Libya’da fırtına öncesi sessizlik

Libya’da fırtına öncesi sessizlik
TT

Libya’da fırtına öncesi sessizlik

Libya’da fırtına öncesi sessizlik

Libya, bugünlerde fırtına öncesi sessizliği yaşıyor gibi görünüyor. Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) tehditleri ve Türkiye’nin Libya’ya sağladığı askeri takviyeler bunu gösteriyor. Sakinliğin devam etmesi ve fırtınanın patlak vermesi, sahil kenti Sirte’nin ve güneydeki el-Cufra üssünün kaderini belirleyecek iki etken sayılıyor. UMH’nin bu iki mevzii üzerindeki kontrolünün, Türkiye’nin mücadeleye daha fazla katılımı olmadan gerçekleşemeyeceği açık. Bu durum ise Ankara’yı Kahire ile doğrudan karşı karşıya getiriyor ve bu da söz konusu iki tarafın geçmelerini engelleyen bir ‘kırmızı çizgi’ çiziyor.
Şu ana kadar UMH yandaşlarını açık bir hayal kırıklığına sürüklese de Türkiye, Sirte ve Cufra savaşının acil olmadığını savunuyor. Türkiye ayrıca, Libya konulu Berlin Konferansı, geçtiğimiz Ocak ayında sona erdikten sonra takip ettiği rotaya benzer bir rota izliyor gibi görünüyor. Konferansta Türkiye, diğer ortak ülkelerle birlikte, Birleşmiş Milletler (BM) kararlarına uygun olarak Libya’ya silah gönderimini durdurma taahhüdünde bulunmuştu. Ancak sahada ise Türkiye, Berlin Konferansı’nın mürekkebi kurumadan önce doğrudan, binlerce Suriyeli paralı askerin, büyük miktarlarda silahlı ve gelişmiş askeri teçhizatın transferini içerecek şekilde, UMH’yi desteklemek için bir hava ve deniz köprüsü kurdu. Mareşal Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu (LUO) yandaşlarının, bu dönemde Türklerin yaptıklarına benzer davranışlar sergilediği net değil. Bilindiği üzere NATO’nun bir üyesi olan Ankara, Trablus şehrinin güney bölgelerinde ve Libya’nın batısının farklı alanlarındaki savaşın dengesini değiştirmeyi başardı. UMH güçleri, geçtiğimiz Mayıs ayında LUO’yu ülkenin batısındaki tüm alanlardan geri çekilmeye zorladı. LUO, Libya’nın batısında kendi yanında savaşan Wagner grubundan Rus paralı askerlerin arenadaki varlığını defalarca yalanladı. ABD, Wagner ile ilgili iddiaların varlığını savunurken ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM), 14 MiG-29 ve Suhoy Su-24 savaş uçağının Libya’ya gelişini gösteren uydu görüntüleri ve videolar yayınladı. AFRICOM, bu çerçevede bu uçakların, Wagner pilotları tarafından yönetildiğini ve Sirte- Cufra üslerinde savaş operasyonlarına katıldığını ifade etti. LUO ise, bu iddiaları yalanlarken, bu uçakların, bombardımanlara katılan hava kuvvetleri olduğunu savundu.
Gerçekte Sirte- Cufra savaşı devam ederken, Mısırlılar da geçtiğimiz Haziran ayında bu bölgelerin ‘kırmızı çizgileri’ olduğunu ifade etti. Daha önce Misrata şehrinin savaşçılarını içeren UMH güçleri, Libya’nın batısından hızla geri çekilmesi sonrasında LUO’nun zayıflamasından faydalanarak, Sirte’ye doğru ilerlemeye çalıştı. Ancak savaş uçakları, Misrata ve Sirte arasındaki çölde bulunan savaşçıları bombalamayı durdurmadı.
UMH ve LUO tecrübeleri, hedeflerine ulaşmak için çölde uzun mesafeler kat etmek zorunda kaldıkları Libya savaşının gerçekliğine ışık tutuyor.
Sirte savaşı, beraberinde de Cufra çatışması duraksarken çatışma tarafları, UMH’nin tehditleri uyarınca çatışmaları yeniden devam ettirmeye çalışıyor. Fayiz es-Serrac başkanlığındaki bu hükümet güçleri, Sirte yönünde olası bir savaş beklentisiyle ana toplanma noktası olarak, Misrata şehrine takviyelerde bulunmak için savaşın sakinliğinden faydalandı. Bu çerçevede UMH güçleri, ülkenin batısındaki tüm savaşçıları bir araya getirebilecekleri ve planlanan Sirte savaşına dahil edebilecekleri bir insan sıkıntısından mustarip gibi görünüyor. Libyalı savaşçıların yanı sıra UMH güçleri, Libya’da savaşmak üzere Türkiye tarafından sağlanan yaklaşık 10 bin Suriyeli paralı askerle ek bir insani bileşene sahip. Bu paralı askerlerin maaşları da UMH tarafından, Libya devlet hazinesinden ödeniyor. Kağıt üzerinde bu rakamlar, Mareşal Hafter yanlısı hesaplar tarafından yayınlanan video görüntülerine göre bu şehri savunmak için büyük kalabalıklar göndermiş olmasına rağmen sadece Sirte savaşı için 10 bin savaşçının seferber edilebileceğine inanılmayan LUO karşısında UMH açısından sayısal bir avantaj sağlıyor.
Sahadaki savaşçıların sayısı, savaş kararı almak için ana unsur sayılmazken Türkiye, Berlin Konferansı’ndan sonra Trablus savaşına hazırlandığı gibi Sirte savaşına da hazırlık yaptı. Bu çerçevede Ankara, Libya’nın batısındaki UMH kontrolü altında bulunan alanlarda konuşlandırılmak üzere ‘Hawk’ türü füze savunma sistemleri gönderdi. Böylece sadece bu bölgeler için hava korunması sağlanmakla kalmadı, aynı zamanda merkezi, Libya atmosferini kapsayacak şekilde genişletildi. Aynı şekilde Ankara, Tunus sınırına yakın olan batı bölgesinde Mareşal Hafter kuvvetleri için kilit noktalardan biri sayılan el-Vatiyye üssünde (Ukbe bin Nafi üssü olarak da biliniyor) füze sistemlerini devreye soktu. Bununla birlikte Türk füzelerinin el-Vatiyye’ye gelmesiyle ve faaliyete geçmeden önce kimliği bilinmeyen uçaklar, 5 Temmuz gecesi üsse hava saldırısı başlattı. Saldırıyla birlikte üsteki Türk teçhizatları da yok edildi. Türkiye, saldırıların el-Vatiyye’deki ekipmanlarını hedeflediğini kabul etti, ancak kayıpların hacmiyle ilgili ayrıntıyı gizli tuttu. Öte yandan UMH, el-Vatiyye’ye yönelik saldırının gelişmiş Mirage 2000-9 türü yabancı uçaklar tarafından gerçekleştirildiğini söyledi. AFRICOM liderliğinin ‘Wagner Grubu’nun Libya’ya konuşlandırdığını söylediği Rusya yapımı ‘Sukhoi 24’ uçağının gerçekleştireceği bir durum olarak, bu iddianın teyit edilmesi halinde de tüm Türk füze sisteminin yok edilme başarısının sırrı ortaya çıkacak. Bir bombardıman uçağı olan Sukhoi 24 hakkındaki söylentilerin doğruluğu bilinmiyor. Wagner’in Libya’da konuşlandırdığı diğer uçaklara gelince, AFRICOM’a göre bu uçakların bazılarının, bir MiG-29 olduğu biliniyor.
Türkiye, Ukrayna’dan satın aldığı S-125 sistemlerini çeşitli bölgelere konuşlandıracağını, en az birini Sirte Havalimanı’nda etkinleştirmeyi planladığını belirterek, Libya’daki hava sistemini yeniden inşa edeceğini söyledi. Türklerin bir füze savunma sistemi kurduğu Trablus’taki Mitiga Havalimanı’na ek olarak, ayrıca Türklerin, liman ve havaalanlarını Libya’ya silah ve teçhizat taşımak için kullandıkları Misrata şehrinin yanı sıra el-Vatiyye, elbette yeni füze sisteminin konuşlandırılması için olası bir yer olacak.
Türkiye’nin bu füze sistemlerini Libya’da kullanmasına izin verilip verilmeyeceği belli değil. Ancak el-Vatiyye’yi bombalamak üzere ‘Mirage 2000’ kullanılması, sadece Sirte ve Cufra çevresinde değil, aynı zamanda Türkiye’nin Libya topraklarında kalıcı üsler kurmasına izin vermenin önünde kırmızı bir çizgi olduğunu gösteriyor. Bu durum, Sirte ve Cufra etrafına kırmızı çizgiyi çeken ve Mirage 2000’in sahibi olan Mısır’ın, el-Vatiyye’yi bombaladığı anlamına gelmiyor. Aynı zamanda UMH medya organlarının, saldırıyı gerçekleştirenin Mısır dışında bir devlet olduğunu belirttiği biliniyor.
Ancak eğer Sirte ve Cufra cepheleri, UMH tehditleri uyarınca ‘fırtınadan önceki sessizliğe’ tanık oluyorsa, o halde Libya’daki çatışmanın diğer cephelerinde ne olacak?
UMH için mevcut seçenek, LUO’yu Libya’nın batısını boşaltmaya zorlaması sonrasında Sirte ve Cufra’ya yönelmek ya da Fizan bölgesinde Mareşal Hafter kuvvetlerinin kontrolündeki alanlara doğru ilerlemektir. UMH, Sirte’ye hava örtüsü olmadan ilerlemenin acısını tatması dolayısıyla güneye ilerlemeye çalışmadı. Çünkü aynı zamanda durum, çölde açık alanlarda uzun mesafeler kat etmek anlamına geliyor. UMH, yandaş kuvvetlerin Vadi el-Hayat yakınlarındaki el-Fil Petrol Sahası’nı kontrol ettiği Libya’nın güneyinde sınırlı dağıtım bölgelerine sahip. Ancak ana konuşlanması, batı dağlarında başlayan ve Libya’nın güneyindeki en büyük alan sayılan Sebha’nın kuzeyindeki Barah eş-Şati’nin eteklerine ulaşan uzun bir şerit boyunca uzanıyor. Geçtiğimiz saatlerde güneydeki UMH kuvvetlerinin ilk hareketleri, bölgede çizilebilecek ‘kırmızı çizgiler’ tecrübesiyle kaydedildi. Bu güçler, Barak eş-Şati ve havalimanına 40 km uzaklıkta olan ed-Dabvat projesi alanında ilerledi. Bu alanda da UMH güçleri saldırılara maruz kaldı. Bu durum, çatışan Libya kuvvetlerinin mevcut dağıtım haritasında herhangi bir değişikliği önleyen olası bir kırmızı çizgi olduğunu gösteriyor. Bu bağlamda UMH yandaşı medya organları, Fransa’nın da Libya’nın güneyinde kuvvet konuşlandırdığını savunduğu biliniyor. Ancak bu doğrulanamıyor.
Fransızlar, “El-Kaide ve DEAŞ gibi radikal grupların Libya çölünde yayılmasını önlemeye çalıştıklarını” iddia ediyor. Çünkü durum, Afrika Sahel bölgesinde bu iki örgüte karşı savaşan Fransa ordusunun çabalarını etkiliyor.



Dürzi ileri gelenlerinden Emir Hasan el-Atraş'ın Suveyda'dan ani ayrılışı dengeleri değiştirebilir

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
TT

Dürzi ileri gelenlerinden Emir Hasan el-Atraş'ın Suveyda'dan ani ayrılışı dengeleri değiştirebilir

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)

Suriye’nin Suveyda ilindeki Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş’ın (Ebu Yahya) pazartesi gecesi aniden ayrılıp Dera iline doğru yola çıkmasının ardından, Suriyeli resmi bir kaynak, bu ayrılmanın ardından Cebel el-Arab'da Şeyh el-Akil Hikmet el-Hicri'nin kontrolündeki bölgelerden kaçanların olacağı tahminini açıkladı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Suveyda Medya Müdürlüğü Medya İlişkileri Birimi'nden Kuteybe Azzam, Emir Hasan el-Atraş'ın şu anda Şam'da olduğunu ve önde gelen bir figür olarak ‘birçok gerçeği açıklığa kavuşturabileceğini ve Cebel el-Arab'da dengeleri değiştirebileceğini’ söyledi.

Azzam, Emir Hasan'ın ayrılmasını sağlayan taraftan bahsetmedi. Ancak Suveyda'nın Suriye devletinin kontrolü dışındaki bölgelerde izlenen politika nedeniyle geniş çaplı bir kaosa tanık olduğunu belirten Azzam, “Silahlar, suikastlar ve kaçırmalar yoluyla ulusal sesleri sindirme, şantaj ve susturma politikası izleniyor” diye ekledi.

dfvbdf
Suveyda ilindeki Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş (İnternet siteleri)

Öte yandan, Suveyda şehrinde ikamet eden Dürzi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a, ‘Emir Hasan'ın akrabalarının kendileriyle yaptıkları görüşmede, onun pazartesi günü evinden ayrıldığını, beraberindekilerin kendisine eşlik ettiğini ve daha sonra eve dönmediğini’ söylediklerini aktardı.

Edinilen bilgilere göre Dera kırsalından biri Emir Hasan’ı ağırladı ve Şam'a ulaşmasını sağladı.

Dürzi kaynaklar, Suriye hükümetiyle temas halinde olan isimsiz bir kişiden söz ederek, ‘Emir Hasan'ın ayrılmasının, Suveyda'daki krizi çözmek için yeni bir planın parçası olduğunu’ söylediler.

Suriye'nin güneyindeki Dürzi nüfusun çoğunlukta olduğu Suveyda ilinden haberler yayınlayan internet siteleri, ‘Suveyda’nın önde gelen isimlerinden Emir Hasan el-Atraş’ın, ilin güneybatı kırsalından güvenli bir şekilde beraberindekilerin eşliğinde Dera’ya ulaştığını’ bildirdi.

sdcds
Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş ve Şeyh el-Akil Hikmet el-Hicri’nin Suveyda’da birlikte çekilmiş bir arşiv fotoğrafı

Aynı haber siteleri, Emir Hasan’ın Suveyda’dan çıkışını sağlayan taraf hakkında herhangi bir bilgi vermedi. Aynı zamanda, olanları “Suveyda'da bu kadar önemli bir sosyal figürün dahil olduğu bir emsal” olarak nitelendirdiler. Emir Hasan, Atraş ailesinin geleneksel liderlerinden biri olarak kabul ediliyor ve yerel sosyal ve siyasi sahnede önemli bir rol oynuyor. Emir Hasan el-Atraş’ın Suveyda'dan, Şeyh Hicri ve ona bağlı Dürzi bir paramiliter grup Ulusal Muhafızlar, Dar 'Arra’nın bulunduğu Arra köyü de dahil olmak üzere Suveyda'nın büyük bir bölümünü kontrol ettiği bir dönemde ayrıldı. Bu gelişme, İsrail'in desteğiyle, Suveyda’da sözde ‘Başan Devleti’nin kurulması çabaları çerçevesinde Şeyh Hicri’nin, Şam'ın geçtiğimiz eylül ayında Suveyda krizini çözmek için ABD ve Ürdün’ün desteğiyle açıkladığı ‘yol haritasını’ ve Suveyda Valisi Mustafa Bakur tarafından daha sonra başlatılan çözüm girişimlerini reddetmesinin ardından yaşandı.

vcdv
Emir Hasan el-Atraş ile Suveyda Valisi Mustafa Bakur görüşmesinden bir kare, Şubat 2025 (İnternet siteleri)

Suveyda’dan Dürzi kaynaklar, görüşmeleri sırasında Emir Hasan'ın ayrılmasının, Dar ’Arra’nın tarihi olarak Cebel el-Arab'da karar alma merkezi olması nedeniyle Şeyn Hicri'nin kontrolündeki bölgelerdeki statükoyu etkileyebileceğini belirttiler. Ayrıca tarihi olarak Suveyda'da siyasi liderliği temsil ederken, Şeyh Hicri Dürzilerin dini liderliğini temsil ediyor. Ancak bu, siyasi liderlikten daha düşük bir rütbe.

Kaynaklar, Dar ‘Arra’nın son derece sembolik bir yer ve Emir Hasan’ın da yerel sosyal ve siyasi sahnede önemli bir figür olduğunu, ancak Suveyda’yı terk ettiğini, eğer bir açıklama yaparsa, kamuoyunda tanınan bir kişi olduğu için birçok gerçeği ortaya çıkarabileceğini ve dengeleri değiştirebileceğini söylediler. Suveyda'da büyük bir sosyal konuma sahip olan Emir Hasan, 1920'lerde Fransız sömürgeciliğine karşı Büyük Suriye Devrimi'nin lideri Sultan Paşa el-Atraş’ın torunu olduğundan Suveyda’nın yerel sosyal ve siyasi sahnesinde önemli bir rol oynuyor. Emir Hasan, 8 Aralık 2024 tarihinde Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından Suriye liderliğine ve hükümetine açıkça destek verdi.

vcfv df
Emir Hasan el-Atraş'ın, en önde gelen Dürzi siyasi figürlerden biri olan dedesi Sultan Paşa el-Atraş'ın tablosunun yanında çektiği bir fotoğraf (İnternet siteleri)

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda’da geçtiğimiz yıl temmuz ayı ortalarında krizin patlak vermesiyle, çatışmaların sona ermesi ve insanların çatışmaya sürüklenmemesi çağrısında bulunarak, herkesi tatmin edecek bir çözüme ulaşmak için devlet, dini liderler ve bölgedeki önde gelen şahsiyetlerle iletişim kurulması gerektiğini vurguladı.

Şeyh Hicri ise Suriye'deki yeni rejime karşı çıkan bir lider olarak ortaya çıkıp Suveyda'daki bölgelerin kontrolünü ele geçirdiğinden beri, nüfuz alanındaki karar alma sürecini tekelleştirmeye çalışarak diğer Dürzi dini otoriteler (Şeyh Yusuf Cerbu ve Hamud el-Hanavi) ile kültürel ve entelektüel seçkin isimleri ötekileştirdi.

Dürzi kaynaklar, Dar ‘Arra'nın sembolik ve tarihi olarak Şeyh Hicri'nin ikamet ettiği ve Dürzi topluluğunun manevi merkezi olarak kabul edilen Dar Kanavat'tan daha yüksek bir otorite ve statüye sahip olduğunu belirtti.

Öte yandan Şeyh Hicri'nin destekçileri, Emir Hasan el-Atraş'ın Cebel el-Arab’tan ayrılışının ve Şam'a sığınmasının önemini küçümsedi. Gelişmeleri yakından takip eden gözlemcilere göre Emir Hasan’a yönelik saldırı, bu konunun proje için ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor.

Emir Hasan'ın Cebel el-Arab'dan ayrılırken, Suveyda İç Güvenlik Şefi Suleyman Abdulbaki Facebook hesabında, Suriye iç güvenlik güçlerinin ‘yakında’ Suveyda'ya gireceğini duyurdu ve operasyonun amacının ‘yok etmek değil, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek ve şehri korumak’ olduğunu açıkladı.


Gazze'de Ramazan... Yıkıntılar ve çadırlar arasında, zorlu yaşam koşulları altında yapılan süslemeler

 Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
TT

Gazze'de Ramazan... Yıkıntılar ve çadırlar arasında, zorlu yaşam koşulları altında yapılan süslemeler

 Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)

Gazze Şeridi'nin merkezinde Deyr el-Belah'taki bir çadırda, aileler günlük hayatın zorluklarına rağmen Ramazan'ın neşesini korumaya çalışıyor. 11 yaşındaki Cuana ve kız kardeşi Tima, anneleri Safa el-Hasanat'ın yardımıyla, gıda yardımı kutularından kurtardıkları kartonlardan Ramazan süsleri ve kartondan bir hilalin etrafına ince kağıttan beyaz güller yaptılar.

Dört çocuk annesi el-Hasanat, Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, "Gazze'de Ramazan ayını karşılamak ve atmosferini yaşamak, zorlu insani ve yaşam koşulları göz önüne alındığında ulaşılması zor bir lüks. Özellikle kışın soğuğundan veya yazın sıcağından koruyamayan harap çadırlarda yaşayan binlerce insan için fenerler, ışık vermeyen karanlık kağıt parçalarına dönüştü" ifadelerini kullandı.

Safa el-Hasanat’ın Deyr el-Belah'taki çadırında, kağıttan yapılmış hilal ve mendillerden yapılmış süslemeler.Safa el-Hasanat’ın Deyr el-Belah'taki çadırında, kağıttan yapılmış hilal ve mendillerden yapılmış süslemeler.

Gazze Şeridi'ndeki savaş, haftalarca süren bombardıman ve yıkımın ardından 11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesle birlikte duraklama dönemine girdi. Göreceli sakinlik, bölge sakinlerine nefes alma fırsatı verse de Şerit ciddi zorluklarla karşı karşıya olmaya devam ediyor. İnsanlar temel ihtiyaç maddelerinde ciddi kıtlık, sık sık yaşanan elektrik kesintileri ve temiz içme suyu kriziyle boğuşuyor. Bütün bunların yanı sıra, evlerin ve altyapının yıkımı günlük yaşamın zorluklarını daha da artırıyor.

Han Yunus'ta elindeki fenerle Ramazan ayını karşılamaya hazırlanan bir kız çocuğu (EPA)Han Yunus'ta elindeki fenerle Ramazan ayını karşılamaya hazırlanan bir kız çocuğu (EPA)

Gazze'de elektrik sınırlı olduğundan, çocuklar Ramazan süslemelerini çalıştırmak için küçük bir bataryaya ihtiyaç duyarken, aileler de ekonomik krizi hafifletmek için kağıt süslemeler ve mevcut malzemelerle çocuklara biraz neşe getirmeye çalışıyor.

Temel ihtiyaç maddelerinde kıtlık ve yüksek fiyatlar

El-Hasanat şöyle diyor: “Maalesef Gazze Şeridi halkı Ramazan ayını acı, kayıp ve zorluklarla karşılıyor… İsrail işgali, halka yardımın ulaşmasını engelliyor. Hayat şartları felaket durumda. Binlerce kişi işini kaybetti, işsizlik oranları arttı ve nüfusun yüzde 90'ından fazlası temel ihtiyaçlarını karşılamak için uluslararası kuruluşlara bağımlı hale geldi.”

Filistinliler, Han Yunus'ta Ramazan ayını karşılamaya hazırlanırken yıkılan evlerinin kalıntıları üzerine süsler asıyor, (EPA)Filistinliler, Han Yunus'ta Ramazan ayını karşılamaya hazırlanırken yıkılan evlerinin kalıntıları üzerine süsler asıyor, (EPA)

Anne ayrıca Gazze'deki temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarındaki sürekli artıştan da şikayetçi. El-Hasanat şöyle diyor: “Maalesef fiyatlar hala yüksek, özellikle de halkın temel ihtiyaçları söz konusu olduğunda, hatta bu ihtiyaçlar karşılanamıyorsa bile, çünkü işgal yönetimi kasıtlı olarak şeker, yağ ve karbonhidrat gibi lüks ürünleri halkın ihtiyaç ve gereksinimlerinden uzaklaştırıp, et, sebze, önemli meyveler ve yemeklik gaz gibi temel ihtiyaç maddelerini azaltıyor. Bu nedenle, mevcut olanlar, halkın ekonomik koşulları ve sınırlı gelir kaynaklarıyla karşılaştırıldığında pahalı.”

Savaş sona erdi, ancak acılar devam ediyor

Kırklı yaşlarındaki anne, önceki yıllara kıyasla mübarek ay için yapılan hazırlıklardaki değişikliklerle ilgili olarak şunları söylüyor: “Elbette farklı. Ateşkes ilanına rağmen devam eden bombardımanlar nedeniyle çadırlar, sakinlerin güvensiz bir şekilde yaşadığı sığınak haline geldi ve ev sahiplerinin ayrılmasıyla ailelerin sofraları hüzünlendi; ayrıca sakinler, savaştan önceki her yıl olduğu gibi Ramazan'ın yiyecek ve içecek ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar.”

Gazze'nin Han Yunus kentinde Ramazan hazırlıkları (EPA)Gazze'nin Han Yunus kentinde Ramazan hazırlıkları (EPA)

Al-Hasanat, Gazze Şeridi'ne yönelik bombardımanın bu yıl azaldığını ancak durmadığını söylüyor. Sözlerine şöyle devam ediyor: "Geçen Ramazan, İsrail'in savaşını yeniden başlatmasıyla başladı; bu savaş, öncekinden daha da yoğundu ve geçiş noktaları tamamen kapatılmıştı. Ziyaret edilebilecek mezar sayısı da farklıydı; sayılar hayal edilemezdi."

Serbest çalışan fotoğrafçı Attia Darwish (38 yaşında) da onunla aynı fikirde olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Ramazan, duygular ve koşullar açısından farklı. Savaştan önce, kuşatmaya rağmen hayat nispeten daha istikrarlıydı. Bugün Ramazan, kayıp ve sabır duygularının hakim olduğu daha derin bir insani karaktere sahip.”

Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılan evlerin arasına süsler asıyor (EPA)Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılan evlerin arasına süsler asıyor (EPA)

Darwish, Gazze Şeridi'ndeki Ramazan geleneklerinin savaş sonrasında değiştiğini, önceliğin temel ihtiyaçların karşılanması haline geldiğini, süslemelerin ve büyük ziyafetlerin azaldığını ve konut koşulları ve yerinden edilme nedeniyle aile toplantılarının daha seyrek hale geldiğini belirtiyor.

İnsani yardıma bağımlılık

Darwish, Gazze halkının Ramazan ayını temkinli bir rahatlama ve acı karışımıyla karşıladığını gözlemliyor. Ateşkes insanlara nefes alma fırsatı verdi, ancak savaşın izleri yıkılmış evlerde, sevdiklerinin kaybında ve zor yaşam koşullarında hala mevcut. Buna rağmen, birçok kişi ayın ruhunu güçlü bir inanç ve dayanışma duygusuyla yaşamak istiyor.

Darwish şöyle devam ediyor: “Durum hâlâ zor; ailelerin büyük bir yüzdesi gelir kaybı veya gelir azalması yaşıyor. Elektrik, su ve hizmetlerle ilgili sürekli sorunlarla karşılaşıyor. Yeniden yapılanma süreci de yavaş ilerliyor ve bu durum ailelerin günlük yaşantısına da yansıyor.”

Gazze Şeridi'ndeki zorlu yaşam koşulları, sakinlerinin Ramazan ayını karşılamaya hazırlanmalarına engel olmadı (EPA)Gazze Şeridi'ndeki zorlu yaşam koşulları, sakinlerinin Ramazan ayını karşılamaya hazırlanmalarına engel olmadı (EPA)

Temel ihtiyaç maddelerinin bulunabilirliği konusunda Darwish şunları söylüyor: “Malların büyük bir kısmı mevcut, ancak her zaman yeterli miktarda veya herkesin karşılayabileceği fiyatlarda değil. Özellikle et ve bazı ithal ürünlerde geçici kıtlıklar yaşanabilirken, sebze ve diğer temel ihtiyaç maddeleri nispeten daha kolay bulunabiliyor. Bazı temel ihtiyaç maddelerinde, ulaşım maliyetleri ve belirli zamanlardaki sınırlı arz nedeniyle önceki yıllara kıyasla belirgin bir fiyat artışı görüldü.” Darwish, Gazze'deki ailelerin, eğer bulabilirlerse, temel ihtiyaç maddelerine odaklandığını, çünkü birçok ailenin insani yardıma bağımlı olduğunu belirterek sözlerini tamamlıyor.

Gazze Sağlık Bakanlığı'na göre, 11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesin ardından Gazze Şeridi'nde İsrail bombardımanı sonucu 601 kişi öldü ve bin 607 kişi yaralandı.


Mısır parlamentosu askerlikten kaçanlara yönelik cezaları ağırlaştırdı

Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
TT

Mısır parlamentosu askerlikten kaçanlara yönelik cezaları ağırlaştırdı

Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)

Mısır Temsilciler Meclisi, dün, Mısır hükümeti tarafından sunulan ve "Askerlik ve Milli Hizmet" mevzuatının bazı maddelerini değiştirmeyi öngören yasa tasarısını nihai olarak onayladı. Bu değişiklikler arasında, "geçerli bir mazeret olmaksızın askere alınmaktan veya çağrıdan kaçmanın cezasının artırılması" da yer alıyor. Askeri personel bu adımı, askerlik sürecini sosyal ve ekonomik değişikliklere uygun hale getirmek için gerekli görüyor.

Değişiklikler ayrıca, "şehitlerin ve terör operasyonlarında yaralananların" ailelerinin askerlik hizmetinden muaf tutulmasını da içeriyordu; bu, "insani boyut" taşıyan bir adımdı.

Değişiklikler, 7. Maddeyi "hem kalıcı hem de geçici zorunlu askerlik hizmetinden muafiyet için kriter olarak, askeri ve terör operasyonları arasında eşitlik" öngörecek şekilde değiştirmeyi de içeriyordu.

Parlamento oturumu sırasında, Temsilciler Meclisi Savunma ve Milli Güvenlik Komitesi Başkanı Korgeneral Abbas Hilmi, “Askerlik hizmetine ilişkin değişiklik, silahlı kuvvetler ve polis mensuplarının askeri veya terörist operasyonlardaki fedakarlıklarını ve masum sivillere verilen zararları takdir etmek amacıyla, terörist operasyonları da askerlik hizmetinden muafiyet için ek bir kriter olarak eklemeyi amaçlamaktadır; bu değişiklik, halkın insani ve sosyal boyutlarını dikkate almaktadır” dedi.

dsvdsv
Mısır Temsilciler Meclisi'nin bir oturumu (Arşiv-Mısır Kabinesi)

Değişiklikler, askerlikten kaçma veya geçerli bir mazeret olmaksızın askerlik hizmetine katılmama suçlarına yönelik cezaların da artırılmasını içeriyordu. Parlamento oturumu sırasında Hilmi, 49. maddenin "30 yaşından sonra askerlik hizmetine katılmayan herkesin hapis cezası ve en az 20 bin Mısır lirası ve en fazla 100 bin Mısır lirası para cezası veya bu iki cezadan biriyle cezalandırılacağı" şeklinde değiştirildiğini belirtti. (Bir ABD doları yaklaşık 47 Mısır lirasına eşittir.)

1980 tarihli 127 sayılı Kanun hükümlerine göre, yasa değişikliğinden önce askerlik hizmetine katılmamanın cezası iki yıl hapis ve en az 2 bin pound para cezası veya bu iki cezadan biriydi.

Mısır Parlamentosu tarafından onaylanan değişiklikler arasında, “yedek askerlik görevine çağrılan ve geçerli bir mazereti olmaksızın göreve gelmeyen herkesin hapis cezası ve en az 10 bin, en fazla 20 bin Mısır lirası para cezası veya bu iki cezadan biriyle cezalandırılacağı” hükmünü getiren “52” numaralı maddenin değiştirilmesi de yer almaktadır.

Parlamento ve Hukuk İşleri Bakanlığı, Askerlik Hizmeti Kanunu'ndaki değişikliklerin "askerlikten kaçma veya göreve gelmeme durumunda uygulanan mali cezaları artırmayı ve mali cezalarla ilgili ekonomik değişikliklerin etkilerini ele almayı amaçladığını" belirtti. Bakanlık dün yaptığı açıklamada, cezaların "hem genel hem de özel caydırıcılığı yeniden sağladığını ve ceza adaletini gerçekleştirdiğini" belirtti.

Mısır askeri uzmanı Tümgeneral Semir Ferec, askerlikten kaçmaya yönelik cezaların artırılmasının genel caydırıcılığı sağlamak ve "ülke içindeki süreci daha da düzenlemek" için gerekli olduğuna inanıyor. Ferec, "Önceki cezalar mevcut gerçekliğe artık uygun değildi ve güncel değişikliklere ayak uydurmak için askerlikten kaçmanın şiddetinin artırılması gerekiyordu" değerlendirmesinde bulundu.

 Ferec Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda Askerlik Hizmeti Kanunu'ndaki yeni değişikliklerin "hem insani hem de sosyal boyutları dikkate alarak terör operasyonu mağdurlarının muaf tutulmasına yönelik yasal hükümler getirdiğini" belirtti.

Mısır Milletvekili Mecdi Murşid'e göre yasa değişikliklerinin "önemli bir insani boyutu" da bulunuyor. Muşid, "yasa, silahlı kuvvetler ve polis mensuplarının askeri veya terörle mücadele operasyonlarındaki fedakarlıklarını dikkate alarak, oğullarını askerlik hizmetinden muaf tutuyor" dedi ve bunu "devletin, kendisi için fedakarlık yapanlara bir takdir mesajı" olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda Murşid, yasanın öneminin "askerlikten kaçma cezalarının artırılmasının yanı sıra, insani muafiyet meselesini de kanunlaştırmasında" yattığını belirterek, "bu tür düzenlemelerin askerlik hizmetinin ve askerlik yapmanın değerini pekiştirdiğini" kaydetti.