UMH, Vatiyye Hava Üssü saldırısının intikamını almak isterken, LUO, Libya'nın doğusunda ‘Türkiye'nin askeri varlığına’ karşı savaş sözü verdi

Dün Bingazi'deki Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanlığı’nda yapılan bir toplantının ardından çekilen hatıra fotoğrafı (LUO)
Dün Bingazi'deki Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanlığı’nda yapılan bir toplantının ardından çekilen hatıra fotoğrafı (LUO)
TT

UMH, Vatiyye Hava Üssü saldırısının intikamını almak isterken, LUO, Libya'nın doğusunda ‘Türkiye'nin askeri varlığına’ karşı savaş sözü verdi

Dün Bingazi'deki Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanlığı’nda yapılan bir toplantının ardından çekilen hatıra fotoğrafı (LUO)
Dün Bingazi'deki Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanlığı’nda yapılan bir toplantının ardından çekilen hatıra fotoğrafı (LUO)

Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) güçleri, Libya'daki mevcut krize siyasi bir çözüm bulmayı amaçlayan uluslararası müzakereleri tehdit eden karşılıklı bir askeri gerilimin ortasında, başkent Trablus'un 140 kilometre güneybatısında yer alan Vatiyye Hava Üssü’nü hedef alan bombardımanlara sert tepki gösterirken üsse yönelik saldırıyı, Mareşal Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu (LUO) üstlendi. Ukbe Bin Nafi olarak da bilinen stratejik üsse yönelik bombardımanda Türkiye’nin konuşlandırdığı hava savunma sisteminin ve radarların tahrip edilmesinden bir gün sonra Hafter, dün (Libya’nın doğusundaki) Bingazi şehrinde LUO liderleri, bölüm şefleri ve askeri operasyon odalarının yöneticileriyle bir toplantı yaptı.
Toplantının ardından çekilen hatıra fotoğrafında Hafter'in elinde tuttuğu kırmızı kalem, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin  ‘Libya'daki Sirte ve Cufra şehirlerinin ülkesinin kırmızıçizgisi’ olduğu şeklindeki açıklamalarına açıkça yapılmış bir gönderme olarak yorumlandı. Hafter’in ofisinden yapılan açıklamaya göre toplantıda bir sonraki aşama için gerekli düzenlemelerin ve planların yanı sıra LUO’nun görevleri ile ilgili her türlü önemli dosya ele alındı.
Dün LUO tarafından yayınlanan ve iki gün öncesine ait olduğu belirtilen bir video kaydında Hafter LUO güçlerine hitaben, “Umarım yakında Libya hava sahasını bozan ve rahatsız etmeye çalışan tüm unsurların varlığını sona erdireceksiniz. Böylece halkımızı dilediği mutluluk, istikrar ve güvenliğe ulaştıracaksınız” ifadelerini kullandı.
Öte yandan Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan resmi bir açıklamada, Cumhurbaşkanı Sisi’nin dün Mısır Silahlı Kuvvetleri’nin Mısır'ın batısını ve Libya ile ortak sınırları güvence altına alma planlarını ve çabalarını tartıştığını duyurması dikkat çekti.

UMH: Yanıtımızı bekleyin
Diğer yandan UMH Başkanı Fayiz es-Serrac, Vatiyye Hava Üssü’ne düzenlenen bombardımanın üzerinden iki gün geçmesine rağmen saldırıyla ilgili herhangi bir açıklamada bulunmazken, UMH’den yapılan kısa açıklamada, Serrac’ın Malta’ya resmi bir ziyarette bulunacağı ve Malta Başbakanı ile karşılıklı kaygılarla ilgili görüşmeler yapacağı belirtildi.
Serrac, Avrupa ülkelerini arayarak ziyaret talebinde bulunmuştu. Alman Die Welt gazetesi tarafından yayınlanan ve Hafter'e karşı verilen savaşta daha fazla destek arayan makalesinde Serrac,  uluslararası toplumun, UMH güçlerine verdiği askeri destek için Türkiye'ye tekrar teşekkür etmeden önce Hafter’in saldırılarını durdurmaya yardımcı olması gerektiğine inandığını söyledi. Serrac makalesinde, “Hükümetimiz asla teslim olmayacak ve Libya'nın yeniden diktatörlükle yönetilmesine izin vermeyecektir” ifadelerini kullandı.
UMH'ye bağlı askeri birliklerin sözcüsü Albay Muhammed Kanunu yaptığı açıklamada, “Vatiyye Hava Üssü’ne düzenlenen hain hava saldırısı, Hafter'i destekleyen yabancı bir uçak tarafından gerçekleştirildi” dedi. Albay Kanunu pazar akşamı yaptığı açıklamada, “Bombardımanın amacı, (Hafter yanlısı milisler ve paralı askerlerin) morali yükseltmek ve destekçilerine hala güçlerimizin ilerlemesinin önünde durabileceklerini düşündürmeye çalışmaktı” ifadelerini kullandı. Bu saldırının,  UMH güçlerini Libya’nın tamamını kontrol etme stratejisinden vazgeçiremeyeceğini vurgulayan Albay Kanunu, kararlı bir mücadele verdiklerini belirttikten sonra saldırgan ülkeler olarak tanımladığı taraflara hitaben, “Yanıtımızı bekleyin” dedi.
Türkiye, UMH güçlerinin 18 Mayıs'ta kontrolünü ele geçirdiği Vatiyye Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırısını gerçekleştiren uçağın kimliğine ilişkin herhangi bir açıklama yapmazken sadece askeri kaynaklar tarafından yapılan açıklamada ‘kimliği belirlenemeyen’ bir uçak olduğu belirtildi.

LUO: Saldırı LUO ve müttefiklerinin bir ortak eylemi
Kimliğinin gizli tutulması şartıyla Şarku’l Avsat’a konuşan LUO’nun üst düzey bir askeri yetkilisi, Vatiyye’yi hedef alan hava saldırısının, LUO ve müttefiklerinin bir ortak eylemi olduğunu söyledi. Sözünü ettiği müttefiklerin kimler olduğuna değinmeyen askeri yetkili, “Bombardıman, tam koordinasyon ve işbirliği içinde gerçekleştirildi. Öncesinde istihbarat, havadan keşif ve uydu görüntüleri elde edildi” şeklinde konuştu.
Bombardımanı gerçekleştiren uçağın ve ait olduğu ülkenin kimliği belirlemekten kaçınan askeri yetkili, “Bu ilk değildi. Türkiye’nin Libya topraklarındaki askeri varlığı devam ettiği sürece de son olmayacak” ifadeleri kullandı. LUO unsurlarının son gelişmeler ve askeri değişikliklere hazırlıklı olmak için üst düzey alarm durumuna geçtiğini söyleyen askeri yetkili daha fazla detay vermekten kaçındı.
Bir diğer gelişmede ise Libya'nın doğusundaki Bingazi hükümeti, pazar günü Bingazi’de on binlerce vatandaşın sokağa döküldüğü halk hareketini desteklediğini açıkladı.
Tobruk Temsilciler Meclisi (TM) ve LUO yanlısı, Abdullah es-Sani başkanlığındaki Bingazi hükümetinden dün yapılan açıklamada meşru taleplerinde halkın arkasında durulduğu vurgulanırken uluslararası topluma, Libya'ya karşı yapılan saldırganlıkları engellemeye yönelik sorumluluklarını üstlenmesi çağrısı yapıldı. Halk hareketinin tebrik edildiği açıklamada, hareketin Türkiye’nin ‘saldırgan tutumu’ ortadan kalkıncaya kadar devam edeceği vurgulandı. Son olarak Bingazi hükümetinin halkın bir hukuk devleti ve kurumlarının kurulması talebini yerine getirmeye devam ettiği belirtildi.
Öte yandan UMH'ye bağlı güçler tarafından yürütülen Burkan al-Gadab (Öfke Volkanı) Operasyonu Basın Ofisi, mayın ve savaş kalıntılarını temizleme çalışmaları yapan yerel bir grubun iki üyesinin başkent Trablus'un güneyindeki Ayn Zara’daki yerleşim bölgelerindeki çalışmaları sırasında bir mayının patlaması sonucu hayatlarını kaybettiklerini duyurdu. Açıklamada, Rus güvenlik şirketi Wagner'e mensup paralı askerler, söz konusu mayınları döşemekle suçlandı.
Trablus’taki Libya Ulusal Petrol Şirketi (NOC) Başkanı Mustafa Sanallah, yabancı güçleri (ülkenin doğusundaki) Sidre Petrol Limanı’na girmek ve limanı askeri faaliyetler için kullanmaya çalışmakla suçladı. Pazar akşamı televizyon kanalında açıklamalarda bulunan Sanallah, 25 gün önce de Wagner paralı askerlerinin bölgeyi koruyan güçlerle işbirliği yaparak Şerara Petrol Sahası’na girdiklerini söyledi.
Başında bulunduğu NOC’un Şerara Petrol Sahası’nda Wagner paralı askerlerinin olduğuna dair kanıtlar bulduğuna dikkati çeken Sanallah, 2011 yılından bu yana Libya petrol sektöründe yaşanan kapanışlar nedeniyle toplam kaybın 231 milyar dolar olduğunu açıkladı. Sanallah ayrıca birkaç gün önce ülkenin doğusundaki el-Harika Petrol Limanı'nda yapılmak istenen akaryakıt kaçakçılığının engellendiğini sözlerine ekledi.
Yabancı güçlerin Ocak ayından bu yana ham petrol sahaları ve petrol limanlarının faaliyetlerini sürdürme çabalarını engellediklerini söyleyen Sanallah, bölgedeki bazı ülkelerin Libya petrolünün piyasadan çekilmesi için görüşmelerde bulunduklarının düşünüldüğünü ifade etti. Sanallah açıklamasında, “Şu anda Libya'yı yurt dışından kimin kontrol ettiği çok açık. Petrolle ilgili bu karar, Libya’yı kimin kontrol ettiği ile ilgili” şeklinde konuştu.



Suriye güvenlik güçleri SDG’nin çekilmesinin ardından el-Hol Kampı’na girdi

Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
TT

Suriye güvenlik güçleri SDG’nin çekilmesinin ardından el-Hol Kampı’na girdi

Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)

Suriye güvenlik güçleri bugün, ülkenin kuzeydoğusundaki el-Hol Kampı’na girdi. Kamp, terör örgütü DEAŞ mensuplarının ailelerini barındırıyor. AFP muhabirinin aktardığına göre bu gelişme, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kampı terk ettiklerini duyurmasının hemen ardından gerçekleşti.

AFP muhabiri, kampın çevresinde görev yapan onlarca güvenlik görevlisinin demir bir kapıyı açıp araçlarıyla içeri girdiğini, bazı güvenlik mensuplarının ise kampı gözetim altında tuttuğunu bildirdi.

SDG, salı günü 24 binden fazla kişinin yaşadığı el-Hol Kampı’ndan çekildiğini açıkladı. Kamp sakinleri arasında 15 bin Suriyeli, 3 bin 500 Iraklı ve 6 bin 200 yabancı bulunuyor ve sıkı güvenlik önlemleri altında tutuluyordu. Suriye Savunma Bakanlığı ise el-Hol Kampı ve DEAŞ’a ait tüm hapishaneleri devralmaya hazır olduğunu duyurdu.

Suriye Cumhurbaşkanlığı da dün, SDG ile ‘Haseke vilayetinin geleceğine ilişkin bazı konularda’ yeni bir ‘ortak anlayış’ sağlandığını açıkladı. Anlaşma gereği SDG’ye ‘alanların fiilen entegrasyonuna yönelik detaylı planı hazırlamak için dört günlük bir süre’ tanındı. Bununla eş zamanlı olarak dört günlük ateşkes ilan edildi. SDG de ateşkese uyacağını ve anlaşmanın ‘istikrarı destekleyecek şekilde’ uygulanmasına hazır olduğunu bildirdi.

Diğer yandan SDG lideri Mazlum Abdi dün, ABD liderliğindeki DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nu (DMUK), Kürt savaşçıların bazı bölgelerden çekilmesinin ardından Suriye’de DEAŞ mensuplarının tutulduğu tesislerin korunmasında sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı.

Washington ise Kürtlerin DEAŞ’a karşı görevlerinin sona erdiğini belirtti; ABD, yıllarca destek verdiği Kürt güçlerin artık bu rolü üstlenmediğini açıkladı.

Suriye’deki Kürt yetkililer ve yerel makamlar ise dün yeni bir ateşkese uyacaklarını duyurdu. Bu ateşkes, Kürt güçlerinin hükümet kurumlarıyla entegrasyonuna yönelik görüşmelerin tamamlanmasının ön hazırlığı olarak ilan edildi.

Bu ayın 6’sında Halep’te başlayan askeri gerilimin ardından, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, pazar günü SDG ile bir anlaşmaya vardığını açıkladı. Anlaşma, ateşkes ve özerk yönetim kurumlarının Suriye devleti bünyesinde kapsamlı entegrasyonunu öngörüyor.

Taraflar arasında ateşkesi ihlal suçlamalarının yükselmesiyle birlikte hükümet güçleri, SDG kontrolündeki Arap çoğunluğa sahip bölgelere ilerledi. Hükümet dün, Hasake kentine takviye birlikler gönderirken, Kürt yetkililer Şam ile görüşmelerin çöktüğünü duyurdu.

Anlaşmanın açıklanmasının ardından ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, X platformunda paylaştığı mesajda, SDG’nin ‘DEAŞ’a karşı sahadaki başlıca güç’ rolünün büyük ölçüde sona erdiğini belirtti. Barrack, Şam’ın artık güvenlik sorumluluklarını üstlenmeye yetkin olduğunu ve bunun örgüt mensuplarının tutulduğu hapishaneler ile ailelerini barındıran kampları da kapsadığını ifade etti.

ABD desteğiyle DEAŞ’a karşı mücadele eden ve bu süreçte örgütü Suriye’de neredeyse tamamen yok etmeyi başaran SDG, Arap savaşçıları da bünyesinde barındırarak yıllar boyunca Suriye iç savaşında kritik bir rol oynadı. Bu başarısı sayesinde kuzey ve doğu Suriye’de geniş alanlarda kontrol sağladı, büyük petrol sahalarını kapsayan bu bölgelerde özerk bir yönetim kurdu.

Ancak Esed sonrası dönemde yeni yönetim, ülkeyi hükümet güçlerinin kontrolü altında birleştirme kararlılığını ilan etti ve Kürtlerle, güçlerini ve kurumlarını devlet yapısına entegre etmek üzere müzakerelere başladı.

Son günlerde hükümet güçlerinin ilerleyişiyle SDG, kuzey ve doğuda kontrol ettiği alanların önemli bir bölümünü kaybetti.


Yemen’deki ed-Daba Petrol Limanı’nda devletin otoritesi dışında gözaltı ve işkence yapılan gizli hapishaneler

BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
TT

Yemen’deki ed-Daba Petrol Limanı’nda devletin otoritesi dışında gözaltı ve işkence yapılan gizli hapishaneler

BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)

Mahkumlar, gizli hapishanenin demir konteynerlerinin duvarlarına, korku ve uzun bekleyişlerin tırnaklarıyla anlatılmamış hikayelerini “Bana merhamet edin... Bu zulüm yeter!”, “Kurtar beni Allah’ım!”, “Annem”, “Allah şahit ben mazlumum” ifadeleriyle kazımışlardı.

Bu sözler duvar süslemesi değil, yıllardır Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) güçleri tarafından yönetilen yasadışı ed-Daba Hapishanesi’ndeki mahkumlar tarafından bırakılan, umut ile umutsuzluk arasında asılı kalan ve uzun süreler parmaklıklar arkasında kalan acıların gizli yüzünü ortaya çıkaran insan tanıklıklarıydı.

rfbvrt
İryani, devletin herhangi bir dış veya yerel tarafa gözaltı merkezleri kurma yetkisi vermediğini vurguladı (Şarku’l Avsat)

Şarku’l Avsat, basın mensupları ve insan hakları aktivistlerinden oluşan bir heyetle birlikte Mukelle şehrindeki ed-Daba Petrol Limanı’nda bulunan hapishaneyi ziyaret etti. BAE'nin yıllarca Yemenli yetkililerle herhangi bir koordinasyonsuz olarak birkaç yasadışı hapishane kurduğunu ilk elden gözlemledi. Bu durum, yargı dışı gözaltı ağının boyutunu ve gizli kalmış ihlalleri ortaya çıkardı.

Yemen Enformasyon, Kültür ve Turizm Bakanı Muammer el-İryani’ye göre bu hapishaneler, devlete ait herhangi bir yasal veya güvenlik sistemine bağlı değil. İryani, bu hapishanelerin ‘devletin, yasanın ve Yemen anayasasının yetkisi dışında kalan gözaltı merkezleri’ olduğunu açıkladı.

cdfrgt
Yemen Enformasyon, Kültür ve Turizm Bakanı Muammer el-İryani Mukelle'deki ed-Daba Petrol Limanı’ndaki tesiste (Şarku’l Avsat)

Ed-Daba’da bu gizli hapishanelerde tutulan 12 kişinin önünde konuşan İryani, bu yerin yasal veya idari denetim olmaksızın meşru devlet kurumları dışında gerçekleştirilen uygulamaları somutlaştırdığını belirtti.

Devletin, yabancı veya yerel hiçbir tarafa, yasaların çerçevesi dışında gözaltı veya işkence merkezleri kurma yetkisi vermediğini vurgulayan Bakan İryani, bu uygulamaları ‘tutuklama, soruşturma ve gözaltı yetkilerini yasal ve güvenlik devlet kurumlarıyla sınırlayan Yemen anayasasının açık bir ihlali’ olarak nitelendirdi. İryani, bunların aynı zamanda uluslararası hukuk ve insani hukukun da ihlali olduğunun altını çizdi.

Şarku’l Avsat, tesisin içindeki şok edici manzaraları belgelerken bazı hapishanelerin çeşitli boyutlarda kapalı çelik konteynerlerden oluştuğunu, bazı hücrelerin boyutlarının 1 metreye 50 santimetreden fazla olmadığını ortaya koydu. Bu konteynerlerin duvarları, tutukluların günlük yaşamlarını ve parmaklıklar ardındaki acılarını özetleyen yazılarla doluydu.

xcdvfg
Buralarda tutulanların duvarlara yazdıkları yazılarda, bu hapishanelerin yasadışı olduğu yönündeki duygularını yansıtan ‘mazlum’ (eziyet gören kimse) kelimesi öne çıkıyor (Şarku’l Avsat)

Bazı tutuklular, sanki günleri tek tek sayar gibi, gözaltında geçirdikleri günlerin sayısını düzenli tablolar halinde kaydetmeye özen gösteriyorlardı. Bazıları da buradan bir an önce kurtulmaları için Allah’tan yardım istedikleri duaları duvarlara yazıyorlardı. Bir köşede ise bir tutuklu acısını ve özlemini özetlemek için tek bir kelime yazmıştı; “Annem”.

Hücrelerin duvarlarında da kan izleri ve kırbaç izleri vardı, bu da tutukluların o dar odalarda maruz kaldıklarını yansıtıyordu.

Korku ve umut arasında, içlerinden biri titrek bir el yazısıyla “Bir ay on gün... Sonrası ferahlık” bir diğeri ise duvara “Allah şahit ben mazlumum”, bir başkası ise “Bana merhamet edin... Bu zulüm yeter!” diye haykırışlarını kazımışlardı.

xcdfg
Tutuklulardan biri, hapishanedeyken ailesine duyduğu özlemi “Annem” kelimesini yazarak ifade etti (Şarku’l Avsat)

Devletin bugün yaptıklarının ‘siyasi hesaplaşmak değil, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek olduğunu’ vurgulayan Bakan İryani, “Bu yerleri yerel ve uluslararası medyaya açmak, şeffaflığın bir parçası ve devletin gerçeklerden korkmadığı, aksine onu belgelemeye ve yasal olarak ele almaya çalıştığına dair açık bir mesajdır” ifadelerini kullandı.

İryani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Siyasi koruma talep etmiyoruz, aksine hukukun üstünlüğüne destek istiyoruz. Siyasi bir vizyon sunmuyoruz, aksine yerleri, gerçekleri ve yasal sorumlulukları sunuyoruz.”

Öte yandan Şarku’l Avsat’a konuşan Yemenli bir askeri kaynak, dağın tepesinde bulunan ve eskiden Hava Savunma Kampı olarak bilinen ed-Daba kampının, Ebu Ali el-Hadrami liderliğindeki Güvenlik Destek Güçleri’ne devredildiğini açıkladı.

Kimliğinin açıklanmaması şartıyla konuşan kaynak, kanıt olmadan birini suçlamanın onu bu gizli hapishanelerden birine göndermek için yeterli olduğunu açıkladı. Bu gözaltı merkezlerinden çıkanların normal hallerine dönemediklerini, eskiden olduklarından tamamen farklı insanlar olduklarını belirten kaynak, “En tehlikeli olansa, çeşitli suçlara karıştığı kanıtlanmış bazı mahkumların serbest bırakılmasıydı. Çünkü bazılarının BAE tarafından serbest bırakıldıktan sonra çift taraflı ajan olduklarını görünce şaşırdık” diye ekledi. Kaynak, bu kişilerin aralarında El Kaide örgütünün üyelerinin de olduğunu belirtti.


Avn, Lübnan'ı "intihar girişimlerine" sürüklemeyeceğine dair söz verdi

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Baabda'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda diplomatik temsilcilere hitap ediyor. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Baabda'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda diplomatik temsilcilere hitap ediyor. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Avn, Lübnan'ı "intihar girişimlerine" sürüklemeyeceğine dair söz verdi

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Baabda'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda diplomatik temsilcilere hitap ediyor. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Baabda'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda diplomatik temsilcilere hitap ediyor. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn dün, "geçmişte ağır bedeller ödediğimiz intiharvari maceralara Lübnan'ı sürüklememeye" olan bağlılığını yineleyerek, ülkenin İsrail sınırındaki güney Litani bölgesinde "geniş alanları yasadışı silahlardan temizleme" işlemini tamamladığını belirtti.

Avn, diplomatik temsilcilere ve uluslararası misyon başkanlarına, Lübnan silahlı kuvvetlerinin "her türlü yasadışı silahtan, türü veya bağlantısı ne olursa olsun, geniş alanları temizleme konusunda muazzam görevler üstlendiğini ve tüm provokasyonlara, devam eden saldırılara, şüphelere, ihanet suçlamalarına, hakaretlere ve iftiralara rağmen bunu başardıklarını" söyledi.

"Güney Lübnan'ın, tüm uluslararası sınırlarımız gibi, yalnızca silahlı kuvvetlerimizin kontrolü altında olması ve diğerlerinin, istisnasız hepsinin, kendi ülkelerinin çıkarları için görüşmeler, müzakereler ve pazarlıklar yaparken, topraklarımızda başkalarının çatışmalarına dahil olma veya bu çatışmalara kayma olasılığının kesin olarak sonlandırılması gerektiğinin" altını çizdi.