Batı, Pekin ile mücadele yolları arıyor

Çin lideri ile ABD Başkanı geçen yıl Japonya’da düzenlenen G20 Zirvesi sırasında bir araya geldiler. (AP)
Çin lideri ile ABD Başkanı geçen yıl Japonya’da düzenlenen G20 Zirvesi sırasında bir araya geldiler. (AP)
TT

Batı, Pekin ile mücadele yolları arıyor

Çin lideri ile ABD Başkanı geçen yıl Japonya’da düzenlenen G20 Zirvesi sırasında bir araya geldiler. (AP)
Çin lideri ile ABD Başkanı geçen yıl Japonya’da düzenlenen G20 Zirvesi sırasında bir araya geldiler. (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, Çin ile ilişkiler konusunda ‘hiçbir noktayı göz ardı etmediğini’ belirttiği açıklamasında Çin Komünist Partisi üyelerinin ABD’ye girişine yasak getirilip getirilmediğine dair bilgi vermeyi ise reddetti. Beyaz Saray Sözcüsü Kayleigh McEnany yaptığı açıklamada “Çin ile ilgili hiçbir nokta göz ardı edilmiş değil” değerlendirmesinde bulundu. Trump, başkanlık döneminin büyük bir kısmında ticaret savaşı ilan etmek ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’e hayranlığını dile getirmek arasında gidip gelirken, Pekin’i insan hakları ihlalleri hususunda eleştirmekten de kaçındı.
Pekin, 17 Temmuz’da Washington’a hitaben, ‘ABD’nin Çin Komünist Partisi üyelerine uyguladığı seyahat yasağının boşuna olacağını’ ve ‘böyle bir adımın Washington muhaliflerinin tüm Çin halkına yönelmesine yol açacağını’ bildirdi.
New York Times gazetesine göre bu uygulama, Çin Komünist Partisi’nin 92 milyon üyeye sahip olması dolayısıyla büyük yaptırımlarla karşı karşıya kalacak. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, dikkate alınan birçok fikir olduğunu söyledi. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hua Chunying ise gazeteye yaptığı açıklamada hiçbir ülkenin veya kişinin, Çin’in yolunda ilerlemesini engelleyemeyeceğini vurguladı.
Çin ile mücadele son derece karmaşık görünüyor. Şi Cinping döneminde liderlik, Çin’in son derece güçlü olduğunu ve gündemini içeride ve dışarıda uygulamaya kararlı olduğunun altını çizerken karşısına koyulan her türlü yaptırıma dayanabileceğini vurguluyor. Şi Cinping, Hindistan sınırında meydana gelen askeri çatışmaya rağmen Hong Kong’a bir ulusal güvenlik yasası uyguluyor. Pekin’in koronavirüs salgını sırasındaki sert diplomasisi ise Batı politikalarının Çin'in hareketini büyük ölçüde yavaşlatma veya durdurma başarısızlığına yol açan en son örnek olarak ön plana çıkıyor…
Pekin’deki Renmin Üniversitesi’nde Çin ilişkileri alanında profesör olan ve Pekin hükümetinin de danışmanlığını yürüten Shi Yinhong konuya dair şu değerlendirmelerde bulundu:
“Çin açısından iç önceliklere bağlılık, örneğin Hong Kong güvenlik mevzuatına baskı yapma kararı, yüksek teknoloji sektöründe kendine güven duygusunu vurgulama ve ABD saldırılarına bakılmaksızın Çin’in siyasi sistemine bağlılıktır. Ve bu ABD ve Trump yönetimine en büyük yanıttır.”
Hong Kong’dan demokrat Milletvekili Fernando Şiong ise AFP’ye yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Çin’in özgür dünya sistemine katılması ya da en azından onunla uyum sağlamayı öğrenmesi umuduyla ABD’nin ve Avrupa Birliği’nin (AB) Pekin’e yönelik açık politikaları, iyi amaca sahip ve karşılıklı yarar sağlıyor. Ama artan ekonomik ve askeri güçle birlikte Şi Cinping’in Komünist Partisi gölgesindeki sistemin daha iyi olduğu yönündeki inancı açık.” dedi.
Sidney’deki Macquarie Üniversitesi’nde Asya-Pasifik güvenlik çalışmaları alanında çalışmalar yürüten, şirketlere ve devlet kurumlarına danışmanlık yapan Profesör Bates Gill, koronavirüs salgınının Çin konusundaki tartışmaları hızlandırdığını belirtti. Gill açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Sorun, bir ekibin nasıl görünmesi gerektiği konusunda bir uzlaşının olmamasıdır. Çin’in temsil ettiği zorluklarla başa çıkma söz konusu olduğunda tüm hükümetler aynı değildir.”
Trump’ın eski ABD müttefikleriyle neden olduğu çatlaklar, birleşik bir pozisyonun sağlanmasını engellerken Gill konuya dair “Böyle bir stratejinin temel dayanakları olarak ‘çok taraflı şekilde çalışmak, müttefiklere saygı göstermek, araçları ve hedefleri birleştiren çok sayıda kasıtlı, güvenilir ve öngörülebilir politikalara bağlı kalmak’, bu yönetim programının bir parçası değildir” değerlendirmesinde bulundu.
Washington’ın ‘önce ABD’ ilkesine öncelik vermesi ve değerlere dayalı çok taraflı yapının zayıflamasıyla birlikte ülkeler artık yeniden düşünmeleri gerektiğini giderek daha fazla anlıyorlar.  Şu ana kadar stratejiler, ‘Çin’in kuralları ve kurumlarıyla küresel düzenine daha iyi davranan bir ülkeye dönüşmesini bekleme ve ekonomik ya da askeri baskı aracılığıyla yol üzerindeki hareketliliğini durdurmaya çalışmak’ başlıklarına odaklanıyor. ABD şu an iletişim devi Huawei’ye karşı daha sert uygulamalardan resmi Çin medyasından yabancı ajan olarak bahsetmeye ve üst düzey Çinli yetkililere yönelik yaptırımlara varıncaya kadar adımlarına hız veriyor.
Bloomberg tarafından yayınlanan bir raporda, birçok ülkeden yetkililerin Çin ile mücadele etmenin tek yolunun ABD ile ya da onsuz bir şekilde daha iyi bir imaj altında bir araya gelmek olduğunu aktardığı belirtildi. Raporda özellikle başta Çin’e olan ekonomik bağımlılıklarıyla ve eylemleriyle ilgili stratejik kaygıları arasında denge kurmaya çalışan Avustralya, Kanada, Hindistan ve İngiltere olmak üzere bazı ülkelerin bunu yeni yollarla yapmaya başladıklarına dikkat çekildi.
ABD, yakın zamanda ilişkilerini onarmaya çalışmaya başladı. Bu çerçevede Trump idaresinden üst düzey bir yetkili ve Çin’deki üst düzey iki Batılı diplomat, diplomatların Asya ve diğer bölgelerdeki müttefiklerini seferber etmeye çalıştıklarını aktardılar. Açık çağrıların bir kısmı ise Çin’e ekonomik bağımlılığı azaltmak ve aynı zamanda ileri teknoloji ve sanayileşme konularında yerel yatırımı artırmak üzerine yoğunlaştı. Bloomberg, bu durumun kolay olmayacağını belirtirken ABD’li bir yetkili de Trump’ın çevresindeki bazı isimlerin, Sovyetler Birliği’nde yaşananlarla benzer, diğer ülkelerin desteklemeyeceği şekilde Komünist Parti’nin çöküşüne neden olmak istediklerini kaydetti. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile yapılan son toplantıda AB Komisyonu Başkan Yardımcısı, Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, ABD’nin sadece Çin’e odaklanan özel bir diyalog düzenlemesini önermişti. Ancak Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a yakın bir yetkili, Avrupa’nın kendi gündemi ve önerileri olması dolayısıyla AB’nin Washington ve Pekin arasında arabulucu olmaması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.
‘Hao Capital’ adlı şirketi kuran eski diplomatlardan Charles Liu duruma dair şu değerlendirmelerde bulundu:
“Çin’in küresel sanayileşmedeki rolü ve Batı müttefiklerinin kazanılmış çıkarları, Trump’ın ikna edici bir şekilde dünyanın ikinci büyük ekonomisinden tamamen kopma çağrısında bulunmasını zorlaştırıyor.”
Çin Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Çin Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü’nden kıdemli araştırmacı Chen Şishun da açıklamasında “ABD, Çin’in yükselişine zihinsel olarak hazırlanmadı. Bu nedenle Çin için sorun oluşturmanın ve yükselişini sınırlandırmanın yollarını arıyor” dedi.



Hegseth, Kara Kuvvetleri Komutanı'ndan istifasını istedi

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, Pentagon'da düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, Pentagon'da düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
TT

Hegseth, Kara Kuvvetleri Komutanı'ndan istifasını istedi

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, Pentagon'da düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, Pentagon'da düzenlediği basın toplantısında (Reuters)

Bir ABD yetkilisi, dün ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in ABD Ordusu Kara Kuvvetleri Komutanı General Randy George'dan istifa etmesini istediğini belirtti.

Randy George, Kara Kuvvetleri komutanıydı. Genelkurmay Başkanı General Dan Keane’dir. Bu kurul, Ordu, Hava Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri, Deniz Piyadeleri, Uzay Kuvvetleri ve Ulusal Muhafız birliklerinin komutanlarından oluşur.

Yetkili, CBS News'in George'dan derhal emekli olması istendiği yönündeki haberini doğruladı.,

General Randy George (Arşiv- Reuters)General Randy George (Arşiv- Reuters)

Bu talebin ardındaki neden henüz bilinmiyor, ancak CBS, konuyla ilgili bilgi sahibi bir kaynağa atıfta bulunarak, Hegseth'in kara kuvvetlerine ilişkin vizyonuna bağlı kalacak bir komutan istediğini belirtti.

George, Donald Trump'ın ikinci başkanlık döneminde görevden alınan son askeri yetkili oldu. İstifası, ABD ile İran arasındaki devam eden çatışmanın ortasında gerçekleşti.

Cumhuriyetçi başkan ayrıca, Şubat 2025'te Genelkurmay Başkanı General Charles Brown'ı ve Deniz Kuvvetleri ile Sahil Güvenlik'teki diğer yüksek rütbeli askeri yetkilileri de neden belirtmeden görevden almıştı.

Savaş Bakanı Pete Hegseth, başkanın bu pozisyon için en uygun gördüğü kişiyi seçtiği konusunda ısrar ediyor, ancak Demokratlar, geleneksel olarak siyasi arenada tarafsızlığıyla bilinen ABD ordusunun potansiyel siyasallaşması konusundaki endişelerini gizlemiyorlar.

Randy George, yaklaşık kırk yıllık askeri kariyeri boyunca birçok görevde bulundu ve Irak ve Afganistan'da hizmet verdi. 2023 yılında Demokrat Başkan Joe Biden döneminde Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevini üstlendi.


Rusya ve Çin neden İran’a yardım etmiyor?

Tahran’a düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 1 Nisan 2026 (AFP)
Tahran’a düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 1 Nisan 2026 (AFP)
TT

Rusya ve Çin neden İran’a yardım etmiyor?

Tahran’a düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 1 Nisan 2026 (AFP)
Tahran’a düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 1 Nisan 2026 (AFP)

İran, Rusya ve Çin ile siyasi ve ekonomik ortaklıklara sahip olmasına rağmen, mevcut gerginlik ortamında bu iki ülkenin doğrudan askeri destek sunmamış olması geniş çaplı soru işaretleri yaratıyor. Uzmanlar, Moskova ve Pekin’in bu tutumunu, stratejik çıkar hesapları, ABD ile doğrudan bir çatışmadan kaçınma isteği ve çatışmanın uzamasından doğabilecek fırsatları değerlendirme gayretiyle açıklıyor.

Jeopolitik ve ABD güvenliği uzmanı Justin Mitchell, bu değerlendirmeyi National Interest dergisinde yayımlanan raporunda dile getirdi.

Mitchell’e göre, İran izole bir durumda ve varlığını sürdürmek için bir savaş yürütüyor. Buna karşın, İran’ın partnerleri olan Çin ve Rusya, dikkat çeken bir şekilde sahnede yok. Her iki ülke de İran’a yönelik saldırıları kınayıp düşmanlıkların sona ermesini talep etse de, büyük bir askeri destek sunmaktan kaçınıyor. Bu sırada ABD, olası bir kara harekâtına hazırlık kapsamında, bölgeye daha fazla asker sevk ediyor.

Analistler, Çin’in harekete geçmemesini ‘Pekin’in yaşadığı karışıklığın kanıtı’ olarak nitelendirirken, Rusya’nın ‘kritik bir müttefike yardım edememesi’ durumunu da utanç verici olarak değerlendiriyor.

Ancak durum, ilgisizlik veya ihmal değil; her iki ülke de ulusal çıkarlarını daha disiplinli tanımlıyor ve bu da doğrudan müdahalelerini sınırlıyor. Ayrıca, her iki ülkenin de ABD’nin çatışmaya daha fazla karıştığı sürede stratejik kazanç elde etmesi muhtemel.

Çin, dış politika ve askeri stratejisini öncelikli olarak Asya ve yakın çevresi ekseninde şekillendiriyor. Ortadoğu, enerji ve ticaret açısından önemli olsa da, Pekin onu hiçbir zaman Tayvan, Japonya veya Avrupa kadar öncelikli görmedi. Modern tarihinde Çin, resmi ittifaklara girmekten kaçındı; tek güvenlik anlaşması 1961’den beri Kuzey Kore ile ve bu bağın gücü bile sorgulanabilir düzeyde.

Mitchell, Çin’in İran’a yıllar boyunca silah sağladığını ancak bu ilişkinin Çin’in Rusya veya Kuzey Kore ile olan güvenlik ilişkileriyle kıyaslanamayacağını vurguluyor. İran, Çin için derin bir güvenlik ortağı değil ve Çin’in öncelikli sahasında yer almıyor; bu da Pekin’e İran lehine müdahale etmek için sınırlı gerekçeler sağlıyor.

Enerji, Çin’in İran ile ilişkilerinin temel motoru olarak öne çıkıyor. Sadece 2025 yılında Çin, İran’ın petrol ihracatının yüzde 80’inden fazlasını satın aldı. Bu, Çin’in toplam petrol ithalatının yüzde 13,4’üne denk geliyor. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, İran ve diğer Körfez ülkelerinin çoğu petrol ihracatını durduracağından, Çin’in enerji dengesi üzerinde doğrudan etkili olacak.

Mitchell’e göre, savaşın devam etmesi ve petrol akışının aksaması, Çin’i Ortadoğu’daki enerji güvenliğini ABD’ye emanet etme stratejisini yeniden gözden geçirmeye zorlayabilir.

Buna karşın, Çin’in petrol rezervleri, ülkenin ihtiyacını yaklaşık 120 gün boyunca karşılayabilecek kapasitede. Ayrıca Rusya gibi alternatif tedarikçiler, bu şoku hafifletebilir. Petrol piyasasındaki bu çalkantılara rağmen, ABD’nin Asya-Pasifik bölgesinden Körfez’e askeri odak kaydırması ve gücünü yeniden yönlendirmesi, Çin’in stratejik çıkarlarına hizmet ediyor.

Çin’deki askeri planlamacılar, esasen ülke çevresine odaklanan stratejilerini göz önünde bulundurarak, ABD’nin askeri gücünü Çin yakınlarından Ortadoğu’ya kaydırmasını memnuniyetle karşılıyor olabilir. ABD, Hint-Pasifik bölgesinden silah ve birlikleri zaten taşımaya başladı; bunlar arasında Güney Kore’den İran’a sevk edilen bir THAAD füze savunma bataryası da yer alıyor. Savaş, ABD’nin sınırlı önleyici füze stoklarını tüketiyor. Diğer yandan Pentagon bölgeden Ortadoğu’ya kara ve deniz kuvvetlerini kaydırdı.

fdewrv
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln’de bulunan savaş uçakları (Reuters)

Rusya ise İran’ı dış politikasında belirleyici bir unsur olarak görmüyor. Rusya’nın 2023 yılında açıkladığı Dış Politika Konsepti, ‘yakın çevreyi’ öncelikli alan olarak belirlerken, İran Ortadoğu ülkeleri arasında alt sıralarda yer aldı. Çin’in aksine Rusya, Ortadoğu’ya petrol ve gaz açısından bağımlı değil ve İran ile ticaret hacmi sınırlı.

Rusya, Belarus ve Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (CSTO) ülkeleriyle güvenlik düzenlemelerine bağlı, ayrıca Çin ile ‘kapsamlı ortaklık ve stratejik iş birliği’ ilişkisi sürdürüyor. Rusya, İran’a çok sayıda silah satışı gerçekleştirdi. Ancak buna rağmen İran, Rusya için yeterli önemde değil.

Mitchell’e göre, Çin’de olduğu gibi Rusya da bu savaştan özellikle enerji alanında önemli kazançlar elde edebilir. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, Çin ve Hindistan gibi ülkeleri Rusya’dan daha fazla petrol ithal etmeye zorlayacak. Küresel enerji fiyatlarındaki keskin artış ve petrol yaptırımlarının askıya alınması ise fosil yakıtlara dayalı Rus ekonomisi için ihtiyaç duyulan ek gelirleri sağlayabilir.

ABD’nin İran’a müdahalesi aynı zamanda Rusya’nın Ukrayna’daki savaşına da dolaylı destek sunuyor. ABD operasyonları özellikle önleyici füzeleri tüketiyor; THAAD, Patriot veya Tomahawk sistemlerinden İran’a yönlendirilen her füze, Ukrayna’daki cephelere ulaşamayacak. Ayrıca Rusya, İran’a ABD güçlerini hedef alırken istihbarat desteği sunarak Ortadoğu’daki Amerikan askeri tesislerinin konumlarını belirlemesine yardımcı olma fırsatına da sahip.

fvvfr
ABD’ye ait USS Delbert D. Black destroyeri, Epic Fury Operasyonu kapsamında bir Tomahawk füzesi fırlatırken (Reuters)

Böylece Rusya, ABD ile doğrudan bir çatışmaya girmeden İran’a dolaylı ve uzaktan destek sağlayabilir, savaşın avantajlarından faydalanabilir.

Mitchell’e göre, Çin ve Rusya’nın gösterdiği bu ölçülü tutum, ihmal değil, stratejik bir disiplinin göstergesi. ABD ordusunun kaynaklarının tükenmiş ve çok sayıda cepheye dağıtılmış olması, Çin’in Pasifik bölgesindeki çıkarlarına ve Rusya’nın Ukrayna’daki savaşına hizmet ediyor. Savaş ne kadar uzun sürerse, her iki ülke için potansiyel kazançlar da o kadar artıyor.


Pentagon, İran’a kara operasyonu planını hazırladı: Tarihin en karmaşık harekatı olacak

ABD ve İsrail, geçen yıl haziranda hedef aldıkları İsfahan'ı 28 Şubat'ta başlayan savaşta da vurdu (AFP)
ABD ve İsrail, geçen yıl haziranda hedef aldıkları İsfahan'ı 28 Şubat'ta başlayan savaşta da vurdu (AFP)
TT

Pentagon, İran’a kara operasyonu planını hazırladı: Tarihin en karmaşık harekatı olacak

ABD ve İsrail, geçen yıl haziranda hedef aldıkları İsfahan'ı 28 Şubat'ta başlayan savaşta da vurdu (AFP)
ABD ve İsrail, geçen yıl haziranda hedef aldıkları İsfahan'ı 28 Şubat'ta başlayan savaşta da vurdu (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın talimatıyla Savunma Bakanlığı (Pentagon), İran'daki uranyum stoklarını ülkeden çıkarmak için kara harekatı planı hazırladı.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Washington Post'a (WP) konuşan yetkililer, yaklaşık 450 kilogramlık uranyumun taşınması için hazırlanan planın geçen hafta Trump'a sunulduğunu belirtiyor.

Wall Street Journal, Beyaz Saray'ın kara harekatını değerlendirdiğini yazmıştı ancak Trump'ın doğrudan operasyon planı hazırlattığı bilinmiyordu.

Plan radyoaktif maddelerin kazılarak çıkarılması ve toplanmasını sağlamak için binlerce askerin ve ağır ekipmanın hava yoluyla İran'a gönderilmesini gerektiriyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'na (UAEK) göre İran'da yüzde 60 seviyesinde zenginleştirilmiş yaklaşık 440 kilogram uranyum stoku var. Bunun yarısının İsfahan'daki tesislerde yerin yaklaşık 90 metre altında depolandığı düşünülüyor. Geri kalan uranyumunsa Natanz ve diğer nükleer tesislerde saklandığı tahmin ediliyor.

Kaynaklar, plan kapsamında özel harekatçıların bölgeye gönderilebileceğini, Isfahan'daki tünellerden çıkarılan uranyum konteynerlerinin hava yoluyla taşınabileceğini söylüyor.

Ancak bazı uzmanlar bunun çok tehlikeli bir operasyon olacağına dikkat çekiyor. Emekli CIA görevlisi ve Deniz Piyadesi subayı Mick Mulroy şunları söylüyor:

Bu, tarihin en karmaşık özel operasyonlarından biri olacaktır. Silahlı kuvvetler için büyük bir risk teşkil ediyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ve Özel Harekat Komutanlığı'nın başında bulunmuş emekli General Joseph Votel, uranyumu almanın en iyi yolunun ateşkes sağlandıktan sonra UAEK personeliyle koordineli çalışmak olduğunu belirtiyor.

Diğer yandan "Oraya girmek için savaşmak zorunda kalırsanız, bu şekilde de yapılabilir" diyor ve ekliyor:

Pek çok risk var. Son derece karmaşık bir planlama gerektiriyor. Muhtemelen kayıplar yaşanacaktır. Ancak bu, ABD Özel Harekat Kuvvetleri'nin üstlenmesi gereken bir görev. Bizim işimiz bu. Bu tür ortamlara girmek üzere özel olarak eğitilmiş personelimiz var.

Askeri yetkililer, ocak ayında Venezuela'ya düzenlenen harekata ya da 2011'de Usame bin Ladin'in Pakistan'da öldürüldüğü operasyona kıyasla bunun çok daha karmaşık ve ölümcül olacağını vurguluyor.

Amerikan komandolarının, mühendislerinin ve iş makinelerinin sürekli düşman ateşi altında çalışmak zorunda kalacağı ve büyük kayıplar verilebileceği belirtiliyor. Uzmanlara göre süreç sorunsuz ilerlese bile operasyonun tamamlanması haftalar alabilir.

Trump, İran savaşının temel hedeflerinden birinin Tahran yönetiminin nükleer silah üretmesini engellemek olduğunu öne sürüyor.

Cumhuriyetçi lider, savaşın başlarında İran'ın ABD anakarasını vurabilecek nükleer bombaları çok kısa sürede üretebileceğini iddia etmiş ancak istihbarat yetkilileri bu yönde raporlar olmadığını söylemişti.

Öte yandan Trump, çarşamba günü Reuters'a verdiği röportajda İran'daki uranyum stokuna dair şunları söyledi:

Bunlar yerin çok altında, dolayısıyla umurumda değil. Oradaki durumu uydularla her zaman takip edebiliriz.

ABD Başkanı, çarşamba gecesi Beyaz Saray'da yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında İran'ın uranyum stokunu kullanmak için hamle yaptığını gördükleri an "füzelerle çok sert saldırılar düzenleyeceklerini" söylemişti.

Independent Türkçe, Washington Post, Guardian