Tunus Cumhurbaşkanlığı tek adamdan nasıl sembolik makama dönüştü?

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Kartaca Sarayı’nda konuşma yaparken (AFP)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Kartaca Sarayı’nda konuşma yaparken (AFP)
TT

Tunus Cumhurbaşkanlığı tek adamdan nasıl sembolik makama dönüştü?

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Kartaca Sarayı’nda konuşma yaparken (AFP)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Kartaca Sarayı’nda konuşma yaparken (AFP)

Hüda et-Trablusi
Yarım asırdan fazla bir süredir Tunus devletindeki tüm otoriteler tek adamın tekelindeydi. Tıpkı Habib el-Burgiba gibi Zeynelabidin bin Ali de iktidar koltuğuna yapışıp vazgeçmemişti. Ancak altı yıl önce 26 Ocak 2014 tarihinde Ulusal Kurucu Meclis’in anayasa değişikliğini onaylamasının ardından siyasi sahne değişti. Söz konusu değişiklik sonucunda cumhurbaşkanının yetkilerini sınırlayan yarı parlamenter bir sistem kabul edildi.
Tunus'taki mevcut siyasi sisteme göre, siyasi güç, doğrudan halk tarafından seçilen Halk Meclisi ve parlamento tarafından güvenoyu verilen bir hükümete ek olarak vatandaşlar tarafından da seçilen Cumhurbaşkanı olmak üzere üç kuruma ayrılıyor. Başbakan ise Cumhurbaşkanı tarafından seçiliyor.

Pasif bir konum
Devrim sonrası kurulan yeni sistemin uygulamaya konmasından yaklaşık altı yıl sonra, Cumhurbaşkanı makamı, devlet hiyerarşisinin tepesindeki tek adamdan, sınırlı yetkilere sahip bir konuma dönüştürüldü. Tüm Tunus tarafından bilinen en önemli dosyalar üzerinde hiçbir gücü yok. Tunus'ta siyasi sahnenin özgüllüğüne uygun olmaması nedeniyle, bu sistemi değiştirmek için birçok çevreden çağrılar yükseldi.  Bunun yanısıra otoritenin üç başkanlık arasındaki ayrımı ışığında sorumluluklar tanımlanamadığı ifade ediliyor.
Tunus'taki siyasi sistemin değiştirilmesi sorunu, parlamentonun sallantılı performansı ışığında 2016'dan beri gündeme getirilmişti. Bu sistemi değiştirmek isteyen sesler, Tunus’ta son yapılan seçimlerden sonra parlamentonun yapısının dağılması sonrasında yükseldi. Bu durum ülkede siyasi istikrarı önlüyor.
‘Halk Hareketi’ temsilcisi Hatem el-Bubekri, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, cumhurbaşkanları ve başbakanlar arasındaki yetkileri yeniden düzenlemenin vaktinin geldiğini düşündüğünü söyledi. Rolünün daha etkili olması için Cumhurbaşkanı lehine yeniden bir güç dağılımı çağrısında bulundu.
Parlamenter sistemin diğer demokratik ülkelerde başarılı olduğunu ifade eden Bubekri, Tunus'ta siyasi irade ve kamu çıkarları konusunda fikir birliği olmayan başkanlarla başa çıkma yolunun temel sorunu oluşturduğunu söyledi.
Bubekri, cumhurbaşkanının rolünü, ülke çıkarlarını bir kenara atan ve kendi lehine zayıflatmaya çalışan Nahda Hareketi’ni eleştirdi.

Yorum farklılığı
Cumhurbaşkanına ek yetkiler verilmesini içeren anayasa değişikliği çağrıları, Tunus’un eski Cumhurbaşkanı Baci Kaid es-Sibsi döneminde başladı. Sibsi, o dönemde, cumhurbaşkanı yetkileri de dahil olmak üzere siyasi sistemi değiştirilmiş parlamenter sistemden değiştirilmiş başkanlık sistemine değiştirmeye yönelik hiçbir girişime karşı çıkmayacağının altını çizmişti.
Çağrı, Sibsi’nin 2019 yılının Mart ayında ‘bağımsızlık günü’ münasebetiyle Kartaca Sarayı’nda yaptığı bir konuşmada çok daha açıktı. Sibsi konuşmada, anayasanın bazı kısımlarında ‘yorum farklılığının’ söz konusu olduğunu söylemişti.  Anayasa değişiklik tekliflerinin hazır bir kopyasına sahip olduğunu ifade etmişti. Ancak dönemin parlamentosunun gecikmesi Sibsi’nin iradesini engellemişti.
Tunus’ta Cumhurbaşkanı’nın yetkileri kısıtlanmış olmasına rağmen, pozisyon Tunus halkı için en önemli makam olmaya devam ediyor. Eski Bakan ve Siyasi Aktivist Fevzi Abdurrahman, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada anayasanın öngördüğü siyasal sistemin bir vadide ve siyasi uygulamanın başka bir vadide olduğunu söyledi.
Abdurrahman, “Kamuoyuna nezdinde Cumhurbaşkanı siyasi yaşamın en önemli aktörüdür ve ikincil aktör olmak kabul edilemez. Ancak bugünkü sistemimiz, uygulama açısından parlamenter değil, partisel bir yapıdadır ve bu partiler,  özellikle de Nahda, ülkenin tüm işlerini merkezi ve yerel bir yürütme otoritesinden, yasama, uygulama ve izleme organları, organizasyonlar, toplumlar ve sivil toplumdan kontrol etmek istiyor” dedi. Performansını eleştirerek, "Bu partiler totaliter olmayan rasyonel partiler düzeyinde gelişemediler" ifadelerini kullandı.
Baci Kaid es-Sibsi’den ya da Kays Said’den miras kalan cumhurbaşkanı pozisyonunun, siyasi hayatta etkili bir aktör olmayacağını söyleyen Abdurrahman, bu seçim, konumun sembolizmi ve genel seçimlerin sembolizmi göz önüne alındığında kabul edilebilir olacağını düşünüyor.

Kötü iletişim performansı
Tunus Üniversitesi Siyasal İletişim Bölümü’nden Prof. Dr. Muhammed Fahri Şelbi, cumhurbaşkanının rolünü yansıtan bir olaya değinerek, “Fransa’dan talep edilen özür listesi konusunda medya, politikacılar ve halk sosyal medyada bazen coşkuyla bazen de stres içerisinde tartışırken Cumhurbaşkanı bu konuda derin bir sessizliğe büründü. Aslında özür listesi, yetkilerinin yani diplomatik alanın tam da merkezinde yer alıyor” dedi.
Prof. Dr. Şelbi, “Bu sahne Tunus siyasi yaşamında iki önemli şeyi, yani Başkanlığın azalan siyasi rolünü ve zayıf iletişim performansını vurgular” ifadelerini kullandı.
Azalan siyasi role gelince Şelbi, "2014 anayasasının getirdiği hükümet sistemi, cumhurbaşkanına açık olmayan güvenlik güçleriyle birlikte, diplomasi ve savunma olmak üzere sadece iki rol kazandırdı. Ülkedeki kamu yaşamı üzerindeki etkisi ise geriledi. Yönetim üç başlı bir hal aldı. Bunlardan en büyüğü Parlamento, ki aslında bir parti meclisi. Bu partilerin bir kısmı hükümeti oluşturuyor, bu durum da iktidarı mutlaklaştırıyor” dedi.
Şelbi, sözlerine şöyle devam etti: “Ancak cumhurbaşkanlığının rolü, Sibsi döneminde bugünden çok daha fazlaydı. Çünkü parlamentodaki çoğunluğu oluşturan Nida Tunus partisine dayanıyordu. Sonra partisinin ortadan kaybolmasıyla rolü zayıfladı. Herhangi bir partiye mensup olmayan Kays Said için ise durum çok farklı bir hal aldı.”
Prof. Dr. Şelbi ayrıca "Bu siyasi sistem cumhurbaşkanının pozisyonunu zayıflatır ve onu aynı anda parlamento, başbakan veya her ikisi ile çatışmaya sokar" dedi.

Said’in mizacı ketum
Şelbi, kötü iletişim performansı konusunda ise bu durumun üç nedenden kaynaklandığı ifade etti. Tunus Üniversitesi Profesörü, “Bunlardan birincisi, cumhurbaşkanının yetkilerinin yetim kalan iki alanla sınırlandırılması, ki bu durum onun veya faaliyetlerinin ortaya çıkma şansını azaltır. Bunun yanısıra bu alanlar, Libya gibi nadir durumlar dışında halkı doğrudan ilgilendirmiyor. Halkı ilgilendiren sosyo-ekonomik alandaki vurucu konular, hükümet ve parlamentonun elinde” şeklinde konuştu.
“İkinci neden ise faaliyetleri cumhurbaşkanlığının web sitesi veya ‘Facebook’ sayfasında yayınlamakla sınırlı olan iletişim bölümünün körelmişliğidir” diyen Şelbi, bunun iletişim merdivenin en alt ve en zayıf basamağı olduğuna işaret etti.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı haberde Şelbi, sözlerini “Kays Said, çoğunluğun anlamadığını söylediği Arapçası nedeniyle iletişiminin zayıf olmasının yanısıra ketum bir mizaca sahip. Konu fasih dil ile ilgili değil, tonunu, akışını ve yoğunluğunu kelimelerini gölgede bırakan monotonluk ile ilgili. Bu, ne makamın ne de söylemin değişimiyle değişebilir” ifadeleriyle sonlandırdı.



Halep Valisi: Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den yaklaşık 155 bin kişi yerinden edildi... Geri dönüşler için bir plan geliştiriliyor

Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
TT

Halep Valisi: Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den yaklaşık 155 bin kişi yerinden edildi... Geri dönüşler için bir plan geliştiriliyor

Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)

Halep Valisi Azzam el-Garib bugün yaptığı açıklamada, Halep kentinin kuzeyindeki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden yaklaşık 155 bin kişinin yerinden edildiğini bildirdi. El-Garib, yerinden edilenlerin evlerine dönebilmesi için güvenlik ve hizmet koşullarını hazırlamaya yönelik bir planın başlatıldığını söyledi.

El-Garib, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG), 1 Nisan’da varılan ve kendilerine bağlı silahlı unsurların Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden çekilmesini öngören anlaşmaya uymadığını açıkladı.

El-Garib, SDG unsurlarının uygulamalarını, eski Suriye lideri Beşşar Esed döneminde milislerin halka yönelik korkutma yöntemlerine benzetti.

Şeyh Maksud mahallesindeki bir bölgeden tahliye edilen siviller (AP)Şeyh Maksud mahallesindeki bir bölgeden tahliye edilen siviller (AP)

El-Garib, günün erken saatlerinde, operasyon birimi tarafından ilan edilen bölgelerdeki sokağa çıkma yasağının sonraki duyurulara kadar devam edeceğini doğrulamış ve ilgili talimatlara eksiksiz uyulmasının önemine vurgu yapmıştı.

El-Garib yaptığı açıklamada, yetkili kurumların Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde güvenliği sağlamak ve yaşamın normale dönmesini temin etmek için sahada çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.

Öte yandan Suriye ordusu cuma akşamı, Halep’in Şeyh Maksud mahallesinde SDG unsurlarını aramak amacıyla bir tarama operasyonu başlattığını duyurmuştu.

Suriye ordusu operasyon birimi tarafından yayımlanan açıklamada, “Şeyh Maksud mahallesinde SDG’ye tanınan tüm sürelerin dolmasının ardından, bu suç örgütünün varlığını ortadan kaldırmak amacıyla mahallede tarama operasyonuna başlıyoruz. Tarama işlemleri tamamlandıktan sonra, mahalle güvenlik güçleri ve devlet kurumlarına devredilecek ve bu kurumlar doğrudan görevlerine başlayacaktır” ifadelerine yer verildi.

 Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)

Halep’te, özellikle Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde, son günlerde SDG ile Suriye ordusu arasındaki çatışmalar ve güvenlik gerilimleri nedeniyle geniş çaplı bir yerinden edilme yaşandı.

Suriye makamları perşembe akşamı yaptıkları açıklamada, SDG’nin iki gün önce kente yönelik saldırılarını yoğunlaştırmasının ardından, Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinden yaklaşık 165 bin kişinin kentin diğer bölgelerine göç ettiğini duyurdu.


Türkiye'nin Halep'te Suriye ordusu ve SDG arasındaki çatışmalara ilişkin tutumu nedir?

 Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
TT

Türkiye'nin Halep'te Suriye ordusu ve SDG arasındaki çatışmalara ilişkin tutumu nedir?

 Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)

Halep'te Suriye ordusu ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki çatışmalar, yıkıcı bir iç savaştan sonra hâlâ yaralarını sarmaya çalışan bu kadim şehirde bir kez daha istikrarı sarstı. Çatışmalar, ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin ve Halep sınırlarının ötesine yayılırsa, Suriye kendisini yeni bir iç savaşın eşiğinde bulabilir.

10 Mart 2025'te imzalanan mutabakatta yer alan düzenlemeler ile ilgili son dokunuşlar için iki taraf arasında yapılan müzakereler son haftalarda önemli bir ivme kazanmıştı. Bir anlaşmaya varılması yakın görünüyordu ve olası bir anlaşmanın bazı detayları basına bile sızmıştı. Ayrıca, birkaç gün önce Paris'te ABD arabuluculuğunda Suriye ve İsrail arasında varılan anlaşma da daha olumlu bir atmosfere katkıda bulunmuştu.

Peki Halep'te çatışmalar neden patlak verdi?

Şam, SDG’nin Suriye'nin birliğini zayıflatan ve bütünlüğünü tehdit eden katı taleplere sıkıca bağlı kaldığına inanıyor. Buna karşılık, SDG, 2011 öncesi statükoya geri dönmeyeceğini, silahlı kuvvetlerini feshetmeyeceğini ve katı, merkezi bir idari yapıya geri dönmeyi reddettiğini ısrarla belirtiyor.

10 Mart Mutabakatı’ndan bahsederken, SDG'nin orduya entegrasyonu akla gelebilir, ancak konu daha geniş ve daha karmaşık. Suriye'deki idari sistemin şekli, yeni anayasa, petrol sahalarının mülkiyeti ve petrol gelirlerinin nasıl dağıtılacağı gibi diğer önemli konular da var.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan mutabakat sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan mutabakat sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri (SANA/AFP)

Önde gelen bir SDG lideri olan Sipan Hamo, bir röportajda Cumhurbaşkanı Ahmed Şara yönetiminin Esed rejiminin bir versiyonunu yeniden üretmeye çalıştığını söyledi. Şam'ın tutumunu eleştiren Hamo, müzakereler sırasında temel konularda katı ve uyumsuz olduğunu belirterek, bunu öncelikle Türkiye'nin taleplerine uyma arzusuna bağladı. Nitekim Türkiye, SDG'nin Suriye ordusuna entegre olması, silahların teslim edilmesi, Suriyeli olmayan savaşçıların Suriye topraklarından ayrılması ve kuvvetlerinin bir bütün olarak orduya entegre edilmemesi, üyelerinin bireysel olarak orduya katılması gerektiğine inanıyor. Ankara ayrıca, merkezi olmayan yönetim biçimlerine de şüpheyle yaklaşıyor. SDG'nin Şam ve Ankara'yı suçlaması kolay, ancak bu, taleplerinin çıtasını en yüksek seviyeye çıkardığı ve oyalama taktiklerine başvurduğu gerçeğini değiştirmiyor.

İki taraf da Halep'te ilk kurşunu kimin attığı konusunda karşı tarafı itham ediyor, ancak kimin başlattığına bakılmaksızın, her iki taraf da gerilim nedenlerini üretmeye ve şiddetlendirmeye kendi yöntemleriyle katkıda bulundu.

Türkiye, çatışmaların genişlemesinin yeni bir mülteci dalgasını tetikleyebileceği endişesiyle Halep'teki gelişmeleri yakından takip ediyor

Suriye hükümetinin çıkmazı kırmaya karar vermiş olması muhtemel. Buna karşılık, Kürt tarafının Suriye ordusunun kararlılığını ve gücünü, ABD desteğinin boyutunu ve İsrail'in müdahil olma isteğini yanlış hesaplamış olması da muhtemel. Halep, Suriye ordusu güçlerinin Eşrefiye bölgesinin büyük bir bölümünde kontrolü ele geçirmesinden önce, yirmiden fazla kişinin ölümüne ve birçok kişinin yaralanmasına yol açan şiddetli çatışmalara sahne oldu.

Perşembe gecesi Suriye Savunma Bakanlığı, Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahalleleri civarında geçici bir ateşkes ilan etti. Ayrıca, silahlı grupların Halep'ten kuzeydoğu bölgelerine doğru gitmeleri için bir güvenlik koridoru açarak cuma sabahına kadar bu bölgeden ayrılmalarına olanak sağladı. SDG’nin bel kemiğini oluşturan Halk Koruma Birlikleri (YPG), daha önce Nisan 2025'te Şam ile imzalanan bir anlaşma uyarınca bu mahallelerden çekilmiş ve yüzlerce savaşçısını Fırat Nehri'nin doğusuna nakletmişti. Bu mahallelerde sadece iç güvenlik güçleri olan Asayiş kuvvetleri ve Asayiş unsurları kılığındaki bazı YPG üyeleri kalmıştı.

 Yerinden edilmiş insanlar eşyalarıyla birlikte Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılıyor, 7 Ocak 2026 (Reuters)Yerinden edilmiş insanlar eşyalarıyla birlikte Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılıyor, 7 Ocak 2026 (Reuters)

Türkiye, çatışmaların genişlemesinin yeni bir mülteci dalgasını tetikleyebileceği endişesiyle Halep'teki gelişmeleri yakından takip ediyor. Türkiye Milli Savunma Bakanlığı perşembe günü yaptığı açıklamada, Halep'teki çatışmaları kamu düzenini yeniden sağlamayı amaçlayan meşru bir terörle mücadele operasyonu olarak nitelendirdi. Açıklamada, operasyonun yalnızca Suriye ordusu tarafından yürütüldüğü ve Türk güvenlik güçlerinin dahil olmadığı belirtildi. Türkiye ayrıca, talep edilmesi halinde Suriye'ye gerekli desteği sağlayacağını da teyit etti.

Ankara ve Şam, güvenlik ve savunma alanlarında yakın iş birliğini sürdürüyor. 22 Aralık 2025'te Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Milli İstihbarat Başkanı İbrahim Kalın, Şam'daki Halk Sarayı'nda Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara ve diğer yetkililerle bir araya gelerek güvenlik konularını ve iş birliğini geliştirme yollarını görüştüler.

Cumhurbaşkanı Ahmed Şara Şam’da bir Türk siyasi, güvenlik ve askeri heyetini kabul ediyor, 22 Aralık (Suriye Cumhurbaşkanlığı)Cumhurbaşkanı Ahmed Şara Şam’da bir Türk siyasi, güvenlik ve askeri heyetini kabul ediyor, 22 Aralık (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde, Halep Kürtlerine destek gösterileri düzenlendi ve bunlar, Ekim 2014'te DEAŞ’ın Kobani saldırısını kınamak için sokakları dolduran kalabalıkların düzenlediği protestoları anımsattı.

Suriye'deki gelişmeler ve Halep'teki çatışmalar, Türkiye'nin iç politikasına ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile olan ilişkisine de gölge düşürüyor. Tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın silah bırakma çağrısının Halk Koruma Birlikleri'ni (YPG) de kapsayıp kapsamadığı konusunda tartışmalar sürüyor. Ankara, YPG'yi PKK'nın Suriye uzantısı olarak görüyor ve bu nedenle çağrının onları da kapsadığını düşünüyor; YPG ise bunu reddediyor.

Şam ve SDG arasında arabuluculuk yapan ABD, Halep'teki çatışmaları durdurmak için önemli çabalar sarf ediyor. İsrail de gelişmeleri yakından takip ediyor ve kendi çıkarlarıyla uyumlu bir Suriye gerçeği şekillendirmeye çalışıyor

 ABD ve İsrail bu meseleye doğrudan müdahil. ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi Tom Barrack, X hesabından yaptığı açıklamada ülkesinin endişesini dile getirdi. Suriye hükümetine, SDG’ye, Kürt yönetimindeki bölgelerdeki yerel yetkililere ve sahadaki tüm silahlı aktörlere düşmanca eylemleri durdurmaları ve gerilimi azaltmaya yönelik taahhütte bulunmaları çağrısında bulundu. Şam ile SDG arasında arabuluculuk yapan ABD, Halep'teki çatışmaları durdurmak için önemli çabalar sarf ediyor. İsrail de gelişmeleri yakından takip ediyor ve özellikle Dürzi, Alevi ve Kürtleri kullanarak kendi çıkarlarıyla uyumlu bir Suriye gerçekliği şekillendirmeye çalışıyor. İsrail hükümeti, zayıf ve parçalanmış bir Suriye'nin kendi çıkarlarına hizmet ettiğine inanıyor ve Kürtler ile SDG'yi Türkiye'yi baskı altında tutmak için bir araç olarak görüyor.

Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinin önündeki otobüslerin yakınında duran bir Suriye güvenlik görevlisi, 9 Ocak 2026 (AFP)Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinin önündeki otobüslerin yakınında duran bir Suriye güvenlik görevlisi, 9 Ocak 2026 (AFP)

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, resmi bir açıklamada Halep'teki çatışmaların Suriye rejim güçlerinin Kürt azınlığa karşı ciddi saldırılarını temsil ettiğini belirtti. Sa'ar, uluslararası toplumu sessizliğini bozmaya çağırdı ve özellikle Batı'ya “DEAŞ'a karşı cesurca ve başarıyla savaştıkları” için Kürtlere karşı ahlaki bir yükümlülüğü olduğunu hatırlattı.

İsrail siyasi adımlar atabilir ve belki de çeşitli şekillerde SDG'ye gizli destek sunabilir, ancak Suveyda'daki gibi doğrudan bir müdahalede bulunması olası görünmüyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre zira Halep ve Suriye'nin kuzeyinde Kürt kontrolündeki bölgeler İsrail ile doğrudan sınır komşusu değil ve daha da önemlisi, Türkiye'nin oradaki varlığı, İsrail'in herhangi bir müdahalesini kabul edilemez kılıyor. Amerika Birleşik Devletleri de böyle bir doğrudan çatışmaya karşı çıkacaktır.

Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine giden Leyramun Meydanı, 9 Ocak 2026 (AFP)Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine giden Leyramun Meydanı, 9 Ocak 2026 (AFP)

Son olarak, Halep'teki çatışmalar, İran'ın olağanüstü gelişmeler yaşadığı bir dönemde patlak verdi. İran’da Tahran ve Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgeler de dahil olmak üzere ülke genelinde birçok şehirde devam eden gösteriler var. Bu protestolar şimdiye kadar yaklaşık elli kişinin ölümüne yol açarken, ABD Başkanı Trump, siviller arasında kayıplar yaşanması durumunda ABD'nin güçlü bir şekilde karşılık vereceği tehdidini yineledi.


Gazze'de Filistinli bir bebek soğuktan öldü

Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
TT

Gazze'de Filistinli bir bebek soğuktan öldü

Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)

Sağlık kaynaklarına göre, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta şiddetli soğuk ve düşük sıcaklıklar nedeniyle 7 günlük bir Filistinli bebek bu sabah hayatını kaybetti.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), Gazze Şeridi'ndeki soğuk hava dalgası ve şiddetli soğuk nedeniyle ölenlerin sayısının 15'i aştığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın WAFA’dan aktardığına göre “Bu rakamlar, özellikle soğuk havaya dayanacak donanımı olmayan çadırlarda yaşayan çocuklar ve yerinden edilmiş kişiler için Gazze Şeridi'ndeki insani durumun ciddiyetini yansıtıyor. Gazze halkı, fırtınalı, soğuk ve yağışlı havalarda barınak ve tıbbi tedavi eksikliğinden ve yakıt kıtlığı nedeniyle ısınma sıkıntısından muzdarip.”

Alman Kızılhaçı ise Gazze Şeridi sakinlerinin zaten kötüleşen koşullarının kış aylarında daha da kötüleştiğini duyurdu.

Alman Kızıl Haçı Başkanı Hermann Grohe, Alman gazetesi Rheinische Post'a şunları söyledi: “Kış ayları, yetersiz tedarik koşulları ile birleşince, çocuklar, yaralılar ve yaşlılar için özellikle korkunç oluyor.”

Güneş Gazze şehrinin üzerinde batarken Filistinliler yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyor (AP)Güneş Gazze şehrinin üzerinde batarken Filistinliler yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyor (AP)

Groh, ciddi bir malzeme sıkıntısından bahsederek, “Hala her şeyde sıkıntı var: yeterli gıda, tıbbi malzeme, ilaç, elektrik ve su” ifadelerini kullandı.

Eski Alman sağlık bakanı, ateşkesin ardından, saydığı malzemeler de dahil olmak üzere insani yardım malzemelerinin genel olarak iyileştiğini belirtti: “Ancak, Gazze Şeridi'ne ulaşan insani yardım miktarı hala yetersiz; günde 600 kamyonluk ihtiyaç karşılanamıyor.”

Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü'ne göre Gazze Şeridi'nde yetersiz tıbbi bakım büyük bir sorun.

Örgütün yönetici direktörü Christian Katzer gazeteye verdiği demeçte, “Birçok Filistinli tedavi edilebilecek hastalıklardan dolayı hayatını kaybediyor” diyerek, hastaların tedavi için Almanya'daki hastanelere nakledilmesinin giriş kuralları nedeniyle başarısız olduğunu ifade etti.