ABD'li petrol şirketiyle SDG petrol anlaşması imzaladı, Washington SDG'yi siyasi olarak tanıdı mı?

Suriye’nin kuzeydoğusundaki petrol kuyusu yakınında bir ABD askeri aracı (AFP)
Suriye’nin kuzeydoğusundaki petrol kuyusu yakınında bir ABD askeri aracı (AFP)
TT

ABD'li petrol şirketiyle SDG petrol anlaşması imzaladı, Washington SDG'yi siyasi olarak tanıdı mı?

Suriye’nin kuzeydoğusundaki petrol kuyusu yakınında bir ABD askeri aracı (AFP)
Suriye’nin kuzeydoğusundaki petrol kuyusu yakınında bir ABD askeri aracı (AFP)

Suriyeli Kürt bir yönetici, Trump yönetiminin, ABD’li bir şirket ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Kobani arasında Fırat’ın doğusundaki petrolün işletimiyle ilgili bir anlaşma imzalanmasına onay vermesini ‘Kürt Özerk Yönetimini siyasi olarak tanıma ve ABD ordusunun kalmaya devam etmesinin garantisi’ olarak değerlendirdi. Yönetici, bu adımın Kamışlı’nın Şam’dan daha çok uzaklaşmasına ve petrolün hükümetin kontrolündeki Banyas ve Humus’a transferinde arabulucu rol üstlenen ‘savaş zenginleriyle’ bağını kesmeye katkı sağladığını belirtti.
Trump’a yakınlığıyla bilinen Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, Perşembe akşamı ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun da katıldığı Kongre toplantısında, Kobani ile görüştüğünü ve Kobani’nin kendisine ABD’li bir şirketle petrolün işletilmesi konusunda bir anlaşma imzaladıklarını bildirdiğini söyledi. Graham, “Bu, bölgedeki herkese yardım etmek için en iyi yol” dedi.
Pompeo da ABD yönetiminin bu yönelimi desteklediğini belirterek, “Anlaşma beklenenden daha fazla zaman aldı. Biz, şu an anlaşmayı uygulama aşamasındayız” ifadesini kullandı.
Anlaşmanın imzalanması ABD Dışişleri ve Hazine bakanlıklarının onayını gerektiriyor. Nitekim Suriye rejiminin kontrolündeki petrol sektörü ve birçok kuruluş geçen ay yürürlüğe konulan Ceaser Yasası kapsamında yaptırım listesine alındı.

Petrolün korunması
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre, Kobani, ABD’li Delta Crescent Energy ile anlaşma imzaladıklarını Perşembe günü Graham’a bildirerek, bu bilgiyi Trump’a iletmesini istedi. Graham, geçen yıl ABD askerlerinin Fırat’ın doğusunda kalmaya devam etmesi hususunda Trump’ı ikna etmişti. Bu ikna eyleminden önce Trump, Türkiye sınırındaki ABD askerlerini çekeceğini ilan etmişti. Trump’ın çekilme açıklaması, Türkiye ile desteklediği muhalif grupların Suriye sahasında ilerleyerek Fırat’ın doğusundaki Tel Abyad ve Rasulayn arasında ‘Barış Pınarı’ bölgesini kurmalarına kapı aralamıştı.
ABD’nin müttefikleri ile Graham’ın müdahalesi sonucu Trump 6 Ekim’de ‘az sayıda Amerikan askerinin Suriye’de kalacağını ve petrol bölgelerini koruyacağını’ açıkladı. Trump, o dönemki konuşmasında, “Petrolü koruyacağız ve gelecekte ne yapacağımıza bakacağız” demişti. Hatta Trump bizzat ABD’nin Suriye petrolünden faydalanması için ‘büyük petrol gruplarından birini bu bölgeye göndermeyi’ önermişti. ABD Savunma Bakanı Mark Esper, bu açıklamaların ardından, “DEAŞ’ın petrol kuyularına ulaşmasını önlemek için Deyri Zor’daki konumumuzu güçlendirecek önlemler alıyoruz” ifadesini kullanmıştı. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) petrol kuyularının güvenliğini sağlamak için Fırat’ın doğusuna yaklaşık 500 asker, El-Tenef Üssü’ne de yaklaşık 100 asker takviye yapıldığını duyurmuştu.

Savaş zenginleri
Edinilen bilgilere göre, Özerk Yönetim ile ABD’li Delta Crescent Energy arasında imzalanan anlaşmada, Fırat'ın doğusunda iki mobil petrol rafinerisi kurulması öngörülüyor. Bu bölgedeki petrol üretimi günlük yaklaşık 20 bin varil. İki taraf arasında imzalanan anlaşmanın Özerk Yönetimin savaş zenginlerine bağımlılığını azaltmaya katkı sağlayacak. Suriye’deki petrol zenginlerinin başında, SDG denetimindeki bölgelerden rejim kontrolündeki bölgelere belli bir ücret karşılığında petrol transferi yapan Katırcı Group geliyor. Katırcı Group’un sahibi Husam Katırcı, ABD’nin yaptırım listesinde bulunuyor.
Suriye’de 2011 yılından önce günlük petrol üretimi 380 bin varilken, iç savaş nedeniyle şu anda günlük 60 bin varil petrol üretilebiliyor. Suriye petrolünün yüzde 90’ı ve doğalgaz rezervlerinin yarısı ABD’nin müttefiklerinin denetiminde bulunuyor. Bu petrolün bir bölümü yereldeki ihtiyaçlar için kullanılırken, en büyük bölümü Suriye hükümetinin denetimindeki bölgelere transfer ediliyor. Petrolün bir kısmı ise Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) üzerinden Türkiye’ye kaçak yollardan sokuluyor.

Müzakere kozu
Trump yönetiminin, Şam ve Moskova’nın 6 şartı kabul etmesi için baskı unsuru olarak kullandığı diğer kozların (yaptırımlar, rejimin dış dünyadan izole edilmesi, İsrail hava saldırıları, İdlib) yanı sıra Suriye petrol gelirlerini de müzakere kozu olarak kullanmaya çalıştığı yönünde yaygın bir kanaat var.

6 şart
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey ve yardımcısı Joel Rayburn, 2018’in başlarında Başkan Donald Trump’a ‘Suriye hükümetiyle normalleşme’ adımlarının atılabilmesi için 6 maddelik bir liste sundu. Bu liste Trump’ın onayıyla kabul edildi. Buna göre Jeffrey ve yardımcısının sunduğu 6 şart şöyle:
1- Terörizme verilen desteğin sonlandırılması
2- İran ve milisleriyle askeri ilişkilerin kesilmesi
3- Komşu ülkelere yönelik düşmanca eylemlere son verilmesi
4- Kitlesel imha silahları ve kimyasal silah programından, denetlemeye izin verecek şekilde vazgeçilmesi
5- Suriye hükümetinin, göçmen ve mültecilere gönüllük esası üzerine dönüşlerine izin vermesi yani BMGK’nın 2254 sayılı kararının hayata geçirilmesi
6- Savaş suçlularının yargılanması
Jeffrey’in yardımcısı Joel Rayburn, geçtiğimiz ay katıldığı bir panelde, ilk 4 maddenin 2011 protestoları öncesine dönüş talebini ifade ettiğini söyledi.
Rayburn, “Bu talep her Suriye hükümeti için geçerlidir. Kişiler gelip geçicidir. Her Suriye hükümeti bu şartlara uymalıdır çünkü bunlar ABD ulusal güvenliğine zarar veriyor” dedi.
Jeffrey, yaptığı bir konuşma sırasında, “Suriye rejimi gibi kendi bölgesine ve ABD’nin dünyanın olması gereken şekliyle ilgili fikrine bundan daha büyük bir tehdit oluşturan başka bir rejim görmedim” demişti.
Bu 6 şart aynı zamanda ABD Kongresi’nin kabul ettiği ve Haziran ortasında hayata geçirilen Ceaser Yasası’nın ana çerçevesini oluşturuyor.
Washington, Suriye petrolünü işletme ve elde edilecek gelirleri bir fonda toplayarak çatışma sonrasında Suriye’nin imarında kullanmayı teklif etti. Fakat Ruslar ‘bu fikri beğenmedi’. ABD’li yetkililer, Suriye’nin doğal kaynaklarına yakın konuşlanarak ‘basit askeri yatırımlarla stratejik kazanımlar’ elde ettiklerini düşünüyor. ABD, Moskova ve Şam’ı petrolden mahrum bırakma konusunda kararlılık gösterdi. ABD ordusu 2018’in başlarında petrol bölgesine yaklaşmaya çalışan Rus paralı askerlere darbe indirdi. Pompeo, Kongre’deki konuşması sırasında bu olaya işaret ederek, “Suriye'de ABD'yi tehdit etmiş ve artık bu dünyadan göçmüş 300 Rus'un bu konuda anlaşılır bir mesaj olduğu konusunda sizi temin edebilirim” ifadelerini kullandı.

Siyasi olarak tanıma
Özerk Yönetim ile ABD’li Delta Crescent Energy arasında yapılan anlaşma, Suriye hükümetinin onayından geçmeden doğrudan Özerk Yönetim ve ABD’li şirket arasında imzalanması yönüyle siyasi bir boyut taşıyor. Kürt yetkililer, “anlaşmanın siyasi anlamının büyük ve önemli olduğunu ayrıca Özerk Yönetimi tanımayla eşdeğer’ anlama geldiğini söylüyorlar. Söz konusu yetkililer, anlaşmanın ayrıca ‘ABD güçlerinin sürpriz bir şekilde Fırat’ın doğusundan çekilme ihtimalinden kaynaklanan endişeyi hafiflettiğini’ belirtiyorlar.
Özerk Yönetim’in Washington’da bir bürosu bulunuyor. Daha önce Demokratik Suriye Meclisi yetkililerinden büroyu ziyaret edenler oldu. Ancak daha önce Ankara’nın müdahalesi sonucu Kobani’nin Washington ziyareti gerçekleşmemişti. Ankara, Kobani’yi, terör örgütü olarak sınıflandırdığı PKK’nın bir üyesi olarak tanımlamaktadır.  Özerk Yönetim ve ABD arasında siyasi ve askeri ilişkiler bulunuyor. Zira ABD’nin Uluslararası Koalisyon Temsilcisi William Robak, Fırat’ın doğusunda ikamet ediyor.
Washington’un attığı bu adımın, Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt yapılanmasından duyduğu endişeyi dile getiren Ankara’nın öfkelenmesine neden olması bekleniyor. Nitekim Ankara, Fırat Nehri’nin iki yakasında kurulması muhtemel bu yapının uzuvlarını kesmek için Moskova ile bir dizi anlaşma imzaladı. Türkiye tarafı Rusya ve İran ile yürüttüğü Suriye konulu Astana toplantılarında ‘Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğine’ bağlı kaldığını beyan ederek, Moskova ve Tahran’ı toplantıların sonuç bildirgelerinde ‘Özerk Yönetim’e’ ve ‘ayrılıkçı ajandalara’ karşı açık ve resmi tutum almaları konusunda ikna etmek için çabalıyor.
Öte yandan Suriye rejimine yakın bir kaynak, rejimin ‘müzakerelerde Kürt tarafının elini güçlendireceği’ fikrinden hareketle söz konusu anlaşmayı tepkiyle karşılaması beklediğini söyledi. Şam yönetimi, Özerk Yönetim’i geçen yıl Ekim ayında imzaladığı anlaşmanın maddelerine (askeri işbirlik ve Fırat’ın doğusunda yeniden devlet kurumlarının faaliyete geçmesi) uymamakla suçlarken, Kürt yetkililer ise Şam yönetiminin adem-i merkeziyetçi bir devlet yapısının inşasını ve Kamışlı-Şam ilişkileriyle ilgili uzlaşı yapılmasını hedefleyen siyasi müzakerelerde ciddiyetsiz davrandığını belirtiyorlar.



İran'ın kırılma noktası: İsrail'in yeni doktrini ve caydırıcı Trump faktörü

 Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
TT

İran'ın kırılma noktası: İsrail'in yeni doktrini ve caydırıcı Trump faktörü

 Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)

Michael Horowitz

İran yeni bir protesto dalgasıyla boğuşurken, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri kenardan izliyor. Kıvılcım, Tahran pazarındaki tüccarların yerel para biriminin çöküşüne karşı protestosuyla başladı ve ardından 26 ilde en az 220 noktaya yayıldı. Gösteriler 8 Ocak gecesi önemli ölçüde arttı.

Ancak bu anın önemi, yalnızca huzursuzluğun genişleyen kapsamından (İran geçmişte daha geniş ve daha dirençli ayaklanmalara tanık oldu) değil, aynı zamanda çevresindeki stratejik ortamdan da kaynaklanıyor. İran İslam Cumhuriyeti artık kökten farklı bir stratejik ortamın eşiğinde duruyor. “Direniş ekseni” olarak bilinen ileri savunma doktrini, büyük ölçüde etki denkleminden çıkarılmasına yol açan darbeler aldı. İran'ın hava savunması da İsrail ile 12 günlük savaş sırasında imha edildi. Bu endişelere ilave olarak, Trump geçen yıl İran nükleer tesislerini bombalayarak, İran ile doğrudan yüzleşmeye hazır olduğunu açıkça gösterdi. Ardından, Tahran'ın müttefiki Nicolás Maduro'yu Karakas'taki yatağından alıp devirerek, bu mesajı kesin bir hamleyle pekiştirdi.

Bu baskılar, İsrail'in stratejik düşüncesinde yaşanan derin bir değişim ile daha da yoğunlaşıyor. 7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail, çevreleme ve gerilimi hesaplı bir şekilde tırmandırma ilkesine dayanan çatışmayı yönetme mantığını ve “savaşlar arası operasyon” doktrinini terk etti. Artık fiilen savaşlara girişiyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının kalbine kadar uzanıyor. İsrail artık burada bir silah deposunu imha etmek veya şurada bir nükleer bilim insanını öldürmek gibi taktiksel kazanımlar elde etmekle yetinmiyor. Artık daha iddialı bir hedefi var; bizzat İslam Cumhuriyeti'nin çöküşünü sağlayarak bölgesel düzeni yeniden şekillendirmek. İsrail, ekonomik çöküş, askeri aşağılanma ve bölgesel izolasyonun bitkin düşürdüğü İran rejiminin, tam olarak doğru zamanda ve doğru şekilde baskı uygulanırsa, çöküşün eşiğine getirilebileceğine inanıyor.

Kritik kitle meselesi

İran'daki mevcut protesto dalgası, önceki dalgalardan önemli bir unsurda farklılık gösteriyor; bu kez, rejimin temellerini sarsan açık bir kırılganlığın ortasında gerçekleşiyor. 2009, 2018 ve yine 2022-2023 yılları arasında protestocular, bölgesel saygınlığını koruyan ve etrafını bir güç havasıyla saran otoriteyle karşı karşıya gelmişlerdi. Ancak bugün, kamuoyu önünde aşağılanmış, askeri gücü gerilemiş ve bölgesel etkisi buharlaşmış bir hükümet ile karşı karşıyalar. Bu gerçeklik, her iki tarafın, protestocuların ve güvenlik aygıtının da hesaplarını yeniden şekillendiriyor.

İsrail, çevreleme ve gerilimi hesaplı bir şekilde artırma ilkesine dayanan çatışmayı yönetme mantığını ve “savaşlar arası operasyon” doktrinini terk etti. Artık fiilen savaşlara girişiyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının kalbine kadar uzanıyor

Soru şu: Rejimi devirmek için gerekli kritik kitleye ulaşıldı mı? 8 Ocak gecesine kadar, görüntülerde aynı anda sadece birkaç yüz, belki de birkaç bin protestocunun olduğu görüldüğünden, cevap muhtemelen hayırdı. Ancak Şah'ın oğlu Rıza Pehlevi'nin protesto çağrısının ardından 8 Ocak'ta durum kökten değişti. O gece, Tahran ve Meşhed de dahil olmak üzere büyük şehirlerde on binlerce insan, 2012’deki protestolardan, hatta 2009’da Yeşil Hareket’in liderlik ettiği ve milyonları harekete geçiren protestolardan bu yana eşi benzeri görülmemiş protestolarla sokaklara döküldü. Şimdi hareket rejime ölümcül tehdit oluşturabilecek bir dönüşüm geçiriyor gibi görünüyor.

Tehditlerle caydırma

Rıza Pehlevi'nin çağrısı, İslam Cumhuriyeti'ne karşı on yıllardır birikmiş öfkeyi harekete geçirmek için önemli bir katalizör olmuş olabilir, ancak bir diğer önemli faktörü -Başkan Trump'ı- göz ardı etmek analitik bir hata sayılır. Trump'ın İran'a yönelik kamuoyuna açık tehditleri, rejimin protestolara kararlı bir yanıt vermesini geciktirdi ve protestoculara Washington'un kenardan izlemekle yetinmeyeceği umudunu verdi. Bu sadece sembolik bir tehdit değildi; Trump, sözlerini eylemlerle desteklemeye hazır olduğunu gösterdi.

zxcvfgh
İran Dini Lideri Ali Hamaney'in Tahran'da öğrencilere hitap ederken çekilmiş ve ofisi tarafından yayınlanmış fotoğrafı, 3 Kasım 2025, (AFP)

Geçen yıl haziran ayındaki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, ABD Başkanı İran nükleer tesislerine yönelik saldırı ile İsrail'in savaşına katılmaya karar vermişti. Bu, Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle başlayan, Suriye'de Beşşar Esed'i hedef alan darbeyle devam eden ve Venezuela'da Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla sonuçlanan bir dizi kararın sadece bir halkasıydı.

Bu olaylar, Trump'ın savaş konusundaki isteksizliğinin, güç kullanma konusunda da isteksiz olduğu anlamına gelmediğini gösteriyor. Yönetimi, son Beyaz Saray yayınlarından birinde geçen “Deneyin ve sonuçlarını görün” ifadesinin gösterdiği gibi, Başkan’ın sözünün eri olduğunu teyit eden sağlam bir duruş sergiliyor. Bu ister bir güç gösterisi olarak görülsün ister görülmesin, bunun sadece boş bir manevra olmadığına ve başlı başına önemli olduğuna dair birçok kanıt bulunuyor.

Birinci anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü bir fetih ve işgal aracı yerine, düşmanın davranışını tam bir yenilgi yoluyla değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan güçlü bir baskı ve teşvik aracı olarak görüyor. Bu aracı, onu uzun vadeli taahhütlere takılıp kalmaktan koruyan, hızlı ve gösterişli bir şekilde kullanma eğiliminde.

Birinci anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü fetih ve işgal aracı olarak değil, düşmanın davranışını tam bir yenilgi yoluyla değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan güçlü bir baskı ve teşvik aracı olarak görüyor

Ancak bu yaklaşım, rejim değişikliği veya sürekli baskı, sürekli bir taahhüt gerektirdiğinden, İran meselesinde seçeneklerini daraltıyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre yine de hayati öneme sahip güvenlik yapılarını hedef alan sınırlı sayıda ABD hava saldırısı, İslam Cumhuriyeti'nin protestoları bastırma gücünü zayıflatmak için yeterli olabilir. Dahası Trump'ın müdahale etme olasılığı bile baskıcı aygıtı telaşlandırabilir, gecikmelere, tereddütlere ve maliyetli yeniden konuşlandırmalara yol açabilir.

Trump'ın kesin bir karar vermek zorunda kalabileceği bir anın eşiğindeyiz. 8 ve 9 Ocak geceleri arasında artan şiddet, İranlı yetkililerin interneti kesmesine neden oldu ve birçok haber, telefon hatlarının da kesildiğini söylüyor; bu, yaklaşan şiddetli baskının bilindik bir işareti. Ülke içindeki muhalif platformlar, güvenlik güçleri tarafından gerçek mermi kullanımında keskin bir artış olduğunu bildirdi. Bu arada, Trump bir röportajda, protestocuların öldürülmesi durumunda İran'a çok sert bir şekilde karşılık vereceği uyarısını yineledi. Dolayısıyla bu tehditlerin pratik olarak test edileceği bir ana yaklaşıyoruz, çünkü yalnızca imalara dayalı caydırıcılık uzun süre devam edemez.

İsrail’in hesapları

Bu denklemdeki diğer aktör olan İsrail, durumu yakından izliyor. İran'ın zayıf noktasından yararlanma yaklaşımı, dikkatlice hazırlanmış bir araç karışımına dayanıyor. Aleni olarak diplomatik baskı, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun İranlı protestoculara destek açıklaması ve ofisinden yapılan, İran halkının mücadelesiyle dayanışma içinde olunduğunu teyit eden açıklamalar aracılığıyla uygulanıyor. Bu açıklamalar çeşitli amaçlara hizmet ediyor; içeriye protestocuların yalnız olmadıkları mesajını iletiyor, rejimi tedirgin ediyor ve ileride daha etkili adımların taşlarını döşüyor.

xzscdfrg
Sosyal medyada yayınlanan bir videodan alıntılanan bu karede, Tahran'da tırmanan hükümet karşıtı gösteriler arasında protestocular toplanıyor, 9 Ocak 2026 (Reuters)

İsrail'in müdahalesinin İslam Cumhuriyeti için işleri kolaylaştırdığını, protestoları baş düşmanı tarafından düzenlenen yabancı bir komplo olarak gösterme gerekçesi sunduğunu savunanlar olabilir. Ancak İsrail liderleri bu itirazı önemsiz görüyor, çünkü Tahran, İsrail'in tutumu ne olursa olsun aynı suçlamayı yöneltecektir. Bu aşamada, her iç karışıklık için Mossad'ı suçlamak artık yeni bir keşif değil, otomatik bir tepki haline geldi. Halkın öfkesinin yapay olduğunu iddia eden herkes ya saf ya da kendi dünya görüşüyle ​​örtüşen bir anlatıyı kasıtlı olarak desteklemektedir.

Soru şu: İsrail başka ne yapabilir? 12 günlük savaş sırasında İsrail, İran hava savunmasını devre dışı bırakmak ve İsrail'e balistik füze yağmuru başlatma kapasitesini sınırlamak için Mossad ajanlarını kullanarak İran içinde faaliyet gösterme gücünü gösterdi. Haziran savaşıyla birlikte, İran'ın hava savunma sistemleri büyük ölçüde imha edildi ve bu da İsrail'e gerektiğinde İran hava sahasında neredeyse her gün özgürce hareket etme kabiliyeti tanıyor. Bu gerçeklik, İsrail'e bir savaşı ateşleyebilecek doğrudan açık müdahale ile gelecekteki herhangi bir çatışmada rejimi zayıflatabilecek veya protestoları bastırma gücünü engelleyebilecek hesaplı, nokta saldırılar düzenleme arasında bir manevra alanı sağlıyor.

İsrail'in yeniden kazandığı hareket özgürlüğü, İran rejiminin kaderini kontrol edebileceği anlamına gelmiyor. İç durum büyük ölçüde, şu anda sokaklarda hayatlarını riske atan İranlıların kendileri tarafından belirlenecek. Tam ölçekli bir savaş, protestoları tırmandırmak yerine durdurabileceği için İsrail açısından zararlı olabilir. Herhangi bir devrimci atılımda önemli rol oynayabilecek birçok İranlı -özellikle kaybedecek çok şeyi olan muhafazakar orta sınıf- İsrail savaş uçakları tepelerinde uçmaya başlarsa ve ülke yeniden bombardımana maruz kalırsa harekete geçmekte tereddüt edebilir.

İsrail İran'a bir saldırı düzenleyebilir, ancak genellikle operasyonu kısa tutmayı tercih edecektir; zira amacı, kamuoyunu bayrak etrafında birleştirebilecek ve muhalefeti bastırabilecek daha geniş çaplı bir çatışmayı ateşlemek yerine güç dengesini revize etmek olacaktır. En başarılı olduğu nokta ise Başkan Trump'ın tehditlerini yerine getirmesini sağlamaktır. Nitekim geçmiş deneyimler, Trump yönetiminin en azından söylemsel olarak eylemsizlik yerine eylemi tercih ettiğini gösteriyor. Eğer İsrail, kısa süreli operasyonu rejime karşı daha uzun süreli bir baskıya dönüştürme tehdidi ile birlikte Trump yönetimini daha geniş kapsamlı bir dizi saldırı düzenlemeye ikna etmeyi başarırsa, bu seferki amaç sadece nükleer tehdidi etkisiz hale getirmek değil, rejimi devirmek de olabilir.


Somali, BAE ile yaptığı tüm anlaşmaları iptal etti

Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
TT

Somali, BAE ile yaptığı tüm anlaşmaları iptal etti

Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)

Somali hükümeti, Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan anlaşmaların tamamını sonlandırdı. Bakanlar Kurulu’nun aldığı bu karar, federal ve bölgesel tüm yönetimleri ve bağlı devlet kurumlarını kapsıyor.

Somali Ulusal Haber Ajansı, söz konusu kararın Berbera, Bosaso ve Kismayo limanlarındaki tüm anlaşma ve iş birliklerini kapsadığını aktardı.

Bakanlar Kurulu, Somali Federal Hükümeti ile BAE Hükümeti arasında imzalanan ikili güvenlik ve savunma iş birliği anlaşmaları da dâhil olmak üzere tüm anlaşmaları iptal etti. Açıklamada, bu kararın “ülkenin egemenliğini, ulusal birliğini ve siyasi bağımsızlığını zayıflatan kötü niyetli adımlara ilişkin güçlü raporlar ve kanıtlar” doğrultusunda alındığı belirtildi.

Ajansın açıklamasında ayrıca, “Söz konusu tüm bu kötü niyetli adımlar; Somali’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Şartı, Afrika Birliği Şartı, İslam İşbirliği Teşkilatı Şartı ve Arap Birliği Şartı’nda yer alan egemenlik, iç işlerine karışmama ve anayasal düzene saygı ilkeleriyle açıkça çelişmektedir” ifadelerine yer verildi.


Arakçi ile Witkoff arasında temas… Trump çok sert seçenekleri değerlendiriyor

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Arakçi ile Witkoff arasında temas… Trump çok sert seçenekleri değerlendiriyor

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

ABD’li kaynaklar, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un hafta başında İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’den bir telefon aldığını bildirdi. Aynı dönemde ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın “kırmızı çizgileri aştığını” söyleyerek, askerî seçenekler de dâhil olmak üzere “çok güçlü seçeneklerin” masada olduğunu açıkladı.

Trump, bugün (Pazartesi) sabahı yaptığı açıklamada, ordunun durumu son derece ciddiyetle izlediğini belirterek, çok sert seçeneklerin değerlendirildiğini ve uygun kararın alınacağını ifade etti. Beyaz Saray’dan bir yetkili de Trump’ın İran’a yönelik askerî bir saldırı seçeneğini ciddi biçimde değerlendirdiğini doğruladı.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre kaynaklar, Arakçi ile Witkoff arasındaki temas, Tahran’ın tansiyonu düşürme ya da Trump’ın İran rejimini daha da zayıflatacak bir adım atmasından önce zaman kazanma girişimi olarak değerlendiriliyor. Kaynaklar, tarafların önümüzdeki günlerde olası bir görüşmeyi de ele aldığını söyledi.

Trump’ın salı sabahı, askerî liderler, yönetimin üst düzey isimleri ve Ulusal Güvenlik Konseyi yetkilileriyle bir araya gelmesi bekleniyor. Görüşmede; askerî saldırılar, siber silahların kullanımı, yaptırımların sertleştirilmesi ve protestocuların ihtiyaçlarını desteklemeye yönelik seçenekler masaya yatırılacak. Toplantıya Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ulusal Güvenlik Danışmanı, Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Genelkurmay Başkanı Dan Kane de katılacak.

ABD yönetimi, protestolara destek vermekle bölgesel bir savaştan kaçınmak arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor. Uzmanlar, tırmanmanın geniş çaplı bir bölgesel kaosa yol açabileceği endişesiyle askerî olmayan seçenekleri tercih ediyor. Değerlendirmelere göre Trump, kararını saatler içinde verebilir; bu da kritik bir karar için geri sayımın başladığı anlamına geliyor.

ABD’li yetkililer, Witkoff ile Arakçi arasındaki mesajlaşmanın geçen yıl yapılan nükleer görüşmeler sırasında başladığını ve ABD’nin haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri vurmasının ardından da sürdüğünü belirtti. Tarafların, ekim ayına kadar olası müzakereler konusunda temas hâlinde kaldığı ifade edildi.