Brian Hook Şarku’l Avsat’a konuştu: Tahran Körfez, Yemen ve Lübnan'da teröristleri destekliyor

Brian Hook
Brian Hook
TT

Brian Hook Şarku’l Avsat’a konuştu: Tahran Körfez, Yemen ve Lübnan'da teröristleri destekliyor

Brian Hook
Brian Hook

ABD'nin İran Özel Temsilcisi Brian Hook, Tahran’daki yetkililerin sadece bölge ülkeleri için değil, halkları için de bir tehdit oluşturduğunu düşünüyor. Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Tahran’ın Yemen, Körfez, Lübnan ve İsrail'de teröristleri ve isyancıları desteklediğini söyleyen Hook, 13 yıldır devam eden ve 18 Ekim'de sona erecek olan İran'a yönelik Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) silah ambargosunun uzatılmasıyla ilgili Körfez ve Avrupa ülkelerinin yer aldığı ziyaret turunun bir parçası olarak -BMGK’nın daimi bir üyesi olmayan- Tunus'la yıl başından bu yana görüşmeler yaptığını belirtti.
Hook, İran rejiminin komşu ülkelere sürekli olarak ağır silah tedarik ettiği, Yemen ve Körfez ülkelerinin yanı sıra bölgedeki ve dünyadaki birçok ülkede terörü ve silahlı milisleri desteklediği gerekçesiyle ABD'nin Tahran'a yönelik yaptırımlarını artırmayı amaçlayan görüşmelerinin içeriğinin ayrıntılarını açıkladı.
İşte röportajın tam metni:

*Sayın Brian Hook, BMGK’da İran'a yönelik silah ambargosu konusunda ne gibi bir adım atılması planlanıyor?
BMGK’da daimi üye olsun ya da olmasın, tüm üye ülkeler tarafından onaylanmasına çalıştığımız bir projemiz var. Bundan 13 yıl önce başlayan İran’a yönelik silah ambargosunun süresinin uzatılması önemli bir konu. Çünkü ambargo önümüzdeki 18 Ekim'de sona erecek. Ambargonun yenilenmemesi, hem bölge hem Körfez ülkelerinin yanı sıra tüm dünyadaki dostlarımız için daha fazla tehlike arz edecektir. Aynı zamanda İran'dan Yemen, Suriye, Irak ve Lübnan'a daha fazla silah tedariki ve Hizbullah, Hamas ve diğerlerine daha fazla silah temin edilmesi anlamına gelecektir. Bunu tamamen ve kategorik olarak reddediyoruz. Kalkınma çabalarını desteklemenin ve halkların koşullarını iyileştirmenin yanı sıra radikalizm, terör, yoksulluk, zulüm ve iyi bir hükümetin yokluğu gibi derin nedenleri ortadan kaldırmanın bölge halklarının ve ülkelerinin yararına olduğunu düşünüyoruz.

*ABD yönetimi, bu siyasi eğilimin desteklenmesi yönünde son olarak hangi adımları attılar?
İran’ın bölge ülkelerine yönelik tehditlerini ve neden uygulanan silah ambargosunun uzatılması gerektiğini açıklamak için Avrupa ülkeleri ve başta Arap (Basra) Körfezi çevresi olmak üzere Arap ülkelerini ziyaret edeceğim. Ambargonun yenilenmesinin güvenlik ve siyasi nedenlerine ilişkin daha fazla detay açıklayacağım. Bununla birlikte dünyanın dört bir yanındaki Amerikan büyükelçilerin BMGK’nın ambargo kararı yenilenene ve ekonomik yaptırımlar dahil olmak üzere diğer bir takım yaptırımlar da uygulanana kadar ABD’nin bu konudaki çabalarını açıklamak üzere neler yaptıklarını da takip ediyorum.

*ABD’nin özellikle Trump yönetimi sırasında uyguladığı bazı politikalarını eleştiren görüşler hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu eleştiriler arasında yaptırımlardan yetkililerin değil de halkın etkilenmesi nedeniyle ABD’nin rejimlere değil, halklara yaptırımlar uyguladığı suçlamaları da yer alıyor.
İranlı yetkililer de bu görüşü destekliyor, ancak gerçek başka. Geçtiğimiz Kasım ayından bu yana 41 yıldır süregelen yerel politikaları ve yüz milyarlarca doları kalkınma, ekonomi, sosyal ve eğitim reform programlarına ve insanların yaşam koşullarını iyileştirmeye harcamak yerine boş yere silahlanmaya ve savaşlara harcadıkları için İranlı yetkililere karşı düzenlenen protesto gösterilerine tanık olduk. İran’da başkent Tahran ve diğer vilayetlerden paylaşılan görüntülerde, binlerce protestocunun, yetkililer tarafından yere çizilen ABD bayrağı resmine basmak yerine yanından geçip gittikleri görüldü. Daha sonra, ABD ve dünya ile savaşmaktan, halkın parasını sağlık ve sosyal hizmetlerin yanı sıra milyonlarca yoksul ve işsiz gencin koşullarını iyileştirmek yerine savaşlara ve silahlara harcamaktan yorulduklarını açıkladılar. İran'ın içişlerine müdahale etmek istemiyoruz, ancak Irak'ta, Suriye'de, Yemen'de, Lübnan'da ve diğer komşu ülkelerinde daha fazla savaş ve gerilimi körüklemesine olanak sağlayacak silahlar tedarik etmesine de izin vermiyoruz.

*Tunus'u ilk kez ziyaret ettiniz. Bu ziyaretin kapsamı ve sonuçları neler?
ABD’nin İran Özel Temsilcisi olarak atandığımdan bu yana Tunus ve Kuzey Afrika ülkelerini ilk kez ziyaret ediyorum.  Bu ziyaret sırasında Cumhurbaşkanlığından ve Dışişleri Bakanlığından üst düzey yetkililere yaptığım görüşmelerden verim aldım. BMGK üyesi olan ABD ve Tunus arasındaki işbirliğinden söz ettik. Bu, BM’nin koronavirüs salgınıyla mücadelesinde Tunus'un rolünü aktifleştirme projesi de dahil olmak üzere, Tunus’un yanı sıra Arap ve Afrika ülkeleri ile süregelen bir işbirliği. Tunus aynı zamanda ABD'nin Suriye'ye insani yardımların ulaştırılmasını kolaylaştırmaya yönelik uluslararası projesini de destekledi.
Öğrenciliğimden beri Kartaca İmparatorluğu, Pön ve Roma dönemlerinde Kuzey Afrika başkentinin kiliselerindeki İncil tercümesi ve o zamanki kültürel, ekonomik ve politik rolü hakkında çok fazla okuma yaptım. Yeni bir hükümet kurmaya hazırlanan Tunus'u ve Kartaca’yı ziyaret etmekten çok mutluyum. Arap-İsrail çatışmasının yaşandığı, İran’ın bölge ülkelerine yönelik tehditleri, silah tedariki, şiddet ve terörü körükleyen milisleri desteklediği Ortadoğu'daki krizlere ve Libya'daki savaşa siyasi ve barışçıl çözümler de dahil olmak üzere ekonomik, askeri ve güvenlik işbirliğinin yanı sıra radikalizm ve terörizmle mücadeleyi destekleyeceğiz.

*Tunus'u Cumhuriyet Bayramı kutladığı ve yeni bir hükümet kurmaya hazırlandığı bir dönemde ziyaret ettiniz. Tunus'un BMGK üyesi olduğu göz önüne alındığında, ziyaretin hedefi yalnızca Tunuslu yetkileri, BM’nin İran'a yönelik silah ambargosunu uzatmaya ikna etmek miydi?
Elbette Tunus'un BM ve BMGK'daki rolünü takdir ediyoruz. Tunus’un dış politikası, her zaman ılımlı ve teröre, şiddete ve yabancı askeri müdahale politikalarına karşı olmuştur. Son 13 yıldır BMGK’nın beş daimi üyesi ve daimi olmayan diğer üyeleriyle, İran’ın Irak ve Suriye üzerinden Yemen ve Lübnan'daki silahlı milislere daha fazla silah göndermesini engellemek için ambargo uyguluyoruz. Tunus'un şuan İran silahlarının ve İran yanlısı silahlı milislerin tehdidi altında olmadığı bir gerçek. Ancak Tunus, tıpkı ABD ve BMGK’nın diğer daimi üyeleri gibi Körfez ve Levant bölgesindeki dost ülkelerin yanı sıra Lübnan ve Suriye'nin içişlerine yönelik müdahaleyi önleme politikalarını destekleyen bir ülkedir.
Tunus, ABD’nin güçlü bir ortağıdır. Yıllardır NATO'da ‘NATO dışı ana müttefik’ statüsüne sahip olan Tunus, üye olmadan NATO’nun tüm üyelerinin haklarından yararlanan bir ülke haline gelmiştir. Bu statü, güvenlik, askeri, siyasi ve ekonomik ortaklıkların geliştirilmesi de dahil olmak üzere Tunus’a yeni haklar veriyor. Tunus’a 2011 yılında hükümetin değişmesinden sonra verilen askeri ve güvenlik desteği bir milyar doları aştı. Bu miktarın neredeyse iki katı ekonomik destek verildi. ABD’nin şirketlerinden gelen heyetlerin ziyaretleri de dahil olmak üzere ticaret bakanlıkları ve devlet kurumlarının bir süredir Washington ve Tunus’ta devam eden ortak aktiviteleri sayesinde bu ekonomik desteğin daha da artması bekleniyor. Tunus ile Libya, Kuzey Afrika, Sahel bölgesi ve Sahra Altı ülkelerindeki terörle mücadele için ortak işbirliği ve koordinasyon programlarımız bulunuyor. Ayrıca Libya'da askeri gerginliğe ve silahlı çatışmaya geri dönülmemesinin yanı sıra barışçıl bir siyasi çözüm seçeneğini desteklemek konusunda fikir birliğimiz var.

*Tunus’la, Washington’ın Libya savaşına ilişkin son tutumunun ardından Libya’daki askeri ve yabancı müdahale dosyalarını tartıştınız mı?
Washington, Libya savaşına siyasi ve barışçıl bir çözüm getirilmesini destekliyor. Bazı ülkelerin, ister düzenli orduları, ister paralı milisler, ister diğer çatışma alanlarından getirilen silahlı çeteler şeklinde olsun, kendilerine bağlı yabancı güçlerle Libya'daki müdahalelerine açıkça karşıyız. Tunus ve Libya’nın komşusu diğer ülkelerin, Libya krizine siyasi çözüm çabalarını başarıya ulaştıran, savaşı ve yabancı güçlerin müdahalesini durduran, Libya topraklarında füze sistemlerinin yoğunlaşmasını önleyen ilk adımı atacaklarına inanıyoruz. Bu ülkeler, Libya'da ve yurtdışında ekonomik çıkarlara sahip olma hakkına sahiptir, ancak bunun yabancı müdahalelerin önlenmesi gerekiyor.

*ABD dış politikasının Müslüman Arap ülkelerinde ve Körfez'deki öncelikleri, özellikle Kasım ayında yapılması planlanan başkanlık seçimlerinden sonra değişir mi?
Donald Trump destekçileri ve Cumhuriyetçilerin güvenini kazandığımıza inanıyoruz. Seçimleri kazanacağız ve ardından ikinci bir döneme hazırlanacağız. İran'ın komşu ülkelere müdahalesinin reddedilmesi ve silah ambargosunun yenilenmesi de dahil olmak üzere dış politika ilkelerinin aynı kalacağına inanıyorum.



Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
TT

Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)

Japonya Dışişleri Bakanlığı, terörle mücadele tatbikatında teröristleri canlandırmak için kullanılan kıyafetlerin Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" ilişkin kalıp yargıları yansıttığı gerekçesiyle tepkilerin hedefi oldu.

Bakanlığın 10 Eylül'deki tatbikattan paylaştığı fotoğraflarda teröristleri canlandıran kişilerin, kendine özgü dokuma deseniyle bilinen geleneksel Arap kefiyesini andıran başörtüleri taktığı görüldü.

Fotoğraflardan birinde, teröristi canlandıran kişinin atkıyı andıran kumaşla başını örtmüş halde bir rehinenin başına torba geçirdiği görülüyordu. Görseller internette eleştirilere yol açtı. Bazı kullanıcılar, kıyafetin kefiyeye benzerliğinin gözden kaçırılmasının zor olduğunu söyleyerek bakanlığı Arapları veya Müslümanları terörizmle ilişkilendiren kalıp yargıları pekiştirmekle suçladı.

Tepkilerin ardından bakanlık fotoğrafları kaldırdı ve teröristleri canlandıran personelin giydiği kıyafetlerin belirli bir etnik grup, bölge veya din esas alınarak hazırlanmadığını belirten bir açıklama yaptı. Bakanlık ayrıca yanlış anlaşılmadan dolayı üzüntüsünü dile getirdi.

Bakanlık açıklamasında şöyle dedi:

Yurtdışına seyahat eden ve yurtdışında yaşayan Japon vatandaşlarına yönelik tehditler çeşitlenirken bu eğitimin öneminin giderek arttığının farkındayız ve kısa süre önce tatbikatı gerçekleştirdik.

Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi, cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuyu gündeme getirerek "Farklı görüşleri ciddiye aldık" dedi.

Motegi, "Tatbikat, Japon vatandaşlarının korunması açısından çok önemli" diye vurguladı ve ekledi:

Uygun zamanda gerekli bilgileri paylaşarak dikkatli açıklamalar yapmaya çalışacağız.

Bir güvenlik şirketine yaptırılan eğitim, Tokyo'daki bir devlet tesisinde düzenlenmişti.

Güvenlik şirketi, tatbikatların mümkün olduğunca uygulamaya dönük olacak şekilde tasarlandığını ve 7 Japon vatandaşının öldürüldüğü Temmuz 2016'daki Dakka terör saldırısından çıkarılan derslerden yararlanıldığını belirtti.

Bir sosyal medya kullanıcısı, "Terörist karaktere belirli bir bölgeyi çağrıştıran kıyafetler giydirmek ayrımcılığa yol açıyor" diyerek ekledi:

Özür dilenmesini ve paylaşımın silinmesini talep ediyorum.

Bir başka kullanıcı şöyle yazdı:

Dışişleri Bakanlığı ırkçılığı körükleyerek ne elde etmeye çalışıyor? Dışişleri Bakanlığı personelinin niteliği gerçekten bu kadar mı düştü?

Başka bir kullanıcıysa kıyafeti "bariz biçimde uygunsuz ve incitici" diye nitelendirerek fotoğrafların "önyargıları kemikleşmiş, yabancı düşmanı milliyetçi bir kliğin" izlerini taşıdığını söyledi.

Dışişleri Bakanlığı, Bangladeş'in başkenti Dakka'daki Holey Artisan kafeye 2016'da düzenlenen saldırıya atıfta bulundu. İslamcı militanların kafeyi 12 saat boyunca kuşattığı saldırıda, çoğunluğu yabancı 22 kişi öldürülmüştü. Kurbanların 7'si Japondu. Bu, Bangladeş'te İslamcı militanların düzenlediği en ölümcül saldırıydı.

Japonya'da terörle mücadele tatbikatları 2018'den bu yana düzenleniyor.

Independent Türkçe 


Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
TT

Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)

İsrail ordusu, dün Yahudilerin Yom Kippur (Kefaret Günü) etkinlikleriyle eş zamanlı olarak Batı Şeria’daki alarm seviyesini önemli ölçüde yükseltti. İsrail güçleri ayrıca Batı Şeria’daki köylerin girişlerine askeri kontrol noktaları kurdu.

Filistin tarafının tepkisine yol açan gelişmede, İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir dün Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi. Bu gelişme, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun işgal altındaki Kudüs’teki Burak Duvarı (Ağlama Duvarı) bölgesine girmesinin ertesi gününde yaşandı.

Sahada ise İsrail ordusu, Cenin yakınlarındaki bir köyde bir Filistinliyi öldürdü. Ayrıca Ramallah’ın kuzeybatısındaki bir yerleşime düzenlenen silahlı saldırıda bir İsrailli hayatını kaybetti.


Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
TT

Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, CNN, Politico ve MSNBC muhabirlerinin Beyaz Saray'a girişini engelleme kararını uygulamaya koymasının ardından, Amerikan medyasına yönelik yasağı genişletebileceği ve başka kuruluşların da Beyaz Saray'a girişini engelleyebileceği uyarısında bulundu. Üç medya kuruluşu ise Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi kapsamında sahip oldukları hakları savunmak için yargıya başvurabileceklerinin sinyalini verdi.

Trump'ın kararı, Beyaz Saray'a giriş için kullanılan basın akreditasyonlarının, başkanlık faaliyetlerini takip eden medya kuruluşlarını haberlerinin içeriği nedeniyle cezalandırmak amacıyla kullanılabileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Trump, başka medya kuruluşlarının da benzer bir uygulamayla karşı karşıya kalabileceğini söyledi. Yönetimini haksız biçimde haberleştirmekle suçladığı kuruluşlar arasında New York Times ve Washington Post'u da sayan Trump, bu iki gazete için henüz resmi bir yasak kararı açıklamadı.

vfghyju
ABD Başkanı Donald Trump, CNN, MSNBC ve Politico'yu “uydurma haberler ve yalanlar” yayımlamakla suçladı (AFP)

Trump daha önce Truth Social hesabından yaptığı açıklamada CNN, MSNBC ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişinin derhal yasaklandığını duyurmuş ve bu kuruluşları “yalan haber” yapmakla suçlamıştı. Kararın açıklanmasının ardından uygulamaya geçildi. Üç kuruluşun gazetecileri, akreditasyon kartlarının devre dışı bırakılmasının ardından cumartesi günü Beyaz Saray kompleksine alınmadı.

Trump, kararını belirli bir haberle ilişkilendirmedi. Bunun yerine uygulamanın yıllardır devam ettiğini söylediği “olumsuz ve adaletsiz” yayınların birikmesinin sonucu olduğunu belirtti.

Trump, cuma günü gazetecilere yaptığı açıklamada başka medya kuruluşlarının da aynı uygulamayla karşılaşabileceğini ima etti. Bu durum, Beyaz Saray'ın başkanın yayınlarını eleştirdiği medya kuruluşlarını hedef alan daha geniş kapsamlı bir politika izleyip izlemeyeceği konusunda medya çevrelerinde soru işaretlerine yol açtı.

Medya kuruluşları yargıya gitmeye hazırlanıyor

Üç medya kuruluşunun açıklamaları, anlaşmazlığın kısa süre içinde Beyaz Saray'ın kapılarından federal mahkemelere taşınabileceğine işaret etti.

CNN yaptığı açıklamada gazetecilerinin ve yayınlarının arkasında olduğunu belirterek ABD Anayasası'nın kendisine hükümet müdahalesi olmadan gazetecilik yapma hakkı tanıdığını vurguladı. Kuruluş, yasağın Anayasa tarafından korunan haklara yönelik hukuka aykırı bir saldırı olduğunu savundu.

ghyjukı
18 Eylül 2026'da Washington'da Beyaz Saray'ın Batı Kanadı'na yöneltilmiş bir televizyon kamerası (AFP)

Politico ise Beyaz Saray'ı izlemeyi sürdüreceğini ve Birinci Ek Madde kapsamındaki haklarını güçlü biçimde savunacağını açıkladı. MSNBC de gazetecilerini ve basın özgürlüğünü savunmak için gerekli adımları atacağını bildirdi.

Açılabilecek davalar, Trump yönetimini başkanın gazetecilerin Beyaz Saray'a erişimini düzenleme yetkisinin sınırları konusunda anayasal bir sınavla karşı karşıya bırakabilir. Davanın temel başlıklarından biri, erişime ilişkin idari kurallar koymakla bir medya kuruluşunu yayınlarının içeriği nedeniyle dışlamak arasındaki fark olacak.

Tartışmanın merkezinde hukukta “bakış açısına dayalı ayrımcılık” olarak bilinen ilke bulunuyor. Hükümetin Oval Ofis, başkanlık uçağı gibi kapasitesi sınırlı alanlara erişimi düzenleme yetkisi bulunuyor. Ancak hukuk uzmanları ve basın özgürlüğü kuruluşları, bir medya kuruluşunun hükümeti memnun etmeyen yayınları nedeniyle dışlanmasının Birinci Ek Madde açısından farklı bir hukuki sorun oluşturduğunu belirtiyor.

Beyaz Saray Muhabirleri Derneği (WHCA) de karara tepki göstererek Trump yönetiminden yasağı derhal kaldırmasını ve Beyaz Saray'a girişi engellenen gazetecilerin akreditasyonlarını yeniden vermesini istedi.

Dernek Başkanı Jackie Heinrich, yasağın uygulanmasının ardından yaptığı açıklamada üç medya kuruluşunun gazetecilerine erişim kısıtlaması getirilmesinin Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'ni ihlal ettiğini söyledi. Heinrich, bir medya kuruluşunun yayınlarının niteliği nedeniyle dışlanmasına imkân veren bir ölçütün ileride başka medya kuruluşlarına karşı da kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Heinrich, Amerikalıların özgür ve bağımsız bir basın aracılığıyla seçilmiş yetkilileri denetleme ve onlardan hesap sorma hakkına sahip olduğunu belirterek bunun hükümet yetkililerinin söz konusu yayınlardan memnun olup olmamasına bağlı olmaması gerektiğini ifade etti.

“Basın özgürlüğüne eşi görülmemiş saldırı”

Washington'daki önemli basın özgürlüğü kuruluşlarından National Press Club da Trump'ın kararına tepki göstererek başkandan uygulamayı derhal geri çekmesini istedi.

Kulübün Başkanı Mark Shuf Jr., yaptığı açıklamada bir medya kuruluşunun yönetimin yayınlarından memnun olmaması nedeniyle Beyaz Saray'a girişinin engellenmesinin, başkanlık makamını denetlemesine ve içeride yaşananları Amerikan kamuoyuna aktarmasına izin verilen sesleri kontrol etmeye yönelik açık bir girişim olduğunu söyledi.

gh
ABD Başkanı Donald Trump, 18 Eylül 2026'da Oval Ofis'te gazetecilerin sorularını yanıtlarken (EPA)

National Press Club, kararın uygulanmasının basın özgürlüğüne “eşi görülmemiş bir saldırı” anlamına geldiği uyarısında bulundu. Kulüp, Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'nin hükümetin, yayınlarından duyduğu memnuniyete göre hangi gazetecilerin görev yapabileceğine karar vermesine izin vermediğini vurguladı.

Kulüp ayrıca kararın diğer medya kuruluşları ve gazetecilere, haberlerinin tonunu yumuşatmaları veya Beyaz Saray'a erişimlerini kaybetme korkusuyla zor soruları sormadan önce iki kez düşünmeleri gerektiği yönünde bir mesaj verebileceği uyarısında bulundu.

Shuf, özgür ve bağımsız basının 250 yıldır ABD liderlerini denetlemede temel bir rol oynadığını belirtti. Beyaz Saray muhabirlerinin yürüttüğü denetimin yalnızca gazetecilere değil, Amerikan halkına da hükümet politikalarını daha iyi anlama imkânı sağladığını söyledi.

Shuf ayrıca kararlarından emin olan bir hükümetin bağımsız denetimden korkmaması gerektiğini ifade etti.

CNN'ye yönelik yasağın, başkanın seyahatlerinde dönüşümlü olarak kendisine eşlik eden televizyon kuruluşlarının oluşturduğu havuzu da etkileyebileceği belirtiliyor. Bu sistem, tüm gazetecilerin sığmadığı alanlarda başkanın faaliyetlerine ilişkin görüntü ve haberlerin diğer televizyon kanallarına ulaştırılmasını sağlıyor.

Bu nedenle Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında gerçekleştireceği görüşmelerin televizyonlardan nasıl izleneceğine ilişkin soru işaretleri de ortaya çıktı.

Daha önceki davalar

Medya kuruluşlarının olası davalarda başvurabileceği bazı hukuki emsaller bulunuyor. Trump'ın ilk başkanlık döneminde Beyaz Saray, CNN muhabiri Jim Acosta'nın başkanla yaşadığı tartışmanın ardından basın akreditasyonunu iptal etmişti. Ancak federal mahkeme, akreditasyonun yeniden verilmesine hükmetmişti.

Trump yönetimi ayrıca Associated Press ile başka bir hukuki mücadeleye girmişti. Yönetim, haber ajansının haberlerinde Meksika Körfezi yerine Amerika Körfezi adını kullanmayı kabul etmemesi üzerine AP gazetecilerinin Oval Ofis'e, başkanlık uçağına ve bazı etkinliklere erişimini kısıtlamıştı.

Söz konusu dava, yönetimin kapasitesi sınırlı alanlara hangi gazetecileri alacağını belirleme yetkisi ile bir medya kuruluşunu editoryal kararları nedeniyle cezalandırması arasındaki hukuki sınır tartışmasının bir parçası olmayı sürdürüyor.

Yeni karar, Trump ile medya kuruluşları arasındaki daha geniş kapsamlı mücadelenin de bir parçası. Başkan, New York Times, Wall Street Journal ve İngiliz BBC dahil olmak üzere bazı medya kuruluşlarına karşı hukuki girişimlerde bulundu.

Trump yönetimi, başkanın sıklıkla yanlış veya taraflı yayınlara maruz kaldığını savunuyor. Buna karşılık medya kuruluşları ve basın özgürlüğü örgütleri, hükümetin eleştirel yayınları cezalandırmak için sahip olduğu araçları kullanmasının, başkanın basını eleştirme veya dava etme hakkından farklı olduğunu belirtiyor.

Üç medya kuruluşunun da dava açmaya hazırlandığı ve yönetimle hukuki mücadeleye girmeye hazır oldukları yönündeki açıklamaları dikkat çekiyor.

Washington'daki medya çevrelerinde ise daha acil soru, Trump'ın başka kuruluşları da yasaklılar listesine ekleme tehdidini uygulayıp uygulamayacağı. Böyle bir adım atılması halinde tartışma, Beyaz Saray ile üç medya kuruluşu arasındaki anlaşmazlığın ötesine geçerek başkanın medya kuruluşlarına yönelik yayınlarından duyduğu memnuniyete göre başkanlık makamına basın erişimini kontrol edip edemeyeceğine ilişkin daha geniş bir anayasal mücadeleye dönüşebilir.