Batı, Pekin ile mücadele yolları arıyor

Çin lideri ile ABD Başkanı geçen yıl Japonya’da düzenlenen G20 Zirvesi sırasında bir araya geldiler. (AP)
Çin lideri ile ABD Başkanı geçen yıl Japonya’da düzenlenen G20 Zirvesi sırasında bir araya geldiler. (AP)
TT

Batı, Pekin ile mücadele yolları arıyor

Çin lideri ile ABD Başkanı geçen yıl Japonya’da düzenlenen G20 Zirvesi sırasında bir araya geldiler. (AP)
Çin lideri ile ABD Başkanı geçen yıl Japonya’da düzenlenen G20 Zirvesi sırasında bir araya geldiler. (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, Çin ile ilişkiler konusunda ‘hiçbir noktayı göz ardı etmediğini’ belirttiği açıklamasında Çin Komünist Partisi üyelerinin ABD’ye girişine yasak getirilip getirilmediğine dair bilgi vermeyi ise reddetti. Beyaz Saray Sözcüsü Kayleigh McEnany yaptığı açıklamada “Çin ile ilgili hiçbir nokta göz ardı edilmiş değil” değerlendirmesinde bulundu. Trump, başkanlık döneminin büyük bir kısmında ticaret savaşı ilan etmek ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’e hayranlığını dile getirmek arasında gidip gelirken, Pekin’i insan hakları ihlalleri hususunda eleştirmekten de kaçındı.
Pekin, 17 Temmuz’da Washington’a hitaben, ‘ABD’nin Çin Komünist Partisi üyelerine uyguladığı seyahat yasağının boşuna olacağını’ ve ‘böyle bir adımın Washington muhaliflerinin tüm Çin halkına yönelmesine yol açacağını’ bildirdi.
New York Times gazetesine göre bu uygulama, Çin Komünist Partisi’nin 92 milyon üyeye sahip olması dolayısıyla büyük yaptırımlarla karşı karşıya kalacak. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, dikkate alınan birçok fikir olduğunu söyledi. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hua Chunying ise gazeteye yaptığı açıklamada hiçbir ülkenin veya kişinin, Çin’in yolunda ilerlemesini engelleyemeyeceğini vurguladı.
Çin ile mücadele son derece karmaşık görünüyor. Şi Cinping döneminde liderlik, Çin’in son derece güçlü olduğunu ve gündemini içeride ve dışarıda uygulamaya kararlı olduğunun altını çizerken karşısına koyulan her türlü yaptırıma dayanabileceğini vurguluyor. Şi Cinping, Hindistan sınırında meydana gelen askeri çatışmaya rağmen Hong Kong’a bir ulusal güvenlik yasası uyguluyor. Pekin’in koronavirüs salgını sırasındaki sert diplomasisi ise Batı politikalarının Çin'in hareketini büyük ölçüde yavaşlatma veya durdurma başarısızlığına yol açan en son örnek olarak ön plana çıkıyor…
Pekin’deki Renmin Üniversitesi’nde Çin ilişkileri alanında profesör olan ve Pekin hükümetinin de danışmanlığını yürüten Shi Yinhong konuya dair şu değerlendirmelerde bulundu:
“Çin açısından iç önceliklere bağlılık, örneğin Hong Kong güvenlik mevzuatına baskı yapma kararı, yüksek teknoloji sektöründe kendine güven duygusunu vurgulama ve ABD saldırılarına bakılmaksızın Çin’in siyasi sistemine bağlılıktır. Ve bu ABD ve Trump yönetimine en büyük yanıttır.”
Hong Kong’dan demokrat Milletvekili Fernando Şiong ise AFP’ye yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Çin’in özgür dünya sistemine katılması ya da en azından onunla uyum sağlamayı öğrenmesi umuduyla ABD’nin ve Avrupa Birliği’nin (AB) Pekin’e yönelik açık politikaları, iyi amaca sahip ve karşılıklı yarar sağlıyor. Ama artan ekonomik ve askeri güçle birlikte Şi Cinping’in Komünist Partisi gölgesindeki sistemin daha iyi olduğu yönündeki inancı açık.” dedi.
Sidney’deki Macquarie Üniversitesi’nde Asya-Pasifik güvenlik çalışmaları alanında çalışmalar yürüten, şirketlere ve devlet kurumlarına danışmanlık yapan Profesör Bates Gill, koronavirüs salgınının Çin konusundaki tartışmaları hızlandırdığını belirtti. Gill açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Sorun, bir ekibin nasıl görünmesi gerektiği konusunda bir uzlaşının olmamasıdır. Çin’in temsil ettiği zorluklarla başa çıkma söz konusu olduğunda tüm hükümetler aynı değildir.”
Trump’ın eski ABD müttefikleriyle neden olduğu çatlaklar, birleşik bir pozisyonun sağlanmasını engellerken Gill konuya dair “Böyle bir stratejinin temel dayanakları olarak ‘çok taraflı şekilde çalışmak, müttefiklere saygı göstermek, araçları ve hedefleri birleştiren çok sayıda kasıtlı, güvenilir ve öngörülebilir politikalara bağlı kalmak’, bu yönetim programının bir parçası değildir” değerlendirmesinde bulundu.
Washington’ın ‘önce ABD’ ilkesine öncelik vermesi ve değerlere dayalı çok taraflı yapının zayıflamasıyla birlikte ülkeler artık yeniden düşünmeleri gerektiğini giderek daha fazla anlıyorlar.  Şu ana kadar stratejiler, ‘Çin’in kuralları ve kurumlarıyla küresel düzenine daha iyi davranan bir ülkeye dönüşmesini bekleme ve ekonomik ya da askeri baskı aracılığıyla yol üzerindeki hareketliliğini durdurmaya çalışmak’ başlıklarına odaklanıyor. ABD şu an iletişim devi Huawei’ye karşı daha sert uygulamalardan resmi Çin medyasından yabancı ajan olarak bahsetmeye ve üst düzey Çinli yetkililere yönelik yaptırımlara varıncaya kadar adımlarına hız veriyor.
Bloomberg tarafından yayınlanan bir raporda, birçok ülkeden yetkililerin Çin ile mücadele etmenin tek yolunun ABD ile ya da onsuz bir şekilde daha iyi bir imaj altında bir araya gelmek olduğunu aktardığı belirtildi. Raporda özellikle başta Çin’e olan ekonomik bağımlılıklarıyla ve eylemleriyle ilgili stratejik kaygıları arasında denge kurmaya çalışan Avustralya, Kanada, Hindistan ve İngiltere olmak üzere bazı ülkelerin bunu yeni yollarla yapmaya başladıklarına dikkat çekildi.
ABD, yakın zamanda ilişkilerini onarmaya çalışmaya başladı. Bu çerçevede Trump idaresinden üst düzey bir yetkili ve Çin’deki üst düzey iki Batılı diplomat, diplomatların Asya ve diğer bölgelerdeki müttefiklerini seferber etmeye çalıştıklarını aktardılar. Açık çağrıların bir kısmı ise Çin’e ekonomik bağımlılığı azaltmak ve aynı zamanda ileri teknoloji ve sanayileşme konularında yerel yatırımı artırmak üzerine yoğunlaştı. Bloomberg, bu durumun kolay olmayacağını belirtirken ABD’li bir yetkili de Trump’ın çevresindeki bazı isimlerin, Sovyetler Birliği’nde yaşananlarla benzer, diğer ülkelerin desteklemeyeceği şekilde Komünist Parti’nin çöküşüne neden olmak istediklerini kaydetti. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile yapılan son toplantıda AB Komisyonu Başkan Yardımcısı, Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, ABD’nin sadece Çin’e odaklanan özel bir diyalog düzenlemesini önermişti. Ancak Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a yakın bir yetkili, Avrupa’nın kendi gündemi ve önerileri olması dolayısıyla AB’nin Washington ve Pekin arasında arabulucu olmaması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.
‘Hao Capital’ adlı şirketi kuran eski diplomatlardan Charles Liu duruma dair şu değerlendirmelerde bulundu:
“Çin’in küresel sanayileşmedeki rolü ve Batı müttefiklerinin kazanılmış çıkarları, Trump’ın ikna edici bir şekilde dünyanın ikinci büyük ekonomisinden tamamen kopma çağrısında bulunmasını zorlaştırıyor.”
Çin Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Çin Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü’nden kıdemli araştırmacı Chen Şishun da açıklamasında “ABD, Çin’in yükselişine zihinsel olarak hazırlanmadı. Bu nedenle Çin için sorun oluşturmanın ve yükselişini sınırlandırmanın yollarını arıyor” dedi.



Çin'in Tayvan mesajı, ABD'nin tutumunu nasıl etkileyecek?

Şi ve Trump'ın görüşmesinde birçok konu ele alınsa da beklenen somut sonuçlar gelmedi (AP)
Şi ve Trump'ın görüşmesinde birçok konu ele alınsa da beklenen somut sonuçlar gelmedi (AP)
TT

Çin'in Tayvan mesajı, ABD'nin tutumunu nasıl etkileyecek?

Şi ve Trump'ın görüşmesinde birçok konu ele alınsa da beklenen somut sonuçlar gelmedi (AP)
Şi ve Trump'ın görüşmesinde birçok konu ele alınsa da beklenen somut sonuçlar gelmedi (AP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve ABD Başkanı Donald Trump'ın görüşmesinin ardından Tayvan, Washington'dan silah tedariki talebini gündemde tutmayı sürdürüyor.

Şi'nin üç günlük ABD ziyareti dün sonlandı. Çin liderini özel törenle Beyaz Saray'da ağırlayan Trump, "Ülkelerimiz için daha iyi bir gelecek inşa etmek üzere birlikte çalışmayı sürdüreceğiz" dedi.

Şi de görüşmenin, "stratejik istikrar temelli Çin-ABD ilişkilerine yeni bir boyut kazandırdığını ve ikili ilişkiler için yeni bir stratejik yol haritası sunduğunu" söyledi.

Tayvan meselesi de görüşmenin önemli başlıklarından biri oldu. Şi, ABD'nin Tayvan'a silah satışlarının Çin'in kırmızı çizgisi olduğunu tekrar vurgulayarak Washington'ın konuyu "ihtiyatla ele almasını umduğunu" belirtti. Ayrıca Tayvan'a yönelik tutumun "ikili stratejik işbirliği ve Çin-ABD ilişkilerinin geliştirilmesi için sağlam bir temel" oluşturması gerektiğini ifade etti.

Perşembe günü iki liderin kapalı kapılar ardında yaptığı görüşme sonrasında Çin Dışişleri Bakanlığı'ndan yayımlanan açıklamada, Şi'nin Washington'dan "Tayvan'ın bağımsızlığına karşı çıkmasını" istediği de bildirildi.

Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Kriz Grubu'ndan William Yang, Çin liderinin artık Washington'ın Tayvan meselesini ele alış biçimini ABD-Çin ilişkilerinin temel unsurlarından biri olarak konumlandırdığına dikkat çekiyor.

Şi'nin Tayvan meselesini bu şekilde ele almasının, Washington'ın gelecekte Taipei'yle ilişkilerini karmaşıklaştırabileceğini ifade ediyor.

Diğer yandan Tayvan Dışişleri Bakan Yardımcısı Francois Wu, Tayvan'a askeri teçhizat ve silah satışının sürdürülmesinin ABD'nin çıkarına olacağını savundu.

Washington'ın Taipei'ye "kendini savunmaya yetecek kadar askeri kapasite sağlamasını" isteyen bakan yardımcısı, ülkesinin yarı iletken endüstrisindeki başarılarının da ABD'nin çıkarlarıyla örtüştüğünü ifade etti.

Trump yönetimi henüz Şi'nin Tayvan'la ilgili açıklamalarına yanıt vermedi. Ancak Cumhuriyetçi lider, mayısta Şi'yle yaptığı görüşmenin ardından Tayvan'a 14 milyar dolarlık silah paketinin onayını ertelemişti.

Singapur merkezli haber kanalı CNA'ya konuşan Amerikan Girişim Enstitüsü'nden Zack Cooper, Trump'ın silah paketini onaylamak için 2027'ye kadar bekleyebileceğini savunuyor. Analist, ABD Başkanı'nın paketi bölerek farklı dönemlere yayabileceği tahminini de paylaşıyor.

Pekin, "tek Çin" politikası kapsamında Tayvan'ı kendi toprağı olarak görüyor. Son yıllarda askeri baskıyı artıran Çin, adanın anakarayla yeniden birleşmesi için gerekirse güç kullanabileceğini vurguluyor.

Taipei yönetimiyse Çin tehdidine karşı ABD'nin askeri ve siyasi desteğine güveniyor. ABD'de 1979'da yürürlüğe konan Tayvan İlişkileri Yasası kapsamında Washington, olası bir Çin saldırısına karşı Tayvan'a kendini koruyacak askeri teçhizatı sağlamak zorunda.

Independent Türkçe, Reuters, Japan Times, Global Times, Focus Taiwan, China Daily


Netanyahu, Mısır ve BAE'nin Hamas uyarılarını neden dikkate almadı?

İsrail'in Ekim 2023'ten beri Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 73 binden fazla kişi öldürülürken, sivil altyapının yüzde 90'ı yıkıldı (Reuters)
İsrail'in Ekim 2023'ten beri Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 73 binden fazla kişi öldürülürken, sivil altyapının yüzde 90'ı yıkıldı (Reuters)
TT

Netanyahu, Mısır ve BAE'nin Hamas uyarılarını neden dikkate almadı?

İsrail'in Ekim 2023'ten beri Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 73 binden fazla kişi öldürülürken, sivil altyapının yüzde 90'ı yıkıldı (Reuters)
İsrail'in Ekim 2023'ten beri Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 73 binden fazla kişi öldürülürken, sivil altyapının yüzde 90'ı yıkıldı (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze'de Hamas'ın üst düzey isimlerine yönelik askeri operasyonların Suudi Arabistan'la normalleşme görüşmelerini tehlikeye atabileceği gerekçesiyle bunlara karşı çıkmış.

Haaretz'in 8 Eylül'deki haberinde, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan'ın 23 Eylül 2023'te Netanyahu'yu arayarak Hamas'ın bir operasyon planladığı hakkında uyarıda bulunduğu öne sürülmüştü.  

İsrail Başbakanlık Ofisi ise iddiaları reddetmiş, gazeteye dava açılacağı duyurulmuştu.

New York Times'ın dün (25 Eylül) yayımladığı haberde ise Haaretz'in haberindeki bazı iddiaları destekleyen yeni bilgiler aktarıldı.

NYT'nin haberine göre Netanyahu, bu uyarıyı aldıktan sonra Suudi Arabistan'la ABD arabuluculuğunda yürütülen normalleşme görüşmelerinin tehlikeye girebileceği endişesiyle Gazze'de Hamas'a yönelik hava saldırılarına izin vermek istememiş.

İsrail liderinin bunu, 1 Ekim 2023'te düzenlediği güvenlik toplantısında dile getirdiği aktarılıyor. Ancak NYT'nin incelediği toplantı kayıtlarına göre Netanyahu, BAE tarafından yapılan uyarıyı güvenlik yetkilileriyle paylaşmamış.

Bunun yerine Gazze'deki üst düzey Hamas yetkililerine yönelik askeri operasyon düzenlenmesini öngören planlara karşı çıkarak bölgede tansiyonun artırılmamasını istemiş.

Riyad ve Tel Aviv, Hamas'ın 7 Ekim 2023'teki Aksa Tufanı saldırısı öncesinde tarafların normalleşme anlaşmasına yakın olduğuna dair açıklamalar yapmıştı. Ancak Gazze savaşının patlak vermesiyle süreç askıya alınmıştı.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla NYT'ye konuşan kaynaklar, BAE liderinin Netanyahu'yu arayarak paylaşılan istihbaratın eline geçip geçmediğinden emin olmak istediğini öne sürüyor. Kaynaklara göre Netanyahu, BAE lideriyle görüşmesinde mesajı aldığını ve konuyla ilgilendiğini söylemiş.

Diğer yandan Amerikan dergisi The Atlantic'in dünkü (25 Eylül) haberinde, dönemin Mısır İstihbarat Başkanı Abbas Kamil'in 26 Eylül 2023'te İsrailli yetkililere Hamas'ın saldırı düzenleyebileceğine dair uyarıda bulunduğu ileri sürüldü.  

Adının gizli tutulması kaydıyla konuşan İsrailli bir yetkiliye göre Kamil, "Eğer tutumunuzu değiştirmezseniz Gazze meselesi elinizde patlayacak" mesajını iletmiş.

İsrail'deki Ben Gurion Havalimanı'nda yapılan görüşmede Kamil'in, muhtemel bir çatışmayı önlemek için İsrail'den Gazze'ye yönelik politikasını değiştirmesini, Hamas'a ekonomik baskıyı hafifletmesini istediği aktarılıyor.

Aksa Tufanı sırasında İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı olarak görev yapan Tzachi Hanegbi ise The Atlantic'e açıklamasında, Kamil'in İsrail'e böyle bir ziyarette bulunmadığını ve Mısır'dan herhangi bir uyarı almadıklarını savundu.

Independent Türkçe, Times of Israel, Haaretz, New York Times, Atlantic


Trump'ın basın kısıtlamasının ardından Clinton: "Bunu istediğim pek çok an olmuştu"

Genç bir çalışanla yaşadığı ilişki nedeniyle başkanlığı karmaşaya sürüklenen Bill Clinton, tıpkı ABD Başkanı Donald Trump'ın yakın zamanda yaptığı gibi basının Beyaz Saray'a girişini zaman zaman yasaklamak istediğini ancak bundan kaçındığını itiraf etti (AFP)
Genç bir çalışanla yaşadığı ilişki nedeniyle başkanlığı karmaşaya sürüklenen Bill Clinton, tıpkı ABD Başkanı Donald Trump'ın yakın zamanda yaptığı gibi basının Beyaz Saray'a girişini zaman zaman yasaklamak istediğini ancak bundan kaçındığını itiraf etti (AFP)
TT

Trump'ın basın kısıtlamasının ardından Clinton: "Bunu istediğim pek çok an olmuştu"

Genç bir çalışanla yaşadığı ilişki nedeniyle başkanlığı karmaşaya sürüklenen Bill Clinton, tıpkı ABD Başkanı Donald Trump'ın yakın zamanda yaptığı gibi basının Beyaz Saray'a girişini zaman zaman yasaklamak istediğini ancak bundan kaçındığını itiraf etti (AFP)
Genç bir çalışanla yaşadığı ilişki nedeniyle başkanlığı karmaşaya sürüklenen Bill Clinton, tıpkı ABD Başkanı Donald Trump'ın yakın zamanda yaptığı gibi basının Beyaz Saray'a girişini zaman zaman yasaklamak istediğini ancak bundan kaçındığını itiraf etti (AFP)

Rachel Dobkin 

Genç bir çalışanla yaşadığı ilişki nedeniyle başkanlığı karmaşaya sürüklenen Bill Clinton, tıpkı ABD Başkanı Donald Trump'ın yakın zamanda yaptığı gibi basının Beyaz Saray'a girişini zaman zaman yasaklamak istediğini ancak bundan kaçındığını itiraf etti.

Eski ABD Başkanı önceki günlerde düzenlenen Clinton Küresel Girişimi zirvesinde gülüşmeler eşliğinde, "Beyaz Saray basın mensuplarını yasaklamak istediğim pek çok an oldu" dedi.

Boşuna bir anayasamız yok. Zira hepimizin tepesi atabilir.

Clinton muhtemelen Monica Lewinsky'yle ilişkisinden bahsediyordu. 1990'ların sonunda Washington'ı sarsan bu ilişki, olayı örtbas ettiği iddialarının ardından dönemin ABD Başkanı Clinton'ın Aralık 1998'de azledilmesine yol açmıştı. Clinton daha sonra ABD Senatosu tarafından aklanmıştı.

Demokrat siyasetçinin bu sözleri, Trump'ın olumsuz haberler yaptıkları gerekçesiyle CNN, MS NOW ve Politico'yu Beyaz Saray'dan men etmesinin ardından geldi.

Başkan geçen cuma günü (18 Eylül) Truth Social'da, "Medya kuruluşlarının Birleşik Devletler Başkanı, Trump yönetimi veya Amerika Birleşik Devletleri hakkında haber yaparken sürekli KURGU ve YALANLAR yazamaması ve yayımlayamaması lazım" ifadelerini kullanmıştı.

Lewinsky, kendisinden neredeyse 30 yaş büyük ve Hillary Clinton'la evli olan Clinton'la ilişki yaşamaya başladığında, Beyaz Saray'da çalışan 22 yaşında bir stajyerdi.

Lewinsky, Call Her Daddy podcast'inin sunucusu Alex Cooper'a Şubat 2025'te verdiği röportajda, başkanla yaşadığı gizli ilişki hakkındaki haberlerin çıktığı anı anlatmıştı.

Lewinsky, "Kapıyı açtığımı (o zamanlar gazeteler eve teslim ediliyordu ve Washington'da da her zaman [Washington] Post ve New York Times gibi birkaç gazete gelirdi) sayfanın üst kısmında adımı gördüğümü hatırlıyorum… Koridora baktığımda herkesin kapısının önünde de aynı gazetenin durduğunu gördüm" demişti.

Şoke ediciydi, korkutucuydu ve gerçekten bunu nasıl anlamlandıracağımı bilmiyordum ve o anda gerçekten de bildiğim hayatım sona ermişti.

Trump da medyanın haber yaptığı skandallardan nasibini aldı. Bunlar arasında iki azil soruşturması ve bir porno yıldızına yapılan sus payı ödemesiyle ilgili dava da dahil birkaç cezai kovuşturma var.

Yönetimi de göçmenlere uyguladığı geniş çaplı ve sert baskıların yanı sıra benzin fiyatlarının fırlamasına yol açan İran savaşı nedeniyle eleştiriliyor.

Seks skandalının doruk noktasındayken Clinton'ın yaptığının aksine Trump basının merceği altına girdiğinde, "yalan haber medyası" diye nitelediği bazı yayın kuruluşlarının, günlük faaliyetlerini haberleştirmesini yasaklamaya karar verdi.

CNN, MS NOW ve Politico, bu yasağın ABD Anayasası'nın Birinci Değişikliği'nce korunan haklarını ihlal ettiğini öne sürerek Beyaz Saray'a yeniden erişim hakkı kazanmak için dava açmıştı.

ABD Bölge Yargıcı Timothy Kelly, perşembe sabahı erken saatlerde verdiği kararda, Trump yönetiminin sözkonusu medya kuruluşlarının basın kartlarını geçici olarak geri vermesine hükmetmişti.

Ancak yayın kuruluşlarının erişimi zaman zaman yine engellendiğinden, gazetecilerin perşembe günü Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in devlet yemeği için Beyaz Saray'a varışını kaçırdığı bildirilmişti.

Şi'nin gelişini haber yapmasına izin verilmediğini söyleyen MS NOW Beyaz Saray muhabiri Laura Barrón-López, kanalın sunucusu Symone Sanders Townsend'e şöyle demişti:

Asıl soru şu: Bu durum devam mı edecek? Bu günlük etkinliklere katılım izni alamayacak mıyız?

Independent Türkçe, independent.co.uk/news