Trump sağlık uzmanlarını koronavirüs hakkında yanlış bilgi yaymakla suçladı

Miami Beach Kongre Merkezi'nde koronavirüs testleri yapılırken. (AP)
Miami Beach Kongre Merkezi'nde koronavirüs testleri yapılırken. (AP)
TT

Trump sağlık uzmanlarını koronavirüs hakkında yanlış bilgi yaymakla suçladı

Miami Beach Kongre Merkezi'nde koronavirüs testleri yapılırken. (AP)
Miami Beach Kongre Merkezi'nde koronavirüs testleri yapılırken. (AP)

ABD Başkanı Donald Trump salgın hastalıkların kontrolünü sağlayan tıp merkezleri uzmanlarını virüs hakkında yalan söylemek ve yanlış bilgi yaymakla suçladı. Pazartesi sabahı resmi Twitter hesabında konuyla ilgili paylaşımda bulunan Trump, "Herkes yalan söylüyor" dedi.
Trump, Salgınla Mücadele Merkezi’ni siyasi amaçlar için yalan söylemek ve ABD ekonomisinin toparlanmasını önlemekle suçlayan talk-show sunucusu Chuck Woolery'nin iddialarını hatırlattı.
Trump, arka arkaya attığı twitter paylaşımlarında, ülkede büyüyen siyasi tartışmaların konusu haline gelen gelecek ay okulların açılması gerektiğini vurguladı. Michigan Üniversitesi'nde Pediatri Profesörü Cao Ying Chua ise yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
"Örnek bir çözüm yok. Ne yazık ki, siyasi tartışmalara dönüşen çelişkili bilgilerin aksine ABD eyaletleri vaka sayısında kademeli bir artışa tanıklık ediyor. Bu, okulların yeniden açılabileceği bir ortam değil.”
Beyaz Saray'dan çıkan medya raporları ve elde edilen bilgiler,  ABD Başkanı'nın ülkedeki en ünlü epidemiyolog olan Dr. Anthony Fauci'yi işten çıkarmak istediğini belirtti. Raporlar, geçen aylarda Fauci tarafından Başkan Trump’ın virüs hakkındaki çelişkili açıklamalarını ele aldığı ve yaydığı hatalı bilgileri düzelttiği açıklamalarına dikkat çekti. Beyaz Saray, haftalar önce Fauci'nin katıldığı Koronavirüsle Mücadele Merkezi ekibinin günlük brifingini askıya almıştı.
Trump, Fox News'e yaptığı açıklamada Fauci'nin salgınla ilgili  birçok açıdan yanlış bilgiler verdiğini belirterek, "Fauci iyi bir adam ama çok fazla hata yaptı" şeklinde konuştu.

35 eyalette koranavirüs vaka sayıları artıyor
Johns Hopkins Üniversitesi verilerine göre, çoğu güney ve batıda yer alan 35 ABD eyaleti koronavirüs vaka sayısında bir günde rekor artış kaydederek ABD’deki toplam vaka sayısı 3,3 milyona ulaştı.
Uzmanlar, artan rakamların ülkedeki her yüz kişiden birinin Kovid-19 ile enfekte olduğunu gösterdiğini ifade etti. Çok sayıda vatandaşın yürüyüşlere çıktığını, plajlara, sinemalara gittiklerini ve özellikle de gençlerle bir araya geldiğini belirten uzmanlar vatandaşları evde kalmaları için uyardı.
Uzmanlar yaptığı açıklamada, doktorların mevcut vaka sayısının bildirilenden on kat daha fazla olabileceği uyarısına dikkat çekerek rakamların buzdağının sadece görünen kısmı olduğunu ifade etti. 36 eyalet, artan vaka sonucu halka açık yerlerde maske takma kuralının uygulanması için denetimlerini artırdı. Yaklaşık 25 eyalet ise, virüsün yayılmasını önlemek amacıyla ekonomiyi, işletmeleri ve AVM’leri yeniden açma planlarını durdurduğunu açıkladı.
Atlanta, Dallas, Los Angeles, Miami, Phoenix ve Jacksonville gibi şehirler en yüksek vaka oranlarının kaydedildiği bölgeler olarak biliniyor. Alabama, Arizona, Mississippi, Kuzey Carolina, Güney Dakota, Teksas ve Tennessee eyaletleri Kovid-19 kaynaklı ölümlerde rekor sayılara ulaştı. Günde ortalama ölen kişi sayısı, daha önce 500’den azken daha sonra bu sayı bir günde yaklaşık 700 vakaya ulaştı. Ancak bu rakamlar, günde 2 binden fazla ölüm kaydedilen geçen Nisan ayındaki oranlardan daha az oldu. 
Eyalet yetkililerinin sosyal mesafe ve maske takma konusundaki çağrıları arttı. Mississippi Valisi Tate Reeves açıklamasında, "Vatandaşlar sosyal mesafe ve maske takma kurallarına uymadığı sürece salgınla mücadelede başarılı olamayacağız" dedi.
Teksas yönetimi, son 24 saat içinde yaklaşık 2 bin vaka kaydedildiğini duyurdu ve çoğunun Houston'da olduğunu belirtti. Bu sayı, eyalette geçen nisan ayında kaydedilen en yüksek vaka sayısının üç katından fazla oldu.
Florida eyaleti son 24 saat içinde 15 binden fazla vaka kaydederek listede ilk sırada yer aldı. Vaka sayısındaki artış sokağa çıkma yasağı konusunda vatandaşlar üzerinde baskı oluşturdu ve tekrar karantina önlemleri alındı. Miami Belediye Başkanı Francis Suarez pazartesi sabahı CNN’ye yaptığı açıklamada, "Vaka sayısı kontrolden çıktı" şeklinde konuştu.
Florida, geçen Nisan ayında rekor kırarak günde 12 bin 274 vaka kaydeden New York’u geride bıraktı. Güney Florida Üniversitesi'nde Salgın Hastalıklar Profesörü olan John Tony, koronavirüs vakalarının yoğun olduğu hastenelerdeki doktorların ve hemşirelerin yorgunluktan ve ilaç eksikliğinden şikayetçi olduklarını belirtti. Eyaletteki büyük ve küçük laboratuvarlar, artan test miktarlarından ve numunelerin yeterince hızlı bir şekilde işlenmemesinden şikayet ederek bu durumun test sonuçlarının bir haftadan fazla gecikmesine neden olduğunu ifade etti.
ABD’de Kovid-19 kaynaklı ölü sayısı 135 bini aşarken, New York Sağlık Bakanlığı tarafından pazar günü yayınlanan ön verilerde 11 Temmuz'dan bu yana koronavirüs kaynaklı ölüm kaydedilmediği belirtildi.



Laricani suikastı savaşı nasıl uzatabilir?

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin merhum Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin merhum Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
TT

Laricani suikastı savaşı nasıl uzatabilir?

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin merhum Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin merhum Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)

İran’ın ulusal güvenlikten sorumlu en üst düzey yetkilisi olarak öne çıkan Ali Laricani, ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın başlangıcından bu yana ülkenin askeri ve diplomatik stratejisinin başlıca mimarlarından biri olarak tanınıyordu.

İsrail dün düzenlediği hava saldırısında Laricani’nin öldüğünü açıkladı. Uzmanlar, bu adımın savaşın süresini uzatabileceği konusunda uyarılarda bulundu.

ABD merkezli CNN, uzmanlara dayandırdığı haberinde, Laricani’nin yokluğunun İran yönetiminden en etkili ve söz sahibi seslerden birini kaybettireceğini ve savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakereleri zorlaştırabileceğini aktardı. Birçok gözlemciye göre Laricani, özellikle son haftalarda yaşanan istikrarsızlık ve Ali Hamaney’in vefatının ardından, fiilen İran’ın lideri konumundaydı.

Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü’nden araştırmacı Hamid Rıza Azizi, Laricani’nin rejimin derinliklerini iyi bilen bir isim olduğunu, on yıllar boyunca rejimin merkezinde bulunmasının farklı elit kesimler nezdinde geniş bir güven sağladığını söyledi.

Azizi, İran rejiminin birey kayıplarını aşacak kapasitede eğitimli olduğunu, ancak Laricani gibi çok yönlü deneyime sahip kişilerin kolayca yerinin dolmayacağını vurguladı.

Laricani’nin ölümünün savaşın gidişatına hemen yansımayacağını, ancak siyasi kriz yönetimini zorlaştıracağını belirten Azizi’ye göre Laricani, İran’ın siyasi söylemi ve uluslararası ilişkiler konusunda derin bilgiye sahipti.

Azizi, “Savaşın sona erdirilmesi için müzakere edebilecek bir koalisyon oluşturacak kişi, Laricani gibi farklı akımları bir araya getirebilecek eşsiz bir yetkiye sahip olmalı. Mevcut durumda, başlangıcından itibaren büyük ölçüde etkisizleştirilen ılımlı bir lider olan Mesud Pezeşkiyan, böyle bir rolü üstlenemez” değerlendirmesinde bulundu.

Yarım asırlık hizmet

Laricani, yaklaşık elli yıl boyunca, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), güvenlik kurumları, resmi medya ve İran parlamentosunda önemli görevler üstlendi.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi, Laricani’nin uzun siyasi kariyerini övdü; onu, ‘hayatının son anına kadar İran’ın ilerlemesi için çalışan bir isim’ olarak nitelendirdi ve dış tehditlere karşı birlik çağrısında bulundu.

Azizi, Laricani tarzı bir kariyerin İran’da nispeten nadir görüldüğünü belirterek, tek eksik konumunun devlet başkanlığı olduğunu ifade etti.

Azizi’ye göre Laricani, İran rejiminin değişken siyasi dinamiklerinde usta bir liderdi ve ‘pragmatik bir muhafazakâr’ olarak sistem içindeki farklı akımlarla çalışabilme kapasitesine sahipti.

1980’lerde İran-Irak Savaşı sırasında DMO’da komutanlık yapan Laricani, daha sonra resmi radyo ve televizyon kurumunun başkanlığını üstlendi.

Laricani, 2000’li yılların başında İran’ın başlıca nükleer müzakerecisi olarak görev yaptı. Batılı diplomatlar onu ‘deneyimli ve zeki’ olarak nitelendirdi. 2004’te Ali Hamaney’in danışmanı olarak atanmasının ardından güvenlik konularında etkisi giderek arttı.

Laricani, 2020 yılına kadar 12 yıl boyunca İran parlamentosuna başkanlık ederek nüfuz alanını genişletti.

2015 yılında CNN ile yaptığı röportajda Laricani, Obama yönetiminin müzakere ettiği ve İran’ın nükleer programını kısıtlaması karşılığında yaptırımların hafifletilmesini öngören anlaşmayı överek, bunu ‘diğer meseleleri daha iyi anlamanın bir başlangıcı’ olarak nitelendirdi.

Geçen yıl İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından Laricani, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri olarak yeniden ön plana çıktı ve birçok analist onu ülkenin en etkili karar vericisi olarak gördü.

Laricani’nin ölümü, savaşın süresini uzatabilir. İran devlet medyası pazartesi günü, 71 yaşındaki eski DMO komutanı Muhsin Rızai’nin emeklilikten dönerek yeni Dini Lider Mücteba Hamaney’in askeri danışmanı olduğunu duyurdu.

Azizi’ye göre bu gelişme, liderliğin giderek ‘Irak Savaşı kuşağına’ bağımlı hale geldiğini ve Laricani’nin pragmatik ağırlığı olmadan daha militarist bir tutum benimsemeye meyilli olduğunu gösteriyor.

DMO, Laricani’nin öldürülmesinin yeni saldırılara yol açabileceği konusunda uyarıda bulundu.

İran devlet televizyonu ise bugün, Laricani suikastına yanıt olarak Tel Aviv’in kümelenmiş savaş başlıklı füzelerle hedef alındığını bildirdi.


Tahran'dan Hartum'a stratejik kaos dönemi

Fotoğraf: AFP / Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: AFP / Reuters / Al Majalla
TT

Tahran'dan Hartum'a stratejik kaos dönemi

Fotoğraf: AFP / Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: AFP / Reuters / Al Majalla

Emced Ferid et-Tayyib

Günümüz dünyası, felaket boyutlarına ulaşan bir stratejik kaos ortamında yaşıyor. Öyle ki çatışmalar artık coğrafi sınırlarla sınırlı kalmayıp giderek artan bir eğilimle açık bölgesel çatışmalara dönüşüyor ve zamanla kapsamları genişliyor. Bu durum, caydırıcılığın aşınması, büyük güçlerin kutuplaşması ve dışarıdan desteklenen devlet dışı aktörlerin yükselişi sonucunda, uluslararası sistemin bölgesel çatışmaları kontrol altına alma ve bunların sınır ötesi çatışmalara dönüşmesini önleme kapasitesinin azalmasıyla öne çıkıyor.

İkinci Dünya Savaşı sonrası çok taraflı uluslararası sistemi saran bu yapısal yetersizlik durumu, Rusya-Ukrayna savaşından başlayarak, ulusal dokunun parçalanması ve Sudan’da patlak veren savaşa, ardından Gazze’deki savunmasız halkın karşı karşıya kaldığı korkunç insani trajediye kadar, arka arkaya gelen silahlı jeopolitik patlamalar karşısında çaresiz kaldı. Bu yetersizliğin en kritik tezahürü ise ABD ve İsrail ile İran arasında doğrudan çatışmanın fitilinin ateşlenmesine kadar uzanıyor. Bu durum, mevcut dünya düzenini en zorlu beka sınavlarıyla karşı karşıya bırakıyor. Bu sınavlar, birbiri ardına çatışmaların fitilinin ateşlenmesine tanık olurken, öncekilerin ateşi sönmeden ya da biraz olsun yatışmadan devam ediyor.

ABD-İsrail ortak askeri operasyonları, 28 Şubat 2026 tarihinde, İran’ın Dini Lideri (Rehber) Ali Hamaney dahil olmak üzere İranlı üst düzey yetkilileri, nükleer tesisleri ve önemli askeri mevzileri hedef alan yoğun hava saldırılarıyla başladı. İran ise buna, sadece İsrail'e değil, saldırıya katılmayan Arap ülkelerine de yüzlerce balistik füze ve insansız hava aracı (İHA) fırlatarak karşılık verdi. Hatta saldırıya uğrayan ülkelerden bazıları, İran'a yönelik saldırıda hava sahalarının kullanılmasına izin vermeyeceklerini açıkça ilan etmişti. İran'ın gerekçeleri ne olursa olsun bu misillemenin, gerginliğin tırmanmasını durdurmak için uluslararası destek elde etmekte kullanılabilecek siyasi sağduyudan yoksun olduğu da bir gerçekti. Ancak İran, komşularını da çatışmanın içine çekerek, bir nevi acı ortaklığı dayatarak, çatışma çemberini genişletmeyi tercih etti. Bu durum, petrol fiyatlarının yükselmesi, gaz üretiminin durması, Hürmüz Boğazı, Süveyş Kanalı ve diğer önemli deniz geçitlerinin kapatılması nedeniyle, bölgeyi ve hatta tüm dünyayı muazzam ekonomik ve güvenlik risklerine açık hale getirdi.

Etiyopya’nın kuzeyinde Eritre ve güneyinde Somali ile yaşadığı gerilimler, konumunu daha hassas hale getirirken başka ülkelerde savaşa girme seçeneğinin riskini artırıyor. Zira bu, söz konusu ülkelere Etiyopya’ya saldırmak için meşru bir siyasi gerekçe sunabilir.

Kızıldeniz'in karşı kıyısında ise, Afrika Boynuzu'ndaki istikrarsızlığın en belirgin göstergesi, 2023 yılının nisan ayından beri süregelen Sudan’daki savaş olmaya devam ediyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Sudan'ın komşusu olan birçok ülke bölgesel düzeyde savaşa müdahil oldu. Çad, Sudan'ın batısındaki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) milislerinin operasyonları için bir harekat üssü, ikmal merkezi ve taktiksel derinlik olmaya devam etti. Ardından, Libya, Uganda ve Kenya'nın milislere silah ve paralı askerlerin ulaşımını kolaylaştırmanın yanı sıra siyasi ve diplomatik destek sağlama ve kendi topraklarında barındırma konusunda da rol oynadığına dair bilgiler ortaya çıktı. Ancak 2 Mart 2026'da Sudan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan resmi bir açıklamada, Sudan'ın Etiyopya topraklarından kalkan İHA’larla saldırılara maruz kaldığını duyuruldu. Ertesi gün ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü yaptığı açıklamada, ABD'nin Etiyopya topraklarının Sudan'a insansız hava araçlarıyla saldırı düzenlemek için kullanıldığına dair raporlardan haberdar olduğunu doğruladı. Bu bilgiler, dünyanın İran'daki çatışmaya odaklandığı bir dönemde ve geçtiğimiz yıldan bu yana HDK ile onu destekleyen bölgesel aktörlerin Etiyopya topraklarında bazı kişileri silah altına aldıkları, askeri eğitim kampı kurdukları ve paralı askerlere başvurdukları yönündeki haberlerin tekrarlanmasının ardından aktarıldı.

devfd
Sudan'ın başkenti Hartum'un yakınlarındaki Lamab Mahallesi’nde hasar görmüş bir binanın önünde bir işçi, 30 Temmuz 2025 (AFP)

Sudan, geçmişte olduğu gibi bugün de çok sayıda bölgesel müdahalenin kurbanı olsa da Etiyopya'nın Sudan savaşına müdahil olması, tüm bölgeyi tehdit eden ciddi bir dönüm noktası. Sudan-Etiyopya denklemi, birçok faktörün karmaşıklığıyla iç içe geçti. Bunların başında Sudan'ın iç kesimlerinde Addis Ababa hükümetiyle çatışan Etiyopyalı milis grupların varlığı geliyor. Bu milisler arasında Fano milisleri (Amhara etnik grubu) ve Tigray güçleri bulunuyor. Ayrıca, Aromo güçleri Sözcüsü’nün ‘Etiyopya hükümetinin Sudan halkı ve ordusunun aleyhine yabancı güçleri desteklemesinin kabul edilemez olduğu’ yönündeki açıklamaları da dikkat çekti. Bunların hepsi, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'in hükümetiyle geçmişte ve günümüzde gerginlikler ve çatışmalar yaşayan başlıca güçler.

Bunun yanında Etiyopya’nın kuzeyinde Eritre ve güneyinde Somali ile yaşadığı gerilimler, konumunu daha hassas hale getirirken başka ülkelerde savaşa girme seçeneğinin riskini artırıyor. Zira bu, söz konusu ülkelere Etiyopya’ya saldırmak için meşru bir siyasi gerekçe sunabilir. Öte yandan Sudan, Büyük Etiyopya Rönesans Barajı'nın inşasının tamamlanmasının ardından Mısır ile Etiyopya arasında Nil Nehri suları konusunda yaşanan bölgesel gerginliğin üçüncü önemli tarafı. Tüm bu faktörler, Sudan-Etiyopya arasındaki sürtüşmeleri çok taraflı bir patlama potansiyeli barındıran bir alana dönüştürüyor.

Uluslararası alanda tutarlı bir güvenlik sistemini yeniden inşa etme iradesi yok ve bölgeyi tehdit eden en büyük tehlike belirli bir saldırı ya da sınır ihlali değil, çatışmaların topyekûn savaşlara dönüşmesini engelleyen kuralların zayıflaması.

Bazı ülkeleri -finansman, silahlandırma veya lojistik destek yoluyla- Sudan savaşına çekip bu savaşa dahil etmeye teşvik eden bölgesel güçler, şimdi tüm bölgeyi tehdit eden stratejik bir geri tepmeyle karşı karşıya. Ayrıca, sınır ötesi kimliklerin, kontrolsüz silahların ve çökmüş ekonomilerin kesiştiği bir bölgede, küçük bir kıvılcımın ittifak haritalarını zorla yeniden çizebileceği, kontrol edilemez yollar açıyor.

Rusya-Ukrayna savaşı, Avrupa'yı siyasi, askeri ve mali açıdan tüketti. Avrupa'nın bir uzlaşma sağlamadaki ya da hatta bağımsız bir güvenlik vizyonu oluşturmadaki yetersizliği, kıtayı dış güçlerin iradesinin esiri haline getirdi. Bu zayıflık, Afrika Boynuzu gibi kırılgan bölgelerdeki rolümüze doğrudan yansıdı. Avrupa, Sudan'daki savaşı ve ondan önceki Etiyopya iç savaşı gibi çatışmaları durdurmada herhangi bir aktif rol oynamakta başarısız oldu. Avrupa güçleri Avrupa-Avrasya sahnesiyle meşgulken, kenarlardaki patlamaları kontrol altına alma yeteneği geriliyor.

ds
Gondar ile Sudan sınırını birbirine bağlayan yolda bir kamyonun üzerindeki Etiyopya Ulusal Savunma Kuvvetleri’nden askerler, 24 Şubat 2024 (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM), bu bağlamda varoluşsal bir çıkmaza girmiş görünüyor. İran'daki ve ondan önce Ukrayna'da süper güçlerin çatışmaya doğrudan müdahil olması sonucu yaşanan felç hali, Sudan'daki savaşı durdurmadaki başarısızlığı, Gazze'deki insani kriz ve bağlayıcı bir müzakere süreci dayatmadaki zayıflığı, sivilleri koruma konusundaki yetersizliği; bunların hepsi, kolektif güvenlik kavramındaki derin krizin göstergeleridir. BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararları büyük güçler arasındaki kutuplaşmanın gölgesinde kaldığında, BMGK felç olmuş durumda uluslararası düzenin garantörü olmaktan çıkıp onun parçalanışının tanığına dönüşür.

Çatışmalar genellikle açıkça ilan edilmiş bir topyekûn savaş kararıyla değil, yanlış değerlendirmeler, hesaplanmamış tepkiler ya da daha geniş çaplı hesaplaşmalar için kırılgan bir alanın kullanılmasıyla başlar. İran'da olanlar buna bir örnek teşkil ediyor. Afrika Boynuzu'nda şekillenen durum ise bunun daha tehlikeli bir versiyonu olabilir. Çünkü buradaki devletlerin kırılganlığı daha derin, sınırları daha akışkan ve çatışmalarının tarihi daha karmaşık. Uyumlu bir güvenlik sistemini yeniden inşa etmeye yönelik uluslararası bir irade olmazsa, bölgeyi tehdit eden en büyük tehlike, belirli bir saldırı ya da sınır ihlali değil, çatışmaların topyekûn savaşlara dönüşmesini engelleyen kuralların zayıflaması olur.


Laricani suikastıyla Ayetullah'a gönderilen “sert mesaj”

Tahran'daki bir spor kompleksi dün düzenlenen hava saldırılarında hasar gördü (DPA) Fotoğrafta, geçtiğimiz cuma günü başkentte düzenlenen bir mitingde son kez görünen Laricani yer alıyor (Reuters)
Tahran'daki bir spor kompleksi dün düzenlenen hava saldırılarında hasar gördü (DPA) Fotoğrafta, geçtiğimiz cuma günü başkentte düzenlenen bir mitingde son kez görünen Laricani yer alıyor (Reuters)
TT

Laricani suikastıyla Ayetullah'a gönderilen “sert mesaj”

Tahran'daki bir spor kompleksi dün düzenlenen hava saldırılarında hasar gördü (DPA) Fotoğrafta, geçtiğimiz cuma günü başkentte düzenlenen bir mitingde son kez görünen Laricani yer alıyor (Reuters)
Tahran'daki bir spor kompleksi dün düzenlenen hava saldırılarında hasar gördü (DPA) Fotoğrafta, geçtiğimiz cuma günü başkentte düzenlenen bir mitingde son kez görünen Laricani yer alıyor (Reuters)

İsrail, dün, İran Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani ile Besic Güçleri Komutanı Gulamrıza Süleymani'nin, savaşın başlamasından ve çatışmaların ilk gününde Dini Lider Ali Hamaney'in öldürülmesinden bu yana gerçekleştirilen en hassas suikast operasyonlarından biri olan saldırılarla öldürüldüğünü duyurdu. Bu hamle, yeni Dini Lider Mücteba Hamaeney’e gönderilen ‘sert bir mesaj’ olarak değerlendirildi.

Tahran, Laricani'nin akıbeti konusunda ilk saatlerde sessizliğini korudu. Resmi haber ajansları ise iki ismin öldürüldüğüne dair herhangi bir imada bulunmadan Laricani'nin el yazısıyla yazılmış bir mektubu ve Süleymani'ye ait başka bir mektubu yayınlamakla yetindi. Ancak daha sonra İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), Süleymani'nin ABD-İsrail saldırılarında öldürüldüğünü doğruladı. Ardından İran Ulusal Güvenlik Konseyi gece saatlerinde bir taziye açıklaması yayınlayarak Laricani'nin de öldürüldüğünü teyit etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Laricani'nin ‘İran'ı fiilen yöneten bir çete lideri’ olduğunu belirterek, ona yönelik saldırının Tahran'daki yönetim yapısını zayıflatma ve İranlılara ‘kendi kaderlerini tayin etme fırsatı’ verme çabalarının bir parçası olduğunu söyledi. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz ise, saldırının İran'ın en önde gelen devlet adamlarından birini ve DMO'nun askeri kanadı olan Besic’in komutanını hedef aldığını doğruladı.

Savaşın on sekizinci günü, Tahran ve çevresinde eşzamanlı patlamalarla İran’a yönelik en şiddetli bombardıman gecelerinden biri yaşandı. Öte yandan İran, İsrail’e ve ABD’nin bölgedeki üslerine yönelik yeni füzeli ve insansız hava araçlı (İHA) saldırılar düzenlediğini duyurdu.

Bu arada Reuters, üst düzey bir İranlı yetkilinin, Ayetullah Mücteba Hamaney başkanlığındaki yeni liderliğin, gerilimi azaltmaya yönelik arabuluculuk önerilerini reddettiğini aktardı. Yetkili, ABD ve İsrail boyun eğmeden önce ‘barış için zamanın uygun olmadığını’ vurguladı.

Washington'da ise ABD Başkanı Donald Trump, gerginliği tırmandıran söylemlerini sürdürdü. ABD'nin İran'ın askeri kapasitesini yok ettiğini vurgulayan Trump, Hürmüz Boğazı meselesinin çatışmanın odak noktası olmaya devam edeceğini belirterek, müttefiklerini boğazın güvenliğini sağlamaya davet etti.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Hürmüz Boğazı’nın ‘savaş öncesindeki haline dönmeyeceğini’ söyledi. Kalibaf, boğazın, devam eden çatışmada stratejik bir koz haline geldiğini de sözlerine ekledi.