ABD’de rekor vaka sayısı kaydedildi

ABD Başkanı, geçen cumartesi günü bir askeri hastaneyi ziyareti sırasında maske taktı (EPA)
ABD Başkanı, geçen cumartesi günü bir askeri hastaneyi ziyareti sırasında maske taktı (EPA)
TT

ABD’de rekor vaka sayısı kaydedildi

ABD Başkanı, geçen cumartesi günü bir askeri hastaneyi ziyareti sırasında maske taktı (EPA)
ABD Başkanı, geçen cumartesi günü bir askeri hastaneyi ziyareti sırasında maske taktı (EPA)

Johns Hopkins Üniversitesi tarafından yayınlanan verilere göre ABD’de son 24 saat içerisinde 60 bin 719 yeni koronavirüs vakası kaydedildiği açıklandı. Üniversite istatistikleri, ülkede Kovid-19’la enfekte olanların sayısının toplam 3 milyon 413 bin 995’e yükseldiğini ve virüs nedeniyle ölenlerin sayısının ise 137 bin 782’e ulaştığını gösterdi.
ABD’de üst üste beşinci gün yeni vaka sayısı 60 bini aştı. Salgın, birçok vilayette özellikle de ülkenin güneyinde ve batısında kontrolden çıktı.
Bu endişe verici gelişmeye rağmen, Florida’daki Orlando şehrindeki Disney World parkının bir kısmı, 4 aylık kapanış sonrasında geçtiğimiz Cumartesi günü yeniden açıldı. Fransız Haber Ajansı’na (AFP) göre kalabalığın oluşmaması ve mesafe kurallarına uyulması için ziyaretçiler, biletlerini alana gelmeden önce satın aldı. Girişlerde ateş ölçme, maske takma, tüm alanlara el dezenfektanları yerleştirme ve insanlar arasında en az iki metre bırakma gibi koruyucu önlemler alındı.
Bu gelişme, sosyal medyada ve ABD’deki sağlık çevrelerince eleştirilirken, Florida eyaleti ise salgının hızla yayılmasıyla karşı karşıya. Ancak Florida, zorluklarla karşılaşan tek ABD eyaleti değil. Georgia eyaletinde de Atlanta şehri, Cuma günü şehrin kısmen açılması sonrasında sıkı izolasyon önlemlerini açıkladı. Teksas’taki hastanelerde de aşırı yoğunluğun yaşandığı belirtildi.
Öte yandan ABD çevreleri, ABD Başkanı Donald Trump’ın, geçtiğimiz Cumartesi günü bir tıp merkezini ziyareti sırasında halka açık bir alanda ilk kez maske takmasını memnuniyetle karşıladı. Trump, Washington’daki askeri Walter Reed Genel Hastanesi’ne ziyareti sırasında maske kullandı. Trump, ABD’de maske takmaya itiraz eden en büyük sembolik isimdi.
Virüsün yayılmaya başlamasından bu yana ABD sağlık yetkilileri, maske takma önerisinde bulunurken Trump, halka açık alanlarda maske ile görünmekten kaçınmıştı. Bu davranışı sergilerken de maske konusunun siyasi bir tartışma konusu haline dönüşmesine katkıda bulundu. Zira maske takmayı reddetmek, ABD toplumunun bir kısmında vatandaşların bireysel özgürlüğünün bir teyidi olarak görülüyor. Maskeyi neden taktığına gelirsek, ziyareti öncesinde Trump, gazetecilere “Savaş alanından yeni çıkan askerlerle konuştuğunuzda, maske takmanın harika bir durum olduğuna inanıyorum. Maske takmaya hiç karşı olmadım. Ama bence buun uygun bir yeri ve zamanı var” açıklamasında bulundu.

Fauci: İlk dalgadan kurtulmadık
Öte yandan ABD koronavirüs salgınının görülmeye başlamasından 4 ay sonra Ulusal Alerji ve Enfeksiyon Hastalıkları Enstitüsü’nde Epidemiyolog Dr. Anthony Fauci, ilerleyen aylarda ülkeyi bekleyen durumun kasvetli bir sahnesini çizerken, maske kullanımının herkes için zorunlu olduğunu vurguladı.
Fauci, İspanya’da yayın yapan El Pais gazetesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanının ‘ülkede tanık olunan son yükselişin, test sayılarındaki artıştan’ kaynaklandığı iddialarını reddetti. Doktor, nedeninin önlemlerin uygulanmasında yaşanan gevşekliğin sonucunda vaka sayısındaki artıştan kaynaklandığını ve bu gevşekliğin, hastanelerde yatanların sayısında belirgin bir artışa yol açtığını söyledi.
Salgınla mücadelede ABD bilim ekibinin en önemli yüzü sayılan Fauci, “ABD’deki salgından 4 ay sonra vaka sayısındaki bu artışın birden fazla nedeni vardır. Bazı eyaletler izolasyon önlemlerini erken kaldırdı. Bazıları Ulusal Epidemiyoloji Merkezi tarafından yayınlanan talimatlara uymadı. Aynı şekilde önleyici tedbirlerin ihlali, büyük toplantılara katılma ve maske takmadan halka açık yerlere gitme tüm bunlar, salgının bulaşma hızında önemli bir artışa neden oldu” dedi.
Dr. Anthony Fauci, vaka sayısındaki bu istikrarlı artışı durdurmanın tek yolunun, bazı durumlarda kısmi veya genel izolasyon prosedürlerine geri dönmek, Bilim Kurulu’nun ‘bir aşamadan diğerine geçiş için ayrıntılı şekilde açık ve kesin olarak açıklanması gereken’ koşullara uymak olduğu inancını dile getirdi.
Salgının sonbaharın başlarında ikinci bir dalgayla geri dönme olasılığına da değinen Fauci, “Şimdi ikinci bir dalga hakkında konuşmaya gerek yok, çünkü hala ilk aşamadayız ve bundan henüz kurtulmadık. İkinci dalga, özellikle de yaz aylarında vaka sayısında önemli bir azalma görülmezse, büyük ölçüde mümkündür. Ancak yine de ilk aşamada devam edeceğiz” değerlendirmesinde bulundu.
Fauci, aşı hakkındaki fikrini belirtmekten ve gelişimi ve üretimi için olası bir zaman vermekten kaçındı. Doktor sadece, “Bu yılın sonlarında veya gelecek yıl kademeli olarak hazır olabilir” ifadelerini kullandı. Ancak aşıdaki en önemli sorunun etkinliği ve yaygın kullanılabilirliği olduğunu vurguladı. HIV ve AIDS’e karşı kampanyayı denetleyen isim olan Dr. Anthony Fauci, Kovid-19’a karşı hala bir aşının geliştirilemediğini söyledi.
Dr. Fauci, tedaviler hakkında ise “Şu ana kadar hastalığın ileri vakalarında etkili gibi görünen iki tedavi vardır. Ancak, hastaları hastanelerde tedavi etme ihtiyacını önlemek için özellikle de enfeksiyonun erken aşamalarında tespit edilmesi olmak üzere, daha fazlasına ihtiyacımız var” dedi.
ABD’deki siyasi atmosferin, salgınla mücadele ve salgını kontrol altına alma çabalarının önünde bir engel olduğunu belirten Dr. Fauci, “ABD, açıkça ciddi bir politik kutuplaşma halindedir. Bu durum, herkesin ciddiyetini bildiği, ekonomik etkileri olan küresel bir yayılmaya sahip böyle bir salgının kontrol altına alınmasına yardımcı olmaz” dedi.
Dr. Anthony Fauci, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) salgının ciddiyeti hakkındaki geç uyarısına ilişkin konuşmaktan kaçınırken, “Böyle bir salgınla başa çıkmak çok zordur. Hala tam olarak açık olmayan bu salgının doğası, özellikle küresel düzeyde yayıldığı için mücadeleyi zorlaştırdı. Ancak bu durum, iyi faaliyetler yürüttüğümüz gerçeğini değiştirmiyor” ifadelerini kullandı.
Dr. Fauci, ABD yönetiminin hatalarına da değinmekten kaçınırken, “Bu alana girmek istemiyorum, her zaman daha iyisini yapabiliriz. Önemli olan, yaptığımız işi her zaman geliştirmeye çalışmamızdır” dedi. Doktor, “Bu salgından ciddi bir ders çıkardığımızı, vatandaşların, önleyici tedbirlere uymanın ve yeni bir duruma uyum sağlama gerekliliğinin ne kadar önemli olduğunu anladığını düşünüyorum” dedi.
Dr. Anthony Fauci, kendisini bazı hatalar yapmakla ve yönetimin talimatlarına aykırı davranmakla suçlayan ABD Başkanı ile ilişkilerin zorluğu hakkındaki bir soruya yanıt vermeyi ise reddetti. Dr. Fauci sadece, “Bu salgından öğrenmemiz gereken ders, beklenmeyenleri beklemektir. Çünkü bunlar gerçekleşecektir” ifadelerini kullanmakla yetindi.



Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
TT

Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi

Umman Sultanlığı'nda bugün gerçekleştirilen İran ve ABD arasındaki görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, iki tarafın bugünkü görüşmelerde dile getirilen mesajlar konusunda her iki ülkenin başkentleriyle istişarede bulunduktan sonra görüşmelere devam etme konusunda anlaştığını açıkladı.

İran ve Amerikan heyetleri, Umman arabulucusu Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi aracılığıyla mesaj alışverişinde bulundular. El-Busaidi, bugünkü görüşmelerin "çok ciddi" olduğunu ve her iki tarafın pozisyonlarını netleştirmeye ve ilerleme kaydedilebilecek olası alanları belirlemeye yardımcı olduğunu söyledi.

Arakçi, görüşmelerin atmosferinin "iyi" olduğunu ve bir sonraki oturumun tarih ve yerinin birkaç gün içinde belirleneceğini ifade etti.

Washington, Tahran ile yapacağı görüşmelerde İran'ın nükleer programını, balistik füzelerini, bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteği ve kendi halkına yönelik muamelesini de ele almak istiyor. Ancak İran, yalnızca nükleer konuları görüşmek istiyor.


Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi
TT

Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi

Steve Hewitt

“Asla satılık olmayan yerler vardır.” Bu sözlerle Kanada Başbakanı Mark Carney, Mayıs 2025'te Oval Ofis'te ABD Başkanı Donald Trum’a karşı durdu; bu sahne sembolik bir anlam taşıyordu.

Bu sözler Davos'ta söylenmedi, Grönland ile ilgili olarak Danimarka Başbakanı'na yöneltilmedi. Aksine, Carney'nin Trump'ın Kanada'ya yönelik bölgesel emellerini dizginlemeye çalıştığı bir anda Washington'da söylendi; bu emeller, Başkan’ın ikinci dönem için Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden etkilemeye başladı. Trump'ın bu söze karşılığı ise kısa ve net bir işaret taşıyordu: “Asla deme.”

Toprak satışları ile ilgili sözlü atışmanın ardında, büyük ölçüde fark edilmeyen tarihi bir ironi yatıyordu. Trump ve Carney, modern sınırları büyük ölçüde başkalarından ister satın alma yoluyla isterse zorla, elde edilen topraklarla şekillenen iki ülkeyi yönetiyorlar.

Kanada örneğinde, bu durum tek bir devasa anlaşmayla cisim buldu. 1670 yılında kürk ticareti şirketi olarak kurulan ve 2025 yılında tasfiye edilen Hudson Bay Şirketi, 1870 yılında 3,8 milyon kilometrekarelik bir alanı kapsayan Rupert's Land olarak bilinen bölgeyi Kanada hükümetine sattı. Bu anlaşma, Kuzey Amerika tarihindeki en büyük toprak satın alımı sayılıyor. Günümüz Kanada'sının üçte birini temsil ediyor ve değerinin bugünkü dolar karşılığı yaklaşık 35 milyon Kanada dolarıdır. Ancak, bu topraklarda yaşayan yerli halkın görüşleri dikkate alınmamıştı ve bu durum, yeni yönetim düzenlemelerine karşı 1870 ve 1885 yıllarında iki ayaklanmaya yol açtı.

Kanada bu büyük anlaşmayı yaptığında, Amerikan toprak genişleme modeli zaten yerleşmişti. Orijinal on üç koloni, günümüz Amerika Birleşik Devletleri'nin yalnızca yaklaşık yüzde 12'sini temsil ediyordu. Bunu takiben kademeli bir ilhak, savaş ve satın alma süreci yaşandı. İlhak, Hawaii ve Teksas da dahil olmak üzere birçok bölgeyi kapsıyordu. Savaş yoluyla genişleme, 1846-1848 yılları arasında gerçekleşen Meksika-Amerika Savaşı’yla yaşandı ve bu savaş, Washington'un yaklaşık 1,3 milyon kilometrekarelik bir alanı (bugün Kaliforniya, Nevada ve Utah da dahil olmak üzere birçok eyaleti kapsayan bölgeyi) ele geçirmesiyle sonuçlandı. Ardından, ABD'yi bugün bile kontrolü altında olan Pasifik ve Karayipler'deki topraklarıyla kıtalararası bir emperyal güç konumuna getiren 1898 İspanya-Amerika Savaşı yaşandı.

Fetih ve ilhakın yanı sıra, toprak satın alımları da Amerikan devletinin inşasında sağlam şekilde yerleşmiş bir araç olmayı sürdürdü. Bu tarihi miras, Donald Trump'ın toprak edinme yaklaşımıyla doğrudan bağlantılı ve Grönland hakkındaki açıklamalarını, haritaların antlaşmalar ve savaşlarla değiştirildiği ve toprakların, halkları için bir vatan haline gelmeden önce uluslar arasında müzakere konusu olduğu eski bir siyasi geleneğin bağlamına yerleştiriyor.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor

Trump'ın Grönland ile ilgili girişimleri, 19. yüzyılda ABD'de yaygın olan bir siyasi modele dönüşü yansıtıyor. O zamanlar ülke bugünkünden daha küçüktü, ancak kıtasal ağırlık kazandıran ve emperyal bir güç olarak konumunu sağlamlaştıran hızlı bir genişleme sürecine girmişti.

Ne var ki ABD bağımsız bir oluşum olarak var olmadan önce bile, efsanevi hayal gücünde bir toprak satın alma anlaşmasıyla bağlantılıydı. 1626'da bir Hollandalı yerleşimci, Manhattan Adası'nı neredeyse hiçbir değeri olmayan mallar karşılığında satın almıştı. Popüler anlatı bunu, topraklarının gaspını haklı çıkarmak için saf Yerli Amerikalıların kandırılması olarak tasvir etse de gerçek çok daha karmaşıktı ve toprak mülkiyetinin ne anlama geldiğine dair kökten farklı ve birbirinden uzak anlayışları içeriyordu.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor. Gerçek şu ki, Başkan da geçmişi günümüzle ilişkilendirmekten çekinmiyor. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla ilgili olarak, Avrupalı güçleri Batı Yarımküre'ye müdahale etmemeleri konusunda uyaran 1823 tarihli Monroe Doktrini'ne atıfta bulundu; Washington bu bölgeyi kendi etki alanı içinde görüyordu. Trump kendi versiyonuna “Donroe Doktrini” adını verdi. Ayrıca, en sevdiği Amerikan başkanının, ABD'nin İspanya ile savaşı sırasında kıta sınırlarının ötesine genişlediği bir dönem olan 1897-1901 yılları arasında görev yapan Başkan William McKinley olduğunu da açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)

19. yüzyıl, yeni kurulan Amerika Birleşik Devletleri'nin üçüncü başkanı Thomas Jefferson dönemindeki ilk büyük toprak satın alımına tanık oldu. 1803'te, Napolyon yönetimindeki Fransa, Kuzey Amerika'nın kalbinde, daha önce İspanya kontrolünde olan 2,14 milyon kilometrekarelik geniş bir bölgeyi kendisine sattı. Anlaşmanın değeri 15 milyon dolardı; bu da günümüzde yaklaşık 350 milyon dolara denk geliyor. Bu alan, orijinal on üç koloninin yüzölçümünü iki katından fazla artırdı ve daha sonra kurulan on beş Amerikan eyaletinin temeli oldu.

Ardından, İspanya'nın bölge sakinlerinin İspanyol hükümetine sunduğu mali talepleri Washington'un karşılaması karşılığında 1819 tarihli Adams-Onís Antlaşması ile devrettiği Florida bölgesi ABD topraklarına katıldı. Amerika Birleşik Devletleri, Madrid'e bu topraklardan vazgeçmesi için sürekli baskı uyguluyordu ve İspanya mali krizi sırasında nihayet bunu kabul etmeden önce Washington bölgenin batı kesimi üzerinde zaten kontrol kurmuştu.

Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)

1854'te ise Meksika'daki ABD elçisi James Gadsden'in adını taşıyan Gadsden Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma kapsamında Meksika, günümüzde güney Arizona ve New Mexico'yu oluşturan yaklaşık 77 bin kilometrekarelik topraklarını sattı. Washington, Güneybatı'yı Pasifik Okyanusu'na bağlayan bir demiryolu inşaatını kolaylaştırmak için bu toprakları satın almaya çalışıyordu.

Bir diğer büyük toprak satın alımı yine 19. yüzyılda gerçekleşti. 1867'de Amerika Birleşik Devletleri Alaska'yı Rusya'dan satın aldı. Bölge 1,5 milyon kilometrekareden fazla bir alanı kapsıyordu ve bugünkü değeriyle 132 milyon dolara mal olmuştu. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre anlaşmayı ABD Dışişleri Bakanı William Seward müzakere etmişti ve o dönemde satın alınan toprakları işe yaramaz, donmuş bir bölge olarak gören muhaliflerden gelen eleştiri dalgasıyla karşı karşıya kalmıştı. Ancak Alaska daha sonra 49. eyalet ve yüzölçümü bakımından ülkenin en büyük eyaleti oldu.

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusuyla Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusu nedeniyle Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı. Washington ve Kopenhag arasında bir anlaşma imzalandı ve ardından Danimarkalılar tarafından ulusal bir referandumla onaylandı. Anlaşmaya göre, adalar 25 milyon dolara (bugünkü değeriyle yaklaşık 633 milyon dolar) ABD egemenliğine devredildi ve Amerikan Virgin Adaları olarak yeniden adlandırıldı.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)

O dönemdeki anlaşma, Danimarka'nın Grönland üzerindeki egemenliğini tanıyan bir madde içeriyordu. Ancak bu tanıma, Washington'un İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra adayı satın alma girişimini engellemedi ve bu fikir, Trump'ın ABD'nin nüfuzunu genişletme vizyonunun bir parçası olarak son yıllarda yeniden gündeme geldi.

Bu bağlamda, Trump tarafından sunulan ABD'nin toprak satın alımları yoluyla genişlemesi, ülkenin siyasi tarihinde uzun süredir devam eden bir geleneğin uzantısı gibi görünüyor. Aynı şekilde Washington'un, satmakta tereddüt eden taraflarla başa çıkarken siyasi ve ekonomik baskı taktiklerine başvurmasının, Kopenhag, Nuuk, Ottawa veya Panama City’de (sonuncusu, Trump'ın 1977 anlaşmasıyla Panama'ya devredildikten sonra yeniden Amerikan kontrolüne geri dönmesini istediğini söylediği Panama Kanalı ile bağlantılı) çok sayıda örneği bulunmaktadır. Başkanın, ülkesinin topraklarını genişletme çabalarında- ki bunu ABD’nin bağımsızlığının 250. yıldönümüyle ilişkilendirmiş de olabilir- kesin bir “hayır” cevabıyla karşılaşıp karşılaşmayacağı sorusu hâlâ ortada duruyor.


Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
TT

Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)

Jeffrey Epstein, Woody Allen'ın kızının ABD'deki bir üniversiteye girmesini sağlamış.

ABD Adalet Bakanlığı'nın geçen hafta yayımladığı dava belgelerinde, Allen'ın eşi Soon-Yi Previn'in Epstein'le yazışmaları ortaya çıktı. 

2017 tarihli yazışmada Previn, evlatlık kızları Bechet Allen'ın New York'taki Bard College'a kabul sürecine katkısı nedeniyle Epstein'e teşekkür ediyor. 

E-postalara göre Epstein, üniversitenin rektörü Leon Botstein'la kişisel bağlantısı sayesinde Allen'ın kızının okula kabul edilmesini sağlamış.

Previn'in mesajında şu ifadeler yer alıyor: 

Bechet'ın biraz zorlanmasının ve önceden okula kabul aldığını bilmemesinin en iyisi olduğunu düşünüyorum. Böylece Bard'a girene dek biraz ter dökmüş ve bunu gerçekten istemiş olur. Bizim adımıza bu işi hallettiğin teşekkür ederim. Bunun benim için ne kadar önemli olduğunu anlatamam.

Botstein'ın sözcüsü David Wade, New York Times'a gönderdiği açıklamada, Mayıs 2021'de mezun olan Bechet'ın okula kendi başarısı sayesinde kabul edildiğini savunarak iddiaları yalanladı. 

Wade, Botstein'ın onlarca yıldır başvuru sürecindeki ailelerle görüştüğünü, kampüs ziyaretleri ve kabul görüşmeleri konusunda çok sayıda talebe yanıt verdiğini belirterek, "Buradaki tek fark, Epstein'in kendi etkisinin önemli olduğuna aileyi inandırmaya çalışması" dedi.

Sözcü, Epstein hakkında "Her gün güneşin doğuşunu bile kendine mal eden seri bir yalancıydı" ifadelerini kullandı. 

Haberde, Bard College'ın başvuruların yaklaşık yüzde 40'ını kabul ettiği de vurgulanıyor.

Timothée Chalamet'ye sert sözler

Previn'in 2018'de Epstein'e gönderdiği e-postada oyuncu Timothée Chalamet hakkında sarf ettiği ifadeler de dikkat çekti. 

Allen'ın eşi, mesajında "O şerefsiz Chalamet'nin filminin iyi eleştiri almamasına sevindim" diyor. 

Yazışmada bahsedilen filmin, Chalamet'nin başrolde oynadığı 2018 yapımı Sıcak Bir Yaz Gecesi (Hot Summer Night) olduğu düşünülüyor.

Diğer yandan Chalamet, Woody Allen'ın çekimlerini 2018'de tamamladığı New York'ta Yağmurlu Bir Gün'ün (A Rainy Day in New York) kadrosunda da yer alıyordu. 

Amazon, #MeToo hareketinin yükselişi ve Allen'a yönelik geçmiş cinsel istismar suçlamalarının yeniden gündeme gelmesi nedeniyle filmi rafa kaldırılmıştı. Yapım daha sonra farklı şirketler tarafından 2020'de ABD'de vizyona sokulmuştu. Chalamet de filmden kazandığı parayı hayır kurumlarına bağışlamıştı.

Independent Türkçe, New York Times, Variety, NME