Nahda Barajı hususunda Mısır-Sudan ikili koordinasyonu

Bakan Kamil’in ziyareti, başta Nahda Barajı olmak üzere tüm açık meselelere odaklandı (Sudan Egemenlik Kondeyi)
Bakan Kamil’in ziyareti, başta Nahda Barajı olmak üzere tüm açık meselelere odaklandı (Sudan Egemenlik Kondeyi)
TT

Nahda Barajı hususunda Mısır-Sudan ikili koordinasyonu

Bakan Kamil’in ziyareti, başta Nahda Barajı olmak üzere tüm açık meselelere odaklandı (Sudan Egemenlik Kondeyi)
Bakan Kamil’in ziyareti, başta Nahda Barajı olmak üzere tüm açık meselelere odaklandı (Sudan Egemenlik Kondeyi)

Bahaddin Ayad
Nahda (Rönesans) Barajı krizi, önceki müzakere turlarından tamamen farklı bir aşamaya ulaşırken, Mısır ve Sudan da Nil sularındaki su haklarını korumak için, gözlemcilerin ‘ortak harekat’ olarak nitelendirdiği faaliyetlerini sürdürüyor. Aynı şekilde Addis Ababa, Etiyopya’nın ‘Mavi Nil’in Etiyopya gölü olarak mülkiyeti’ hakkındaki açıklamalarına dayalı olarak, iki aşağı havza ülkesi ile ortak bir anlaşmaya varmadan ilk yıl için planlanan dolum işleminin sona erdiğini açıkladı. Her iki ülkedeki su yetkilileri ve medya organları, durumu ‘sendeleyen müzakerelerin devamlılığının yanı sıra, su güvenliğini korumak için birden fazla yola ilişkin ortak eylemi gerektiren kışkırtıcı bir adım’ olarak nitelendirdi.
Mısır Genel İstihbarat Servisi Başkanı General Abbas Kamil, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ve Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk ile görüşmek üzere Hartum’a ziyarette bulundu. Aynı şekilde Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’ye bir mesaj taşıyarak Hartum’a ulaşan Mısırlı temsilci, krizi takip etmek için ilgili komite ile ulusal düzeyde bir başka toplantı daha düzenledi. Mısır ve Sudan hükümetlerinden kaynaklara göre Libya arenasının tanık olduğu tırmanış çerçevesinde gelişen ziyaret, ikili düzeyde ortak güvenlik koordinasyonu meselelerinin yanı sıra Libya krizi ve Türkiye’nin Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni (UMH) desteklemeye yönelik adımları hakkında kapsamlı görüşmeler de içerdi.

Etiyopya barajı krizinde ortak tavır
Sudanlı siyasi analist ve yazar Mecdi Abdulaziz, “Bakan Kamil’in ziyareti, Mısır ve Sudan ile bir anlaşma olmaksızın Etiyopya tarafından tek taraflı bir adıma tanık olan Nahda Barajı başta olmak üzere, açık meselelere ve üç tarafın çıkarlarına hizmet eden bağlayıcı bir anlaşmayla Afrika Birliği’nin (AfB) himayesindeki yeni müzakerelere değindi” ifadelerini kullandı.
Mısır İstihbarat Servisi Başkanı’nın Hartum ziyaretiyle eş zamanlı olarak Sudan Bakanlar Kurulu geçtiğimiz Salı günü komite üyeleri, kabine işleri bakanları, Adalet, Dışişleri, Sulama ve Su Kaynakları bakanları, Genel İstihbarat Servisi Başkanı ve İstihbarat Kurumu Genel Müdürü’nün de katılımıyla Nahda Barajı’nı Takip İçin Yüksek Komite’nin ilk toplantısını düzenledi.
Abdulaziz, “Mısır heyeti, baraj konusunda iki ülke arasındaki mevcut koordinasyonuna yoğunlaştı. Çünkü Kahire ve Hartum, tek taraflı uygulamaların reddedilmesi başta olmak üzere, belirli noktalarda hemfikir. Sudan, Nil’in geri çekilmesinden doğrudan etkilendi, içme suyu istasyonları etkilendi. İkinci genel dolumda rezervuarlardaki artışın bir sonucu olarak, diğer tek taraflı adımların da Sudan’a yönelik etkileri, iki katına artıracağı anlamına geliyor. İlk dolum, Sudanlılara Etiyopya barajının etkilerinin kaçınılmaz bir durum olduğunu gösteren pratik bir gerçeklik ortaya koydu. Gelecek müzakerelerin ilk aşamalarına bağlı olarak ortak bir Sudan- Mısır pozisyonu olması muhtemeldir. Bu durum, Sudan’ın bir hafta sonra müzakerelere devam etme talebini haklı çıkarıyor. Etiyopya tarafı uygun bir politika olarak birçok taktik kullandı ve doluma başladı. Çıkarlarımızı korumak ve su meselesinde iki aşağı ülkenin ortak hedeflerine ulaşmak için Sudanlılar olarak Mısır’a danışmalıyız” değerlendirmesinde bulundu.

Sudan’ın Nahda Barajı krizine dair tavrı
Nahda Barajı’nı Takip İçin Yüksek Komite’nin ilk toplantısı, Sudan’ın önceki tüm aşamalardaki tavrını gözden geçirirken, AfB’nin himayesindeki mevcut turla sona erdi. Toplantıda, Etiyopya tarafının tek taraflı doldurma adımı, adımın Sudan üzerindeki etkisi ve gelecekteki müzakere süreci ele alındı. Toplantıda ayrıca, tüm taraflar için tatmin edici ve bağlayıcı bir anlaşmaya varılması amacıyla müzakerelerin devamlılığı hususunda uzlaşı sağlandı.

İkili koordinasyon
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Mısır Temsilciler Meclisi’nde Afrika İşleri Komitesi üyesi Hatem Başat, “Mısırlılar ve Sudanlıların Nahda Barajı’na ilişkin tavırları arasındaki yakınlaşma; Addis Ababa’nın her iki ülkenin çıkarlarını ve su haklarını etkileyen tek taraflı adımlar atması, ayrıca Etiyopya projesine ilişkin bağlayıcı ve bütüncül bir yasal anlaşmaya varılmasını amaçlayan müzakerelerin durması dolayısıyla bir zorunluluktur” dedi. Başat, Mısır İstihbarat Servisi Başkanı’nın ziyaretinin ise, Mısır, Arap ve Afrika ulusal güvenliği ile ilgili çok sayıdaki önemli dosyaya dair ikili düzeyde devam eden koordinasyon ve istişare hareketi çerçevesinde iki ülke arasında resmi temasların yürütüldüğünü ifade etti.

Toplantıda Etiyopya'nın baraj hakkındaki tek tarflı adımları ele alındı (AFP)

Hamduk ile kapalı toplantı
Mısır İstihbarat Servisi Başkanı ve Sudan Başbakanı arasında düzenlenen kapalı toplantı sonrasında Sudan hükümeti tarafından yayınlanan bir bildiride, ‘iki ülke arasındaki ikili ilişkiler ve işbirliği çerçevesinde’ geliştiği belirtilen toplantının ayrıntıları açığa kavuşturulmadı. Sudan Egemen Konseyi Başkanı, Mısırlı yetkiliyi kabul ederken, General Kamil, ‘Nahda Barajı’nın gelişmeleri ve sorunu çözecek bir diyalog ruhuna göre anlaşmazlıkların üstesinden gelmek için sarf edilen çabalar hususunda’ Egemen Konseyi Başkanının Birinci Başkan Yardımcısı Muhammed Hamdan Daklu ve Başbakan Dr. Abdullah Hamduk ile görüşmesinin sonuçlarına göre Egemen Konseyi Başkanına bilgi verdi.
Sudanlı siyasi analist ve yazar Mecdi Abdulaziz, Hamduk ile yapılan görüşmelerin, başbakanın barajla ilgili Afrika zirvesine katılımı çerçevesinde baraj meselesine odaklandığını belirtti. Abdulaziz, Sudan Egemenlik Konseyi tarafından yayınlanan bildirinin, Başbakan ile Nahda Barajı’na ilişkin görüşmeler ve müzakereler çerçevesinde Etiyopya ile anlaşmazlıkların üstesinden gelmek için sarf edilen ortak çabalar hakkında Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral el-Burhan’ın notlarını içerdiğini ifade etti.
Mısırlıların ve Sudanlıların anlaşma olmaksızın dolum faaliyetinin başlamasını reddetmesine yanıt olarak, Etiyopya’nın eski Başbakanı Haile Mariam Desalegn, geçtiğimiz Salı günü bir televizyon kanalı aracılığıyla yaptığı açıklamada, 2015 yılında imzalanan Nahda Barajı İlkeleri Beyannamesi’yle ilgili anlaşmanın, barajın ilk dolum faaliyetiyle eş zamanlı yürütülmesini şart koştuğunu belirtti.
Diplomatik ve uluslararası faaliyetler hususunda Etiyopyalı uzman Emmanuel Kabardhan, yaptığı açıklamada, ülkesinin Nil sularının adil kullanımını sağlamaya çalıştığına dikkati çekti. Kabardhan, “Sudan ve Mısır, Nil suyu meselesinin ana aktörleridir. Nehir havzasındaki diğer ülkeler ondan faydalanmıyor. Buradaki ironi, Etiyopya’nın, suyun yüzde 86’sını üretmesi, ancak bundan faydalanamamasıdır. Tüm bunlar, diğer Nil Havzası ülkeleri istisna olarak, Kahire ve Hartum arasında farklı zamanlarda imzalanan anlaşmalardan kaynaklanıyor” ifadelerini kullandı.

Sisi, Mısırlılara güvence veriyor
Etiyopya Barajı’nın doldurulması ve işletilmesi ile ilgili bir anlaşmaya varılması hususunda AfB himayesinde gerçekleştirilen müzakere süreci, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Ali’nin ülkesini ‘bu yıl için kararlaştırılan dolum faaliyetinin gerçekleştirilmesi dolayısıyla tebrik ettiği’ kritik bir aşamaya ulaştı. Mısır Cumhurbaşkanı, geçtiğimiz Salı günü vatandaşlarına hitaben yaptığı konuşmada, ülkenin su haklarını koruyan bir anlaşmaya varmak için müzakerelerin devam ettiğini belirtti. Abdulfettah es-Sisi, Mısır halkına da ülkelerinin hayati kaynaklara ilişkin haklarını tehlikeye sokan bir anlaşmaya dahil olmayacaklarına dair güvence verdi.
Mısır Su Kaynakları Bakanlığı, Pazartesi günü yayınladığı bir bildiride, iki ülkenin ‘toplantıya gölge düşüren ve mevcut müzakere sürecinin gündemi, doldurulması ve işletilmesi için adil bir anlaşmaya varmak üzere Etiyopya tarafından yürütülen tek taraflı faaliyetler’ hakkındaki endişelerini dile getirdi.

Libya meselesi ele alındı
Öte yandan siyasi ve güvenlik meselelerine dair uzmanlaşmış Sudanlı bir siyasi analist, Hartum ve Kahire arasındaki görüşmelerde, Libya’daki koşulların, ateşkese yönelik Kahire Bildirgesi ve Mısır girişiminin ele alındığını ifade etti. Analist, “İki ülke arasındaki geniş ortak sınırlar, kaçakçılık ve radikalizm yanlısı unsurlar dolayısıyla maruz kalınan tehlikeler çerçevesinde terörizm ile mücadele ve güvenlik işbirliği meselelerine odaklanıldı” dedi.
Mısır Temsilciler Meclisi üyesi ise, “Mısır ve Sudan arasındaki ortak güvenlik koordinasyonu meselesi, bu sınırın her zaman Libya’ya ya da Libya’dan silah kaçakçılığına tanık olması dolayısıyla iki ülkenin Libya ile ortak sınırlarıyla ilgilidir” ifadelerini kullandı. Üye, “İki komşu ülke olan Mısır ve Sudan, önemli bir komşuları olan ve savaştan, kaostan ve milislerden olumsuz etkilenen Libya’da güvenlik ve istikrar sağlamak istiyorlar” değerlendirmesinde bulundu.

Mısır ve Sudan arasındaki ortak güvenlik dosyaları arasında Libya'da var (AFP)

Müdahaleler
Sudan hükümeti ve silahlı hareketler arasındaki müzakere süreci hakkında bilgi sahibi olan Sudan kaynakları, “Bazı Sudanlı silahlı hareketlere bağlı paralı askerler, bölgesel ve Arap ülkelerinin teşvik ve desteği yoluyla Libya çatışmasındaki rollerine ilişkin gelişmeler çerçevesinde Kahire’den, bu meseleye ilişkin varlığını ve silahlı hareketlerin (başta Libya olmak üzere) bölgesel çatışmalardan tarafsız olduğunu garanti etme isteğini doğrulaması istendi” açıklamasında bulundu.



Hamas'ın silahları birkaç gün içinde arabulucuların masasında olacak

Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)
Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)
TT

Hamas'ın silahları birkaç gün içinde arabulucuların masasında olacak

Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)
Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)

Gazze'de Filistinli gruplar içindeki kaynaklar Şarku’l Avsat'a, Hamas ile silah meselesi konusunda "genel istişarelerin" devam ettiğini doğruladı. Bir kaynak, "özellikle Gazze Şeridi'ndeki hükümet operasyonlarının (Gazze İdari Komitesi'ne) devredilmesiyle birlikte, grupların silahları konusunda arabulucularla daha ciddi görüşmelerin önümüzdeki günlerde başlayacağını" ifade etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılmasını ateşkesin ikinci aşamasının uygulanması için temel bir koşul olarak görürken, Filistin hareketi silahlarının akıbetini bu konuda "ulusal bir uzlaşmaya" bağlıyor.

Hamas'tan bir kaynak Şarku’l Avsat'a, silahların akıbeti konusunun "kamuoyu istişareleri" aşamasında olduğunu söyledi.

Kaynaklar, "kapsamlı ve kapsayıcı bir ulusal çerçeve" oluşturulmasının gerekliliğini vurguladı. Ayrıca, "Filistinli gruplarla bazı istişarelerin yapıldığını ve bu konuyu ele alacak ciddi görüşmeler sırasında arabuluculara sunulmak üzere bir önerinin hazırlandığını" vurguladılar.


İran ile ABD arasında tırmanan gerilimde Irak nerede duruyor?

Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
TT

İran ile ABD arasında tırmanan gerilimde Irak nerede duruyor?

Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)

Irak sahnesinde derin bir siyasi kriz, ülkenin iç işlerine yönelik açık bir ABD müdahalesi ve komşu İran’da olası bir savaş riski bulunuyor. Bu tablo karşısında, Irak’ın geçmişte yaşadığı ve ancak kısmen toparlanabildiği yeni bir istikrarsızlık sürecine yeniden sürüklenip sürüklenmeyeceği sorusu gündeme geliyor.

Yıllar boyunca ülkeyi yıkım ve kaosa sürükleyen çatışmaların ardından Irak son dönemde görece bir istikrar yaşamaya başladı. Ancak siyasi alandaki derin görüş ayrılıkları ve İran ile ABD arasındaki ilişkilerde denge kurmanın zorluğu, bu kırılgan istikrarı tehdit etmeyi sürdürüyor.

Bağdat’ta hükümet kurma süreci, çoğu zaman Tahran ve Washington’un çıkarları ile siyasi nüfuzundan etkilenen karmaşık bir süreç olarak öne çıkıyor. ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta yaptığı açıklamada, eski Başbakan Nuri el-Maliki’nin yeniden iktidara gelmesi hâlinde Washington’un Bağdat’a yönelik tüm desteğini keseceğini dile getirdi. ABD yönetiminden bazı temsilcilerin de kulislerde Iraklı siyasetçiler üzerinde aynı yönde baskı kurduğu belirtiliyor.

erregt
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Siyaset analisti İhsan eş-Şemmeri’ye göre“Başkan Trump’ın yönetimi İran ile Irak arasında bir ayrım yapmıyor; iki ülkeyi tek bir dosya olarak ele alıyor ve aralarında net bir çizgi çekmiyor.”

Kasım ayında yapılan parlamento seçimlerinin ardından yaşanan uzun siyasi çekişmeler sonrasında, Tahran’a yakın Şii partileri bünyesinde barındıran ve parlamentodaki en büyük blok konumundaki Koordinasyon Çerçevesi, cumartesi günü Nuri el-Maliki’yi yeni hükümetin başbakanlığına aday gösterdiğini duyurdu.

75 yaşındaki Maliki, 2006-2014 yılları arasında iki dönem başbakanlık yapmış; bu süreçte ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi, mezhep temelli şiddetin tırmanması ve DEAŞ’ın ülkenin geniş kesimlerini ele geçirmesi gibi kritik gelişmeler yaşanmıştı. İkinci döneminde Washington ile ilişkileri soğurken, İran ile bağları güçlenmişti.

Trump, salı günü Truth Social platformundan yaptığı paylaşımda Maliki’yi “son derece kötü bir seçenek” olarak nitelendirerek, “çılgın politikaları ve ideolojisi” nedeniyle seçilmesi hâlinde ABD’nin Irak’a gelecekte hiçbir yardım sağlamayacağını söyledi.

dwfrgty6
Nuri el-Maliki (Reuters)

AFP’nin Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın bir kaynağa dayandırdığı habere göre Trump’ın açıklamalarının ardından ittifak içinde önümüzdeki döneme ilişkin yoğun görüşmeler yürütülüyor. Siyasi kaynaklar, ittifak içinde bir bölünme yaşandığını; bazı liderlerin Irak’ı Trump’ın tehditlerinden korumak için Maliki’ye geri çekilme çağrısı yaptığını, bazılarının ise ABD müdahalesini reddederek tutumlarını sürdürmekte ısrar ettiğini aktarıyor.

Maliki’ye yakın bir Iraklı yetkili ise, Maliki’nin ABD yönetimiyle “çatışma arayışında olmadığını”, ekibinin Washington ile “uzlaşı yolları bulmaya çalıştığını” söyledi. Yetkili, “Durum zor ama imkânsız değil; bunun için zamana ihtiyaç var” dedi.

ABD’nin nüfuzu

ABD, Irak üzerinde önemli bir nüfuza sahip. Özellikle Irak’ın petrol ihracatından elde edilen gelirlerin, 2003’te Saddam Hüseyin rejimini deviren ABD işgalinin ardından yapılan bir düzenleme uyarınca New York’taki ABD Merkez Bankası’nda tutulması bu etkinin başlıca unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.

Son yıllarda birçok ABD’li şirket Irak’ta büyük ölçekli yatırımlara imza atarken, Washington ile iyi ilişkilere sahip olan Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani hükümeti de özellikle ülke gelirlerinin yaklaşık yüzde 90’ını sağlayan petrol sektöründe yeni yatırımlar çağrısı yapıyor.

fgt
Muhammed Şiya es-Sudani (DPA)

Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın kaynak, Maliki’nin yeniden başbakan olması hâlinde Trump’ın Irak’a yönelik yaptırımlar uygulamasından ciddi endişe duyulduğunu belirtti. Ekonomik büyümede zorluklar yaşayan Irak için, daha önce İran’a yaptırımları delmeye yardımcı olmakla suçlanan Iraklı kuruluşlara yaptırım uygulayan ABD’nin yeni cezai adımlar atması büyük bir risk olarak görülüyor.

Şemmeri, Irak’ın bir sonraki hükümette “İran merkezli bir çizgide ilerlemesi” durumunda ülkenin “büyük bir kırılma noktasına” sürükleneceğini, bunun da Trump’ın uyguladığı “azami baskı politikası” kapsamında ekonomik ve mali alanları kapsayan bir izolasyona yol açabileceğini ifade ediyor.

İran’da savaş ihtimali

Irak için komşu İran’ı denklemin dışında tutmak zor görünüyor. Özellikle Tahran’ın, son yirmi yılda bölgesel nüfuzunu genişletmede kilit rol oynayan Irak’taki kazanımlarını koruma çabası ve Gazze savaşı sonrası bölgedeki müttefiklerinin ağır kayıplar vermesi bu durumu daha da karmaşık hâle getiriyor.

Tahran, yıllardır Irak’ta; başbakanların belirlenmesinde etkili olan Şii partiler veya direniş ekseninin bir parçası olan ve ABD ile İsrail karşıtı silahlı gruplar aracılığıyla belirleyici bir etkiye sahip. Bu gruplar, İran’ı savunmak için müdahalede bulunacaklarını sık sık dile getirmiş olsa da, örneğin haziran ayında 12 gün süren İsrail-İran çatışmasında fiilen devreye girmediler.

Trump’ın İran’a yönelik askeri müdahale tehdidini yinelemesi ve Tahran’ın “ezici bir karşılık” sözü vermesi üzerine, bu hafta Irak’taki iki önde gelen silahlı grup olan “Hizbullah Tugayları” ve “Nüceba Hareketi”, İran’a destek amacıyla “kapsamlı savaşa” hazır olduklarını açıkladı ve “düşmanlara” karşı “intihar operasyonları” için gönüllü başvuru merkezleri kurduklarını duyurdu.

Şemmeri, ABD’nin İran’a yönelik olası bir savaşının Irak’ı “bir savaş alanına, bir misilleme platformuna ya da askeri baskı sahasına” dönüştürebileceği uyarısında bulunuyor. Washington’un “İran rejimini devirmek, dini lider Ali Hamaney’i hedef almak ve askeri saldırı düzenlemek” yönündeki tehditlerinin Irak iç siyasetinde her düzeyde güçlü yankılar uyandıracağını belirtiyor.

Şemmeri’ye göre İran’da rejimin çökmesi hâlinde Irak’taki müttefik güçler askeri ve siyasi düzeyde “varoluşsal bir mücadeleye” girmek zorunda kalacak. Bu durumun ise Irak’ta siyasi sistemin yeniden şekillendiği yeni bir senaryonun önünü açabileceği ifade ediliyor.


Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına yönelik anlaşmazlıklar, zorla göç endişelerini yeniden gündeme getirdi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
TT

Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına yönelik anlaşmazlıklar, zorla göç endişelerini yeniden gündeme getirdi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın yakında açılacağına dair açıklamalara rağmen, Kahire ile Tel Aviv arasında yapılan son istişareler, giriş-çıkış sayıları konusunda ciddi görüş ayrılıklarını ortaya koydu. Mısır’ın, Filistinlilerin zorla göç ettirilmesine yönelik olası planların önüne geçmek amacıyla giriş ve çıkış sayılarının eşit olması gerektiği konusunda ısrarcı olduğu bildirildi.

İsrail Kamu Yayın Kurumu, perşembe günü söz konusu anlaşmazlıklara dikkat çekerken, Filistin Yönetimi’ne yakın bir Filistinli kaynak da bu bilgileri Şarku’l Avsat’a doğruladı. Kaynak, çarşamba günü yapılan toplantıda Kahire’nin, “çıkış yapanların sayısının giriş yapanlardan fazla olmaması” konusunda net ve kararlı bir tutum sergilediğini, bunun da zorla göçe kapı aralayabilecek her ihtimali ortadan kaldırmayı amaçladığını söyledi.

Aynı kaynak, en büyük sorunun İsrail’in, Refah Kapısı yakınında geri dönenleri denetlemek amacıyla yeni bir kontrol noktası kurma girişimi olduğunu belirtti. Bu planın Mısır, Filistin ve Arap tarafları tarafından reddedildiğini vurgulayan kaynak, konunun hâlen müzakere edildiğini, ancak bunun kapının açılış tarihini etkilemeyeceğini; kapının cuma günü, olası gecikmeler durumunda ise pazar günü açılabileceğini ifade etti.

İsrail Kamu Yayın Kurumu’na göre pazar günü her iki yönde açılması beklenen Refah Kapısı’nda giriş-çıkış sayıları konusunda Kahire ile Tel Aviv arasında anlaşmazlık bulunuyor. İsrail, çıkış yapanların sayısının daha fazla olmasını isterken, Mısır eşit oran konusunda ısrar ediyor ve Gazze’den “sessiz bir göçü teşvik etme” girişiminden endişe ediyor. Tarafların bu anlaşmazlıkları çözmeye çalıştığı belirtiliyor.

Çarşamba günkü toplantıya ilişkin bilgilere sahip olan Filistinli kaynak, kapının haftada beş gün, sabah 09.00 ile akşam 17.00 saatleri arasında açılmasının planlandığını, ilk aşamada yalnızca hastalar ve refakatçilerinin çıkışına izin verileceğini aktardı. Buna göre, Filistin Yönetimi’ne bağlı ve Eyad Nasr başkanlığındaki sınır kapısı idaresine sunulacak listeler Mısır tarafına iletilecek; Avrupa Birliği misyonu ise İsrail’e isimleri bildirecek.

Kaynak, zorla göç endişelerinin tamamen ortadan kalkmadığını, ancak ilk aşamada çıkışların yalnızca sayıları 20 bini aşan hastalar ve refakatçileriyle sınırlı olması nedeniyle bu riskin daha düşük olduğunu söyledi. İlerleyen aşamalarda ise, sınır kapısı idaresine ve Mısır makamlarına önceden başvuru yapılmadan kimsenin seyahat etmesine izin verilmeyeceğini, her aşamanın kendine özgü düzenlemeleri olacağını kaydetti. Öte yandan Mısır’ın, daha önce kendi topraklarında tedavi gören kişilerin Gazze’ye dönüşü için de listeler hazırladığı belirtildi.

Kaynak ayrıca, İsrail’in geri dönenleri denetlemek üzere kapı yakınında yeni bir kontrol noktası kurma isteğinin şu an zorla göçten daha büyük bir sorun teşkil ettiğini ve bu konuda Mısır, Filistin ve Arap taraflarının itirazlarının sürdüğünü söyledi.

ft6u7
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında insani yardım yüklü kamyonlar (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail işleri uzmanı siyaset analisti Said Akkaşe’ye göre zorla göç meselesi İsrail’in vazgeçmeyeceği ve anlaşma sürecini oyalamak ya da aksatmak için kullandığı araçlardan biri. Akkaşe, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bu yaklaşımın silahsızlandırma, yeniden imar ve İsrail’in çekilmesi gibi diğer dosyalarda da tekrar edileceğini belirtti. Mısır’ın tutumunun giriş-çıkışta denge ve sayısal eşitlik ilkesine dayandığını vurgulayan Akkaşe, İsrail’in zaman çizelgelerini bilinçli olarak uzattığını, örneğin 10 gün sürmesi öngörülen bir maddenin iki aya yayılabildiğini ifade etti.

Kuzey Sina Valisi Halid Mecavir ise çarşamba akşamı yaptığı açıklamada, Refah Kapısı’nın Mısır tarafının bağlı olduğu vilayetin tüm olası senaryolara hazır olduğunu söyledi. Kriz yönetim odasının, kapının açılması da dâhil olmak üzere, gelişmelere göre yardım girişini kapsayan tüm senaryolar üzerinde çalıştığını belirtti.

Mecavir, “Büyük bir hareketlilik var ve işler arzu ettiğimiz yönde ilerliyor” diyerek, Kuzey Sina’nın uzun süredir kapının açılmasına hazır olduğunu, Kahire’deki ve farklı devlet kurumlarını kapsayan kriz yönetim odasıyla koordinasyon içinde çalıştıklarını ifade etti. Gazze’den yaralıların kabulü ve insani yardımların girişine yüzde 100 hazır olduklarını da sözlerine ekledi.

Öte yandan, aralarında dokuz Avrupa ülkesi ile Kanada ve Japonya’nın da bulunduğu ülkeler, çarşamba günü yayımladıkları ortak bildiride İsrail hükümetine Gazze ile tüm sınır kapılarını açma ve uluslararası hukuka uygun şekilde insani yardımların ulaştırılmasını kolaylaştırma çağrısında bulundu.

Akkaşe, Refah Sınır Kapısı’nın İsrail kaynaklı olası engellemelerden korunabilmesi için Mısır ve Avrupa’nın ortak gözetimi altında faaliyet göstermesinin beklendiğini vurguladı. Avrupa tarafının sahada yer alması durumunda kapının açılma ihtimalinin güçleneceğini belirten Akkaşe, mevcut anlaşmazlıkların ise daha sonraki müzakere süreçlerine bırakılabileceğini ifade etti.