Rusya, ‘Wagner’ aracılığıyla çatışma bölgelerine nasıl girdi?

Ukrayna Donetsk’te konuşlanan Moskova destekli ayrılıkçılar (Reuters)
Ukrayna Donetsk’te konuşlanan Moskova destekli ayrılıkçılar (Reuters)
TT

Rusya, ‘Wagner’ aracılığıyla çatışma bölgelerine nasıl girdi?

Ukrayna Donetsk’te konuşlanan Moskova destekli ayrılıkçılar (Reuters)
Ukrayna Donetsk’te konuşlanan Moskova destekli ayrılıkçılar (Reuters)

Ahmed Abdulhakim
Moskova'nın 2015 yılı sonlarında Suriye iç savaşına doğrudan dahil olmasıyla ünlenen ve özel bir Rus güvenlik şirketi olan ‘Wagner’ adlı askeri örgütün gizemi, ortaya çıkışının üzerinden yaklaşık altı yıl geçmesine rağmen belirsizliğini korumaya devam ediyor. Uluslararası ajansların haberlerine göre Wagner savaşçıları, Doğu Avrupa'dan Asya ve Latin Amerika'ya ve ‘geçici bir süre göründüğü’ kara kıtanın kalbi Kuzey Afrika'ya kadar çeşitli çatışma bölgelerinde ortaya çıktı.
Rusya, Anayasası’nın  ‘Paralı askerlerin istihdamı, finansmanı veya eğitiminin yanı sıra bunların çatışmalarda ve askeri operasyonlarda kullanılması yasaktır’ yazan ceza kanunun 359’uncu Maddesi’nin 1’inci Fıkrası uyarınca Wagner’in resmi olarak emrine tabi olduğuna dair söylemleri her zaman reddediyor. Ancak Wagner’ın ‘Kremlin adına gizli muharebe misyonları üstlenen, resmi olmayan bir askeri kol’ olduğu yönündeki uluslararası suçlamalarla birlikte, askeri grubun kurulması, finansmanı ve doğrudan bağlı olduğu kurum ile ilgili çok sayıda soru işareti söz konusu.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı araştırma “Kim bu silahlı grup? Faaliyetlerine nasıl başladı ve nasıl genişletti? Grubu kim yönetiyor? Hangi hedefler doğrultusunda çalışıyor?” şeklindeki soruların yanıtlarını bulmaya ve gizemini koruyan askeri grupla ilgili tutarsızlıkları ve anlaşmazlıkları sorguluyor. Uzmanlara ve gözlemcilere göre askeri grubun çalışmaları ve faaliyetlerinin genişlemesi, Rusya'nın son yıllardaki yayılması ile bağlantılı.

Wagner’ın ortaya çıkışı ve kuruluşu
Wagner Grubu'nun ortaya çıkış ve kuruluş koşullarına ilişkin özel bir bilgi bulunmamakla birlikte raporlar ve uzmanlar, Wagner savaşçılarının faaliyetlerine başlamasının, özellikle Rusya’nın Mart 2014’te ilhak ettiği Kırım Yarımadası’nda olmak üzere Rus yanlısı güçlerin Ukrayna hükümetine karşı ayaklanmasıyla Ukrayna çatışması sırasında ortaya çıktıklarına işaret ediyorlar. Batılı ülkeler Rusya’nın Kırım’ı ilhakını yoğun bir şekilde eleştirdiler. Ardından Moskova’nın, Eylül 2015'te Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed rejimini desteklemek için Suriye çatışmasına dahil olmasıyla bu silahlı grup daha da ön plana çıktı. Ancak Rusya merkezli bağımsız haber sitesi Fontanka’nın haberine göre sonrasında Moskova, resmen giremeyeceği veya ön plana çıkmayacağı yerlerde ve bölgelerde Wagner’ın faaliyetlerini genişletti.
Reuters’ın Wagner’a yakın kaynaklara dayandırdığı bir araştırma haberine göre Rus özel askeri grubu, Rusya’nın Esed hükümetini desteklemek için Suriye'de düzenlediği yoğun bombardımanlarının başlangıcına denk gelen 2015 sonbaharlarında kuruldu. Buna karşın ABD merkezli Los Angeles Times gazetesinin haberine göre grup, 2014 yılında, Ukrayna’daki ayrılıkçı isyancılarla birlikte Ukrayna krizinde oynadığı rol nedneiyle ABD'nin yaptırım uyguladığı Rus ordusundan emekli eski Tuğgeneral Dimitry Valeriyeviç Utkin tarafından kuruldu. Bununla birlikte tıpkı Utkin gibi, birçok Wagner savaşçısı ilk olarak 2014'te Ukrayna'nın doğusunda Ukrayna güçlerine karşı savaşan Rus destekli ayrılıkçı milislerin başlattığı bir hareket içinde savaştı.

Başlıca finansman kaynağı
Los Angeles Times haberinde Wagner'ın gücünün bir grup emekli Rus askeri personele dayandığını belirtti. Bunların başında da Rusya Devlet Başkanı’na yakınlığıyla bilinen ve ‘Putin’in aşçısı’ olarak tanınan Rus milyarder Yevgeny Prigozhin ve Utkin yer alıyor. Özel askeri şirketlerin Rusya'da yasadışı olduğu biliniyor. Bu yüzden şirket Arjantin'de kayıtlı. Gazete, grubun birincil finansman kaynağının faaliyet gösterdikleri farklı ülkelerde maden kaynaklarının korunması karşılığında ödeme almak gibi doğal kaynaklar üzerine yapılan kârlı sözleşmeler olduğunu belirtiyor.

Suriye'deki Rusya yanlısı savaşçılardan biri (Reuters)
Grubun Prigozhin’a ait olduğuna dair bilgilerin çoğu aynı olsa da bir yandan Rusya Savunma Bakanlığı ile kapsamlı ticari ilişkileri olduğu söylenirken diğer yandan ABD Hazinesi Bakanlığı’nın Aralık 2016'da Prigozhin’a yaptırımlar uyguladığına açıklaması ortaya çelişkili bir durum çıkarıyor. ABD’nin 2016’daki bu yaptırımlarını 2017 yılında Rus şirketlerine Ukrayna'daki faaliyetleri ve Ukrayna’nın doğusundaki ayrılıkçılarla olan bağlantıları nedeniyle uygulanan yaptırımlar listesine tüm Wagner grubunun da dahil etmesi takip etti.

Wagner grubundaki savaşçı sayısı
Batılı güvenlik ve askeri uzmanlar, Wagner savaşçılarının sayısının birkaç bin olduğunu tahmin ediyorlar. Rusya merkezli RT Arabic gazetesi grubun savaşçı sayısını bin 600 olduğunu tahmin ediyor. Bu da grubun Suriye'deki faaliyetlerinin genişlemesiyle birlikte savaşçı sayısının hızla arttığını gösteriyor. Batılı kaynaklar ise raporlarında Wagner bünyesinde 5 binin üzerinde silahlı ve eğitimli personel olduğuna işaret ediyorlar. Fontanka haber sitesinin haberine göre Wagner'ın ana gücünü Afganistan ve Çeçenistan’daki çatışmalarda yer almış gaziler oluştururken güvenlik şirketi genel olarak sınırlı askeri deneyime sahip acemi askerleri işe alarak birkaç haftayı geçmeyen bir askeri eğitimden sonra onları savaş bölgelerine gönderiyor.  Wagner savaşçıları, ortalama bir Rus vatandaşının gelir düzeyine kıyasla yüksek sayılabilecek yaklaşık 4 bin dolar maaş alıyorlar.

Yevgeny Prigozhin (solda) Rusya Devlet Başkanı Putin’e akşam yemeğini sunarken (Reuters)
Reuters’ın haberine göre Wagner savaşçılarının çatışma bölgelerindeki çalışmaları, kimlik bilgileri ve sıkı bir şekilde formüle edilmiş sözleşme şartları konusunda yıllardır devam eden gizemin ardından ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Nisan 2018'de dönemin CIA direktörü iken yaptığı açıklamada, ‘ülkesinin Şubat 2018’de Suriye'deki büyük bir savaş sırasında yüzlerce Rus vatandaşını öldürdüğünü’ söyledi. Bu açıklama, çalışmalarına daha fazla dikkat çekilen Wagner'in faaliyet rotasında bir değişikliğe gitmesinin zamanının geldiği anlamına geliyordu. Fransa’da yayınlanan Liberation gazetesi tarafından daha önce hazırlanan bir rapora göre Wagner savaşçılarının Suriye’deki çatışmaya dahil oldukları bilgisi gizliydi. Bununla birlikte Rusya, söz konusu savaşçıların ölümlerine dair resmi bir açıklama yapmıyor ve onları savaşa katılan Rus askerleri gibi resmi cenaze törenleriyle ülkeye getirmiyor.

Wagner neden kuruldu?
Rus yetkililerin, resmi kurumlarla herhangi bir özel güvenlik şirketi arasında doğrudan bir bağlantı olmadığı konusundaki ısrarlı açıklamalarına rağmen Batılı bir takım gözlemciler ve bazı başkentler grubun Rus ordusunun askeri kıyafetlerinden farklı kamuflajlar giyen savaşçılarıyla yaptığı çalışmaların, Moskova'nın çıkarlarını sağlama ve genişletme stratejisinin önemli bir parçası olduğu göz önünde alındığında böyle bir bağlantı olduğunu vurguluyorlar.
Rus güvenlik analisti Pavel Felgenhauer, Rusça yayın yapan Novaya Gazeta’daki köşesinde bu paralı askerlerin kullanımının aldıkları üst düzey eğitim nedeniyle bir gün güvenlik ve politik bir tehdit haline gelebileceklerini söylerken bu savaşçıların Kremlin'in Rusya'nın stratejik ortaklarıyla çıkarlarını riske atmamak için ön plana çıkmadan dış politika hedeflerini gizlice sürdürmesine izin verdiklerini ve Rusya için önemli tehlikeleri ortadan kaldırdıkları bir takım hedeflere ulaştıklarını kaydetti. Felhenhauner Wagner savaşçılarının ‘Kremlin’den yeşil ışık yakılmadan’ Rus güvenlik ve askeri hizmetlerinin kontrolü altında çalıştığını da sözlerine ekledi.

Yüksek riskli görevler
ABD merkezli dış politika dergisi Foreign Policy’ye göre Wagner savaşçılarına çatışma bölgelerinde yüksek riskli görevler veriliyor. Bu bağlamda dergi, Wagner savaşçılarının örneğin Ağustos 2017'de DEAŞ tarafından ele geçirilen Suriye’nin kuzeydoğusundaki Tedmur (Palmira) şehrinin özgürleştirilmesi operasyonuna katıldıklarına dikkat çekti.
Dergi şöyle devam ediyor:
“Moskova'nın dahil olduğu çok sayıdaki savaş cephesiyle birlikte ordudaki ölü sayısı arttıkça Rus hükümeti üzerindeki iç baskı da arttı. Bu yüzden Moskova resmi güçlerinin saflarında yaşanan ölümleri azaltmak için bu tür çalışmaya gitti.”
Gözlemciler, Moskova’nın Wagner Grubu’na son yıllarda askeri olarak dahil olduğu ülkelerdeki petrol tesislerini ve doğal kaynakları koruma görevleri verdiğini söylüyorlar. Bu rolü de Yevgeny Prigozhin’e ait olduğu bilinen ‘Evro Polis’ adlı şirket üstleniyor. 

Suriye'deki bir Rus askeri aracı (AFP)
En önemli savaş alanları

Wagner’in çalışma alanları sadece Ukrayna ve Suriye ile sınırlı değil. Yapılan araştırmalar grubun Sudan, Orta Afrika, Venezuela ve son olarak Libya gibi dünyanın farklı bölgelerinde de roller üstlendiğine işaret ediyorlar.
Reuters’ın geçtiğimiz yılın sonlarında gerçekleştirdiği bir araştırmaya göre Wagner Grubu savaşçıları, Rusya'nın müttefiki Venezuela Devlet Başkanı Nicholas Maduro'yu desteklemek ve özellikle 2019'un sonlarında yükselen protesto dalgası sonrasında onu iktidarda tutmak için başkent Karakas'a gittiler. Grup ayrıca, Nisan 2019'da görevden alınan Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir yönetimini desteklemek için de Hartum’a gitti.
Wagner’ın faaliyetleri ve üstlendiği görevlerin niteliği ilgili tahminler ve bilgiler bir sahadan diğer sahaya bir ülkeden diğerine göre değişiyor. Bu değişikliğin ana kaynaklarından biri, Rus özel güvenlik şirketi sorumluların grubun görevlerinin niteliğine dair açıklamalarındaki belirsizliktir

Libya'da üstlenilen çeşitli görevler
Kaynaklar ve raporlar, Wagner’ın Suriye'de çok çeşitli görevler üstlendiğini belirtirken, başlarda savaş alanlarında rejim güçlerini eğitmekle sınırlı olduğu, ancak daha sonra Rus ordusu yerine Wagner savaşçıları ile savaşılmaya başlandığı, böylece Suriye ordusunun moralini ve verimliliğini artırmanın yanı sıra Rus askerlerinden verilen zayiatın azaltıldığı vurguladılar. Fakat Wagner savaşçılarının son savaş bölgesi Libya’da üstlendikleri rol de farklı.
Avrupa raporlarına ve Pentagon tarafından yapılan ABD’nin resmi suçlamalarına göre 2019'un sonlarında Libya'daki ‘Rus paralı asker’ sayısı 800 ila bin 400’e ulaşırken bu savaşçılar Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu (LUO) ve ona sadık güçleri eğitmenin ve desteklemenin yanı sıra güvenlik ve askeri danışmanlık sağlıyorlar.
Geçtiğimiz Mayıs ayında yayınlanan ve Wagner grubundaki yüzlerce gayriresmi Rus askeri personelinin sayılarının 800 ile bin arasında olduğunu tahmin edilen bir Birleşmiş Milletler (BM) raporunda grubun savaşçılarının Libya’daki çatışmaya dahil olduklarını bildirdi. BM’nin 57 sayfalık raporunda, grup savaşçılarının Ekim 2018'den bu yana Libya'da faaliyet gösterdiği, askeri araçları onarmak ve askeri operasyonlara katılmak gibi teknik yardımlar sağladıkları kaydedildi.
Libya'da çatışan her iki taraf da (Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ve ülkenin doğusundaki LUO güçleri) diğer tarafı, saflarını desteklemek için paralı asker ve yabancı savaşçı kullanmakla suçluyor.
Rus basınında ve yabancı basında yer alan bilgilere göre Wagner'ın Sudan ve Orta Afrika'da görevleri de farklı niteliklere sahip. Wagner bu iki ülkede hükümetleri desteklemenin yanı sıra grup, Rus şirketleri için uygun koşullar yaratmanın bir ön adımı olarak altın, uranyum, elmas ve diğer doğal maden kaynaklarını korumakla görevlendirildi.



Harg Adası... İran’ın ‘dünyanın vurmaktan korktuğu’ zayıf noktası

İran’ın Harg Adası’nın uydu görüntüsü (AFP)
İran’ın Harg Adası’nın uydu görüntüsü (AFP)
TT

Harg Adası... İran’ın ‘dünyanın vurmaktan korktuğu’ zayıf noktası

İran’ın Harg Adası’nın uydu görüntüsü (AFP)
İran’ın Harg Adası’nın uydu görüntüsü (AFP)

ABD ve İsrail’in İran içindeki hedeflere yönelik yoğun saldırılarına rağmen, İran petrol ihracatının en önemli merkezi olan Harg Adası şu ana kadar saldırıların dışında kaldı. Uzmanlar, adanın hedef alınmasının küresel enerji piyasalarında ciddi bir çöküşe yol açabileceği uyarısında bulunuyor.

Harg Adası, Arap Körfezi’nde bulunan ve uzunluğu yaklaşık 8 kilometre olan mercan kökenli bir ada. İran ana karasından yaklaşık 43 kilometre uzaklıkta yer alıyor. Ülkenin orta ve batı bölgelerindeki petrol sahalarından gelen boru hatlarının son noktası olan ada, İran petrol ihracatının ana terminali konumunda. Tesisler ilk olarak ABD’li petrol devi Amoco tarafından inşa edilmiş, ancak 1979’daki İran Devrimi sonrasında İran’ın kontrolüne geçmişti.

İran’ın petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90’ı bu adadan gerçekleştiriliyor. Adadaki tesisler normalde günde 1,3 ila 1,6 milyon varil petrol sevkiyatı gerçekleştiriyor. Ancak yatırım bankası JPMorgan’a göre İran, ABD öncülüğünde olası bir saldırıya karşı önlem olarak şubat ortasında sevkiyat hacmini günde 3 milyon varile çıkardı. Banka ayrıca Harg Adası’nda yaklaşık 18 milyon varillik ek petrol stokunun bulunduğunu belirtti.

Washington’da adaya yönelik çeşitli senaryoların da gündeme geldiği ifade ediliyor. Axios internet sitesinin cumartesi günü yayımladığı bir habere göre ABD’li yetkililer, adanın askeri kontrol altına alınması seçeneğini de değerlendirdi.

George W. Bush döneminde Pentagon’da İran ve Irak konularında kıdemli danışmanlık yapan Michael Rubin, geçen hafta Beyaz Saray yetkilileriyle bu fikri görüştüğünü söyledi. Rubin, böyle bir adımın İran yönetimini ekonomik olarak felç edebileceğini belirterek, “Petrollerini satamazlarsa kamu çalışanlarının maaşlarını da ödeyemezler” dedi.

Şarku’l Avsat’ın İngiliz gazetesi The Guardian’dan aktardığı analizlere göre ise adanın hedef alınması, çatışma sonrasında kurulabilecek herhangi bir İran hükümetinin ekonomik geleceğini de zayıflatabilir. Uzmanlar, tesislerin son derece karmaşık yapıya sahip olması ve hızlı şekilde onarılamayacak olması nedeniyle petrol gelirlerinin yıllarca ciddi biçimde zarar görebileceğini belirtiyor.

Ancak bazı uzmanlar, adanın bombalanmasının ya da ABD güçleri tarafından kontrol altına alınmasının yalnızca İran’a zarar vermekle kalmayacağını, aynı zamanda küresel ekonomiyi ciddi bir dalgalanma sürecine sürükleyebileceğini belirtiyor. Böyle bir adımın, hâlihazırda yüksek seviyelerde bulunan petrol fiyatlarında kalıcı artışlara yol açabileceği ifade ediliyor.

Chatham House araştırma merkezinden Neil Quilliam, “Pazartesi günü 120 dolara ulaşan petrol varil fiyatının, Harg Adası hedef alınırsa 150 dolara kadar yükseldiğini görebiliriz. Bu ada küresel enerji piyasaları açısından son derece kritik” değerlendirmesinde bulundu.

Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher de Quilliam’ın görüşlerine katılarak, Harg Adası’nın yok edilmesinin ya da ciddi şekilde zarar görmesinin petrol fiyatlarında keskin bir sıçramaya yol açma riski taşıdığını ve bu artışın kısa sürede geri çekilmeyebileceğini söyledi.

Son ABD-İsrail saldırılarından önce İran’ın Harg Adası’ndan ihraç ettiği ham petrolün büyük bölümü Çin’e gönderiliyordu. Ancak küresel petrol piyasalarının birbirine bağlı yapısı nedeniyle, ihracatta yaşanacak kalıcı bir kesinti dünya genelinde fiyatları etkileyecek. Üstelik Hürmüz Boğazı’nın kapanması nedeniyle çoğu Irak’tan gelen yaklaşık 3,5 milyon varil günlük petrol akışı da durma noktasına gelmiş durumda.

ABD’nin İran içinde ve çevresinde yaklaşık 5 bin hedefi vurmasına rağmen, şimdiye kadar ülkenin petrol altyapısını, özellikle de Harg Adası’nı hedef almaktan kaçındığı belirtiliyor.

İsrail ise cumartesi günü iki petrol rafinerisi ile iki depolama tesisine saldırı düzenledi. Bu saldırılar sonrasında Tahran’ın büyük bölümünde elektrik kesintileri yaşandı ve bazı sakinler durumu ‘felaket’ olarak nitelendirdi. Yoğun siyah duman başkentin üzerinde geniş bir alanı kapladı. Ancak o tarihten sonra petrol altyapısına yönelik yeni bir saldırı gerçekleşmedi.

Uzmanlar, Harg Adası gibi bir hedefe yönelik operasyonun büyük askeri güç gerektireceğini ve ciddi bir ekonomik gerilime yol açabileceğini belirtiyor. Bu nedenle söz konusu stratejik tesisin şimdiye kadar hedef alınmamasının, olası sonuçların büyüklüğüyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.


İran Devrim Muhafızları’nın etkisi ne zamana kadar sürecek?

 İran Devrim Muhafızları, İran-Irak Savaşı'nın yıldönümünü anma amacıyla düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, Tahran, 22 Eylül 2018 (AFP)
İran Devrim Muhafızları, İran-Irak Savaşı'nın yıldönümünü anma amacıyla düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, Tahran, 22 Eylül 2018 (AFP)
TT

İran Devrim Muhafızları’nın etkisi ne zamana kadar sürecek?

 İran Devrim Muhafızları, İran-Irak Savaşı'nın yıldönümünü anma amacıyla düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, Tahran, 22 Eylül 2018 (AFP)
İran Devrim Muhafızları, İran-Irak Savaşı'nın yıldönümünü anma amacıyla düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, Tahran, 22 Eylül 2018 (AFP)

Alex Vatanka

İran, mevcut çatışmaya yapısal olarak zayıflamış bir halde girdi. Yıllarca süren yaptırımlar ekonomisine ciddi zarar verdi, bir zamanlar en önemli nüfuz araçlarından biri olarak kabul edilen bölgesel vekil güçler ağının etkinliği ise 7 Ekim 2023 saldırılarını takip eden İsrail saldırısından bu yana İsrail ve ABD ile ardı ardına yaşanan çatışmalar nedeniyle azaldı. İçeride, yıllarca süren baskı ve ekonomik gerilemenin ardından İslam Cumhuriyeti'ne karşı halkın hoşnutsuzluğu yoğunlaştı ve bu durum, Ali Hamaney'in reform taleplerini görmezden gelme konusundaki ısrarıyla daha da kötüleşti. Bu nedenle, birçok gözlemciye göre bu faktörler tek bir sonuca götürüyor; uzun süren bir savaş rejimin çöküşüne yol açabilir.

Ancak yapısal zayıflık, rejimin mutlaka çökeceği anlamına gelmiyor. Tarih genellikle bunun tam aksini gösterir: Dış baskı altında siyasi rejimler gücü, baskı uygulama ve hayatta kalmayı sağlama konusunda en kudretli olan tarafların elinde yoğunlaştırma eğilimindedir. Bunun örnekleri çoktur; Rus güvenlik servisleri, 1990'lar ile 2000'lerin başlarındaki Çeçen savaşları sırasında ve sonrasında önemli ölçüde nüfuz kazanarak Vladimir Putin'in yükselişinin önünü açmıştı. Benzer şekilde, Çin Komünist Partisi Kore Savaşı sırasında güvenlik aygıtını güçlendirerek, toplumu yabancı kuşatma olarak algıladığı şeye karşı seferber etmişti. İran örneğinde, savaş zamanında bu güç yoğunlaşmasından en iyi şekilde yararlanabilecek kurum İslam Devrim Muhafızları gibi görünüyor.

Savaşın İran içindeki güç dengesini nasıl yeniden şekillendirebileceğini anlamak için yalnızca görünen zayıflıklara odaklanmak yeterli değil, İslam Cumhuriyeti'nin üzerine kurulduğu kurumsal yapıyı da incelemek gerekir. Yaygın inanışın aksine, bu rejim Dini Lider Ali Hamaney kadar güçlü biri bile olsa hiçbir zaman tek bir kişiye dayanmamıştır. İran'da otorite, öncelikle Dini Liderlik Ofisi, dini kurum, güvenlik servisleri ve İslam Devrim Muhafızları gibi birbiriyle iç içe girmiş kurumlar arasında dağıtılmıştır. Bu yapı kısmen, liderlik geçiş dönemleri de dahil olmak üzere kriz zamanlarında rejimin sürekliliğini sağlamak için tasarlanmıştır.

Devrim Muhafızları’nın kökenleri bu mantığı açıkça somutlaştırmaktadır. Devrim Muhafızları, İslamcıların devrimden sonra iktidarı ele geçirmesinden sadece birkaç hafta sonra, Mart 1979'da, yeni siyasi rejimi iç ve dış düşmanlarından koruyacak bir araç olarak kuruldu. Sonraki on yıllar boyunca, ideolojik bir milis gücünden, önemli askeri yeteneklere sahip ve etkisini ekonomi, istihbarat ve bölgesel siyaseti kapsayacak biçimde genişleten en güçlü devlet kurumlarından birine dönüştü.

Hatta şimdi bile, Hamaney'in yokluğundaki geçici liderlik düzenlemeleri, rejimin direncini bir dereceye kadar ortaya koyuyor. İran Anayasası, iktidar boşluğunu önlemek için tasarlanmış mekanizmalar içerir. Geçici bir liderlik yapısı ve yeni bir Dini Liderin seçilmesinde Uzmanlar Meclisi'nin rolü de bu mekanizmalardandır. En önemlisi, ulusal güvenlik konularında gerçek otorite tek bir kişinin elinde değil, liderliği istikrarsızlık yaşadığı dönemlerde bile etkili kalan kurumlarda yoğunlaşmıştır. Devrim Muhafızları ile Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ve yakın zamanda kurulan Savunma Konseyi, istihbarat servisleriyle birlikte, devletin planlama ile baskı kapasitesinin omurgasını oluşturmaktadır.

Bu kurumsal çerçeve, rejimin ani çöküşüne dair herhangi bir tahmini zorlaştırıyor. Haberler ayrıca, ABD istihbaratının değerlendirmelerinin de benzer sonuçlara ulaştığına ve çok sayıda etki merkezi arasındaki güç dağılımı göz önüne alındığında, büyük ölçekli bir askeri harekatın bile İslam Cumhuriyeti'nin çöküşüne yol açmayabileceği konusunda uyardığına işaret ediyor. Dolayısıyla temel soru sadece rejimin zayıflayıp zayıflamadığı değil, savaş ilerledikçe rejim içindeki güç dengesinin nasıl yeniden şekilleneceğidir.

Bu bağlamda, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın konumu öne çıkıyor. İran'da komşu ülkelere yönelik diplomatik söylemiyle ilgili son tartışmalar, savaş zamanında sivil otoritenin alanının ne kadar sınırlı olduğunu ortaya koyuyor. Pezeşkiyan, kendisini eleştirenlerin uzlaşmacı olarak değerlendirdiği bir dil kullandığında, siyasi kurum içindeki sertlik yanlıları ve milletvekilleri hızla tepki gösterdi. Bu, sadece konuşmasının tonuna itiraz değil, aynı zamanda cumhurbaşkanlığının İran'da stratejik karar alma yetkisinin olmadığının açık bir hatırlatıcısıydı. Bu yeni bir olgu değil, aksine Hamaney'in 36 yıllık iktidarı boyunca rejime eşlik eden ve yokluğuna rağmen bugün de devam eden bir özellik.

dfvgrt
Tahran'daki İslam Devrim Muhafızları Hava Kuvvetleri Müzesi'nde sergilenen füzeler, 15 Kasım 2024 (Reuters)

Şimdiye kadar, Hamaney'in siyasi sahneden ani ayrılışı, cumhurbaşkanlığının somut bir şekilde güçlenmesine yol açmadı. Uygulamada, bu makamın ağırlığı büyük ölçüde sahibinin kişiliğine ve siyasi hırslarına bağlı olmayı sürdürüyor. Pezeşkiyan da diğer güç merkezlerine meydan okumaya veya karar almada daha bağımsız bir rol üstlenmeye pek istekli görünmüyor. Bu çekingenlik, bir dereceye kadar siyasi ihtiyatlılık içeriyor olabilir; çünkü Hamaney'in mirasından uzaklaşmaya yönelik aceleci bir girişim, merhum liderin dönemini karakterize eden ideolojik çerçeveye halen son derece sadık olan sertlik yanlılarını kışkırtabilir.

Savaş zamanlarında sivil otoritenin sınırları daha belirgin hale gelir. Cumhurbaşkanlığı kamuoyuna yönelik söylemi ve iletişim yöntemlerini etkileyebilir, ancak savaş, caydırma ve karşılık verme ile ilgili kararlar askeri ve güvenlik kurumlarının elinde kalır. Bu, diplomatik manevralar için mevcut siyasi alanı önemli ölçüde daraltır. Washington veya İsrail'e karşı daha uzlaşmacı olarak algılanan İranlı yetkililer, yalnızca siyasi marjinalleşme riskiyle değil, aynı zamanda direniş söylemine hâlâ bağlı güçlü kurumlardan sert bir tepkiyle de karşı karşıya kalma riskiyle yüzleşiyorlar.

Bu perspektiften bakıldığında, Devrim Muhafızları, çatışma ne kadar uzun sürerse etkisini o kadar genişletmek için iyi bir konumda görünüyor. Bu kısmen kurumsal konumundan kaynaklanıyor; zira o İran'ın füze gücünü denetliyor, asimetrik savaş stratejisinin önemli bir bölümünü yönetiyor ve Lübnan'daki Hizbullah gibi kalan bölgesel vekil ağlarıyla yakın bağları sürdürüyor. Ek olarak, Devrim Muhafızları, İran içinde geniş bir ekonomik ve siyasi altyapıya sahip. On yıllardır inşaat, enerji, telekomünikasyon ve finans sektörlerindeki varlığını pekiştirmiş ve artık askeri alanın çok ötesine uzanan paralel bir etki sistemi oluşturmuş bulunuyor.

İran'da cumhurbaşkanlığının stratejik karar alma yetkisi yok ve bu yeni bir olgu değil, aksine Hamaney'in 36 yıllık iktidarı boyunca rejime eşlik eden ve yokluğuna rağmen bugün de devam eden bir özellik

Savaşlar bu tür yapıları güçlendirme ve genişletme eğilimindedir. Devletler sürekli dış baskıya maruz kaldığında, karar alma merkezi yavaş yavaş kaynakları seferber etme, disiplini uygulama ve askeri müdahaleyi koordine etme konusunda en donanımlı kurumlara kayar. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İran'da bu işlevlerin çoğunu Devrim Muhafızları yerine getiriyor. Çatışma devletin ekonomik ve askeri yeteneklerine daha fazla zarar verse bile, Devrim Muhafızları bu krizden daha da büyük bir iç etki ile çıkabilir. Bu durum büyük ölçüde savaşın süresine ve ABD ile İsrail'in, Devrim Muhafızları'nın tüm seviyelerdeki ve tüm operasyon alanlarındaki kapasitesini sistematik olarak hedef alma derecesine bağlı olacaktır.

Bununla birlikte, Devrim Muhafızları'nın artan nüfuzu, rejimin mutlaka temelden yeniden yapılandırılması anlamına gelmiyor, aksine daha ziyade İslam Cumhuriyeti'nin kendi içinde yapısal bir dönüşüm anlamına geliyor. Gündemde olan olası senaryolar arasında, rejimin kontrollü bir şekilde devam etmesi ve Hamaney'in yerine nispeten düşük profilli bir dini halefin atanması, gerçek karar alma gücünün ise kademeli olarak güvenlik odaklı bir liderlik koalisyonuna kayması da yer alıyor. Başka bir olasılık ise Devrim Muhafızları'nın hem ulusal güvenlik hem de ekonomi politikası üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu, daha militarize bir rejime kademeli geçiştir.

rtgtr
İsrail ordusu tarafından yayınlanan ve 28 Şubat'ta İran Dini Lideri'nin konutunda meydana gelen patlamayı gösteren videodan bir kare (AFP)

Bu sonuçlar, mevcut gidişattan tamamen kopmayı değil, son yirmi yıldır gelişen eğilimlerin hızlandırılışını temsil edecektir. İran İslam Cumhuriyeti, adım adım, din adamlarına olan bağımlılığını azaltıp güvenlik kurumlarına daha fazla bağımlı hale geldi. Ayrıca Devrim Muhafızları Ordusu'nun ekonomik genişlemesi, bölgesel siyasetteki artan rolü ve kilit devlet kurumları içindeki artan nüfuzu, İran siyasi sahnesini yeniden şekillendirdi. Uzun süreli bir savaş da bu eğilimi hızlandırabilir.

Bununla birlikte, bunların hiçbiri rejimin çöküşe karşı bağışık olduğu anlamına gelmiyor. Otoriter rejimler, iktidardaki elit içinde çatlaklar ortaya çıkmaya başlayana kadar genellikle birleşik görünürler. Bu tür rejimlerin karşı karşıya kalabileceği en büyük tehlike, yalnızca dış baskılarda değil, aynı zamanda rejimi korumakla görevli kurumlar arasındaki iç bölünmelerde de gizlidir. İran örneğinde, bilhassa Devrim Muhafızları içindeki gruplar arasında veya Muhafızlar ile derin devletin diğer baskıcı kurumları arasında gerçek bir güç boşluğu, güvenlik aygıtının kendi içinde bölünmeler gerektirecektir.

Lakin bu tür bölünmelerin yokluğunda, İslam Cumhuriyeti halen önemli bir direnme gücüne sahip olmayı sürdürüyor. Rejim, tam da bu tür bir meydan okumaya hazırlanmak için on yıllarını harcadı. Silahlı kuvvetler içindeki çoklu komuta yapısı, üst düzey komutanların ölümü durumunda bile operasyonların sürekliliğini sağlamak üzere tasarlanmış yardımcı rütbeler ve paralel komuta zincirleri, çok katmanlı istihbarat ağları ve askeri liderlik için önceden belirlenmiş halef planları, devletin saldırı altında bile işleyişinin devamını garanti altına almaya yönelik sistematik bir çabayı ortaya koyuyor.

de
1 Mart'ta bombardımandan sonra başkent Tahran’ın mahalleleri üzerinde yükselen dumanlar (AFP)

İronik bir şekilde, rejimi zayıflatmayı amaçlayan dış askeri baskı, en sert unsurlarını güçlendirebilir. İranlı liderler, savaşın sadece davranışlarını değiştirmeyi değil, devletin kendisini ortadan kaldırmayı amaçladığı sonucuna varırlarsa, herhangi bir uzlaşma çağrısı siyasi olarak maliyetli hale gelecektir. Bu koşullar altında, Devrim Muhafızları'nın İran'ın içsel birlik, direniş ve sıkılaştırılmış bir güvenlik kontrolü gerektiren varoluşsal bir mücadele içinde olduğu yönündeki anlatısı daha da güç kazanacaktır.

Bu nedenle, savaş İslam Cumhuriyeti'nin çöküşüyle ​​sonuçlanmayabilir, aksine onu daha militarize bir biçime doğru itebilir. Zayıflamış bir İran, yaptırımlar altında etkili bir şekilde işleyebilen kurumlara dayanan, daha güvenlik odaklı, daha yoksul, daha izole ve daha bağımlı bir devlete dönüşebilir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İsrail Beyrut’un merkezini hedef alırken İran’dan protestoculara uyarı

TT

İsrail Beyrut’un merkezini hedef alırken İran’dan protestoculara uyarı

İsrail Beyrut’un merkezini hedef alırken İran’dan protestoculara uyarı

İsrail hava saldırısıyla bugün (Çarşamba) Beyrut’un merkezinde bulunan bir apartman dairesini hedef aldı. Söz konusu saldırı, ABD ile İsrail’in İran’a karşı başlattığı ve Lübnan’daki Hizbullah’ın da dahil olduğu savaşın başlamasından bu yana, başkentin merkezine yönelik ikinci saldırı oldu.

İran Emniyet Gücü Genel Müdürü Tuğgeneral Ahmed Rıza Radan  hükümet karşıtı gösterilere ilişkin açıklamasında, düşman ülkelerin tutumlarını desteklediği değerlendirilen kişilere karşı sert tedbirler alınacağını söyledi. Radan, “Eğer biri düşmanın istekleri doğrultusunda hareket ederse artık ona yalnızca bir protestocu olarak bakmayacağız; onu düşman olarak değerlendireceğiz. Güçlerimiz tam hazırlık halinde ve tetikte bekliyor; devrimi savunmaya hazırdır” ifadelerini kullandı.

Öte yandan İran Cumhurbaşkanı’nın oğlu, savaş sırasında yaralandığına dair çıkan haberlere rağmen yeni dini lider Mücteba Hamaney’in “iyi durumda” olduğunu söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey İranlı kaynaklar ise Mücteba Hamaney’in yeni dini lider olarak seçilmesinin İran Devrim Muhafızları’nın etkisiyle gerçekleştiğini ifade etti.