Cezayir: Kovid-19 günlük vaka sayısında rekor artış

Haziran ayı başlarında başkentteki bir fırından unlu mamuller satın alan Cezayirliler (AFP)
Haziran ayı başlarında başkentteki bir fırından unlu mamuller satın alan Cezayirliler (AFP)
TT

Cezayir: Kovid-19 günlük vaka sayısında rekor artış

Haziran ayı başlarında başkentteki bir fırından unlu mamuller satın alan Cezayirliler (AFP)
Haziran ayı başlarında başkentteki bir fırından unlu mamuller satın alan Cezayirliler (AFP)

Cezayir Sağlık Bakanlığı, 283 yeni Kovid-19 vakası kaydederek, yeni tip koronavirüs günlük vaka sayısında dün (Cumartesi) yeni bir rekor kırdı. Bu, geçtiğimiz Şubat ayında ülkedeki ilk vakanın görülmesinden bu yana, önceki gün kaydedilen en yüksek vakadan 43 vaka fazlası yapıyor.
Şarku’l Avsat’ın, Alman Haber Ajansı’ndan (DPA) naklettiğine göre, Koronavirüs Salgını Gelişmelerini İzleme ve Takip Etme Komitesi Sözcüsü Cemal Furar düzenlediği basın toplantısında, ülke genelindeki vaka sayısı toplamının 12 bin 968’e yükseldiğini ifade etti. Ayrıca, kaydedilen 7 yeni ölüm vakasıyla birlikte vefat sayısı toplamının 892’e ulaştığını duyurdu. Furar, son olarak 136 kişinin iyileştiğini, böylece hastalık semptomlarını atlatarak yeniden sağlığına kavuşan kişi sayısının 9 bin 202’ye ulaştığına işaret etti. Sözcü aynı zamanda, yoğun bakım ünitesinde 49 hastanın bulunduğunu belirtti.
Günlük vaka sayıları, ülkenin doğu ve güneydoğusundaki salgın merkezlerinde bulaş sayısının yüksek olduğunu doğruluyor. Cezayir Tabipler Birliği Başkanı Prof. Dr. Muhammed Bukat Burkani Fransız Haber Ajansı’na (AFP) yaptığı açıklamada, “Hoşgörü ve bir takım ihmallerin sonucu olarak, özellikle Sétif ve Biskra gibi bazı vilayetlerde vaka sayısı arttı” ifadelerine yer verdi.
Bulaşıcı hastalıklar uzmanı Prof. Dr. Idir Betam ise, vaka sayısındaki artışın insanların davranış biçimlerinden kaynaklandığını düşünüyor. Betam, başkent Cezayir dışındaki vatandaşların, daha sıkı karantina tedbirlerinin kaldırılması ve devletin “güçlü bir tepki vermeye” çağırmasından buyana, insanların “sosyal mesafeye” dikkat etmediklerini açıkladı.
Hükümetin “esnek ve kademeli bir şekilde” karantinadan çıkma programı çerçevesinde, ülkedeki mağazaların bir kısmı 7 Haziran itibaren yeniden açıldı. Şehir içi ulaşımın sınırlı bir şekilde yeniden başlatılmasıyla birlikte, 14 Haziran’da karantina tedbirlerinin hafifletilmesinde ikinci aşamaya girildi. Artan vaka sayılarına karşı hükümet, aralarında başkentin de yer aldığı ülkedeki 48 vilayetin 29’unda, 29 Haziran’dan itibaren geçerli olmak üzere sokağa çıkma yasağı uygulamaya karar verdi. Buna karşılık, 19 vilayetteki karantina tedbirleri tamamen kaldırıldı. 24 Haziran’dan bu yana Cezayir’de maske takmak zorunlu hale getirildi ve kurala uymayanlara büyük para cezaları kesiliyor. Başkent Cezayir’deki Pasteur Enstitüsü’nden Dr. Fevzi Derrar, Cezayir’in test laboratuvarı sayısını artırmak istediğini vurguladı.
Dr. Derrar, Cezayir Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, “ülkenin farklı bölgelerinde Koronavirüs tespit amaçlı günlük 2 bin 500 test yapıldığını” ifade etti.



Washington, Bağdat'ı "Tahran tarafından kontrol edilen" bir hükümete karşı uyardı

ABD Dışişleri Bakanı ve Irak Başbakanı (Irak Başbakanlığı Basın Ofisi)
ABD Dışişleri Bakanı ve Irak Başbakanı (Irak Başbakanlığı Basın Ofisi)
TT

Washington, Bağdat'ı "Tahran tarafından kontrol edilen" bir hükümete karşı uyardı

ABD Dışişleri Bakanı ve Irak Başbakanı (Irak Başbakanlığı Basın Ofisi)
ABD Dışişleri Bakanı ve Irak Başbakanı (Irak Başbakanlığı Basın Ofisi)

ABD, Irak'taki İran etkisini sınırlama çabalarını yoğunlaştırırken, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın dün yayınladığı açıklamaya göre, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Irak Başbakanı Muhammed Şita el-Sudani ile telefon görüşmesi yaparak "Irak'ın yeni bir hükümet kurma konusundaki görüşmelerini" ele aldı.

Görüşme sırasında Rubio, “İran kontrolündeki bir hükümet, Irak'ın kendi çıkarlarını önceliklendiremez, onu bölgesel çatışmalardan uzak tutamaz veya Amerika Birleşik Devletleri ile Irak arasında karşılıklı yarar sağlayan bir ortaklığı geliştiremez” ifadelerini kullandı. Bu açıklama, “Koordinasyon Çerçevesi” güçlerinin Nuri el-Maliki'yi yeni hükümette Başbakanlık pozisyonuna aday göstermesinden iki gün sonra geldi.


Eş-Şara yarın Moskova'da Putin ile görüşecek

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Kremlin'de Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile bir araya geldi (Arşiv- DPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Kremlin'de Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile bir araya geldi (Arşiv- DPA)
TT

Eş-Şara yarın Moskova'da Putin ile görüşecek

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Kremlin'de Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile bir araya geldi (Arşiv- DPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Kremlin'de Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile bir araya geldi (Arşiv- DPA)

Syria Today TV dün, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın yarın Moskova'da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşeceğini bildirdi.


İsim tartışmasının gölgesinde bir kentin tarihi: Ayn el-Arab mı Kobani mi?

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensubu savaşçılar, 23 Ocak 2026’da Ayn el-Arab – Kobani’ye ulaşırken (AFP)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensubu savaşçılar, 23 Ocak 2026’da Ayn el-Arab – Kobani’ye ulaşırken (AFP)
TT

İsim tartışmasının gölgesinde bir kentin tarihi: Ayn el-Arab mı Kobani mi?

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensubu savaşçılar, 23 Ocak 2026’da Ayn el-Arab – Kobani’ye ulaşırken (AFP)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensubu savaşçılar, 23 Ocak 2026’da Ayn el-Arab – Kobani’ye ulaşırken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) ağırlıklı olarak Kürt nüfusun yaşadığı Haseke’nin kuzeyine, ardından Halep’in kuzeydoğusunda Türkiye sınırına yakın konumdaki Ayn el-Arab (Kobani) bölgesine doğru çekilmesiyle birlikte gözler bu bölgeye çevrildi. Kürt güçlerinin diğer bölgelerinden fiilen izole kalan Ayn el-Arab çevresinde, Suriye ordusunun kentin eteklerine kadar ilerlemesi ve ateşkesin ihlal edildiğine dair karşılıklı suçlamalar gündemde. SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin “Kürt bölgeleri kırmızı çizgidir” açıklaması da bu gerilimi daha görünür kıldı.

Kaynaklara göre Ayn el-Arab (Kobani), görece yeni bir yerleşim olup kuruluşu 20. yüzyılın başlarında Osmanlı topraklarında Alman bir şirket tarafından yürütülen Bağdat Demiryolu Projesi ile bağlantılıdır. Proje, Berlin’i Bağdat’a bağlamayı amaçlayan ve İstanbul’dan başlayarak Anadolu, Kuzey Suriye ve Irak üzerinden uzanan bir demiryolu hattını öngörüyordu.

İngiliz arkeolog Leonard Woolley, 20. yüzyılın başlarında bugünkü Ayn el-Arab ve çevresini ziyaret etmiş; bölgeyi, yarı göçebe yarı yerleşik yaşam süren Kürt aşiretlerinin yaşadığı, vadiler arasında dağılmış küçük köylerin bulunduğu bir alan olarak tanımlamıştı. Woolley ayrıca, Fırat Nehri’ne doğru batı kesimlerde bazı Arap aşiretlerinin de yaşadığını aktarmıştı.

Ayn el-Arab (Kobani), Kürtler açısından özel bir öneme sahip. Kent, PKK’nın önemli merkezlerinden biri olarak da görülüyor. PKK’nin kurucusu Abdullah Öcalan’ın 1979’da kenti ziyareti, özellikle 1925’te siyasi nedenlerle Türkiye’den göç etmiş Kürtlerin oluşturduğu aşiret yapısında ciddi toplumsal dönüşümlere yol açtı.

zscdfgrt
SDG destekçilerine ait; SDG bayrağı ile Türkiye’de tutuklu bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan’ın fotoğrafının yer aldığı bir duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)

Kent, Suriye’de 2011’de başlayan protestoların ardından, 19 Temmuz 2012’de Esad yönetiminin çekildiği ilk bölgelerden biri oldu. Daha sonra PKK’nin Suriye kolu olan Demokratik Birlik Partisi (PYD) kontrolü ele geçirdi. 2014 başında, DEAŞ’ın  kente bağlı onlarca köyü ele geçirmesi ve binlerce Kürdün Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmasına yol açan saldırıların ardından, bölge “özerk yönetim” ilan edildi. Bu süreçte Kürt Halk Savunma Birlikleri (YPG), DEAŞ’e  karşı direnişiyle öne çıktı.

Ayn el-Arab’ın kuruluşu, Osmanlı döneminde 1912 yılında Bağdat Demiryolu’nun inşasıyla doğrudan ilişkilidir. Demiryolu hattı üzerindeki bir istasyon etrafında gelişen kent, Kürt çoğunluğun yanı sıra Arap, Ermeni ve Türkmen azınlıklara da ev sahipliği yaptı.

Suriye-Türkiye sınırlarının çizilmesiyle bölge ikiye ayrıldı. Suriye tarafındaki kesime, Osmanlı dönemindeki adından esinle “Arap Pınarı” (Ayn el-Arab) adı verildi. Türkiye tarafındaki yerleşim ise idari binaların bulunması nedeniyle “Mürşitpınar” olarak adlandırıldı. Suriye tarafındaki Arap Pınarı, 1915 olayları sırasında Ermeniler için de bir sığınak oldu.

Kentin eski adı olan “Ayn el-Arab”, Osmanlıca “Arab Pınar” ifadesinden geliyor ve bölgeden geçen Arap bedevi çobanların hayvanlarını suladığı su kaynağına atıfta bulunuyor.

“Kobani” adı ise Alman şirketinin adı olan Company/Kompanie kelimesinin yerel telaffuzundan türedi; demiryolu istasyonu ve şirketin geçici merkezinin bulunduğu alan bu adla anılmaya başlandı.

Kent adı, Kürt nüfus ile Suriye devleti arasında uzun yıllar boyunca tartışma konusu oldu. Baas yönetiminin onlarca yıl süren Kürt karşıtı politikaları; Kürt kimliğinin, dilinin ve kültürel unsurlarının yasaklanması ve yüz binlerce Kürdün vatandaşlıktan çıkarılması bu gerilimi daha da derinleştirdi.

fvghyj
SDG mensubu savaşçılar, 23 Ocak 2026’da Ayn el-Arab – Kobani’ye ulaşırken (AFP)

Ayn el-Arab (Kobani), uzun yıllar boyunca ihmal ve hizmet yoksunluğuyla karşı karşıya kaldı. Buna rağmen bölgede Kürt haklarını savunan siyasi partiler ve hareketler ortaya çıktı. SDG’nin  verilerine göre yaklaşık 440 köyü kapsayan Ayn el-Arab bölgesinde 300 bini aşkın kişi yaşıyor; nüfusun büyük çoğunluğunu Sünni Kürtler oluşturuyor. Bölge, Haseke ve Kamışlı ile birlikte Suriye’nin başlıca Kürt yerleşim alanlarından biri olmayı sürdürüyor.