Rusya, ABD’den intikam mı alıyor?

Rusya, ABD’den intikam mı alıyor?
TT

Rusya, ABD’den intikam mı alıyor?

Rusya, ABD’den intikam mı alıyor?

Donald Trump Başkanlığındaki mevcut ABD yönetimi, eski Başkan Barack Obama yönetiminin politikalarından açıkça ayrı bir yol takip ediyor. Ukrayna’nın doğusunda Rusya sınırını çevreleyen sert savaştan tam 3 yıl sonra ABD tersanesinden Ukrayna ordusuna güçlü silahlar sağlanırken, Kremlin destekli ayrılıkçılara karşı devam eden mücadelesi kapsamında, doğrudan Kiev hükümetine askeri yardımlar suretinde, ‘Javelin’ tanksavar füzeleri teslim edildi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in son ABD hamlesine verdiği yanıt, olayların ufkunda bir tırmanışın yaşandığı uyarısı içerdi. Öyle ki Ukrayna’nın ayrılıkçı bölgesine gönderilen silahlar, (birçok analistin Afganistan’a açıkça işarette bulunduğu) diğer bölgelerde devam eden çatışmalara kolayca iletilebilir.
Rusya’nın, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) Afgan mücahitlerin silahlandırılmasında oynadığı açık rolden başlayarak, Rus kontrolündeki bölgelerde zorbalığa, belki de ABD nüfuzunun genişlemesine karşı şikayetleri onlarca yıldır birikiyor.
Afganistan ve Ukrayna’daki geçmiş ve mevcut şimdiki şiddetli çatışmaların, son olarak ABD güçlerinin 2018’de onlarca Rus paralı askeri öldürmeyi başardığı Suriye’deki, aynı şekilde Afganistan ve Ukrayna’daki çatışmaların geride bıraktığı acı birikimleri, Rus istihbaratını ve Afgan Talibanı’nı bir araya getiren yakın bağın sırrını açıklamaya yardımcı oldu. Ukrayna’da, Başkan Donald Trump yönetimi, savaşta kullanılmaması şartıyla Ukrayna ordusuna ‘Javelin’ tanksavar füzeleri göndermeyi başardı.
Rus yetkililerin ve yorumcuların tepkileri, CIA yetkililerinin ‘Rus askeri istihbarat servisinin Taliban’a finansal ödüller sağlamak için tırmanış sınırına ulaştığı’ verilerine dayalı olarak, geçen hafta New York Times gazetesinin yayınladığı bir raporda açık bir öfkeyle doluydu.
Rus askeri istihbaratı ve Afganistan’daki ABD askeri varlığını hedef alıcı saldırılar gerçekleştiren Taliban bağlantılı militanlar arasında bir arabulucu olarak, Afgan kimliği taşıyan ABD’li yetkililerin açıklamalarına göre ABD istihbaratının ortaya koyduğu elektronik bildiriler ve yazışmalar, Rus askeri istihbaratının Taliban Hareketi’yle ilgili bir banka hesabına büyük miktarlarda para transfer ettiğini gösterdi.
Rus yetkililer, daha önce Sovyetler’e bağlı birçok Kızıl Ordu kuvvetini hedef alan ve öldüren, Afgan savaşçılar tarafından benimsenmiş birçok görüşle tutarlı teröristler olarak, radikalizm yanlısı bir İslamcı gruptan göreve alınan katillerden faydalanma fikriyle alay etti.
Geçen hafta devlete bağlı bir haber ajansına açıklamada bulunan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Afganistan Özel Temsilcisi Zamir Kabulov, Rusya’nın Taliban’a yaptığı para transferlerine ilişkin raporu, ABD kuvvetlerinin Afganistan’dan geri çekilmemesiyle tutarlı bir ‘iftira ve yalancılık’ eylemi olarak niteledi. Kabulov, ABD’lilerin herhangi bir kanıt olmaksızın bu tür bir saçmalık üreterek, başarısızlıklarını haklı çıkarmaya çalıştığını vurguladı. Öfke dolu inkar açıklamalarının ortasında Rusya’ya göre ABD’nin, dış politikalarının aşırılıkları nedeniyle daha önce başkalarının da tattığı bazı acıların tadını çıkardığına dair net hatırlatmalar ortaya çıktı.
Trump’ı destekleyen ve Rusya’da komplo teorisyenliği ile tanınan Rus parlamenter Alexei Zouravliov Rusya’daki takipçilere, “ABD’nin, fırlattığı ateş topunun günü geldiğinde kendi kapılarına çarpacağının farkında olduğunu” ifade etti.
1980’li yıllarda CIA’nin “Rusya’nın Afganistan’daki düşmanlarını” silahlandırmak için denetlediği gizli program olan ‘Siklon Operasyonu’na atıfta bulunan Alexei Zouravliov, “ABD, bu savaşta binlerce Rus askeri öldürmek için silah sevkiyatlarına milyarlarca dolar harcadı. Bu köklü ve tartışılmaz bir gerçektir” dedi. Zouravliov, Rusya’nın Taliban’a para transferi yaptığına ilişkin raporu da yalanlarken, raporun tamamen yanlış olduğunu vurguladı. Alexei Zouravliov, “Onlara para gönderdiğimizi farz edelim (Taliban’ı kastediyor). Daha sonra öldürülen ABD askeri sayısının hakkında onlardan bilgi aldık mı?” dedi. Özel Temsilci, “Sayı, 22’yi geçmeyecek” diyerek, Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Afganistan’daki ABD askerlerini öldürmeyi amaçlayan herhangi bir programa imzası olduğunu doğrulayacak tek bir ezici kanıtın bulunmadığına dikkati çekti. Bağımsız uzmanlar da konuya ilişkin olarak, Rusya Devlet Başkanının bu tür programları kabul edeceğinin çok şüpheci olduklarını söyledi.
Öte yandan Putin döneminde Rusya, uzun yıllar boyunca özellikle de Sovyetler Birliği’nin çöküşünden bu yana ABD’nin kendisine verdiği ciddi zarardan ve Washington’un geçmiş eylemlerine yönelik faturayı ödetme arzusundan kaynaklanan gerçek acıların gölgesinde yaşıyor.
Moskova’daki Çağdaş Afganistan Araştırmaları Merkezi’nin önde gelen uzmanlarından Andrei Sirenko, Rusya hükümetinin ABD kuvvetlerinin Afganistan’dan geri çekildiğini görmek gibi bir arzusunun olmadığını belirtti. Aynı şekilde Sirenko, Rusya hükümetinin nihayetinde Taliban ve diğer Afgan savaş ağalarıyla çeşitli bağları ve ilişkileri güçlendirerek, ABD kuvvetlerinin Afganistan’dan geri çekilmesine hazırlandığını ifade etti. Andrei Sirenko, gelecekte Afgan olaylarının yüzünü şekillendirmeye çalışılacağı ve Washington’a karşı kullanışlı araçlar sunulacağı umuduyla bu hazırlığı, finansal yardım ve diğer teşvik araçlarıyla yaptığını vurguladı.
Sirenko, Taliban’ın da diğer birçok Afgan silahlı grubu gibi Rusya, ABD ve Çin de dahil olmak üzere dış kaynakları kullanma ve dış yardımlar sağlama hususunda bir geçmişe sahip olduğunu belirtti. Uzman, “Bu durum onlar açısından kesinlikle iyi. Bu, Afganistan’daki en başarılı ve karlı işlerden biri” diyerek, Rusya’nın Afganistan’da ABD için birçok sorun oluşturmayı başarması halinde ABD’lilerin Ukrayna ve Suriye’de Rusya açısından son derece az sorunlara neden olacağını belirtti.
Rusya hükümeti, Zamir Kabulov’un, ‘Taliban tarafından esir tutulan Rus pilotların serbest bırakılması hususunda müzakere etmek için’ ülkenin güneyinde Taliban’ın kalesi sayılan Kandehar şehrini ziyaret ettiği 1995 yılından başlayarak, Taliban ile yıllardır temas halinde. Nihayetinde Rus pilotlar uçaklarıyla evlerine dönmeyi başardı. Ancak olayın detayları hala belirsiz. Her şeye rağmen tamamen kesin olan şey ise, Rusya ile Taliban arasındaki ilk müzakere turunun parayla ilgili olduğu.
Afganistan’daki Sovyet savaşı sırasında Sovyet İstihbaratında eski bir subay ve 2018 yılına kadar Rusya’nın Afganistan’daki diplomatlarından biri olan Vasily Kravtsov, Taliban tarafından esir alınan pilotlara ilişkin müzakere turları hakkında “Her şey parayla ilgiliydi” dedi.
Vasily Kravtsov, Rusya hükümetinin o tarihten bu yana koalisyon askerlerini hedef almak ve öldürmek amacıyla Taliban’a para transfer ettiği iddialarını yalanladı.
1980’lerde Afganistan’da Kızıl Ordu saflarında savaşan bir asker olan Igor Yerin, Afgan savaş alanlarında hiçbir zaman ABD askerine tanık olmadığını, ancak ABD’lilerin uçaksavar füzelerle her yerde olduklarını vurguladı. Stinger uçaksavar füzeler, CIA tarafından denetlenen gizli bir programın bir parçası olarak, ABD tarafından Afgan mücahitlerin eline geçmişti. Afgan mücahitler, ABD’nin yardımıyla yüzlerce Sovyet savaş uçağı ve helikopterini vurmayı başardı. Bu durum da yaklaşık 10 yıl süren şiddetli bir savaşta dengeleri değiştirdi.
Şu an eski Sovyet askeri Igor Yerin, Moskova’da Afgan savaşının acı dolu hatıralarına dair küçük bir müze işletiyor. Müzede, CIA’in gizli programının bir parçası olarak Sovyet askerlerini öldürmek için gönderilen dizi mayın ve çeşitli ABD silahları sergileniyor.
Vladimir Putin, yirmi yıl önce iktidara gelmesinden kısa süre sonra 2001 yılında terörle mücadele hususunda eski ABD Başkanı George Bush’a destek taahhüdünde bulundu. Putin ayrıca, Taliban’ı Afganistan yönetiminden devirme amaçlı bir ABD kampanyasında işbirliği yaptı. Ancak kısa bir süre sonra Washington’un güvenilir bir ortak olduğu fikrinden kuşku duymaya başladı ve dünyada yaşanan sorunların çoğu için ABD’yi suçlamaya başladı.
Putin, “Tek egemenin, tek efendinin olduğu bir dünya demektir” nitelemesini yaptığı 2007 yılında Münih’te güçlü bir dille yaptığı bir konuşmada açık bir kınamaya maruz kaldı. Putin, konuşması sırasında ABD’nin bilinen her alanda ulusal sınırlarını aştığını belirtti.
Rusya Devlet Başkanı, o günden itibaren hesapların tasfiyesi politikasını benimsedi ve bu konuda, çoğu zaman Putin, göreve başlamadan önce ABD’nin yurt dışındaki genişlemesini sınırlandırmayı başaran Rus askeri istihbaratının yardımını kullandı. Putin, Rusya Federasyonu’nun başkanı olduğundan beri Rus askeri istihbaratı, başkalarına geniş çapta zarar vermekle suçlanıyor.
Son zamanlarda yapılan bir röportajda Rus Askeri İstihbarat Teşkilatı’nın Eski Başkanı Valentin Korabelnikov, bir Rus devlet televizyonuna 1999’da NATO kuvvetlerinin şehre gelişinden birkaç saat önce başkent Priştine’deki havalimanını işgal etmek hedefiyle Rus askerlerinin ve zırhlı araçların Kosova topraklarında nasıl çılgınca bir operasyon düzenlediklerini anlattı. Korabelnikov’un belirttiği gibi bu operasyon, Rusya’nın prestij ve egemenliğiyle ilgiliydi ve Rus devletinin asla göz ardı edilemeyeceğini gösterdi.
Moskova’daki Rus Askeri İstihbaratı binasındaki eski ofisinde konuşan Korabelnikov, teşkilatın, henüz açıklanmayan gizli operasyonlar düzenlediğini ve yürüttüğünü ifade etti. Valentin Korabelnikov, “Biz ve diğer kardeşlerimizin (1990’ların sonunda Vladimir Putin başkanlığındaki Rusya Dış İstihbarat Teşkilatı ve Rus İç Güvenlik Ajansı’na atıfta bulunuyor) gerçekleştirdiği operasyonların büyük çoğunluğu tamamen gizli ve kapalıydı” dedi.
Öte yandan Afgan savaşının Rusya üzerindeki yıkıcı etkileri üzerine doktora yapmış olan Rus güvenlik hizmetlerine dair önde gelen uzman Mark Galeotti, “Rus askeri istihbarat teşkilatının eski savaş muhafızlarından bazıları, Sovyet askerlerinin Afganistan’da ABD silahlarıyla öldürülmesinin intikamını almak için Afganistan’daki ABD askerlerini öldürmeyi amaçlayan bir plan sundu” ifadelerini kullandı. Ancak bu tür planların varlığından ve Rusya siyasi liderliğinin onayını aldıklarından şüphe duyduğunu belirten Galeotti, resmi bir onay olmaksızın bu planların uygulanamayacağını ifade etti.
Geçmiş tarihlerde Afganistan’da silah arkadaşlarını kaybeden Igor Yerin de Afganistan’daki askerlik hizmetinin çoğunu Kunduz’un yakınlarında geçirdiğini ve birliğindeki siyasi güvenlik subaylarının sözlerine inanmadığını söyledi. Yerin’e göre subaylar, ‘1979 yılında Sovyetlerin Afganistan’ı işgalinin, ABD’nin Sovyetler Birliği’nin arka bahçesine yaklaşmasını önlemek için gerekli’ olduğunu söylüyordu.
Igor Yerin, “Onların sözlerine bugün inanıyorum. Afganistan bize en yakın komşu ülke” dedi. Parmağını, küçük müzesinin duvarında asılı olan Sovyetler Birliği’nin büyük ve eski bir haritasında güney sınırlarına işaret eden Yerin, “Burada yaşananlar, Rusya’da bizim için Washington’daki diğerler yetkililere göre daha önemlidir” dedi.



Avrupa ve 2030 Savaşı’na hazırlık ikilemi

Litvanya’da düzenlenen ortak topçu atış tatbikatı sırasında Fransa ve Litvanya askerleri (AFP)
Litvanya’da düzenlenen ortak topçu atış tatbikatı sırasında Fransa ve Litvanya askerleri (AFP)
TT

Avrupa ve 2030 Savaşı’na hazırlık ikilemi

Litvanya’da düzenlenen ortak topçu atış tatbikatı sırasında Fransa ve Litvanya askerleri (AFP)
Litvanya’da düzenlenen ortak topçu atış tatbikatı sırasında Fransa ve Litvanya askerleri (AFP)

Antoine el-Hac

Avrupa’da savaşın genişleme ihtimali artık uzak bir senaryo ya da teorik bir varsayım olarak tartışılmıyor. Ukrayna’da savaşın başlamasından bu yana kıta, askeri çatışmanın siber saldırılar, sabotajlar, hava sahası ihlalleri, dezenformasyon kampanyaları ve altyapıya yönelik baskıyla iç içe geçtiği yeni bir güvenlik dönemine girdi. NATO’nun yakın zamanda bir saldırıya işaret eden herhangi bir belirti bulunmadığını vurgulamayı sürdürmesine rağmen, Avrupa’da on yılın sonuna doğru Rusya ile olası bir savaşa hazırlık konusunda giderek daha fazla konuşulması endişe yaratıyor.

Almanya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Carsten Breuer, Batı Almanya’daki Nörvenich Hava Üssü’nü ziyaret ederken (AFP)  Avrupa’daki tablo b
Almanya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Carsten Breuer, Batı Almanya’daki Nörvenich Hava Üssü’nü ziyaret ederken (AFP)

 

Avrupa’daki tablo bu nedenle iki paralel mesaj taşıyor: Birincisi, daha geniş çaplı bir çatışma riski Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana hiç olmadığı kadar ciddi hale geldi. İkincisi ise topyekûn savaşın şu aşamada yarın ya da öbür gün gerçekleşmesi beklenen bir senaryo olmadığı. Mevcut endişeler esas olarak ‘hibrit savaş’ kapsamındaki olayların birikmesine ve Moskova’nın ittifakın karşılık verme kapasitesini test etmek amacıyla sınırlı ya da gizli operasyonlara başvurabileceği ihtimaline dayanıyor.

Bu yöndeki işaretler de giderek artıyor. Son aylarda hava sahasıyla bağlantılı çeşitli olaylar yaşandı. Bunlar arasında NATO’ya bağlı savaş uçaklarının Litvanya üzerinde bir Rus insansız hava aracını (İHA) düşürmesi ile bir Rus askeri uçağı, bir Rus gemisi ve Danimarka’ya ait bir askeri helikopterin dahil olduğu diğer olaylar yer aldı. Almanya’da ise Leipzig Havalimanı’nda bir İHA’yla gerçekleştirildiği belirtilen saldırı girişimi, Rusya ile bağlantılı olduğundan şüphelenilen bir kişiyle ilişkilendirildi. Aynı zamanda Avrupa hükümetleri, sabotaj faaliyetleri, siber saldırılar ve altyapının hedef alınmasına yönelik girişimlerde artış yaşandığını belirtiyor.

Saha hazırlıkları

Mesele artık yalnızca siyasi uyarılarla sınırlı değil. Almanya, hastanelerde çok sayıda yaralının tedavi edilmesi ihtimaline karşı hazırlık yaparken, Litvanya da sivillerin tahliyesine yönelik planlarını güncelledi. Baltık Denizi bölgesi ve İskandinav ülkelerinde askeri tatbikatlar yoğunlaştırıldı. Alman ve İsveç birlikleri stratejik Gotland Adası yakınlarında ortak tatbikat gerçekleştirirken, NATO güçleri de Rusya’nın Polonya ile Litvanya arasında bulunan ve Rusya sınırına yaklaşık 360 kilometre uzaklıktaki Kaliningrad yakınlarında başka tatbikatlar düzenliyor.

Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO karargâhının önünde dalgalanan NATO bayrağı (DPA)
Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO karargâhının önünde dalgalanan NATO bayrağı (DPA)

Ancak tartışmanın en çok gündeme gelen boyutu yalnızca şu anda yaşananlarla değil, Avrupa’da açıkça ya da kapalı kapılar ardında dile getirilen savaş tarihiyle ilgili: 2029-2030.

Peki, neden özellikle on yılın sonu?

Avrupa ve NATO’nun resmî açıklamalarında savaşın 2030’a kadar başlayacağı belirtilmiyor. Bunun yerine değerlendirmelerde, Ukrayna’daki savaşın ardından Rusya’nın askeri kapasitesini yeniden inşa edebileceği ve NATO’nun doğu kanadını tehdit etmeye yetecek ölçüde kuvvetlerini yeniden donatabileceği döneme işaret ediliyor. Almanya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Carsten Breuer, belirli bir tarihten söz edilmesinin bir kehanet değil, Rus ordusunun gücünü yeniden kazanabileceği döneme ilişkin bir zaman tahmini olduğunu belirtiyor. NATO’ya atfedilen değerlendirmelere göre Moskova, on yılın sonuna kadar olası bir saldırı için gerekli kaynak ve kapasiteyi biriktirmiş olabilir.

Burada Avrupa’nın siyasi açmazı ortaya çıkıyor. 2029 veya 2030’da olası bir savaşa ilişkin uyarılar tekrarlandıkça, bu tarihler de kamuoyunun gündeminin bir parçası haline geliyor. Daha da önemlisi, Avrupalı yetkililer savunma harcamalarının artırılması çağrısında bulunuyor, hükümetler askeri kapasitelerini yeniden inşa ediyor, NATO tatbikatlarını yoğunlaştırıyor ve gelecekteki bir savaşa hazırlık fikri kalıcı bir politikaya dönüşüyor.

Ukrayna’nın başkenti Kiev’de Rus füze saldırısının izleri (AFP)
Ukrayna’nın başkenti Kiev’de Rus füze saldırısının izleri (AFP)

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de bu yaklaşımı, Avrupa’nın ‘şu anda güvende olduğu’, ancak üç ila beş yıl sonra aynı durumun geçerli olmayabileceği sözleriyle ifade etti. Buna karşılık Avrupalı yetkililer, Rusya ile savaşa girme yönünde alınmış bir Avrupa kararından ziyade ‘Rus saldırganlığına’ karşılık vermeye hazırlıklı olunması gerektiğini dile getirdi.

Önleme ve tedavi arasında

Buradan hareketle, tablonun en dikkat çekici boyutlarından biri daha iyi anlaşılabilir: Avrupa savaşı önlemeye mi çalışıyor, yoksa savaşı gerçekleşmesi muhtemel bir sonuç olarak görüp buna hazırlanmaya mı başladı?

Aradaki fark yalnızca dilsel değil. Askeri hazırlık caydırıcılık aracı olabilir ve bunun amacı, saldırının maliyetinin yüksek olacağı konusunda karşı tarafı ikna etmek olabilir. Ancak savaş söyleminin yoğunlaşması, birkaç yıl önce uzak görünen bir senaryonun bugün siyasi tartışmaların günlük bir parçası haline gelmesine de yol açabilir.

İki adet Rus Suhoy Su-35 tipi savaş uçağı (Arşiv – Reuters)
İki adet Rus Suhoy Su-35 tipi savaş uçağı (Arşiv – Reuters)

Bu çerçevede bazı Avrupalı çevreler aynı zamanda Moskova ile yeniden diyaloğa dönülmesi çağrısında bulunmaya başladı. Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Avrupa Birliği’nin (AB) Rusya ile iletişim kanallarını açmaya başlamasının zamanının geldiğini belirtirken, Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa da Avrupa’nın Ukrayna konusunda müzakereler yürütülmesi ihtimaline hazır olduğunu söyledi. AB’de bu görüşmeleri yürütmek üzere bir muhatap belirlenmesi de gündemde.

Askeri hazırlık ile diyalog ihtiyacı arasındaki bu çelişki, Avrupa’nın karşı karşıya olduğu gerçek açmazı yansıtıyor. Bir yandan kamuoyundaki savaşı sona erdirme ve silahlara harcanan parayı azaltma yönündeki baskı artıyor. Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre diğer yandan Avrupa hükümetleri, savaşın Rusya’nın askeri gücünü hızla yeniden inşa etmesine imkân verecek koşullarda sona ermesinin mümkün olduğunu değerlendiriyor. Avrupa ise aynı dönemde ordularını yeniden silahlandırma sürecinden geçiyor.

Ukrayna ise kendisini bu denklemin merkezinde buluyor. Avrupa’nın askeri desteğinin sürmesi, Kiev’e silah akışının devam etmesi anlamına geliyor; ancak aynı zamanda savaşın da sürmesi demek. Böylece askeri destek, bir yandan Ukrayna’ya yardım etmenin, diğer yandan Avrupa’nın savunma kapasitesini yeniden kazanmasını beklerken Rusya üzerindeki askeri baskıyı sürdürmenin aracı haline geliyor.

Psikolojik bir kampanya mı?

Ancak tüm bu hesaplamalar, Rusya ile NATO arasında bir savaşın kaçınılmaz hale geldiği anlamına gelmiyor. Aksine, NATO kaynakları şu aşamada yakın zamanda gerçekleşmesi beklenen bir saldırı tehdidinin bulunmadığını belirtiyor. İttifakın resmi değerlendirmesinde de bir değişiklik yaşanmadığı ve müttefiklere yakın zamanda bir saldırıya işaret eden yeni istihbarat bilgileri konusunda resmi bir bilgilendirme yapılmadığı ifade ediliyor.

Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa, 15 Eylül 2026’da Roma’ya yaptığı ziyaret sırasında İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile el sıkışıyor. (DPA)
Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa, 15 Eylül 2026’da Roma’ya yaptığı ziyaret sırasında İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile el sıkışıyor. (DPA)

Litvanya Dışişleri Bakanı Kestutis Budrys’in, siyasi açıklamaların Moskova’yı NATO’nun kolektif savunmayı düzenleyen 5. maddesini test etme konusunda uyarmaya yönelik koordineli bir kampanyanın parçası olabileceğini söylemesi dikkat çekti.

Ancak rakamlar da endişenin nedenini ortaya koyuyor. Ukrayna’daki Sahaidachny Güvenlik Merkezi’nin verilerine göre Avrupa’da Ocak-Ağustos 2026 döneminde resmi olarak kayda geçen 100 hibrit savaş vakası yaşandı. Bu sayı geçen yılın aynı döneminde 60’tı. NATO’dan bir kaynak, ittifat kurumlarına yönelik siber saldırıların bu hesaba dahil edilmemesi halinde gerçek vaka sayısının 200’ü aşabileceğini belirtti. Kaynak, siber saldırıların ittifak kurumlarına yönelik ayda binlerce saldırıya ulaştığını söyledi.

Avrupa’daki endişenin boyutunu ortaya koyan gelişmelerden biri de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 18 Eylül’de Elysee Sarayı’nda siyasi parti liderleri ve gelecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adaylarını gizli bir güvenlik toplantısında bir araya getirmesi oldu. Katılımcılara üst düzey istihbarat yetkilileri tarafından tehdidin seyri konusunda brifing verildi. Macron, Avrupa’daki Rusya kaynaklı tehdidin niteliğinin değiştiğini ve daha önce ağırlıklı olarak hükümet ya da askeri tesisleri hedef alan sabotaj faaliyetlerinin, sivil kayıplara yol açabilecek hedeflere yönelmeye başlayabileceğini söyledi.

Avrupa bugün böylece iki savaşın arasında sıkışmış görünüyor: Ukrayna’da devam eden savaş ve on yılın sonunda yaşanması ihtimaline karşı hazırlıkların yapıldığı olası bir savaş. Bu ikisinin arasında ise geniş bir caydırıcılık, sabotaj, siber savaş, askeri tatbikatlar ve uyarılar alanı bulunuyor.

2029 veya 2030’dan söz edilmesi, Avrupa’nın askeri kapasitesini yeniden inşa etmesine yönelik yalnızca bir planlama çerçevesi olabilir ya da Moskova’nın NATO’yu test etmeyi düşünmesini engellemeyi amaçlayan bir caydırıcılık stratejisinin parçası olabilir. Ancak asıl risk, savaşa hazırlığın kalıcı bir duruma dönüşmesi ve savaş senaryosunun barış senaryosundan daha sıradan hale gelmesi.

 T-72 tipi bir Rus tankı (Arşiv – Reuters)
T-72 tipi bir Rus tankı (Arşiv – Reuters)

Sonuç olarak, mevcut veriler Avrupa’nın Rusya ile kaçınılmaz olarak savaşa sürüklendiğini göstermiyor. Ancak daha karmaşık bir tabloya işaret ediyor: Avrupa, buna hazırlıklı olması gerektiği varsayımıyla hareket etmeye başlarken, aynı zamanda savaşın çıkmasını engelleyebilecek yolu aramayı sürdürüyor. İkinci seçenek ise her iki tarafın da sorumluluğunu gerektiriyor.


Çin'in Tayvan mesajı, ABD'nin tutumunu nasıl etkileyecek?

Şi ve Trump'ın görüşmesinde birçok konu ele alınsa da beklenen somut sonuçlar gelmedi (AP)
Şi ve Trump'ın görüşmesinde birçok konu ele alınsa da beklenen somut sonuçlar gelmedi (AP)
TT

Çin'in Tayvan mesajı, ABD'nin tutumunu nasıl etkileyecek?

Şi ve Trump'ın görüşmesinde birçok konu ele alınsa da beklenen somut sonuçlar gelmedi (AP)
Şi ve Trump'ın görüşmesinde birçok konu ele alınsa da beklenen somut sonuçlar gelmedi (AP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve ABD Başkanı Donald Trump'ın görüşmesinin ardından Tayvan, Washington'dan silah tedariki talebini gündemde tutmayı sürdürüyor.

Şi'nin üç günlük ABD ziyareti dün sonlandı. Çin liderini özel törenle Beyaz Saray'da ağırlayan Trump, "Ülkelerimiz için daha iyi bir gelecek inşa etmek üzere birlikte çalışmayı sürdüreceğiz" dedi.

Şi de görüşmenin, "stratejik istikrar temelli Çin-ABD ilişkilerine yeni bir boyut kazandırdığını ve ikili ilişkiler için yeni bir stratejik yol haritası sunduğunu" söyledi.

Tayvan meselesi de görüşmenin önemli başlıklarından biri oldu. Şi, ABD'nin Tayvan'a silah satışlarının Çin'in kırmızı çizgisi olduğunu tekrar vurgulayarak Washington'ın konuyu "ihtiyatla ele almasını umduğunu" belirtti. Ayrıca Tayvan'a yönelik tutumun "ikili stratejik işbirliği ve Çin-ABD ilişkilerinin geliştirilmesi için sağlam bir temel" oluşturması gerektiğini ifade etti.

Perşembe günü iki liderin kapalı kapılar ardında yaptığı görüşme sonrasında Çin Dışişleri Bakanlığı'ndan yayımlanan açıklamada, Şi'nin Washington'dan "Tayvan'ın bağımsızlığına karşı çıkmasını" istediği de bildirildi.

Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Kriz Grubu'ndan William Yang, Çin liderinin artık Washington'ın Tayvan meselesini ele alış biçimini ABD-Çin ilişkilerinin temel unsurlarından biri olarak konumlandırdığına dikkat çekiyor.

Şi'nin Tayvan meselesini bu şekilde ele almasının, Washington'ın gelecekte Taipei'yle ilişkilerini karmaşıklaştırabileceğini ifade ediyor.

Diğer yandan Tayvan Dışişleri Bakan Yardımcısı Francois Wu, Tayvan'a askeri teçhizat ve silah satışının sürdürülmesinin ABD'nin çıkarına olacağını savundu.

Washington'ın Taipei'ye "kendini savunmaya yetecek kadar askeri kapasite sağlamasını" isteyen bakan yardımcısı, ülkesinin yarı iletken endüstrisindeki başarılarının da ABD'nin çıkarlarıyla örtüştüğünü ifade etti.

Trump yönetimi henüz Şi'nin Tayvan'la ilgili açıklamalarına yanıt vermedi. Ancak Cumhuriyetçi lider, mayısta Şi'yle yaptığı görüşmenin ardından Tayvan'a 14 milyar dolarlık silah paketinin onayını ertelemişti.

Singapur merkezli haber kanalı CNA'ya konuşan Amerikan Girişim Enstitüsü'nden Zack Cooper, Trump'ın silah paketini onaylamak için 2027'ye kadar bekleyebileceğini savunuyor. Analist, ABD Başkanı'nın paketi bölerek farklı dönemlere yayabileceği tahminini de paylaşıyor.

Pekin, "tek Çin" politikası kapsamında Tayvan'ı kendi toprağı olarak görüyor. Son yıllarda askeri baskıyı artıran Çin, adanın anakarayla yeniden birleşmesi için gerekirse güç kullanabileceğini vurguluyor.

Taipei yönetimiyse Çin tehdidine karşı ABD'nin askeri ve siyasi desteğine güveniyor. ABD'de 1979'da yürürlüğe konan Tayvan İlişkileri Yasası kapsamında Washington, olası bir Çin saldırısına karşı Tayvan'a kendini koruyacak askeri teçhizatı sağlamak zorunda.

Independent Türkçe, Reuters, Japan Times, Global Times, Focus Taiwan, China Daily


Netanyahu, Mısır ve BAE'nin Hamas uyarılarını neden dikkate almadı?

İsrail'in Ekim 2023'ten beri Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 73 binden fazla kişi öldürülürken, sivil altyapının yüzde 90'ı yıkıldı (Reuters)
İsrail'in Ekim 2023'ten beri Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 73 binden fazla kişi öldürülürken, sivil altyapının yüzde 90'ı yıkıldı (Reuters)
TT

Netanyahu, Mısır ve BAE'nin Hamas uyarılarını neden dikkate almadı?

İsrail'in Ekim 2023'ten beri Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 73 binden fazla kişi öldürülürken, sivil altyapının yüzde 90'ı yıkıldı (Reuters)
İsrail'in Ekim 2023'ten beri Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 73 binden fazla kişi öldürülürken, sivil altyapının yüzde 90'ı yıkıldı (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze'de Hamas'ın üst düzey isimlerine yönelik askeri operasyonların Suudi Arabistan'la normalleşme görüşmelerini tehlikeye atabileceği gerekçesiyle bunlara karşı çıkmış.

Haaretz'in 8 Eylül'deki haberinde, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan'ın 23 Eylül 2023'te Netanyahu'yu arayarak Hamas'ın bir operasyon planladığı hakkında uyarıda bulunduğu öne sürülmüştü.  

İsrail Başbakanlık Ofisi ise iddiaları reddetmiş, gazeteye dava açılacağı duyurulmuştu.

New York Times'ın dün (25 Eylül) yayımladığı haberde ise Haaretz'in haberindeki bazı iddiaları destekleyen yeni bilgiler aktarıldı.

NYT'nin haberine göre Netanyahu, bu uyarıyı aldıktan sonra Suudi Arabistan'la ABD arabuluculuğunda yürütülen normalleşme görüşmelerinin tehlikeye girebileceği endişesiyle Gazze'de Hamas'a yönelik hava saldırılarına izin vermek istememiş.

İsrail liderinin bunu, 1 Ekim 2023'te düzenlediği güvenlik toplantısında dile getirdiği aktarılıyor. Ancak NYT'nin incelediği toplantı kayıtlarına göre Netanyahu, BAE tarafından yapılan uyarıyı güvenlik yetkilileriyle paylaşmamış.

Bunun yerine Gazze'deki üst düzey Hamas yetkililerine yönelik askeri operasyon düzenlenmesini öngören planlara karşı çıkarak bölgede tansiyonun artırılmamasını istemiş.

Riyad ve Tel Aviv, Hamas'ın 7 Ekim 2023'teki Aksa Tufanı saldırısı öncesinde tarafların normalleşme anlaşmasına yakın olduğuna dair açıklamalar yapmıştı. Ancak Gazze savaşının patlak vermesiyle süreç askıya alınmıştı.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla NYT'ye konuşan kaynaklar, BAE liderinin Netanyahu'yu arayarak paylaşılan istihbaratın eline geçip geçmediğinden emin olmak istediğini öne sürüyor. Kaynaklara göre Netanyahu, BAE lideriyle görüşmesinde mesajı aldığını ve konuyla ilgilendiğini söylemiş.

Diğer yandan Amerikan dergisi The Atlantic'in dünkü (25 Eylül) haberinde, dönemin Mısır İstihbarat Başkanı Abbas Kamil'in 26 Eylül 2023'te İsrailli yetkililere Hamas'ın saldırı düzenleyebileceğine dair uyarıda bulunduğu ileri sürüldü.  

Adının gizli tutulması kaydıyla konuşan İsrailli bir yetkiliye göre Kamil, "Eğer tutumunuzu değiştirmezseniz Gazze meselesi elinizde patlayacak" mesajını iletmiş.

İsrail'deki Ben Gurion Havalimanı'nda yapılan görüşmede Kamil'in, muhtemel bir çatışmayı önlemek için İsrail'den Gazze'ye yönelik politikasını değiştirmesini, Hamas'a ekonomik baskıyı hafifletmesini istediği aktarılıyor.

Aksa Tufanı sırasında İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı olarak görev yapan Tzachi Hanegbi ise The Atlantic'e açıklamasında, Kamil'in İsrail'e böyle bir ziyarette bulunmadığını ve Mısır'dan herhangi bir uyarı almadıklarını savundu.

Independent Türkçe, Times of Israel, Haaretz, New York Times, Atlantic