Suudi Arabistan, Yemen hükümeti ve Güney Geçiş Konseyi’ni uzlaştırıyor

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Yardımcısı Prens Halid bin Selman
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Yardımcısı Prens Halid bin Selman
TT

Suudi Arabistan, Yemen hükümeti ve Güney Geçiş Konseyi’ni uzlaştırıyor

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Yardımcısı Prens Halid bin Selman
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Yardımcısı Prens Halid bin Selman

Suudi Arabistan'ın haftalar içinde gösterdiği çabalar sayesinde, Yemen meşru hükümeti ve Güney Geçiş Konseyi (GGK) arasında Riyad Anlaşması’nı hızlandırma mekanizması üzerinde anlaşıldı. İki tarafın da mekanizmaya onay vermesi, İran projesi ve Husi araçlarıyla mücadelede Yemen saflarının yeniden sıklaştırılması olasılığını artırdı.
Riyad söz konusu mekanizmayı açıklarken, GGK Sözcüsü Mühendis Nizar Heysem, özerklikten vazgeçildiğini duyurdu. Diğer yandan, Başbakan Muin Abdulmelik'i 30 gün içerisinde yeni bir teknokrat hükümet kurmakla görevlendiren Yemen Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi, aynı zamanda Ahmed Hamid Lemles’i Aden valiliğine, Tuğgeneral Muhammed Ahmed el-Hamidi’yi ise emniyet müdürlüğüne atadı.
Mekanizma; iki taraf arasında 22 Haziran'dan bu yana yürürlükte olan ateşkesin devamını, askeri kuvvetlerin Aden'den çıkarılmasını, iki tarafın Abyan’daki kuvvetlerinin ayrılması ve önceki konumlarına geri döndürülmesini öngörüyor.
Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğindeki çabaların meyve verdiğini söyleyen Suudi Arabistan Savunma Bakanı Yardımcısı Prens Halid bin Selman; Yemen meşru hükümeti ve GGK’nın Yemen'de güvenlik, istikrar, barış ve kalkınmayı sağlamak amacıyla Riyad Anlaşması'nın hızlandırılmasını öngören mekanizmayı kabul ettiğini bildirdi.
Twitter hesabından yaptığı açıklamada Yemen meşru hükümeti ile GGK’yı kutlayan Prens Halid bin Selman, iki tarafın da anlaşma şartlarına iltizam sağlayacakları umudunu ve bu konudaki güvenini dile getirerek şu ifadelerde bulundu:
“Yemen taraflarının Riyad Anlaşması'nın uygulanmasını hızlandırma mekanizmasını onaylaması; diyaloğa varmak, çekişme ve anlaşmazlıkları halletmek, bir diğerine anlayışla yaklaşmak, siyasi ortaklık kurmak, kapsamlı bir siyasi çözüme giden yolları desteklemek ve krizi sonlandırmaya dair ciddi arzuyu yansıtıyor. Yemen'in güvenliği, istikrarı ve güçlü bir şekilde geri dönüşü, Yemen meşru hükümetini destekleyen Arap Koalisyonu’nun temel hedefidir; Riyad Anlaşması ise Birleşmiş Milletler (BM) Yemen Özel Temsilcisi’nin Yemen'de kapsamlı bir siyasi çözüme ulaşma yönündeki çabalarını desteklemenin yanı sıra, bu hedefe ulaşmada temel faktördür.”
Yemen dosyasındaki bu adım hem Arap dünyası hem de uluslararası düzeyde memnuniyetle karşılanırken, iki taraf da hükümeti GGK’dan aday gösterilen bakanlar da dahil olmak üzere kuzey ile güney arasından yarı yarıya üyeler ile oluşturmayı kabul etti. Bunun hemen ardından, görevlerine Aden’de başlamaları ve Riyad Anlaşması'nın uygulanmasına devam edilmesi öngörüldü.
Yemen hükümeti yetkililerinden biri, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bu anlaşmanın ardından, Husi darbesiyle mücadelede için yeni bir yapım ve birleşme aşamasına geçilecek” dedi. İsmini vermek istemeyen yetkili, açıklamalarına “Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), her iki tarafın görüşlerini birbirine yakınlaştırmak için ciddi çaba harcadı. Kısa sürede bu minvalde olumlu sonuçlara tanıklık edeceğiz” ifadeleri ile devam etti.
SPA’ya açıklamada bulunan Suudi resmi bir kaynak ise şöyle söyledi:
“İki taraf da, tarafları bir araya getirmek için BAE’nin de aktif katılımıyla Riyad’da yürütülen çabalara cevap verdi. Böylece, mevcut engellerin üstesinden gelme, Riyad Anlaşması'nın uygulanmasını hızlandırma, kurtarılan bölgelerde kalkınma çarkının döndürülmesi, Yemen krizini sona erdirme yolunda başta BM Yemen Özel Temsilcisi’nin barışa varma çabalarını destekleme yönündeki kararlılıklarını göstermiş oldular.”
Yemen Hükümet Sözcüsü Racih Badi, Suudi Arabistan’ın açıklamalarını memnuniyetle karşılayarak anlaşmayı tam olarak uygulama konusundaki kararlılığını vurguladı. Aynı zamanda, Suudi Arabistan Krallığı'ndaki kardeşlerin çabalarını ve anlaşmanın uygulanmasına verdikleri desteği takdir etti.
GGK’nın özerklikten vazgeçtiği ilanının, söz konusu anlaşmayı uygulama taahhüdünün memnuniyetle karşılandığını söyleyen Badi, anlaşma şartlarının belirtilen zaman aralıklarına göre hızlı bir şekilde uygulanması yönünde adım atılmasının ciddi ve gerçek bir başlangıç ​​olacağına dair umudunu dile getirdi.
Arap Koalisyonu’nun Riyad Anlaşması'nın uygulanmasına destek verdiğinin altını çizen GGK Sözcüsü Mühendis Nizar Heysem, Husi milisleri ve terörist gruplar ile mücadelede ve güney valiliklerinin kalkınması yolunda Arap Koalisyonu ile ortaklığının derinliğine dikkat çekti. Aynı zamanda şu ifadelerde bulundu:
“GGK Suudi Arabistan ve BAE liderliğinin girişimlerine yanıt olarak verdiği özerklik ilanıyla, Riyad Anlaşması'nın uygulanması, 30 gün içinde kuzey ile güney arasında ortaklık temelinde yeni bir hükümet kurulması, Aden'e vali ve emniyet müdürü tayin edilmesi ve askeri güçlerin yerine emniyet güçlerinin getirilmesi gibi hedeflerini gerçekleştirdi. GGK, Arap Koalisyonu’nun Riyad Anlaşmasını uygulayabilmesi için özerklikten vazgeçmiştir.”
Yemen meselesi uzmanları, meşru hükümet ile GGK arasındaki anlaşmazlıkların aşılması ve Suudi Arabistan tarafından sunulan söz konusu mekanizma üzerinde anlaşmaya varılmasının devletin önümüzdeki günlerde kendisini zor şartlar altında bulacak Husi milislerinden temizlenmesi yönünde itici bir gücü teşkil ettiğini düşünüyor.
Yemenli yetkililerin açıkladığına göre, meşru hükümet ve GGK yetkilileri Riyad Anlaşması'nın uygulanması yönündeki ayrıntılarını tartışarak daha sonra herhangi bir sorun çıkmaması için bunlar üzerinde bir anlayışa vardı.
Yemen Meclis Başkanı Sultan el-Barkani, “Şimdi, anlaşmazlıkların üstesinden gelerek ülkenin dört bir yanında barış, güvenlik ve istikrara ulaşma zamanı. Bu oldukça önemli bir husus” ifadelerinde bulundu.
Şarku’l Avsat’a özel röportajda veren Barkani, “Riyad Anlaşması, birçok sorunu çözecek olan noktadır. Bizi ilgilendiren ise tam bir anlaşmaya varmaktır. Bu nedenle anlaşmanın ayrıntılarını inceledik. Bazı konuları başbakan atanıncaya kadar ertelemeyerek tüm konuları tartışmayı tercih ettik. Riyad Anlaşması'nın en mühim kısımları, yeni hükümet kurulmadan önce 30 gün içinde uygulanacak” dedi.
Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani ise Riyad Anlaşması’nı hızlandırma mekanizması üzerinde anlaşmaya varmanın hükümetin geçici başkent Aden'de görevlerini yerine getirmesi yolunda yeni bir aşamaya başlangıç niteliğinde olduğunu belirtti. Bunun kalkınma çarkının döndürülmesi, Husi milislerle mücadeledeki çabaların birleştirilmesi ve üç referansa göre kapsamlı siyasi bir çözüme ulaşılmasını sağlayacağını da vurguladı.



Bahreyn Kralı: İran iç işlerimize karışmayı bırakmalı

Bahreyn Kralı Hamad bin İsa (BNA)
Bahreyn Kralı Hamad bin İsa (BNA)
TT

Bahreyn Kralı: İran iç işlerimize karışmayı bırakmalı

Bahreyn Kralı Hamad bin İsa (BNA)
Bahreyn Kralı Hamad bin İsa (BNA)

Bahreyn Kralı Hamed bin İsa’dan İran’a sert uyarı: Vatan her şeyin üzerindedir

Bahreyn Kralı Hamed bin İsa, İran’a ülkesinin ve Körfez ülkelerinin iç işlerine müdahale etmeyi durdurma çağrısında bulunarak, "Vatan her şeyin üzerindedir ve tüm evlatlarının omuzlarında bir emanettir" mesajını verdi.

Dün basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Kral Hamed bin İsa, "Zorlukların vatanların üzerine çullandığı ve insanların karakterinin sınandığı anlarda, gerçekler tüm çıplaklığıyla ortaya çıkar," dedi. Bahreyn’in güvenliğini, istikrarını ve halkının selametini hedef alan menfur İran saldırganlığının, vicdanını düşmana satanların sahteliğini ifşa ettiğini vurgulayan Kral Hamed, vatanın geçtiği bu sınavın bütün maskeleri düşürdüğünü belirtti.

İhanetin telafisi yoktur

Kral Hamed, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

Kahraman silahlı kuvvetlerimiz her türlü kalleş saldırıyı püskürtmek için sınırlarda teyakkuzda beklerken; vicdanını düşmana satmış az sayıda kişi, vatanın egemenliğini hiçe sayanlarla iş birliği içine girmiştir. Bu, ihanetlerin en büyüğü ve halkın vicdanında asla affedilmeyecek bir suçtur.

Yaşananlara karşı duyduğu büyük öfkenin tüm Bahreyn halkının öfkesinin bir yansıması olduğunu ifade eden Kral, "Vatanın kaderinin emanet edildiği kişilerin vatanı sırtından bıçaklaması ve halkın kendisini temsil etmesi için seçtiği isimlerin, kamuoyu tarafından dışlanmış hainlerin yanında durması kabul edilemez" ifadelerini kullandı.

Vatandaşlık bir ahittir

"Kamuoyunun bugün tek yürek olduğunu ve saldırganlarla iş birliği yapanların uzaklaştırılmasını talep ettiğini belirten Hamed bin İsa, "Vatanına ihanet edenler, bu topraklarda yaşama onurunu hak etmiyor. Vatandaşlık sadece bir kâğıt parçası değil, bir ahit ve sözleşmedir. Bu sözleşmeyi bozan, hakkını kendi eliyle kaybetmiştir" şeklinde konuştu.

Bazı milletvekillerinin, vatanın kalkanı olmak yerine hainlerin safında yer almasından duyduğu derin üzüntüyü dile getiren Kral Hamed, "Vatana saldıranların yanında durmayı tercih edenler, gidip onlara katılsınlar. Düşmanlarımıza sadakat gösterenlerin aramızda yeri yoktur" dedi.

Caydırıcı tedbirler ve ordu mesajı

Bütün Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) halklarının; hainler hakkında verilen hapis, vatandaşlıktan çıkarma ve pasaport iptali kararlarını güçlü bir şekilde desteklediğini, hatta daha fazlasını talep ettiğini savunan Kral, bu caydırıcı önlemlerin bir "intikam" değil, sadık vatandaşları korumak için bir "emniyet supabı" olduğunu söyledi. Kral, bu adımların atılmaması durumunda, silahlı kuvvetlerin savunma zarureti gereği askeri kurallar çerçevesinde yönetime el koymak zorunda kalabileceği uyarısında bulundu.

Milletvekillerine iki yol: Ya özür ya sürgün

Söz konusu milletvekilleri önünde iki yol olduğunu vurgulayan Kral Hamed bin İsa şunları kaydetti: "Önlerinde üçüncü bir yol yok; ya Bahreyn halkından açıkça özür dileyip güven köprülerini yeniden kuracaklar ya da ihanetleri nedeniyle yargı kararıyla ülkeden sürülenlerin yanına gidecekler. Meclis bir emanettir ve temsil yetkisi, eli vatan ihanetine bulaşmış kişilerin taşıyabileceği bir şeref değildir."

Hürriyet kaos değildir

Ülkenin bugün her zamankinden daha fazla özgür ve sorumlu görüşlere ihtiyaç duyduğunu belirten Kral Hamed, Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre konuşmasını şu sözlerle tamamladı: "Özgürlük kaos demek değildir, değerlere dil uzatmak veya vatana ihanet etmek hiç değildir. Vatan her şeyin üzerindedir ve Bahreyn’in bir karış toprağından dahi vazgeçmeyeceğiz. Herkes vatan sevgisini öğrenmelidir; gerçek vatandaş, vatanını dilinde değil, kalbinde taşıyan ve gerekirse onun için canını feda edendir."


Acentelerden Nusuk’a… Suudi Arabistan hac şirketlerinin haritasını nasıl yeniden çizdi?

Mataf alanı (Nusuk)
Mataf alanı (Nusuk)
TT

Acentelerden Nusuk’a… Suudi Arabistan hac şirketlerinin haritasını nasıl yeniden çizdi?

Mataf alanı (Nusuk)
Mataf alanı (Nusuk)

Birkaç yıl öncesine kadar hac yolculuğu, başkentlerden birinde küçük bir ofisten başlar ve uzun bir acente ve aracı ağı üzerinden tamamlanırdı. Bugün ise bu yolculuk, merkezi bir sistemde, dünya çapında hac pazarını tamamen yeniden şekillendiren bir platforma indirgenmiş durumda.

Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanlığı’nın öncülük ettiği bu dönüşüm, sektörü çok taraflı açık bir modelden, dijital platformlar ve hassas operasyonel düzenlemelerle yönetilen bir sisteme taşıdı. Bu değişiklik, hac hizmetleri tarihindeki en geniş yeniden yapılandırma operasyonlarından biri olarak kayda geçti.

Bu reformlardan önce, hac organizasyonu büyük ölçüde farklı ülkelerdeki yerel acentelere dayanıyordu. Bu acenteler, Suudi Arabistan içindeki hizmet sağlayıcılarıyla koordinasyonu sağlarken, bu durum hizmet kalitesinde farklılıklara, fiyat dengesizliklerine ve denetim zorluklarına yol açıyordu.

Ancak, yurt dışı hacı hizmet sağlayıcıları sistemi devreye alındığında, sektör yeni bir aşamaya geçti. Bu aşama, pazarı düzenlemeyi ve lisanslama, işletme ve değerlendirme için net bir çerçeve belirlemeyi amaçlıyor. Bu sayede hizmet kalitesinin artırılması hedefleniyor; bu adımlar, Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanlığı tarafından yayımlanan düzenleyici belgelerle destekleniyor.

2022... Kademeli dönüşümün başlangıcı

2022 yılı, düzenleyici yönetmeliğin uygulanması ve dijital platformların kullanımının artırılmasıyla gerçek bir dönüm noktası oldu. Aynı dönemde, Nusuk platformu üzerinden doğrudan rezervasyon modelinin hayata geçirilmesi, geleneksel acentelerin rolünü azaltarak karar alma merkezini Suudi Arabistan’a taşıdı.

Bu dönüşüm anlık bir değişim değil, aşamalı bir süreçti. Süreç, pazarı yeniden yapılandırma ile başladı ve sonraki yıllarda dijital çözümler üzerine daha fazla odaklanarak lisanslı şirketler modelinin güçlendirilmesine kadar genişledi. Sonraki hac sezonlarında ise daha olgun bir aşamaya geçildi ve bu aşama, hacı adaylarının deneyimlerini iyileştirmeye ve hizmet kalitesini artırmaya odaklandı.

Bu dönüşümün en önemli sonuçlarından biri, pazarda faaliyet gösteren kuruluş sayısının azaltılması oldu. Artık yalnızca belirli lisanslı şirketler faaliyet gösterebiliyor ve bu şirketler, Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanlığı tarafından yayımlanan operasyonel ve denetimsel standartlara tabi.

Eski Hac ve Umre Komitesi Danışmanı Saad el-Kurşi, bu dönüşümün ‘nitelikli bir sıçrama’ olduğunu belirterek, acente modelinden organize şirketlere geçişin hizmet seviyelerinin artmasında önemli rol oynadığını vurguladı.

El-Kurşi, “Hac ile ilgili tüm hizmetler, konaklama, yönlendirme ve karşılama gibi, öncekine kıyasla çok daha düzenli ve kaliteli hale geldi” dedi.

Hizmeti yeniden tanımlayan bir operasyonel kılavuz

Bu dönüşüm, hizmet kalitesini, kalite standartlarını ve değerlendirme mekanizmalarını net bir şekilde belirleyen ayrıntılı operasyonel kılavuzların yayımlanmasıyla pekiştirildi. Bu sayede, hacı adaylarının deneyimi, genel bir şekilde sunulmak yerine, ölçülebilir ve hesaplanabilir birimlere dönüştürüldü.

Ancak bu dönüşüm, bazı zorluklardan muaf değildi. Bunların başında, yeni modeller doğrultusunda çalışacak insan kaynağının eğitilmesi yer alıyordu.

El-Kurşi, bu zorlukların ‘büyük ölçüde aşıldığını’ belirterek, çalışanların hazırlık seviyesinin arttığını ve işletme verimliliğinin iyileştiğini vurguladı. El-Kurşi, mevcut sistemin ‘bugün daha yüksek bir verimlilikle ve daha iyi bir organizasyonla çalıştığını’ ifade etti.

Artan talep... Düzenleyici sınırlar

Artan talebe rağmen, hacı sayıları belirli düzenleyici çerçevelere tabi ve bu da sayılara bir sınırlama getiriyor.

El-Kurşi, “Her ülkeye tahsis edilen kontenjanların sınırlı olması, sayılarda bir üst sınır oluşturuyor, ancak organize şirketlere olan talep artıyor” diyerek, sektörün gelecekteki kapasite artışıyla daha fazla genişleme yaşayacağı öngörüsünde bulundu.

Ayrıca, düzenleme sayesinde fiyatlar daha kontrollü hale geldi. Önceden acentelerin inisiyatifine bırakılan fiyatlandırmalar, bu düzenlemelerle farklılıkları azaltarak maliyetlerde daha yüksek bir şeffaflık sağladı.

Temsilciden platforma

Dijital dönüşüm, bu sistemin temel direğini oluşturdu; çünkü sözleşme süreçleri ve hizmet seçimi artık Nusuk gibi dijital platformlarla bağlantılı hale geldi.

Bu dönüşüm sadece zaman ve çabayı kısaltmakla kalmadı, aynı zamanda pazardaki rollerin yeniden dağıtılmasını sağladı. Böylece hac yolculuğunun yönetimi daha merkezi ve düzenli hale geldi.

Sarah şirketi Yönetim Kurulu Üyesi ve İcra Komitesi Üyesi Mühendis İmad Sami Kari, bu dönüşümün geleneksel işletme modellerinden entegre bir dijital sisteme geçişi kapsadığını belirtti.

Kari, bu dönüşümün ‘havayolu şirketleri, Hac ve Umre Bakanlığı, Nusuk platformu ve hizmet sağlayıcı şirketler arasındaki elektronik bağlantıya dayandığını’ ve bunun hac yolculuğu yönetiminin verimliliğini artırdığını vurguladı.

Ayrıca, ‘QR kodu’ gibi teknolojilerin ve Nusuk kartlarının kullanımının, hacı adaylarının deneyimine doğrudan olumlu etkiler sağladığını, özellikle kaygıları azalttığını ve işlemleri hızlandırdığını ifade etti.

Kari, artık sadece kalabalıkların yönetimi değil, aynı zamanda entegre bir deneyim sunmaya odaklanıldığını belirterek, ‘Bagajsız Hac’ gibi yeni girişimlere dikkat çekti. Bu girişim, hacı adaylarının hareketliliğini kolaylaştırmayı ve yolculuklarını iyileştirmeyi amaçlıyor.

Son yıllarda hac sektöründe yaşananlar, yalnızca şirket sayısının azaltılmasından ibaret olmayıp, tamamen küresel bir pazarın yeniden şekillendirilmesine kadar uzanıyor.

Bugün hac, geleneksel ağlara dayalı bir yapıdan ziyade, yönetimsel düzenlemelerle ve teknolojiyle desteklenen bir sektöre dönüşmüş durumda. Bu dönüşüm, dünyanın en büyük insan topluluklarından birinin daha verimli yönetilmesine yönelik daha geniş bir yaklaşımın yansıması olarak görülüyor.


Suudi Arabistan, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nın tam olarak uygulanmasının önemini vurguladı

Suudi Arabistan, taraf devletlerin ek kısıtlamalar olmaksızın nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanma hakkını vurguladı. (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan, taraf devletlerin ek kısıtlamalar olmaksızın nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanma hakkını vurguladı. (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nın tam olarak uygulanmasının önemini vurguladı

Suudi Arabistan, taraf devletlerin ek kısıtlamalar olmaksızın nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanma hakkını vurguladı. (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan, taraf devletlerin ek kısıtlamalar olmaksızın nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanma hakkını vurguladı. (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nın tam olarak uygulanmasının önemini vurgulayarak, aynı zamanda bölgedeki barışın sağlanabilmesi için Gazze Şeridi’nde ateşkese varılmasının, göçün engellenmesinin ve 1967 sınırlarında bir Filistin devleti kurulmasının gerekliliğini belirtti.

Bu açıklamalar, Suudi Arabistan’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilcisi Abdulaziz el-Vasıl’ın, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nın 11. gözden geçirme konferansı sırasında yaptığı konuşmada yer aldı ve aynı zamanda bölgesel gelişmelerle ilgili BM tartışmalarına da yansıdı.

Suudi Arabistan, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nın, yayılmanın engellenmesi için temel bir yapı taşı olduğunu ve bu anlaşmanın üç temel ilkesi arasında denge sağlanması gerektiğini belirtti. Bu ilkeler; silahların imhası, yayılmanın engellenmesi ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımıdır. Ayrıca, nükleer silah sahiplerini, bu silahların kullanımının engellenmesinin tek yolunun tam bir imha ile sağlanacağına dair yükümlülüklerini yerine getirmeye çağırdı.

Aynı zamanda Suudi Arabistan, taraf devletlerin nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanma hakkını vurgulayarak, bu kullanımların ek kısıtlamalar olmadan yapılması gerektiğini, ayrıca Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile şeffaflık ve iş birliğinin artırılması gerektiğini ifade etti.

Bölgesel düzeyde ise Suudi Arabistan, İran’ın sivil ve medeni hedeflere yönelik saldırılarını kınayarak, BM Güvenlik Konseyi'nin 2817 sayılı kararına atıfta bulundu. İran’a, nükleer programının barışçıl olduğunu temin etmek için UAEA ile tam iş birliği yapma çağrısında bulundu. Ayrıca, bölgesel güvenliğin güçlendirilmesi, iyi komşuluk ilişkilerine saygı gösterilmesi ve iç işlere müdahale edilmemesi gerektiğini belirtti.

Suudi Arabistan, Ortadoğu’nun nükleer silahlardan arındırılması gerektiğini bir kez daha yineleyerek, İsrail'in bu anlaşmaya katılmaması durumunun, kitlesel imha silahları içermeyen bir bölge oluşturulmasının önündeki en büyük engel olduğunu vurguladı.

Filistin topraklarındaki durumu ele alırken, Suudi Arabistan, İsrail’in Filistin ve Lübnan’a yönelik saldırılarının tehlikesini belirtti ve Kudüs ile kutsal yerlerdeki tarihsel ve hukuki durumu değiştirmeye yönelik her türlü girişimi reddetti. Ayrıca, yasa dışı yerleşimlerin barışı zedelediğini ve uluslararası hukuku ihlal ettiğini ifade etti.

Suudi Arabistan, adil ve kapsamlı bir barışın sağlanabilmesi için ateşkese varılması, göçün engellenmesi, Gazze Şeridi’nden çekilme ve 1967 sınırlarında bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasının şart olduğunu, tüm bu taleplerin uluslararası meşruiyet kararlarına dayandığını belirtti.