Suriye Baas Partisi, parlamento seçimlerinde ‘savaş meclisi’ oluşturulmasına öncelik ediyor

Dün Suriye'nin kuzeyinde, Halep kırsalındaki ez-Zehra bölgesinde moloz yığınları arasında çalışan iki işçi. (AFP)
Dün Suriye'nin kuzeyinde, Halep kırsalındaki ez-Zehra bölgesinde moloz yığınları arasında çalışan iki işçi. (AFP)
TT

Suriye Baas Partisi, parlamento seçimlerinde ‘savaş meclisi’ oluşturulmasına öncelik ediyor

Dün Suriye'nin kuzeyinde, Halep kırsalındaki ez-Zehra bölgesinde moloz yığınları arasında çalışan iki işçi. (AFP)
Dün Suriye'nin kuzeyinde, Halep kırsalındaki ez-Zehra bölgesinde moloz yığınları arasında çalışan iki işçi. (AFP)

Suriye’de iktidardaki Baas Partisi yönetiminin bu ayın 19’unda seçimlerin yapılması planlanan Halk Meclisi’ndeki (parlamento) partisi Ulusal İlerici Cephe (NPF) ve adaylarıyla ilgili verdiği kararları ortaya çıktı. Buna göre Haseke, İdlib ve Rakka gibi hükümetin - kısmen veya tamamen - kontrolü dışındaki vilayetlerden aday olanlarla ilgili üç yönlü bir strateji öngörülüyor. Bunlardan birincisi, Baas yönetiminin devlet kurumlarına dönme ve yaptırımlara karşı bir ‘Savaş Meclisi’ oluşturma arzusu. İkincisi, yeni işadamlarının veya Suriye ordusunun yanında savaşan grupların liderlerinin rolünü arttırma isteği. Üçüncüsü ise ülkeye zarar veren ekonomik krizin ortasında siyasi sermayenin önemi.
Şam, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından yönetilen barış sürecinde, 2015 yılı sonlarında BM Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) kabul edilen 2254 sayılı kararın uygulanıp uygulanmadığına ve parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine BM gözetiminde hazırlanmak için gerekli anayasal reform önlemlerinin alınıp alınmadığına bakmıyor. 2012-2016 yıllarında parlamento seçimleri veya 2014'teki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde olduğu gibi aynı yöntemle seçimler düzenlemeyi planlıyor gibi görünüyor.
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen, geçen yıl ekim ayı başlarında Suriye muhalefeti, hükümeti ve sivil toplum tarafından çalışma prosedürleri ve katılımcı listesinin kabul edilmesinin ardından Anayasa Komitesi görüşmeleri için bir toplantı düzenlemeyi başardı. Ancak ağustos ayında yapılması planlanan görüşmeler kısa sürede başarısız oldu.
Suriye seçimlerinin sonuçlarını tanımayan Batılı ülkeler, BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulanması için barış sürecini destekliyorlar.  Fakat Şam, 2015 yılı ortalarında rejimin ülkenin yüzde 15’ini kontrol ederken şu an yaklaşık yüzde 65’ini kontrol ediyor olmasına bakmaksızın yoluna devam etti. Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed geçen ay Başbakan İmad Hamis’i görevden aldı ve yerine yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle iki kez ertelenen parlamento seçimlerine kadar Su Kaynakları Bakanı Hüseyin Arnus’u atadı. Bu arada önümüzdeki seçimlerde başbakanlık görevine en yakın adayın Humus'un eski valisi Talal Barazi'nin olduğuna inanılıyor.

Alıştırma süreci
Suriye Anayasa'nın 8’inci maddesinde 2012 yılında yapılan değişikliğin ardından iktidar partisi olmaması gereken Baas, iktidarı yine garanti altına aldı. Baas bu kez aralarında işadamları ve diğer alanlardan isimlerin bulunduğu 65’i bağımsız 250 milletvekilinin olduğu Halk Meclisi seçimlerine adaylar seçerek üyelerine daha geniş bir hareket alanı verebilmek için bir ‘alıştırma süreci’ deneyimliyor. Bu adım, 2011 yılındaki halk protestolarının ardından çok sayıda ismin partiden ayrılması ve parti liderliğine Baas’ın toplumsal kucaklaşma darbesinin ardından parti içinden partinin geçmiş yıllardaki performansına yönelik eleştirilerin artması sonrası atıldı.
Esed, birkaç gün önce parti yönetimindeki bir toplantıda şunları söyledi:
“Son alıştırma deneyiminin, mevcut seçim süreci bağlamında ortaya çıkan artıları, eksileri ve taşıdığı sonuçlar yalnızca Baas Partisi düzeyinde değil, aynı zamanda ulusal düzeyde de önemlidir.”
Baas ve Şam'daki diğer milliyetçi, Nasırcı ve komünist partileri içeren NFC listeleri ilan edildikten sonra seçim kampanyaları başladı. Rejime bağlı işadamları özellikle büyük şehirlerde seçim kampanyalarını sürdürüyorlar.
Listelere bakıldığında özellikle Muhammed Hemşo, Samir Debs ve Husam Katırcı gibi nüfuz sahibi işadamlarının yanı sıra ‘meşrulaştırılmak’ istenen Şam yanlısı grupların liderlerinin parlamentoya girişi konusunda bir önceki oturumda ortaya çıkan eğilimin daha da ileri bir boyuta taşınmış olduğu görülüyor. Söz konusu Şam yanlısı grupların liderleri arasında Hama kırsalında faaliyet gösteren gruplardan biri olan Fazıl Verde ile yine Hama’dan aday gösterilirken Baas Tugayları lideri Basil Sudan Lazkiye’den aday gösterildi.
Diğer yandan Halk Meclisi’ndeki 250 sandalye için 15 seçim bölgesinden yarışacak aday sayısı 8 bin 735 kişiye ulaştı. Baas tarafından ilan edilen NFC listesinde 166 ‘Baasçı’ aday yer alırken diğer partilerden de 17 aday bulunuyor.
Şam'daki tüccarlar ve iş adamlarından oluşan el-Yasemin, Dımeşk ve Şam adlı 3 liste yarışıyor. Batılı ülkelerin yaptırımlar listesinde yer alan Muhammed Hemşo, Şam Listesi’ne liderlik ediyor. Listede Hemşo dışında 7 aday yer alıyor. Bununla birlikte Dımeşk Listesi’ne Hamam Mesuti ve Samir Debs liderlik ederken el-Yasemin Listesi’ne ise Hasan Özkul önderlik ediyor.

Üstü örtülü kotalar
Avrupa Üniversitesi Enstitüsü (EUI) araştırmacıları Ziad Awad ve Agnes Favier kaleme aldıkları ortak çalışmada şu ifadelere yer verdiler:
“(Suriye’de) 2011 yılındaki ayaklanmalar, Arap dünyasında diğer birçok ülkede olduğu gibi otoriter rejime karşı derin bir meydan okumaydı. Savaş zamanı parlamento seçimlerinin analiz edilmesi, çatışmanın ilk yıllarında küçüleceği varsayılan rejimin sosyal tabanını nasıl yenilemeye çalıştığını anlamak için oldukça önemlidir.”
 Derin bir bölünme yaşanan ülkede son olarak 2016 yılında seçimler yapıldı. O sıra rejim güçleri halen zayıftı ve rejim ülkenin yüzde 40'ından daha azını kontrol ediyordu. Çalışmada, çatışmaların yol açtığı derin çalkantıya rağmen, Suriyeli yetkililerin seçimleri savaş öncesi sürece benzer şekilde organize ettikleri vurgulanırken Baas Partisi'nin 2012 anayasasında toplum ve devlet içindeki lider rolünü kaybetmesine rağmen, adayların ön seçiminde hayati bir rol oynadığı belirtildi.
Seçim sonucunda Baas, parlamentodaki sandalyelerin yüzde 67'sinden fazlasını kazandı. Baas, çalışmalarına izin verilen diğer partilerin ve 1990'dan bu yana sahip oldukları sandalye sayısı bu seviyelere gerilemeyen bağımsızlar karşısında sandalye sayısını bir miktar artırdı.
Diğer yandan sandalyelerin mezhebe, etnik kökene ve dini gruplara göre dağılımı Halk Meclisi’nde daha önce görülen bir temsil biçimi olmama da savaştan önceki yıllarda azınlıklar için daha önce uygulanmış olan ‘üstü örtülü kotalar’ büyük ölçüde değişmeden kaldı.
Awad ve Favier çalışmalarında şu ifadelere yer verdiler:
“Milletvekillerinin genel imajı, savaştan önce Halk Meclisi’nde temsil edilen ve Baas Partisi'nin ya da onunla ilişkili halkçı ve sendikacı gruplardan, seçkinlerden, aşiret liderlerinden, işadamlarından, din adamlarından ve halkın önde gelen isimlerinden olan aktif üyelerini içeren geleneksel gruplarda yaşanan büyük değişiklikleri ortaya koyuyor. 2016 seçimlerinde ‘Baasçılar’ hariç genellikle ‘bağımsız’ olarak seçilen çok sayıda işadamı, din adamı ve aşiret lideri gibi çıkar gruplarının temsilcilerinde büyük değişiklikler oldu. Ölen silahlı grup liderlerinin ve ordu komutanlarının aileleri gibi yeni sosyal gruplar ortaya çıktı."

Savaş Meclisi
Baas yönetiminin rejimin kontrolünde olmayan ve halen Türkiye ve Rusya tarafından ilan edilen ateşkesin sürdüğü İdlib’ten seçim adaylarının olduğu doğru, fakat seçimler Hama’da yapılacak. Hama, Washington’ın müttefiki Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolü altındaki Rakka’dan aday olanlara da ev sahipliği yapacak. Her ne kadar kırsal bölgeleri SDG ve Uluslararası Koalisyon güçlerinin kontrolünde olsa da Haseke ve Kamışlı’da rejim için halen ‘güvenli bir alan’ olduğu gerçeği çerçevesinde Haseke’de seçimler kısmi olarak düzenlenecek.
Aynı durum diğer vilayetler için de geçerli olurken önümüzdeki seçimlere aday olan yeni isimlerin ortak noktası, rejimi desteklemelerinin yanı sıra savaştaki eylemlerinde de ona katılıyor olmalarıdır. Bu durum büyük askeri, siyasi veya demografik dönüşümler yaşayan (Halep, Dera, Şam kırsalı, Deyrizor ve Rakka) vilayetlerde ya da Şam, Lazkiye ve Tartus gibi rejim güçlerinin saldırılarından etkilenmeyen vilayetlerde veya erken dönemlerde yeniden rejimin kontrolüne geçen (Humus) vilayetlerde gerçekleşen değişikliklerin en net resmini ortaya koydu.
Awad ve Favier çalışmasına göre Halk Meclisi 2016-2020 yılları arasındaki silahlı çatışmanın en hassas dönemlerinden birinde rejimin 3 önceliğini yansıttığı için tıpkı bir ‘Savaş Meclisi’ne benziyordu.
Çalışmada söz konusu bu üç öncelik ise şöyle sıralandı:
1 - Rejimin, başlıca hedefinin askeri olarak savaşı kazanmak olduğu bir dönemde ülkenin çeşitli bölgelerinde en aktif destekçilerini (askeri operasyonlara ve propaganda faaliyetlerine katılanlar) tanıtması gerekiyordu ve bunu yaptı.
2 - Geleneksel Baasçıların yoğun varlığı, ayaklanmanın ilk yıllarında yaşanan parti içi kriz ve dönüşümlerden sonra devlet kurumlarını canlı tutma konusunda partinin merkezi rolünü geri getirme kararı alındığını ortaya koydu.
3 - Yeni adayların (ölen grup liderleri veya ordu komutanlarının aile üyeleri gibi kesimlerden) seçilmesi, rejimin özellikle azınlıklar arasındaki sosyal tabanını korumaya ihtiyacı olduğunun bir göstergesiydi.

Hayatta kalmak
2020 seçimleri, ekonomik yaptırımların derinleşmesi, Batı ülkelerinin uyguladığı yaptırımların artması, Suriye lirasının büyük değer kaybetmesi, ABD’nin ‘Caesar Yasası’nı yürürlüğe koyması, Arap ve Batı ülkelerinin desteğiyle yeniden yapılanma sürecine başlama sözlerinin askıya alınması ve rejim güçlerinin ülkede daha fazla bölgeyi kontrol altına alması gibi farklı koşullarda gerçekleşiyor.
Bu yüzden aday listelerinde yer alan isimlere bakıldığında ‘siyasi sermaye’ rolünün büyüdüğü görülüyor.
Bununla birlikte Suriye Devlet Başkanı’nın kuzeni Rami Mahluf'a karşı alınan tedbirler, onun desteklediği veya Mahluf’un rolünün zayıflamasıyla ön plana çıkan işadamlarının ve politikacıların rolünün arttığı Suriye Sosyal Milliyetçi Partisi’nin iki kanadından birine bağlı olanları ötekileştirerek seçimlerde olumsuz etkiledi.
 



"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.


Mladenov'un ofisi ile Filistin Yönetimi arasında iletişim ve koordinasyon için bir irtibat bürosu kurulması

Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)
Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)
TT

Mladenov'un ofisi ile Filistin Yönetimi arasında iletişim ve koordinasyon için bir irtibat bürosu kurulması

Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)
Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)

Gazze Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi için hazırlanan Amerikan barış planının uygulanması kapsamında, ofisi ile Filistin Yönetimi arasında resmi bir irtibat bürosu kurulduğunu duyurdu.

Mladenov'un ofisinden dün yapılan açıklamada, "Filistin Yönetimi ile irtibat bürosunun kurulmasını memnuniyetle karşılıyoruz" denilerek, bu adımın iki taraf arasında resmi ve organize bir iletişim ve koordinasyon kanalı sağlayacağı, yazışmaların açık bir kurumsal mekanizma aracılığıyla alınıp iletilmesini güvence altına alacağı belirtildi.

Şarku'l Avsat'ın DPA'den aktardığına göre açıklamada Mladenov'un "(Barış Konseyi) ile Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi arasındaki irtibat görevlisi sıfatıyla, Gazze Şeridi'ndeki geçiş yönetimi, yeniden yapılanma ve kalkınmanın çeşitli yönlerinin (dürüstlük ve etkinlik içinde) uygulanmasını sağladığı" ifade edildi.

Yapılan açıklamada, Filistin Yönetimi irtibat bürosunun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından açıklanan 20 maddelik barış planını, Güvenlik Konseyi'nin 2803 sayılı 2025 tarihli kararına uygun olarak uygulamak ve Gazze halkı ile bölge halkı için daha istikrarlı bir gelecek inşa etmeye katkıda bulunmak amacıyla, Filistin Yönetimi irtibat bürosuyla birlikte çalışma konusundaki istekliliği ifade edildi.

Filistin Yönetimi Başkan Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh ise yaptığı kısa açıklamada, duyuruyu memnuniyetle karşılayarak şunları söyledi: "Filistin Yönetimi'ne bağlı bir irtibat bürosunun kurulması duyurusunu memnuniyetle karşılıyoruz. Bu büro, Başkan Trump'ın planını ve Güvenlik Konseyi'nin 2803 sayılı kararını uygulamak için (Barış Konseyi) temsilcisinin ofisi ile Filistin Yönetimi arasında resmi bir koordinasyon ve iletişim kanalı sağlayacaktır."

Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi'ndeki savaşı sona erdirmeye yönelik planının ikinci aşamasının uygulanması bağlamında gerçekleşiyor. Kasım 2025'te BM Güvenlik Konseyi tarafından 2803 sayılı kararla onaylanan plan, yönetimi ve yeniden yapılanmayı denetlemek üzere geçici bir organ olarak "Barış Konseyi"nin kurulmasını ve geçici bir uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılmasını destekliyor.

Bulgar bir diplomat ve 2015-2020 yılları arasında Ortadoğu barış sürecinde BM özel temsilcisi olarak görev yapmış olan Mladenov, 2015 sonbaharından beri devam eden kırılgan ateşkes ortamında, yaygın yıkımın ardından yeniden yapılanmada büyük zorluklarla karşı karşıya olan Gazze'de "Barış Konseyi" ile Gazze Ulusal Yönetim Komitesi arasında koordinasyonu sağlamaktan sorumludur.

İrtibat ofisinin kurulması, Ramallah'taki Filistin Yönetimi ile Gazze'de yeni mekanizmalar arasındaki koordinasyonu artırmak için pratik bir adım olarak görülürken, kapsamlı silahsızlanma ve İsrail güçlerinin çekilmesi gibi planın bazı hükümlerinin uygulanması, Filistinli grupların tutumlarına ve sahadaki gelişmelere bağlı kalmaktadır.


Husiler Sana'daki Şeyh el-Ahmar'ın evini kuşattı

Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
TT

Husiler Sana'daki Şeyh el-Ahmar'ın evini kuşattı

Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)

Husi grubu, birkaç gündür Yemen'deki Haşid aşiretinin en önde gelen şeyhlerinden biri olan aşiret lideri Himyar el-Ahmar’ın, Husi kontrolündeki başkent Sana'nın kuzeyindeki el-Hesebe mahallesindeki evine güvenlik kuşatması uyguluyor. Bu hareket, aşiret ve siyasi çevrelerde geniş çaplı kınamalara yol açtı.

Şarku’l Avsat'a bilgi veren kaynaklar, Husi lideri Yusuf el-Madani'nin birkaç gün önce el-Ahmar’ın evinin etrafına sıkı bir güvenlik kordonu kurulması emrini verdiğini söyledi. Maskeli silahlı kişiler zırhlı araçlar ve askeri kamyonlarla eve giden sokaklara konuşlandırıldı ve giriş çıkışları kısıtlamak için kontrol noktaları kuruldu.

Kaynaklara göre, grubun uyguladığı prosedürler arasında Haşid kabilesi ve diğer kabilelerden şeyhler de dahil olmak üzere ziyaretçilerin kimliklerinin kontrol edilmesi ve bazılarının eve girmesinin engellenmesi, diğer ziyaretçilerin ise bir daha el-Ahmer'i ziyaret etmeyeceklerine dair taahhüt imzalamaya zorlanması yer alıyordu. Bu durum, grubun kontrolü altındaki bölgelerde kabile şeyhlerine karşı dikkat çekici bir tırmanış anlamına geliyor.

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'deki Haşid kabilesinin en önde gelen şeyhlerinden biridir (Facebook)

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'deki Haşid kabilesinin en önde gelen şeyhlerinden biridir (Facebook)

Sana'a'nın kuzeyindeki el-Ahmar’ın evinin yakınlarında yaşayanlar, Şarku’l Avsat'a verdikleri demeçte, mahallede alışılmadık güvenlik takviyelerinin yaşandığını, bunun günlük hayatı etkilediğini ve özellikle artan halk hoşnutsuzluğu doğrultusunda durumun aşiret çatışmalarına dönüşmesi konusunda ciddi endişeler doğurduğunu söylediler.

Bölge sakinleri ayrıca, "provokatif" olarak nitelendirdikleri bu hamlenin, özellikle kuşatma uzarsa veya hedef alınan kişilerin sayısı artarsa, kabileler arasındaki gerilimleri daha da artıracağından endişe ediyorlar.

Boyun eğdirme mesajları

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'in siyasi sahnesindeki en büyük ve en etkili kabilelerden biri olan Haşid kabilesinin en önde gelen sosyal figürlerinden biridir. Gözlemciler, bu statüdeki bir kabile figürünü hedef almanın, acil güvenlik endişelerinin ötesine geçen siyasi bir mesaj olarak görülebileceğini değerlendiriyor.

Amran, Sana ve çevresindeki kırsal kesimden aşiret liderleri, Şarku’l Avsat'a yaptıkları açıklamada, Husilerin aldığı önlemlerden duydukları derin memnuniyetsizliği dile getirerek, aşiret önderlerine yönelik devam eden tacizin yerleşik toplumsal normların ihlali ve kuzeydeki aşiretler arasında gerilimi artırma tehdidi olduğunu belirttiler.

Bu tür önlemlerin devam etmesinin, Yemen toplumunda derinden kök salmış aşiret geleneklerine doğrudan bir provokasyon oluşturduğunu, bu geleneklere göre evleri silahlarla kuşatmanın veya kutsallıklarını ihlal etmenin suç sayıldığını vurguladılar.

 Husiler, kendilerine karşı herhangi bir ayaklanma korkusuyla halk üzerinde sıkı bir güvenlik baskısı uyguluyor (EPA)Husiler, kendilerine karşı herhangi bir ayaklanma korkusuyla halk üzerinde sıkı bir güvenlik baskısı uyguluyor (EPA)

Yerel kaynaklar, Husi militanlarının, Haşid aşiretinin önde gelen isimlerinden aşiret şeyhi Cibran Mücahid Ebu Şevarib'i, Sana'nın kuzeyindeki bir kontrol noktasında, el-Ahmar ailesinin evini ziyaretinden dönerken kaçırdığını ve hiçbir açıklama yapmadan bilinmeyen bir yere götürdüklerini bildirdi.

Ziyaretler devam ediyor

Husilerin sıkılaştırdığı güvenlik önlemlerine rağmen, aşiret şeyhleri ​​ve ileri gelenleri, grubun birkaç gündür konut çevresinde uyguladığı kısıtlamaları hiçe sayarak Sana'daki Şeyh Humeyr el-Ahmar’ın evini ziyaret etmeye devam ediyor.

Aşiret kaynaklarına göre önde gelen sosyal figürler, silahlı adamların konuşlandırılması ve bölge çevresinde kontrol noktalarının kurulmasının devam etmesi göz önüne alındığında, "aşiret geleneklerinin ihlali" olarak nitelendirdikleri durumu reddetmek ve dayanışma göstermek için Şeyh el-Ahmar’ın evine ulaşma konusunda istekliydiler.

Kaynaklar, ziyaretlerin gergin bir atmosferde gerçekleştiğini ancak aşiretlerin Şeyh el-Ahmar'a olan sürekli desteğini yansıttığını vurguladı.

Gözlemciler, bu aşiret hareketlerinin taciz politikasını ve evlerin kuşatılmasını reddeden açık mesajlar taşıdığını, Yemen'deki aşiret geleneklerinin evlere özel bir kutsallık tanıdığını ve onları herhangi bir şekilde hedef almayı yasakladığını savundu.

 Bir güvenlik kamerası görüntüsü, Şeyh el-Ahmar’ın evinin önünde daha önce yapılan bir Husi askeri geçit törenini gösteriyor (Facebook)Bir güvenlik kamerası görüntüsü, Şeyh el-Ahmar’ın evinin önünde daha önce yapılan bir Husi askeri geçit törenini gösteriyor (Facebook)

Bu gelişmeler, Husilerin Sana ve diğer şehirleri ele geçirmesinden bu yana, kabilelerin nüfuz dengesini yeniden şekillendirmek ve geleneksel liderleri kendi otoritesine tabi kılmak amacıyla, Husiler ile bir dizi kabile şeyhi ve ileri gelenleri arasında yaşanan gergin ilişki bağlamında ortaya çıkmaktadır.

Tekrarlanan provokasyonlar bağlamında, Husi grubu geçen yıl Ağustos ayında Sana'da merhum Şeyh Abdullah bin Hüseyin el-Ahmar’ın evinin ana kapısı önünde "Humeyni sloganı" atarak askeri geçit töreni düzenledi.