Irak Başbakanı Kazimi’nin önündeki yeni sorun: Sınır kapılarında devlet kontrolünü sağlamak

Irak ile İran arasındaki Eş-Şelamce Sınır Kapısı  (Arşiv_Reuters)
Irak ile İran arasındaki Eş-Şelamce Sınır Kapısı (Arşiv_Reuters)
TT

Irak Başbakanı Kazimi’nin önündeki yeni sorun: Sınır kapılarında devlet kontrolünü sağlamak

Irak ile İran arasındaki Eş-Şelamce Sınır Kapısı  (Arşiv_Reuters)
Irak ile İran arasındaki Eş-Şelamce Sınır Kapısı (Arşiv_Reuters)

Ahmed es-Suheyl
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi, sınır kapılarındaki yolsuzluklara son vermek ve kapılarda devlet kontrolünü sağlamak için hamle yapma konusunda işaretler vermeye devam ediyor.
Bazı gözlemciler, Kazimi’nin bu meseleyi çözebilme gücüne sahip olduğuna şüpheyle yaklaşırken, diğer bazı gözlemciler ise böyle bir adımın sınır kapılarında büyük bir etkiye sahip olan çetelerin ve silahlı grupların geçiş güvenliğini tehlikeye atmalarına sebep olabileceğine dikkat çekiyorlar. Gözlemciler ayrıca Kazimi’nin verdiği sözler arasında bu sorunun çözümünün de yer aldığına işaret ediyorlar.

Başbakan Kazimi’nin verdiği sözler
Ülke sınırlarında denetimin sağlanmasına ilişkin taahhüdünü birçok münasebetle dile getiren Kazimi, daha önceki bir açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Kapılarda yılda milyarlarca dolar zarar ediyoruz. Bazı zamanlarda çeteler, silahlı gruplar, haydutlar ve nüfuz sahipleri kapıları kontrol ediyor. En yakın zamanda devlet içindeki bazı idari mevkileri değiştirmek için bir dizi önlem alacağız. Bunun akabinde de hükümetin hamlesini çarpıtma kampanyalarına tanık olacağız. Çünkü bu değişikliklerden zarar görenler olacak. Kapılarda kontrolü yeniden sağlamak için yakında bir hamle yapacağız” ifadelerini kullanmıştı. Sınır kapılarından elde edilen vergiler halkın malıdır, nüfuz sahipleri veya kamuoyu çıkarının aleyhine olacak şekilde iradelerini dayatan silah sahiplerinin değil.”
Başbakanlık Sözcüsü Ahmed Molla Talal, 30 Haziran’da yaptığı açıklamada, “Ülke genelinde sınır kapılarının devletin kontrolüne almasını hedefleyen kararlı faaliyetlerin başlaması yakındır” dedi.

Meselenin boyutları
Kazimi hükümeti bu adımını sadece ekonomik sıkıntıların ülkede hakim olduğu bu ortamda bütçeye kaynak sağlamak amacıyla değil bunun yanı sıra İran destekli silahlı güçlerin etkisine son verme çabaları kapsamında da değerlendirmek gerekir. Zira gözlemci ve milletvekillerin aktardıklarına göre, bazı silahlı gruplar sınır kapılarındaki kaçakçılık ve yolsuzluklardan fayda sağlıyor.
Sınırları kontrol altına almak amacıyla yapılacak hamlenin yaklaştığı yönündeki tahminlerin giderek artması ve İran’ın ekonomik kriz nedeniyle Iraklı silahlı örgütlere cılız fonlar aktardığına ilişkin yapılan sızdırmalar, Kazimi’nin bu gruplara baskı uygulamak için siyasi ve ekonomi araçlara başvuracağı varsayımını güçlendiriyor.
Kazimi’nin tüm bu sorunları çözmeye güç yetirebileceğine ihtimal vermeyen gözlemciler, buna gerekçe olarak Kazimi’nin, verdiği sözleri tutmak için gerekli olan özgürce hareket etme imkanını engelleyen siyasi iradeye bağımlı olduğunu ve adımlarını destekleyecek bir Meclis şemsiyesinden mahrum olduğunu ifade ediyorlar.

Silahlı grupların finans kaynaklarını kurutmak
Yapılan sızdırmalara göre, Kazimi sınır kapılarını kontrol altına alma görevini Terörle Mücadele Kurumu’na devretti.
Hükümete yakın kaynaklar, “Sınır kapılarını kontrol etme meselesinin, hükümetin yolsuzlukla mücadele ve gelir kaynaklarını çeşitlendirme kararlılıkla bağlantılı olduğu kadar, yasa dışı bazı silahlı grupların finans kaynaklarını kurutulmasıyla da ilgili olduğunu” söylüyorlar.
Gözlemciler, sınırları kontrol etmenin Terörle Mücadele Kurumu’nun görev sınırları içinde yer almadığını savunurken, kaynaklar “bu kapıların artık yasadışı silahlı gruplara çalıştığını ve bu durumun Terörle Mücadele Kurumu’na müdahale hakkı tanıdığını” belirtiyorlar.
Irak’ta ithalat hacminin yaklaşık 60 milyar dolara ulaştığına işaret eden uzmanlar, yıllık ithalat gelirinin 8 milyar dolara kadar çıktığını ancak bu paradan devletin kasasına giren miktarın 800 milyon doları geçmediğine dikkat çekiyorlar.

İran Devrim Muhafızları Ordusu ile yapılan anlaşmalar
Iraklı Bağımsız Milletvekili Basim Haşşan, Independent Arabia’ya verdiği demeçte, “İslami partiler ve silahlı gruplar, Irak’ın güneyindeki sınır kapılarını kontrol ediyor. Sınırın diğer tarafını da İran Devrim Muhafızları Ordusu kontrol ediyor. Bu durum bazı ticaret çeşitlerinin birbiriyle anlaşma yapan silahlı gruplar ile Devrim Muhafızları Ordusu arasında sınırlı kalmasına neden oluyor. Bununla rekabet etmek mümkün olmuyor” dedi.
Haşşan, konuşmasının devamında şunları söyledi:
“Irak’ın kuzeyinde de Kürt partiler aynı yolu izliyor. İran ile yapılan resmi ve gayri resmi ticaretin hacmi, devasa boyutlara ulaşıyor. Gerçek ticaret hacmine dair rakamlar gizleniyor. Sınır kapılarından 10 milyar bandını aşan gelirler elde edilebilir. Kapıların kontrol altına alınmasıyla ilgili harekete geçilmesi halinde kapıları kontrol eden siyasi partiler ve silahlı gruplar gerginliği tırmandırma yolunu seçebilirler. Bu noktada İran’daki ekonomik kriz nedeniyle silahlı gruplara yapılan yardımların durduğunu ve bu grupların sınır kapılarını ve kaçakçılığı şu an tek gelir kaynağı olarak gördüklerine dikkat çekmek gerekir. Silahlı gruplar ve siyasi gruplar, İran ve Suriye’den buğday ve arpa alarak bunları piyasada Irak menşeli diyerek satıyorlar.”

Silah, para ve uyuşturucu kaçakçılığı
Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı İhsan eş-Şammari, “Ülkenin mali sorunlar yaşadığı bu dönemde kamu bütçesine yardımcı olacak bir kaynak olması nedeniyle sınır kapılarının kontrol altına alınması artık bir zorunluluk haline geldi” dedi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’ya aktardığı habere göre Şammari, “Bu adım, hükümet ile siyasi grupların çatışmasına neden olacak. Çünkü bu kapılar artık söz konusu grupların en önemli gelir kapılarından biri haline geldi. Bunun yanı sıra resmi olmayan sınır geçitleri silah, para ve uyuşturucu kaçakçılığı aracına dönüştü. Sınır kapılarının kontrol altına alınması yalnızca gelir çeşitliliği oluşturmak için değil, aynı zamanda devlet otoritesi ve iç güvenliği sağlamak ve siyasi partiler ile bunların silahlı kanatlarının bu gelirlerden nemalanmasına son vermek için gayet önemli. Bu görevin başarısı, devletin aldığı kararları sınır kapılarında ne ölçüde uygulayabileceğine bağlı” ifadelerini kullandı.

Zor bir mesele
Gazeteci yazar Felah ez-Zehebi, Kazimi’nin yolsuzluk ve kontrol dışı silahlara karşı iyi bir sınav veremediğini ve bu durumun sınır kapılarını kontrol etme hamlesinin oldukça zor geçeceği izlenimi verdiğini söyledi.
Independent Arabia’ya konuşan Zehebi şunları kaydetti:
“Sınırlarda kontrolü sağlamak, siyasi irade ve Meclis çatısı altındaki siyasi gruplarla birtakım anlaşmaları gerektirir. Çünkü bu gruplar Başbakan Kazimi’yi düşürebilirler. Bu gruplar Kazimi ile bu konuda asla müzakere kapısını açmayacak. Çünkü bu kapılardan faydalanıyorlar. Bu mesele yalnızca Iraklı aktörlerin iradeleriyle çözülemez bilakis bu meselenin çözümü için bölgesel ve uluslararası anlaşmalar gerekiyor.”

Medya manevrası
Güvenlik konularında araştırmalar yapan Ahmed eş-Şerifi, Independent Arabia’ya verdiği demeçte, “Kazimi yaptığı hareketlerde, icraat yapmaktan ziyade daha önce medyada yaptığı açıklamasından manevra yapmaya odaklandı. İcraata geçtiği vakit, bu yönde vereceği çabalar daha önce ABD güçlerinin hedef alınmasını engellemeye dönük çabaları gibi başarısızlıkla sonuçlanacak. Hükümet, partilerin finans kaynaklarını kurutmayı arzuluyor ancak bunu yapacak gücü yok” dedi.
Şerifi, Terörle Mücadele Kurumu’nun resmi sınır kapılarında kontrolü sağlama gücüne sahip olup olmadığı konusunda, “Bu bağlamda en önemli mesele, kota sistemine göre şekillenen idari birimleri değiştirmektir” ifadesini kullandı.
Ülkedeki güvenlik kurumlarında yaşanan yolsuzluklar nedeniyle gayri resmi yollardan yapılan kaçakçılığın durdurulmasının mümkün olmadığını belirten Şerifi, konuşmasının devamında şunları söyledi:
“Terörle Mücadele Kurumu, sınırların alanlarının çok geniş olması ve kaçakçılık için kullanılan güzergahların sürekli değişmesi nedeniyle bu alanların tamamını kapsamı altına alma gücüne sahip değildir.”
Irak Sınır Kapıları Kurumu’ndan önceki gün yapılan açıklamada, Kurum Başkanı Ömer el-Vaili ile Başbakan Kazimi arasında yapılan toplantıyla ilgili bilgi verildi.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Sınır kapılarında çalışma mekanizmasının denetimini sıkılaştıracak bir dizi tedbir alınması hususunda uzlaşı sağlandı. Gelirleri artıracak planlamaların yapılması, amacı devletin gücünü hafife almak olan her türlü dış müdahalenin engellenmesi ve sınır kapılarında çalışanlara güvenli bir ortam hazırlanmasına vurgu yapıldı.”
Toplantı sırasında sınır kapılarında kontrolü sağlamak amacıyla önemli kararlar alındığına dikkat çekilen açıklamada, sınır kapılarında güvenlik kontrolü, inceleme, denetleme ve kontrol işlemlerinin tavizsiz bir biçimde yürütülmesi için yasalar ve yönetmeliklerin tanıdığı yetkilerin kullanılacağı belirtildi.



Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
TT

Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)

Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümünde örgüt, otuz yılı aşkın süre boyunca liderliğini üstlenen ve Genel Sekreterlik makamını siyasi, örgütsel, askeri ve kitlesel açıdan telafisi zor bir ağırlık merkezine dönüştüren Nasrallah’ın yokluğunu henüz gerçek manada aşabilmiş değil.

Hizbullah, Nasrallah ve halefi Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümünü yarın anıyor. Bu kapsamda, Nasrallah’ın Beyrut’un güney banliyölerindeki mezarı başında kitlesel bir tören düzenlenecek. Örgütün yeni Genel Sekreteri Naim Kasım’ın da törende konuşma yapması bekleniyor. Tören nedeniyle eski havalimanı yolu ve Ziyad Rahbani Otoyolu üzerinden mezarlık alanına ulaşan yolların kapatılması ve trafiğin alternatif güzergâhlara yönlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli güvenlik önlemleri alındı.

Hizbullah’a yakın kaynaklar ve örgüte muhalif isimlere göre, mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın selefinin bıraktığı boşluğu doldurmayı başardığı söylenemez. Buna karşılık örgüt içerisindeki karar merkezinde giderek daha belirgin bir dönüşüm yaşandığı, iç inisiyatif alanının daralırken, İran’dan doğrudan gelen kararların ağırlığının arttığı görülüyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)

Örgütün muhalifleri, meselenin yalnızca iki isim arasındaki karizma ve kitlesel görünürlük farkından ibaret olmadığını, aynı zamanda Nasrallah’ın örgüt içerisindeki rolünün niteliğiyle ilgili olduğunu belirtiyor. Nasrallah, siyasi, örgütsel ve askeri liderliği şahsında birleştiriyor; örgütün tabanı ile İran’daki müttefiki arasında temel bağlantı noktası işlevi görüyordu. Bugün ise örgütün daha kolektif ve kurumsal bir liderlik yapısına yöneldiği, ancak seçeneklerin ve kararların şekillendirilmesinde İran’ın daha doğrudan bir rol üstlendiği ifade ediliyor.

Hizbullah’a yakın isimler, örgütün aldığı ağır darbelere rağmen Naim Kasım liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardığını savunurken, muhalifleri Nasrallah sonrası dönemin bir liderlik krizini ve seferberlik kapasitesinde gerilemeyi ortaya çıkardığını, ayrıca Kasım’ın performansı nedeniyle örgüt içerisinde bölünmelerin belirginleştiğini ileri sürüyor.

Yeni koşullara karşı yeni bir performans

Hizbullah’ın tutumuna yakından vakıf siyasi yazar Dr. Kasım Kasir, Nasrallah sonrası dönemde örgütün “uzun süren merkezi liderlik döneminin ardından, iç ve dış birçok engelle karşı karşıya kaldığını” kabul ediyor. Nasrallah’ın 1992’den 2024’e kadar yaklaşık 33 yıl boyunca örgütün yönetimini elinde tuttuğunu ve son derece zor koşullarda öldürüldüğünü belirten Kasir, “İki genel sekreterini (Nasrallah ve Haşim Safiyuddin) ve çok sayıda kadro ve liderini kaybetmesine rağmen Hizbullah, Şeyh Naim Kasım’ın liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi, güvenlik ve örgütsel yapısını yeniden yapılandırmayı başardı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Kasir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah bugün yeni zorluklarla karşı karşıya ve bu durum onu hem iç hem de dış düzeyde farklı bir yaklaşım benimsemeye itti” ifadelerini kullandı. Kasir şöyle devam etti:

“Eğer Hizbullah geçmişte önemli bir bölgesel aktör idiyse, bugün büyük ölçüde iç durumuna, Lübnan’ın güneyine ve İsrail’le mücadeleye odaklanıyor. Doğru, artık iç siyasi sahnede geçmişte olduğu kadar güçlü bir siyasi aktör değil; ancak hâlâ önemli bir siyasi güç ve iç ve dış aktörler onu Lübnan denkleminde başlıca taraflardan biri olarak görmeye devam ediyor.”

Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)
Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)

Nasrallah’ın sahip olduğu ve birçok kişinin Naim Kasım’da bulunmadığını düşündüğü karizma hakkındaki soruya Kasir şu cevabı veriyor:

“Şüphesiz bu karizmanın kendine özgü bir niteliği vardı. Ancak Şeyh Naim, son derece önemli bir örgütsel ve idari kişilik. Çok zor bir dönemde örgütün saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardı. Zira örgüt, siyasi, askeri veya ‘cihatçı’ düzeyde yeni bir yaklaşımı gerektiren farklı bir dönemle karşı karşıya.”

Kayıp liderlik

Buna karşılık, Hizbullah’a muhalif Şii siyasetçi ve “Lübnanlı Demokratlar Koalisyonu” Başkanı Cad el-Ahavi, “Naim Kasım’ın şimdiye kadar Hasan Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurabildiğini söylemek zor” görüşünde.

Ahavi’ye göre mesele yalnızca karizma ile ilgili değil; Nasrallah’ın otuz yılı aşkın süre içerisinde inşa ettiği liderliğin niteliği ve örgütsel, siyasi ve askeri liderliği bir araya getirme ve Hizbullah tabanıyla iletişim kurma becerisiyle ilgili. Ahavi, Kasım’ın ise kitlelere hitap etmekten ziyade örgütsel ve ideolojik bir geçmişten geldiğini, onlarca yıl boyunca Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulunduğunu ve hiçbir zaman örgütün birincil ağırlık merkezi olmadığını belirtiyor.

Ahavi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın kamuoyuna yönelik görüntülü konuşmalarının niteliğine de dikkat çekiyor. Kasım’ın ekran üzerinden konuştuğunu ancak bunun Nasrallah’ın imajının temel unsurlarından biri olan halkla doğrudan temasın yerini tutmadığını belirten Ahavi, bazı görüntülü konuşmaların “son derece kontrollü ve kurgulanmış” olduğunu, bunun da zaman zaman izleyicide “doğrudan kitlesiyle etkileşim kuran siyasi bir liderden ziyade yapay zekâyla üretilmiş bir görüntü veya karakterle karşı karşıyaymışız” izlenimi oluşturduğunu belirtiyor.

Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)
Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)

Ahavi şöyle devam ediyor:

“Nasrallah yalnızca bir genel sekreter değildi; örgütün tabanı açısından seferberlik, ikna ve karar alma mekanizmasının bir parçasıydı. Naim Kasım ise şimdiye kadar bu işlevlerin tamamını devralabildiğini kanıtlayamadı. Dolayısıyla mesele artık yalnızca Kasım’ın Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurup dolduramayacağı değil; Hizbullah’ın kendisinin, eski liderlik yapısının önemli bir bölümünün çökmesinin ardından benzer bir liderlik üretebilip üretemeyeceğidir.”

Kararların adresi İran

Siyasi aktivist ve Lübnan Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Dr. Mona Fayad ise Hizbullah’ın insanları seferber etme kapasitesine dikkat çekiyor. Fayad, Naim Kasım’ın Genel Sekreterliği döneminde bu kapasitenin büyük ölçüde gerilediğini belirterek, “Örgüt, Kasım’ı destekleyenlerle ona karşı çıkanlar arasında iç bölünmeler yaşıyor. Bu durum karar alma biçimini ve mevcut dönemin yönetilmesini etkiledi” diyor.

Mona Fayad, Kasım’ın mevcut performansının “İsrail’e hizmet ettiğini” ve bu nedenle İsrail’in onu hedef almasının kendi çıkarına olmayacağını savunuyor. Fayad ayrıca örgüt içerisindeki kararların artık doğrudan İran’dan geldiğini ve Lübnan’daki karar alma alanının asgari düzeye indiğini düşünüyor.

Bu bağlamda Fayad, İran’ın Beyrut’taki büyükelçisinin görevde kalması konusunda gösterdiği “ısrara” da dikkat çekiyor. Fayad’a göre büyükelçinin rolü diplomatik faaliyetlerin ötesine geçerek, güvenlik alanındaki görevlere uzanıyor. Büyükelçiyi “istihbarat görevlisi” olarak nitelendiren Fayad, Tahran’ın yürüttüğü görevleri tamamlayabilmesi için onun görevde kalmasını istediğini ileri sürüyor.


Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.