlıca gündem maddeleri arasında finansal kriz, Irak ile güvenilir bir ortaklık ve silahlı gruplar yer alıyor. Irak’ın öncelikleri, ‘karşılıklı stratejik çerçeve anlaşmasını aktive etmek, iki ülke arasındaki ilişkiyi yeniden onarmak ve ekonomik destek, iş birliği ve güvenlik koordinasyonunun devamlılığını sağlamaktır.”
“Suudi Arabistan ve Kuveyt’e açılmak, iki ülke ile stratejik ilişkileri olan Washington’ın güveninin sağlanmasına katkıda bulunacak ve Tahran’ın nüfuzuyla ilgili olarak Kazimi hükümetine manevra alanı sağlayacak” diyen Şammari, İran’ın şu an Irak’ta yeni bir yaklaşım şekillendiğinin ve en az zarara ulaşılmaya çalışıldığının farkında olduğunu vurguladı.

ABD kuvvetlerinin ihracı
İlk diyalog turunda ülkedeki ABD güçlerinin sayısını azaltmak ve Irak parlamentosunun kararlarına saygı göstermek için bir anlaşmaya yaklaşılmış olmasına rağmen silahlı gruplar, müzakerelerinin sonuçlarını kabul etmek üzere bir ön koşul olarak ABD kuvvetlerinin geri çekilmesi için zaman çizelgesi belirlenmesini talep ettiler.
Siyaset alanında araştırmalar yürüten Hişam el-Kindi konuya dair Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Gruplar, ABD’nin Irak karşıtı bir ülke olduğuna ve tekrar işgale geri dönmeye çalıştığına inanıyor olmalarına rağmen Kazimi’nin başbakan olarak tüm ülkelerle görüşmesi gerektiğini düşünüyorlar. Grupların Kazimi’nin yaklaşan Washington ziyaretine ilişkin bakış açısı, ABD kuvvetlerinin ülkeden çıkışı programı hazırlığıyla ilişkili. Bu açık bir beyan ile ortaya koyuluyor. Grupların Kazimi hükümetine tavrını diyalogun sonuçları belirleyecek. Mevcut bahisler, ABD’nin bir grup askeri üs kapsamındaki varlığını meşrulaştıran anlaşmalar yapmak istemesiyle ilgili. Ancak gruplar bunu kabul etmiyor. Gruplar, ABD ve İran’ı tek kılacak siyasi anlaşmaları kabul etmeyecek. Aksine Irak’ın tutumu, söz konusu ülkelerin güvenlik ve egemenlik konusundaki tavırlarına dayanmalıdır. Direniş gruplarının seçimi, ABD kuvvetlerinin ülkeden geri çekilmesi hususunda Iraklıların iradesini ve parlamentonun kararlarını uygulamak için siyasi ve diplomatik eylem fırsatı sağlama yönündedir.”

İran krizine yatırım
Tahran’ın yaşadığı ekonomik kriz ve uluslararası izolasyon, Suudi Arabistan ve Kuveyt’e yatırım yapma olasılığının yanı sıra Kazimi’nin bölgesel ve uluslararası düzeylerde dengeli ilişkiler kurmak için kendi lehine yatırım yapabileceği iki faktör olarak görülüyor.
Bağımsız bir araştırma grubunun başkanı olan Munkez Dagher konuya dair açıklamasında “Kazimi’nin Washington’a gitmeden önce hazırladığı en önemli konu, Irak devletinin otoritesini saha ve kurumlar açısından geri kazandırmaktır. Devlet İran iradesine ve para, silah ve yolsuzluk ittifakının kontrolüne rehindi” değerlendirmesinde bulundu.

Independent Arabia’ya konuşan Dagher sözlerini şöyle sürdürdü:
“Washington’ın devletin otoritesi altında bir kurum olarak Haşdi Şabi’nin varlığıyla hiçbir sorunu yoktur. ABD’nin temel sorunu, silahlı kuvvetlerin onarımının ve ülkedeki güvenlik kontrolünün yanı sıra Irak’ın siyasi ve ekonomik kararlarında ne kadar bağımsız olabileceği ile ilgilidir.”
Munkez Dagher, Hizbullah Tugayları unsurlarının gözaltına alınmasına ilişkin de “Yaşananlar, devletin şekliyle ilgili bir dönüm noktasıdır. Bir sonraki adım, önceki adımlarla aynı olmayacak” dedi.
Dagher “Kazimi’nin silahlı gruplara yönelik son hamleleri, onları kontrol altına almaya kararlı olduğuna dair bir mesaj veriyor” ifadelerini kullandığı açıklamasını şöyle sonlandırdı:
“Kazimi, bu hamlelerden sonra faaliyetlerinin sınırları hususunda anlaşmaya varmak için gruplarla diyalog kurmaya başlayacak. Bu bağlamda bir anlaşmaya varılamazsa açık bir çatışma yaşanacaktır.”



Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
TT

Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)

Irak Adalet Bakanlığı dün, Bağdat Havalimanı yakınlarındaki Ebu Gureyb Hapishanesi'nde tutulan DEAŞ üyelerinin, Amerikan danışmanlarının bulunduğu Victoria üssünün füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınması sonucu kaçma olasılığı konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat'a konuşan bir güvenlik kaynağı, DEAŞ liderlerinin ve mahkumların her bombalamada "Allahu Ekber" diye bağırarak, tıpkı 2013'te olduğu gibi kaçmayı umduklarını açıkladı. Kaynak, "El-Zeytun" istasyonuna yapılan bombalı saldırının ardından cezaevinin elektriğinin kesildiğini de vurguladı.

Öte yandan, Irak Petrol Bakanlığı, Hürmüz Boğazı'nın kapanması ve güneyden yapılan petrol ihracatının tamamen durması nedeniyle Erbil'den, Türkiye'nin Ceyhan limanı üzerinden petrol ihracatına yeniden başlamasını istediğini doğruladı. Ancak Erbil bunu reddetti ve bakanlığın "ihracatla ilgisiz" olarak nitelendirdiği şartlar öne sürdü. Kürt bir yetkili, en önemli talepler arasında silahlı grupların bölgeye yönelik saldırılarının durdurulması ve Bağdat'ın bütçesini kısmasının ardından (2014-2018) bölgenin inşa ettiği boru hattıyla ilgili borçların ödenmesi için mali tazminat sağlanmasının yer aldığını belirtti.


Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
TT

Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)

Lübnan ile İsrail arasında önümüzdeki çarşamba günü, Fransa tarafından sunulan ve bir ‘saldırmazlık anlaşmasına’ dönüşebileceği düşünülen plan çerçevesinde doğrudan müzakerelerin başlayabileceğine dair haberlerin gelmesine rağmen İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, önümüzdeki günlerde herhangi bir müzakere planlanmadığını açıkladı. Fransa Dışişleri Bakanlığı ise herhangi bir girişimleri olmadığını belirtti.

Tel Aviv'deki siyasi kaynaklar, Sa'ar'ın sözlerinin geleneksel bir manevra biçimi olduğunu belirterek Hizbullah, saldırılarını durdurmadan İsrail'in müzakerelere başlamayacağına işaret ettiler. İsrail basını, müzakerelerin Lübnan'ın İsrail'i tanıması karşılığında İsrail'in Lübnan topraklarının bütünlüğünü tanımasını içeren bir ‘siyasi bildiri’ üzerine yürütüleceğini, savaşın durdurulması ve İsrail'in kademeli çekilmesiyle başlayıp anlaşmanın imzalanmasıyla tam çekilmeye varacak şekilde düzenleneceğini ve önerinin Fransız hükümeti tarafından hazırlandığını bildirmişti.

Öte yandan Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürerek bölge sakinlerine kendi şartlarını dayatıyor. Son olarak işyeri sahiplerine, okullara ve inşaat komitelerine güvenlik kameralarını tamamen kapatmalarını, internet bağlantısını kesmelerini ve hatta elektriklerini keserek kameraların tamamen çalışmaz hale getirilmesini emretti.

Hizbullah, bu talebin nedenlerini açıklamamış olsa da bu durum hem suç ve hırsızlıkların önlenmesi hem de Hizbullah üyelerinin yerleşim bölgelerine sızarak bu bölgeleri İsrail saldırılarına daha fazla maruz bırakması açısından birçok güvenlik endişesini beraberinde getirdi.


Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
TT

Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)

Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürdü ve bu alanlarda yaşayanlara kendi şartlarını dayatmaya başladı. Son olarak örgütün, Basta el-Fevka, Basta et-Tahta ve Nuveyri hattındaki mahallelerde, ayrıca bu bölgelerden Hendek el-Gamik ve el-Başura’ya kadar uzanan ara sokaklarda bulunan ticari işletmeler, okullar ve apartman yönetimlerine talimat gönderdiği bildirildi. Söz konusu talimatta, güvenlik kameralarının tamamen kapatılması, internet ağından çıkarılması ve nihayetinde elektriğinin kesilerek tamamen çalışamaz hale getirilmesi istendiği ifade edildi.

Güvenlik sorunu ve suçların yaygınlaşması

Hizbullah’ın bu talebinin gerekçeleri açıklanmazken, söz konusu adımın güvenlik güçlerinin suçla mücadele kapasitesi üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor. Üst düzey bir güvenlik kaynağı, yaşananların ciddi bir güvenlik sorunu yaratacağını belirterek, suçların yaklaşık yüzde 90’ının ‘kameraların tespiti ve bir sokaktan diğerine yapılan takip sayesinde ortaya çıkarıldığını’ söyledi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Kameralara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Özellikle de yoğun yerinden edilme hareketleri ve sokak ile mahallelerde yaşanan olaylar nedeniyle güvenlik durumunun zorlaştığı bu dönemde” dedi. Aynı kaynak, bazı olaylarda savaş silahlarının da kullanıldığını ve buna bağlı olarak suç oranlarında artış ihtimali bulunduğunu belirterek, “Kameraların kapatılması ve devre dışı bırakılması kaçınılmaz olarak suçun yayılmasına yol açacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail’in saldırılarına ilişkin endişeler

Beyrut Menarti Derneği Başkanı Avukat Mervan Selam da Hizbullah’ın tutumuna ilişkin endişelerini dile getirdi. Selam, Beyrut sakinlerinden kendisine ulaşan başvurularda, Hizbullah’a bağlı güvenlik unsurlarının bazı dükkân ve bina sahiplerinden ‘güvenlik kameralarını sökmelerini ya da kapatıp internet ağından ayırmalarını’ istediğinin aktarıldığını söyledi.

sdvd
İsrail’in düzenlediği ve Hamas hareketinden bir liderin ölümüne yol açan hava saldırısının ardından Sayda’daki bir binadan duman yükseliyor. (EPA)

İsrail’in, Hizbullah yöneticilerini apartman daireleri ve mahallelerde hedef alarak takip ettiği bir dönemde, söz konusu uygulamanın bölge sakinlerinde kaygı yarattığını belirten Selam, “Mahalle halkı, bu önlemlerin Hizbullah yetkilileri ve mensuplarına bölgelerinde serbest hareket alanı sağlayacağından ve bunun da İsrail hava saldırılarıyla hedef alınma riskini artıracağından endişe ediyor” dedi. Selam, bu adımın özellikle kuyumcular, döviz büroları ve süpermarket gibi ticari işletmeler arasında ciddi bir tedirginliğe yol açtığını belirterek, “İşletme sahipleri, kameraların devre dışı kalmasını fırsat bilen çetelerin hırsızlık ve soygun girişiminde bulunmasından korkuyor” ifadesini kullandı. Aynı kaygının, binalara girip çıkanları bu kameralar aracılığıyla takip eden apartman yönetimleri için de geçerli olduğunu vurgulayan Selam, bilinmeyen kişilerin binalara sızması ve bunun güvenlik riskleri doğurması ihtimaline dikkat çekti.

Selam, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Vatandaşların endişelerini İçişleri ve Belediyeler Bakanı Ahmed el-Haccar’a ilettik. Kendisi konunun yakından takip edildiğini, ayrıca Lübnan İç Güvenlik Kuvvetleri bünyesindeki Bilgi Şubesi ve Lübnan Ordusu İstihbarat Müdürlüğü ile de sürecin izlendiğini bildirdi. Olayın gerçek boyutunun ortaya çıkarılması ve sorumluların belirlenmesi için derhal soruşturma başlatılmasını talep ettik” dedi.

Hizbullah’ın hareket özgürlüğü

Hizbullah’ın bu adımı atmasının arkasında birden fazla neden olabileceği belirtiliyor. Bilgi teknolojileri ve iletişim alanında uzman Amir et-Tabaş, Lübnan piyasasında yaygın olarak kullanılan birçok gözetim ekipmanının teknik olarak siber saldırılara açık olduğunu söyledi. Tabaş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, buna güvenlik kameraları ve bunlara bağlı kayıt cihazlarının (NVR) da dahil olduğunu belirterek, “Bu kameralar yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; yüksek hassasiyetli lenslere sahip olmalarının yanı sıra, ses kaydı yapabilen mikrofonlar da içeriyor” dedi. Tabaş’a göre, ‘düşman bir tarafın’ -özellikle İsrail’in- bu cihazlara sızması durumunda, söz konusu sistemler bulundukları sokaklarda veya kapsama alanı içindeki yerlerde olup biteni doğrudan ses ve görüntüyle aktaran bir araca dönüşebilir. Bu da kameraların fiilen hareketleri izlemek için kullanılabilecek bir gözetim aracına dönüşmesi anlamına geliyor.

sdvds
İki yerinden edilmiş kişi, Beyrut’taki bir mülteci kampına sünger yatak taşıyor. (EPA)

Tabaş, meselenin aynı zamanda sahadaki bilgilerin doğrulanmasıyla da ilgili olduğunu belirterek, “Örneğin hedef alınma ihtimali bulunan bir konvoyun geçtiği durumda, sokaklardaki çeşitli gözetim araçları aracılığıyla bunun askeri varlığı doğrulanabilir” dedi. Ona göre, yalnızca o noktadan geçen kişiler bile hedefin kimliğinin tespit edilmesine katkı sağlayabilir.

Tabaş, yüzün gizli olduğu durumlarda yüz tanıma teknolojisinin kullanılamayacağını, ancak başka yöntemlere başvurulabileceğini ifade etti. Bunlar arasında ‘kişinin konuşmasının kameralarca kaydedilmesi durumunda ses izi analizi, vücut hareketlerinin ve beden yapısının incelenmesi ile kimliğin doğrulanmasına yardımcı olabilecek çeşitli teknik göstergeler’ bulunuyor. Tabaş ayrıca sokaklardaki güvenlik kameralarının ‘canlı yayın (live feed)’ sağlayabildiğini ve bu sayede izlenen kişilerin hareketlerinin anbean takip edilebildiğini belirterek, bunun aynı anda bölge üzerinde uçan insansız hava araçlarıyla (İHA) eş zamanlı kullanılabileceğine dikkat çekti. Ona göre İHA’lar havadan görüntüleme ve gözetleme imkânı sunarken, sokak ve dar mahallelerdeki kameralar çok daha ayrıntılı bir izleme imkânı sağlayabiliyor.

fdvfd
Lübnan Dağı’nın Armon bölgesinde bir apartmanın vurulduğu yerin yakınında bulunan yerinden edilmiş kişiler (AFP)

Söz konusu tedbirler, 7 Mayıs 2008 Beyrut Olayları olarak bilinen olayları da hatırlatıyor. Bu olayların patlak vermesinin nedenlerinden biri, o dönem Lübnan hükümetinin Hizbullah’a ait özel telekomünikasyon ağıyla ilgili aldığı ve örgütün müdahale edilmesini reddettiği karardı. Aynı dönemde hükümetin, İçişleri Bakanlığı aracılığıyla Beyrut’ta görece yüksek gözetim kapasitesine sahip güvenlik kameraları kurmayı planlaması da gerilimi artıran bir diğer unsur olmuştu. Tabaş, bu adımların Hizbullah tarafından hareket alanını izlemeye yönelik bir girişim olarak değerlendirildiğini belirterek, bunun sonucunda Beyrut’un askeri olarak ele geçirilmesine yol açan gelişmelerin yaşandığını ifade etti. Tabaş ayrıca, Hizbullah’ın eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın, 2024 yılında yaşanan son savaşın ilk haftasında akıllı telefonların kapatılması çağrısı yaptığını hatırlattı. Nasrallah’ın o dönemde akıllı telefonların düşman tarafından izleme ve takip faaliyetlerinde kullanılabilecek bir araca dönüşebileceği uyarısında bulunduğunu ve görüntü çekimi ile kamera kullanımına karşı da uyarı yaptığını belirtti.