Kurşunların peşini bırakmayan bir vatanın hikayesini anlatan Bağdat’taki er-Reşid Caddesi

Irak’ın başkenti Bağdat’ta bulunan er-Reşid caddesi (AFP)
Irak’ın başkenti Bağdat’ta bulunan er-Reşid caddesi (AFP)
TT

Kurşunların peşini bırakmayan bir vatanın hikayesini anlatan Bağdat’taki er-Reşid Caddesi

Irak’ın başkenti Bağdat’ta bulunan er-Reşid caddesi (AFP)
Irak’ın başkenti Bağdat’ta bulunan er-Reşid caddesi (AFP)

Sabah Nahi
Irak’ın başkentinde bulunan, şehrin doğusundaki Dicle Nehri’nin bitişiğinde yer alan mağaza, banka ve pazarlarla dolu en önemli ve gözde cadde, bağrında Bağdat ve Irak’taki en meşhur hikayeleri gizliyor. Başkent’te yaşayan hiç kimse yoktur ki, kuzeyde Babu’l Muzam (büyük kapı) ve güneyde Babu’l Şarki (doğu kapısı) arasındaki bu caddeyi adımlamasın.

Reşid caddesi bir işaret ve eser
Cadde, taşıdığı miras ve insanlarla bir ülkenin tarihi ve krizlerinin özeti sayılabilir. Bu cadde Iraklılar için bir sürpriz değil. Bu efsanevi mekanın, Abbasi İmparatorluğu’nu 786-809 yılları arasında yöneten Abbasi Halifesi Harun Reşid’in adını taşıdığının farkındalar. Bu şehrin Abbasoğulları’ının başkenti olarak anılması Iraklılar için bir gurur vesilesi. Harun Reşid’in nüfuz sahibi olduğu topraklar, hakimiyet ve egemenliğinin büyüklüğünün bir ifadesi olarak bir yağmur bulutuna hitaben “Nereye yağarsan yağ, yağmurun benimdir” dediği söylenilir.
Cadde ilk olarak Osmanlı valisi, Bağdat hükümdarı ve Babu’l Şarki’den Rusafa'ya doğru Babu’l Muzam’a giden yolu inşa eden Osmanlı ordusunun komutanı ‘Halil Paşa’nın adıyla anılıyordu. Dicle’ye bitişik olan bu iki mekan, Bağdat haritası ve merkezindeki en ünlü iki yer. Bu cadde, geçen yüzyılın başlarında 1910 yılında Osmanlı askerlerinin hareket etmesi ve araçlarının geçişini kolaylaştırmak amacıyla inşa edilmişti. Ancak bu kolay olmadı. Caddenin geçtiği birçok cami ve mescit nedeniyle din adamları tarafından başlatılan itirazlar, evleri yıkılan hane sahipleri ve koruma altındaki yabancıların öfkesiyle devam etti. Ancak bir süre sonra başkentin en önemli ve gözde mekanı olacak olan bu yolun yapımına edilen itirazlara kayıtsız kalındı. Bu cadde daha sonra Bağdat’ta bir yaşam simgesi haline geldi. Sakinleri ve alışveriş yapmak isteyenlerin uğrak mekanı oldu.
Halil Paşa, bu nedenle bazı simgeleri yıkmaktan kaçınıp, caddeye bir ayrıcalık ve fark katan zikzaklar ekledi. Daha sonra 1917 yılında İngilizler işgal edince bu caddeye en-Nasr (zafer) Caddesi ardından da Hind Nabark Caddesi adı verildi. Ancak isim, alim Mustafa Cevad'ın önerisinden sonra, Haşimi Krallığı döneminde er-Reşid Caddesi olarak değiştirildi.

Reşid Caddesine hakim olan dört rakamı ve özelliği
Reşid caddesinden geçerken 4 numaralı İngiliz menşeili iki katlı kırmızı renkte ‘Leyland’ model otobüsü görmeniz bir tesadüf değil. Bağdat’ta meşhur olan ve İngilizler döneminden kalan bu otobüsle, Babu’l Muzam’dan Rusafa tarafındaki el-Endülüs meydanına gidebilirsiniz. Dört kilometre uzunluğundaki bu caddeyi kullandığınızda Bağdat’ta tarihi miras özelliği bulunan dört ünlü caminin önünden geçersiniz. Bu camiler: 1919 yılında Osmanlı’dan Davud Paşa tarafından inşa edilen Haydarhane (Haydar-Khana) Camii, Mercan Camii, Seyyid Sultan Ali Camii ve Hüseyin Paşa Camii. Bu camilere verilen isimler aynı zamanda yakınlardaki yerleşim merkezleri ve banliyölere de verilmiştir.
4 numaralı otobüse bindiğinizde Bağdat’taki dört ünlü çarşıya da uğrarsınız. El-Herc, es-Saray, Sufarin ve eş-Şurca çarşıları. Bunlardan bazıları Abbasi dönemine uzanıyor. Şehrin dört büyük bankasının da bu caddede olması şaşırtıcı değil: Merkez Bankası, er-Rafidin, er-Reşid ve Ziraat Bankası.
Bu caddede her iki tarafında verandalarında kron bulunan bin beton sütun yer alıyor. Her bir sütunun arasında ise dörder metre boşluk bulunuyor.
Reşid caddesi Rusafa ve Kerh arasındaki dört köprüye çıkıyor. Eş-Şüheda, el-Ehrar, es-Senk ve el-Cumhuriye köprüleri. Cadde dört meydana çıkıyor: el-Meydan, er-Rusafi, Hafız el-Kadi ve el-Gureyri.
Bu caddede dört sinema salonu vardı: en-Necah, el-Vatani, ez-Zuvera ve el-Hiyam. Aynı şekilde dört tiyatro salonu bulunuyor: er-Reşid, eş-Şa’b, Alâeddin ve Aştar. Reşid caddesindeki dört ünlü mekan her gün ziyaretçilerle dolup taşmakta: eş-Şurca, el-Mütenebbi Sokağı, Mercan Han ve Bağdat Müzesi.
Bu caddenin tarihindeki şaşırtıcı dört rakamı sanki Irak tarihindeki temsil ediyor: İngiliz dönemi, Krallık, ardından Cumhuriyet ve işgal dönemi.

Caddede iki dünya savaşından kalan önemli yerler
Bağdat’taki bu ana caddenin tarihi, iki dünya savaşı arasındaki dönemde hakim olan yaşam tarzını ortaya koyuyor. Bu iki savaş arasındaki yaşam sanki orduların, Bağdat ve mirası üzerindeki mücadelesinin bir ürünü gibi. Osmanlılar 500 yıllık hakimiyetlerinin ardından isim ve kapılarını miras bıraktı. Bu kapılar halkın ve pazarların mülkünü korumak için geceleri kapatılıyordu. Osmanlıların tahliyesinin ardından Savunma Bakanlığı’na dönüşen Babu’l Muzam’daki asker kışlasının önünde de Osmanlı yapımı bakır bir topçu olan ‘Ebu Hazame Topu’ bulunuyor. Caddede ayrıca kısa minaresiyle bir Özbek camisi bulunuyor. Bıçak bileyiciliğiyle uğraşan Özbekleri, arabalarıyla eş işçiliklerini yaparken görebilirsiniz. Özbekler, Osmanlılar tarafından getirilen halktan geriye kalanlardır. Onlar için bir cami inşa edildi çevresinde yaşamlarını sürdürüyorlar.
Caddedeki diğer önemli yapılar ise Osmanlı döneminde inşa edilen çok sayıda okul. Caddenin hemen başında eski bir miras niteliğinde olan Me’muniye Okulu bulunuyor.  Kral I. Faysal’ın bu okulda eğitim alması onu daha bir ayrıcalıklı kılıyor. Ayrıca oğlu Melik Gazi de aynı sıralarda eğitim gördü. Abbasi Halifesi Me’mun’un adı verilmiştir.
Aynı caddede Abbasi halifesi el-Mustansir Billah adına inşa edilen el-Mustansariyye Okulu’nu görebilirsiniz. Bu, Irak’ta inşa edilen ilk üniversite konumundadır. Bunun yanısıra caddede farklı dönemlerde inşa edilen iki Sufi tekkesi de bulunuyor.

Medeniyet çeşitliliği ve toplumsal uyum
Caddede karşınıza, Bişr-i Hafi ve Ebu es-Sena el-Alusi gibi evliya, salih kimseler ve alimlere ait zaviyeler de karşınıza çıkıyor. Manzaraya nehrin kenarına saçılan Yahudi evleri, manastır ve antik kiliseler de dahil oluyor. Cami, kilise, manastır ve Sabii ibadethaneleri arasında inanılmaz bir birliktelik var.
El-Meydan bölgesinde etnik çeşitlilik, homojen toplum yapısına rağmen müthiş bir birlikte yaşam söz konusu. Çok sayıda tema parkı ve tiyatro da bulunuyor.
 Reşid caddesindeki kafeler, onlarca yıldır, insanların Seylan tarlalarından getirilen Arap kahvesi ve Irak çayı içmek için ziyaret ettiği ve müşterileri oldukça kalabalık olduğu kültürel entelektüel okullar konumunda. Ancak bu kafeler yalnızca erkek ziyaretçiler için dizayn edilmiş durumda. Bu kafelerin en ünlü kadın ziyaretçilerinden biri de, Iraklılara büyük bir saygı duyan İngiliz Yüksek Komiseri Sir Percy Cox’un Danışmanı ‘Miss Bell’ idi.
Caddede ayrıca yaz aylarında sıcaklık derecesinin 50’nin üzerine çıkması nedeniyle sıcaktan korunmak amacıyla dükkanların muntazam bir şekilde sıralandığına tanık olursunuz. Ancak buna rağmen halk yine de soğuk meyve suları yerine sıcak çaylar içmeyi tercih ederler.

Kafeler farklı kültürler ve toplumsal referanslara sahip
Kafeler, farklı kültür, meşrep ve toplumlara sahip. Devlet emeklisi yaşlı aristokratların oturduğu ez-Zehavi Kafe’nin yanı sıra onun 100 metre ilerisinde başkentten gelen Iraklı solcu yazar ve edebiyatçıların uğrak mekanı olan Hasan Acmi Kafe de bu cadde üzerinde yer alıyor.
Eğitimli sınıf ve parlamenterlerin sık gittiği kafelerin yanı sıra Reşid caddesinde, halk kahvehaneleri de mevcut. El-Mütenebbi Caddesi’nde bulunan kitapçılar, kütüphaneler ve kaldırımda kitap satanlar dikkat çekicidir. Şairler ve önde gelen isimlerin heykelleri de bu caddede yer alıyor.

Özel tatlara sahip restoranlar
Caddede yer alan restoranlar arasında dünya çapında ünlü ve öncü markalar da mevcut. Çeşitli lezzetlere sahip et ve balık restoranlardan cömert ikramlarla karşılaşmanız da mümkün. Irak tat ve lezzetleriyle harmanlanmış Türk ve İran mutfağı lezzetleri. Reşid caddesindeki her halk restoranında ücretsiz çay ikramıyla karşılaşabilirsiniz. En ünlü restoranlar arasında, garip mimarisi ve gelenekleri olan bir Abbasilerden miras kalan Mercan Han da bulunuyor.

İnsanlar savaşır ve yaşam mahvolur
Caddenin manzarası son 17 yıl içerisinde, bölge sakinleri arasında bir savaş alanına dönüşmesinin ardından tamamen değişti. Yeni cumhurbaşkanını destekleyen taraflar ve kentlerindeki değişimi reddeden Bağdat halkı arasındaki anlaşmazlık ve kavgaları çözmek için çoğunlukla ABD kuvvetleri müdahalede bulunuyor.
Reşid caddesinde kurşun izi bulunmayan bina bulmak neredeyse imkansız bir hal aldı. Sahipleri bu binaları terk edip, ölüm mekanlarına dönüşen bu yerlerde kaçıp gitti. Askeri gruplar gece boyu caddeleri tutuyor. Geceleri buralardan geçmek oldukça zor bir hal aldı. Kendinizi bir meçhule giriyor gibi hissediyorsunuz. Caddenin bazı bölümleri kayboldu. 4 numaralı otobüs artık oradan geçmiyor. Ölüm bu caddeye yerleşmiş gibi görünüyor. “Nereye yağarsan yağ, yağmurun benimdir” cümlesini kurmak artık imkansız bir hal aldı.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir. 



Tom Cruise yeni filmindeki 6 saatlik dönüşümü nasıl bir saate indirdi?

Tom Cruise, Digger'da filme ismini veren ve "insanlığın kurtarıcısı" olduğunu kanıtlamaya çalışan göbekli ve kel petrol milyarderi Digger Rockwell rolünde (Warner Bros. / Legendary Pictures)
Tom Cruise, Digger'da filme ismini veren ve "insanlığın kurtarıcısı" olduğunu kanıtlamaya çalışan göbekli ve kel petrol milyarderi Digger Rockwell rolünde (Warner Bros. / Legendary Pictures)
TT

Tom Cruise yeni filmindeki 6 saatlik dönüşümü nasıl bir saate indirdi?

Tom Cruise, Digger'da filme ismini veren ve "insanlığın kurtarıcısı" olduğunu kanıtlamaya çalışan göbekli ve kel petrol milyarderi Digger Rockwell rolünde (Warner Bros. / Legendary Pictures)
Tom Cruise, Digger'da filme ismini veren ve "insanlığın kurtarıcısı" olduğunu kanıtlamaya çalışan göbekli ve kel petrol milyarderi Digger Rockwell rolünde (Warner Bros. / Legendary Pictures)

Tom Cruise, yeni filmi Digger'da zengin petrol patronu Digger Rockwell'i canlandırmak için tanınmaz hale geldi.

Rol için uygulanan protezlerle kendisini kilolu gösteren dolgulu kostümün hazırlanması başlangıçta her gün 6 saat sürüyordu. Cruise, makyaj ekibiyle geliştirdiği yeni çalışma düzeni sayesinde bu süreyi bir saatin altına indirdi.

Cuma günü Travis ve Jason Kelce'nin New Heights adlı podcast programına konuk olan Cruise, film için geçirdiği dönüşümün perde arkasını ve uzun makyaj sürecini nasıl hızlandırdığını anlattı.

İlk makyaj uygulamasının 6 saat sürdüğünü belirten Cruise, kısa bir hesap yaptığında bu programın çekim takvimiyle bağdaşmayacağını fark ettiğini söyledi.

Cruise, "Günde en az 6 saat uyumam lazım. Gerçi bana daha fazla uyumam gerektiğini söylüyorlar ama neyse... Etti 12 saat. Çekimler de günde 12 saat sürüyor. Makyajın çıkarılmasını ve diğer işleri de ekleyince geriye hiç zaman kalmıyordu" ifadelerini kullandı.

Süreci hızlandırmak için makyaj odasına bir karatahtayla giden aktör, her protezin uygulanma süresini kronometreyle ölçtürdüğünü anlattı:

Yanımda kronometre tutan biri vardı. Ekibe, 'Bu 6 saati görüyor musunuz? İşimiz bittiğinde bu süreyi bir saatin altına indireceğiz' dedim. Önce 'İmkansız, asla olmaz' dediler. Ben de 'Yapamayacağınızı söylerseniz zaten başaramazsınız. En azından bu süreyi biraz kısaltabileceğimiz konusunda anlaşabilir miyiz?' karşılığını verdim. Ardından her parçanın ne kadar sürede uygulandığını ölçtük; tekrar tekrar deneyip pratik yaptık.

Cruise'un bu yöntemi işe yaradı ve makyaj süresi bir saatin altına düştü. Başarılı aktör, "İşi sıkıştırmadan veya aceleye getirmeden süreyi kısalttığımızı görünce şaşkına döndüler. Bir sistemi inceleyip onu nasıl daha verimli ve daha iyi hale getirebileceğimi çözmeyi seviyorum. Yaptığım filmlerde her zaman 'Bunu nasıl daha iyi yapabilirim?' diye düşünürüm" dedi.

Makyaj süresini kısaltsa da dolgulu kostüm ve protezlerle çalışmanın son derece zor olduğunu söyleyen Cruise, "Uzun sahneler ve yoğun çekim temposu sırasında protezlerin altında sürekli terliyordum. Bununla başa çıkmak için taşınabilir soğutma sistemleri gibi farklı çözümler geliştirdim" açıklamasında bulundu.

Alejandro González Iñárritu'nun yönettiği ve oyuncu kadrosunda Riz Ahmed, John Goodman ve Sandra Hüller'in yer aldığı Digger, 2 Ekim'de sinemaseverlerle buluşacak. 

Iñárritu'yla film üzerinde 7 yıldır çalıştıklarını söyleyen Cruise, yönetmenin sanatsal vizyonu ve kendisini sınırlarını zorlamaya teşvik etmesinin projeyi kabul etmesinde büyük rol oynadığını belirtti.

Cruise, "Çok sayıda film yapmak, farklı yönetmenlerle çalışmak, onlardan bir şeyler öğrenmek ve onların bakış açılarını görmek istiyorum. Kendim yönetmenlik yaparsam bütün bu deneyimlerden mahrum kalırım. Yeni şeyler öğrenmeyi ve farklı tarzları harmanlamayı seviyorum" dedi.

Öte yandan Cruise, 1990 yapımı yarış filmi Yıldırım Günleri'nin (Days of Thunder) devam halkası için de hazırlıklarını sürdürüyor. 

Anne Hathaway'le başrolü paylaşacağı proje hakkında heyecanını dile getiren Cruise, "O film çok eğlenceli olacak, sabırsızlanıyorum. Lütfen beni yeniden o yarış arabasına bindirin!" ifadelerini kullandı.

Independent Türkçe, Variety, New Heights


Rock yıldızı, Vietnam Savaşı'nda bir askeri öldürdüğünü anlattı

Rick Springfield, The Joe Rogan Experience'ta Vietnam'daki acı deneyimini anlattı (YouTube)
Rick Springfield, The Joe Rogan Experience'ta Vietnam'daki acı deneyimini anlattı (YouTube)
TT

Rock yıldızı, Vietnam Savaşı'nda bir askeri öldürdüğünü anlattı

Rick Springfield, The Joe Rogan Experience'ta Vietnam'daki acı deneyimini anlattı (YouTube)
Rick Springfield, The Joe Rogan Experience'ta Vietnam'daki acı deneyimini anlattı (YouTube)

Tom Murray ABD Kültür Haberleri Editörü 

1980'lerin ünlü rockçısı Rick Springfield, Joe Rogan Experience podcast'inde bu hafta şoke edici bir itirafta bulunarak ABD askerlerine konser vermek üzere Vietnam'a gittiği sırada bir Vietkong askerini öldürdüğünü açıkladı.

Jessie's Girl'le üne kavuşmasından 10 yıldan uzun süre önceye denk gelen 1968'de Springfield, pek tanınmayan 17 yaşındaki bir müzisyen olarak Vietnam Savaşı sırasında Amerikalı askerleri eğlendirmek üzere Güneydoğu Asya'ya seyahat etmişti.

Artık 77 yaşında olan Avustralyalı şarkıcı-bestekar, ABD Donanması'nın Da Nang yakınlarındaki kampında kaldığı sırada üssün aniden saldırıya uğradığını Rogan'a anlattı.

Müzisyen, "Oradaki adamlarla tanıştık ve gerçekten çok iyi anlaştık. Onlarla bir gece kaldık ve hepimiz sığınaklara, sınır sığınaklarına girdik; ben de telsiz odasında kaldım" diye konuştu. 

Sonra saldırıya uğradık ve telsiz odasının o lanet borusundan havan mermileri fırlatmaya başladım.

Springfield, havan mermisi fırlatıcısını doldurmakta zorlandığını anımsayarak bunu yaparken "bir elini rahatlıkla kaybedebileceğini" itiraf etti.

Springfield, "Tıpkı filmlerdeki gibiydi" dedi. 

Bana, 'Hey, borudan birkaç havan mermisi atmak ister misin?' dediler. Ve işte John Wayne anı gelmişti. Yani, genç bir çocuk olarak ne yaptığımı tam anlamıyordum.

Springfield, bir havan mermisini attığını ve bunun birine isabet ettiğini ertesi gün öğrendiğini söyledi.

"Ertesi gün geldiler ve 'Hey, birini vurdun! Birini vurdun!' dediler" diye anlattı.

Şarkıcı, "Bu, gerçekten de yanımda getirdiğim ve nereye koyacağımı bilemediğim tek şey" diyerek bu olay sanki "başka bir yerde" "başka bir adamın" başına gelmiş gibi hissettiğini ekledi.

Rogan'ın bu deneyimi ne kadar süredir içinde taşıdığını sorması üzerine Springfield, "Sanırım hâlâ içimde" dedi.

Springfield, "Bir hayatın sona ermesinden sorumlu olduğum gerçeğiyle yüzleşmek benim için zor" diye konuştu. 

Ne kadar uzak bir olay olsa da, savaş olsa da, benimle pek bir ilgisi olmasa da ve ne yaptığımı tam bilmesem de böyle.

Springfield ayrıca Vietnam'da konuşlanmış Amerikan askerleri arasında savaşın ne kadar sevilmediğini de paylaştı.

Müzisyen, "Tanıştığım herkes 'Abi, neden burada olduğumuzu bilmiyorum. Burada ne işim var bilmiyorum' diyordu" diye anımsadı.

Love Somebody ve Don't Talk to Strangers'la tanınan şarkıcı, 2010'da yayımlanan anı kitabı Late, Late at Night'ta Vietnam'daki bu olayla ilgili yazmıştı.

"Savaş ortamındaydık ama bugün bile tüylerimi diken diken eden bir olay" diye yazan Springfield, bunu en derin ve karanlık sırlarından biri diye nitelemişti.

Springfield büyük çıkışını, Vietnam gezisinden 13 yıl sonra 1981'de Working Class Dog albümünü yayımladığında yaptı. Albümün çıkış şarkısı Jessie's Girl, uluslararası çapta muazzam hit oldu ve ABD'deki Billboard Hot 100 listesinde bir numaraya yerleşti.

Aynı yıl General Hospital'da Dr. Noah Drake rolünü üstlenen Springfield, uzun soluklu pembe dizideki bu karakteri 2013'e kadar aralıklı olarak canlandırdı.

 Independent Türkçe,independent.co.uk/arts-entertainment


Nicole Kidman'ı mutlu etmeye Oscar yetmemiş: "Son derece yalnızdım"

Oscar ödüllü Nicole Kidman, Aşkın Büyüsü 2'de başrolü üstleniyor (Reuters)
Oscar ödüllü Nicole Kidman, Aşkın Büyüsü 2'de başrolü üstleniyor (Reuters)
TT

Nicole Kidman'ı mutlu etmeye Oscar yetmemiş: "Son derece yalnızdım"

Oscar ödüllü Nicole Kidman, Aşkın Büyüsü 2'de başrolü üstleniyor (Reuters)
Oscar ödüllü Nicole Kidman, Aşkın Büyüsü 2'de başrolü üstleniyor (Reuters)

Kevin E. G. Perry Kültür ve Yaşam Haberleri Yazarı 

Nicole Kidman, 2003'te Oscar kazandığı geceye dair yeni ayrıntılar paylaştı.

Aşkın Büyüsü 2'nin (Practical Magic 2) 59 yaşındaki yıldızı, Saatler'de (The Hours) yazar Virginia Woolf'u canlanarak En İyi Kadın Oyuncu dalında Akademi Ödülü'nü kazanmıştı.

Kamuoyunda çok ses getiren bir süreç sonunda Görevimiz Tehlike'nin (Mission: Impossible) yıldızı Tom Cruise'dan 2001'de boşanan Kidman, ödülünü kazandığı sırada hâlâ bekardı.

Therapuss podcast'inde konuşan Kidman, "Başarımın zirvesine ulaşmıştım ama eve döndüğümde kendimi çok yalnız hissettim" diye anlattı.

Oyuncu sözlerine, "Yani, evet, çılgıncaydı… 'Keşke…' dedirten türden bir olaylar zinciri yaşandı. Annem ve babam yanımdaydı ama ben 'Partnerim nerede, bunu paylaşabileceğim biri nerede?' diye düşünüyordum" diye devam etti.

Görsel kaldırıldı.
Nicole Kidman, Saatler'deki rolüyle 2003'te En İyi Kadın Oyuncu Oscar'ını kazanmıştı (AFP)

Kidman, Oscar ödülünü kazanmasının iş-yaşam dengesi üzerine düşünmesine neden olduğunu belirterek şunları ekledi: 

Bu, 'Artık bir hayatım olmalı' duygusunu en derinden hissettiğim anlardan biriydi. Aynı zamanda, 'İşte bu, tam da bu. Bu, sektörümüzde alınabilecek en büyük ödül' dediğimiz bu altın heykelciği elimde tutuyordum. Hem çok minnettardım hem de çok yalnız hissediyordum.

Sözlerini şöyle sürdürdü: 

O anda birinin beni sarıp sarmalamasını isterdim. Etrafımda, bana gerçekten 'Ah, tamam, işte bu benim gerçek hayatım' hissi veren bir şey olmasını çok isterdim.

Kidman, galibiyetini kutlamak için partiye gitme isteği duymadığını daha önce açıklamıştı. 2024'te yayımlanan 50 Oscar Nights kitabında şöyle anlatıyordu: 

Ben pek parti kızı sayılmam, bu yüzden Vanity Fair partisine gitmeyecektim ama herkes 'Gitmen lazım. Elinde Akademi Ödülü'nle partide dolaşmalısın' diyordu.

Ben de 'Bu böbürlenmek gibi geliyor ve hiç alçakgönüllü bir davranış değil' dedim. Ne yani? Ödülü elinde tutarak ortalıkta dolaşamazsın ki! Bu gerçekten çok yakışıksız bir hareket. Onlar da 'Bu böyle yapılır' dedi.

Sonraki parti hakkındaki tereddütlerine rağmen Kidman, yine de Oscar ödülünü elinde tutarak gitmeye karar verdiğini söylemişti. Ancak Big Little Lies yıldızına göre, etkinlikten pek keyif almamış.

Aktris, "Yani içeri girdim, ödülle dolaştım ve tamamen bunalmıştım, duygusallaşmıştım, titriyordum ve hiç keyif almadım" demişti. 

Adeta mahcup bir haldeydim, ki bu çok aptalca. Keşke daha çok keyif alabilseydim.

Kidman, 2006'da country şarkıcısı Keith Urban'la evlendi ancak çift geçen yıl boşandı. Oyuncu, Sandra Bullock'la birlikte rol aldığı 1998 tarihli hit filminin devamı Aşkın Büyüsü 2'de halihazırda izleyici karşısına çıkıyor.

Independent Türkçe, independent.co.uk/arts-entertainment