Kurşunların peşini bırakmayan bir vatanın hikayesini anlatan Bağdat’taki er-Reşid Caddesi

Irak’ın başkenti Bağdat’ta bulunan er-Reşid caddesi (AFP)
Irak’ın başkenti Bağdat’ta bulunan er-Reşid caddesi (AFP)
TT

Kurşunların peşini bırakmayan bir vatanın hikayesini anlatan Bağdat’taki er-Reşid Caddesi

Irak’ın başkenti Bağdat’ta bulunan er-Reşid caddesi (AFP)
Irak’ın başkenti Bağdat’ta bulunan er-Reşid caddesi (AFP)

Sabah Nahi
Irak’ın başkentinde bulunan, şehrin doğusundaki Dicle Nehri’nin bitişiğinde yer alan mağaza, banka ve pazarlarla dolu en önemli ve gözde cadde, bağrında Bağdat ve Irak’taki en meşhur hikayeleri gizliyor. Başkent’te yaşayan hiç kimse yoktur ki, kuzeyde Babu’l Muzam (büyük kapı) ve güneyde Babu’l Şarki (doğu kapısı) arasındaki bu caddeyi adımlamasın.

Reşid caddesi bir işaret ve eser
Cadde, taşıdığı miras ve insanlarla bir ülkenin tarihi ve krizlerinin özeti sayılabilir. Bu cadde Iraklılar için bir sürpriz değil. Bu efsanevi mekanın, Abbasi İmparatorluğu’nu 786-809 yılları arasında yöneten Abbasi Halifesi Harun Reşid’in adını taşıdığının farkındalar. Bu şehrin Abbasoğulları’ının başkenti olarak anılması Iraklılar için bir gurur vesilesi. Harun Reşid’in nüfuz sahibi olduğu topraklar, hakimiyet ve egemenliğinin büyüklüğünün bir ifadesi olarak bir yağmur bulutuna hitaben “Nereye yağarsan yağ, yağmurun benimdir” dediği söylenilir.
Cadde ilk olarak Osmanlı valisi, Bağdat hükümdarı ve Babu’l Şarki’den Rusafa'ya doğru Babu’l Muzam’a giden yolu inşa eden Osmanlı ordusunun komutanı ‘Halil Paşa’nın adıyla anılıyordu. Dicle’ye bitişik olan bu iki mekan, Bağdat haritası ve merkezindeki en ünlü iki yer. Bu cadde, geçen yüzyılın başlarında 1910 yılında Osmanlı askerlerinin hareket etmesi ve araçlarının geçişini kolaylaştırmak amacıyla inşa edilmişti. Ancak bu kolay olmadı. Caddenin geçtiği birçok cami ve mescit nedeniyle din adamları tarafından başlatılan itirazlar, evleri yıkılan hane sahipleri ve koruma altındaki yabancıların öfkesiyle devam etti. Ancak bir süre sonra başkentin en önemli ve gözde mekanı olacak olan bu yolun yapımına edilen itirazlara kayıtsız kalındı. Bu cadde daha sonra Bağdat’ta bir yaşam simgesi haline geldi. Sakinleri ve alışveriş yapmak isteyenlerin uğrak mekanı oldu.
Halil Paşa, bu nedenle bazı simgeleri yıkmaktan kaçınıp, caddeye bir ayrıcalık ve fark katan zikzaklar ekledi. Daha sonra 1917 yılında İngilizler işgal edince bu caddeye en-Nasr (zafer) Caddesi ardından da Hind Nabark Caddesi adı verildi. Ancak isim, alim Mustafa Cevad'ın önerisinden sonra, Haşimi Krallığı döneminde er-Reşid Caddesi olarak değiştirildi.

Reşid Caddesine hakim olan dört rakamı ve özelliği
Reşid caddesinden geçerken 4 numaralı İngiliz menşeili iki katlı kırmızı renkte ‘Leyland’ model otobüsü görmeniz bir tesadüf değil. Bağdat’ta meşhur olan ve İngilizler döneminden kalan bu otobüsle, Babu’l Muzam’dan Rusafa tarafındaki el-Endülüs meydanına gidebilirsiniz. Dört kilometre uzunluğundaki bu caddeyi kullandığınızda Bağdat’ta tarihi miras özelliği bulunan dört ünlü caminin önünden geçersiniz. Bu camiler: 1919 yılında Osmanlı’dan Davud Paşa tarafından inşa edilen Haydarhane (Haydar-Khana) Camii, Mercan Camii, Seyyid Sultan Ali Camii ve Hüseyin Paşa Camii. Bu camilere verilen isimler aynı zamanda yakınlardaki yerleşim merkezleri ve banliyölere de verilmiştir.
4 numaralı otobüse bindiğinizde Bağdat’taki dört ünlü çarşıya da uğrarsınız. El-Herc, es-Saray, Sufarin ve eş-Şurca çarşıları. Bunlardan bazıları Abbasi dönemine uzanıyor. Şehrin dört büyük bankasının da bu caddede olması şaşırtıcı değil: Merkez Bankası, er-Rafidin, er-Reşid ve Ziraat Bankası.
Bu caddede her iki tarafında verandalarında kron bulunan bin beton sütun yer alıyor. Her bir sütunun arasında ise dörder metre boşluk bulunuyor.
Reşid caddesi Rusafa ve Kerh arasındaki dört köprüye çıkıyor. Eş-Şüheda, el-Ehrar, es-Senk ve el-Cumhuriye köprüleri. Cadde dört meydana çıkıyor: el-Meydan, er-Rusafi, Hafız el-Kadi ve el-Gureyri.
Bu caddede dört sinema salonu vardı: en-Necah, el-Vatani, ez-Zuvera ve el-Hiyam. Aynı şekilde dört tiyatro salonu bulunuyor: er-Reşid, eş-Şa’b, Alâeddin ve Aştar. Reşid caddesindeki dört ünlü mekan her gün ziyaretçilerle dolup taşmakta: eş-Şurca, el-Mütenebbi Sokağı, Mercan Han ve Bağdat Müzesi.
Bu caddenin tarihindeki şaşırtıcı dört rakamı sanki Irak tarihindeki temsil ediyor: İngiliz dönemi, Krallık, ardından Cumhuriyet ve işgal dönemi.

Caddede iki dünya savaşından kalan önemli yerler
Bağdat’taki bu ana caddenin tarihi, iki dünya savaşı arasındaki dönemde hakim olan yaşam tarzını ortaya koyuyor. Bu iki savaş arasındaki yaşam sanki orduların, Bağdat ve mirası üzerindeki mücadelesinin bir ürünü gibi. Osmanlılar 500 yıllık hakimiyetlerinin ardından isim ve kapılarını miras bıraktı. Bu kapılar halkın ve pazarların mülkünü korumak için geceleri kapatılıyordu. Osmanlıların tahliyesinin ardından Savunma Bakanlığı’na dönüşen Babu’l Muzam’daki asker kışlasının önünde de Osmanlı yapımı bakır bir topçu olan ‘Ebu Hazame Topu’ bulunuyor. Caddede ayrıca kısa minaresiyle bir Özbek camisi bulunuyor. Bıçak bileyiciliğiyle uğraşan Özbekleri, arabalarıyla eş işçiliklerini yaparken görebilirsiniz. Özbekler, Osmanlılar tarafından getirilen halktan geriye kalanlardır. Onlar için bir cami inşa edildi çevresinde yaşamlarını sürdürüyorlar.
Caddedeki diğer önemli yapılar ise Osmanlı döneminde inşa edilen çok sayıda okul. Caddenin hemen başında eski bir miras niteliğinde olan Me’muniye Okulu bulunuyor.  Kral I. Faysal’ın bu okulda eğitim alması onu daha bir ayrıcalıklı kılıyor. Ayrıca oğlu Melik Gazi de aynı sıralarda eğitim gördü. Abbasi Halifesi Me’mun’un adı verilmiştir.
Aynı caddede Abbasi halifesi el-Mustansir Billah adına inşa edilen el-Mustansariyye Okulu’nu görebilirsiniz. Bu, Irak’ta inşa edilen ilk üniversite konumundadır. Bunun yanısıra caddede farklı dönemlerde inşa edilen iki Sufi tekkesi de bulunuyor.

Medeniyet çeşitliliği ve toplumsal uyum
Caddede karşınıza, Bişr-i Hafi ve Ebu es-Sena el-Alusi gibi evliya, salih kimseler ve alimlere ait zaviyeler de karşınıza çıkıyor. Manzaraya nehrin kenarına saçılan Yahudi evleri, manastır ve antik kiliseler de dahil oluyor. Cami, kilise, manastır ve Sabii ibadethaneleri arasında inanılmaz bir birliktelik var.
El-Meydan bölgesinde etnik çeşitlilik, homojen toplum yapısına rağmen müthiş bir birlikte yaşam söz konusu. Çok sayıda tema parkı ve tiyatro da bulunuyor.
 Reşid caddesindeki kafeler, onlarca yıldır, insanların Seylan tarlalarından getirilen Arap kahvesi ve Irak çayı içmek için ziyaret ettiği ve müşterileri oldukça kalabalık olduğu kültürel entelektüel okullar konumunda. Ancak bu kafeler yalnızca erkek ziyaretçiler için dizayn edilmiş durumda. Bu kafelerin en ünlü kadın ziyaretçilerinden biri de, Iraklılara büyük bir saygı duyan İngiliz Yüksek Komiseri Sir Percy Cox’un Danışmanı ‘Miss Bell’ idi.
Caddede ayrıca yaz aylarında sıcaklık derecesinin 50’nin üzerine çıkması nedeniyle sıcaktan korunmak amacıyla dükkanların muntazam bir şekilde sıralandığına tanık olursunuz. Ancak buna rağmen halk yine de soğuk meyve suları yerine sıcak çaylar içmeyi tercih ederler.

Kafeler farklı kültürler ve toplumsal referanslara sahip
Kafeler, farklı kültür, meşrep ve toplumlara sahip. Devlet emeklisi yaşlı aristokratların oturduğu ez-Zehavi Kafe’nin yanı sıra onun 100 metre ilerisinde başkentten gelen Iraklı solcu yazar ve edebiyatçıların uğrak mekanı olan Hasan Acmi Kafe de bu cadde üzerinde yer alıyor.
Eğitimli sınıf ve parlamenterlerin sık gittiği kafelerin yanı sıra Reşid caddesinde, halk kahvehaneleri de mevcut. El-Mütenebbi Caddesi’nde bulunan kitapçılar, kütüphaneler ve kaldırımda kitap satanlar dikkat çekicidir. Şairler ve önde gelen isimlerin heykelleri de bu caddede yer alıyor.

Özel tatlara sahip restoranlar
Caddede yer alan restoranlar arasında dünya çapında ünlü ve öncü markalar da mevcut. Çeşitli lezzetlere sahip et ve balık restoranlardan cömert ikramlarla karşılaşmanız da mümkün. Irak tat ve lezzetleriyle harmanlanmış Türk ve İran mutfağı lezzetleri. Reşid caddesindeki her halk restoranında ücretsiz çay ikramıyla karşılaşabilirsiniz. En ünlü restoranlar arasında, garip mimarisi ve gelenekleri olan bir Abbasilerden miras kalan Mercan Han da bulunuyor.

İnsanlar savaşır ve yaşam mahvolur
Caddenin manzarası son 17 yıl içerisinde, bölge sakinleri arasında bir savaş alanına dönüşmesinin ardından tamamen değişti. Yeni cumhurbaşkanını destekleyen taraflar ve kentlerindeki değişimi reddeden Bağdat halkı arasındaki anlaşmazlık ve kavgaları çözmek için çoğunlukla ABD kuvvetleri müdahalede bulunuyor.
Reşid caddesinde kurşun izi bulunmayan bina bulmak neredeyse imkansız bir hal aldı. Sahipleri bu binaları terk edip, ölüm mekanlarına dönüşen bu yerlerde kaçıp gitti. Askeri gruplar gece boyu caddeleri tutuyor. Geceleri buralardan geçmek oldukça zor bir hal aldı. Kendinizi bir meçhule giriyor gibi hissediyorsunuz. Caddenin bazı bölümleri kayboldu. 4 numaralı otobüs artık oradan geçmiyor. Ölüm bu caddeye yerleşmiş gibi görünüyor. “Nereye yağarsan yağ, yağmurun benimdir” cümlesini kurmak artık imkansız bir hal aldı.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir. 



Nolan’ın The Odyssey'deki kadro tercihi Elon Musk’ı kızdırdı

(Reuters)
(Reuters)
TT

Nolan’ın The Odyssey'deki kadro tercihi Elon Musk’ı kızdırdı

(Reuters)
(Reuters)

Kevin E. G. Perry Kültür ve Yaşam Haberleri Yazarı 

Elon Musk, Christopher Nolan'ın oyuncu tercihleri nedeniyle "ahlaki ilkelerinden" uzaklaştığını öne sürerek Oscar ödüllü yönetmene yüklendi.

Nolan, Homeros'un Antik Yunan destanından uyarladığı The Odyssey'in post prodüksiyon aşamasında.

Filmde Matt Damon, Tom Holland, Jon Bernthal, Robert Pattinson, Zendaya, Charlize Theron, Anne Hathaway, Mia Goth ve Benny Safdie gibi yıldızlardan oluşan bir oyuncu kadrosu yer alacak.

Haberlere göre, Oscar ödüllü siyah oyuncu Lupita Nyong’o da kadroya katıldı. Sosyal medyadaki iddialara göre Nyong’o, Truvalı Helen rolünü üstlenecek.

Haber üzerine Musk'ın platformu X'te bir kullanıcı şunları yazdı:

Truvalı Helen açık tenli, sarışın ve 'bin gemiyi denize indiren yüz' çünkü o kadar güzeldi ki erkekler onun için savaş başlattı. Önermeyi tutarsız hale getiren oyuncu seçimleri, hikayenin hiçbir zaman asıl amaç olmadığının itirafı ve yazara hakarettir.

Sahip olduğu platformda 233 milyondan fazla takipçisi olan Musk, paylaşıma verdiği yanıtla tartışmayı büyüttü:

Chris Nolan dürüstlüğünü kaybetti.

Birkaç kullanıcı Musk'la aynı fikirde değildi ve bir tanesi şöyle yazdı:

'Odysseia' bir efsane. Truvalı Helen'in gerçekten var olduğunu gösteren hiçbir tarihi kanıt yok, dolayısıyla her renkte güzel olabilir. Güzel bir siyah kadına rol vermek, binlerce yıl önce yazılanlara hiçbir şekilde, biçimde veya formda aykırı DEĞİLDİR. Homeros'a sormanız yeterli.

Bir başkasıysa Truvalı Helen'in tuhaf mitolojik geçmişine dikkat çekerek şunları yazdı:

Herkesin Truvalı Helen'in ebeveynlerinin kim olduğunu, nasıl tanıştıklarını, nasıl ilişkiye girdiklerini, Helen'in nasıl doğduğunu Google'da araştırmasını, geri gelmesini ve bana tarihi doğruluktan gülmeden bahsetmeye çalışmasını istiyorum.

Aynı kullanıcı şöyle devam etti:

Diyorum ki, ölümsüz bir Tanrı kendini bir kuğuya dönüştürse, beyaz ya da başka bir kadına tecavüz etse ve o kadın bir yumurta yumurtlasa ve o yumurtadan Lupita çıksa, onun siyah olması benim ilk sorum olmazdı.

Geçen hafta paylaşılan yeni görüntülerde rapçi Travis Scott'ın The Odyssey'de ilk oyunculuk deneyimini yaşayacağı da ortaya çıkmıştı.

Fragmanda Bernthal'ın Menelaus'u ve Holland'ın Telemachus'u ziyafet sofrasında toplantı yaparken, Scott'ın ozana benzeyen karakteri ayağa kalkıyor ve onları yaklaşan bir savaş konusunda uyarmak için yere bir asa vuruyor.

"Bir savaş, bir adam, Truva'nın duvarlarını yıkıp onu yerle bir edecek bir hile" diye duyuruyor.

17 Temmuz'da vizyona girecek The Odyssey, Damon'ın canlandırdığı İthaka kralı Odysseus'un Truva Savaşı'ndan sonra eve dönüş yolculuğunu anlatıyor.

Independent Türkçe, independent.co.uk/arts-entertainment/films/news


2013 yapımı film Netflix'te gündem oldu: "Modern korkuda ustalık"

Sinema eleştirmenleri, "kanlı sahneler yerine eski usul korku öğelerini sevenler" için Mama'nın ilgi çekici olacağını yazıyor (Universal)
Sinema eleştirmenleri, "kanlı sahneler yerine eski usul korku öğelerini sevenler" için Mama'nın ilgi çekici olacağını yazıyor (Universal)
TT

2013 yapımı film Netflix'te gündem oldu: "Modern korkuda ustalık"

Sinema eleştirmenleri, "kanlı sahneler yerine eski usul korku öğelerini sevenler" için Mama'nın ilgi çekici olacağını yazıyor (Universal)
Sinema eleştirmenleri, "kanlı sahneler yerine eski usul korku öğelerini sevenler" için Mama'nın ilgi çekici olacağını yazıyor (Universal)

Netflix izleyicileri, "modern korkuda ustalık gösterisi" diye tanımladıkları filme övgüler yağdırıyor. Pek çok kişi, yapımın "hayatlarında gördüğü en korkunç sahneyi" barındırdığını söylerken, filmin kendilerini "iliklerine kadar sarstığını" yazıyor.

2013'te ilk kez gösterime giren Mama, Jessica Chastain ve Nikolaj Coster-Waldau gibi yıldız isimleri bir araya getiriyor.

Korku sinemasının dikkat çeken yönetmenlerinden Andy Muschietti imzalı film, iki küçük kız çocuğunun, dehşet verici olayların ardından ebeveynlerini

Yetim kalan çocuklar ormanda kaybolunca, kızların amcası Lucas ve sevgilisi Annabel panikle onları aramaya koyulur. Karanlık bir varlığın "himayesinde" büyüyen çocuklar 5 yıl sonra çürümeye yüz tutmuş eski bir kulübede sağ bulunur.

Amcaları tarafından kurtarılan çocuklar yeni bir hayata tutunmaya çalışır. Ancak Annabel onları normal yaşama alıştırdıkça, bir şeylerin yolunda gitmediği ortaya çıkar.

Netflix kütüphanesine eklenmesinin ardından film, izleyiciler arasında yeniden gündem oldu. Eleştirmenlerden hem olumlu hem olumsuz yorumlar alsa da izleyiciler, filmin "ikinci bir şansı hak ettiğini" savunuyor.

Örneğin Rotten Tomatoes'da yorum yapan bir kullanıcı, Mama'yı "modern korkunun ustalık dersi" diye nitelendirdi. Bir başka izleyici ise hayatı boyunca pek çok korku filmi izlediğini ancak çok az yapımın kendisini bu kadar ürkütebildiğini yazdı. Aynı sinemasever, filmin onu derininden sarstığını da vurguladı.

Başka bir izleyici de filmi "şimdiye kadar seyrettiği en korkutucu yapımlardan biri" diye tanımlayarak ekledi: 

Aynı zamanda dokunaklı, iyi çekilmiş ve akılda kalan bir hikaye.

IMDb tarafında da benzer yorumlar var. Bir kullanıcı, Mama gibi daha fazla film yapılmasını istediğini, bunun en sevdiği filmlerden birine dönüştüğünü ve "korku türünün nasıl olması gerektiğine dair iyi bir örnek" olduğunu yazdı. 

Bir başka izleyici ise filmin neden bu kadar "az değer gördüğünü" sorguladı ve finali "fazlasıyla duygusal ve şaşkına çeviren" bir kapanış diye tarif etti.

Independent Türkçe, Daily Mail, Express


Meşhur seri gişede çöktü: Üçüncü film tehlikede

Üç kez Oscar'a aday gösterilen 63 yaşındaki Ralph Fiennes, İngiliz Hasta (The English Patient) ve Schindler'in Listesi'yle (Schindler's List) de tanınıyor (Sony Pictures Releasing)
Üç kez Oscar'a aday gösterilen 63 yaşındaki Ralph Fiennes, İngiliz Hasta (The English Patient) ve Schindler'in Listesi'yle (Schindler's List) de tanınıyor (Sony Pictures Releasing)
TT

Meşhur seri gişede çöktü: Üçüncü film tehlikede

Üç kez Oscar'a aday gösterilen 63 yaşındaki Ralph Fiennes, İngiliz Hasta (The English Patient) ve Schindler'in Listesi'yle (Schindler's List) de tanınıyor (Sony Pictures Releasing)
Üç kez Oscar'a aday gösterilen 63 yaşındaki Ralph Fiennes, İngiliz Hasta (The English Patient) ve Schindler'in Listesi'yle (Schindler's List) de tanınıyor (Sony Pictures Releasing)

28 Yıl Sonra İkinci Bölüm: Kemik Tapınağı (28 Years Later: The Bone Temple) gişede adeta çakılırken, stüdyo yöneticilerinin aklını kurcalayan asıl soru şu: Bu çöküş, Hollywood'un serilere iştahı hakkında ne söylüyor?

Sony'nin 28 Yıl Sonra serisinin son halkası, 2026'nın ilk büyük gişe fiyaskosu oldu. Film, vizyona girdiği hafta sonunda 13 milyon dolarla açılış yaparak 20-22 milyon dolarlık beklentinin hayli altında kalmıştı. İkinci hafta sonunda ise 4 milyon doların altına gerileyerek sert bir düşüş yaşamıştı.

50 milyon dolar barajını geçti ama...

The Numbers'ın verilerine göre, Kemik Tapınağı sinemalarda geçirdiği iki haftanın sonunda dünya genelinde toplam 53,6 milyon dolarlık kazanca ulaştı. Bu tutarın 23,6 milyon doları ABD gişesinden, 30 milyon doları uluslararası pazardan geldi. Film önemli bir kilometre taşını aşmış olsa da 63 milyon dolarlık bütçesini hâlâ karşılayabilmiş değil.

Mesele sadece başa baş noktasına gelip kâra geçmek değil. Kemik Tapınağı'nın bütçesini çıkaramaması, planlanan üçüncü 28 Yıl Sonra filminin akıbetine dair soruları da büyütüyor. 

Zira 28 Yıl Sonra ve Kemik Tapınağı art arda çekilmişti. İlk filmi Danny Boyle, ikincisini ise Nia DaCosta yönetmiş; senaryoları Alex Garland yazmıştı. Boyle'un filmi Haziran 2025'te, DaCosta'nın filmi ise Ocak 2026'da gösterime girmişti.

28 Gün (28 Days) evrenindeki Öfke Virüsü gibi, burada da daha büyük bir "salgın" açığa çıkıyor: Riskten kaçınan stüdyolar, uzun vadeli serilerde çoğu zaman birden fazla devam filmini aynı anda çekiyor ama iş vizyona gelince, bu planların gişede karşılığını bulmadığını görüyor.

Üçüncü film rafa mı kalkıyor?

Peki bu tablo, 28 Yıl Sonra serisinin planlanan üçüncü filmi için ne anlama geliyor? Şimdilik tablo karamsar: Üçüncü film projesi askıya alınabilir.

Durumu bilen bir kaynak, Page Six Hollywood'a, "Bu iş istedikleri gibi sonuçlanmadı. Üçüncü film nasıl çekilir, bilmiyorum. İnsanlar belli ki izlemeye gelmiyorken bunu ancak bir yere kadar gerekçelendirebilirsiniz" diyor. Kimliği gizli tutulan kaynak sözlerini şöyle sürdürüyor: 

İlki fena değildi ama istedikleri seviyeye yakın bir şey kazanmadı.

Bu arada Kemik Tapınağı eleştirmenlerden müthiş yorumlar almıştı: Rotten Tomatoes'da yüzde 93'lük beğeni puanına ulaşmış, Ralph Fiennes'la Jack O'Connell'a övgüler yağmıştı. 

Cillian Murphy seriyi kurtarabilir mi? 

Fandango'dan Shawn Robbins ise şunu söylüyor: 

Gişe beklentilerinin altında kaldığını kabul etmemiz gerekiyor ancak olumlu eleştiriler ve kulaktan kulağa yayılan övgüler; +18'lik sert tür filmlerinin ticari karşılığını öngörmenin ne kadar zor olduğunu da gösteriyor.

Danny Boyle ve Alex Garland, 28 Gün serisini yeni bir üçlemeyle canlandırma niyetlerini ilk kez 2024'te paylaşmıştı. Deadline, geçen yıl serinin yıldızı Cillian Murphy'nin bir sonraki film için geri dönmeyi görüştüğünü bildirmişti. Nitekim Murphy'nin Kemik Tapınağı'nın final anlarında beliren kısa görünümü, izleyiciye ipucu vermişti.

Kaynağa göre filmin elinde kalan son umut, stüdyonun Cillian Murphy'nin dönüşünün seyirciyi salona çekebileceğine ne kadar inandığına bağlı olabilir:

Sanırım iş, Cillian'ın seyirciyi salona çekebileceğine inanıp inanmadıklarına kalıyor.

Independent Türkçe, Page Six Hollywood, ScreenRant