Polonya'da her yıl 500'e yakın kadın aile içi şiddet sonucu yaşamını yitiriyor

Polonya'da her yıl 500'e yakın kadın aile içi şiddet sonucu yaşamını yitiriyor
TT

Polonya'da her yıl 500'e yakın kadın aile içi şiddet sonucu yaşamını yitiriyor

Polonya'da her yıl 500'e yakın kadın aile içi şiddet sonucu yaşamını yitiriyor

Kadına yönelik şiddetin önlenmesini içeren İstanbul Sözleşmesi’nden çekileceğini duyuran Polonya’da her yıl 500’e yakın kadın aile içi şiddet nedeniyle yaşamını yitiriyor. Ülkede yılda 65 bin kadın şiddete uğrarken, komşu ülkeler Çekya’da kadınların yüzde 34’ü, Slovakya’da ise yüzde 36’sı fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddete maruz kalıyor.
Polonya hükümetinin kadına karşı şiddet ve aile içi şiddet konularında temel standartları ve devletlerin bu konudaki yükümlülüklerini belirleyen Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi olarak bilinen İstanbul Sözleşmesi'nden çekileceğini açıklamasının ardından gözler bir kez daha bu ülkedeki kadınların durumuna çevirdi. Açıklamanın ardından çeşitli kentlerde protesto gösterisi düzenleyen kadın örgütlerinden biri olan Kadın Hakları Merkezi'nden (Centrum Praw Kobiet) Joanna Gzyra-Iskandar, ülkede her yıl 500'e yakın kadının aile içi şiddet sonucu hayatını kaybettiğini belirtirken, Polonya'daki mağdurları koruma sisteminin delik deşik ve etkisiz olduğunu dile getiriyor. “Şiddet karşıtı İstanbul Sözleşmesi bizlere mağdurlara gerçek manada yardım sağlayabilmek ve failleri adil şekilde cezalandırmak için Polonya yasalarının hangi yönde evrilmesi gerektiğini gösteriyor” diyen Gzyra-Iskandar ülkesinin kadınları şiddetten koruyan, onlara temel güvenlik ve onur duygusu temin eden İstanbul Sözleşmesi'nden çekilecek olmasına karşı olduklarını söyledi.

Polonya'da kadınların yüzde 20'si tecavüz kurbanı
Helsinki İnsan Hakları Vakfı'ndan Zuzanna Warso ise devletin temin etmesi gereken yardımı alamamaları neticesiyle maruz kaldıkları şiddetten kendilerini korumak isterken katil olan 200'e yakın kadının da bugün cezaevlerinde bulunduğu Polonya'da kadınların pek çok alanda ayrımcılığa uğradığını ifade etti. Warso “Polonya yasaları kadın ve erkeğin eşitliğini garanti altına alıyor ancak pratikte kadınlar toplumsal yaşamın pek çok alanında ayrımcılığa uğruyor. İnsan haklarının alanlarından biri olan aile içi şiddet ve kadına yönelik şiddet konusunda Polonyalı kadınlar devlet tarafından gerekli desteği görememekte” şeklinde konuştu.
Ülkede kadına yönelik şiddetin kitleselliğine ilişkin en somut veriyi ise Polonya Emniyet Müdürlüğü'nün rakamları oluşturuyor. Buna göre 2019 yılında 65 bin 195 kadın aile içinde şiddete uğradıkları gerekçesiyle kolluk güçlerine başvururken, Eşitlik ve Özgürlük Vakfı STER ise Polonyalı kadınların yüzde 20'sinin tecavüz kurbanı olduğuna dikkat çekiyor.

Çekya'da kadınların yüzde 34'ü şiddete maruz kalıyor
Kadına yönelik fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddet Polonya'ya komşu Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde de yakıcı sorun olmaya devam ediyor. Yapılan araştırmalara göre Çekya'da kadınların yüzde 34'ünün cinsel, psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kaldıkları saptanırken, Slovakyalı kadınlarda ise bu oran yüzde 36'ya çıkıyor. 2 milyon 800 bin nüfusa sahip bir diğer komşu ülke Litvanya'da yılda 30 bin kadın şiddete maruz kaldıkları gerekçesiyle kolluk kuvvetlerine başvururken, Belarus'ta ise araştırmalar kadınların yüzde 77'sinin hayatlarında en az bir kez şiddete uğradıklarını ortaya koyuyor. Öte yandan her 6 Belaruslu kadından birinin cinsel şiddete maruz kaldığı, her evli 3 kadından birinin eşleri tarafından sistematik olarak şiddete maruz bırakıldığı da elde edilen diğer sonuçlar arasında bulunuyor.
Romanya'da 2018 yılında 18 bin kadın aile içi şiddet mağduru
Bir diğer Doğu Avrupa ülkesi Romanya'daki Ulusal Sağlık Değerlendirme ve Tanıtım Merkezi'nin polis kaynaklarından derlediği verilere göre, ülkede 2018 yılında 18 bin kadın, 2017 yılında ise 20 bin 531 aile içi şiddete maruz kaldı. Söz konusu aile içi şiddet vak'alarında saldırganların yüzde 92'sini mevcut ya da eski eş olmak kaydıyla erkekler oluştururken, mağdurların yüzde 76'sı kadınlardan, yüzde 4'ü de çocuklardan oluşmakta.

Fransa'da 3 günde bir kadın cinayeti
Fransa'da ortalama her 3 günde bir kadın cinayeti yaşanıyor. Kadın cinayetlerinin arttığı Fransa'da 2019 yılında 149 kadının eşi veya sevgilisi tarafından öldürüldüğü, 2020 yılında bugüne kadar 54 kadının öldürüldüğü öğrenildi.
Fransa'da 2019 yılında 149 sayısına ulaşırken, 2020 yılında cinayet sayısının düştüğü bildirildi. Kadın hakları derneklerinin verilerine göre, 2018 yılında 120 kadın cinayeti işlenirken bu sayı 2019 yılında 149'a yükseldi. Fransa'da 2019 yılı kadın cinayetlerini kara yılı olurken 2020 yılının Temmuz ayına kadar ise 54 kadın hayatını kaybetti.
Geçtiğimiz yıl hükümetin halkın tepkisine cevaben kadın cinayetlerine karşı birçok toplantı düzenlemesi, kadınlar için özel şiddet hattı açması ve polislerin kadına şiddet konusunda bilinçlendirilmesi gibi uygulamaları yürürlüğe koyduğu 2019 yılından sonra kadına şiddet olayları azalmış görünüyor.

Şiddet olaylarında sokağa çıkma yasağına ihlal izni
Korona virüs salgını nedeniyle sokağa çıkma yasağının uygulamasının henüz kadın cinayetleri üzerinde etkisi bilinmezken hanelerde şiddet olaylarının arttığı fark edilmişti. Agresif ve şiddet gösteren eş ve sevgilileri ile aynı evde kalan kadınlara devlet çağrıda bulunmuş ve herhangi bir şiddet olduğunda sokağa çıkma yasağını delerek karakola gelmelerine izin verilmişti.
Ortalama her 3 günde 1 kadın cinayeti yaşanan Fransa'da mağdurların yaşlarının 15 ile 92 arasında olduğu ve mağdur kadınların hemen hemen her sosyal kesimden geldiği öğrenildi. Cinayetlerden sonra katil olan eşlerin yüzde 32,8'inin intihar ettiği açıklanırken, kurbanların yüzde 49,1'inin daha önce şiddet gördüğüne yönelik herhangi bir makama başvuruda bulunmadığı öğrenildi.
Öte yandan, Fransa 2019 yılında kadın cinayetleri konusunda İspanya ve İtalya'yı geçmiş ve bu konuda Avrupa'da ilk sıralarda yer alan Almanya'ya yaklaşmıştı.

Almanya'da korkunç gerçek: her gün kadın cinayeti teşebbüsü
Almanya'da istatistiki bilgilere göre her gün bir erkek eşini öldürmeye teşebbüs ediyor. Her 3 günde bir kadın eşi-eski eşi veya erkek arkadaşı tarafından öldürülüyor. Her 4 kadından biri ise hayatında en az bir kez ev içi şiddete uğruyor.
Kadına yönelik şiddetin artırdığı Almanya'da Aile Bakanlığının açıkladığı verilere göre, 2018 yılında şiddete uğrayan 114 bin 393 kadının 324'ü eşi-eski eşi veya erkek arkadaşı tarafından öldürülmeye teşebbüs edilirken, 122'si ise öldürüldü. 2019 yılında partneri tarafından öldürülen kadın sayısı 135. Aynı yıl 15 çocuk aile içi şiddet kurbanı olarak hayatını kaybetti. 63 kadın ise ağır yaralı olarak ölüm tehlikesini atlattı.

Polise yardım isteyenlerin sayısında artış
Münih Teknik Üniversitesinde Profesörlük yapan Janina Steinert'in Mayıs ayında 18 ile 65 yaşları arasında 3 bin 800 kadın ile yaptığı araştırmanın sonuçlarına göre, kadınların yüzde 3.6'sı partnerleri tarafından tecavüze uğramış. Başkent Berlin'de evde yaşanan şiddet nedeniyle polisten yardım isteyenlerin sayısı bir önceki yıla göre yüzde 54 arttı. 2019 yılında 215 kişi polisten yardım isterken 2020 yılının Nisan ayında bu sayı 332'ye yükseldi. Fakat şikayette bulunanların sayısı artış göstermedi.
Mecklenburg-Vorpommern Eyalet hükümetinin verilerine göre ise, ev içi şiddet vakası bu yılın Nisan ayında bir önceki yıla göre iki kat artmış bulunuyor.
Uzmanlar Almanya'da bulunan 350 kadın sığınma evinin yeterli olmadığını bunların çoğunun dolu olduğunu açıklıyor.

Belçika'da 2020'nin ilk altı ayında 12 kadın cinayeti
Avrupa'nın küçük ülkelerinden Belçika'da kadın cinayetleri yılın ilk yarısında geçen yılın yarısına ulaştı. Kadın cinayetlerine karşı farkındalığı arttırmak amacıyla faaliyet gösteren STK'lar tarafından oluşturulan verilere göre, 2020 yılının ilk yarısında şimdiye kadar 12 kadın cinayete kurban gitti. Bu cinayetlerin altısı Flaman kesiminde, 5'i Valon bölgesinde 1'i de Başkent Brüksel'de kaydedildi. Belçika'da 2019 yılında 24 kadın cinayeti yaşanmıştı.
2020'nin ilk 6 ayında yaşanan kadın cinayetlerinde her yaş grubundan kadının mağdur olduğu gözlendi. Mağdurlardan en gencinin 21 yaşında olduğu Belçika'da 60, 77 ve 83 yaşında üç yaşlı kadının da kadın cinayetlerine kurban gittiği açıklandı. Yılın ilk kadın cinayeti mağduru ülkenin Flaman kesimindeki Beersel şehrinde 28 Ocak'ta evinde çıkan yangında hayatını kaybeden 39 yaşındaki bir kadın oldu. Savcılığın yaptığı araştırma sonucunda yangının bir aile dramı olarak kayıtlara geçtiği bildirildi. Bunlardan en yaşlısı olan 83 yaşındaki bir kadın yine 83 yaşında olan kocası tarafından av tüfeğiyle vurularak öldürüldü.
Ülkenin Valon kesiminde de kadın cinayetlerinin yaşandığı ülkede 22 yaşında bir kadın tecavüz edilmek istenirken aldığı bıçak darbeleri nedeniyle hayatını kaybetti. Başkent Brüksel'de yaşanan cinayette ise sevgilisi tarafından bıçaklanan 37 yaşındaki bir kadın hayatını kaybetti. Olay sonrası kadının çocuklarının polis tarafından aile büyüklerine teslim edildiği bildirildi.

2020'de 32 çocuk annesini kaybetti
Belçika'da yaşanan kadın cinayetlerinde 2020 yılının ilk 6 ayında 32 çocuk annesini kaybetti. Bu çocuklardan 4'ü cinayet sırasında hayatını kaybederken, 3'ü de bizzat anne karnında yaşama veda etti.
Belçika'da kadın ve cinayet kelimelerinden türetilen özel bir kelime olan ‘'Feminicide” kavramıyla tanımlanan kadın cinayetleri konusu karanlık bir alan olarak eleştirilere konu olmaya devam ediyor. Zira Belçika'da kadın cinayetleri özel bir cinayet türü olarak istatistiklerde yer almıyor. Ancak 2016 yılında kabul edilen İstanbul Sözleşmesi'ne göre devletin bu alanda atması gereken adımları atmadığı eleştirileri yapan Sivil toplum kuruluşları ülkede gerekli yasal çerçevenin oluşturulmasını istiyor.



Aksiyon klasiğinin devamında rota değişti: Yönetmen koltuğu boşaldı

Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
TT

Aksiyon klasiğinin devamında rota değişti: Yönetmen koltuğu boşaldı

Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)

1990'ların aksiyon klasiği Yüz Yüze'nin (Face/Off) devam filmi için yönetmen koltuğu boş kaldı. 

Collider'ın haberine göre, daha önce hem senaristliği hem de yönetmenliği üstleneceği açıklanan Adam Wingard, Paramount Pictures'ın devam projesinden ayrıldı.

Hollywood Reporter ayrılığın iki tarafın karşılıklı anlaşmasıyla gerçekleştiğini yazıyor. Böylece Face/Off 2, yönetmensiz kaldı ve stüdyo, John Travolta ve Nicolas Cage'li kült filmin devamı için farklı isimlerden yeni fikirler dinlemeye başladı.

2019'da yapımcı Neal Moritz'in bir yeniden çevrim üzerinde çalıştığı haberi gündeme gelmiş, Paramount da senaryoyu yazması için Oren Uziel'i görevlendirmişti. 2021'deyse stüdyo, Wingard'ı yönetmen olarak projeye dahil etmişti. Ayrıca Wingard'ın senaryoyu Simon Barrett'la birlikte kaleme aldığı duyurulmuştu.

Wingard'ın sıradaki filmi, A24 imzalı gerilim Onslaught. Yapımın oyuncu kadrosunda Adria Arjona, Dan Stevens, Drew Starkey ve Rebecca Hall yer alıyor. 43 yaşındaki Wingard, Misafir (The Guest), Katliam Gecesi (You're Next) ve Godzilla ve Kong: Yeni İmparatorluk'la (Godzilla x Kong: The New Empire) tanınıyor.

John Woo'nun yönettiği 1997 yapımı Yüz Yüze, deneysel bir prosedürle yüzlerini ve kimliklerini değiştiren bir FBI ajanıyla bir teröristin hikayesini anlatıyordu. Paramount'un Haziran 1997'de vizyona soktuğu film, dünya genelinde 240 milyon doların üzerinde hasılat elde etmiş ve ses efektleri kurgusu dalında Oscar adaylığı kazanmıştı.

Wingard, 2024'te Hollywood Reporter'a verdiği röportajda, Face/Off 2 için geldiği noktadan duyduğu heyecanı dile getirmişti.

"Face/Off meselesine çok girmek istemiyorum ama evet, bence senaryo gerçekten acayip iyi" demişti: 

Okuduğunuzda 'Vay anasını!' diyorsunuz. Bu, hayal bile edemeyeceğim kadar sahici bir devam filmi.

Independent Türkçe, Collider, Hollywood Reporter


Yeni seri katil filmi "sıfır" puanla sınıfta kaldı

Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
TT

Yeni seri katil filmi "sıfır" puanla sınıfta kaldı

Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)

Yeni korku filmi Psycho Killer, Rotten Tomatoes'da adeta yerden yere vuruluyor.

Yedi (Seven), The Killer ve Hayalet Süvari'yle (Sleepy Hollow) tanınan Andrew Kevin Walker'ın yazdığı yeni seri katil filmi, ABD'de 20 Şubat'ta sinemalarda gösterime girdi. Barbarian yıldızı Georgina Campbell'ın başrolünde yer aldığı filmin oyuncu kadrosunda Grace Dove, Malcolm McDowell ve Logan Miller da var. 

Gavin Polone'un yönettiği Psycho Killer, eşinin vahşice öldürülmesinin ardından bir polis memurunun failin peşine düşmesini anlatıyor.

Eleştirmenlerin yorumları şu ana kadar istisnasız biçimde olumsuz: Film, Rotten Tomatoes'da nadir görülen şekilde yüzde sıfır puanda kaldı.

Rotten Tomatoes, Psycho Killer için yeterli sayıda doğrulanmış kullanıcı yorumu toplayınca izleyici puanı da açıklandı. Sinemaseverler eleştirmenlere kıyasla biraz daha yumuşak davranmış olsa da genel hava hâlâ olumsuz. Yeni yorumlar geldikçe tablo değişebilir ancak filmin izleyici skoru şimdilik yüzde 33'te kalmış görünüyor.

Olumsuz yorumlarda öne çıkan eleştiriler benzer: Oyunculuk ve senaryo en çok yerilen noktalar olurken, bazı izleyiciler özel efektlerden duydukları hayal kırıklığını da dile getirdi. Ayrıca film çoğu kişi tarafından "sıkıcı" bulundu.

Epic Film Guys, X'te "Psycho Killer sıkıcı, yavan bir keşmekeş" diye yazdı: 

Zayıf performanslar, sıradan karakterler ve dağınık hikaye, etkisiz ölüm sahneleriyle birleşince insanı tatmin etmiyor. En büyük kozunuz Malcolm McDowell'sa, ortada bir sorun vardır.

Midnight Movie Talk'tan Erick Weber ise daha sert konuştu: 

Akıl almaz derecede berbat. Gördüğüm en aptal senaryolardan biri. Fragmanla film arasındaki fark yüzünden izleyici 20th Century Studios'u dava etmeli.

AllAboutMovies de filmi "ortalamanın altında" ve "sebepsiz yere yavaş" diye niteledi; Campbell içinse "iyi olan tek şey oydu" yorumunu yaptı.

Fresh Fiction TV'den Courtney Howard da benzer bir çizgideydi: 

Son derece sıkıcı, dağınık bir film. Tembel, ilkel ve akıl karıştıran yaratıcı tercihlerle dolu. Georgina Campbell'a gerçekten yazık etmişler.

Filmin bütçesinin 10 milyon doların altında olduğu belirtiliyor. Bu nedenle gişede zamanla makul bir hasılata ulaşıp az da olsa kâra geçmesi ihtimal dahilinde. Kısacası düşük bütçe umut verse de gelen tepkiler filmin işinin kolay olmayacağını söylüyor.

Psycho Killer'ın Türkiye'deki vizyon tarihi şimdilik belirsiz.

Independent Türkçe, ScreenRant, GamesRadar


Politik tartışmadan kaçan Berlinale'de ödül gecesi taşları yerinden oynattı

Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
TT

Politik tartışmadan kaçan Berlinale'de ödül gecesi taşları yerinden oynattı

Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)

76. Berlin Uluslararası Film Festivali (Berlinale) etkinlik boyunca siyasi tartışmalardan kaçındığı gerekçesiyle art arda eleştiriler alsa da jürinin tercihleri ve kazananların konuşmaları bu eksikliği önemli ölçüde telafi etti.

Festivalin büyük ödülü Altın Ayı, hükümetin hedefi haline gelen bir Türk ailesini izleyen, İlker Çatak imzalı Sarı Zarflar'a gitti. Hollywood Reporter'ın aktardığına göre ödülü takdim eden Jüri Başkanı Wim Wenders, filmi "totalitarizmin siyasal diliyle sinemanın empatik dili arasındaki karşıtlığı" anlatan bir yapım diye niteledi.

Ödülünü alırken Çatak, siyasi bir konuşma hazırladığını ancak bunu paylaşmamayı seçtiğini söyledi: 

Çok sayıda zeki insan çok sayıda akıllıca şey söyledi ve ben sahneyi bu filmi birlikte yaptığım harika insanlara bırakmak istiyorum. Bu ödülün asıl kahramanları onlar.

Yine de filmindeki bir sahnenin "Berlin'de geçen son birkaç günü hatırlattığını" belirterek şunu ekledi: 

Sinemacılar sinemacılara karşı, sanatçılar yaratıcı insanlara karşı... Ama biz düşman değiliz. Biz müttefikiz. Asıl tehdit aramızda değil. Asıl tehdit otokratlar. Aşırı sağ partiler. Zamanımızın nihilistleri; iktidara gelip yaşam biçimimizi yok etmeye çalışanlar.

İkincilik ödülü olan Gümüş Ayı Büyük Jüri Ödülü ise Emin Alper'in Kurtuluş filmine gitti. Alper konuşmasında, hapisteki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da dahil olmak üzere cezaevindeki bazı muhalif isimlerle dayanışma içinde olduğunu belirtti.

Alper ayrıca "zorbalık altında acı çeken İran halkı" ve "en korkunç koşullar altında yaşayan ve ölen Gazze'deki Filistinliler" için de sesini yükseltti.

Chronicles from the Siege'le GWFF En İyi İlk Uzun Metraj Film Ödülü'nü kazanan yönetmen Abdallah Alkhatib, sahneye kefiyeyle çıktı. Yapımcı Taqiyeddine Issaad ise Filistin bayrağı taşıyordu.

Alkhatib, "Berlinale'ye katılmak konusunda tek bir nedenle çok büyük baskı altındaydım" dedi: 

Burada durup 'Filistin özgür olacak' demek için.

Filistinli sinemacı sözlerini şöyle sürdürdü: 

Ve bir gün Gazze'nin tam ortasında, Filistin'in diğer şehirlerinin tam ortasında büyük bir film festivali düzenleyeceğiz. Festivalimiz kuşatma altında yaşayanlarla, işgal altında yaşayanlarla ve dünyanın dört bir yanında diktatörlükler altında yaşayanlarla dayanışma içinde olacak. Sinemadan önce siyasetten konuşacağız. Sanattan önce direnişten, görevden önce özgürlükten, kültürden önce insandan söz edeceğiz. O uzun zamandır beklenen gün geliyor.

Alkhatib sözlerine "Uzun zamandır beklenen gün geliyor ve insanlar ne olduğunu sorduğunda onlara, 'Filistin hatırlıyor' deyin. Bizimle birlikte duran herkesi hatırlayacağız ve bize, onurlu bir yaşam sürme hakkımıza karşı çıkan ve sessiz kalmayı seçen herkesi hatırlayacağız" diyerek devam etti. 

37 yaşındaki yönetmen sözlerini şöyle sürdürdü:

Bazı insanlar bana, şimdi söylemek üzere olduklarımı söylemeden önce dikkatli olmam gerektiğini söyleyerek Almanya'da bir mülteci olduğumu hatırlattı. Çok fazla kırmızı çizgi var ama umurumda değil. Benim umurumda olan halkım, Filistin. O yüzden son sözüm Alman hükümetine: İsrail'in Gazze'deki soykırımında ortaksınız. Bu gerçeği anlayacak kadar zeki olduğunuza inanıyorum ama umursamamayı seçiyorsunuz. Filistin özgür olsun; şimdi, dünyanın sonuna kadar.

Kısa Film Altın Ayı ödülü Marie-Rose Osta'nın Someday, a Child'a (Yawman ma walad) verildi. Osta'nın konuşması seyirciden alkış ve tezahüratlarla bölündü.

Osta, "Burada ikiye bölünmüş halde duruyorum" dedi: 

Bir yanımda yönetmen olan tarafım var; hayatımı değiştirecek bu sevimli, güzel ayıyı alıyor olmaktan inanılmaz etkilenmiş durumdayım. Öte yandan içimdeki insan. Lübnanlı bir kadın, bir tanık... Ve hikayemi sizinle paylaşmak zorundayım.

Osta, konuşmasını şöyle sürdürdü:

Bir çocuk hakkında film yaptım. Süper güçleri var; uykusundan onu uyandıran rahatsız edici sesleri yüzünden iki İsrail savaş uçağını düşürüyor. Bu sinema. Ama gerçek hayatta Filistin'in her yerindeki ve benim Lübnan'ımdaki çocukların, onları İsrail bombalarından koruyacak süper güçleri yok. Ateşkes, hem Gazze'de hem Lübnan'da İsrail tarafından ihlal ediliyor. Hiçbir çocuğun bir soykırımdan sağ çıkmak için süper güçlere ihtiyacı olmamalı. Bu ödülün bir anlamı varsa o da Lübnanlı ve Filistinli çocukların pazarlık konusu olmayacağıdır.

Berlinale'nin yeni başkanı Tricia Tuttle, hem festivalde ifade özgürlüğünün yerini savunan hem de basın toplantılarında siyasi soru sorulmasına mesafeli duran uzun bir açıklama kaleme almıştı. Buna karşılık, 80'den fazla sinemacı festivalin Gazze'deki soykırıma karşı sessizliğini kınayan bir açık mektuba imza atmıştı.

Wim Wenders, Altın Ayı'yı Çatak'a takdim etmeden önce Tuttle'ı överek "Bir fırtınayı birlikte atlattık" dedi. Tuttle ise töreni şu sözlerle kapattı: 

Bu akşam bu sahne, Berlinale'nin kendisi gibiydi. Burası hiçbir zaman sessizliğin yeri olmadı. Burası sanatçıların konuştuğu bir yer; bazen rahatsız eden ya da tartışmalı bulunan biçimlerde konuşurlar ama o alanı açık tutmamız önemli. Konuşmazsak ne olur, kim bilebilir?

12-22 Şubat'ta Berlin'de düzenlenen festival, açılış gecesinde jüri başkanı Wim Wenders'in Gazze'yle ilgili verdiği yanıtın ardından siyasi tartışmaların gölgesinde kalmıştı.

Wenders, "Sinemacılar olarak siyasetin dışında kalmalıyız" sözleriyle eleştirilerin hedefi haline gelmişti.

Independent Türkçe, IndieWire, Hollywood Reporter, Variety