Rusya, ABD’den intikam mı alıyor?

Rusya, ABD’den intikam mı alıyor?
TT

Rusya, ABD’den intikam mı alıyor?

Rusya, ABD’den intikam mı alıyor?

Donald Trump Başkanlığındaki mevcut ABD yönetimi, eski Başkan Barack Obama yönetiminin politikalarından açıkça ayrı bir yol takip ediyor. Ukrayna’nın doğusunda Rusya sınırını çevreleyen sert savaştan tam 3 yıl sonra ABD tersanesinden Ukrayna ordusuna güçlü silahlar sağlanırken, Kremlin destekli ayrılıkçılara karşı devam eden mücadelesi kapsamında, doğrudan Kiev hükümetine askeri yardımlar suretinde, ‘Javelin’ tanksavar füzeleri teslim edildi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in son ABD hamlesine verdiği yanıt, olayların ufkunda bir tırmanışın yaşandığı uyarısı içerdi. Öyle ki Ukrayna’nın ayrılıkçı bölgesine gönderilen silahlar, (birçok analistin Afganistan’a açıkça işarette bulunduğu) diğer bölgelerde devam eden çatışmalara kolayca iletilebilir.
Rusya’nın, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) Afgan mücahitlerin silahlandırılmasında oynadığı açık rolden başlayarak, Rus kontrolündeki bölgelerde zorbalığa, belki de ABD nüfuzunun genişlemesine karşı şikayetleri onlarca yıldır birikiyor.
Afganistan ve Ukrayna’daki geçmiş ve mevcut şimdiki şiddetli çatışmaların, son olarak ABD güçlerinin 2018’de onlarca Rus paralı askeri öldürmeyi başardığı Suriye’deki, aynı şekilde Afganistan ve Ukrayna’daki çatışmaların geride bıraktığı acı birikimleri, Rus istihbaratını ve Afgan Talibanı’nı bir araya getiren yakın bağın sırrını açıklamaya yardımcı oldu. Ukrayna’da, Başkan Donald Trump yönetimi, savaşta kullanılmaması şartıyla Ukrayna ordusuna ‘Javelin’ tanksavar füzeleri göndermeyi başardı.
Rus yetkililerin ve yorumcuların tepkileri, CIA yetkililerinin ‘Rus askeri istihbarat servisinin Taliban’a finansal ödüller sağlamak için tırmanış sınırına ulaştığı’ verilerine dayalı olarak, geçen hafta New York Times gazetesinin yayınladığı bir raporda açık bir öfkeyle doluydu.
Rus askeri istihbaratı ve Afganistan’daki ABD askeri varlığını hedef alıcı saldırılar gerçekleştiren Taliban bağlantılı militanlar arasında bir arabulucu olarak, Afgan kimliği taşıyan ABD’li yetkililerin açıklamalarına göre ABD istihbaratının ortaya koyduğu elektronik bildiriler ve yazışmalar, Rus askeri istihbaratının Taliban Hareketi’yle ilgili bir banka hesabına büyük miktarlarda para transfer ettiğini gösterdi.
Rus yetkililer, daha önce Sovyetler’e bağlı birçok Kızıl Ordu kuvvetini hedef alan ve öldüren, Afgan savaşçılar tarafından benimsenmiş birçok görüşle tutarlı teröristler olarak, radikalizm yanlısı bir İslamcı gruptan göreve alınan katillerden faydalanma fikriyle alay etti.
Geçen hafta devlete bağlı bir haber ajansına açıklamada bulunan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Afganistan Özel Temsilcisi Zamir Kabulov, Rusya’nın Taliban’a yaptığı para transferlerine ilişkin raporu, ABD kuvvetlerinin Afganistan’dan geri çekilmemesiyle tutarlı bir ‘iftira ve yalancılık’ eylemi olarak niteledi. Kabulov, ABD’lilerin herhangi bir kanıt olmaksızın bu tür bir saçmalık üreterek, başarısızlıklarını haklı çıkarmaya çalıştığını vurguladı. Öfke dolu inkar açıklamalarının ortasında Rusya’ya göre ABD’nin, dış politikalarının aşırılıkları nedeniyle daha önce başkalarının da tattığı bazı acıların tadını çıkardığına dair net hatırlatmalar ortaya çıktı.
Trump’ı destekleyen ve Rusya’da komplo teorisyenliği ile tanınan Rus parlamenter Alexei Zouravliov Rusya’daki takipçilere, “ABD’nin, fırlattığı ateş topunun günü geldiğinde kendi kapılarına çarpacağının farkında olduğunu” ifade etti.
1980’li yıllarda CIA’nin “Rusya’nın Afganistan’daki düşmanlarını” silahlandırmak için denetlediği gizli program olan ‘Siklon Operasyonu’na atıfta bulunan Alexei Zouravliov, “ABD, bu savaşta binlerce Rus askeri öldürmek için silah sevkiyatlarına milyarlarca dolar harcadı. Bu köklü ve tartışılmaz bir gerçektir” dedi. Zouravliov, Rusya’nın Taliban’a para transferi yaptığına ilişkin raporu da yalanlarken, raporun tamamen yanlış olduğunu vurguladı. Alexei Zouravliov, “Onlara para gönderdiğimizi farz edelim (Taliban’ı kastediyor). Daha sonra öldürülen ABD askeri sayısının hakkında onlardan bilgi aldık mı?” dedi. Özel Temsilci, “Sayı, 22’yi geçmeyecek” diyerek, Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Afganistan’daki ABD askerlerini öldürmeyi amaçlayan herhangi bir programa imzası olduğunu doğrulayacak tek bir ezici kanıtın bulunmadığına dikkati çekti. Bağımsız uzmanlar da konuya ilişkin olarak, Rusya Devlet Başkanının bu tür programları kabul edeceğinin çok şüpheci olduklarını söyledi.
Öte yandan Putin döneminde Rusya, uzun yıllar boyunca özellikle de Sovyetler Birliği’nin çöküşünden bu yana ABD’nin kendisine verdiği ciddi zarardan ve Washington’un geçmiş eylemlerine yönelik faturayı ödetme arzusundan kaynaklanan gerçek acıların gölgesinde yaşıyor.
Moskova’daki Çağdaş Afganistan Araştırmaları Merkezi’nin önde gelen uzmanlarından Andrei Sirenko, Rusya hükümetinin ABD kuvvetlerinin Afganistan’dan geri çekildiğini görmek gibi bir arzusunun olmadığını belirtti. Aynı şekilde Sirenko, Rusya hükümetinin nihayetinde Taliban ve diğer Afgan savaş ağalarıyla çeşitli bağları ve ilişkileri güçlendirerek, ABD kuvvetlerinin Afganistan’dan geri çekilmesine hazırlandığını ifade etti. Andrei Sirenko, gelecekte Afgan olaylarının yüzünü şekillendirmeye çalışılacağı ve Washington’a karşı kullanışlı araçlar sunulacağı umuduyla bu hazırlığı, finansal yardım ve diğer teşvik araçlarıyla yaptığını vurguladı.
Sirenko, Taliban’ın da diğer birçok Afgan silahlı grubu gibi Rusya, ABD ve Çin de dahil olmak üzere dış kaynakları kullanma ve dış yardımlar sağlama hususunda bir geçmişe sahip olduğunu belirtti. Uzman, “Bu durum onlar açısından kesinlikle iyi. Bu, Afganistan’daki en başarılı ve karlı işlerden biri” diyerek, Rusya’nın Afganistan’da ABD için birçok sorun oluşturmayı başarması halinde ABD’lilerin Ukrayna ve Suriye’de Rusya açısından son derece az sorunlara neden olacağını belirtti.
Rusya hükümeti, Zamir Kabulov’un, ‘Taliban tarafından esir tutulan Rus pilotların serbest bırakılması hususunda müzakere etmek için’ ülkenin güneyinde Taliban’ın kalesi sayılan Kandehar şehrini ziyaret ettiği 1995 yılından başlayarak, Taliban ile yıllardır temas halinde. Nihayetinde Rus pilotlar uçaklarıyla evlerine dönmeyi başardı. Ancak olayın detayları hala belirsiz. Her şeye rağmen tamamen kesin olan şey ise, Rusya ile Taliban arasındaki ilk müzakere turunun parayla ilgili olduğu.
Afganistan’daki Sovyet savaşı sırasında Sovyet İstihbaratında eski bir subay ve 2018 yılına kadar Rusya’nın Afganistan’daki diplomatlarından biri olan Vasily Kravtsov, Taliban tarafından esir alınan pilotlara ilişkin müzakere turları hakkında “Her şey parayla ilgiliydi” dedi.
Vasily Kravtsov, Rusya hükümetinin o tarihten bu yana koalisyon askerlerini hedef almak ve öldürmek amacıyla Taliban’a para transfer ettiği iddialarını yalanladı.
1980’lerde Afganistan’da Kızıl Ordu saflarında savaşan bir asker olan Igor Yerin, Afgan savaş alanlarında hiçbir zaman ABD askerine tanık olmadığını, ancak ABD’lilerin uçaksavar füzelerle her yerde olduklarını vurguladı. Stinger uçaksavar füzeler, CIA tarafından denetlenen gizli bir programın bir parçası olarak, ABD tarafından Afgan mücahitlerin eline geçmişti. Afgan mücahitler, ABD’nin yardımıyla yüzlerce Sovyet savaş uçağı ve helikopterini vurmayı başardı. Bu durum da yaklaşık 10 yıl süren şiddetli bir savaşta dengeleri değiştirdi.
Şu an eski Sovyet askeri Igor Yerin, Moskova’da Afgan savaşının acı dolu hatıralarına dair küçük bir müze işletiyor. Müzede, CIA’in gizli programının bir parçası olarak Sovyet askerlerini öldürmek için gönderilen dizi mayın ve çeşitli ABD silahları sergileniyor.
Vladimir Putin, yirmi yıl önce iktidara gelmesinden kısa süre sonra 2001 yılında terörle mücadele hususunda eski ABD Başkanı George Bush’a destek taahhüdünde bulundu. Putin ayrıca, Taliban’ı Afganistan yönetiminden devirme amaçlı bir ABD kampanyasında işbirliği yaptı. Ancak kısa bir süre sonra Washington’un güvenilir bir ortak olduğu fikrinden kuşku duymaya başladı ve dünyada yaşanan sorunların çoğu için ABD’yi suçlamaya başladı.
Putin, “Tek egemenin, tek efendinin olduğu bir dünya demektir” nitelemesini yaptığı 2007 yılında Münih’te güçlü bir dille yaptığı bir konuşmada açık bir kınamaya maruz kaldı. Putin, konuşması sırasında ABD’nin bilinen her alanda ulusal sınırlarını aştığını belirtti.
Rusya Devlet Başkanı, o günden itibaren hesapların tasfiyesi politikasını benimsedi ve bu konuda, çoğu zaman Putin, göreve başlamadan önce ABD’nin yurt dışındaki genişlemesini sınırlandırmayı başaran Rus askeri istihbaratının yardımını kullandı. Putin, Rusya Federasyonu’nun başkanı olduğundan beri Rus askeri istihbaratı, başkalarına geniş çapta zarar vermekle suçlanıyor.
Son zamanlarda yapılan bir röportajda Rus Askeri İstihbarat Teşkilatı’nın Eski Başkanı Valentin Korabelnikov, bir Rus devlet televizyonuna 1999’da NATO kuvvetlerinin şehre gelişinden birkaç saat önce başkent Priştine’deki havalimanını işgal etmek hedefiyle Rus askerlerinin ve zırhlı araçların Kosova topraklarında nasıl çılgınca bir operasyon düzenlediklerini anlattı. Korabelnikov’un belirttiği gibi bu operasyon, Rusya’nın prestij ve egemenliğiyle ilgiliydi ve Rus devletinin asla göz ardı edilemeyeceğini gösterdi.
Moskova’daki Rus Askeri İstihbaratı binasındaki eski ofisinde konuşan Korabelnikov, teşkilatın, henüz açıklanmayan gizli operasyonlar düzenlediğini ve yürüttüğünü ifade etti. Valentin Korabelnikov, “Biz ve diğer kardeşlerimizin (1990’ların sonunda Vladimir Putin başkanlığındaki Rusya Dış İstihbarat Teşkilatı ve Rus İç Güvenlik Ajansı’na atıfta bulunuyor) gerçekleştirdiği operasyonların büyük çoğunluğu tamamen gizli ve kapalıydı” dedi.
Öte yandan Afgan savaşının Rusya üzerindeki yıkıcı etkileri üzerine doktora yapmış olan Rus güvenlik hizmetlerine dair önde gelen uzman Mark Galeotti, “Rus askeri istihbarat teşkilatının eski savaş muhafızlarından bazıları, Sovyet askerlerinin Afganistan’da ABD silahlarıyla öldürülmesinin intikamını almak için Afganistan’daki ABD askerlerini öldürmeyi amaçlayan bir plan sundu” ifadelerini kullandı. Ancak bu tür planların varlığından ve Rusya siyasi liderliğinin onayını aldıklarından şüphe duyduğunu belirten Galeotti, resmi bir onay olmaksızın bu planların uygulanamayacağını ifade etti.
Geçmiş tarihlerde Afganistan’da silah arkadaşlarını kaybeden Igor Yerin de Afganistan’daki askerlik hizmetinin çoğunu Kunduz’un yakınlarında geçirdiğini ve birliğindeki siyasi güvenlik subaylarının sözlerine inanmadığını söyledi. Yerin’e göre subaylar, ‘1979 yılında Sovyetlerin Afganistan’ı işgalinin, ABD’nin Sovyetler Birliği’nin arka bahçesine yaklaşmasını önlemek için gerekli’ olduğunu söylüyordu.
Igor Yerin, “Onların sözlerine bugün inanıyorum. Afganistan bize en yakın komşu ülke” dedi. Parmağını, küçük müzesinin duvarında asılı olan Sovyetler Birliği’nin büyük ve eski bir haritasında güney sınırlarına işaret eden Yerin, “Burada yaşananlar, Rusya’da bizim için Washington’daki diğerler yetkililere göre daha önemlidir” dedi.



Davos'ta “Trump'ın dünyası” ile eski Batı dünyası arasındaki sert çatışma

Trump, Dünya Ekonomi Forumu’na ev sahipliği yapan İsviçre'ye sert eleştirilerde bulunarak İsviçreli yetkilileri şaşırtmayı başardı (AFP)
Trump, Dünya Ekonomi Forumu’na ev sahipliği yapan İsviçre'ye sert eleştirilerde bulunarak İsviçreli yetkilileri şaşırtmayı başardı (AFP)
TT

Davos'ta “Trump'ın dünyası” ile eski Batı dünyası arasındaki sert çatışma

Trump, Dünya Ekonomi Forumu’na ev sahipliği yapan İsviçre'ye sert eleştirilerde bulunarak İsviçreli yetkilileri şaşırtmayı başardı (AFP)
Trump, Dünya Ekonomi Forumu’na ev sahipliği yapan İsviçre'ye sert eleştirilerde bulunarak İsviçreli yetkilileri şaşırtmayı başardı (AFP)

Kifaye Euler

Davos’taki Dünya Ekonomi Forumu onlarca yıldır, siyasi ve ekonomik liderlerin Batı dünyasının ve uluslararası sistemin ortak geleceğini tartışmak için bir araya geldiği yıllık bir toplantı olageldi.

Ancak ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz çarşamba günü, İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda yaptığı uzun konuşmada, bu geleneği alt üst ederek, platformu kendi dünya görüşü ile ABD'nin geleneksel müttefiklerinin dünya görüşü arasında doğrudan bir çatışma sahnesine dönüştürdü. Trump, Batı sisteminin bazı temellerini yeniden şekillendirme olasılığını ortaya attığında, siyasi ve ekonomik elitlerden bir dizi katılımcı şaşkın bir sessizlik içinde oturdu, bazıları onaylamadıklarını belirten sesler çıkardı, diğerleri ise şok belirtileri gösterdi. Konuşmanın sonunda, Avrupa'nın en önde gelen karar vericilerinden biri olan Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ayağa kalktı. Solgun yüzüyle, ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham'a dönerek Trump'ın gerçek tutumunu ve ABD'nin dünyadaki yerini anlamaya çalıştı.

Trump'ın yakın müttefiki Graham, Stubb ile görüştükten sonra alaycı bir şekilde, “Avrupa'daki herkes uyandıklarında ve uyuduklarında endişeli” dedi.

Bu sahne, foruma hakim olan genel şoku özetliyordu. Her zaman ekonomik ve siyasi gelecekle ilgili benzer vizyonları paylaşan politikacıları, iş adamlarını, yatırımcıları ve ünlüleri bir araya getiren Davos, bir saati aşkın bir süre boyunca, Batı'nın önde gelen gücü ile kendilerinden giderek uzaklaştığını düşünen müttefikleri arasında dramatik bir kopuşu gözler önüne serdi.

Avrupalı liderlerle alay ettikten birkaç gün sonra, Trump karlı Alpler'e gelerek Batı ittifakına, onun değerlerine, ekonomik modeline ve küresel ticaret çerçevesine doğrudan eleştirdi. Günün sonunda Trump, en şiddetli tehditlerinden bazılarını geri çekti, Danimarka'dan satın almak istediği Grönland'ın geleceği konusunda NATO ile ön anlaşmaya varıldığını duyurdu ve bu hamleye karşı çıkan müttefiklere yeni gümrük vergileri uygulama tehdidinden vazgeçti.

Yeni bir dünya düzeninin şekillendiğine dair artan inanç

Bazı Avrupalı liderler bu adımları bir umut ışığı olarak görse de Davos'ta ABD'nin güvenilir bir müttefik olup olmadığına dair hakim olan derin endişeleri gidermeye yetmedi. O günün erken saatlerinde Trump, liderlere ticaret ve çevre politikaları ile göçmenlik konusundaki yaklaşımlarını hedef alan bir dizi eleştiri yağdırmıştı. Trump, Grönland'ın kontrolünü talep etmek ve NATO'ya saldırmak için geri döndüğünde, dağınık kahkahalar endişeli bir sessizliğe, ardından da duyulabilir bir şaşkınlığa dönüştü. Avrupalı liderler, ABD başkanının müttefik olarak hükümetlerinin güvenilirliğini sorgulamasını ve Avrupa ile Kanada'nın Washington'a siyasi ve tarihi borçları olduğunu ilan etmesini şaşkın bir sessizlik içinde dinlediler. Konuşmanın ardından, bazı katılımcılar Trump'ın düşüncesini ve ABD ile ortaklığın geleceğini anlamaya çalışmak için mevcut ve eski ABD yetkililerini aramaya koştu. ABD’li eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Phil Gordon, The New York Times'a yaptığı açıklamada, yabancı yetkililerin kendisine Trump'ın tutumunun ‘nihai’ olup olmadığını sorduklarını söyledi.

Gordon, "Şöyle soruyorlardı: Artık Amerika bu mu? İkinci Dünya Savaşı sonrası dönem tamamen sona erdi mi, yoksa geri dönmesi için hala umut var mı?

Ancak, yıllardır eski düzenin sembolü olan bir konferansın merkezinde, yeni bir dünya düzeninin şekillendiğine dair giderek artan bir inanç oluşmaya başladı. Gordon, Trump yönetiminde bunun yeni bir dünya düzeni olduğunu, kimsenin inkar edemeyeceğini ve hatta inkar eden Avrupalıların bile artık bunu kabul ettiğini söyledi.

b
Yeni bir dünya düzeninin şekillenmekte olduğuna dair inanç giderek güçleniyor (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Trump konuşmasında, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan dünya düzenini açıkça hiçe sayarak bu yeni vizyonun özünü net bir şekilde ortaya koydu ve Avrupalı müttefiklerin Grönland için ABD’ye ‘borçlu’ olduklarını ima etti. İkinci Dünya Savaşı'nda ABD’nin oynadığı rol olmasaydı, ‘hepiniz Almanca ve belki biraz da Japonca konuşuyor olurdunuz’ dedi, bu da salonda bariz bir hoşnutsuzluk yarattı.

Grönland'ı elde etmek için güç kullanma niyetinde olmadığını temin etmesine rağmen, konuyu geri ödenmesi gereken bir borç olarak göstermeye devam etti ve “Evet diyebilirsiniz, biz de minnettar oluruz, ya da hayır diyebilirsiniz, biz de bunu unutmayız” dedi.

Dünya Ekonomik Forumu’nun ev sahibi ülkesi İsviçre'ye de sert eleştirilerde bulunan Trump, “Onlar sadece bizim sayemizde başarılılar” diyerek İsviçreli yetkilileri şaşırttı ve ABD'nin uyguladığı yüksek gümrük vergileri övdü.

Buna yanıt olarak İsviçreli Milletvekili Elisabeth Schneider, “Gerçekten şok oldum. Vergi mükelleflerinin parasıyla havaalanından Davos'a kadar güvenliğini sağlıyoruz ve ticaret anlaşmazlığını çözdüğümüzü sanıyordum” dedi.

En kötüsü önlendi

Katılımcılar Trump'ın konuşmasını beğenmiş olsun ya da olmasın, bu konuşmanın forumun en çok konuşulan konusu olduğuna şüphe yok. Şirketler, toplantıları salonun dışında canlı olarak takip etti. Katılımcılar konuşmayı kaçırmamak için toplantı tarihlerini yeniden düzenlerken bazıları da koridorlarda yürürken canlı yayınla konuşmayı takip etti. Öte yandan özellikle Trump NATO müttefikine karşı güç kullanma seçeneğinin söz konusu olmadığını vurguladıktan sonra bazıları en kötüsünün önlendiğini düşündü. Demokrat Senatör Chris Coons, bunun sebebini “Avrupalı yetkililer daha sonra ona durumun daha kötü olabileceğini söylediler” diyerek açıkladı.

Bu gerginlik, ABD’nin küresel ekonomik sistemdeki konumunu tehdit ediyor. Ekonomik ve finansal açıdan da durum çok farklı değil. ABD, belirsizlik dönemlerinde her zaman bir güvenlik ışığı olmuştur, ancak bu kez durum değişmeye başladı.

Grönland gerilimleri, halihazırda devam etmekte olan ve ABD’yi küresel ekonominin merkezine yerleştiren küresel ekonomik sistemdeki değişim sürecini hızlandırıyor.

ABD, dünyanın dört bir yanındaki yatırımcılar için derin ve yüksek likiditeli finansal piyasaları ve sermayenin birincil varış noktası olması sayesinde, on yıllardır kargaşa dönemlerinde güvenli bir liman olmuştur. Ayrıca, uluslararası işlemlerin ortak dili olan bir para birimini benimsemiştir. Ancak bu durum da değişiyor.

Bugün, ABD Başkanı Donald Trump'ın çatışmacı ekonomi ve dış politika yaklaşımı, ülkeleri yatırımlarını başka yerlere yöneltmeye, savunma harcamalarını artırmaya, yeni ticaret ittifakları kurmaya ve ekonomilerin, güvenliğin ve geleceğin temelini oluşturan ekonomik güç olarak ABD'nin rolünü yeniden değerlendirmeye itiyor. Geçtiğimiz salı günü piyasalardaki hareketlilik önümüzdeki dönemde neler olabileceğine dair bir fikir verdi. Dünya genelinde hisse senetlerinin değerleri düştü. Ancak en ağır kayıpları ABD yaşadı. Dow Jones Endüstriyel Ortalaması endeksi 871 puan, yani yüzde 1,8 geriledi. S&P 500 yüzde 2,1, teknoloji ağırlıklı Nasdaq ise yüzde 2,4 değer kaybetti. Tahviller de küresel çapta satışlara maruz kaldı ve 10 yıllık ABD Hazine tahvillerinin getirisi yüzde 4,3'ün biraz altına inerken, dolar düşmeye devam etti.

Hazine tahvillerindeki sert düşüş ve doların değer kaybetmesi özellikle dikkati çekti. Çünkü kriz zamanlarında yatırımcılar genellikle güvenli liman olarak ABD'ye yönelirler, ancak o seansta tam tersi yönde hareket ettiler. Scotiabank'ın baş döviz stratejisti Sean Osborne, The Wall Street Journal'a (WSJ) verdiği demeçte, “Birçok uluslararası yatırımcı için ABD, iş yapmak için daha az dostane bir yer haline geldi ve bu durum gelecekteki yatırım kararlarını etkileyebilir” dedi.

“Trump'ın politikaları küresel istikrarın temellerinden birini sarsabilir”

ABD’li ekonomist ve Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü (PIIE) Başkanı Adam Posen, mevcut koşulların geçtiğimiz yıldan farklı olduğunu düşünüyor. Bu durum, Grönland üzerindeki gerginliğin tırmanmasıyla sınırlı değil, aynı zamanda ABD'nin Venezuela'ya askeri müdahalesini, Adalet Bakanlığı'nın ABD Merkez Bankası (Federal Rezerv/FED) Başkanı Jerome Powell'a hakkında başlattığı soruşturmayı ve ABD yönetiminin önceki anlaşmalara rağmen Avrupa ülkelerine yeni gümrük vergileri uygulama tehdidini de içeriyor.

WSJ’ye konuşan Posen, “Geriye dönüp baktığımızda bunun bir dönüm noktası olduğunu söyleme olasılığımızın çok daha yüksek olduğunu düşünüyorum” dedi. ABD’li ekonomist, ABD'nin on yıllardır düşük maliyetli finansman, güçlü yabancı yatırımlar ve ABD dolarının hakimiyeti karşılığında küresel ticareti kolaylaştırmaya ve güvenlik sağlamaya yardımcı olduğu için, yönetimin politikalarının küresel istikrarın temellerinden birini zayıflatabileceğine inanıyor.

vfo
Küresel ekonominin merkezi olarak ABD'nin gerilemesi, çok kutuplu bir dünya düzenine yol açabilir (AFP)

Uzun vadeli etkileri ciddi olabilir. Eğer dünya çapındaki yatırımcılar alternatif güvenli limanlar ararsa, ABD yabancı yatırımların azalması, enflasyonist baskıların artması ve kamu borcunu finanse etme kapasitesinin azalmasıyla karakterize bir gelecekle karşı karşıya kalabilir ve bu da yaşam standartlarını olumsuz etkileyebilir.

Ayrıca, ABD'nin küresel ekonominin merkezi olarak gerilemesi, Çin, Rusya ve ABD'nin kendi ekonomi ve güvenlik alanlarında hakimiyet kurduğu, daha tehlikeli ve daha eşitsiz bir dünya olan çok kutuplu bir dünyaya yol açabilir.

ABD’nin güvenli liman statüsünün kademeli olarak aşınması

Öte yandan Johns Hopkins Üniversitesi’nden ekonomi profesörü Robert Barbiera, ABD’nin güvenli liman statüsünün aşınmasının kademeli olabileceğini, ancak önceki gümrük vergileri ve artan borç seviyeleri gibi uyarı işaretlerinin bir süredir mevcut olduğunu söyledi. Piyasaların hızlı hareket ettiğini ve hisse senetlerinin tarihteki standartlara göre pahalı görünmesinin yardımcı olmadığını belirten Prof. Barbiera, “Bu piyasa, kimse ‘Aman Tanrım, fiyatlar çok cazip’ demeden önce çok düşebilir” dedi.

ABD’li ekonomist Robert Shiller'in, S&P 500 fiyatlarını son 10 yıldaki enflasyona göre düzeltilmiş ortalama kazançlarla karşılaştıran değerleme ölçütü, Dot-com balonundan bu yana en yüksek seviyesinde.

Bu dönem hariç, 145 yıllık veri tarihinde değerlemeler hiç bu kadar yüksek olmamıştı. Bank of America (BOfA) Yüksek Getirili Tahvil Endeksi'ne göre kurumsal borç değerlemeleri de yüksektir ve yüksek riskli tahvil getirileri ile karşılaştırılabilir hazine tahvillerinin arasındaki fark 2007'den bu yana en düşük seviyesine yaklaşıyor.

Bu yüksek değerlemeler göz önüne alındığında, yatırımcıların ABD varlıklarına olan güvenindeki herhangi bir düşüşün, ABD ekonomisi için geniş kapsamlı etkileri olan geniş çaplı bir satış dalgasını tetikleyebileceği endişesi söz konusu.

Geçtiğimiz yıl hisse senetlerindeki güçlü artışlar, özellikle yüksek gelirli kesimde tüketici harcamalarını artırdı ve yatırımlar, borç finansmanı ve ilgili şirketlerin hisselerinin yüksek değerlemeleriyle desteklenen yapay zeka projelerine akın etti, bu da gayrisafi yurt içi hasılayı (GSYİH) desteklemeye yardımcı oldu.

ABD tahvillerinin satışı

CrossMark Global Investments Yatırım Direktörü Bob Doll, “Hisse senetleri neredeyse mükemmel bir şekilde fiyatlandırılıyor” değerlendirmesinde bulundu. Şirket kazançlarının beklentileri aşmaya devam ettiğini ve FED faiz oranlarını düşürdüğü sürece bunun bir sorun olmadığını belirten Doll, ancak, yüksek riskli olan tarafın herhangi bir hata yapma lüksünüzün olmaması olduğunu vurguladı.

Spectra Markets'ın başkanı Brent Donnelly ise akademisyenlere ve öğretmenlere hizmet veren bir Danimarka emeklilik fonunun ABD Hazine tahvillerini satma niyetini açıklamasının, piyasaların karşı karşıya olduğu risklerin türünü gösterdiğini belirtti. Donnelly’ye göre fonun büyüklüğü tek başına piyasaları etkilemek için yeterli olmasa da İsveç ve Hollanda'daki daha büyük fonlar benzer kararlar alırsa ne olabileceğinin sinyalini veriyor.

Scotiabank'ın baş döviz stratejisti Osborne, “ABD sermaye piyasalarının derinliği ve likiditesi ile sunduğu getiriler göz önüne alındığında, bu piyasalardan vazgeçmek için çok güçlü bir neden gerekir” yorumunda bulundu. Ancak Osborne’a göre eski küresel düzen ve geleneksel ilişkiler zayıflamaya devam ettikçe ‘yatırımcılar paralarının daha azını ABD'ye yönlendirmek için daha büyük bir motivasyona ihtiyaç duyabilirler.


Almanya, "saldırı hazırlığındaki bir Hamas üyesini" daha tutukladığını duyurdu

Yakalanan şüphelinin 36 yaşında olduğu bildiriliyor (AFP/Arşiv)
Yakalanan şüphelinin 36 yaşında olduğu bildiriliyor (AFP/Arşiv)
TT

Almanya, "saldırı hazırlığındaki bir Hamas üyesini" daha tutukladığını duyurdu

Yakalanan şüphelinin 36 yaşında olduğu bildiriliyor (AFP/Arşiv)
Yakalanan şüphelinin 36 yaşında olduğu bildiriliyor (AFP/Arşiv)

Alman polisi, Avrupa'da terör saldırıları hazırlığında bulunduğu iddiasıyla bir kişiyi cuma akşamı tutukladı. 

Beyrut'tan Berlin'deki Brandenburg Havalimanı'na inince durdurulan Lübnan yurttaşı Muhammed S.'nin Hamas üyesi olduğundan şüphelenildiği aktarıldı. 

Federal savcılar, şüphelinin Ağustos 2025'te 300 mermi tedarik ettiğini ve Yahudilere ya da İsrail'e ait olan kurumlara saldırı komplosuna karıştığını öne sürüyor. 

Alman yetkililer, Muhammed S.'nin ekimde tutuklanan Abed el G.'yle işbirliği yaparak terör eylemi hazırlığında olduğunu da iddia ediyor.

Ekimde silah temin etmeye çalışan üç kişinin benzer suçlamalarla tutuklandığı açıklanırken bunlardan ikisinin Alman, üçüncüsününse Lübnan vatandaşı olduğu bildirilmişti. 

O dönem Leipzig ve Oberhausen'da polis operasyonları düzenlenmişti. 

Kasımda da Alman yetkililer, yine bir Lübnan yurttaşını Çekya sınırı yakınlarında tutuklarken bu kişinin Hamas üyesi olduğundan şüphelenildiğini ifade etmişti. 

Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, Hamas'ı destekleyen kişilerin vatandaşlıktan çıkarılması gerektiğini kasımda yaptığı açıklamada savunmuştu. 

Önceki ay sosyal medyada Hamas'ı "Filistin'in kahramanları" diye niteleyen bir paylaşım yaptığı gerekçesiyle Filistinli bir göçmenin vatandaşlığının iptal edilmesinin ardından konuşan Dobrindt şu ifadeleri kullanmıştı: 

Çifte vatandaşlık dahil olmak üzere Alman vatandaşlığı almış kişiler, değerler sistemimize bağlılıklarını beyan etmişlerdir. Bunun kasıtlı bir yanlış beyan olduğu ve bu değerler sistemini paylaşmadıkları ortaya çıkarsa, vatandaşlıklarının geri alınması mümkün olmalıdır. 

Hamas, Almanya ve İsrail'in yanı sıra ABD ve Birleşik Krallık gibi pek çok ülke tarafından terör örgütü olarak kabul görüyor. 

Örgütün 7 Ekim 2023'te 1200'e yakın kişinin öldürüldüğü, 250'yi aşkın kişinin de rehin alındığı saldırıları düzenlemesinin ardından başlayan Gazze savaşında çoğu kadın ve çocuk 70 bini aşkın Filistinli yaşamını yitirdi.

Independent Türkçe, BBC, Jerusalem Post, AP


Bir çete, dolandırıcılık yapmak için Belçika kraliyet ailesinin üyelerini taklit etti

Belçika Kralı Philippe (EPA)
Belçika Kralı Philippe (EPA)
TT

Bir çete, dolandırıcılık yapmak için Belçika kraliyet ailesinin üyelerini taklit etti

Belçika Kralı Philippe (EPA)
Belçika Kralı Philippe (EPA)

Belçikalı müfettişler dün, bir dolandırıcı çetesinin geçtiğimiz yıl boyunca önde gelen yabancı şahsiyetleri ve iş adamlarını dolandırmak için Belçika kraliyet ailesinin üyelerini taklit ettiğini açıkladı.

Federal savcılar dün, çetenin dolandırıcılığı gerçekleştirmek için e-postalar, telefon görüşmeleri ve yapay zekâ ile oluşturulmuş sahte videolar kullandığını söyledi.

Üyeleri henüz tespit edilemeyen çete, 2025 yılının başından beri telefon görüşmeleri ve WhatsApp yazışmaları üzerinden Kral Philippe veya üst düzey yetkililerinden birinin kimliğine bürünerek kurbanları tuzağa düşürmeye ve paralarını çalmaya çalışıyordu. Savcılar, çete üyelerinin kurbanlarını kraliyet ailesiyle olası bağlantılarına göre seçtiklerini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre savcılar yaptıkları açıklamada, “Neyse ki kurbanların çoğu dolandırıcılığı çabucak fark etti” dedi.

Savcılar, bir vakada çetenin bir kişiyi kendilerine para transferi yapmaya ikna ettiğini belirttiler.

Yabancılar ve iş adamlarının yanı sıra çete, kraliyet ailesine yakın Belçikalı aileleri de hedef almaya çalıştı.

Çete üyeleri, kralı taklit ederek Belçikalı iş adamlarına video röportaj için davetiyeler gönderdi.

Savcılar, “Röportajdaki görüntüler muhtemelen yapay zekâ ile oluşturuldu” dedi.

Bazı iş adamları, sahte akşam yemeği davetiyeleri aldı ve hayali etkinlik için sponsorluk ücreti ödemeleri istendi.

Savcılar, federal polisin uzman ekiplerinin yardımıyla dolandırıcılık olayını soruşturduklarını belirtti.