Rus S-400’ler ile Amerikan F-35’ler arasındaki strateji mücadelesi

Rus yapımı S-400 Hava Savunma Sistemi, Türkiye-ABD ilişkilerinde gerilime neden olmuştu. (AFP)
Rus yapımı S-400 Hava Savunma Sistemi, Türkiye-ABD ilişkilerinde gerilime neden olmuştu. (AFP)
TT

Rus S-400’ler ile Amerikan F-35’ler arasındaki strateji mücadelesi

Rus yapımı S-400 Hava Savunma Sistemi, Türkiye-ABD ilişkilerinde gerilime neden olmuştu. (AFP)
Rus yapımı S-400 Hava Savunma Sistemi, Türkiye-ABD ilişkilerinde gerilime neden olmuştu. (AFP)

Basil el-Hac Casim
Türk ve uluslararası basında yer alan haberlerde öne sürülen Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) 2021 yılı savunma bütçesiyle Türkiye'den Rus yapımı S-400 Hava Savunma Sistemi satın almak istediğine dair iddialar ne ABD ne de Türkiye tarafından doğrulanmadı. Moskova’dan konuya ilişkin ilk tepki, Rusya Federal Askeri-Teknik İşbirliği Servisi (FSVTS) Sözcüsü Maria Vorobyeva’nın yaptığı açıklamayla geldi. Vorobyeva açıklamasında şunları söyledi:
 “Askeri ekipmanlarımızı alacak olan tarafın Rus tarafına son kullanıcı sertifikası sunması gerekiyor. Bu yüzden Rus tarafının resmi izni olmadan bu ekipmanların üçüncü taraf ülkelere teslim edilmesi veya yeniden ihraç edilmesi mümkün değildir.”
Vorobyeva, Rusya'nın Interfax Haber Ajansı tarafından aktarılan açıklamasında ABD’li Senatör John Thune’un Ankara’ya ABD ile Türkiye arasındaki mevcut sorunları çözmek için ABD’nin S-400 Hava Savunma Sistemi’ni Türkiye'den satın almasına yönelik sunduğu teklifini değerlendirdi. Türkiye’nin Rusya’dan S-400 Hava Savunma Sistemi’ni satın alması daha önce Ankara ile Washington arasında gerilime neden olmuştu.

ABD’nin talepleri
ABD merkezli Defense News adlı haber sitesi, daha önce Senatör Tune'un Ankara'nın yapılacak anlaşmadan elde edeceği gelirle NATO standartlarına uymayan askeri teçhizatlar satın almaması şartıyla S-400 Hava Savunma Sistemi’ni ABD Ordusu'nun füze satın alma programına dahil edilmesi için Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’nda (NDAA) değişiklik yapılması önerisinde bulunduğunu bildirmişti.
Ankara'nın Rusya’dan S-400 Hava Savunma Sistemi’ni satın alma anlaşması yapmasının ardından Washington'ın Ankara’ya bu anlaşmayı terk etmesine yönelik sık sık tekrarlanan talepleri, iki ülke arasındaki ilişkilerde yaşanan gerginliği artırdı. ABD, Türkiye'den uzun bir süredir, satın aldığı hava savunma sistemini Rusya'ya iade etmesini ya da başka bir ülkeye satmasını veya aktifleştirmemesini talep eden yazılar gönderdi. Güvenilir kaynaklara göre ABD geçen yıl Türkiye'den S-400 Sistemi’ni satın alma teklifinde bulundu. Fakat olumsuz bir yanıt aldı. Yani ABD'nin S-400 Hava Savunma Sistemi’ni Türkiye'den satın alma isteği yeni bir gelişme değil. Buna karşın Ankara teklifi uygun bir çözüm olarak görmüyor. Zira ortada Rusya ile yapılmış bir anlaşma var.

Sistemi aktifleştirme
Rusya S-400 Hava Savunma Sistemi’ni Türkiye’ye Temmuz 2019'da sevk etmeye başladı. Sistemin tüm parçalarının sevkiyatı 2019 sonlarında tamamlandı. Ankara yakınlarındaki bir askeri üsse kurulu olan S-400 Sistemi’nin geçen nisan ayında aktifleştirilmesi hedeflense de planlan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle ileri bir tarihe ertelendi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın düzenlediği bir basın toplantısında Ankara’nın Rus menşeli savunma sistemini aktifleştirme konusunda kararlı olduğunu vurguladı. Ülkesinin başka bir seçeneği olmadığını belirten Kalın, S-400 Hava Savunma Sistemi’nin satın alınmasının Türkiye’nin bir savunma sistemi edinme çabalarının sonucu olduğunun altını çizdi.
Türkiye’nin alternatif savunma sistemleri ile ilgili diğer taraflarla görüşmeye devam ederken Rus menşeli sistemi aktifleştirmeme devam edip etmeyeceğine dair bir soruyu da yanıtlayan Kalın, S-400'lerle ilgili sürecin koronavirüs salgını nedeniyle gecikmesine rağmen anlaşmaya uygun olarak ilerleyeceğini belirtti.
Teknik sorunlara, ülkelerdeki birçok faaliyetin askıya alınmasına neden olan koronavirüs salgını da eklendi. Bu durum, Moskova ve Ankara arasında uzman teknik ve askeri heyetlerin seyahat etmelerine engel oldu. Bu yüzden hava savunma sistemini aktifleştirme tarihi ertelenirken ilgili testler de tamamlanamadı. Söz konusu testlerin doğru ve eksiksiz bir şekilde tamamlandığından emin olmadan önce sistemi devreye sokmak oldukça güç. Bununla birlikte Türk basınında yer alan haberlerde de belirtildiği üzere Rusya'da eğitim gören Türk mürettebatının eğitiminin tamamlanmaması da her iki tarafı istenmeyen sonuçlardan kaçınmak için sistemin aktifleştirilmesini ertelemeye itti.
Türkiye aslında ABD’den Obama'nın başkanlığı döneminde Patirot Hava Savunma Sistemi satın almak istemiş ancak ABD bu talebi reddetmişti. Bu yüzden Ankara alternatif bir seçenek olarak Rusya'nın cazip teklifinden de yararlanarak S-400 Hava Savunma Sistemi’ne yöneldi. Rusya’nın Türkiye'nin fiyat, teslimat, ortak üretim ve teknoloji transferi konusundaki isteklerini yerine getirmesinin ardından Ankara, Rus yapımı hava savunma sistemini satın alma konusunda olumlu bir yaklaşım sergiledi.

Tartışmalı konular
 Ankara'nın S-400 Hava Savunma Sistemi’ni Moskova'dan satın alması, Washington ile arasındaki temel sorun haline geldi. ABD bu satın alma anlaşması nedeniyle Türkiye'yi yaptırımlar uygulamakla tehdit etti ancak bu yönde bir adım atılmadı. Ankara ile Washington arasındaki diğer tartışmalı konuların başında ise Fethullah Gülen ve NATO’nun terör örgütleri listesinde yer alan PKK geliyor.
Genel olarak ABD ve NATO, ‘NATO sistemleri ve silahlarıyla uyumlu olmadığı’ ve Türkiye'nin üretiminde yer aldığı F-35 savaş uçağını tehlikeye attığı gerekçesiyle Rus yapımı hava savunma sistemine karşılar. Bu nedenle ABD Temsilciler Meclisi, Türkiye'yi ABD’deki F-35 savaş uçağı üretim projesinden çıkarmak ve aynı zamanda ekonomik yaptırımlar uygulamak için bir dizi adım attı.
Ancak burada Rusya’nın daha önce Bulgaristan, Yunanistan, Hırvatistan ve Slovenya gibi birçok NATO üyesine S-300 Hava Savunma Sistemi sattığını belirtmekte fayda var. S-400 Sistemi’ni ilk satın alan ülkeler Belarus (2016) ve Çin (2018) olurken Rusya'nın kısmen anlaşmaya vardığı Hindistan ve Suudi Arabistan da sistemi almak için sırada bekliyor.
Diğer yandan ABD Temsilciler Meclisi’nin bir yıl önce F-35'lerin Türkiye'ye satışını askıya alan tasarıyı kabul etmesine rağmen Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir’in geçen ay Türkiye’nin F-35 savaş uçaklarının üretimi için gerekli parçaları üretip teslim ettiğini açıklaması dikkat çekti.
Demir yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Firmalarımız üretime ve teslimatlara devam ediyor. Bu süreçten edinilen derslerle beraber kararın tekrar düşünüleceğini görüyoruz. Mart 2020'de duracağı söylendi. Ama durmadı. Devam ediyor. Biz programa sadığız. Projeye katkımız herkes tarafından görülüyor. Biz hiç durdurma olmayacakmış gibi üretime devam ediyorlar. Devam etmeye de devam edecekler.”
Demir, Türk endüstrisinin programdan çıkarılmasının projeye maliyetinin en az 600 milyon dolar olacağının hesaplandığının da altını çizdi.
ABD’nin bu son adımı, Washington’ın Ankara ile arasındaki krizi çözmek istediğinin bir göstergesi niteliğinde. Zira Türkiye başta stratejik ortak olduğu F-35’ler olmak üzere çok sayıda dosyada önemli bir müttefik konumunda. Bununla birlikte Türkiye, ABD’ye 100’den fazla F-35 satın almak için ödeme yaptı. Ayrıca bu konuda birikim sahibi olan Türk şirketleri tarafından üretilen parçalara alternatif bulmak da oldukça zor...
Ankara, konuya ilişkin birden fazla senaryo olmasına rağmen Moskova ve Washington ile ilişkilerinde bir denge kurmak istiyor. Birini kazanırken diğerini kaybetmek istemiyor. Ayrıca sadece bir ithalatçı değil, ihracatçı olduktan sonra da uluslararası silah pazarındaki itibarına zarar verecek herhangi bir adım atmak ya da güvenilmez bir ortak durumuna düşmekten kaçınıyor.
Rus S-400’leri ve Amerikan F-35’leri sorununun Doğu ile Batı arasında yakın geçmişteki bir rekabeti ve çatışmayı hatırlattığı söylenebilir. Bugün, işin güvenlik yanı teknik ve politik yönlerle örtüşürken tüm tarafların bir takım öncelikleri olduğu su götürmez bir gerçek. Ancak tüm taraflar endişelerini sözler yerine eylemlerle yeniden güvence altına almadığı sürece müzakere yolunun kapalı kalacağı belirtiliyor.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.