Filistin’de ön cepheden canlı yayın yapan mobil basın

Filistinli gazeteciler birçok zorluk ve tehlike ile karşı karşıya kalıyor. (Getty)
Filistinli gazeteciler birçok zorluk ve tehlike ile karşı karşıya kalıyor. (Getty)
TT

Filistin’de ön cepheden canlı yayın yapan mobil basın

Filistinli gazeteciler birçok zorluk ve tehlike ile karşı karşıya kalıyor. (Getty)
Filistinli gazeteciler birçok zorluk ve tehlike ile karşı karşıya kalıyor. (Getty)

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus kentinin doğusunda yaşayan gazeteci Hasan Eslayeh, iş hayatında gece ve gündüz arasındaki farkı bilmiyor. İsrail'in saldırıları veya ulusal eğlence ve toplumsal faaliyetler gibi çeşitli etkinlik yerlerine gitmeye 24 saat boyunca hazır olan Hasan, cep telefonunu aracılığıyla gittiği bölgelerden ses kaydediyor, fotoğraf ve videolar çekerek bunları düzenliyor. Ayrıca telefonundan yazdığı haberleri çalıştığı medya kurumlarına göndererek daha sonra haberlerini aktif olduğu Telegram, Instagram ve Facebook gibi çeşitli sosyal medya platformlarında, kendisini acil haberlerin "ilk kaynağı" olarak gören on binlerce takipçisiyle paylaşıyor. 
Hasan Eslayeh Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda yaşadığı deneyimle ilgili şu ifadeleri kullandı:
“Cep telefonu çalışmamı çok daha kolay hale getirdi. Yaklaşık 6 yıl önce gazeteciliğim için tek bir araç olarak kullanmaya başladım. 2014’te Gazze'deki son savaşı, 2018'de başlayan geri dönüş yürüyüşlerini, şehitlerin cenazelerini, mahkumların faaliyetlerini, çeşitli toplumsal faaliyetleri ve Gazze Şeridi boyunca koronavirüs krizinin etkilerini telefonumla kaydediyorum.”
Eslayeh, geniş bir gazeteci ve vatandaş kitlesinin telefonuyla çalışmasının önemini kavradığını ve ona sahada çalışmak için iyi bir alan sağladığını belirterek cep telefonuyla onlar için hazırladığı hikayeleri ve klipleri gördükten sonra mutluluklarını dile getirdiklerini ifade etti.
30’lu yaşlarındaki gazeteci Hasan Eslayeh, çalışması boyunca bazıları sosyal medya platformlarında milyonlarca etkileşime ulaşan ve birçok uluslararası medya kuruluşu tarafından paylaşılan binlerce fotoğraf ve video yayınladı. Bu sayede birçok uluslararası haber ajansının önünde tecrübesinden bahsetme fırsatı bularak akıllı telefonun bir gazetecilik aracı olarak kullanılmasının gerekli olduğunu, "mobil gazetecinin" ağır ekipmana ihtiyaç duymadığını ve malzemelerinin gönderilmesi için uzun süre beklemek zorunda olmadığını ifade etti. Aynı zamanda bu araçlar olmadan daha rahat hareket edileceğine dikkat çeken Eslayeh, en büyük sıkıntısının her bölgede bir internet ağı olmamasından kaynaklandığını ifade etti. Ayrıca, Filistin hakkındaki içeriklerle mücadele eden elektronik uygulamalara sahip şirketler tarafından hesaplarının sürekli kapatıldığına dikkat çekti.
Gazeteci Eslayeh’in telefonla olan ilişkisi bölgedeki tek örnek değil. Filistin'de, büyük miktarda para ve çaba gerektiren çeşitli geleneksel basın araçlarına alternatif olarak cep telefonunu hikayeler ve filmler hazırlamak için sahada kullanan birçok gazeteci var. Filistin gerçekliği ve mobil basın arasındaki ilişkiyi ele alan bazı araştırma çalışmalarına göre gazetecilerin daha fazla telefon kullandığı zamanlar İsrail krizleri ve ihlalleri sırasında gerçekleşiyor.
Bu araştırmalar arasında, 2016 yılında Gazze İslam Üniversitesi'nden Said Rıdvan tarafından “Filistinli Gençlerin Kriz Zamanlarında Mobil Gazeteciliğe Bağımlılığı” başlıklı yüksek lisans tezi yer alıyor. Rıdvan’ın söz konusu çalışmasına göre kriz zamanlarında Filistinli gençlerin mobil gazeteciliği kullanma oranı yüzde 79,4. Gençler mobil gazetecilerden aldıkları haberlere basındakilere göre yaklaşık yüzde 72 daha fazla güveniyor. Çalışma, sosyal medya platformlarının gençlerin bilgiye erişmek için kullandıkları en önemli araç olduğunu ve ikinci sırada “mobil tarayıcılar” ve ardından haber uygulamaları, ses ve video platformlarının geldiğini kaydetti.
Gazze'nin içinden yazılı ve görsel insan hikayeleri hazırlamada uzmanlaşmış bir gazeteci olan Hani Ebu Rızk, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, güzel fotoğraf çekebilme yeteneğini farkettiğini ve geleceği için tartışmasız çok yararı olduğunu bildiği için cep telefonunu birkaç yıl önce iş başında kullanmaya başladığını söyledi. Birden fazla eğitim kursuna katılan Hani, telefonunu basında kullanmak için gerekli becerileri sağlama konusunda uzmanlaştığını, tüm meslektaşlarını telefonlarını sahada kullanmaya teşvik ettiğini ve onları bazı temel beceriler kazandıran rehberlere yönlendirdiğini belirtti.
Mobil ve geleneksel gazetecilik etrafındaki tartışmalara dikkat çeken Ebu Rızk açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Günümüzde akıllı telefonlar, televizyon kanalları tarafından kullanılan yayın cihazlarının sağladıklarını aşabilecek yüksek kalitede video yayınlayabiliyor. Bir gazetecinin sahip olduğu telefonun kalitesi çalışmalarında onu kullanma tutkusunu gösteriyor. Daha fazla özellik ve kalite söz konusu olduğunda performans da güçlü, hızlı ve etkili olacaktır. Geleneksel kameraları destekleyen tüm araçlar artık daha küçük boyutta ve daha düşük bir fiyatla akıllı telefonlarda mevcut.”
Gazetecilerin yeteneklerini geliştirmekle ilgilenen birçok Filistinli kurum, son beş yılda mobil gazetecilik alanında özel kurslar düzenledi ve telefonlarını ve bazı destek araçlarını kullanarak birçok film ve hikaye üreten yüzlerce gazeteci, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde iki şubesi olan Filistinli Kadınlar Vakfı da dahil olmak üzere onlardan yararlandı. Filistinli Kadınlar Vakfı, Media Club programı ve Avrupa tarafından finanse edilen bazı projeler aracılığıyla kadın ve erkek gazetecilerin yeteneklerini geliştirmek için çalışıyor. Vakfın Gazze’deki Koordinatörü Mine Hadar yaptığı açıklamada, "Mobil gazeteciliğe odaklanmamız, yeni küresel medyaya ayak uydurma ve gelişmelere katılma çerçevesinde geliyor. Filistin basınında çalışanların sayısını artırmak ve işlerini kolaylaştırmak için çalışıyoruz” dedi.
Batı Şeria’nın kuzey ve güney bölgelerinde ‘Canlı Yayın Gazetecisi’ olarak adlandırılan Mu’tasım Sekaf el-Hayt, neredeyse her gün Facebook sayfasında takipçileri için canlı yayın yapıyor. Yayın süresince İsrail'in vatandaşlara yönelik saldırılarını ve tüm protestoları aktaran Hayt, cep telefonuyla olan deneyiminin, yaşam tarzını tamamen değiştirdiğini ve birçok yerel ve Arap medya ve televizyonu ile çalışmak için önünün açıldığını ifade etti. Hayt “herkesin ondan işini "mobil" yapmasını istediğini, çünkü tüm mesajları ve görüntüleri iletmek için yeterli olduğunu çok iyi bildiklerini” söyledi.
Yakın gelecekte akıllı telefonların geleneksel kamera ve stüdyo araçlarının yerini tamamen alabileceğini düşünen Hayt, “200 dolar ile bir gazeteci artık profesyonel ve entegre bir şekilde işini tamamlamasını sağlayan bir akıllı telefona sahip olabilir” dedi.
Serbest gazeteci Emel Berikeh ise, kısa süre önce sadece mobil cihaz kullanarak bir dizi film ve görsel hikaye üretmeye başladı. Bu sayede toplumsal konulara ve çeşitli zorlu öykülere değindi ve bunları çeşitli yollarla yayınladı. En sonuncusu Temmuz 2019'da Gazze'deki Kadın İşleri Merkezi tarafından düzenlenen "Kadınlar Mobil Film Festivali" olmak üzere mobil filmlere özel bir dizi festivale katıldı. 15 filmin gösterildiği Festival’de filmlerin tamamı birkaç gün boyunca yoğun eğitim gören kadın gazeteciler tarafından akıllı telefonlarla çekildi.
Arap Araştırma ve Çalışmalar Merkezi’nin web sitesinde yayınlanan bir makalede Dr. Şerif el-Laban, akıllı telefonların entegre bir medya aracına dönüştüğünü, özellikle "akıllı telefonların sürekli olarak yeni teknolojilerin ve uygulamaların geliştirilmesi sayesinde mobil gazeteciliğin bir büyüme aşamasında olduğunu kaydetti. Çağdaş ve modern çağdaki konumu sayesinde akıllı telefonların kademeli olarak medya çalışması alanına girdiğini belirten Laban “yıllar önce acil mesajlaşma hizmetleriyle başlayıp gelişen mobil haber endüstrisi için tam bir kurum haline geldiğini” ifade etti.



Suriye ordusu: Halep kırsalında SDG’nin konuşlanma noktalarına silahlı grupların ulaştığını tespit ettik

Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
TT

Suriye ordusu: Halep kırsalında SDG’nin konuşlanma noktalarına silahlı grupların ulaştığını tespit ettik

Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)

Suriye ordusuna bağlı Operasyonlar Heyeti, bugün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, Halep’in doğu kırsalında Meskene ve Deyr Hafir yakınlarında, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) konuşlanma noktalarına ilave silahlı grupların takviye edildiğini tespit ettiklerini duyurdu.

Suriye Arap Haber Ajansı SANA’ya konuşan Operasyonlar Heyeti, “Sahadaki durumu doğrudan ve anlık biçimde inceliyor ve değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandı. Açıklamada, SDG’nin silahlı gruplar sevk etmesinin gerilimi tırmandığını belirtilerek, bu grupların gerçekleştireceği herhangi bir askerî hareketin “sert bir karşılıkla” yanıtlanacağı uyarısında bulunuldu.


Hadramut’un kanaat önderleri: Suudi Arabistan’ın tutumu tarihidir ve yeni bir istikrar döneminin temelini atmaktadır

Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
TT

Hadramut’un kanaat önderleri: Suudi Arabistan’ın tutumu tarihidir ve yeni bir istikrar döneminin temelini atmaktadır

Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)

Hadramut’un ileri gelenleri ve kanaat önderleri, Suudi Arabistan’ın vilayetin yanında duruşunun son derece hassas bir aşamada belirleyici bir güven unsuru oluşturduğunu ve Hadramut’un güvenliği ile istikrarını tehdit eden tehlikeli senaryoların önüne geçilmesine katkı sağladığını vurguladı.

Şarku’l Avsat gazetesine konuşan Hadramut’un ileri gelenleri, Suudi rolünün yalnızca mevcut krizin geçici yönetimiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda yeni bir istikrar ve kalkınma safhasının zeminini oluşturduğunu ifade etti. Bu değerlendirmeler, güneydeki siyasi tabloyu yeniden düzenlemesi beklenen “Güney-Güney Diyaloğu” konferansına yönelik beklentilerin arttığı bir dönemde yapıldı.

Aynı kaynaklar, Hadramut’un “kritik bir eşikte” bulunduğunu belirterek, vilayetin çıkarlarını, tarihsel ağırlığını ve siyasal etkisini yansıtacak tek bir ses ve ortak bir vizyon etrafında birleşilmesi gerektiğine dikkat çekti. Bu yaklaşımın, önümüzdeki her türlü siyasi süreçte Hadramut’un etkin temsilini güvence altına alacağı kaydedildi.

“Tarihe altın harflerle geçecek bir tutum”

Hadramut Ulusal Konseyi Genel Sekreteri Şeyh İsam el-Kesiri, Suudi Arabistan’ın Hadramut’a yönelik son tutumunu “tarihe altın harflerle yazılacak bir duruş” olarak nitelendirdi. Kesiri, 3 Aralık (Aralık) olayları sırasında Suudi liderliğinin sergilediği kararlılığın Hadramut’un çöküşünü engellediğini ve vilayetin diğer bölgelerin yeniden kazanılmasındaki rolüne dikkat çekti.

sgthy
Şeyh İsam el-Kesiri (Şarku’l Avsat)

Kesiri, Hadramut’un krizi geride bıraktığını ancak artık ilerleme ve kalkınmanın hatlarını çizen yeni bir yola girdiğini ifade ederek, Yemen siyasi liderliğinin çağrısı ve Suudi Arabistan’ın desteğiyle başlatılan diyalog sürecinin “güvenli ve istikrarlı bir geleceğin göstergesi” olduğunu belirtti. Kesiri “Krallık’taki kardeşlerimizin son dönemdeki kardeşçe duruşunun sonuçlarını, Hadramut’un güvenli geleceğinde açıkça göreceğiz” dedi.

Nehd kabilelerinin önde gelen ismi ve Hadramut Ulusal Konseyi bünyesindeki Bilgeler Heyeti Başkanı Hakem Abdullah en-Nehdi ise Suudi Arabistan’ı Hadramut için “Allah’tan sonra ilk dayanak” olarak tanımladı. İki taraf arasındaki ilişkinin coğrafi, inançsal, toplumsal ve kabilesel bağların doğal bir uzantısı olduğunu vurguladı.

fgthy
Nehd kabilelerinin referans ismi Hakem Abdullah en-Nehdi (Şarku’l Avsat)

En-Nehdi, Suudi Arabistan’ın Hadramut’taki çabalarının sahada somut biçimde hissedildiğini; gerek mali destek gerekse son kriz sırasında sergilenen kararlı tutumla bunun açıkça görüldüğünü söyledi. En-Nehdi, “Krallığın desteği olmasaydı, denizde boğulan biri gibi olurduk” ifadesini kullandı.

Suudi liderliğin Kral Selman bin Abdülaziz, Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman  sunduğu desteğin Hadramut halkının hafızasında kalıcı olacağını belirten en-Nehdi, “Hadramut, Krallık için doğal bir stratejik derinliktir; onun güvenliği Suudi Arabistan’ın güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır” dedi. En-Nehdi, Hadramut’un geleceğine dair iyimser olduğunu dile getirerek, vilayet halkını kalkınma, dayanışma, ayrışmanın reddi ve yolsuzlukla mücadele çağrısında bulundu.

“Beklentilerin ötesinde bir duruş”

Hadramut Kabileleri Referans Konseyi Başkanlık Üyesi Şeyh Sultan et-Temimi de Suudi tutumunun “beklentilerin üzerinde” olduğunu ve kan ile tarih bağlarının derinliğini yansıttığını söyledi. Temimi, “Güney Diyaloğu”nu yalnızca Hadramut için değil, Yemen’in tamamı için “kurtuluş simidi” olarak tanımladı.

sdfe
Şeyh Sultan et-Temimi (Şarku’l Avsat)

Yemen’in bugün mutlaka değerlendirilmesi gereken tarihi bir fırsatla karşı karşıya olduğunu belirten Temimi, bu fırsatın yolunun diyalogdan geçtiğini vurguladı. “Bu diyaloğun başarılı olacağına inanıyoruz; çünkü hamisi Suudi Arabistan’dır. Krallığın kriz çözümünde zengin ve başarılı bir sicili bulunmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.


Muhammed Mehdi Şemseddin: İran, dünyadaki Şiiler için ne siyasi ne de dini bir referanstır

İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
TT

Muhammed Mehdi Şemseddin: İran, dünyadaki Şiiler için ne siyasi ne de dini bir referanstır

İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)

Şarku’l Avsat Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi’nin merhum başkanı Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin ile 1997 yılında “Hizbullah çevresine yakın” isimler arasında yapılan uzun bir söyleşinin ikinci bölümünü yayımlıyor. Metin, Şiilerin yaşadıkları ülkelere entegre olmalarının gerekliliğini ve İran’a tabi bir projenin parçası olmamaları gerektiğini ele alması bakımından büyük önem taşıyor.

Söyleşi metninin, Şemseddin’in oğlu İbrahim Muhammed Mehdi Şemseddin tarafından “Lübnanlı ve Arap Şiiler: Ötekiyle İlişki ve Öz-Kimlik” başlıklı bir kitapta yayımlanması planlanıyor. Metin, Şii din adamının vefatının 25’inci yıldönümü dolayısıyla yayımlanıyor (10 Ocak Cumartesi).

“İnin inlerinize, bütün dünyayla savaşın”

Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, yozlaşmış rejimler ve İslami hareketler hakkındaki bir soruya şu yanıtı veriyor:

“Bu şekilde düşünen kişi ve gruplara acıyorum. Resulullah’ın (sav) ve İslam’ın münafıkları dahi kuşattığını düşündüğümde şunu söylüyorum: Münafıklar, benim fıkhıma göre inanç bakımından Müslümandır. Sadece İslam’ın siyasi projesini benimsememişlerdir. Buna rağmen Müslüman muamelesi görmüş, Müslümanlarla yaşamış, evlenmiş ve mezarlıklarına defnedilmişlerdir. Kur’an’da onlara namaz kılınmasının yasaklanması yalnızca Peygamber’e yöneliktir. Toplum içinde kabul görmüş bir durum varken, bugün bazı yönleriyle tereddütlü birini neden kabul etmeyeyim? İçsel saflığı şart koşmak, bazı Şiilerin düşüncesindeki büyük bir hatadır. Toplumsal çalışmada esas olan bir proje vardır ve ona hizmet eden herkes bu yapının parçasıdır. Eğer devletlerle sürekli bir ‘beraat ve velayet’ anlayışıyla hareket ederseniz, geriye kimse kalmaz. Bu, Şiilere ‘inlerinize çekilin, bütün dünyayla savaşın’ demektir ve bu, katliamlara yol açar. Ben bunu doğru bulmuyorum.”

xcvfgthy
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin (Getty)

Şemseddin, ümmet içinde genel bir “müsamaha ve uzlaşma” çağrısı yaptığını belirterek, bunun kan kaybını durdurmanın ve toplumu inşa etmenin tek yolu olduğunu söylüyor. Cehaletin özel alanlarda mazur görülebileceğini, ancak kamusal meselelerde kabul edilemeyeceğini vurguluyor:

“Bir ümmetin kanını döküp sonra ‘bilmiyordum’ demek kabul edilemez. Cahil olan evinde otursun, kamusal alanda çalışmasın.”

“İran Şiilerin Vatikan’ı değildir”

Şemseddin’e, Arap dünyasındaki Şiilerin İran’dan koparılmak istenip istenmediği sorulduğunda şu yanıtı veriyor:

“İran, İslam ümmeti içindeki büyük bir Şii toplumudur; ama Şiilerin tamamı İran değildir ve İran da Şiilerin tamamı değildir. Şah döneminde de İran’ın Şiilerin hamisi olduğu iddia ediliyordu. Devrimden sonra da benzer iddialar sürdü. Oysa İran, ne siyasi ne de dini olarak Şiilerin genel referansıdır. Ben yalnızca Arap Şiilerden değil; Türkiye, Azerbaycan, Hint alt kıtası, Endonezya ve başka yerlerdeki Şiilerden de söz ediyorum. Hepsi kendi ülkelerine, halklarına ve devletlerine aittir. İran, onlar için ne siyasi ne de dini bir mercidir.”

cfgthy
14 Haziran 2025’te Tahran’da düzenlenen bir tören sırasında İran ve “Hizbullah” bayrakları (AP)

Şemseddin, İran’ın “Şiilerin Vatikan’ı” olduğu görüşünü reddederek, dini merciiyetin coğrafyayla sınırlanamayacağını vurguluyor.

“Birileri Ayetullah Hamaney’i taklit edebilir; başkaları ise değildir. Kimse buna zorlanamaz. İran’ın Şiilerin kaderini belirlediği iddiasını reddediyorum.”

İran’ın bir devlet olarak bölgesel ve uluslararası çıkarları olduğunu belirten Şemseddin, bu çıkarların Şiilerin kaderiyle özdeşleştirilemeyeceğini savunuyor.

“İran, Şiileri kendine tabi kılacak bir merkez değildir. Bu, Şiilerin yararına da değildir.”

“Şiilere özel bir siyasi proje olamaz”

Şemseddin, Şiilerin kendi ülkelerinde özel bir siyasi proje geliştirmesine kesin olarak karşı çıkıyor:

“Şiilere özgü bir proje ne vardır ne de olmalıdır. Böyle bir proje, Şiiler için felaket olur. Lübnan’da da bu tür özel projeleri açıkça mücadele ederek reddediyorum.”

gt
Merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Beyrut’ta Şii ve Sünni dini ve siyasi liderlerle birlikte (Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi Başkanı Arşivi)

Aynı yaklaşımın bölgesel düzey için de geçerli olduğunu vurgulayan Şemseddin, Şiilerin ümmetin genel projesine entegre olmaları gerektiğini söylüyor.

“İslam’da ‘Şii meselesi’ diye bir şey yoktur; İslam meselesi vardır.”

Şemseddin, bazı siyasi yapıların Şiileri kendi çıkarları uğruna feda ettiğini savunarak şu soruyu soruyor:

“Şiilerin Kuveyt Emiri’ni öldürmekte ne menfaati var? Neden bazı rejimlere karşı komplo kurulsun? Bu, Şiilerin çıkarına değil; başkalarının çıkarınadır ve haramdır.”

“Amaç dünyayı ateşe vermek değil, sakinleştirmektir”

Şemseddin, “şehadet” söyleminin araçsallaştırılmasına da sert eleştiriler yöneltiyor:

“İslam’ın amacı şehit üretmek değildir. Amaç, dünyayı sakinleştirmek ve insanları korumaktır.”

asdfrtx
Şeyh Şemseddin’in 1997 yılında “Hizbullah” destekçilerine söylediği sözler arasında, parti lideri Hasan Nasrallah’ın “Biz şehadet için cihat etmiyoruz” ifadesine atıfla, “Bizi hakkıyla anmalı ve ‘Bu, şeyhin görüşüdür ve biz de bu görüşe bağlıyız’ demeliydi” değerlendirmesi de yer aldı. (AFP)

Söyleşinin sonunda Şemseddin, İran’la ilişkisine dair tutumunu net biçimde özetliyor:

“İran, ne dini ne de siyasi mercimdir. Buna rağmen, Lübnan’ın ulusal çıkarlarıyla çelişmediği sürece ve genel İslami dayanışma çerçevesinde İran’ı savunmak görevimdir.”

İbrahim Şemseddin… Neden şimdi?

Şeyh Şemseddin’in oğlu İbrahim Şemseddin, söz konusu metin/belgeyi yayımlamaya hazırlanırken kaleme aldığı önsözde, aradan geçen bunca yılın ardından bu söyleşinin içeriğini neden kamuoyuyla paylaştığını açıkladı. Ön sözde şu ifadelere yer verdi:

“Bu metni, babam merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin’in vefatının 25’inci yılı dolayısıyla yayımlamayı tercih ettim; onu onurlandırmak, düşüncesini yaşatmak, derin ve bilinçli basiretini, insanları koruyan, vatanı ve devleti herkes için muhafaza eden doğru görüşü dile getirmedeki cesaretini ve direncini hatırlatmak için. O, ulusal siyasi toplumun birliğini en yüksek öncelik olarak görmüş; herhangi bir özel kimliğin —hiçbir grubun özel konumunun— bu birliğin önüne geçmemesi gerektiğini savunmuştur. Buna Lübnanlı Müslüman Şiiler de dahildir; aynı şekilde Arap ülkelerindeki Müslüman Şiiler de. Zira onlar, genel ulusal topluluğun, genel Arap topluluğunun ve aynı zamanda genel İslami topluluğun ayrılmaz bir parçasıdır.”

sdfrt
Şeyh Şemseddin’in 1997 yılında “Hizbullah” destekçilerine söylediği sözler arasında, parti lideri Hasan Nasrallah’ın “Biz şehadet için cihat etmiyoruz” ifadesine atıfla, “Bizi hakkıyla anmalı ve ‘Bu, şeyhin görüşüdür ve biz de bu görüşe bağlıyız’ demeliydi” değerlendirmesi de yer aldı. (AFP)

Söz konusu metin, kayıt bantlarında muhafaza edilen ve 18 Mart 1997 Salı gecesi dört saati aşkın süren bir diyalog oturumunun özetini oluşturuyor. Bu oturum, şeyh-imam ile Lübnan’daki “İslami hareket” kadrolarından geniş bir grup arasında gerçekleşti. Bu kadrolar, 1980’lerin ortalarında İran’ın doğrudan ve istikrarlı himayesi altında Lübnanlı Müslüman Şiiler içinde ortaya çıkan parti merkezli yapıya oldukça yakın isimlerden oluşuyordu.

İbrahim Şemseddin, bu metni —daha önce hiç yayımlanmamış olmasına özellikle dikkat çekerek— merhum şeyhin vefat yıldönümünde yayımlamayı seçmesinin başlıca nedeninin, metnin o dönemde son derece tartışmalı ve hassas meseleleri ele alması olduğunu belirtti. Bu meseleler özellikle Lübnanlı Şiilerin kendi Lübnanlı yurttaşlarıyla ilişkileri, Lübnan ulusal çerçevesi içindeki konumları, Arap ve İslami çevreleriyle ilişkileri ve özellikle İran İslam Cumhuriyeti ile olan bağlarıyla ilgiliydi.

Şemseddin, bu tercihinin bir diğer gerekçesini ise şöyle açıkladı:
“O gün tartışılan sorunlar, bugün de aynı yakıcılık, aciliyet ve hatta gerilimle gündemdedir. Bölge ve dünyadaki jeopolitik değişimlerle birlikte bu meseleler güçlü biçimde etkileşime girmekte ve sürekli olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla bu metin, geçmişe ait eski bir belge değil; aksine, sıcak ve dikkatle beklenen bir bugüne hitap eden canlı ve güncel bir metindir.”