Rusya, İsrail’in Şam’ı bombalamasını görmezden geldi

Suriye hava savunma sistemleri İsrail’in hava saldırılarına karşı faaliyete geçti (AFP)
Suriye hava savunma sistemleri İsrail’in hava saldırılarına karşı faaliyete geçti (AFP)
TT

Rusya, İsrail’in Şam’ı bombalamasını görmezden geldi

Suriye hava savunma sistemleri İsrail’in hava saldırılarına karşı faaliyete geçti (AFP)
Suriye hava savunma sistemleri İsrail’in hava saldırılarına karşı faaliyete geçti (AFP)

Rusya, İsrail’in önceki gün Suriye’nin başkenti Şam’a düzenlediği ve İran yanlısı 5 milisin öldüğü hava saldırılarını görmezden geldi.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), İsrail’in Pazartesi gecesi Şam’ın güneyini hedef aldığı hava saldırılarında İran yanlısı 5 milisin öldüğünü bildirdi.
Gözlemevi’ne göre, İsrail, başkent Şam’ın güneyinde bulunan rejim ve İran yanlısı gruplara ait noktaları 6 füze ile hedef aldı.
Söz konusu saldırılarda İran yanlısı gruplardan Suriyeli olmayan 5 milis ölürken, 4’ü de yaralandı.
SOHR, yaralıların hava savunma güçlerinden olduğunu ve 2’sinin ağır yaralandığını belirtti.
Esed rejiminin resmi haber ajansı SANA ise söz konusu saldırıda 7 askerin yaralandığını bildirdi.
SANA’nın askeri kaynaklara dayandırarak verdiği haberde, İsrail’e ait savaş uçaklarının işgal altındaki Golan Tepeleri üzerinden Şam’ın güneyine doğru füzeler fırlattığı ve hava savunma sistemleri tarafından çoğunun düşürüldüğü bilgisi yer aldı.
Gözlemevi Koordinatörü Rami Abdurrahman, Şam’ın güneyinde konuşlanan İran yanlısı milisler ile rejim güçlerine ait mevzilere en az 6 roketin isabet ettiğini ve Suriye hava savunma sisteminin hiçbirini engelleyemediğini söyledi.

İsrail’in tutumu
İsrail ise hava saldırılarıyla ilgili suçlamaları reddetmediği gibi saldırıları üstlendiğine dair herhangi bir açıklama da yapmadı. Ancak İsrail Pazartesi günü işgal altındaki Golan Tepeleri’nin hava sahasını kapatma kararı aldı ve sivil uçakların geçişini engelledi. İsrail aynı şekilde Akka ve Ras Nakura sahillerini de kapattı. İsrail ordusu bu uygulamaların askeri tatbikat gerekçesiyle yapıldığını iddia etse de İsrailli askeri yetkililer, gazetecilerin ‘bu adımlar İran’ın doğrudan veya Hizbullah üzerinden misillemede bulunma ihtimaline karşı mı atıldı?’ sorusunu yalanlamadı. İsrail makamlarının bu gibi saldırılar sonrası “yorum yapmaması” kamuoyunda saldırıları üstlendiği şeklinde değerlendiriliyor.
İsrail suçlamalar karşısında sessizliğini koruyor. Fakat Tel Aviv’deki kaynakların aktardığına göre, İran Hava Polisi’ne bağlı İran Fars Air Qeshm Havayolu Şirketi'ne ait Boeing 747 tipi (EP-FAB) kargo uçağının Pazar sabah saat 07.00’da Şam Uluslararası Havalimanı’na iniş yaptığını öğleden sonra saat 14.00’te ayrılarak Tahran’a döndüğünü belirtti. Kaynaklar, kargo uçağının Şam’daki havalimanına askeri mühimmat boşalttığını ileri sürdü. Aynı kaynakların ifadelerine göre, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Savunma Bakanı Benny Gantz ve askeri yetkililer, ‘İran’ın Suriye ve Lübnan’a silah transfer etmeyi sürdürmesine ve nükleer silah ile Hizbullah’ın elindeki füzeleri geliştirmesine izin vermeyeceklerini’ vurguladılar.
İsrail ordu yetkilileri, askeri tatbikatın bu sabah (Çarşamba) biteceğini duyurmasına rağmen Golan hava sahasını bu ayın sonuna kadar kapalı tutma kararı aldı. Karar 5 bin feet’in üzerine çıkan tüm sivil uçakları kapsıyor. İsrail ayrıca vatandaşların bu bölgedeki sahilleri kullanmasını yasakladı.
Öte yandan İsrailli yetkililer, son günlerde İran’ın doğrudan veya dolaylı bir şekilde misillemede bulunma ihtimaline işaret ediyorlar.
Haaretz gazetesinde yazan Amos Harel’in aktardığına göre, söz konusu yetkililer, artan hava saldırılarından dolayı İran’ın küçümsendiği duygusuna kapıldığını ve çıkarlarını savunabileceğini göstermek için misilleme hareketine kalkışmasını ihtimal dahilinde görülüyorlar. Harel, bu bağlamda ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Kenneth McKenzie’nin Washington Post gazetesine verdiği demece dikkat çekti. McKenzie, söz konusu demecinde, ‘İran’ın bölgede yeni bir kriz çıkarmak için İsrail’e karşı misilleme yapabileceğini’ belirtti. McKenzie, “İran, Natanz Nükleer Tesisi'ne yönelik son saldırılardan İsrail’i suçluyor. Tecrübem, onların (İran) karşılık vereceğini söylüyor” ifadesini kullandı.

Rusya’nın sessizliği
Moskova, İsrail’in Suriye topraklarına düzenlediği hava saldırılarına karşı yorum yapmaktan kaçındı. Rus hükümetine bağlı medya, Rusya Savunma Bakanlığı’nın ‘Suriye hava savunma sistemlerinin İsrail saldırılarını püskürtmesi’yle ilgili açıklamasını aktarmakla yetindi.
Rusya olaya karşı tepkisiz kalırken, Rus analistler, İsrail saldırılarının ‘Tahran-Şam arasında imzalanan son askeri anlaşmaları test etmeyi amaçladığı’ değerlendirmesinde bulundu. Moskova, bu anlaşma karşısında da herhangi bir yorum yapmaktan kaçınmıştı. Gözlemciler Moskova’nın, Suriye ve İran arasındaki askeri bağları güçlendiren bu anlaşmadan rahatsız olduğuna işaret etmişlerdi. İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarının, Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ile İsrailli mevkidaşı Benny Gantz arasında gerçekleşen telefon görüşmesinden sadece iki gün sonra gelmesi dikkat çekici. Rusya Savunma Bakanlığı’nın açıklamasında, tarafların ‘iki ülke arasındaki askeri işbirliğinin güçlendirilmesine ve genel olarak Orta Doğu'daki durumu’ ele aldığını bildirildi.
Açıklamaya göre iki bakan Rusya ile İsrail arasında askeri alandaki ortaklığın sürdürülmesi için ortak çaba gösterilmesinde mutabık kaldı.
Rusya, son iki yılda İsrail’in Suriye’ye dönük yüzlerce saldırısını görmezden geldi veya bazı dönemlerde ‘bu saldırıların sürmesi halinde sahadaki karmaşıklığı artmasına ve ülkedeki siyasi sürecin başlamasını baltalamasına neden olacağı’ şeklindeki ifadelerle yetindi.
Rus uzmanlar ise Moskova’nın, Suriye ordusuna ait altyapıyı hedef almaması şartıyla Tel Aviv’in Tahran destekli güçlerin mevzilerini vurmasına göz yumduğunu ve iki taraf arasında da bu konuda ‘dolaylı bir anlaşma’ bulunduğunu belirtiyorlar.
Rus kaynakların aktardığına göre, Moskova, daha önce Rus güçlerin terk ettiği bölgelere İranlı güçlerin konuşlanmasına rejim tarafından yeşil ışık yakılmasından rahatsızlık duyuyor. Bu bölgelerin başında Suriye’nin güneyi geliyor. Yaklaşık iki yıl önce Ürdün-Rusya-İsrail arasında yapılan anlaşmada İranlı güçlerin güney sınırından 80 kilometre uzaklaşmasına kararı çıkmıştı. Ancak Rusya’nın elindeki son veriler Şam’ın İranlı güçlere yeniden bu bölgeye konuşlanmasına izin verdiğini gösteriyor. Rusya’nın ayrıca İranlı güçlerin Şam Uluslararası Havalimanı çevresinde konuşlanmasından rahatsız olduğu belirtiliyor. Moskova daha önce bu bölgenin İsrail uçaklarının hedefi olmaması için rejimden İranlı güçleri bu bölgeden uzaklaştırmasını talep etmişti.
Diğer taraftan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile İranlı mevkidaşı Muhammed Cevad Zarif arasında dün Moskova’da bir görüşme gerçekleşti.
Görüşmede İran’ın nükleer dosyası ve Suriye’deki gelişmelerin ele alındığı belirtildi. Rusya Dışişleri Bakanlığı görüşme öncesi yaptığı açıklamada, iki tarafın Rusya, Türkiye ve İran liderlerinin geçtiğimiz haftalarda düzenledikleri sanal toplantıda alınan kararların uygulamadaki kararlılığı vurgulandı. İran Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre, Zarif, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin Rus mevkidaşı Vladimir Putin’e yazdığı mektubu Lavrov’a teslim etti.



Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
TT

Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)

Geçtiğimiz salı akşamı, Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünün açıklanmasıyla birlikte, uzun soluklu bir siyasi sürecin de sonuna gelindi. Yıllar boyunca uluslararası alanda ‘rejimin kabul edilebilir yüzü’ ve babasının iktidarının muhtemel varisi olarak görülen Seyfülislam Kaddafi, 2011 sonrası dönemde ise uluslararası düzeyde aranan bir sanığa dönüştü. Daha sonra başkanlığa aday olarak ortaya çıkan Kaddafi, gölgelerden çıkarak yeniden Libya’daki siyasi kutuplaşmanın merkezine yerleşti.

Peki Seyfülislam Kaddafi kimdi ve siyasi kariyeri boyunca hangi rolleri üstlendi?

‘Geçiş projesi’ olmaya çalışan rejimin oğlu

Seyfülislam Kaddafi, 25 Haziran 1972’de doğdu ve babasının onlarca yıl yönettiği Libya’da büyüdü. 1990’lı yıllarda Trablus’ta mimarlık eğitimi alan Kaddafi, daha sonra Batı ağırlıklı bir eğitim yolunu izleyerek Avusturya’da işletme eğitimi gördü. Akademik kariyerini ise 2008 yılında Londra Ekonomi Okulu’ndan (LSE) aldığı doktora derecesiyle tamamladı. Bu eğitim süreci, ona aynı anda hem ‘teknokrat’ hem de ‘elit’ bir imaj kazandırdı.

dferg
Libya lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam, 23 Ağustos 2011 tarihinde başkent Trablus'ta destekçilerini selamlıyor. (Reuters)

Ancak eğitim, siyasetten bağımsız bir unsur olmadı. Çeşitli anlatımlara göre Seyfülislam Kaddafi, bu süreçte Batılı çevreler ve etkili isimlerle geniş bir ilişki ağı kurdu; babasının rejimine temkinli yaklaşan başkentlerle Libya arasında bir köprü olarak kendini konumlandırmasında bu bağlantılar belirleyici rol oynadı.

‘Uluslararası bir figür’ olarak yükselişi ve uzlaşma dosyaları

2000’li yılların başından itibaren, herhangi bir resmî ve sürekli devlet görevi üstlenmemesine rağmen, Seyfülislam Kaddafi’nin adı hassas dosyalarda öne çıkmaya başladı. Dış uzlaşma süreçlerinde ve arabuluculuk girişimlerinde rol oynadı; adı, tartışmalı dönüm noktalarıyla birlikte anıldı. Bunlar arasında Lockerbie davası kapsamında yürütülen tazminat düzenlemeleri ile Batı’yla kademeli normalleşme sürecine ilişkin dosyalar yer aldı. Bu dönemde Seyfülislam, ekonomik ve siyasi modernleşmeden söz eden bir ‘reformcu’ figür olarak lanse edilirken, babasının kurduğu yönetim yapısıyla açık bir kopuş ilan etmedi.

Söz konusu yıllarda, uluslararası alandaki varlığını yönetmek üzere etrafında idari, mali ve medya alanlarında çalışan bir ekip oluşturuldu. Lüks bir yaşam tarzı ve geniş ilişki ağlarına işaret eden göstergeler dikkat çekti. Batılı bir gazetecilik anlatısı, Londra’daki ikameti süresince yürütülen yazışmalar, düzenlemeler ve halkla ilişkiler faaliyetlerini, 2011’de Muammer Kaddafi yönetimine karşı patlak veren ayaklanma öncesindeki ‘perde arkasına’ açılan nadir bir pencere olarak tanımladı.

Londra'da: Bağlantılar ve aracılar

İngiltere’de bulunduğu dönemde, özel hayat ile kamusal alan arasındaki sınırlar giderek iç içe geçti. Prestijli bir üniversitede eğitim, iş dünyasından çevrelerle ve siyasi figürlerle kurulan ilişkiler ile güvenlik ve gayriresmi temsil gereklilikleri çerçevesinde çeşitli kurum ve yapılarla temaslar bu sürecin parçaları oldu.

fevf
Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam Kaddafi, 25 Mayıs 2014 tarihinde Zintan şehrindeki bir hapishane içinden duruşmaya katılıyor. (Reuters)

Buna paralel olarak, belirli dosyalar etrafında halkla ilişkiler faaliyetleri yoğunlaştı. Bunların başında, İngiltere’de ve uluslararası alanda uzun süre tartışma konusu olan Lockerbie hükümlüsü Abdülbasit el-Megrahi’nin serbest bırakılmasına yönelik girişimler geldi. Batılı raporlara göre bu süreç, medya ve siyasi baskı faaliyetleriyle birlikte yürütüldü.

2011... Devrimle yüzleşme

Şubat 2011’de Libya’da başlayan protestolar ve ardından patlak veren savaşla birlikte, Seyfülislam Kaddafi’nin söylemi de değişti. ‘Reform’ vurgulu çizgiden açık bir meydan okuma diline geçen Kaddafi, rejimi savunan ve muhaliflerini tehdit eden açıklamalarla kamuoyunun karşısına çıktı. Bu tablo, birçok gözlemciye göre, onu sistem içinde ‘yumuşak bir alternatif’ olarak konumlandıran imajın sona erdiği kırılma noktası oldu. Bu gelişmelerin ortasında, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 27 Haziran 2011’de Seyfülislam Kaddafi hakkında insanlığa karşı suçlar kapsamında tutuklama kararı çıkardı.

sdf8o98
Seyfülislam Kaddafi, 19 Kasım 2011'de Libya'nın Zintan kentinde bir uçakta otururken (Reuters)

Trablus’un düşmesi ve Muammer Kaddafi’nin öldürülmesinin ardından, Kasım 2011’de Seyfülislam Kaddafi’nin yakalandığı açıklandı. Böylece, uzun süreli tutukluluk ve kamuoyundan uzak bir dönemle tanımlanan yeni bir sürece girildi.

Trablus’taki bir mahkeme, 2015 yılında, Seyfülislam Kaddafi’yi gıyabında kurşuna dizilerek idam cezasına çarptırdı. Yaklaşık 30 Kaddafi dönemi yetkilisiyle birlikte yargılandığı davada, babasının iktidarına karşı ayaklanma sırasında göstericilerin öldürülmesi de dahil olmak üzere savaş suçlarından hüküm giydi. Ancak söz konusu karar daha sonra iptal edildi.

Kayboluş ve ardından 'siyasi geri dönüş'

Seyfülislam Kaddafi’nin 2017 yılında bir af yasası kapsamında serbest bırakıldığı duyuruldu. Bu tarihten sonra kamuoyundaki görünürlüğü sınırlı kalan Kaddafi, 2021’de başkanlık seçimleri için adaylık başvurusunda bulunarak yeniden gündeme geldi. Gür sakalı ve geleneksel kıyafetleriyle verdiği görüntü, eski rejim yanlılarının toplumsal tabanının bir kesimiyle uzlaşma mesajı olarak yorumlanırken, yıllar süren bölünmenin ardından merkezi devlet fikrini yeniden canlandırma çabasına da işaret etti.

Ancak bu geri dönüş, hukuki ve siyasi engellere takıldı. Libya içindeki önceki yargılamalar ve verilen hükümler ile UCM’nin tutuklama kararının yürürlükte olması, Seyfülislam Kaddafi’nin adaylığını tartışmalı bir mesele haline getirdi.

Öldürülmesi

3 Şubat 2026’da Libya’nın resmi haber ajansı, Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünü duyurdu. Seyfülislam’ın siyasi ekibinin başkanı Abdullah Osman, Libya el-Ahrar televizyon kanalına yaptığı açıklamada, 53 yaşındaki Seyfülislam Kaddafi’nin evinde dört kişilik bir grup tarafından öldürüldüğünü söyledi. Osman, “Dört silahlı kişi Seyfülislam’ın ikametgâhına girdi, güvenlik kameralarını devre dışı bıraktıktan sonra kendisini öldürdü” ifadesini kullandı.


Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)
TT

Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)

Alman Silahlı Kuvvetleri, Ortadoğu'daki gerginliğin tırmanmasıyla birlikte "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'ta konuşlandırılan asker sayısını azaltacağını duyurdu.

Alman ordusunun operasyon komuta merkezi, artan bölgesel gerginlikleri gerekçe göstererek dün, görev için varlığı gerekli olmayan personelin geçici olarak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil'den çekileceğiniaçıkladı.

Askeri bir sözcü, yeniden konuşlandırılacak asker sayısını veya bölgede kalacak gücün büyüklüğünü belirtmekten kaçındı.

Şarku’l Avsat’ın Alman Der Spiegel dergisinden aktardığına göre bu adım, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında potansiyel bir askeri gerilimin artması riskine yanıt olarak atıldı.

Dergi, Washington ve Tahran arasındaki devam eden ve artan gerilimler nedeniyle bu adımın gerekli olduğunu belirten bir parlamento brifingine atıfta bulunarak, Almanya'nın Kuzey Irak'taki askeri varlığını önemli ölçüde azaltmayı planladığını bildirdi.

Ortak Operasyonlar Komutanlığı ise bu adımı ihtiyati bir önlem olarak nitelendirerek, kalan personelle temel görevlerini yerine getirmeye devam edeceğini vurguladı.

Kararın, sahadaki çok uluslu ortaklarla yakın bir koordinasyon içinde alındığını belirten yetkili, Alman askerlerinin güvenliğinin en büyük öncelik olduğunu vurguladı.

Almanya, DEAŞ'ın yeniden ortaya çıkmasını önlemek amacıyla Irak güçlerine eğitim de dahil olmak üzere Irak'ı desteklemek için uluslararası bir misyona katılıyor.

Misyon Erbil'e odaklanmış durumda, ancak Der Spiegel'in haberine göre son zamanlarda yaklaşık 300 Alman askeri ülke genelinde, çoğunlukla Ürdün'de konuşlandırıldı.


CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
TT

CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) yaptığı açıklamada, güçlerinin 27 Ocak ile 2 Şubat tarihleri ​​arasında Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu. X platformu üzerinden dün yayınlanan açıklamada CENTCOM, DEAŞ’ın iletişim merkezlerini ve silah depolarını tespit edip imha ettiğini belirtti.

CENTCOM Başkanı Brad Cooper, “Bu saldırılar, DEAŞ’ın Suriye'de yeniden güçlenmesini önleme kararlılığımızın altını çiziyor… ABD'nin, bölgenin ve tüm dünyanın güven içinde yaşayabilmesi için DEAŞ’ın kalıcı olarak yenilgiye uğratılmasını sağlamak üzere Küresel Koalisyon ile koordineli olarak çalışıyoruz” dedi.  

CENTCOM açıklamasında, askeri operasyonlarının son iki ayda 50'den fazla DEAŞ üyesinin öldürülmesi veya yakalanmasıyla sonuçlandığı vurgulandı.