Irak Başbakanı Kazimi: Erken seçimler 6 Haziran 2021’de yapılacak

Mustafa el-Kazımi (Başbakanlık Ofisi)
Mustafa el-Kazımi (Başbakanlık Ofisi)
TT

Irak Başbakanı Kazimi: Erken seçimler 6 Haziran 2021’de yapılacak

Mustafa el-Kazımi (Başbakanlık Ofisi)
Mustafa el-Kazımi (Başbakanlık Ofisi)

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi, 6 Haziran 2021’de erken seçime gideceklerini açıkladı. Kazimi, Mayıs ayının başında göreve geldiğinde ülkeyi erken seçime götürme sözü vermişti.
Kazimi, televizyon kanallarında yayınlanan konuşmasında, çeşitli grupların ülkeyi kana bulamaya ve bunu iyileştirme yönündeki umutlarını tüketmeye çalıştığını belirterek, bölgesel ve iç çekişmelerin ve çatışmaların Irak’ın güvenlik ve egemenliğini yeniden tehdit ettiğini söyledi.
Başbakanlık koltuğuna aday gösterildiği günden bu yana farklı çevrelerce eleştiri ve suçlamalara maruz kalan Kazimi, “Hükümetin kurulmasından önce ve sonrasında şahsıma ve yakınımdakilere karşı suçlamalar başlatıldı. Hükümet ömrünün iki ayında engellemelerle mücadele ettik. Ancak siyasi hedeflere odaklandık ve ilk günden beri Seçim Komiserliği’nin önündeki engelleri giderme komisyonu oluşturduk” diye konuştu.
Irak’ta halk protesto hareketlerinin temel motivasyonu olan ve olmaya da devam eden ve önceki Başbakan Adil Abdulmehdi’nin istifasına neden olan ekonomik krizin bir sonucu olarak başbakanlık koltuğuna oturan Kazimi, “Irak ekonomisini canlandıracak ve krizleri çözecek kapsamlı bir reform programı üzerinde yorulmadan çalıştık. Bir dizi idari değişiklikler yaptık. Palyatif ve gerçeklikten uzak ekonomik çözümleri reddettik. (Hükümet faaliyetleriyle ilgili) detaylı raporda görüldüğü gibi gençlerin işsizlik krizini iyileştirmek ve piyasayı canlandırmak için projeler hayata geçirdik. Doğalgaz yatırımı için fiili adımlar atmaya başladık. Bütün yatırım ruhsatlarını ve durdurulan projeleri inceledik. Yatırım alanında yıllarca süren kasıtlı yıkımdan sonra fiili adımlar atmaya başladık” ifadelerini kullandı.
Geçici hükümetin ajandasında ilk sırada yer alan erken seçimleri düzenleme meselesine de değinen Kazimi, “Halkın iradesini ve beklentilerini temsil eden bir Meclis ortaya çıkaracak adil ve şeffaf seçimlere hazırlanıyoruz” dedi.
Kazimi, erken seçimlerin 6 Haziran 2021’de yapılacağını bildirdi.
Seçimlerde yarışacak tüm siyasi güçleri koruma sözü veren Kazimi, Irak halkına hitaben, “İradeniz Irak’ın yüzünü değiştirecek ve yıllarca süren savaş ve çatışmanın bu yüzde bıraktığı izleri silecek” dedi.
Kazimi, Irak’ın dış politikası ve harici çatışmalarla ilgili olarak, “Devletin saygınlığını yeniden tesis etmeden, krizleri iyileştirecek çözümler bulamayız. Irak’ın güvenlik ve egemenliğini tehdit eden dahili ve harici çatışmalar bulunuyor. Fakat biz, güvenlikle ilgili çatışmalarla ve Irak’ı bölgesel ve uluslararası çatışmalara dahil etmeye, ülkeyi eksen siyasetine sürüklemeye çalışan girişimlerle mücadele ettik.
Başbakan Kazimi, ABD-Irak stratejik diyalog görüşmeleri hakkında, “ABD ile olan stratejik diyaloğun birinci aşamasını tamamlamaya istekliydik. Irak’ta (ABD’nin) silahlanma ve eğitim, ekonomik ve kültürel desteğine ihtiyacımız olduğu kadar askeri varlığa ihtiyacımız olmayacak” ifadesini kullandı. Irak-ABD stratejik diyalog görüşmelerinin birinci ayağı Haziran ayında gerçekleştirildi. Taraflar arasındaki ikinci tur görüşmelerin, Kazimi’nin Washington’a düzenlemesi beklenen ziyaret sırasında yapılması bekleniyor.
Kazimi hükümeti, resmi makamlarca tutuklanan ya da silahlı grupların kaçırdığı veya tutukladığı gazeteci ve aktivistlerin serbest bırakılması yönündeki baskılarla karşı karşıya. Kayıp veya tutuklu kişilerin akıbeti henüz bilinmiyor. Söz konusu kişiler arasında devletin resmi haber ajansı INA’da çalışan Mazin Latif ve Tevfik et-Temimi de bulunuyor. İki isim 6 ay önce tutuklanmıştı.
Başbakan Mustafa el-Kazimi'nin Müsteşarı Hişam Davut, Ekim 2019’da başlayan ve aylarca süren gösteriler sırasında hayatını kaybeden sivil ve askerlerin şehit kabul edileceğini belirterek, Şehitler Kurumu’na gösterilerde ölenlerin yakınlarının devletin şehitlere tanıdığı eğitim ve devlet kadrolarına atanma hakkından faydalanmaları için talimat verildiğini açıkladı.
Davut, başkent Bağdat'ta düzenlediği basın toplantısında, "Ekim ayında gösterilerin başlamasından bu yana sivil ve asker yaklaşık 560 kişi hayatını kaybetti. Gösterilerde gençlere (göstericiler) karşı gerekçesiz bir şiddet kullanıldı” dedi.
Irak hükümetinin yaşanan olayların ayrıntılarını ve göstericilere karşı şiddete başvuranları ortaya çıkarmak için bir komite oluşturacağını kaydeden Davut, hükümetin kaçırma ve alıkoyma olaylarını azaltmaya çalıştığını, hedeflerinin saygın bir hukuk devleti olduğunu vurguladı.
Kazimi’nin selefi Adil Abdulmehdi hükümeti döneminde patlak veren ve aylarca süren protestolarda güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanarak müdahale etmesi sonucu yüzlerce kişi hayatını kaybetmiş, binlerce kişi yaralanmıştı.
Bağdat’taki Tayaran Meydanı’nda Pazartesi günkü gösteriler sırasında güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu 2 protestocu hayatını kaybetmiş, Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi faillerin bulunması için güvenlik yetkililerine 72 saat süre tanımıştı.
Irak İçişleri Bakanlığı, başkent Bağdat’taki gösteriler sırasında 2 protestocuyu öldürme suçlamasıyla iki subay ve bir askerin tutuklandığını açıkladı.
Irak İçişleri Bakanı Osman el-Ganimi, önceki gün düzenlediği basın toplantısında, soruşturma komitesinin olayla ilgili incelemelerini tamamladığını söyledi.
“Soruşturma, iki şehidin (protestocu) av tüfeğiyle yaralandığını doğruladı” diyen Ganimi, 3 güvenlik görevlisinin olaylar sırasında talimatlara aykırı şekilde av tüfeği kullandıklarını belirtti.
Ganimi, açıklamasının devamında, Raid Ahmed Selam ve Hüseyin Cabbar isimli iki subayın ve Ala Fadıl isimli askerin soruşturma hakimi karşısında protestoculara karşı av tüfeği kullandıklarını itiraf ettiklerini ve olayda kullanılan av tüfeklerinin söz konusu şahısların araçlarında bulunduğunu aktardı.
Iraklı güvenlik uzmanı Ebu Ragif, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, “Soruşturmanın kısa sürede açıklanması hafife alınmayacak bir durum. Bunun gelecekte önemli sonuçları olacak. Irak İçişleri Bakanlığı'na bağlı Es-Sukur (Şahinler) İstihbarat Ağı tarafından yapılan önemli kazanım ve olup bitenlerin tüm şeffaflığıyla ilan edilmesi, kaosu büyük ölçüde sınırlayacak. Saldırıda kullanılan av tüfeği resmi güvenlik birimleri tarafından kullanılmıyor. Bu da meselenin şeffaf bir şekilde soruşturulmasını gerektiriyor” diye konuştu
Ragif, açıklamasının devamında şu ifadeleri kaydetti:
“Ekim ayında başlayan gösterilerde önceki soruşturma süreçleri işleseydi ve sonuçlar ilk elden ilan edilseydi, yüzlerce göstericinin ölümüne ve binlercesinin yaralanmasına kimin sebep olduğuna dair tüm yorumların önünü alırdık. Ancak şu açıklanan sonuçlar, ister talimatlar isterse protestoculara karşı silah kullanımı olsun kaosla nasıl başa çıkılacağını gösterdi. Özellikle protestoculara karşı gerçek merminin kullanılmasına dair hiçbir talimat bulunmuyor.”
Bu soruşturmadan çıkan sonuç, geniş çevreler tarafından sevinçle karşılanmasına rağmen Başbakan Kazimi, Ekim gösterileri sırasında öldürülen protestocuların faillerini ortaya çıkarma talepleriyle halen karşı karşıya, üstelik o dönem yaşanan olaylar sırasında başbakanlık koltuğunda oturmamasına rağmen. Kazimi, Mayıs ayında göreve geldiğinde bu failleri adalete teslim etme taahhüdünde bulunmuştu.
Kazimi, Kurban Bayramı dolayısıyla Twitter hesabından paylaştığı mesajda, “Bu yıl Kurban Bayramı geçmiş yıllardan farklı olarak geldi. Geçmiş senelerden kalan birçok sorunla mücadele ediyoruz. Adalet ve eşitlikle hükmeden bir devlet inşa etme beklentisiyle ancak dayanışma içerisinde olarak sıkıntı ve krizleri atlatabiliriz. Bayram, daha iyi bir yarın umudu için mola vakti olsun” diye yazdı.



Guterres’tan BMGK’nın rolüne vurgu: Hukukun üstünlüğü yerini orman kanunlarına bıraktı

BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
TT

Guterres’tan BMGK’nın rolüne vurgu: Hukukun üstünlüğü yerini orman kanunlarına bıraktı

BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, pazartesi günü, ‘orman kanunlarının’ hüküm sürdüğü bir dünyada barışa ilişkin kararları uygulamaya yetkili ‘tek’ organ olarak BMGK’nin rolünü savundu.

Guterres, “Dünya genelinde hukukun üstünlüğü, orman kanunuyla yer değiştiriyor. Uluslararası hukukun açıkça ihlal edildiğine ve BM Şartı'nın alenen hiçe sayıldığına tanık oluyoruz” dedi.

BMGK’da konuşan Guterres, “Gazze'den Ukrayna'ya ve dünyanın dört bir yanında hukukun üstünlüğü isteğe bağlı bir şey gibi ele alınıyor” diye ekledi.

BM Şartı'nın ‘güç kullanma veya güçle tehdit etmeyi’ yasakladığını ve ‘büyük küçük tüm devletlere aynı kuralları uyguladığını’ belirtti.

BM Genel Sekreteri, ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan ve BM’ye rakip olarak görülen yeni Barış Konseyi’nden açıkça bahsetmedi, ancak BMGK’nın ‘münhasır’ sorumluluğunu vurguladı.

asdfrgt
BM Genel Sekreteri António Guterres, New York'taki BM genel merkezinde düzenlenen BM Genel Kurulu'nun 80. oturumunda bir konuşma yaparken, 23 Eylül 2025 (Reuters)

BMGK’nın barış ve güvenlik konularında, bu tür girişimlerin arttığı bir dönemde tüm üye devletler adına hareket etmeye yetkili tek organ olduğuna işaret eden Guterres, “Başka hiçbir organ veya geçici koalisyon, tüm üye devletleri barış ve güvenlikle ilgili kararlara uymaya yasal olarak zorlayamaz” diye ekledi.

BM Genel Sekreteri BMGK’nın ‘güç kullanımına izin verme’ yetkisine sahip tek organ olduğunun da altını çizdi.

Guterres, bu açıklamaları, Trump'ın dünya genelindeki çatışmaları çözmeyi amaçlayan ve başkanlığını üstleneceği bir Barış Konseyi kurulacağını duyurmasından birkaç gün yaptı. Barış Konseyi ve rolü birçok ülkede şüphe uyandırdı.

Guterres, ‘tüm devletlerin uluslararası hukuka tam olarak saygı gösterme ve BM Şartı'nda belirtilen vaat ve yükümlülükleri yerine getirme taahhütlerini yenileme zamanının geldiğini’ de vurguladı.


Suriye'de SDG ile yaşanan çatışmalarla Türkiye'deki Kürt müzakereleri arasında nasıl bir ilişki var?

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
TT

Suriye'de SDG ile yaşanan çatışmalarla Türkiye'deki Kürt müzakereleri arasında nasıl bir ilişki var?

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)

Ömer Önhon

Ocak ayının ilk haftasında Suriye ordusunun Halep'te Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) karşı başlattığı askeri operasyon, Suriye'deki siyasi ve güvenlik sahnesini değiştirdi ve ülkenin haritasını yeniden çizdi. SDG, Halep, Deyrizor ve Rakka'dan çıkarıldı ve Haseke şehrinin bir bölümünde sıkışarak kuşatıldı. Suriye ordusu çok az istisna dışında, Tişrin ve Tabka barajlarını, sınır kapılarını ve petrol sahalarını ele geçirdi.

Bir yıl önce 10 Mart mutabakatını imzalayan ancak uygulamayı reddeden SDG, 18 Ocak'ta “ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasını” imzalamaya zorlandı. 20 Ocak'ta Şam'da Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile Mazlum Abdi arasında yapılan görüşmenin ardından dört günlük ateşkes ilan edildi. Ateşkes büyük ölçüde devam ediyor, ancak Suriye ordusu ile SDG arasında bazı bölgelerde çatışmalar sürüyor.

SDG şu anda bu görüşmede sunulan önerileri değerlendiriyor ve iki gün içinde yanıtını açıklayacak. Eğer SDG anlaşmanın tüm şartlarını reddederse, çatışmalar yeniden başlayacak ve bu da hükümet güçleri arasında ağır kayıplara neden olacak ve Kürtlerin yaşadığı komşu ülkeler için sonuçları olacak. Ancak nihayetinde SDG yenilgiye uğrayacak.

Süregelen şüphelere rağmen, SDG büyük olasılıkla olumlu bir yanıt verecek. Kalıcı barışın sağlanması, anlaşmanın ne ölçüde uygulanacağına bağlı olacak.

Suriye'deki gelişmeleri, Ortadoğu'nun yeniden şekillenmesi bağlamında da ele almalıyız. Başta Türkiye, ABD, İsrail ve Körfez ülkeleri olmak üzere dış aktörlerin etkisi, ABD'nin kilit rolüyle birlikte, Suriye'nin geleceğini belirlemede iç dinamikler kadar önemli.

Nitekim İsrail, işgalini tüm Golan Tepeleri'ni kapsayacak şekilde genişleterek, Suriye'nin güneyinde fiilen silahsızlandırılmış bir bölge ilan etti ve Dürziler üzerindeki etkisiyle bu bölgedeki gelişmeleri yönetiyor. Son çatışmalar sırasında sessiz kaldı ve en azından şimdilik Suriye'deki askeri operasyonlarını durdurdu.

İsrail'in sessizliği, Paris'te ABD himayesindeki Suriye görüşmeleriyle ilişkilendirilebilir, nitekim iki ülke ortak bir koordinasyon ve iletişim mekanizması kurma konusunda anlaşmaya vardı ve bu anlaşmanın meyve vermeye başladığı açıkça görülüyor. Bu İsrail tutumu, Şara hükümeti ve Türkiye'nin Suriye'deki varlığına ilişkin endişelerinin giderildiği şeklinde de yorumlanabilir.

Ancak en önemli değişim, ABD'nin Suriye'deki güvenlik ortaklarına yönelik tercihlerinde yaşanan değişimdir. ABD, SDG yerine Suriye ordusu ve Türkiye ile ittifak kurdu. Birkaç gün önce, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi Tom Barrack, sosyal medyada ABD’nin halihazırda SDG’ye nasıl baktığını açıklayan, bir yol haritası ve Suriyeli Kürtlere yönelik çağrı içeren bir açıklama yayınladı.

ABD Merkez Komutanlığı'nın Suriye hükümetiyle koordineli olarak 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a nakledildiğini duyurması, ABD tarafından çok taraflı diplomatik çabalar yürütüldüğünü gösteriyor

Büyükelçi Barrack, Suriye hükümetinin DEAŞ’a karşı kurulan uluslararası koalisyona katılmasıyla durumun temelden değiştiğini belirtti. Sonuç olarak, “SDG'nin sahada birincil DEAŞ karşıtı güç olarak asıl amacı büyük ölçüde sona ermiştir” dedi.

Tom Barrack şunu da söyledi: “Yeni Suriye devletine entegrasyon, Kürtlere tam vatandaşlık hakları, Suriye'nin ayrılmaz bir parçası olarak tanınma, Kürt dili ve kültürünün anayasa ile korunması ve yönetime katılım imkânı sağladığı için şimdi Kürtlerin önünde eşsiz bir fırsat bulunmaktadır.” Bunu, “SDG'nin iç savaşın kaosu içinde sahip olduğu kısmi özerklikten çok daha fazlası” olarak da tanımladı.

Başkan Donald Trump da kendine özgü üslubuyla yeni ABD politikasına doğrudan değinerek, Kürtleri sevdiğini ve koruduğunu ve şimdi Suriye hükümetiyle güvenlik konularında birlikte çalıştığını söyledi.

ABD Merkez Komutanlığı'nın, Şara ile koordineli olarak 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a nakledildiğini duyurması, ABD tarafından son derece etkili çok taraflı diplomatik çabaların yürütüldüğünü gösteriyor.

dsvfgbhy
: 10 Mart'ta Şam'da mutabakatı imzalayan Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve SDG lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

SDG’nin birçok yanlış hesap yaptığına; en önemlisi kendi gücünü abarttığına ve Suriye ordusunun gücünü hafife aldığına şüphe yok. 10 Mart mutabakatının uygulanması konusunda Şam ile yapılan müzakerelerdeki sert tutumları ve sahadaki pervasız eylemleri, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere herkesi hayal kırıklığına uğrattı. Belki en ciddi hatalarından biri de Türkiye'nin endişelerini ve taleplerini görmezden gelmesiydi.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Halk Koruma Birlikleri (YPG) ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) saflarında görüş ayrılıkları da ortaya çıktı; Mazlum Abdi daha pragmatik, uzlaşmaya açık ve ABD'yi dinlemeye daha meyilli gibi görünüyor.

Bu arada, Kandil Dağı'ndaki PKK kadrolarının etkisi altındaki gruplar ise mücadeleye devam etme yönünde sert bir tutum benimsedi. Tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan, Suriye'deki olayları Türkiye'deki barış sürecini baltalama girişimi olarak nitelendirerek, Kandil'in talimatlarını görmezden geldiğini söyledi.

SDG’nin, özellikle kendi gücünü abartarak ve Suriye ordusunun gücünü hafife alarak birçok yanlış hesap yaptığına kuşku yok

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin haftalık toplantısında yaptığı konuşmada, mücadelenin Kürtlere karşı değil, PKK'ya karşı olduğunu vurguladı.

Kürt dünyasının en saygın lideri Mesud Barzani'nin şu sözleri ise en şaşırtıcı açıklama oldu: “PKK, Kürtler için bir yük haline geldi.”

Türkiye'nin öncelikli amacı, PKK'yı kendi sınırları içinde, Suriye'de ve her yerde ortadan kaldırmaktır. Türkiye'deki Kürtlerle devam eden müzakerelerde bulunan Türkler, Suriye'deki gelişmelerin bu süreci rayından çıkarmasından veya olumsuz bir emsal teşkil etmesinden endişe duyuyorlar.

Son iki veya üç haftada üzerinde anlaşmaya varılan veya tek taraflı olarak yayınlanan belgelerin çoğu, uygulama sırasında yoruma açık olabilecek son derece hassas maddeler ve konular içeriyor. Örneğin, entegrasyon anlaşmasının 4. maddesi “Kürt bölgelerinin özel statüsünün dikkate alınması”ndan bahsediyor.

cdfrgt
SDG’nin kadın savaşçıları, Suriye'nin doğusundaki Deyrizor şehrinde bulunan el-Ömer petrol sahasında düzenlenen askerî geçit töreninde, 23 Mart 2021 (AFP)

Bu sebeple, Suriye hükümetinin, geçen hafta Suriye Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan 13 numaralı Kararnamede belirtildiği gibi, Kürtlerin kültürel ve dilsel haklarını kullanmalarına olanak tanıyan bir düzenleme oluşturması gerekecek. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre mevcut koşullar altında nasıl bir formüle ulaşılabileceği henüz belli değil. Zira en büyük Kürt nüfusuna sahip Haseke şehrinde bile Kürtler toplam nüfusun sadece yaklaşık yüzde 30'unu oluşturuyor.

Bir diğer önemli sınav ise Dürzi ve Alevilerin Kürtlerle yapılan anlaşmaya vereceği tepkidir. Kürtlere tanınan ayrıcalıkların kendilerine de tanınmasını talep etmeleri muhtemel görünüyor. Ayrıca, bu ayrıcalıkların yeni anayasaya nasıl dahil edileceği de ele alınması gereken kritik bir konu.

Önemli gerilemelere ve yenilgilere rağmen, SDG'nin hâlâ var olduğunu ve tamamen ortadan kaybolmadığını belirtmekte fayda var.

Washington, bu aşamada DEAŞ'a karşı mücadelede müttefik olarak Suriye’nin ve Erdoğan ile ortaklığın yanında yer alsa da SDG'yi gelecekte olası kullanımlar için yedek bir güç olarak muhafaza etmeye istekli olmaya devam edecektir.

Suriye Kürtlerine özel haklar tanıyan ve SDG birliklerini -entegrasyonun bireysel bazda olacağı belirtilse de- Suriye ordusuna entegre eden bir anlaşmanın imzalanmasına arabuluculuk yapmak, mevcut yapıyı meşrulaştırmak ve geliştirmek, dolayısıyla onu korumak olarak görülebilir.

İşler sorunsuz ilerlerse, barış hâkim olacak ve Suriye hükümeti dikkatini ülkeyi yeniden inşa etmeye, geçiş döneminde ilerlemesini sağlayacak bir siyasi sistem kurmaya ve çok ihtiyaç duyulan yabancı yatırımı çekmeye odaklayabilecektir.

Bunun alternatifi ise karanlık gölgesi tüm tarafların üzerine düşecek daha fazla acı ve yıkımdır.


Irak parlamentosu cumhurbaşkanı seçimi oturumunu erteledi

Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
TT

Irak parlamentosu cumhurbaşkanı seçimi oturumunu erteledi

Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)

Irak parlamentosu, cumhurbaşkanlığı seçimi için yapılması planlanan oturumu erteledi. Bu karar, Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi’nin Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’nden (KYB) gelen ‘oturumun ertelenmesine’ yönelik talebi almasının ardından alındı.

Temsilciler Meclisi Başkanlığı Basın Ofisi, Irak resmi haber ajansı INA’ya yaptığı açıklamada, Halbusi’nin 27 Ocak Salı günü gerçekleşmesi planlanan ve cumhurbaşkanının seçilmesi için düzenlenen oturumun ertelenmesi talebini aldığını bildirdi. Açıklamada, erteleme talebinin iki parti arasında daha fazla görüşme ve anlaşma sağlanması amacıyla yapıldığı ifade edildi.

Cumhurbaşkanlığı için aday olan 19 kişi, Irak Anayasası’na uygun şekilde adaylık şartlarını yerine getirdikten sonra hem Irak Temsilciler Meclisi hem de Federal Yüksek Mahkeme’den onay aldı.

Adaylar arasındaki yarış, özellikle iki isim üzerinde yoğunlaşıyor: KDP adayı Fuad Hüseyin ve KYB adayı Nizar Amidi.

Diğer yandan Şii Koordinasyon Çerçevesi dün KDP ve KYB heyetlerini ayrı ayrı toplantıya çağırdı. Toplantının amacı, heyetlerin görüşlerini tartışmak ve cumhurbaşkanlığı seçimini anayasal süresi içinde gerçekleştirecek bir anlaşmaya varılmasını sağlamaktı; böylece anayasal takvim ve ulusal yükümlülükler de korunacaktı.

Iraklı siyasi kaynaklara göre, KDP lideri Mesud Barzani ve KYB lideri Bafel Talabani’nin, Kürt bileşeni için yüksek makamların dağıtımı mekanizmasına uygun olarak tek bir uzlaşı adayı belirleme konusunda anlaşamadıkları bildirildi. Bu nedenle her iki partinin adayı, doğrudan oylama yoluyla parlamentoda birbirleriyle yarışacak.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, tüm Kürt partileri ve parlamentodaki bloklar arasında bir uzlaşı sağlanamaması nedeniyle cumhurbaşkanlığı adayının seçimi sürecinin birçok engelle karşılaşacağını belirtti. Diğer bir zorluk ise parlamentodaki diğer blokların hangi adayı destekleyecekleri konusunda kararsız olması. Bu durum, özellikle toplam 329 milletvekilinin üçte ikisinin sağlanması gereken parlamentoda oturum açılması gerektiğinden, seçim sürecinin uzamasına yol açabilir.