Suriye Baas Partisi, parlamento seçimlerinde ‘savaş meclisi’ oluşturulmasına öncelik ediyor

Dün Suriye'nin kuzeyinde, Halep kırsalındaki ez-Zehra bölgesinde moloz yığınları arasında çalışan iki işçi. (AFP)
Dün Suriye'nin kuzeyinde, Halep kırsalındaki ez-Zehra bölgesinde moloz yığınları arasında çalışan iki işçi. (AFP)
TT

Suriye Baas Partisi, parlamento seçimlerinde ‘savaş meclisi’ oluşturulmasına öncelik ediyor

Dün Suriye'nin kuzeyinde, Halep kırsalındaki ez-Zehra bölgesinde moloz yığınları arasında çalışan iki işçi. (AFP)
Dün Suriye'nin kuzeyinde, Halep kırsalındaki ez-Zehra bölgesinde moloz yığınları arasında çalışan iki işçi. (AFP)

Suriye’de iktidardaki Baas Partisi yönetiminin bu ayın 19’unda seçimlerin yapılması planlanan Halk Meclisi’ndeki (parlamento) partisi Ulusal İlerici Cephe (NPF) ve adaylarıyla ilgili verdiği kararları ortaya çıktı. Buna göre Haseke, İdlib ve Rakka gibi hükümetin - kısmen veya tamamen - kontrolü dışındaki vilayetlerden aday olanlarla ilgili üç yönlü bir strateji öngörülüyor. Bunlardan birincisi, Baas yönetiminin devlet kurumlarına dönme ve yaptırımlara karşı bir ‘Savaş Meclisi’ oluşturma arzusu. İkincisi, yeni işadamlarının veya Suriye ordusunun yanında savaşan grupların liderlerinin rolünü arttırma isteği. Üçüncüsü ise ülkeye zarar veren ekonomik krizin ortasında siyasi sermayenin önemi.
Şam, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından yönetilen barış sürecinde, 2015 yılı sonlarında BM Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) kabul edilen 2254 sayılı kararın uygulanıp uygulanmadığına ve parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine BM gözetiminde hazırlanmak için gerekli anayasal reform önlemlerinin alınıp alınmadığına bakmıyor. 2012-2016 yıllarında parlamento seçimleri veya 2014'teki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde olduğu gibi aynı yöntemle seçimler düzenlemeyi planlıyor gibi görünüyor.
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen, geçen yıl ekim ayı başlarında Suriye muhalefeti, hükümeti ve sivil toplum tarafından çalışma prosedürleri ve katılımcı listesinin kabul edilmesinin ardından Anayasa Komitesi görüşmeleri için bir toplantı düzenlemeyi başardı. Ancak ağustos ayında yapılması planlanan görüşmeler kısa sürede başarısız oldu.
Suriye seçimlerinin sonuçlarını tanımayan Batılı ülkeler, BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulanması için barış sürecini destekliyorlar.  Fakat Şam, 2015 yılı ortalarında rejimin ülkenin yüzde 15’ini kontrol ederken şu an yaklaşık yüzde 65’ini kontrol ediyor olmasına bakmaksızın yoluna devam etti. Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed geçen ay Başbakan İmad Hamis’i görevden aldı ve yerine yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle iki kez ertelenen parlamento seçimlerine kadar Su Kaynakları Bakanı Hüseyin Arnus’u atadı. Bu arada önümüzdeki seçimlerde başbakanlık görevine en yakın adayın Humus'un eski valisi Talal Barazi'nin olduğuna inanılıyor.

Alıştırma süreci
Suriye Anayasa'nın 8’inci maddesinde 2012 yılında yapılan değişikliğin ardından iktidar partisi olmaması gereken Baas, iktidarı yine garanti altına aldı. Baas bu kez aralarında işadamları ve diğer alanlardan isimlerin bulunduğu 65’i bağımsız 250 milletvekilinin olduğu Halk Meclisi seçimlerine adaylar seçerek üyelerine daha geniş bir hareket alanı verebilmek için bir ‘alıştırma süreci’ deneyimliyor. Bu adım, 2011 yılındaki halk protestolarının ardından çok sayıda ismin partiden ayrılması ve parti liderliğine Baas’ın toplumsal kucaklaşma darbesinin ardından parti içinden partinin geçmiş yıllardaki performansına yönelik eleştirilerin artması sonrası atıldı.
Esed, birkaç gün önce parti yönetimindeki bir toplantıda şunları söyledi:
“Son alıştırma deneyiminin, mevcut seçim süreci bağlamında ortaya çıkan artıları, eksileri ve taşıdığı sonuçlar yalnızca Baas Partisi düzeyinde değil, aynı zamanda ulusal düzeyde de önemlidir.”
Baas ve Şam'daki diğer milliyetçi, Nasırcı ve komünist partileri içeren NFC listeleri ilan edildikten sonra seçim kampanyaları başladı. Rejime bağlı işadamları özellikle büyük şehirlerde seçim kampanyalarını sürdürüyorlar.
Listelere bakıldığında özellikle Muhammed Hemşo, Samir Debs ve Husam Katırcı gibi nüfuz sahibi işadamlarının yanı sıra ‘meşrulaştırılmak’ istenen Şam yanlısı grupların liderlerinin parlamentoya girişi konusunda bir önceki oturumda ortaya çıkan eğilimin daha da ileri bir boyuta taşınmış olduğu görülüyor. Söz konusu Şam yanlısı grupların liderleri arasında Hama kırsalında faaliyet gösteren gruplardan biri olan Fazıl Verde ile yine Hama’dan aday gösterilirken Baas Tugayları lideri Basil Sudan Lazkiye’den aday gösterildi.
Diğer yandan Halk Meclisi’ndeki 250 sandalye için 15 seçim bölgesinden yarışacak aday sayısı 8 bin 735 kişiye ulaştı. Baas tarafından ilan edilen NFC listesinde 166 ‘Baasçı’ aday yer alırken diğer partilerden de 17 aday bulunuyor.
Şam'daki tüccarlar ve iş adamlarından oluşan el-Yasemin, Dımeşk ve Şam adlı 3 liste yarışıyor. Batılı ülkelerin yaptırımlar listesinde yer alan Muhammed Hemşo, Şam Listesi’ne liderlik ediyor. Listede Hemşo dışında 7 aday yer alıyor. Bununla birlikte Dımeşk Listesi’ne Hamam Mesuti ve Samir Debs liderlik ederken el-Yasemin Listesi’ne ise Hasan Özkul önderlik ediyor.

Üstü örtülü kotalar
Avrupa Üniversitesi Enstitüsü (EUI) araştırmacıları Ziad Awad ve Agnes Favier kaleme aldıkları ortak çalışmada şu ifadelere yer verdiler:
“(Suriye’de) 2011 yılındaki ayaklanmalar, Arap dünyasında diğer birçok ülkede olduğu gibi otoriter rejime karşı derin bir meydan okumaydı. Savaş zamanı parlamento seçimlerinin analiz edilmesi, çatışmanın ilk yıllarında küçüleceği varsayılan rejimin sosyal tabanını nasıl yenilemeye çalıştığını anlamak için oldukça önemlidir.”
 Derin bir bölünme yaşanan ülkede son olarak 2016 yılında seçimler yapıldı. O sıra rejim güçleri halen zayıftı ve rejim ülkenin yüzde 40'ından daha azını kontrol ediyordu. Çalışmada, çatışmaların yol açtığı derin çalkantıya rağmen, Suriyeli yetkililerin seçimleri savaş öncesi sürece benzer şekilde organize ettikleri vurgulanırken Baas Partisi'nin 2012 anayasasında toplum ve devlet içindeki lider rolünü kaybetmesine rağmen, adayların ön seçiminde hayati bir rol oynadığı belirtildi.
Seçim sonucunda Baas, parlamentodaki sandalyelerin yüzde 67'sinden fazlasını kazandı. Baas, çalışmalarına izin verilen diğer partilerin ve 1990'dan bu yana sahip oldukları sandalye sayısı bu seviyelere gerilemeyen bağımsızlar karşısında sandalye sayısını bir miktar artırdı.
Diğer yandan sandalyelerin mezhebe, etnik kökene ve dini gruplara göre dağılımı Halk Meclisi’nde daha önce görülen bir temsil biçimi olmama da savaştan önceki yıllarda azınlıklar için daha önce uygulanmış olan ‘üstü örtülü kotalar’ büyük ölçüde değişmeden kaldı.
Awad ve Favier çalışmalarında şu ifadelere yer verdiler:
“Milletvekillerinin genel imajı, savaştan önce Halk Meclisi’nde temsil edilen ve Baas Partisi'nin ya da onunla ilişkili halkçı ve sendikacı gruplardan, seçkinlerden, aşiret liderlerinden, işadamlarından, din adamlarından ve halkın önde gelen isimlerinden olan aktif üyelerini içeren geleneksel gruplarda yaşanan büyük değişiklikleri ortaya koyuyor. 2016 seçimlerinde ‘Baasçılar’ hariç genellikle ‘bağımsız’ olarak seçilen çok sayıda işadamı, din adamı ve aşiret lideri gibi çıkar gruplarının temsilcilerinde büyük değişiklikler oldu. Ölen silahlı grup liderlerinin ve ordu komutanlarının aileleri gibi yeni sosyal gruplar ortaya çıktı."

Savaş Meclisi
Baas yönetiminin rejimin kontrolünde olmayan ve halen Türkiye ve Rusya tarafından ilan edilen ateşkesin sürdüğü İdlib’ten seçim adaylarının olduğu doğru, fakat seçimler Hama’da yapılacak. Hama, Washington’ın müttefiki Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolü altındaki Rakka’dan aday olanlara da ev sahipliği yapacak. Her ne kadar kırsal bölgeleri SDG ve Uluslararası Koalisyon güçlerinin kontrolünde olsa da Haseke ve Kamışlı’da rejim için halen ‘güvenli bir alan’ olduğu gerçeği çerçevesinde Haseke’de seçimler kısmi olarak düzenlenecek.
Aynı durum diğer vilayetler için de geçerli olurken önümüzdeki seçimlere aday olan yeni isimlerin ortak noktası, rejimi desteklemelerinin yanı sıra savaştaki eylemlerinde de ona katılıyor olmalarıdır. Bu durum büyük askeri, siyasi veya demografik dönüşümler yaşayan (Halep, Dera, Şam kırsalı, Deyrizor ve Rakka) vilayetlerde ya da Şam, Lazkiye ve Tartus gibi rejim güçlerinin saldırılarından etkilenmeyen vilayetlerde veya erken dönemlerde yeniden rejimin kontrolüne geçen (Humus) vilayetlerde gerçekleşen değişikliklerin en net resmini ortaya koydu.
Awad ve Favier çalışmasına göre Halk Meclisi 2016-2020 yılları arasındaki silahlı çatışmanın en hassas dönemlerinden birinde rejimin 3 önceliğini yansıttığı için tıpkı bir ‘Savaş Meclisi’ne benziyordu.
Çalışmada söz konusu bu üç öncelik ise şöyle sıralandı:
1 - Rejimin, başlıca hedefinin askeri olarak savaşı kazanmak olduğu bir dönemde ülkenin çeşitli bölgelerinde en aktif destekçilerini (askeri operasyonlara ve propaganda faaliyetlerine katılanlar) tanıtması gerekiyordu ve bunu yaptı.
2 - Geleneksel Baasçıların yoğun varlığı, ayaklanmanın ilk yıllarında yaşanan parti içi kriz ve dönüşümlerden sonra devlet kurumlarını canlı tutma konusunda partinin merkezi rolünü geri getirme kararı alındığını ortaya koydu.
3 - Yeni adayların (ölen grup liderleri veya ordu komutanlarının aile üyeleri gibi kesimlerden) seçilmesi, rejimin özellikle azınlıklar arasındaki sosyal tabanını korumaya ihtiyacı olduğunun bir göstergesiydi.

Hayatta kalmak
2020 seçimleri, ekonomik yaptırımların derinleşmesi, Batı ülkelerinin uyguladığı yaptırımların artması, Suriye lirasının büyük değer kaybetmesi, ABD’nin ‘Caesar Yasası’nı yürürlüğe koyması, Arap ve Batı ülkelerinin desteğiyle yeniden yapılanma sürecine başlama sözlerinin askıya alınması ve rejim güçlerinin ülkede daha fazla bölgeyi kontrol altına alması gibi farklı koşullarda gerçekleşiyor.
Bu yüzden aday listelerinde yer alan isimlere bakıldığında ‘siyasi sermaye’ rolünün büyüdüğü görülüyor.
Bununla birlikte Suriye Devlet Başkanı’nın kuzeni Rami Mahluf'a karşı alınan tedbirler, onun desteklediği veya Mahluf’un rolünün zayıflamasıyla ön plana çıkan işadamlarının ve politikacıların rolünün arttığı Suriye Sosyal Milliyetçi Partisi’nin iki kanadından birine bağlı olanları ötekileştirerek seçimlerde olumsuz etkiledi.
 



Trump, Sisi'ye gönderdiği mesajda: Mısır ve Etiyopya arasındaki arabuluculuk görüşmelerine yeniden başlamaya hazırız dedi

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump, Sisi'ye gönderdiği mesajda: Mısır ve Etiyopya arasındaki arabuluculuk görüşmelerine yeniden başlamaya hazırız dedi

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, dün Mısırlı mevkidaşı Abdülfettah el-Sisi'ye gönderdiği mektupta, ABD'nin Nil Nehri sularının paylaşımı sorununu çözmek için Mısır ve Etiyopya arasında arabuluculuğa yeniden başlamaya hazır olduğunu belirtti.

Truth Social'da yayınlanan bir mektupta şunları yazdı: "Nil sularının paylaşımı sorununu sorumlu ve kesin bir şekilde çözmek için Mısır ve Etiyopya arasında Amerikan arabuluculuğuna yeniden başlamaya hazırım." Şöyle devam etti: "Mısır, Sudan ve Etiyopya'nın su ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlayacak bir çözüme ulaşmanıza yardımcı olmak istiyorum."

Nil Havzası ülkelerinin tamamı için kalıcı bir anlaşmaya müzakereler ve ABD'nin taraflar arasındaki koordinasyonu yoluyla ulaşılabileceğine inanıyor, "Büyük Etiyopya Rönesans Barajı etrafındaki gerilimlerin çözülmesi en önemli önceliklerim arasında yer alıyor" diye vurguladı.

Başarılı bir yaklaşım sayesinde, Mısır ve Sudan'daki kuraklık dönemlerinde su tahliyesinin garanti altına alınabileceğini belirtti. Etiyopya ayrıca önemli miktarda elektrik üretebilir ve bunun bir kısmını Mısır veya Sudan'a sağlayabilir veya satabilir.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre “Hiçbir ülke Nil sularını tek taraflı olarak kontrol etmemelidir” ifadesini kullandı.

Sisi'yi ve 7 Ekim 2023'ten bu yana Mısır ve bölgedeki güvenlik ve insani sorunların yönetimindeki rolünü övdü.


"Gazze Yönetim Komitesi"... "temkinli" bir başlangıç

Bir Filistinli, dün Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta bir eve düzenlenen İsrail saldırısının yol açtığı yıkımı gösteriyor (AP)
Bir Filistinli, dün Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta bir eve düzenlenen İsrail saldırısının yol açtığı yıkımı gösteriyor (AP)
TT

"Gazze Yönetim Komitesi"... "temkinli" bir başlangıç

Bir Filistinli, dün Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta bir eve düzenlenen İsrail saldırısının yol açtığı yıkımı gösteriyor (AP)
Bir Filistinli, dün Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta bir eve düzenlenen İsrail saldırısının yol açtığı yıkımı gösteriyor (AP)

Kahire dün, Filistinlilerin mutabakatı ve Amerika'nın desteği ile İsrail'in önceki çekincelerine rağmen resmi bir itiraz olmaksızın, ancak sahada engeller çıkarılma niyetinin açıkça ortada olduğu bir ortamda, Gazze Şeridi'nin idaresinden sorumlu “Teknokrat Komite”nin ilk toplantısına tanık oldu.

Filistin Ulusal Gazze Şeridi Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas ilk basın toplantısında, komitenin mali destek aldığını ve iki yıllık görev süresi için bir bütçe belirlendiğini söyledi. Şaas, Gazze'nin yeniden inşası ve yardım için Dünya Bankası'nda bir fon kurulmasını istedi.

Şaas, yardım planının 2025 yılının Mart ayında Arap Birliği tarafından onaylanan Mısır planına dayandığını açıkladı. (Bu planın uygulanması beş yıl sürecek ve maliyeti yaklaşık 53 milyar dolar olacak.) Avrupa tarafından memnuniyetle karşılanan planla ilgili olarak Şaas, “Gazze Şeridi Yönetim Komitesi'nin attığı ilk adım, Şerid'e 200n bin prefabrik konut birimi sağlamak” olduğunu vurguladı.

Hamas, Şeridi teknokrat yönetime devretmeye hazır olduğunu açıkladı. Hamas açıklamasında, Gazze'de devam eden “katliamların” Tel Aviv'in “ateşkes anlaşmasını sabote etme ve Şerid'deki durumu istikrara kavuşturma çabalarını bozma politikasını” sürdürdüğünü doğruladığını belirtti.


Suriye Arap Ordusu, SGD mensuplarına "örgütten ayrılın" çağrısı yaptı; SDG'den yanıt geldi: Siyasi ve askeri iflas

Fotoğraf: Independent Türkçe
Fotoğraf: Independent Türkçe
TT

Suriye Arap Ordusu, SGD mensuplarına "örgütten ayrılın" çağrısı yaptı; SDG'den yanıt geldi: Siyasi ve askeri iflas

Fotoğraf: Independent Türkçe
Fotoğraf: Independent Türkçe

Suriye Arap Ordusu’nun SDG mensuplarına yönelik “örgütten ayrılın” çağrısına, Suriye Demokratik Güçleri’nden sert bir açıklama geldi. SDG, çağrıyı “siyasi ve askeri iflasın göstergesi” olarak nitelendirerek, birlik ve vatanseverlik vurgusu yaptı.

Suriye Arap Ordusu Harekat Komutanlığı, resmi haber ajansı SANA aracılığıyla Suriye Demokratik Güçleri (SDG) bünyesindeki mensuplara yönelik bir çağrı yayımladı. Açıklamada, SDG saflarında yer alan Suriyelilere, etnik ya da mezhepsel ayrım gözetilmeksizin örgütten ayrılmaları ve en yakın Suriye Arap Ordusu noktasına yönelmeleri istendi.

Komutanlık, SDG’den ayrılanların “ülkeleri tarafından her zaman ve her yerde kabul edileceğini” vurgulayarak, sorunun halkla değil, PKK ile bağlantılı milis yapılar ve “devrik rejimin kalıntıları” ile sınırlı olduğunu savundu. Açıklamada bu unsurların sivilleri hedef aldığı ve Suriye toplumunu parçalamayı amaçladığı öne sürüldü.

Suriye Arap Ordusu Harekat Komutanlığı açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

“Kürt ya da Arap ayrımı gözetmeksizin, SDG bünyesinde yer alan tüm Suriyelilere sesleniyoruz: Gecikmeden bu örgütten ayrılın ve devletinize, halkınıza geri dönün. SDG’den ayrılan herkes, ülkesi tarafından her zaman ve her yerde kabul edilecektir. Sorunumuz halkımızla değil; PKK terör örgütüne bağlı milislerle ve Suriye toplumunu yok etmeyi hedefleyen unsurlarladır.”

SDG'den sert yanıt

Bu çağrıya, aynı gün içinde Suriye Demokratik Güçleri Medya Merkezi’nden yazılı bir açıklamayla yanıt geldi. SDG açıklamasında, Şam’daki Savunma Bakanlığı kaynaklı çağrıların sahadaki gerçeklerle bağdaşmadığı savunularak, bu tür açıklamaların bölgedeki topluluklar arasında ayrılık yaratma girişimi olduğu ifade edildi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Suriye Demokratik Güçleri’nin vatanseverliği, tüm ayrılık çağrılarından daha güçlüdür. Şam’daki ‘Savunma Bakanlığı’ tarafından savaşçılarımızı hedef almaya çalışan bu çağrılar, siyasi ve askeri iflas durumunu yansıtan, bölgedeki topluluklar arasında ayrılık tohumları ekme girişiminin başarısız bir örneğidir.

SDG, yapısının çok kimlikli olduğunu vurgulayarak Kürt, Arap, Süryani ve diğer halklardan oluşan savaşçıların terörizme karşı ortak bir mücadele yürüttüğünü belirtti. Açıklamada, bu birlikteliğin yıllara dayanan fedakarlıklarla güçlendiği ifade edildi:

Kürt, Arap, Süryani ve diğer savaşçılarıyla Suriye Demokratik Güçleri, terörizme karşı mücadelede ve sivillerin korunmasında kan bağıyla birleşmiş, birleşik bir ulusal güçtür. Bu savaşçılar ve aileleri bu toprakların evlatlarıdır; bağlılıklarında vatanseverdirler, seçimlerinde nettirler ve yıllarca süren fedakarlıklarıyla birliklerinin her türlü kışkırtmadan daha güçlü olduğunu kanıtlamışlardır.

SDG açıklamasında, safları bölmeye yönelik girişimlerin sonuç vermeyeceği belirtilerek, bu tür çağrıların tam tersine daha güçlü bir kenetlenmeye yol açacağı savunuldu:

Safları bölme ve ayrılık tohumları ekme girişimleri, sahadaki gerçekleri değiştirmeyecektir. Suriye Demokratik Güçleri, Kuzey ve Doğu Suriye halkıyla birlikte terörizme ve onu yeni biçimlerde yeniden canlandırmaya çalışanlara karşı birlik içinde kalacaktır.

Independent Türkçe, SANA, Telegram