Merkez Bankası, TL zorunlu karşılıklara uygulanan faizi düşürdü

Merkez Bankası, TL zorunlu karşılıklara uygulanan faizi düşürdü
TT

Merkez Bankası, TL zorunlu karşılıklara uygulanan faizi düşürdü

Merkez Bankası, TL zorunlu karşılıklara uygulanan faizi düşürdü

Merkez Bankası, TL zorunlu karşılıklara uygulanan faiz oranını 10 Temmuz'dan itibaren geçerli olmak üzere yüzde 6'dan yüzde 5'e indirdi.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Türk lirası zorunlu karşılıklara uygulanan faiz oranını (Nema Oranı) 10 Temmuz'dan itibaren uygulanmak üzere indirdi. TCMB'nin internet sitesinde yer alan duyuruya göre, 20.03.2020-09.07.2020 arasında yüzde 6,00 olarak uygulanan faiz oranı 10 Temmuz'dan itibaren yüzde 5,00 olarak uygulanmaya başlayacak.
Öte yandan; 26.06.2020 (dahil) zorunlu karşılık yükümlülük tarihinden itibaren 2020/6 sayılı Zorunlu Karşılıklar Hakkında Tebliğ ile belirlenen koşulları sağlayan reel kredi büyümesine sahip bankalara yüzde 7, diğer bankalara yüzde 0 uygulanacak. Daha önce bu oranlar sırasıyla yüzde 8 ve yüzde 0 şeklindeydi.



Savaş, borç ve yapay zekâ, Bangkok’ta küresel ekonominin dayanıklılığını sınıyor

Bangkok’taki Kraliçe Sirikit Ulusal Kongre Merkezi’nde düzenlenecek Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası yıllık toplantıları öncesinde, toplantı logosunun yanında duran bir kişi (Reuters)
Bangkok’taki Kraliçe Sirikit Ulusal Kongre Merkezi’nde düzenlenecek Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası yıllık toplantıları öncesinde, toplantı logosunun yanında duran bir kişi (Reuters)
TT

Savaş, borç ve yapay zekâ, Bangkok’ta küresel ekonominin dayanıklılığını sınıyor

Bangkok’taki Kraliçe Sirikit Ulusal Kongre Merkezi’nde düzenlenecek Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası yıllık toplantıları öncesinde, toplantı logosunun yanında duran bir kişi (Reuters)
Bangkok’taki Kraliçe Sirikit Ulusal Kongre Merkezi’nde düzenlenecek Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası yıllık toplantıları öncesinde, toplantı logosunun yanında duran bir kişi (Reuters)

Finans ve para politikası yapıcıları, yarın Bangkok’ta başlayacak Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) yıllık toplantılarına katılıyor. Toplantılar; küresel ekonominin Ortadoğu’daki savaşın etkilerini kısmen absorbe etmeyi başardığı, ancak yükselen enerji fiyatları, enflasyonla mücadelenin zorlaşması ve biriken kamu borçlarının yarattığı artan baskılarla karşı karşıya kaldığı bir dönemde gerçekleşiyor. Sürece, büyüme beklentilerini ve piyasaları yeniden şekillendiren yapay zekâ alanındaki yatırım patlaması da eşlik ediyor.

Savaşın sekizinci ayına girmesi, enerji tedarikinde ve küresel ticarette aksamalara yol açarken, bu yılki toplantıların önemini daha da artırıyor. Küresel ekonomi ilk endişelere kıyasla daha dirençli bir duruş sergilese de, yakıt ve işlenmiş ürün maliyetlerindeki artış ile kullanılabilir petrol stoklarındaki gerileme, piyasaların olası yeni şokları göğüsleme kapasitesine dair soru işaretlerine neden oluyor.

IMF, toplantılar öncesinde yaptığı açıklamada küresel ekonominin iki zıt gücün etkisi altında olduğunu belirtti: Yüksek enerji maliyetleri ile tedarik zincirlerindeki aksamalardan kaynaklanan negatif şok ve yapay zekâ yatırımlarının öncülük ettiği ekonomik aktiviteyi destekleyici güç. IMF Başkanı Kristalina Georgieva ise yüksek enerji fiyatlarının sürmesi, biriken kamu borçları ve yapay zekâ patlamasına ilişkin risklerin, küresel ekonominin önündeki en temel endişe kaynakları olduğunu ifade etti.

Raporlar, dünya ekonomisinin genel tablosunu ortaya koyuyor

Gözler, toplantılar sırasında IMF tarafından yayımlanacak rapor dizisine çevrilmiş durumda. Bu kapsamda başı çeken Dünya Ekonomik Görünümü ve Küresel Finansal İstikrar raporlarının 13 Ekim’de, Mali İzleme Raporu’nun ise 14 Ekim’de kamuoyuyla paylaşılması bekleniyor. IMF ayrıca, 15 Ekim’de Ortadoğu ve Orta Asya bölgesine özel bir bilgilendirme toplantısı düzenleyecek.

Dünya Ekonomik Görünümü Raporu, IMF’nin küresel ekonomik aktivitenin enerji şoku karşısında büyümesini sürdürme kapasitesine ilişkin değerlendirmeleri açısından en kritik sınav niteliğini taşıyor. IMF, eylül ayında küresel ekonominin 2026 yılı büyüme tahminini yüzde 3 seviyesinde sabit tutmuş ve risklerin sürmesine rağmen ekonominin şoklara karşı beklenenden daha dayanıklı bir performans sergilediğini belirtmişti.

fgthyj
Bangkok’taki Kraliçe Sirikit Ulusal Kongre Merkezi’nde düzenlenecek Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası yıllık toplantıları öncesinde, toplantı afişinin önünden geçen bir motosiklet (AP)

Ancak genel tahminlerin istikrarlı seyretmesi, tüm bölgelerde tablonun olumlu olduğu anlamına gelmiyor. Toplantılar öncesinde Reuters tarafından geçilen habere göre IMF; aralarında Ukrayna’nın yanı sıra İran saldırılarından ve enerji ihracatındaki keskin düşüşten etkilenen bazı Körfez ülkelerinin de yer aldığı ekonomilere yönelik büyüme beklentilerini düşürebilir. Bu durum, savaşın etkilerinin ekonomilerin tedarik ve ticaret aksamalarına ne derece maruz kaldığına ve gelirlerinin enerji ihracatına bağımlılığına göre farklılık gösterdiğini ortaya koyuyor.

Öte yandan, artan enerji maliyetlerinin geçici bir şok olarak mı kalacağı yoksa ücretlere, fiyatlara ve hizmet sektörüne yansıyarak para politikası üzerinde daha uzun süreli bir baskı mı oluşturacağına dair soru işaretleri sürerken, enflasyon beklentileri de aynı derecede önem taşımaya devam ediyor.

thyju7
Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, Singapur’da düzenlenen IMF yıllık toplantılarının hazırlık etkinliğinde konuşuyor. (AFP)

Riskler yalnızca fiyat artışlarıyla sınırlı kalmayıp piyasanın yeni şokları göğüsleme kapasitesinin zayıflamasına kadar uzanıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, savaşın patlak verdiği 28 Şubat’tan bu yana büyük bölümü karadaki ticari stoklardan olmak üzere 1 milyar varilden fazla petrol çekildi. Küresel piyasaların kullanımına açık fiili stok miktarı ise giderek azalıyor. Bu durum, stratejik rezervlere başvurulsa dahi enerji piyasalarının tedarikte yaşanabilecek ek bir aksamaya karşı hassasiyetini artırıyor.

Söz konusu gelişmeler, petrol arzının miktarını aşan bir sınamaya işaret ediyor. Zira kullanılabilir stoklardaki gerileme, piyasanın yeni aksamalarla mücadele etme kabiliyetini sınırlandırabileceği gibi, tedarik hatlarını tehdit eden veya kesintileri uzatan olası bir tırmanmaya karşı piyasa duyarlılığını da yükseltiyor.

Finans piyasaları, borç ve faiz oranları konusunda bir sınavdan geçiyor

Büyüme raporunun yayımlandığı gün ile aynı tarihte IMF, Küresel Finansal İstikrar Raporu’nu da kamuoyuna sunacak. Rapor, gelişmiş ve gelişmekte olan birden fazla ekonomide tahvil getirilerinin; para politikası beklentileri, yükselen enerji fiyatları, kamu borç seviyelerine ilişkin endişeler ve artan vade priminin bileşimiyle tırmandığı bir dönemde açıklanıyor.

Söz konusu rapor, borçlanma maliyetlerindeki artışın; hükümetlerin bütçe açıklarını finanse etmek ve mevcut borç yüklerini yönetmek için borçlanma piyasalarına daha fazla bağımlı hale geldiği bir döneme denk gelmesi sebebiyle kritik bir önem taşıyor. Rapor, bankacılık sektörünün düzenlenmesi ve denetleyici kurumlar arasındaki koordinasyon da dahil olmak üzere küresel finans sisteminin karşı karşıya olduğu riskleri ele alırken; serbest yatırım fonlarının durumunu, finansal istikrarı ve dijital finansal varlıklardaki son gelişmeleri inceliyor.

defrgthyju
Suudi Arabistan Maliye Bakanı Muhammed el-Cedan, Nisan 2026’da Uluslararası Para ve Finans Komitesi (IMFC) toplantısının ardından düzenlenen basın toplantısında konuşuyor. (AFP)

Piyasalar açısından temel soru yalnızca finansal kuruluşların olası şoklara dayanıp dayanamayacağı değil, enerji şokunun daha geniş çaplı bir finansman ve likidite krizine dönüşmesi halinde hükümetlerin ve merkez bankalarının ne ölçüde müdahale edebileceği olacak.

Diğer yandan gözler, Suudi Arabistan Maliye Bakanı Muhammed el-Cedan başkanlığında 17 Ekim’de genel kurulunu gerçekleştirmesi planlanan Uluslararası Para ve Finans Komitesi (IMFC) toplantısına çevrilmiş durumda. IMF’nin stratejik yönelimlerinden sorumlu danışma organı niteliğindeki IMFC’nin toplantısı; savaşın küresel ekonomi üzerindeki yansımaları, enflasyon ve kamu borcu riskleri ile şoklara en açık ülkeleri destekleme önceliklerine ilişkin tutumların koordinasyonu açısından büyük önem taşıyor.

Kamu borcu hareket alanını daraltıyor

14 Ekim’de ise kamu maliyesine yönelik baskıları tartışmanın merkezine oturtacak olan Mali İzleme Raporu yayımlanacak. Hükümetler aynı anda artan borç servisi maliyetleri, yükselen enerji ve savunma harcamaları ile altyapı, dijital dönüşüm ve yapay zekâ yatırımlarını finanse etme ihtiyacıyla karşı karşıya bulunuyor.

IMF, küresel kamu borcunun İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en yüksek seviyelerine ulaştığı uyarısında bulunurken, borcun 2030 yılından önce küresel gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yüzde 100’ünü aşacağını öngörüyor. Bu seviyeler, borçlanma maliyetlerinin yükseldiği bir ortamda hükümetlerin mevcut borçlarını yeniden finanse etme ihtiyacı nedeniyle kamu maliyesinin faiz oranlarındaki olası yeni artışlara karşı hassasiyetini daha da yükseltiyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı bilgilere göre, baskılar gelişmekte olan ekonomilerde çok daha şiddetli hissediliyor. Bu ülkelerde faiz ödemeleri, hükümet gelirlerinin ortalama yüzde 10’undan fazlasına tekabül ediyor. Söz konusu yükler, daha yüksek faiz oranlarıyla borç yapılandırmasına gitmek zorunda kalabilecek hükümetlerin kamu hizmetlerini ve yatırımları finanse etme kapasitesini sınırlandırıyor.

Öte yandan Reuters’a konuşan diplomatlar, G20 bünyesinde Kovid-19 pandemisi döneminde alınan tedbire benzer şekilde, en yoksul ülkeler için borç servisinin askıya alınması uygulamasının yeniden devreye sokulmasına yönelik geniş çaplı bir istek bulunmadığını belirtiyor. Borç yükünün hafifletilmesine ilişkin bir uzlaşının sağlanamaması, yüksek finansman maliyetlerinin enerji ve gıda baskılarıyla eş zamanlı yaşandığı bir krizle mücadeleyi daha da zorlaştırıyor.

Bu durum, yükselen enerji fiyatlarını veya finansman maliyetlerini absorbe etmek için daha dar bir hareket alanına sahip olan gelişen ekonomiler ve gelişmekte olan ülkeler için kritik bir sınamaya dönüşüyor. Ayrıca küresel faiz oranlarının yüksek seyretmeyi sürdürmesi, borçlarını yeniden finanse etmesi veya daha seçici hale gelen bir finansal ortamda sermaye akışı çekmesi gereken ülkeler üzerindeki baskıyı artırabilir.

Buradan hareketle, borç konusundaki tartışmalar büyüme olgusundan bağımsız ele alınamıyor. Bütçe açığının hızla düşürülmesi talebi zayıflatabilirken, mali disiplinin ertelenmesi borçlanma maliyetini artırarak gelecekteki şoklara karşı direnci azaltıyor. Hükümetlerin bir yandan haneleri destekleme, altyapı ve temel hizmetlere yatırım yapma ihtiyacı artarken diğer yandan harcamaları kısmak zorunda kalması, söz konusu sınamanın boyutunu daha net bir şekilde ortaya koyuyor.

Yapay zekâ… Büyümenin itici gücü ve yeni risklerin kaynağı

Buna karşın yapay zekâ, enerji şokuna rağmen küresel ekonominin belirli bir ivmeyi korumasına yardımcı olan faktörlerden biri olarak Bangkok toplantılarının gündemine giriyor.

Ancak IMF konuyu çift yönlü bir yaklaşımla ele alıyor. Veri merkezlerine, altyapıya ve yapay zekâ bağlantılı teknolojilere yapılan devasa yatırımlar talebi, ekonomik aktiviteyi ve verimliliği destekliyor. Öte yandan bu durum, bazı varlıkların değerlemelerini yükseltirken enerjiye olan talebi de artırıyor. Bu esnada, bazı yatırımların gelecekteki getiri beklentilerinin fiili kâr sağlama kapasitelerinin üzerinde olabileceğine dair endişeler artıyor.

cvfbghnj
Bangkok’taki Kraliçe Sirikit Ulusal Kongre Merkezi’nde düzenlenecek Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası yıllık toplantıları öncesinde devriye gezen Taylandlı polis memurları (EPA)

Ayrıca yapay zekâ patlamasının sağladığı kazanımlar ekonomiler arasında eşit dağılmıyor. Yeni değer zincirlerinde yer almak için gerekli dijital altyapıya, sermayeye veya yetkinliklere sahip olmayan ülkeler için riskler artarken; diğer bazı ekonomiler teknolojinin yaygınlaşmasıyla birlikte istihdam ve gelir üzerinde baskılarla karşı karşıya kalabiliyor.

Bu dengesizlik; yapay zekâ yatırımlarından faydalanarak ekonomik aktiviteyi destekleyen gelişmiş ekonomiler ile benzer yatırımları çekmekte zorlanan, bir yandan da enerji ve finansman maliyetlerinin baskısı altında kalan düşük gelirli ülkeler karşılaştırıldığında net bir şekilde ortaya çıkıyor. Dolayısıyla sınama, yalnızca teknolojinin sağladığı kazanımların dağıtımıyla sınırlı kalmayıp ekonomilerin dış şokları telafi etme kapasitelerindeki farklılıklara da uzanıyor.

Bu çelişki, IMF’nin küresel ekonomiye ilişkin okumasında da kendini gösteriyor: Yapay zekâ, enerji şokunun yarattığı etkinin bir kısmını telafi etmeye yardımcı olurken; yatırımların ve değerlemelerin ekonomik temellerle desteklenmeyen bir hızda yükselmesi halinde kendisi de yeni bir istikrarsızlık kaynağına dönüşebilir.

Ortadoğu tartışmaların odağında

Ortadoğu bölgesi, enerji şokundaki ve küresel ticaret aksamalarındaki rolü nedeniyle bu yılki toplantılarda güçlü bir şekilde yer alıyor. IMF, çatışmanın ekonomik yansımalarını değerlendirmeyi sürdürürken 15 Ekim’de Ortadoğu ve Orta Asya bölgesine özel bir bilgilendirme toplantısı düzenleyecek.

IMF, Suudi Arabistan’ın petrol ve lojistik altyapısının çeşitliliği, bazı ticaret güzergahlarının yeniden yönlendirilmesi, makroekonomik temellerinin ve özel tüketiminin gücü sayesinde ticaret ve petrol ihracatındaki aksamalara rağmen dirençli bir duruş sergilediğine dikkat çekti. Bu okuma, mali ve dışsal koşulları enerji ithalatçısı birçok ekonomiden farklılaşan Körfez ekonomilerinin şokları göğüsleme kapasitesine ilişkin tartışmalara zemin sunuyor.

Daha geniş bir çerçevede krizin yükselen ve gelişmekte olan ekonomiler üzerindeki etkisi; enerji ithalatına olan bağımlılıklarına, mali ve parasal rezervlerinin büyüklüğüne ve borçlanma kapasitelerine göre farklılık gösteriyor. Enerji ithalatçısı ülkeler artan ithalat maliyetleriyle yüzleşirken, üretici ülkeler fiyat döngüsünü yönetmek ve baskıların yerel enflasyona ya da sürdürülemez harcamalara dönüşmesini engellemek şartıyla gelir artışından faydalanabiliyor. Düşük gelirli ülkeler ise yüksek enerji maliyetlerinin borç yükü ve sınırlı finansman imkanlarıyla birleştiği durumlarda risklere en açık kesim olmayı sürdürüyor.

fgthy
Bangkok’taki Kraliçe Sirikit Ulusal Kongre Merkezi’nde düzenlenecek Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası yıllık toplantıları öncesinde, toplantı afişinin önünden geçen iki Taylandlı kadın (EPA)

Dünya Bankası tarafı ise büyüme, yatırım, istihdam, finansman ve dış şoklara karşı direnç de dahil olmak üzere yeni küresel ortamın gelişmekte olan ekonomiler üzerindeki yansımalarına odaklanıyor. Yükselen borçlanma maliyetleri, bu ekonomilerin altyapı, enerji, eğitim ve dijital dönüşüm alanlarında yatırıma ihtiyaç duyduğu bir dönemde kalkınmanın finansmanını daha da zorlaştırıyor.

Bangkok toplantılarının, küresel ekonominin esnekliği sınanmaya devam ederken IMF ve Dünya Bankası’nın eş zamanlı baskılarla mücadele etme kabiliyetini test etmesi bekleniyor. Yayımlanacak yeni raporlar büyüme, enflasyon, kamu maliyesi ve finansal istikrara ilişkin güncel değerlendirmeler sunacak; ancak asıl büyük sınama, süregelen savaş, yüksek enerji maliyetleri, biriken borçlar ve hızlanan teknolojik dönüşüm gölgesinde büyümeyi, yatırımları ve finansmanı koruyabilmek olacak.

Bangkok toplantılarının önemli raporları:

- 13 Ekim | Dünya Ekonomik Görünümü Raporu (WEO): IMF; süregelen enerji şoku ve Ortadoğu’daki savaşın gölgesinde büyüme ve enflasyon tahminlerini güncelleyecek, artan risklere rağmen küresel ekonominin büyümeyi sürdürme kapasitesini değerlendirecek.

- 13 Ekim | Küresel Finansal İstikrar Raporu (GFSR): Tahvil getirilerinin tırmandığı ve borçlanma maliyetlerinin yükseldiği bir ortamda finansal piyasaları, kredi ve borç risklerini gözlemleyecek; finans sisteminin şokları göğüsleme kabiliyetini inceleyecek.

- 14 Ekim | Mali İzleme Raporu: Ülkelerin artan borç servisi maliyetleri ve harcama baskılarıyla karşı karşıya kaldığı, olası krizlere karşı hareket alanının daraldığı bir dönemde kamu maliyesinin durumunu ve devlet borçlarını ele alacak.

- 15 Ekim | Bölgesel Ekonomik Görünüm Raporları: Ortadoğu ve Orta Asya, Asya-Pasifik ve Sahra Altı Afrika’ya yönelik bölgesel güncellemeleri kapsayacak; savaşın, enerji maliyetlerinin ve enflasyonun farklı bölgelerdeki büyüme üzerindeki yansımalarını değerlendirecek.

- 17 Ekim | Uluslararası Para ve Finans Komitesi (IMFC): Suudi Arabistan Maliye Bakanı Muhammed el-Cedan başkanlığındaki IMFC, yıllık toplantılar kapsamında genel kurulunu gerçekleştirecek; IMF’nin stratejik yönelimlerini ve küresel ekonominin önündeki en temel sınamaları masaya yatıracak.


Neden insanlar ekonomik büyümeye rağmen kendilerini daha yoksul hissediyor?

Çin’in Şanghay kentindeki bir AVM’de alışveriş yapanlar (AFP)
Çin’in Şanghay kentindeki bir AVM’de alışveriş yapanlar (AFP)
TT

Neden insanlar ekonomik büyümeye rağmen kendilerini daha yoksul hissediyor?

Çin’in Şanghay kentindeki bir AVM’de alışveriş yapanlar (AFP)
Çin’in Şanghay kentindeki bir AVM’de alışveriş yapanlar (AFP)

Antoine el Hac

Rakamlar ekonomilerin büyüdüğünü, üretimin arttığını, teknolojinin eşi benzeri görülmemiş sıçramalar yaptığını ve özel servetlerin rekor seviyelere ulaştığını gösteriyor. Ancak milyonlarca insan bu refahı, ekonomik raporların işaret ettiği şekilde yaşamıyor. Onlar için “büyüyen” ekonomi; kiraların yükseldiği, gıda ve enerji maliyetlerinin arttığı, ev sahibi olmanın giderek zorlaştığı ve maaşın ay sonunu getirebilmek için her zamankinden daha fazla yetmek zorunda kaldığı bir ekonomi anlamına geliyor.

Modern ekonominin çelişkisi tam da burada yatıyor: Ekonomi zenginleşirken birey kendisini daha yoksul hissedebiliyor.

İspanya’nın Madrid kentindeki Puerta del Sol Meydanı’nda konut krizini protesto etmek amacıyla kurulan kamp. Kiralık evinden tahliye edilen 87 yaşındaki bir kadının durumu, ülkede devam eden konut krizine karşı İspanya genelinde protestolar düzenlenmesine yol açtı (EPA)
İspanya’nın Madrid kentindeki Puerta del Sol Meydanı’nda konut krizini protesto etmek amacıyla kurulan kamp. Kiralık evinden tahliye edilen 87 yaşındaki bir kadının durumu, ülkede devam eden konut krizine karşı İspanya genelinde protestolar düzenlenmesine yol açtı (EPA)

GSYH ile günlük hayat arasındaki uçurum

Sorunun temelinde, gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) tek başına bu deneyimi ölçmek için yeterli olmaması yatıyor. GSYH, bir ekonominin ürettiği mal ve hizmetlerin değerini ölçüyor. Ancak bu üretimin getirisinin kimlere dağıldığını, sıradan bir çalışanın maaşıyla ne kadar alışveriş yapabildiğini, ev veya çocuklarının eğitim masraflarını karşılayıp karşılayamadığını ya da beklenmedik bir hastalıkla başa çıkıp çıkamayacağını göstermiyor.

Örneğin ABD'de medyan hane geliri, 2025 yılında enflasyondan arındırılmış olarak 87 bin 460 dolara ulaştı. Bu, rekor bir seviye. İlk bakışta olumlu görünen tabloya rağmen, hane gelirindeki reel artış 2019'a kıyasla yalnızca yüzde 2,5'te kaldı. Üstelik bu artış altı yıllık bir dönemde gerçekleşti. Karşılaştırma yapmak gerekirse, 2019'dan önceki altı yılda medyan hane gelirinin reel artışı yaklaşık yüzde 19 olmuştu.

Başka bir ifadeyle, bugün bir Amerikalı nominal olarak daha fazla kazanıyor olabilir ancak yaşam standardını yükseltmek için katetmesi gereken yol giderek zorlaşıyor.

Üstelik bu sorun yalnızca ABD'ye özgü değil. Avrupa Birliği'nde konut fiyatları 2010-2024 döneminde yüzde 53, kiralar ise yüzde 25 arttı. Avrupa'daki haneler 2024 yılında harcanabilir gelirlerinin ortalama yüzde 19'unu konuta ayırdı. Düşük gelirli hanelerde bu oran yüzde 37'ye yükseldi.

Avrupa'nın en büyük ekonomilerinden Fransa'da da çelişki daha belirgin biçimde görülüyor. Güncel tahminlere göre dört kişilik bir ailenin satın alma gücü, 2024-2026 döneminde yılda ortalama yaklaşık 1.200 avro azaldı. Reel ücretler de 2019'dan bu yana yaklaşık yüzde 2 geriledi.

Borsalar, servetin “seçkinler kulübünün” üyelerinin elinde yoğunlaştığı alanlardan biri (Reuters)
Borsalar, servetin “seçkinler kulübünün” üyelerinin elinde yoğunlaştığı alanlardan biri (Reuters)

Bu tablo, “ekonomik büyüme” ifadesinin insanların yaşam koşullarının iyileştiğine inanmaları için neden yeterli olmadığını açıklıyor.

İnsanlar gıdalarını ve kıyafetlerini GSYH ile satın almıyor. Elektrik faturalarını büyüme oranıyla ödemiyor, kiralarını borsa endeksiyle karşılamıyor. Bunların hepsi için gelirlerini kullanıyorlar.

Reel ücretler sorunu

İkinci sorun ise reel ücretler.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), birçok ülkede reel ücretlerin yeniden yükselmeye başladığını ancak çok sayıda ülkede, 2022'den itibaren dünyayı etkisi altına alan enflasyon dalgası yaşanmasaydı ulaşılabilecek seviyelerin hâlâ altında kaldığını belirtiyor. Örgüt ülkelerinde reel ücretlerin ortalama artış oranı 2026'nın ilk çeyreğinde yüzde 2,2 oldu. Bu oran, bir önceki yılın aynı döneminde yüzde 2,7 seviyesindeydi.

Yani enflasyonun düşmesiyle mücadele sona ermiyor. Güçlü fiyat artışlarının ardından enflasyon oranının gerilemesi, fiyatların kendiliğinden eski seviyelerine döneceği anlamına gelmiyor.

Bir ürünün fiyatı 100'den 130'a yükselip ardından enflasyon yavaşlarsa, fiyat yeniden 100'e düşmüş olmuyor. Yalnızca fiyat artışının hızı azalıyor.

Ekonomistler ile vatandaşlar arasındaki büyük algı farklılığının nedenlerinden biri de bu basit ayrıntı. Ekonomist, “Enflasyon geriliyor” diyor. Vatandaş ise “Ama fiyatlar hâlâ yüksek” diye karşılık veriyor. Aslında ikisi de haklı.

Lübnan örneğindeki ağır çelişki

Lübnan'da ise bu çelişki çok daha ağır bir tablo ortaya koyuyor. Çünkü burada yaşanan sorun yalnızca satın alma gücünün azalması değil, kapsamlı bir mali, parasal ve toplumsal çöküş.

Lübnan ekonomisi 2025 yılında yüzde 4,2 reel büyüme kaydetti. Bu gelişme, yıllarca süren çöküşün ardından toparlanmanın başlangıcı olarak değerlendirilebilirdi. Ancak Dünya Bankası, çatışmaların yeniden başlaması ve bunun tüketim, yatırım, turizm ve altyapı üzerindeki etkileri nedeniyle ekonominin 2026'da yüzde 6,4 daralmasını bekliyor. Özellikle ülkenin dış ticaretinde ithalatın ağırlıklı olması nedeniyle enflasyonun da bu yıl yüzde 17,5'e ulaşacağı tahmin ediliyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF), Eylül 2026'da yaptığı açıklamada Lübnan'da enflasyonun hâlâ çift haneli seviyelerde bulunduğunu bildirdi. Açıklamada, güvenlik alanındaki gelişmelerin yaşam standartlarına, altyapıya ve konutlara yeni zararlar verdiği, bankacılık sektörünün ise kapsamlı bir yeniden yapılandırmaya ihtiyaç duyduğu belirtildi.

Başka bir ifadeyle Lübnanlılar “büyüme” ve “daralma” kavramlarını günlük yaşamlarından tanıyor. Gıda fiyatlarından ulaşım maliyetlerine, birikimlerinin değerinden hastane ve eğitim masraflarını karşılayabilme imkânlarına kadar her alanda bunun sonuçlarını hissediyorlar.

Ve artık ekonomik göstergelerden daha önemli hâle gelen bir soruyla karşı karşıyalar: Satın alma gücümden geriye ne kaldı?

Küresel sorunun özü de burada yatıyor.

Arjantin'in Buenos Aires kentinde Halk Ekonomisi İşçileri Sendikası tarafından ücretsiz dağıtılan yemeklerden alan kişiler (AP)
Arjantin'in Buenos Aires kentinde Halk Ekonomisi İşçileri Sendikası tarafından ücretsiz dağıtılan yemeklerden alan kişiler (AP)

Ekonomik güvenlik nasıl ölçülür?

İnsanlık, ekonomilerin büyüklüğünü ölçmek için son derece hassas göstergeler geliştirdi. Ancak ekonomik güvenliği ölçmenin, hatta bunu sağlamanın ideal yolunu hâlâ arıyor.

GSYH artabilir. Fakat konut maliyetleri ücretlerden daha hızlı yükseliyorsa vatandaş kendisini kaybetmiş hisseder. Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre ulusal servet büyüyebilir. Ancak bu artışın getirileri toplumsal piramidin en üstünde yoğunlaşıyorsa insanların çoğu bundan yararlanamaz. Enflasyon düşebilir. Fakat bu da fiyatların eski seviyelerine döndüğü anlamına gelmez.

Bu nedenle ekonomide sorulması gereken en önemli soru, büyümenin ne kadar olduğu değil, bu büyümeden kimin yararlandığıdır.

Ekonomi daha fazla servet üretiyor ancak orta sınıfa ev satın alma imkânı sağlamıyor, çalışanları enflasyona karşı koruyacak ücretler sunmuyor ve ailelere daha fazla güvence hissi vermiyorsa rakamların güzel görünmesinin ne anlamı var?

Belki de gayrisafi yurt içi hasılaya refahın eksiksiz bir aynasıymış gibi yaklaşmayı bırakmanın zamanı geldi.

Çünkü ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değil. Aynı zamanda insanların ne satın alabildiği, ne kadar tasarruf edebildiği, gelecekleri için ne ölçüde plan yapabildiği ve yarının bugünden daha iyi olacağına inanıp inanmadığıyla ilgili.

Bu soruların cevapları olumsuzlaştığında, bir ekonomi kâğıt üzerinde refah içinde görünürken o ekonominin içinde yaşayan insanlar kendilerini daha yoksul hissedebilir.

Bütün para birimleri zaman içinde değerlerinin bir bölümünü kaybediyor (Reuters).
Bütün para birimleri zaman içinde değerlerinin bir bölümünü kaybediyor (Reuters).

Asıl sorun da burada başlıyor. Ekonomik büyüme istatistiklerde bir gerçek hâline gelirken insanların yaşamında karşılık bulamıyorsa toplumların temel dayanağı ve başlıca itici gücü olan orta sınıf aşınmaya başlıyor.

Sonuç olarak, orta sınıfa ulaşmayan büyüme hem demokrasiye hem de ekonomik sisteme duyulan güveni zedeliyor. Bu durum toplumların ve devletlerin dengelerini bozabilecek, hatta onları sarsabilecek sonuçlar doğurabiliyor.


Küresel enerji liderleri Riyad’da buluşuyor: Gündemde arz güvenliği ve yapay zekâ

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad (Reuters)
Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad (Reuters)
TT

Küresel enerji liderleri Riyad’da buluşuyor: Gündemde arz güvenliği ve yapay zekâ

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad (Reuters)
Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad (Reuters)

Küresel enerji sektörünün dikkati, 11 Ekim Pazar (yarın) gününden itibaren Riyad’a çevrilecek. Bir hafta boyunca düzenlenecek bakanlar düzeyindeki toplantılar ve uluslararası etkinlikler; üst düzey hükümet yetkililerini, enerji şirketlerinin yöneticilerini, uluslararası kuruluş temsilcilerini ve uzmanları bir araya getirecek. Etkinliklere Suudi Arabistan Enerji Bakanı ve Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman da katılacak.

Açıklanan programa göre jeopolitik gerilimlerin arttığı, Hürmüz Boğazı’na ilişkin risklerin öne çıktığı bir dönemde düzenlenecek toplantılarda enerji arz güvenliği, altyapının dayanıklılığı ve ihracat güzergâhları başlıca gündem maddeleri arasında yer alacak. Bu kapsamda, Suudi Arabistan’ın doğu bölgesindeki petrolü Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu Limanı’na taşıyan Doğu-Batı Petrol Boru Hattı, Hürmüz Boğazı’na bağımlılığı azaltan alternatif ihracat güzergâhlarından biri olarak öne çıkıyor. Hat, deniz trafiğinde yaşanabilecek aksaklıklar karşısında ülkenin petrol ihracat sistemine esneklik kazandırıyor.

Enerji haftasının gündemi yalnızca arz güvenliğiyle sınırlı kalmayacak. Yatırım ihtiyacı, elektrik talebindeki artış, yapay zekâ ve dijital teknolojilerin enerji sistemlerinde giderek daha fazla kullanılması da ele alınacak. Bu başlıklar, küresel enerji sektörünün karşı karşıya olduğu zorlukların ve fırsatların giderek çeşitlendiğini ortaya koyuyor.

11-15 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek etkinlikler; Uluslararası Enerji Forumu’nun 17. Bakanlar Toplantısı, Temiz Enerji Bakanlar Toplantısı, inovasyon odaklı toplantılar, Dünya Petrol Kongresi’nin ana programı ve eş zamanlı uluslararası fuarın yanı sıra Petrol İhraç Eden Arap Ülkeleri Örgütü (OAPEC) tarafından düzenlenen teknik etkinlikleri kapsıyor.

Suudi Arabistan, 90 yılı aşkın geçmişe sahip Dünya Petrol Kongresi’ne tarihinde ilk kez ev sahipliği yapacak. Bakanların, hükümet yetkililerinin, enerji şirketlerinin üst düzey yöneticilerinin, uluslararası kuruluş temsilcilerinin ve uzmanların katılacağı organizasyon; stratejik oturumları, bakanlar düzeyindeki görüşmeleri, teknik programı ve enerji sektöründeki teknoloji ve çözümlerin tanıtılacağı uluslararası fuarı bir araya getirecek.

Enerji haftasının önemi, yalnızca toplantıların ve katılımcıların çeşitliliğinden kaynaklanmıyor. Enerji arz güvenliğinin ve piyasa istikrarının sağlanması, yatırım ihtiyaçlarının karşılanması, enerji verimliliğinin artırılması ve teknolojik gelişmelerin hızlandırılması gibi başlıklar da karar alıcıların ve şirketlerin gündeminde bulunuyor. Müzakereler, küresel ekonominin hangi enerji kaynaklarına ihtiyaç duyduğunun yanı sıra bu kaynakların nasıl üretileceği, taşınacağı, finanse edileceği ve uygun maliyetlerle sunulacağı konularına da odaklanacak.

Prens Abdülaziz bin Selman, Kanada'nın Calgary kentinde düzenlenen Dünya Petrol Kongresi'nde (Arşiv-Reuters)
Prens Abdülaziz bin Selman, Kanada'nın Calgary kentinde düzenlenen Dünya Petrol Kongresi'nde (Arşiv-Reuters)

Enerji güvenliği haftası bakanlar toplantısıyla başlayacak

Etkinliklerin ana programı, 11 Ekim Pazar günü Uluslararası Enerji Forumu’nun 17. Bakanlar Toplantısı ile başlayacak. Suudi Arabistan’ın ev sahipliğinde, İtalya ve Nijerya’nın ortaklığıyla düzenlenecek toplantının teması, “Yeni Bir Çağda Enerji Güvenliği ve Ortak Hedefler” olarak belirlendi.

Toplantı, enerji üreticisi ve tüketicisi ülkeleri ortak sorunları ele almak üzere bir araya getirecek. Piyasa istikrarı, arz güvenliği ve uzun vadeli yatırımlar konusunda diyaloğun güçlendirilmesi hedefleniyor. Jeopolitik risklerin tedarik zincirleri ve enerji altyapısı üzerindeki olası etkileri ile artan talebe uygun yatırımların gerekliliği, bu başlıkların önemini daha da artırıyor.

Gündemde üretici ve tüketici ülkeler arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi, ticaret ve yatırım çerçevelerinin geliştirilmesi ve temiz enerji teknolojilerine uygun maliyetlerle erişimin hızlandırılması bulunuyor. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu yaklaşımın ekonomik dayanıklılığı ve rekabet gücünü desteklemesi, aynı zamanda kalkınma hedeflerini gözetmesi amaçlanıyor.

Enerji piyasalarının dayanıklılığının artırılmasında altyapı, taşıma ağları ve ticaret bağlantılarının rolü de toplantıda öne çıkacak. Bunun yanı sıra, enerji tedarik zincirinin farklı aşamalarında uzun vadeli yatırımları teşvik etmek için öngörülebilir politikaların ve istikrarlı düzenleyici çerçevelerin önemi ele alınacak.

 Umman’ın Musandam bölgesinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)
Umman’ın Musandam bölgesinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)

Dünya Petrol Kongresi 12 Ekim’de başlıyor

Dünya Petrol Kongresi’nin resmî programı 12 Ekim Pazartesi günü başlayacak ve 15 Ekim Perşembe gününe kadar devam edecek. “Herkes İçin Bir Enerji Geleceğine Giden Yollar” temasıyla düzenlenecek kongre, Riyad’daki enerji haftasının temel etkinliklerinden biri olacak.

Bakanlar düzeyindeki oturumlar, stratejik görüşmeler, enerji şirketlerinin yöneticileriyle yapılacak toplantılar, uzmanlık gerektiren teknik program ve şirketlerin teknoloji, çözüm ve projelerini tanıtacağı fuar, kongrenin ana unsurlarını oluşturacak.

Programda enerji güvenliği, petrol ve doğal gaz piyasaları, yatırım ve finansman, dijital dönüşüm, yapay zekâ, kritik mineraller, karbon yönetimi, doğal gaz ve geleceğin enerji karması gibi konular ele alınacak.

Kongrenin önemini artıran unsurlardan biri, geleneksel enerji piyasalarıyla teknolojik ve çevresel dönüşümün yatırım kararları üzerindeki etkilerini aynı platformda buluşturması. Petrol ve doğal gaz; talep, arz ve üretim kapasitesi tartışmalarının merkezinde yer almaya devam ederken elektrik, dijital teknolojiler, kaynak verimliliği ve emisyon yönetimi de giderek daha fazla önem kazanıyor.

Aramco, ExxonMobil, Chevron, Shell ve BP gibi büyük şirketlerin yöneticilerinin katılımı, sektörün yatırım, üretim, talep ve teknoloji alanlarındaki eğilimlerinin izlenmesine imkân sağlayacak. Piyasa beklentileri, fiyatlar, finansman maliyetleri, jeopolitik riskler, düzenleyici değişiklikler ve teknolojik gelişmelerin uzun vadeli projelerin uygulanabilirliği üzerindeki etkileri de gündemin önemli başlıkları arasında bulunuyor.

Kongrenin “Herkes İçin Bir Enerji Geleceğine Giden Yollar” teması, küresel ihtiyaçların karşılanması için farklı seçeneklere duyulan ihtiyacı gösteriyor. Ülkelerin kaynakları ve ekonomik öncelikleri arasındaki farklılıklar, enerjiye erişilebilir maliyetlerle ulaşılması, arz güvenilirliği ve altyapının geliştirilmesi müzakerelerin merkezinde yer alıyor. Bu konular, sürdürülebilirlik ve emisyonların azaltılması hedefleriyle birlikte ele alınacak.

Prens Abdülaziz bin Selman, Kanada'nın Calgary kentinde düzenlenen Dünya Petrol Kongresi oturumunda (Arşiv,EPA)
Prens Abdülaziz bin Selman, Kanada'nın Calgary kentinde düzenlenen Dünya Petrol Kongresi oturumunda (Arşiv,EPA)

Temiz enerji ve inovasyon bakanların gündeminde

Uluslararası Enerji Forumu toplantısıyla eş zamanlı olarak Riyad, 11-13 Ekim tarihlerinde 17. Temiz Enerji Bakanlar Toplantısı’na da ev sahipliği yapacak. Toplantıyla birlikte, temiz enerji teknolojilerinde inovasyonu hızlandırmayı amaçlayan Misyon İnovasyon girişiminin 11. Bakanlar Toplantısı da gerçekleştirilecek.

Görüşmelerde inovasyon, temiz enerji teknolojilerinin geliştirilmesi için uluslararası iş birliği ve bu teknolojilerin kullanımının yaygınlaştırılması konuları görüşülecek.

Yeni yatırımlara duyulan ihtiyacın artması, elektrik talebinin büyümesi ve enerji arz güvenliği ile ekonomik rekabet gücünden taviz vermeden emisyonların azaltılması ihtiyacı, bu başlıkları ekonomik olarak da önemli hâle getiriyor.

Öte yandan temel mesele, girişimleri ve taahhütleri finanse edilmiş projelere ve geniş ölçekte uygulanabilir çözümlere dönüştürmek olacak. Böylece söz konusu girişimlerin enerji sistemlerinin verimliliği ve maliyetleri üzerindeki gerçek etkisinin ölçülmesi hedefleniyor.

Uluslararası enerji fuarı sektörün teknolojilerini buluşturacak

Kongreye eşlik eden uluslararası fuar da 12 Ekim Pazartesi günü açılacak ve 15 Ekim Perşembe gününe kadar devam edecek. Fuar, enerji haftasının uygulama ve ticaret boyutunu oluşturacak.

Şirketler, enerji üretimi, mühendislik hizmetleri, altyapı, dijital teknolojiler ve çevresel çözümler gibi alanlardaki teknolojilerini, projelerini ve ürünlerini tanıtma fırsatı elde edecek. Etkinlik ayrıca yatırımcılar, karar alıcılar ve hizmet sağlayıcılarla bağlantı kurulmasına imkân sağlayacak.

Fuarın öne çıkan işlevlerinden biri, piyasadaki çözümlerin karşılaştırılmasına ve üretim ile işletme verimliliğini artırmayı, altyapıyı geliştirmeyi, emisyonları yönetmeyi ve yeni teknolojilerden yararlanmayı amaçlayan uygulamaların incelenmesine olanak tanıması olacak. Şirketler ve kurumlar arasında yeni ticari ilişkilerin kurulması ve iş birliği fırsatlarının değerlendirilmesi de bekleniyor.

Ekonomik açıdan fuar, inovasyonun tanıtım ve deneme aşamasından uygulama ve yatırım aşamasına nasıl geçtiğini gözlemlemek için bir platform sunacak. Bir teknolojinin değeri yalnızca yeni olmasından değil; maliyetleri düşürme, verimliliği artırma, arz güvenilirliğini güçlendirme veya operasyonel riskleri azaltma kapasitesiyle  ölçülüyor.

Yapay zekâ ve dijital sistemlerin endüstriyel operasyonlarda ve elektrik şebekelerinin yönetiminde daha yaygın kullanılması, fuarın önemini artıran unsurlar arasında yer alıyor. Enerji kullanım verimliliğini yükselten ve arz istikrarını destekleyen çözümlere duyulan ihtiyaç artıyor. Katılımcı şirketler, yatırımcıların hangi alanlara ilgi gösterdiğini ve yeni teknolojilerin yaygınlaştırılmasında hangi zorluklarla karşılaşıldığını değerlendirme fırsatı bulacak.

Petrol İhraç Eden Arap Ülkeleri Örgütü (OAPEC) (KUNA)
Petrol İhraç Eden Arap Ülkeleri Örgütü (OAPEC) (KUNA)

OAPEC, Arap ülkelerinin enerji dönüşümünü ele alacak

Enerji haftasının programında, enerji sektöründeki dönüşümün petrol ve doğal gaz üreticisi Arap ülkelerinin ekonomileri üzerindeki etkileri de yer alacak. Petrol İhraç Eden Arap Ülkeleri Örgütü (OAPEC) tarafından düzenlenecek etkinliklerde dönüşümün ekonomik, sosyal ve çevresel boyutları ile petrol sanayisinde emisyonların azaltılmasına yönelik çalışmalar irdelenecek.

Program, 13 Ekim Salı günü üst düzey bir çalıştayla başlayacak. Ardından 14-15 Ekim tarihlerinde teknik bir seminer gerçekleşecek. Açıklanan başlıklar arasında küresel enerji dönüşümünü yönlendiren etkenler, bu dönüşümün Arap petrol üreticisi ülkelerin ekonomileri üzerindeki etkileri ve sosyal ve çevresel sonuçları bulunuyor.

Etkinlikler kapsamında ayrıca Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı ile OAPEC iş birliğinde, petrol işleme ve dönüşüm sanayilerinde karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik üçüncü seminer düzenlenecek. Seminerde, bu sanayi kollarında emisyonların düşürülmesine ve sürdürülebilirliğin güçlendirilmesine katkı sağlayabilecek yenilikler ve teknolojik çözümler ele alınacak.

Bu konular, petrol ve doğal gazın kamu gelirleri, ihracat, yatırım ve istihdam açısından önemli bir yer tuttuğu Arap ülkeleri için ekonomik önem taşıyor. Enerji piyasalarındaki değişimler ve üretim, rafinaj ve sanayide kullanılan teknolojiler; işletme maliyetlerini, rekabet gücünü ve mevcut tesislerin modernizasyon ihtiyacını doğrudan etkiliyor.

Ayrıca söz konusu dönüşüm, bu ekonomilerin ihracat pazarlarındaki değişimlere uyum sağlama ve gelir kaynaklarını çeşitlendirme kapasitesine ilişkin soruları gündeme getiriyor. Arap ülkeleri arasında kaynakların, mali imkânların ve altyapının farklılık göstermesi, dönüşüm sürecinin ülkeler bazında değişen ihtiyaçlarla ele alınması gibi bir sonucu gerektiriyor.

Yapay zekâ ve elektrik talebi enerji gündeminin öne çıkan başlıkları arasında

Enerji haftasında yakından izlenecek konulardan biri de yapay zekânın yaygınlaşmasıyla elektrik talebi arasındaki ilişki olacak. Bu gelişme, elektrik üretim kapasitesinin artırılmasını, iletim ve dağıtım şebekelerinin geliştirilmesini ve yeni altyapı yatırımlarını gündeme çıkarıyor.

Veri merkezlerinin ve dijital uygulamaların yaygınlaşması yalnızca elektrik tüketimini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda kesintisiz ve güvenilir enerji arzının önemini de büyütüyor. Bu durum, yatırımların yeni üretim kapasitesi, şebekelerin modernizasyonu, enerji depolama çözümleri ve talep yönetimi arasında nasıl dağıtılacağı sorusunu gündeme getiriyor.

Doğal gaz, yenilenebilir enerji ve diğer enerji kaynaklarının yeni ihtiyaçları karşılamadaki rolü de değerlendirilecek konular arasında. Öte yandan dijital sistemler, talebin daha doğru tahmin edilmesi, varlıkların daha etkin yönetilmesi ve işletme verimliliğinin artırılması açısından yeni fırsatlar sunuyor.

Enerji ve dijital teknoloji şirketlerinin katılımı, ticari kullanıma geçmiş uygulamaların ve henüz geliştirme aşamasında bulunan projelerin değerlendirilmesine imkân sağlayacak. Şirketlerin yatırım maliyetleri ve beklenen getiriler konusundaki öngörüleri de yakından izlenecek. Dijital büyümenin gerektirdiği elektrik ve altyapı yatırımlarının maliyetlerinin yönetilmesi, bu başlığın ekonomik önemini artırıyor.

Suudi Arabistan açısından ise enerji sektörü ile dijital ekonominin, yeni sanayilerin ve teknoloji odaklı faaliyetlerin büyümesi arasındaki ilişki öne çıkıyor. Bu bağlantı, yatırım imkanlarının genişletilmesi, altyapının geliştirilmesi ve kaynakların daha verimli kullanılması için fırsatlar sunuyor. Enerji sektörü, yeni ekonomik faaliyetleri destekleme ve önümüzdeki yılların büyüme ihtiyaçlarını cevaplama açısından stratejik önem taşıyor.

Riyad, küresel enerji diyaloğunun merkezine yerleşecek

Riyad’ın bir hafta boyunca çok sayıda uluslararası toplantıya ev sahipliği yapması, enerji sektörünün geleceğine ilişkin küresel diyaloğun kapsamının genişlediğini ortaya koyuyor. Teknolojik dönüşümün hızlandığı ve yatırım fırsatlarının çeşitlendiği bir dönemde gerçekleşecek görüşmeler, hükümetlerin ve şirketlerin enerji sistemlerini geliştirme, uluslararası iş birliğini güçlendirme ve yeni teknolojilerden yararlanma konusundaki yaklaşımlarını izlemek açısından önem taşıyor.

Toplantılarda ele alınacak başlıkların, enerji arzının güvenilirliğinin artırılması, kaynakların daha verimli kullanılması ve ekonomik büyümenin desteklenmesi yönündeki arayışlara katkı sağlaması bekleniyor.