ABD, Libya arenasına giriyor: Washington doğu ve batı kamplarıyla temas kanalları açtı

ABD Dışişleri Bakanlığı, UMH’ye ‘silahlı milisleri dağıtma ve silahlarına el koyma’ çağrısı yapıyor (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanlığı, UMH’ye ‘silahlı milisleri dağıtma ve silahlarına el koyma’ çağrısı yapıyor (Reuters)
TT

ABD, Libya arenasına giriyor: Washington doğu ve batı kamplarıyla temas kanalları açtı

ABD Dışişleri Bakanlığı, UMH’ye ‘silahlı milisleri dağıtma ve silahlarına el koyma’ çağrısı yapıyor (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanlığı, UMH’ye ‘silahlı milisleri dağıtma ve silahlarına el koyma’ çağrısı yapıyor (Reuters)

Zayed Hediyye
Ülkenin doğusunda ve batısında Libya’daki çatışma tarafları arasında iletişim hatlarının kesildiği bir dönemde, birbirlerinden ayrılan dış tarafların, Libya krizine dair vizyonlarını yaklaştırmaya yönelik sarf edilen uluslararası çabalar artarak devam ediyor.
Uzun bir aradan sonra ABD, Libya meselesinde başrol oynamak için geri dönerken, resmi kanalları aracılığıyla da sürdürülebilir bir sakinlik sağlanması ve herkesin diyalog masasına geri dönmesi çağrısı yaptı.
Washington yalnızca Libya içerisinde değil dışındaki çatışma taraflarına baskı yapmaya devam ederken, bu benzeri görülmemiş ABD katılımı, yıllardır devam eden Libya krizi bağlamında siyasi çözüm fırsatları hususundaki beklentileri de artırdı.

Milisleri dağıtma çabaları
ABD Dışişleri Bakanlığı, geçen iki gün içerisinde iki kez Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (UMH), silahlı milisleri dağıtma ve silahlarına el koyma baskısı yaptı. ABD’nin bu baskısı, ABD’nin Libya Büyükelçisi ve AFRICOM liderleri ile UMH heyeti arasında Trablus’un batısındaki Zuvare şehrinde gerçekleşen bir görüşmede, ardından iki gün önce de Washington’daki siyasi ve güvenlik yetkilileri ile UMH’nin İçişleri Bakanı Fethi Başağa arasında kapalı bir televizyon kanalının binasındaki toplantıda geldi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, 26 Haziran Cuma günü yaptığı bir açıklamada, yetkililerin Başağa ile görüşmelerinde bu meseleye odaklandığını belirtti. Trablus kuşatmasının sona ermesinin, Libya’nın batı ve doğusundaki milisleri dağıtmak için yenilenmiş bir fırsat olduğunu söyleyen Bakanlık, tüm Libya vatandaşlarının, milisler, silahlı gruplar ve yabancı savaşçıların neden olduğu tehlikelerden uzakta, güvenlik güçlerinin korunması altında olması gerektiğini belirtti. ABD heyeti, Libya’ya yönelik tüm yabancı müdahalelere karşı olduğunu söylerken, derhal bir ateşkes sağlanması, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından denetlenen güvenlik ve siyasi müzakerelere geri dönülmesi gerektiğine dikkati çekti.

Doğuya doğru ilerleme
ABD Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, silahlı milislerin dağıtılmasıyla ilgili olarak bir ABD heyetinin UMH’ye bağlı İçişleri Bakanlığı ile yapılan görüşmelere benzer şekilde, Libya Ulusal Ordusu (LUO) temsilcileriyle görüşmelerde bulunacağını belirtti. Aktarılana göre krizin karmaşıklığına katkıda bulunmuş, önemli anlaşmazlık noktalarının çözümü için çatışma taraflarına baskı yapma kararlılığına dikkati çeken Büyükelçilik, aylar önce ordu yandaşı kabileler tarafından kapatılan petrol sahalarının ve limanlarının açılması çağrısı yaptı. ABD Büyükelçiliği, Ulusal Petrol Şirketi’nin ülke servetinin adil dağılımı hususunda Libya uzlaşısı için bir ön koşul olarak faaliyete yeniden başlamasının önemli olduğunu söylerken, “Libya petrolünün yabancı çıkarlar altında rehin olma durumu ne kadar uzun sürerse, ülkenin ekonomik olarak toparlanması, kamu sektörü maaşlarının ödenmesi, altyapının iyileştirilmesi, gıda ve ilaçların ithalat maliyetlerinin karşılanması için de o kadar zamana ihtiyaç vardır” dedi. Büyükelçilik, “ABD, Libya’daki enerji sektörünü baltalamak, petrol üretiminin yeniden başlamasını engellemek için yurt dışında ortaya koyulan benzeri görülmemiş bir kampanyaya karşı, Ulusal Petrol Şirketi’ni desteklemektedir” ifadelerini de kullandı.

Açık gönderme ve benzer suçlamalar
ABD Büyükelçiliği tarafından yapılan bu açıklamada, ülkedeki en büyük petrol üretim sahası olan, güneydeki eş-Şerare sahası içerisindeki Wagner grubuna ait bir Rus koruma gücünün varlığına değinen raporlara da açık bir gönderme yapıldı. Bu varlık, son iki gündür ordu liderliği ve ona yakın kaynaklar tarafından reddedildi. Bu çerçevede İçişleri Bakanı Fethi Başağa, Rusya merkezli Wagner şirketine mensup paralı askerlerin, Cancavid grubuyla birlikte eş-Şerare Petrol Sahası’ndaki kontrolüne dikkati çekti. Bakan, durumu ‘Libya petrolünün ve Libya servetlerinin yabancı paralı askerler tarafından kontrolü hususunda tehlikeli bir emsal’ olarak niteledi. Fethi Başağa, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, Rus unsurların Libya petrol sahasını kontrolünün, Libya ulusal güvenliğine ciddi bir tehdit oluşturduğunu, benzeri görülmemiş bir Rus işgaline rehin olacak Libya’daki petrol sektörüyle ilişkilere sahip ABD’li ve Avrupalı şirketlerin çıkarlarını etkilediğini vurguladı.
Orduya yakın kaynaklar, Başağa’nın ifadelerini ‘ABD’yi kendilerine çekme girişimi’ olarak nitelendirirken, Libya parlamentosuna bağlı Enerji Komitesi ise bu suçlamalara, komite başkanı İsa el-Aribi’nin, ‘Ulusal Petrol Şirketi Başkanını petrol sahalarını dış taraflara teslim etmeye çalışmakla suçladığı’ ifadeleriyle yanıt verdi. Aribi, “Trablus Petrol Şirketi, Türkiye’nin petrol sahalarını ve limanlarını kontrolüne doğru ilerliyor. Trablus’taki kuruluş, geçmişte halkın yeteneklerini korumak için LUO’ya değer verirdi” dedi. İsa el-Aribi, bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, “Trablus’taki Petrol Kuruluşu, UMH’nin kontrolü altındaki bölgelerde petrol kaçakçılığına göz yumdu. Şu ana kadar da bu suiistimallere karşı herhangi bir açıklama yapılmadı” ifadelerini kullandı.

Bu sürpriz ilgi, soru işaretlerine yol açıyor
Libyalı gazeteci Ahmed Salim el-Fituri, “Son zamanlarda Libya meselesine yönelik artan ABD ilgisi, zamanı ve nedenleri dolayısıyla birçok soru işaretine neden oluyor” dedi. Independent Arabia’dan Zayed Hediyye’ye konuşan Fituri, “ABD’nin Libya’daki bu savunması, vekiller aracılığıyla çatışma aşamasından Libya arenasındaki ana kuvvetler arasında doğrudan çatışmaya geçtiğimiz anlamına gelebilir. Hepsinden önemlisi ise Washington ve Moskova da bu krizi derinleştirip karmaşıklaştırabilir” değerlendirmesinde bulundu.
Araştırmacı ve akademisyen Farac el-Carih, bu ifadeleri onaylarken, “Son zamanlarda Libya krizi hususunda yayınlanan tüm resmi ABD verilerine daha yakından bakıldığında, tüm bu verilerin bir yönde olduğu, Rusya’nın Libya’da genişlemesini engellemeye yöneldiği sonucuna varıyoruz. Bu durum, Libya meselesini ABD otoritesinin dışladığı meseleler arasından öncelikler arasına koyuyor” dedi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Libyalı gazeteci Hişam bin Sariti ise, “ABD’nin genişlemesine yönelik kötümser bakışlardan uzak şekilde, Washington’un şu anda uyguladığı baskı altında, nedenleri ne olursa olsun Libya anlayışına ulaşılabileceğine inanıyorum” ifadelerini kullandı. Bin Sariti, “İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Libya, bu çatışmayı önlemek için bağımsızlık kazanarak, üzerindeki hegemonyaya karşı ABD- Rusya rekabetinden faydalandı. Bu mevcut rekabetin de bizi iç sahneyi yeniden düzenleyecek bir dış çözüme götüreceğini, uzun zamandır beklenen bir siyasi çözüme olanak sağlayacağını umuyor ve buna inanıyorum. Washington’un bu düzeydeki müdahalesi, koşulları aynı yerinde bırakmayacak” açıklamasında bulundu.



Suriye ve Rusya yakınlaşırken neler oluyor?

Putin'in geçtiğimiz ekim ayında Şara ile yaptığı görüşme, Suriye'deki siyasi değişimin ilişkilerin yeniden kurulmasını engellemeyeceğini gösterdi (AFP)
Putin'in geçtiğimiz ekim ayında Şara ile yaptığı görüşme, Suriye'deki siyasi değişimin ilişkilerin yeniden kurulmasını engellemeyeceğini gösterdi (AFP)
TT

Suriye ve Rusya yakınlaşırken neler oluyor?

Putin'in geçtiğimiz ekim ayında Şara ile yaptığı görüşme, Suriye'deki siyasi değişimin ilişkilerin yeniden kurulmasını engellemeyeceğini gösterdi (AFP)
Putin'in geçtiğimiz ekim ayında Şara ile yaptığı görüşme, Suriye'deki siyasi değişimin ilişkilerin yeniden kurulmasını engellemeyeceğini gösterdi (AFP)

Mustafa Rustem

Akdeniz’in sıcak sularında kalma hayali Rusları cezbetmeye devam ediyor. Suriye'de neredeyse on yıldır süren çatışmalardan sonra, Şam'ın Moskova'ya karşı tutumu Suriyelileri şaşkına çevirdi. Zira durum yeni Şam yönetimi ile Kremlin arasında beklenmedik ve sorunsuz bir yakınlaşmaya dönüştü. Beşşar Esed rejiminin düşüşünün ardından yaşanan bu ani değişim, Rusya'nın rolünün geri dönüşüne işaret etse de bunun bazı sınırları var.

Yeni sahnenin düzenlenmesi

Karar verme sürecinde her zamanki titizliğini gösteren Kremlin, Suriye'nin coğrafi ve zamansal boyutunda hamleler yaparken, Kasiyun Sarayı'nın ev sahibi yeni uluslararası ittifaklar kurma arzusuyla hareket ediyor. Dış politika ise Kremlin'e ve Beyaz Saray'a giden yolda döşenen mayınları etkisiz hale getiriyor. Suriye gemisi, iç sahadaki gelişmelere (çatışmalar, mezhepçilik ve iç savaş) kayıtsız kalarak yoluna devam ederken, gücün dışarıdan geldiği ilkesine göre dış ilişkilerin yeniden kurulmasına odaklanıyor.

Rusya, 8 Aralık 2024 tarihinden sonraki ilk aylarda, devrik Devlet Başkanı Beşşar Esed'in Moskova'ya kaçtığı dönemde olduğu gibi gözlem yapmakla yetinmeyerek, sahnenin ön saflarında yer alıyor. Enerji, ulaştırma ve liman sektörlerindeki yatırım şirketleri aracılığıyla Suriye sahnesine geri dönüşünü müjdelemeye hazırlanan Rusya, ayrıca, eski rejimle olan sözleşmelerini yürürlükte tutuyor ve askeri üslerini yeniden inşa platformlarına dönüştürerek, yeni Suriye yönetimi ile ortaklaşa yönetiyor.

dfvgth
Kuneytra'nın güneyindeki Ebu Diyab Askeri Üssü’nde Suriye ve Rusya bayraklarının dalgalandığı bir gözetleme kulesi (AFP)

Suriye'de, savaş sırasında uçak ve füzelerle sivil evleri bombalayan Rusya'nın, yeniden inşa sürecine destek vermeye başlaması büyük şaşkınlık yarattı. Gözlemciler, bunun gerçekleşmesi halinde “garip ve tuhaf” bir dönüşüm olacağını söylüyor. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) eski sözcüsü ve Suriye Milli Kurtuluş Cephesi Başkanı Fahd el-Mısri, Rusya ile ilişkilerin başarılı bir şekilde yeniden kurulmasını, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın komşu ülkeler ve dünya ile sorunları yumuşatmayı içeren siyasi stratejisine bağlıyor.

Mısri bunun, ulusal çıkarları gözeten, güvenliği ve istikrarı yeniden tesis etmeye yardımcı olan ve Suriye'yi parçalamak ve balkanlaştırmak isteyen diğer yerel ve bölgesel gündemlerin önünü kesen akıllıca bir strateji olduğunu ifade etti.

Suriye-Rusya ilişkileri Esed döneminin bir ürünü değil, bağımsızlıktan bu yana kurulmuş bir ilişkidir. İki ülke önemli stratejik çıkarları paylaşıyor. Rusya önemli bir uluslararası güç ve Güvenlik Konseyi üyesidir ve bölgede askeri varlığı bulunuyor. Mısri, mevcut sahneyi, Moskova'nın ülkede yaşanan değişimi ve bunun sonucunda Esed yönetiminin düşüşünü kolaylaştırmada önemli bir rol oynadığını ve yaygın kaos ve iç savaşa yol açacak bir silahlı çatışmayı önlediğini dikkate alarak böyle özetledi.

Ancak Mısri, iki taraf arasındaki ilişkilerin doğru yönde ilerlediğini ve önemli ekonomik çıkarların yanı sıra, askeri kurumun yeniden yapılandırılması ve Şam'ın sahip olduğu Rus ekipmanlarının onarılması yoluyla bu ilişkileri askeri iş birliği alanlarına dönüştürmenin gerekli olduğunu savundu.

Güçlü konum

Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) Amerikan Üniversitesi'nde uluslararası hukuk profesörü olan Amir Fahuri Rusya'nın Suriye'deki varlığını, Batı ile güçlü bir konumdan müzakere etmesini sağlayan etkisine bağlıyor. Suriye'deki varlığı, bölgedeki herhangi bir siyasi veya güvenlik çözümünün Moskova'nın katılımı olmadan gerçekleşemeyeceği anlamına geliyor. Fahuri'ye göre bu askeri ve siyasi yapıların birleşimi, Rusya’ya Ukrayna, NATO ile ilişkiler ve Batı'nın yaptırımları gibi diğer konularda önemli bir pazarlık kozu sağlıyor.

Rusya'nın Suriye'de kalmak istemesinin nedeni ise Fahuri’ye göre askeri üsleri koruma fikrinin ötesine geçiyor, çünkü Moskova için Suriye’nin, Rusya'nın yurtdışındaki başarılı nüfuzunun bir modelini temsil ettiğini söyledi. Fahuri’ye göre burası, Rusya'nın Batı ile bir denge kurmayı başardığı ve müttefiklerini koruyan ve onları terk etmeyen bir güç olarak göründüğü bir arena. Ayrıca, Suriye'deki varlığı, Rusya'nın bölgedeki, özellikle Irak ve Doğu Akdeniz'deki ABD hareketlerini izlemesine ve kısıtlamasına olanak tanıyor.

Fahuri, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Moskova, Suriye'yi bir yük olarak değil, uzun vadeli stratejik bir yatırım olarak görüyor, çünkü karşılığında kalıcı bir nüfuz, Ortadoğu'nun kalbinde askeri varlık, doğal kaynaklar ve Batı'ya baskı uygulamanın bir aracı kazanıyor. Şam ise bu iş birliğini, boğucu uluslararası izolasyon karşısında hayatta kalmanın ve askeri ve siyasi dengesini yeniden kurmanın bir yolu olarak görüyor. Bu karşılıklı denklemle ittifak, bir silah anlaşması olarak değil, öngörülebilir gelecekte kırılması zor olacak bir etki ve iç içe geçmiş çıkarlar ortaklığı olarak devam ediyor.”

Karşılıklı saygı

Rusya ordusu, 2015 yılının eylül ayında Suriye’deki çatışmaya müdahil oldu ve başta Lazkiye'nin batısındaki Cebele kırsalındaki Hmeymim Hava Üssü’nde olmak üzere ülke genelinde askeri karakollar ve üsler kurdu. Ancak bundan önce, 2011 yılında Suriye'de devrim ve halk ayaklanmasının başlamasıyla rejimi desteklemek için müdahale eden Rusya, Esed rejiminin protestoları bastırmak için aşırı şiddet kullanmasını kınayan tüm uluslararası kararları Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) veto etme hakkını kullanmak yerine, düzenli orduya askeri teçhizat desteği sağlamıştı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Esed rejimi, müttefikleri Rusya ve İran’ın desteğiyle, ülkenin üçte biri kontrolünden çıktıktan sonra bile iktidarda kalmayı ve devam etmeyi başardı.

Öte yandan iki ülke arasındaki görüşmeler diplomatik kanallar aracılığıyla uzlaşı yönünde ilerliyor. Son olarak, 2024 yılının aralık ayında Savunma Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı'ndan askeri ve diplomatik yetkililerden oluşan bir heyet, dikkatli bir yakınlaşma girişimi kapsamında Rusya'yı ziyaret etti ve zaman geçtikçe adımların hızlandığı görüldü.

jukı
Moskova, Suriye'yi bir yük olarak değil, karşılığında kalıcı bir etki elde ettiği için uzun vadeli bir stratejik yatırım olarak görüyor (AFP)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, iki ülke arasında ‘karşılıklı saygıdan’ bahsederek, Rusya'nın vesayetinin sona erdiğini ima etti ancak aynı zamanda Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile düzenlediği ortak basın toplantısında, hükümetinin yabancı yatırımları çekme çabalarını gizlemedi ve bu konuda Rusya'dan yardım istedi.

Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi (RIAC) Program Direktörü Ivan Timofeev, geçtiğimiz ekim ayı ortalarında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmenin, Suriye'deki siyasi değişimin bu ilişkilerin yeniden inşası ve geliştirilmesini engellemeyeceğini gösterdiğini, özellikle de Rusya'nın yeniden inşa konusunda sunabileceği çok şey olduğunu belirtti.

Öte yandan uluslararası ilişkiler araştırmacısı Firas Buzan, ‘iki ülke arasındaki ilişkilerin yavaş ama istikrarlı bir şekilde geliştiğini’ değerlendiriyor. Moskova'dan gelen son haberler, Moskova ve Şam'ın Rusya’nın Suriye’deki üsleri konusunda anlaşmaya yakın olduğunu ve Rus şirketi Stroytransgaz’ın iştiraki olan STG'nin Suriye hazinesinin en önemli döviz kaynaklarından biri olan Suriye fosfatına yatırım ve pazarlama çalışmaları yapmak üzere geri dönmesi konusunda anlaşmaya vardığını gösteriyor.

Kıyı şeridi

Suriyeliler, Suriye kıyılarının yeniden patlak verebileceğinden endişe duyuyor ve durumu yatıştırmak ve çözüm bulmak için Rusya'nın rolünü sorguluyor. Bu konuda Mısri, Rusya'nın kıyı bölgelerinin istikrarını sağlama ve Suriye ile bir çözüm bulma konusunda rol oynayacağına ve özellikle Moskova'nın İsrail ile olan güçlü ilişkisi göz önüne alındığında, Suveyda ilindeki durumu kontrol altına almaya yardımcı olacağını düşünüyor.

Siyasi vizyonu çerçevesinde yeni Suriye'nin tüm bölgesel ve uluslararası çatışmaların ve anlaşmazlıkların dışında kalması gerektiğini ve silahların ve sınır ötesi radikalizmin geçiş noktası veya durağı olmaması gerektiğini belirten Mısri, “Dış politika, yapıcı ve olumlu tarafsızlığa dayalı olmalıdır ve Esed rejiminin düşüşünden bu yana gördüğümüz şey, bölge ülkeleri ve dünyadaki ülkelerle ilişkiler de bu siyasi vizyonla tam bir uyumdur” değerlendirmesinde bulundu.

Uluslararası ilişkiler araştırmacısı Buzan, Rusya'nın Suriye'deki istikrarsızlıkla ilgilendiğini düşünmüyor. Aksine Buzan’a göre Rusya, özellikle Suriye'ye uygulanan yaptırımların kaldırılmasının ardından yeniden yapılanma sürecine katılma arzusunda olduğu için Şam'da doğrudan iletişim kurabileceği merkezi bir taraf istiyor. Gözlemciler her halükarda, Moskova ile Şam arasındaki ilişkilerin yeniden kurulmasının esasen Suriye ordusunu silahlandırmaya hizmet ettiğine inanan Buzan, Suriye ordusunun, stratejik silahlarının ve başta hava savunma sistemleri olmak üzere tüm savunma sistemlerinin yaklaşık yüzde 80'inin kullanılamaz hale getirildiğini ve İsrail'in sürekli olarak Suriye’nin hava sahasını ihlal ettiğini hatırlattı.

Türkiye ile birlikte, Rusya ile de silahlanma, eğitim ve uzmanlık konusu gündeme gelebilir. Zira her iki ülkenin Savunma Bakanlıkları, bu konuda karşılıklı ziyaretler gerçekleştiriyor. Ruslar, ekonomik kazançlar karşılığında silahlanma dosyasını enerji, fosfat ve liman sektörlerine yatırım kapılarını açmak için bir araç olarak kullanmaya çalışıyorlar.


Yemen Enformasyon Bakanı: Güney sorunu, salt siyasi manevralardan daha derin bir mesele

Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani (SABA)
Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani (SABA)
TT

Yemen Enformasyon Bakanı: Güney sorunu, salt siyasi manevralardan daha derin bir mesele

Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani (SABA)
Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani (SABA)

Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani, güney davasının “adil ve gerçek” olduğunu vurgulayarak, bunun “bireylerden daha büyük, kurumlardan daha geniş ve geçici siyasi görevlerden daha derin olduğunu ve devletin zihniyeti, sorumluluk ruhu ve kapıları kapatmak yerine açan diyalog ile yönetilmeyi hak ettiğini” belirtti.

El-Eryani, bugün sosyal medya platformu “X”deki hesabında yaptığı paylaşımda, “Bu açıdan bakıldığında, Riyad'a yapılan davete yanıt veren güneyli liderler ve şahsiyetler, ulusal cesaretin ileri bir modelini sergilediler. Güney Yemen'i ve geleceğini korumanın, dışlama veya görüş ya da kararı tekelleştirmekle değil, kamu yararını önceliklendirmek ve ortaklık kurmakla başladığına dair sağlam inanca dayanarak, rasyonel ve sorumlu bir seçenek olarak diyalog yolunu seçtiler.”

Bakan, “Riyad'a gitmek bir uyumun ifadesi değil, daha çok Suudi Arabistan'ın Yemen'e genel olarak, özellikle de güneyine karşı oynadığı samimi kardeşlik rolüne olan siyasi olgunluğu ve bilinçli güveni yansıtıyor” ifadesini kullandı ve şunları kaydetti: “Bu rol, her zaman insanları bir araya getirmek, adalet ve karşılıklı saygı ruhu içinde sorunları ele alan dengeli yollar oluşturmak üzerine kurulmuştur.”

El-İryani, “yaklaşan diyalogun resmi bir adım veya geçici bir çözüm değil, güney meselesini kapsamlı Yemen siyasi diyaloğunun ana ve gerçek bir parçası haline getirmek, onun kalıcı varlığını ve sürdürülebilir çözümleri sağlamak için temel bir giriş noktası olduğunu, bu diyalogun hakimiyet veya zorla gerçekleri dayatma mantığından uzak olduğunu” vurguladı.

Yemenli bakan şöyle devam etti: “Deneyimler, herhangi bir iç bölünme veya taraflar arası çatışmanın yalnızca İran destekli Husi projesine hizmet ettiğini, devletin yeniden kurulmasını geciktirdiğini ve güney halkının ve tüm Yemenlilerin fedakarlıklarını boşa harcadığını kanıtlamıştır.” Şöyle sürdürdü: “Ayrıca, meseleyi küçümsemek veya temsilini tekelleştirmek, onu zayıflatır ve adalete veya geleceğe hizmet etmez.”

El-İryani konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı: “Güney davası taleplerinde haklıdır ve devletin himayesinde, samimi kardeşlerin desteğiyle ve herkese açık, vatanın dışlama yoluyla değil ortaklık yoluyla inşa edildiğine ve kaosla değil, tüm evlatlarını kucaklayan adil bir devletle korunduğuna inanan bilinçli bir güney iradesiyle ve diyalog yoluyla adil bir çözüme ulaşacaktır.”


Güney Geçiş Konseyi faaliyetlerine son veriyor... Yurtiçi ve yurtdışındaki kurum, kuruluş ve ofislerini kapatıyor

Aydarus ez-Zubeydi güney diyaloğuna katılmayı reddetti ve kişisel çıkarlarını önceliklendirerek Abu Dabi'ye kaçtı. (Reuters)
Aydarus ez-Zubeydi güney diyaloğuna katılmayı reddetti ve kişisel çıkarlarını önceliklendirerek Abu Dabi'ye kaçtı. (Reuters)
TT

Güney Geçiş Konseyi faaliyetlerine son veriyor... Yurtiçi ve yurtdışındaki kurum, kuruluş ve ofislerini kapatıyor

Aydarus ez-Zubeydi güney diyaloğuna katılmayı reddetti ve kişisel çıkarlarını önceliklendirerek Abu Dabi'ye kaçtı. (Reuters)
Aydarus ez-Zubeydi güney diyaloğuna katılmayı reddetti ve kişisel çıkarlarını önceliklendirerek Abu Dabi'ye kaçtı. (Reuters)

Yemen’in güney ve doğu vilayetlerindeki gelişmeler açısından kritik bir dönüm noktasında, Güney Geçiş Konseyi (GGK) liderliği bugün yayımladığı bir açıklamayla konseyi tüm organları ve yapılarıyla feshettiğini duyurdu. Açıklamada, firari lider Aydarus ez-Zubeydi’nin öncülük ettiği tek taraflı askeri adımlardan uzaklaşıldığı belirtilirken, Hadramut ve el-Mehra’da yaşananlar ‘üzücü olaylar’ olarak nitelendirildi. Bu gelişmelerin güney cephesindeki birlikteliğe ve Yemen’de meşru yönetimi destekleyen koalisyonla ilişkilere zarar verdiği vurgulandı. Açıklamada ayrıca, Suudi Arabistan’ın himayesinde yürütülen kapsamlı Güney Diyalog Konferansı sürecine katılım teyit edildi.

GGK Başkanlık Heyeti, Yüksek Yürütme Liderliği, Genel Sekreterlik ve konsey bünyesindeki diğer tüm yapılar, kuruluşundan bu yana ilk kez alınan bir kararla, konseyin tamamen feshedildiğini; ana ve tali tüm organların dağıtıldığını, yurt içi ve yurt dışındaki tüm ofislerin kapatıldığını açıkladı.

Toplantı sonrası yayımlanan bildiride, kararın Hadramut ve el-Mehra vilayetlerinde yaşanan ‘son üzücü olaylara’ ilişkin kapsamlı bir değerlendirmenin ardından alındığı belirtildi. Açıklamada, bu olayları izleyen dönemde gerilimi düşürmeye yönelik çabaların reddedilmesinin, güney ve bölgesel düzeyde ciddi sonuçlar doğurduğuna dikkat çekildi.

dfrgt
Feshedilen Güney Geçiş Konseyi'nin (GGK) Aden’deki genel merkezinin önünde nöbet tutan bir asker (Reuters)

Konseyin eski yönetimi, Hadramut ve el-Mehra vilayetlerine yönelik askeri tırmanma kararında taraf olmadığını vurgulayarak, söz konusu adımların güney cephesindeki birliğe ciddi zarar verdiğini ve Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu’yla ilişkilerin gerilmesine katkı sağladığını belirtti.

Açıklamada, GGK’nin esasen güney halkının davasını taşımak ve devletini yeniden kazanma mücadelesinde onu temsil etmek amacıyla kurulduğu, bir güç tekeli oluşturmak, kararları tek başına almak ya da diğer aktörleri dışlamak için bir araç olmadığı ifade edildi.

Suudi Arabistan destekli konferansa katılım çağrısı

Açıklamada, GGK’nin feshedilmesinin, Suudi Arabistan’ın kapsamlı bir güney diyaloğuna ev sahipliği yapma yönünde ilan ettiği girişime yanıt niteliği taşıdığı belirtildi. Bu adımın, güney meselesinin geleceğini korumayı, güney vilayetlerinde, komşu ülkelerde ve genel olarak bölgede toplumsal barış ile güvenliği muhafaza etmeyi amaçladığı ifade edildi.

Açıklamada imzası bulunan yetkililer, Suudi Arabistan’ın ‘açık ve net taahhütlerini’ takdirle karşıladıklarını belirterek, güney meselesinin tüm bileşenleri ve etkili şahsiyetleri kapsayan, dışlayıcı olmayan ve fiili dayatmalardan uzak, bütüncül bir siyasi çerçeve içinde ele alınmasına gösterilen güçlü iradeye dikkat çekti.

Açıklamada, güneyli siyasi ve toplumsal liderlere, güney meselesine çözüm için birleşik bir vizyon ve kapsamlı bir yol haritasına ulaşmak amacıyla, Güney Diyalog Konferansı sürecine ciddi ve sorumlu biçimde katılmaları çağrısında bulunuldu. Bu çerçevenin, güney halkının beklentilerini ve özgür iradesini yansıtması, ayrıca gelecekteki olası siyasi süreçlerde davayı temsil edebilecek kapsayıcı bir güney yapısının oluşturulmasını hedeflediği vurgulandı.

Feshedilen konseyin yönetimi, Yemen’in geçici başkenti Aden başta olmak üzere tüm güney vilayetlerindeki güney halkına da çağrıda bulunarak, mevcut sürecin hassasiyetinin farkında olunması, kazanımların korunması ve istikrarı zedeleyebilecek her türlü kaos ya da güvenlik zafiyetinden kaçınılması gerektiğini belirtti.

Açıklamada, güney meselesinin ‘haklı ve meşru’ davasına hizmet etme taahhüdü yinelenirken, yaklaşan konferansa ev sahipliği yapması ve güneyi farklı aşamalarda siyasi, ekonomik ve askerî olarak desteklemesi dolayısıyla Suudi Arabistan’a teşekkür edildi.

Tarihi karar

Gözlemcilere göre GGK ile ana ve tali tüm organlarının feshedildiğinin ilan edilmesi, güney meselesinin seyrinde son derece önemli bir siyasi dönüm noktası teşkil ediyor. Bu adım, son günlerde güneyde ve genel olarak Yemen’de yaşanan hızlı ve hassas gelişmelerin karmaşıklığıyla uyumlu, cesur bir karar olarak değerlendiriliyor.

Söz konusu karar, Hadramut ve el-Mehra vilayetlerinde yaşanan ciddi gelişmelerin, askerî tırmanmanın ve gerilimi düşürme çabalarının reddedilmesinin ardından, son derece kritik bir zamanda alındı. Karar ayrıca, feshedilen konseyin başkanı Aydarus ez-Zubeydi’nin Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) kaçması ve Suudi Arabistan’ın Yemen’de barışı tesis etme çabaları kapsamında Riyad’da kapsamlı bir güney-güney diyaloğu konferansı düzenlenmesi çağrısıyla eş zamanlı olarak geldi.

sx
Aydarus es-Zubeydi, güney halkının çıkarlarından uzak, kişisel hedeflerine ulaşmak için güney davasını istismar etmekle suçlanıyor. (AP)

Analistler, GGK’nin feshedilmesi kararının siyasi bir yenilgi veya üyelerinin ve liderliğinin bir kırılması olarak görülmemesi gerektiğini, aksine bunun tarihi bir karar olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Bu kararın, yüksek düzeyde bir siyasi bilinç ve mevcut dönemin hassasiyeti ile gerekliliklerinin derin bir farkındalığını yansıttığı belirtiliyor.

Gözlemcilere göre, bu adımı atan liderlik, örgütsel çıkarları veya grupsal hesapları bir kenara bırakarak güney meselesinin yararını ön plana çıkardı ve GGK’nin kuruluş amacının yapıların devamına tutunmak veya kararları tek başına almak değil, güney halkının davasını taşımak ve meşru beklentilerini temsil etmek olduğunu teyit etti.

Açıklama, herhangi bir tırmandırıcı söylem içermemekte; Hadramut ve el-Mehra’da başlatılan askeri operasyonun tek taraflı kararını açık biçimde reddetmekte. Söz konusu operasyon, güney cephesindeki birliğe ciddi zarar vermiş ve Suudi Arabistan liderliğindeki meşru yönetimi destekleyen koalisyonla ilişkilerde çatlak oluşturmuştu.

Analistler, bu tavrın geç de olsa gerekli bir farkındalığı yansıttığını, ulusal mutabakat dışında güç kullanımının tehlikelerini ve bunun güney davasına olumsuz etkilerini gözler önüne serdiğini belirtti.

Diyalog sürecine olan güven

GGK’nin feshedilme kararı, özünde, güneyli bileşenlerin, Suudi Arabistan’ın güney meselesine adil ve hakkaniyetli bir çözüm bulma yönündeki çabalarına olan güvenini ortaya koyuyor. Bu çözüm, güç kullanarak fiili durum dayatmak yerine, diyalog yolunu hedefliyor.

Bu güveni pekiştiren gelişme, Riyad’ın, farklı güney güçleri, bileşenleri ve önde gelen şahsiyetleri kapsayan kapsamlı bir konferansa ev sahipliği yapma yönündeki net çağrısı oldu. Konferans, güney halkının iradesini yansıtacak ortak bir vizyon oluşturmayı ve güney halkının meşru beklentilerine uygun olarak kendi geleceklerini belirleme hakkını korumayı amaçlıyor.

Son gelişmeler, önceki yapısıyla GGK’nin, kurulduğu amaçları yerine getirmekte başarısız olduğunu ortaya koydu. Mevcut gerçekler ışığında konseyin, Aydarus ez-Zubeydi’nin kişisel iktidar hırslarını tatmin etme ve diğer aktörleri dışlama aracı haline geldiği görüldü.

s
Aydarus ez-Zubeydi'nin kaçışının ardından Aden'in korunması görevi Amalika Tugayları ve Vatan Kalkanı Güçleri’ne devredildi. (EPA)

Analistlere göre, ez-Zubeydi’nin benimsediği bu yaklaşım, güney davasını zayıflattı ve ciddi siyasi zararlar verdi. Bu durum, Güney’in elde ettiği kazanımların aşınmasına yol açtı.

Ez-Zubeydi’nin en kritik anlarda yoldaşlarını terk ederek yurt dışına kaçması, güney çevrelerinde şok etkisi yarattı, sloganlarla uygulama arasındaki boşluğu ortaya koydu ve iç değerlendirmelerin hızlanmasına neden oldu. Bu süreç, konseyin feshedilmesi ve diyalog ve ortaklık temelli yeni bir sürece girilmesiyle sonuçlandı.

Mevcut dönemin, Güney’in ve genel olarak Yemen’in, öncelikli amacı insanı korumak, güvenliği sağlamak, devlet kurumlarını muhafaza etmek ve kaos veya iç çatışmalara kaymayı önlemek olan cesur ve sorumlu kararlar gerektirdiği vurgulanıyor.

Gözlemciler, Suudi Arabistan himayesinde düzenlenecek Güney Diyalog Konferansı’nın, sürecin yeniden doğru bir yöne kanalize edilmesi ve güney çabalarının kapsayıcı bir çerçevede birleştirilmesi için gerçek bir fırsat sunduğunu, bunun istikrarı sağlamaya ve güney meselesini adil ve kalıcı bir çözüme taşımaya hizmet edeceğini belirtiyor.