Cumhurbaşkanı Erdoğan: Ok yaydan çıkmıştır ve maksuda ulaşacaktır

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Ok yaydan çıkmıştır ve maksuda ulaşacaktır
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Ok yaydan çıkmıştır ve maksuda ulaşacaktır

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Ok yaydan çıkmıştır ve maksuda ulaşacaktır

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, başkanlığını yaptığı Cumhurbaşkanlığı Kabinesi toplantı sonrasında açıklamalarda bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Amaç; özgüven sahibi, büyük ve güçlü Türkiye inşasının önüne geçmektir. Geçemeyeceksiniz, engelleyemeyeceksiniz, ok yaydan çıkmıştır ve maksuda ulaşacaktır” dedi.
Cumhurbaşkanlığı Kabinesi sonrasında kameraların karşısına geçen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına Kurban Bayramı'nı tebrik ederek başladı. Kurban Bayramı için tüm kurumların hazırlıklarını tamamladığını belirten Erdoğan, “Ülkemizde kesilecek büyük ve küçükbaş kurbanlıkların tamamı yerli üretimdir. Gerek kurbanlıkların kontrolü, gerek kesim yerleri, gerek kesim sonrası temizlik hususunda gereken tedbirler ağırlıklı olarak yerel yönetimler vasıtasıyla alınmıştır. Kurban kesim yerlerinde yoğunluk oluşmaması için bayramın ikinci ve üçüncü günlerinin de değerlendirilmesini tavsiye ediyoruz. Yolculuğa çıkacak vatandaşlarımıza dikkatli olmalarını, kurallara riayet etmelerini hatırlatmak istiyorum. Korona virüs salgının devam ettiği şu günlerde gerek kurban keserken, gereken bayramlaşırken temizlik, maske, mesafe kurallarından asla taviz vermeyelim. Sıkıntılı ve zahmetli olduğunu bildiğimiz bu kuralları kendimiz ve sevdiklerimizin sağlığı için harfiyen uygulayalım. İnşallah çoğu gitti, azı kaldı. Salgın dönemini geride bıraktığımızda yaptığımız fedakarlıkların karşılığını ziyadesiyle alacağımız güzel günler bizi bekliyor. Milletimizin salgın dönemindeki istihdam kaybını önlemek ve sosyal destek ihtiyacını karşılamak için çeşitli kalemlerde 26,5 milyar liralık karşılıksız nakit ödeme yaptık” diye konuştu.
Mersin'in Mut ilçesinde yaşanan trafik kazasına da değinen Erdoğan, “Şehit olan askerlerimize rahmet diliyorum, yaralılara şifalar diliyorum” ifadelerini kullandı.

“Gücünün idrakinde bir Türkiye var”
Ortaya çıkan tablonun Türkiye'nin bölgede ve dünyada yaşanan olağanüstü gelişmelere, önüne çıkartılan nice engellere rağmen tarihi bir atılım dönemi içinde olduğunu gösterdiğini belirten Erdoğan, “Vesayet oyunları ile terör örgütlerinin saldırıları ile darbe girişimleri ile siyasi ve ekonomik tuzaklarla yıkılamayan bir ülke oluşumuzu işte hasletlerimize sıkı sıkıya bağlı olmamıza borçluyuz. Bu gerçeği görenler tüm güçleri ile milletimizin birliğine, ülkemizin bütünlüğüne, devletimizin egemenlik haklarına saldırmaktadır. Türkiye'yi hala geçmişin zayıf ve ürkek devleti sananlar bu saldırılarla netice almayı, ülkemizin üzerinde yeniden tahakküm kurmayı hayal ediyorlar. Halbuki artık her alanda alt yapısını geliştirmiş, egemenlik haklarını kullanma iradesine sahip bir Türkiye var. Kendi gerçeklerinin ve gücünün idrakinde bir Türkiye var. Bizim kimsenin hakkında, hukukunda, toprağında, huzurunda, zenginliğinde gözümüz yok. Tek arzumuz ve tüm gayretimiz kendi hakkımızı, hukukumuzu, çıkarlarımızı korumak. Bu anlayışla dayatma ile karşımıza çıkanlara cevabımızı uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru gücümüzle vermekten asla çekinmiyoruz, çekinmeyeceğiz. Müzakere ve adil anlaşmalar yoluyla çözülebilecek meselelerde oldubitti ile ülkemizi dışlamaya kalkanlar her seferinde bu cevapla karşılaşacaklarını bilmelidir” şeklinde konuştu.

“Şehr-i İstanbul'un artık bize tebessümle baktığını tüm kalbimizle hissediyoruz”
Ayasofya'nın Fatih'in vakfiyesine uygun şekilde yeniden ibadete açılmasının Türkiye'nin egemenlik haklarını kullanma konusundaki kararlılığının son örneklerinden birisi olduğunu söyleyen Erdoğan, “Fethin en önemli hatırası olan Ayasofya'nın hangi şartlar altında 500 yıllık camilik vasfından çıkartılarak müzeye dönüştürüldüğünü tartışmanın bir anlamı olmadığına, kalmadığına inanıyorum. Önemli olan bu ulu mabedin asli işlevine, bağlayıcı ve hukuki belge olan vakfiyesinde belirtilen misyonuna dönmüş olmasıdır. Fatih'in 1453 yılındaki camiye çevirdiği Ayasofya artık medeniyetimizin zirve sembollerinden biri olarak milletimize ve tüm Müslümanlara bir ibadethane olarak hizmet vermeyi sürdürecektir. Buradan Müslümanlar dışında Hristiyan alemi de ziyaretlerini yapabilecektir. Hizmetine ömrümüzü adadığımız Şehr-i İstanbul'un artık bize tebessümle baktığını tüm kalbimizle hissediyoruz” açıklamasında bulundu.
567 yıl önce cami sıfatıyla şereflenen Ayasofya'nın sıradan bir müze yerine yapılış amacına uygun şekilde ibadethane olarak kullanılmasının her inançtan insanı mutlu ettiğine inandığını belirten Erdoğan, “Türkiye bugün yeni bir diriliş mücadelesi veriyor. Hiç kimsenin bu ülkenin ve bu milletin istiklaline ve istikbaline el uzatmayı aklından bile geçirememesi için büyük ve güçlü Türkiye'ye inşa ediyoruz” dedi.
Gençlere seslenen Erdoğan, “Gençler, camilerimizi ihmal etmeyin, camilerimizde ne kadar secdeye kapanırsanız camilerimizle birlikte siz de o kadar güçlü olursunuz. Camilerimiz ne kadar bakımsız kalırsa ruh dünyamızdan o kadar uzaklaşıyoruz demektir. Camilerimiz ne kadar sessizliğe gömülürse akıbetimiz o kadar karanlığa gömülüyor demektir. Bunun için Ayasofya'nın yeniden ibadete açılışı, secdelerle yeniden buluşması, camilerden bir caminin hizmete girmesi demek değildir. Bu adımla bir milletin adeta yeniden doğuşuna şahitlik ediyoruz. Bir zamanlar topluca sabah namazları eda ederdik, gençlik olarak lise çağlarımız hep birlikte sabah namazlarına gittik. Şimdi yeniden aynı dönemin, aynı sürecin başlamasının Ayasofya ile çok önemli olduğuna inanıyorum. Cumhurbaşkanınız olarak sizden bunu yine bekliyoruz” diye konuştu.
Ayasofya'da 24 saat esasına uygun 500 kişilik güvenlik ekibinin görev yapacağını belirten Erdoğan, Ayasofya ile birlikte bazı selatin camilerin güvence altına alınması gerektiğinin altını çizdi.

“Amaç, özgüven sahibi, büyük ve güçlü Türkiye inşasının önüne geçmektir”
Ayasofya'nın yeniden ibadete açılması sürecinde şahit olunan tartışmaların Türkiye'nin diğer alanlarda attığı adımlarla ilgili tartışmalardan hiçbir farkı olmadığını belirten Erdoğan, “Ülkemizde bir kesim yapılan yollara, köprülere, havalimanlarına, hastanelere, barajlara, fabrikalara, yüksek teknoloji atılımlarına, savunma sanayi projelerine ne tepki veriyorsa Ayasofya'ya da o tepkiyi göstermiştir. Aynı kişiler, aynı zihniyet. Dikkat edin saflar aynı, söylemler aynı, mecralar aynı, en önemlisi gayeler aynı. Amaç; özgüven sahibi, büyük ve güçlü Türkiye inşasının önüne geçmektir. Geçemeyeceksiniz, engelleyemeyeceksiniz, ok yaydan çıkmıştır ve maksuda ulaşacaktır. Bu tavrın demokrasi ile çok seslilikle farklılıkları savunmakla hiçbir ilgisi yoktur. Dikili ağacınız bile yok. Boğazın altından tünel geçirirsiniz buna karşı gelirler, Avrasya Tünelini yaparsınız buna karşı gelirler, üçüncü köprüyü yaparsınız buna karşı gelirler, ne yaparsanız yapın hepsine karşı gelirler. Bir şey de siz yapın. Biz sizin gibi değiliz, teşekkür etmesini biliriz. Bu tür tavırlar faşizmin, tahammülsüzlüğün, en kara, en vahşi, en kin ve nefret kokan biçiminin tezahürleridir. Bu tavrın siyasi muhalefetle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Esasen demokrasilerde muhalefete çok büyük işler düşer. Zaten demokrasi güçlü muhalefet varsa güç kazanır. Yıllarca muhalefet saflarında mücadele etmiş bir siyasetçi olarak bu görevlerin ne olduğunu gayet iyi biliyoruz. Muhalefet demek, yapılan her iye, doğrusuna, yanlışına bakmadan karşı çıkmak demek değildir” şeklinde konuştu.
Muhalefetin en az iktidar kadar çalışkan olması, üretken olması, mücadeleci olması, kucaklayıcı olması gerektiğini belirten Erdoğan, “Maalesef ülkemizde böyle bir anlayış da, böyle bir gayret de görmüyoruz. Karşımızdaki tablo şudur; bir tarafta ülkesinin ve milletinin büyümesi, güçlenmesi, gelişmesi, refahı için gecesini gündüzüne katarak çalışanlar ve onları destekleyenler vardır. Kahir ekseriyeti oluşturan bu kesim ülkesinin ve milletinin istiklali, istikbali, güvenliği, huzuru, hedefleri için gerekirse canını ortaya koyma iradesini 15 Temmuz gecesi dost düşman herkese göstermiştir. Diğer tarafta ise ülkesi ve milletinin geleceği için en küçük bir eser üretmemiş, fiili veya fikri katkı ortaya koymamış, çaba göstermemiş insanlar var. Bunlar için, milletimizin Ayasofya'nın asli işlevine kavuşturulması talebinin olduğu gibi, ülkemizin sınırlarının terör örgütleri tarafından kuşatılmasının da, siyasi ve ekonomik tuzaklara maruz kalmamızın bir anlamı yoktur. Bunlar için ülkemizin Doğu Akdeniz'deki, Ege'deki haklarını koruma mücadelesi de aynı hükümdedir. Terör örgütlerine göz kırpan, darbecilere arka çıkan, ülkesini her fırsatta yabancılara şikayet eden, kendilerine millete hizmet için emanet edilen imkanları heba eden bu zihniyetin yaptığı işin adı muhalefet olamaz. Muhalefet olarak ortaya çıkan tüm aktörlere ve gruplara dikkatlice bakılarak şu soruya cevap verilmesini istiyorum, içlerinde ülkeyi yönetmek için eğitimden sağlığa, adaletten güvenliğe, ulaştırmadan tarıma, enerjiden spora herhangi bir alanda dişe dokunur, kayda değer, ayakları yere basan çözüm odaklı, somut teklifler içeren bir program ortaya koyan var mı? Kongre yaptılar, bu kongrede sadece söyledikleri ‘biz geliyoruz.' Nereye geliyorsun, projen var mı, neyi yapıyorsun? Eğitimde, sağlıkta, adalette, güvenlikte, dış politikada neyi yapacaksın, var mı? Yok. Bu soruyu samimi olarak değerlendirip de ‘evet şu var' diyen birisine biz rastlamadık. Böyle bir aktör de böyle bir ekip de yok. Muhalefet adına yaptıkları tek şey, bizi ve hükümetimizi çoğu defa da iftiraya varan yalanlarla kötülemektir, karalamaktır. Tenkit ile iftira arasındaki sınırı ortadan kaldıran bu anlayışı şiddetle reddediyoruz. Hayatımızın hiçbir döneminde mükemmel olduğumuzu, her şeyin en iyisini yaptığımızı iddia etmiyoruz. Hep çabaladık, gayret ettik, koştuk ama eser ortaya koyduk” dedi.
Cumhurbaşkanlığı Kabinesi sonrasında kameraların karşısına geçen Cumhurbaşkanı Erdoğan, fındık alım fiyatlarını açıkladı. Emekli, engelli ve öğrencilerin ödemelerinin bayram öncesi yapılacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu bayramda altıncı defa 12,4 milyon emeklimize biner lira bayram ikramiyelerini ödüyoruz. Bugüne kadar ödediğimiz bayram ikramiyesi tutarı, bunu muhalefeKretin aklında iyi tutması lazım, 64,2 milyar liradır. Engelli ve yaşlı aylıkları ile evde bakım ücretlerini de bayramı beklemeden hesaplara yatırıyoruz. Yükseköğrenim öğrencilerimizin kredi ve burs ödemelerini de bayram öncesi tamamlayacağız. Bu kapsamda 1 milyon 55 bin öğrencimize 603 milyon liranın üzerinde ödeme yapacağız. Memurunun maaşını ödeyemeyen kişiler vardı biliyorsunuz, bunlar şimdi muhalefette” diye konuştu.
Çiftçilerin alın terlerinin haklarını vermek için destekleme ödemelerini sürdürürken, TMO'nun alım fiyatlarının da memnuniyet verici seviyelerde gerçekleşmesine özen gösterdiklerinin altını çizen Erdoğan, “Hububat ve bakliyat ile çay alım fiyatlarını açıklamıştık, bugün de ülkemizin önemli üretim kalemlerinden olan fındık alım fiyatlarını belirledik, onu açıklayacağım. Geçtiğimiz yıl TMO 16,5-17 lira kilogram fiyatı üzerinden alıma çıkmıştı. Bu siyasete düşme eğilimi gösteren fındık fiyatları sezon içinde 18-20 lira civarında seyretmiş, böylece üretici alın terinin karşılığını alabilmişti. Fındık ihraç fiyatının kilogramda 5,8 dolardan 6,72 dolara yükselmesi ile ülkemiz ilave 300 milyon dolar gelir elde etti. Toplam fındık ihracatımız da 2,2 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu rakamları bilmeyenler, bilseler de ne anlama geldiğini kavrayamayanlar, tamamı yalan veya yanlış olan bilgilerle milletimizin kafasını karıştırmak için sürekli uğraşıyor. İster cehaletten, ister art niyetten kaynaklansın, bu tür hezeyanları bir kenara bırakıyoruz” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, fındık fiyatlarını şu şekilde açıkladı:
“Yüzde 50 sağlam iç esasına göre Giresun kalite kabuklu fındık için TMO'nun kilogram alış fiyatı 22,5 liradır. Levant kalite kabuklu fındık için ise bu fiyat kilogramda 22 liradır. Ayrıca yüksek randımanlı fındık tesliminde ortalama kilogram başına 1 lira, alan bazlı mazot bazlı desteği olarak da kilogram başına 2 lira destekleme ödemesi yapıyoruz. Böylece fındık üreticisinin kilogramdaki kazancını 25 ila 25,5 lira düzeyine yükseltmiş oluyoruz. Muhalefet, rakamları iyi tespit et, iftiraya yönelme.”



Uydu görüntülerinin analizi, savaşın başlangıcından bu yana İran’da meydana gelen hasarın boyutunu ortaya koyuyor

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
TT

Uydu görüntülerinin analizi, savaşın başlangıcından bu yana İran’da meydana gelen hasarın boyutunu ortaya koyuyor

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)

İran içinde bilgi akışına yönelik artan kısıtlamalar ve ülkenin geniş bölgelerinde internetin kesilmesi nedeniyle, uydu görüntüleri sahadaki durumu anlamak ve askeri saldırıların yol açtığı zararları tahmin etmek için temel bir araç haline geldi.

Bu çerçevede yeni bir uydu verisi analizi, yaklaşık iki hafta önce başlayan ABD-İsrail saldırılarından bu yana İran’ın farklı bölgelerindeki tesislerde meydana gelen zararların geniş kapsamlı bir ön görünümünü ortaya koydu.

Şarku’l Avsat’ın Washington Post’tan aktardığına göre, Oregon Eyalet Üniversitesi’nden araştırmacılar tarafından dün yayımlanan analiz, saldırıların başlangıcından bu yana ülkedeki çeşitli tesislerde oluşan yıkımın boyutuna dair şimdiye kadar yayımlanan en kapsamlı tablolardan birini sunuyor.

Çalışmanın sonuçları, zararların geniş çaplı olduğunu ve özellikle nüfus açısından İran’ın en büyük şehri olan başkent Tahran ile ülkenin güney-orta kesimindeki Şiraz şehrinde yoğunlaştığını ortaya koyuyor. Veriler ayrıca, sahil kenti Bender Abbas’ta 40’tan fazla tesisin zarar gördüğünü gösteriyor.

Stratejik açıdan büyük öneme sahip Bender Abbas, İran’ın ana deniz üslerinden birine ev sahipliği yapıyor ve Hürmüz Boğazı’na yakın konumda bulunuyor. Bu boğaz, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir su yolu olarak öne çıkıyor. Mevcut askeri gerilimler nedeniyle bölgede petrol yüklü gemiler birikmiş durumda ve İran tarafından olası saldırılar nedeniyle deniz trafiği konusunda endişeler artıyor.

Analizi, Oregon Eyalet Üniversitesi’ne bağlı Çatışma Ekolojisi Araştırmaları Laboratuvarı’ndan Corey Scher ve Jamon Van den Hoek yürüttü. Araştırmacılar, çalışmalarında daha önce dünyanın farklı bölgelerindeki silahlı çatışmaların etkilerini inceleyen veri analiz tekniklerini kullandı.

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’daki Havarşehr Askeri Üssü’nü hedef alan hava saldırıları sonucu hasar gören binaları gösteriyor. (AP)Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’daki Havarşehr Askeri Üssü’nü hedef alan hava saldırıları sonucu hasar gören binaları gösteriyor. (AP)

Van den Hoek, gözlemlenen hasar desenlerinin geleneksel bir cepheye odaklanmayan saldırıların doğasını yansıttığını belirterek, “Şu anda belirli bir cephe yok; çünkü hasar çok kısa bir zaman diliminde İran’ın farklı bölgelerinde meydana geliyor” dedi.

Araştırmacılar, çalışmalarında 28 Şubat’ta başlayan saldırı öncesi Sentinel-1 uydusundan alınan verileri, 2-10 Mart tarihleri arasında toplanan verilerle karşılaştırdı.

Sentinel-1 uydusu, yeryüzündeki değişimleri izlemek için radar teknolojisi kullanıyor. Bu sayede binalar ve tesislerde meydana gelen hasar veya yıkım gözlemlenebiliyor. Ancak bu analiz türü, tarım alanları, yoğun bitki örtüsüne sahip bölgeler ve gelişmemiş alanlardaki hasarları tespit edemiyor.

Araştırmacılar, bu teknolojinin İran’daki geniş arazi alanlarındaki değişimleri izlemek için eşsiz bir fırsat sunduğunu belirtirken, bazı küçük veya sınırlı hasarları tespit edemeyebileceğini vurguladı.

İran'ın Hark Adası'nın uydu görüntüsü (AFP)İran'ın Hark Adası'nın uydu görüntüsü (AFP)

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth dün Pentagon’da düzenlediği basın toplantısında, ABD-İsrail saldırılarının çatışmanın başından bu yana 15 binden fazla hedefi vurduğunu açıkladı.

Gerginliği artıran bir başka gelişmede ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik saldırılarını durdurmaması halinde, İran’a bağlı Hark Adası’ndaki petrol altyapısına yönelik saldırı düzenleyebileceği uyarısında bulundu. Bu açıklama, küresel enerji piyasalarının benzeri görülmemiş bir tedarik sıkıntısı yaşadığı dönemde yapıldı.

Trump, bu uyarıyı sosyal medyada yaptığı bir paylaşımla da destekleyerek, ABD’nin Hark Adası’ndaki askeri hedefleri ‘tamamen yok ettiğini’ duyurdu. Ada, İran’ın petrol ihracatında kritik bir nokta; ülkenin petrol sevkiyatlarının yaklaşık yüzde 90’ı buradan geçiyor ve Hürmüz Boğazı’nın yaklaşık 500 kilometre kuzeybatısında yer alıyor.

Buna rağmen Trump, bugüne kadar ABD saldırılarının ada üzerindeki petrol altyapısını hedef almadığını belirtti ve “Ancak İran veya başka herhangi bir taraf, Hürmüz Boğazı’ndan gemilerin güvenli ve serbest geçişini engelleyecek bir eylemde bulunursa, bu kararı derhal gözden geçiririm” ifadesini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump, (Arşiv-AFP)ABD Başkanı Donald Trump, (Arşiv-AFP)

Trump, İran’ın ABD saldırılarına karşı koyma kapasitesinin bulunmadığını belirterek, “İran ordusu ve bu terörist rejimdeki diğer tüm taraflar silahlarını bırakıp ülkelerinde kalanları kurtarmak için akıllıca davranmalıdır; kalan çok fazla bir şey yok” dedi.

Daha sonra yaptığı bir paylaşımda Trump, medyayı eleştirerek, ‘yalan haber medyası’ olarak nitelendirdiği kuruluşların ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonlarındaki başarıları görmezden geldiğini savundu. Trump ayrıca, İran’ın ‘tamamen yenildiğini’ ve bir anlaşma


‘Orta güçler’, dünyayı kurtaracak bir ‘üçüncü dev’ haline gelmeyi başarabilecek mi?

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 12 Mart 2026 tarihli oturumu (Reuters)
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 12 Mart 2026 tarihli oturumu (Reuters)
TT

‘Orta güçler’, dünyayı kurtaracak bir ‘üçüncü dev’ haline gelmeyi başarabilecek mi?

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 12 Mart 2026 tarihli oturumu (Reuters)
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 12 Mart 2026 tarihli oturumu (Reuters)

Antoine el-Hac

1945’ten bu yana ilk kez ABD, Çin ve Rusya; uluslararası hukuktan çok çıplak güce dayanan otoriter bir egemenlik anlayışı etrafında birbirine yaklaşıyor. Ancak tarih, dünyanın rakip bloklara bölünmesinin istikrardan çok çatışmaya yol açtığını gösteriyor.

Dünya genelinde süren savaşlar ve krizlerin ortasında en kötü senaryolara ilişkin kaygılar giderek artıyor. Özellikle nükleer silahlar üzerinde gerçek bir denetimin bulunmaması ve insanlara bir felaketin yaşanmayacağına dair güven verecek açık bir rasyonelliğin görülmemesi endişeleri derinleştiriyor.

Küresel düzenin köklü bir değişim sürecine girdiği ve hatta mevcut sistemin sona ererek henüz biçimi ve içeriği bilinmeyen yeni bir düzenin doğabileceği kabul edilirken; Birleşmiş Milletler’in (BM) çökmekte olan sistemi yönetme, koruma ve sorunlarını giderme konusunda başarısız olduğu yönündeki değerlendirmeler de artıyor. Buna ek olarak, kültür, yaklaşım ve çıkar farklılıkları nedeniyle ABD ile Çin arasında bir uzlaşıya varılma ihtimalinin giderek zayıfladığı belirtiliyor. Bu tablo, dünyada yeniden çok taraflı bir düzenin kurulmasını sağlayabilecek ve anlaşma ile iş birliğini çatışmaları önleyen sağlam bir temel hâline getirebilecek aktörlerin kim olacağı sorusunu gündeme getiriyor.

Küresel düzeyde yaşanan bu kritik belirsizlik anında, farklı kıtalarda bulunan orta büyüklükteki ve dengeci ülkelerin deneyim ve vizyonlarıyla uluslararası sistemi yeniden istikrara kavuşturabilecek potansiyele sahip olduğu görüşü dile getiriliyor. Uzmanlara göre bu güçler, küresel istikrarın sağlanması ve sınır aşan sorunların yönetilmesinde etkili bir rol üstlenmeye aday görünüyor.

Çin Donanması’nın kuruluş yıldönümü kutlamaları sırasında, Shandong eyaletinin Qingdao kentinde bayrak sallayan Çin Donanması askerleri ve gemi savar füzelerinin maketleri görülüyor. (Arşiv – Reuters)Çin Donanması’nın kuruluş yıldönümü kutlamaları sırasında, Shandong eyaletinin Qingdao kentinde bayrak sallayan Çin Donanması askerleri ve gemi savar füzelerinin maketleri görülüyor. (Arşiv – Reuters)

Görevin büyük olduğu ve içerdiği zorlukların çokluğu konusunda kuşku yok. İş birliğine dayanan çok taraflı bir dünya düzeninin gelişmesi zaman gerektiriyor ve küresel ekonominin iki devi tarafından kaçınılmaz olarak ortaya çıkarılacak engellerin aşılmasını da zorunlu kılıyor. Buna ilave olarak, orta büyüklükteki güçlerin kendi aralarındaki uyumsuzluk gerçeğini de aşmaları gerekiyor. Bu uyumsuzluk birçok durum ve aşamada açık bir çekişmeye kadar varabiliyor. Bunun bir örneği, Brexit olarak bilinen ve uzun bir ‘dramatik’ sürecin ardından Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılmasıyla sonuçlanan gelişmeydi.

Tanım, tasnif ve Giovanni Botero

Tanım olarak orta güçler, uluslararası ilişkilerde önemli rol oynayan ve belirli bir etki gücüne sahip olan, ancak büyük güç statüsünde olmayan devletlerdir. Bu ülkeler güçlü ekonomiler, ileri teknolojiler ve diplomatik nüfuz gibi belirli kapasitelere sahiptir. Bu özellikler, onların küresel meselelerde etkili olmasına; büyük güçler arasında iletişim köprüleri kurmasına, çatışmalarda arabuluculuk yapmasına ve salgınlar, iklim değişikliği ve ekonomik krizler gibi acil konularda iş birliğini teşvik etmesine imkân tanır.

Gerçekte bu devlet sınıflandırması yeni değildir. İtalyan düşünür Giovanni Botero (1544-1617), devletleri küçük, orta ve büyük olarak sınıflandıran ilk isimlerden biri kabul edilir. Bilindiği gibi devletler dinamik yapılardır; küçük bir devlet zamanla büyüyerek orta ya da büyük bir güce dönüşebilir, bunun tersi de mümkündür. Söz konusu terim özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaygınlık kazandı. Bu yaygınlaşmada, yeni kurulan BM ve diğer çok taraflı kurumlar içinde ülkelerinin rolünü tanımlamaya çalışan Avustralyalı ve Kanadalı diplomat ile akademisyenlerin katkısı oldu. Nitekim Avustralya Dışişleri Bakanı Herbert Vere Evatt, San Francisco’da BM’nin kuruluşu sırasında bu kavramı kullanarak, ‘kaynakları ve coğrafi konumları sayesinde dünyanın farklı bölgelerinde güvenliğin korunmasında önemli rol oynayacak devletlere’ işaret etmişti.

Kaliforniya açıklarında bir ABD denizaltısından Trident füzesinin fırlatılması denemesi (Arşiv – Reuters)Kaliforniya açıklarında bir ABD denizaltısından Trident füzesinin fırlatılması denemesi (Arşiv – Reuters)

Eski Avustralya Dışişleri Bakanı Gareth Evans (1988-1996), orta güçlerin tanımının çoğu zaman ‘olumsuzlama formülü’ ile daha kolay yapılabileceğini söylüyor. Buna göre bu ülkeler, iradelerini küresel hatta bölgesel düzeyde dayatabilecek büyük güçler değildir. Ancak küçük devletlerin aksine, diplomatik kapasite ve diğer imkânlar açısından belirli alanlarda etkilerini hissettirebilecek yeterli güce sahiptirler. Ayrıca küresel politikaların geliştirilmesinde yaratıcı liderlik ve yenilikçi girişimleri destekleme konusunda güvenilir bir geçmişe sahip oldukları belirtilir. Bu ülkeler uluslararası sistemin temel kurallarını koyan aktörler olmasalar da bu kuralları sorgulamadan uygulayan pasif devletler de değildir.

Bugünün dünyasında, özellikle ABD ile Çin’in belirgin ağırlık taşıdığı uluslararası düzende, bu sınıflandırma teorik olarak G20 üyelerinin büyük bölümünü kapsayabilir. Kapasite ve imkânlar arasında farklılıklar bulunsa da bu durum söz konusu ülkelerin iş birliği yaparak birbirini tamamlaması ve olumlu etki alanlarını genişletmesi açısından önemli görülüyor. G20’nin diğer üyeleri arasında Rusya, Arjantin, Endonezya, Türkiye, Suudi Arabistan, Birleşik Krallık, Avustralya, Fransa, İtalya, Brezilya, Almanya, Japonya, Güney Afrika, Kanada, Hindistan, Meksika ve Güney Kore yer alıyor. Bu ülkelerin sayısı 17’dir; çünkü 18’inci üye olarak AB bulunmaktadır. 2023 yılında ise Afrika Birliği (AfB) de daimi üye olarak katılmış, böylece fiilî üye sayısı 21’e yükselmiştir; ancak grubun adı yine G20 olarak kalmıştır.

Elbette bu grup içinde geçmişte büyük güç statüsüne sahip olmuş ve halen BM Güvenlik Konseyi’nde veto hakkı bulunan ülkeler de vardır; bunlar Rusya, Birleşik Krallık ve Fransa’dır. Ayrıca uluslararası sistemde daha üst bir konuma yükselmeyi hedefleyen ülkeler de bulunur ve bunların başında Hindistan gelir. Bununla birlikte mevcut tablo, ekonomik büyüklükleri (sırasıyla yaklaşık 30,6 trilyon ve 20 trilyon dolar) nedeniyle ABD ile Çin’i özel bir kategoriye yerleştirmeye devam ediyor.

 Kanada Başbakanı Mark Carney, Norveç ziyareti sırasında konuşuyor. (AFP)Kanada Başbakanı Mark Carney, Norveç ziyareti sırasında konuşuyor. (AFP)

Pragmatizm, görevi ortadan kaldırmaz

Orta güçlerin kendi çıkarları, hedefleri, ittifakları ve saflaşmaları olduğu gerçeği kabul edilmelidir. Bu onların doğal hakkıdır. Ancak aynı zamanda mevcut durumun zorlu olduğunun da farkındadırlar ve yakın gelecekte ufukta beliren fırtınaların her şeyi sürükleyip götürmesinden duyulan endişe, bu gerçekliği değiştirmek için gerekli adımların atılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle pragmatik olan, bu güçlerin dünyanın farklı bölgelerinde istikrarsızlık yaratma yarışına girmek yerine sorunları ve krizleri çözmek için çalışması ve uluslararası sistemi yeniden akılcılık ile iş birliği çizgisine döndürmesidir.

Bu ülkelerin birlikte hareket etmesi ise etkilerini artırmanın en iyi yolu olarak görülüyor. Nitekim 2008 yılında G20 içinde temsil düzeyinin devlet ve hükümet başkanları seviyesine yükseltilmesiyle bu yönde bir adım atılmıştı. Ancak dünya genelinde kuzey-güney ve doğu-batı eksenlerinde ortaya çıkan dikey ve yatay bölünmeler, daha istikrarlı bir uluslararası düzen kurulmasına yönelik umutları zayıflattı.

Bugün ise orta güçlerin dayanışması için yeni bir fırsatın doğduğu ifade ediliyor. Bunun başlıca nedenlerinden biri, ABD’nin müttefiklerinin artık Washington’u kolektif güvenliğin, serbest ticaretin ve hukukun üstünlüğünün başlıca savunucusu olarak eskisi kadar görmemesi. Öte yandan Çin’in ekonomik ve siyasi yükselişi de refahı giderek ‘sarı dev’ olarak nitelendirilen bu ülkeye bağlı hâle gelen birçok devlette endişe yaratıyor.

Kanada Başbakanı Mark Carney de ‘orta güçlerin birlikte hareket etmesi gerektiğini’ söyleyerek bu gerçeğe dikkat çekti. Ekonomi ve finans alanındaki deneyimiyle tanınan Carney, küresel gerçekliği değerlendirme konusunda yetkin isimlerden biri olarak görülüyor. Nitekim kendisi, 1694 yılında kurulan Bank of England’ın başkanlığına 2013 yılında atanarak, İngiliz Milletler Topluluğu üyesi ülkelerden olup da Birleşik Krallık dışından gelen ilk kişi olmuş ve bu görevi 2018 yılına kadar sürdürmüştü.

 23 Kasım 2025’te Johannesburg’da düzenlenen G20 zirvesindeki liderlerin genel kurul toplantısından (Reuters)23 Kasım 2025’te Johannesburg’da düzenlenen G20 zirvesindeki liderlerin genel kurul toplantısından (Reuters)

Avrupa’nın rolü

Tüm Avrupa ülkeleri, teorik olarak ‘dünya evinin’ düzenlenmesinde etkili rol oynayabilecek orta güçler olarak sınıflandırılabilir. Ancak bu ülkelerin çoğunun güvenliklerini sağlamak için ABD’ye, ekonomik motorlarını çalışır durumda tutmak için ise Çin’e bağımlı olması, onları gerekli yönde inisiyatif almaktan alıkoyuyor. Antoine el-Hac'ı Şarku'l Avsat için kaleme aldığı analize göre aynı durum Kanada, Avustralya, Japonya ve Güney Kore için de geçerli görülüyor. Ancak bu ülkelerin güvenlik kaygısı ve ekonomik endişe hücresi içinde kalmaya devam etmesi, onları daha da zayıflatacak ve dünyanın içinde bulunduğu belirsizlik ile istikrarsızlık durumunu derinleştirecektir. Bu tablo, ABD ile Çin’in karşıt hatlarda ilerleyen iki tren gibi hareket ettiği bir ortamda olası bir çarpışma riskinin arttığı yönündeki kaygıları güçlendiriyor.

Bu nedenle liderlerin, olumlu bir sarsıntı yaratacak cesareti göstermesi ve dünyanın üçüncü bir küresel savaştan kaçınabileceği yönünde umut doğuracak adımlar atması gerektiği ifade ediliyor. Böyle bir savaşın her açıdan yıkıcı olacağı belirtilirken, uluslararası sistemin kaos, şiddet ve yıkım dönemine sürüklenmemesi için ortak bir hedef belirlenmesi gerektiği vurgulanıyor. Bunun ise ancak orta güçlerin iki büyük kutba karşı bir tür ‘başkaldırı’ göstermesi, yeni ittifaklar kurması ve değişim yaratabilecek iş birliği mekanizmaları oluşturmasıyla mümkün olabileceği değerlendiriliyor. Başka bir ifadeyle, dayanışma içindeki ülkelerden oluşan bir ‘üçüncü devin’ ortaya çıkması gerektiği savunuluyor.

Mark Carney bu endişeyi şu ifadeyle özetliyor: “Eğer masada yer almazsak, menüde yer alırız.”


Amsterdam'da bir Yahudi okulundaki patlama hasara yol açtı

Amsterdam (Reuters)
Amsterdam (Reuters)
TT

Amsterdam'da bir Yahudi okulundaki patlama hasara yol açtı

Amsterdam (Reuters)
Amsterdam (Reuters)

Amsterdam'da bir Yahudi okulunda bu sabah meydana gelen patlama hasara yol açtı. Şehrin belediye başkanı olayı "Yahudilere yönelik kasıtlı bir saldırı" olarak nitelendirdi. Reuters'ın haberine göre, Belediye Başkanı Femke Halsema yaptığı basın açıklamasında, Amsterdam'ın güney tarafındaki lüks bir yerleşim bölgesinde bulunan okulda meydana gelen patlamanın yalnızca küçük hasara neden olduğunu ve polis ile itfaiye ekiplerinin olay yerine hızla ulaştığını belirtti. Herhangi bir yaralanma bildirilmedi.

Hollanda'da yetkililer, dün Rotterdam'ın merkezindeki bir sinagoga düzenlenen kundaklama saldırısının ardından başkentteki sinagoglar ve Yahudi kurumlarında güvenlik önlemlerini sıkılaştırdı. Komşu Belçika'da ise pazartesi günü Liège'deki bir sinagogda patlama sonucu yangın çıktı. Halsema, "Bu, Yahudi topluluğuna karşı korkakça bir saldırı eylemidir" diyerek, "Amsterdam'daki Yahudiler artan antisemitizmle karşı karşıya. Bu kabul edilemez" ifadelerini kullandı.

ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının ardından dünya genelinde Yahudilere yönelik saldırı korkuları arttı.