Fas’ta önlenemeyen cinsel istismar: Çocuk evlilikleri

Fas’taki çocuk evlilikleri kızları eğitim-öğretim hakkından mahrum bırakıyor ve onları cinsel istismar mağduru yapıyor (Independent Arabia)
Fas’taki çocuk evlilikleri kızları eğitim-öğretim hakkından mahrum bırakıyor ve onları cinsel istismar mağduru yapıyor (Independent Arabia)
TT

Fas’ta önlenemeyen cinsel istismar: Çocuk evlilikleri

Fas’taki çocuk evlilikleri kızları eğitim-öğretim hakkından mahrum bırakıyor ve onları cinsel istismar mağduru yapıyor (Independent Arabia)
Fas’taki çocuk evlilikleri kızları eğitim-öğretim hakkından mahrum bırakıyor ve onları cinsel istismar mağduru yapıyor (Independent Arabia)

İlham et-Talibi
“Buna evlilik diyemem aksine bu, çocukken uğradığım bir tecavüzdü” cümlesi Independent Arabia’nın küçük yaşta imam nikahı ya da “Contre” ile evlendirilmiş Faslı genç kızlarla yaptığı röportaj sırasında birçok kez tekrarlanan bir cümle oldu. Röportaj sırasında kendilerine, böyle bir evliliğin yaşamlarını nasıl etkilediği ve evliliğin kendileri için bir örtü olduğunu söyleyerek çocukluklarına ve hayatlarına nasıl tecavüz edildiği soruldu.

“Bizi Contre ile evlendirdiler”
Saragna Kalesi şehrinden Saide “15 yaşımdayken beni nişanladılar. Nişanlandığım kişi İtalya’da yaşayan Faslı bir göçmendi. Hala küçük olduğum için benimle, babama 4 bin euro borçlu olduğunu gösteren Contre adı verilen bir belge ile evlendi” ifadelerini kullanıyor.
Saide Independent Arabia ile yaptığı röportaj sırasında sözlerine şöyle devam etti:

“Evlendikten sonra düğün yaptık ve kendisi İtalya’ya dönene kadar onunla evinde bir ay kaldım. Döndükten sonra benimle iletişimini kesti.”
Contre evliliği, iki taraf arasında bir borç sözleşmesi. Bazı aileler bunu genç kızlarının haklarını korumak için bir sigorta olarak kabul ediyor.

“Bu anılarıma ve bedenime kazınmış bir dövme gibi”
Saragna Kalesi şehrinden, 10 yaşında evlendirilmenin şokunu hala atlatamayan Nadiye’nin yaşadığı Fas’ın güneyindeki Varzazat şehrinin eteklerine...
Nadiye “Ailem beni imam nikahı ile evlendirdi. O zamanlar evlilik ne demek bilmiyordum. Yaşıtlarımla oynayan küçük bir çocuktum. Bir gün teyzem yanıma gelerek beni o yaşlarda anlamını bilmediğim düğün geceme hazırlayacağını söylemişti” ifadelerini kullanıyor.
Nadiye “Evlendiğim kişi 60 yaşındaydı ben ise küçücüktüm. İlk gece canım çok yandı. Detayları hala zihnimde kazılı. Evliliğimizin üzerinden bir hafta geçtikten sonra halamın evine kaçtım. Dayanamamıştım” şeklinde sözlerini sürdürüyor.
Nadiye şu an 26 yaşında ve geçimini sağlamak için evlerde hizmetçi olarak çalışıyor.
Nadiye “Buna evlilik diyemem aksine bu, çocukken uğradığım bir tecavüzdü. Anılarıma ve bedenime kazınmış bir dövme gibi. Beni çocukluğumdan mahrum bıraktığı ve hayatımı kaybetmeme sebep olduğu için çok üzgünüm”

Olgunun sebepleri
Genç kızların üzerindeki psikolojik ve sosyal etkilerine rağmen Fas’ta çocuk evliliği olgusunun hala devam etmesinin nedenlerini öğrenmek için Independent Arabia, Fas’ın çeşitli şehirlerinde ve köylerinde sahada çalışan Faslı insan hakları aktivistlerinin ve sivil temsilcilerin görüşlerini inceledi.

İmam Nikahı
İnsan hakları aktivisti ve Fas’ın güneyinde bulunan Taroudant şehrindeki Vatandaşlık ve Adalet Derneği Başkanı Ahmet Bevhiyye “Kız çocuğu 12 veya 13 yaşına geldiğinde kadınsal özellikleri ortaya çıkmaya başladığında rüşt yaşına ulaşmamış olmasına rağmen kendisi ile nişanlanmak isteyen bir kişi çıkana dek beklemek üzere okula gitmesi yasaklanır ve imam nikahı yapılarak ile evlendirilir” değerlendirmesinde bulunuyor.
İmam Nikahı evliliği bir sözleşme imzalanmadan yapılıyor ve Fas’ın bazı köylerinde ve şehirlerinde yaygın olarak görülüyor. Aileler, yargıç çocuklarını daha küçük olduğu için evlendirmelerine müsade etmeyince bu yola başvuruyor.

“Çocuk evlilikleri cinsel istismardır”
Bevhiyye “Çocuk evlilikleri, cinsel istismar ve çocukluğa yapılan bir tecavüz sayılır. Ne yazık ki Fas’ta bunu savunan ve meşru kılan fundamentalistler bulunuyor. Dernekte küçük yaşta evlendirilen genç kızları dinliyoruz ve bize evlilik ya da evlendikleri gece hakkında hiçbir şey bilmediklerini söylüyorlar. Bu da üzerlerinde, aşılması zor travmalar bırakıyor” şeklinde sözlerini sürdürüyor.
İnsan hakları aktivisti “bu tür evliliklerin cezalandırılması ve aynı zamanda genç kızların eğitimlerine devam etmeleri ve medya kuruluşlarının Fas’taki bu olgu karşısında farkındalık uyandırmak üzere çalışması gerektiği” çağrısında bulunuyor.

“Ruhsal dengeden mahrum bırakılıyor”
Aynı bağlamda Azilal bölgesinde toplumsal bir aktör olan Refik Naci “Sorun şu ki kanunda yargıcın çocuğun fiziksel yeterliliğini onaylayan bir sağlık raporu gibi belli şartlara göre genç kızın evlenmesine izin verebileceği istisnalar bulunabiliyor” diyor.
Naci “Biz bu istisnaya karşı çıkan hukukçular ve sivil aktörler olarak 18 yaşın altındaki bir kızla evlenilmesini kızın hayatına yapılan ve onu haklarından mahrum bırakan bir tecavüz olarak görüyoruz. Özellikle kırsal bölgelerde çocuk evlenir evlenmez okula gitmesi yasaklanıyor ve aynı zamanda ruhsal dengeden mahrum bırakılıyor. 16 yaşındaki bir kızın evlendiği evin sorumluluğunu üstlendiğini hayal edemiyoruz” şeklinde sözlerini sürdürüyor.

18 yaş altı çocuklarda evlenme oranı yaklaşık yüzde 14
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Naci “Beni Mellal, Hanifra ve Azilal bölgelerine doğru gittikçe bir genç kızın evlenmesinin onun örtüsü olduğuna ve eğer evlenmezse ailesi için bir utanç lekesi olduğuna yönelik baskın bir kültür var” değerlendirmesinde bulunuyor.
Sivil aktivist “Köylerdeki ve dağlardaki aileler yoksul olduklarından ötürü Faslı bir göçmen kızlarıyla nişanlanmak isteyince kızlarına maddi ve sosyal olarak daha iyi bir hayat sunacağını düşünüyorlar ancak bazı göçmenler bu fakirliği kullanıp kız çocuğuyla aylarca ilişki kuruyor ve ardından ülkesine dönünce onu arkada bırakıyor” diyor.
“Fas’ta muhafazakar kesim hala bu evliliği meşrulaştırıyor”
Buna karşılık sivil aktivist Refik Naci “Fas’taki herkes çocuk evliliğine karşı ancak muhafazakar kesim bunu hala meşrulaştırmaya çalışıyor” diyor.
Naci bu evliliklerden sorumlu olan diğer bir güruhun doktorlar olduğunu söyleyerek “Bir çocuğa evlenebilecek fiziksel yeterliliğe sahip olduğunu gösteren bir sağlık raporu vermek nasıl bir mantıktır?” şeklinde sorular yöneltiyor.

Naci ailelerin yasayı atlatmaya çalıştığını şu sözlerle açıklıyor:
“Yargıç, bir ailenin çocuğunu evlendirmesine müsade etmeyince aile, kanundan kaçıp kızlarını ‘el-Fatiha’ ile evlendiriyor. Kız 18 yaşına gelince de çift, evli olduklarını ispat etmek için çocukları ile birlikte yargıça gidiyorlar.”

“Başarısız evlilikler”
Bu bağlamda Fas İnsan Hakları Derneği üyesi Abdulaziz Ecbilu “Ne yazık ki bu bölgelerde hala yasal bir izin alamadığında kızlarını Contre ile evlendiren aileler var” diyor.
Ecbilu “genç kız kocası kaçtıktan sonra çocuk eşten bekar bir anneye dönüştüğü ve bu yüzden de evliliği ile çocuğunun soyunu ispatlamada zorluklar yaşadığı için bu evliliklerin büyük bir çoğunun başarısız olduğu” görüşünde.
Ecbilu “Yargıdan genç kız için adaleti sağlamasını ve ailesi evliliğini onaylayana kadar onu korumasını bekliyor. Bu olaya bir son vermek için çocuk evlilikleri suç olmalı ve aynı zamanda genç kızla evlenen kişi ve kızın babası da cezalandırılmalı” ifadelerini de sözlerine ekliyor.

Toplumun reddetmesi
Eclibu “Eşi, genç kızı yüzüstü bırakınca kız bekar ya da boşanmış oluyor bu yüzden toplum tarafından reddediliyor ve küçük olmasına rağmen başına gelenlerden sorumlu tutuluyor” sözleri ile toplumun olaya bakış açısına dikkat çekiyor.
Eclibu Birleşmiş Milletler’in (BM) “2020 Dünya Nüfusunun Durumu” başlıklı raporunun, Fas’ta 18 yaşın altındaki çocukların evlenme oranının yüzde 14’e yakın olduğunun ortaya koyduğunu söyleyerek sözlerini sonlandırıyor.



Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
TT

Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)

Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümünde örgüt, otuz yılı aşkın süre boyunca liderliğini üstlenen ve Genel Sekreterlik makamını siyasi, örgütsel, askeri ve kitlesel açıdan telafisi zor bir ağırlık merkezine dönüştüren Nasrallah’ın yokluğunu henüz gerçek manada aşabilmiş değil.

Hizbullah, Nasrallah ve halefi Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümünü yarın anıyor. Bu kapsamda, Nasrallah’ın Beyrut’un güney banliyölerindeki mezarı başında kitlesel bir tören düzenlenecek. Örgütün yeni Genel Sekreteri Naim Kasım’ın da törende konuşma yapması bekleniyor. Tören nedeniyle eski havalimanı yolu ve Ziyad Rahbani Otoyolu üzerinden mezarlık alanına ulaşan yolların kapatılması ve trafiğin alternatif güzergâhlara yönlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli güvenlik önlemleri alındı.

Hizbullah’a yakın kaynaklar ve örgüte muhalif isimlere göre, mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın selefinin bıraktığı boşluğu doldurmayı başardığı söylenemez. Buna karşılık örgüt içerisindeki karar merkezinde giderek daha belirgin bir dönüşüm yaşandığı, iç inisiyatif alanının daralırken, İran’dan doğrudan gelen kararların ağırlığının arttığı görülüyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)

Örgütün muhalifleri, meselenin yalnızca iki isim arasındaki karizma ve kitlesel görünürlük farkından ibaret olmadığını, aynı zamanda Nasrallah’ın örgüt içerisindeki rolünün niteliğiyle ilgili olduğunu belirtiyor. Nasrallah, siyasi, örgütsel ve askeri liderliği şahsında birleştiriyor; örgütün tabanı ile İran’daki müttefiki arasında temel bağlantı noktası işlevi görüyordu. Bugün ise örgütün daha kolektif ve kurumsal bir liderlik yapısına yöneldiği, ancak seçeneklerin ve kararların şekillendirilmesinde İran’ın daha doğrudan bir rol üstlendiği ifade ediliyor.

Hizbullah’a yakın isimler, örgütün aldığı ağır darbelere rağmen Naim Kasım liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardığını savunurken, muhalifleri Nasrallah sonrası dönemin bir liderlik krizini ve seferberlik kapasitesinde gerilemeyi ortaya çıkardığını, ayrıca Kasım’ın performansı nedeniyle örgüt içerisinde bölünmelerin belirginleştiğini ileri sürüyor.

Yeni koşullara karşı yeni bir performans

Hizbullah’ın tutumuna yakından vakıf siyasi yazar Dr. Kasım Kasir, Nasrallah sonrası dönemde örgütün “uzun süren merkezi liderlik döneminin ardından, iç ve dış birçok engelle karşı karşıya kaldığını” kabul ediyor. Nasrallah’ın 1992’den 2024’e kadar yaklaşık 33 yıl boyunca örgütün yönetimini elinde tuttuğunu ve son derece zor koşullarda öldürüldüğünü belirten Kasir, “İki genel sekreterini (Nasrallah ve Haşim Safiyuddin) ve çok sayıda kadro ve liderini kaybetmesine rağmen Hizbullah, Şeyh Naim Kasım’ın liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi, güvenlik ve örgütsel yapısını yeniden yapılandırmayı başardı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Kasir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah bugün yeni zorluklarla karşı karşıya ve bu durum onu hem iç hem de dış düzeyde farklı bir yaklaşım benimsemeye itti” ifadelerini kullandı. Kasir şöyle devam etti:

“Eğer Hizbullah geçmişte önemli bir bölgesel aktör idiyse, bugün büyük ölçüde iç durumuna, Lübnan’ın güneyine ve İsrail’le mücadeleye odaklanıyor. Doğru, artık iç siyasi sahnede geçmişte olduğu kadar güçlü bir siyasi aktör değil; ancak hâlâ önemli bir siyasi güç ve iç ve dış aktörler onu Lübnan denkleminde başlıca taraflardan biri olarak görmeye devam ediyor.”

Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)
Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)

Nasrallah’ın sahip olduğu ve birçok kişinin Naim Kasım’da bulunmadığını düşündüğü karizma hakkındaki soruya Kasir şu cevabı veriyor:

“Şüphesiz bu karizmanın kendine özgü bir niteliği vardı. Ancak Şeyh Naim, son derece önemli bir örgütsel ve idari kişilik. Çok zor bir dönemde örgütün saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardı. Zira örgüt, siyasi, askeri veya ‘cihatçı’ düzeyde yeni bir yaklaşımı gerektiren farklı bir dönemle karşı karşıya.”

Kayıp liderlik

Buna karşılık, Hizbullah’a muhalif Şii siyasetçi ve “Lübnanlı Demokratlar Koalisyonu” Başkanı Cad el-Ahavi, “Naim Kasım’ın şimdiye kadar Hasan Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurabildiğini söylemek zor” görüşünde.

Ahavi’ye göre mesele yalnızca karizma ile ilgili değil; Nasrallah’ın otuz yılı aşkın süre içerisinde inşa ettiği liderliğin niteliği ve örgütsel, siyasi ve askeri liderliği bir araya getirme ve Hizbullah tabanıyla iletişim kurma becerisiyle ilgili. Ahavi, Kasım’ın ise kitlelere hitap etmekten ziyade örgütsel ve ideolojik bir geçmişten geldiğini, onlarca yıl boyunca Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulunduğunu ve hiçbir zaman örgütün birincil ağırlık merkezi olmadığını belirtiyor.

Ahavi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın kamuoyuna yönelik görüntülü konuşmalarının niteliğine de dikkat çekiyor. Kasım’ın ekran üzerinden konuştuğunu ancak bunun Nasrallah’ın imajının temel unsurlarından biri olan halkla doğrudan temasın yerini tutmadığını belirten Ahavi, bazı görüntülü konuşmaların “son derece kontrollü ve kurgulanmış” olduğunu, bunun da zaman zaman izleyicide “doğrudan kitlesiyle etkileşim kuran siyasi bir liderden ziyade yapay zekâyla üretilmiş bir görüntü veya karakterle karşı karşıyaymışız” izlenimi oluşturduğunu belirtiyor.

Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)
Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)

Ahavi şöyle devam ediyor:

“Nasrallah yalnızca bir genel sekreter değildi; örgütün tabanı açısından seferberlik, ikna ve karar alma mekanizmasının bir parçasıydı. Naim Kasım ise şimdiye kadar bu işlevlerin tamamını devralabildiğini kanıtlayamadı. Dolayısıyla mesele artık yalnızca Kasım’ın Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurup dolduramayacağı değil; Hizbullah’ın kendisinin, eski liderlik yapısının önemli bir bölümünün çökmesinin ardından benzer bir liderlik üretebilip üretemeyeceğidir.”

Kararların adresi İran

Siyasi aktivist ve Lübnan Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Dr. Mona Fayad ise Hizbullah’ın insanları seferber etme kapasitesine dikkat çekiyor. Fayad, Naim Kasım’ın Genel Sekreterliği döneminde bu kapasitenin büyük ölçüde gerilediğini belirterek, “Örgüt, Kasım’ı destekleyenlerle ona karşı çıkanlar arasında iç bölünmeler yaşıyor. Bu durum karar alma biçimini ve mevcut dönemin yönetilmesini etkiledi” diyor.

Mona Fayad, Kasım’ın mevcut performansının “İsrail’e hizmet ettiğini” ve bu nedenle İsrail’in onu hedef almasının kendi çıkarına olmayacağını savunuyor. Fayad ayrıca örgüt içerisindeki kararların artık doğrudan İran’dan geldiğini ve Lübnan’daki karar alma alanının asgari düzeye indiğini düşünüyor.

Bu bağlamda Fayad, İran’ın Beyrut’taki büyükelçisinin görevde kalması konusunda gösterdiği “ısrara” da dikkat çekiyor. Fayad’a göre büyükelçinin rolü diplomatik faaliyetlerin ötesine geçerek, güvenlik alanındaki görevlere uzanıyor. Büyükelçiyi “istihbarat görevlisi” olarak nitelendiren Fayad, Tahran’ın yürüttüğü görevleri tamamlayabilmesi için onun görevde kalmasını istediğini ileri sürüyor.


Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.