Çin, TikTok’uABD’yi gözetlemek için mi kullandı?

Trump’ın uygulamayı yasaklayacağına ilişkin açıklamalarının arkasında ABD’nin ulusal güvenliğine yönelik olası tehditler var

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)
TT

Çin, TikTok’uABD’yi gözetlemek için mi kullandı?

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

İsa Nehari
Sosyal paylaşım sitesi TikTok’un ABD’deki on milyonlarca kullanıcısı cumartesi gününe, ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin merkezli ByteDance’a ait uygulamayı ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler oluşturduğu gerekçesiyle yasaklama niyetinde olduğuna ilişkin açıklamaları ile başladı. Trump’ın bu adımı Washington ve Pekin arasındaki gerilimin tekrar tırmanmasına yol açtı.

Güvenlik riskleri
Geçtiğimiz iki haftadan beri tartışmalara konu olan uygulamanın adı, Pekin’deki istihbarat birimlerinin lehine casusluk yapma ve bilgi çalma eylemlerinde bulunma ihtimaline ilişkin birtakım iddialara karıştı. ABD’li yetkililer, uygulamanın kötü amaçlar doğrultusunda kullanılmasına ilişkin endişelerini dile getirirken şirket, Çin hükümeti ile ilgili herhangi bir bağının olmadığını vurguladı.
Beyaz Saray Ticaret Danışmanı Peter Navarro geçen ay yaptığı açıklamada orduya, Çin Komünist Parti’sine ve Çin’deki resmi kurumlara kullanıcıların verilerini gönderdikleri gerekçesiyle TikTok ve WeChat uygulamalarına karşı “sağlam bir icraatta” bulunulmasını umduğunu söylemişti. Navarro’nun bu açıklamaları, dünyanın dört bir yanında kullanıcıların verilerinin güvenliği ve bundan önce bu iddiaların doğruluk payı, ABD’nin Pekin’i koronavirüs (Kovid-19) pandemisini yaymakla suçladığı sıralarda ortaya atılmasının nedenleri ve son olarak Çin’in yurtdışındaki konsolosluklarını casusluk için kullanmasına ilişkin insanların kafasında soru işaretleri oluşmasına yol açmıştı.

Geçmişteki örnekler şüpheleri körüklüyor
İki ülke arasındaki siyasi gerginlik bir tarafa bırakıldığında, ABD’li yetkililer tarafından ortaya atılan TikTok ile ilgili endişeler düşünülmeden birden ortaya atılmış değil. Uygulamanın Çin hükümeti tarafından Müslüman Uygur Türklerine yapılan muameleyi eleştiren videoları kaldırması geçmişteki örneklerden biriydi.
Dört yıl önce piyasaya sürülen uygulamanın geleceğine ilişkin tahminlerde bulunulan başka bir haftayı daha geride bırakmışken Microsoft, uygulamayı satın almakla ilgilendiğini belirtti. WhatsApp ve Instagram gibi program paketlerinin yanı sıra, insanlar arasında revaçta olan uygulamanın içeriği ile daha uyumlu olan Facebook gibi başka şirketler olmasına rağmen ABD merkezli teknoloji devinin platformu geliştirme ve daha iyi yönetme kapasitesinin olduğu öne sürüldü. Belki de Microsoft, Trump’ın Çin uygulamasına karşı yaptırımlara yaklaşımı ile çarpışacak ve Huawei şirketi gibi yasak kurumlar listesine eklenecek.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, ABD yönetiminin çıkarmayı planladığı kararname sonucunda uygulamanın Apple ve Google uygulamalar mağazasından kaldırılması bekleniyor. Dünyadaki tam izolasyonun etkisiyle ABD’de TikTok’un indirilme oranı rakiplerini geride bırakarak, dev sosyal paylaşım platformları ile rekabet eden ilk Çin merkezli platform olmuştu. Ancak uygulamanın depolama, işlemci ve gelişmiş cihazlar gibi programlar, cihazlar ve hizmetlere erişiminin engellenmesi şirketin küresel pazardaki geleceğini tehdit edebilir.

Neden şimdi?
Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun geçen ay popüler uygulamayı yasaklama fikrini ortaya koyan ilk ABD yetkilisi olarak öne çıkması, sadece Washington’un son zamanlarda teknoloji araçlarında ortaya çıkan Çin merkezli ticaret tehditlerine karşı sert duruşunu teyit eder nitelikteydi. Ancak Forbes dergisi tarafından yapılan bir analize göre ABD’nin gizlilik ihlallerine tolere etmeyeceğini söyleyip uygulamanın on milyonlarca vatandaşının verilerini casusluk amacıyla kullandığına ilişkin iddiaları henüz doğrulanmış değil.
Bu da ABD’nin organizatörler tarafından gelen birkaç şikayetle birlikte yıllardır Çin teknolojilerini satın almak için anlaşma yapmışken şimdi neden özellikle TikTok’un hedeflendiğine dair soruların ortaya çıkmasına sebep oluyor. ABD’nin bu son yaklaşımını kabul etmeyen çevreler bunun arkasında siyasi gerekçelerin olduğu görüşündeyken bunu destekleyenler böyle bir adımın şişirilmiş sosyal medya sitelerinin nüfuzunu sınırlandıracağını ve gizlilik ile bilgi güvenliğini korumak için de daha fazla kısıtlama getireceğini düşünüyor.

Endişe verici algoritmalar
Geçtiğimiz iki aydan beri Trump yönetimi ile Facebook ve Twitter arasındaki çatışmalarla çakışan endişelerin temeli, sosyal paylaşım sitelerinin sahip olduğu dokunulmazlığa ve kamuoyunu yanlış yönlendirmedeki rolüne dayanıyor. TikTok’un karşı karşıya kaldığı mesele; yüksek düzeyde şeffaflık uygulamak ve veri algoritmalarının incelenmesine izin vermek de dahil olmak üzere bir reform paketini kabul etmek. TikTok CEO’su Kevin Mayer bu hafta yaptığı bir açıklamada siyasi bir amaçlarının olmadığını, tek hedefin “Herkesin güzel vakit geçirmesi için canlı ve esnek bir platform olarak kalmak” olduğunu belirtti.
Belirli kullanıcıların bilgileri Pekin’e gönderilse de gönderilmese de herhangi bir kurumun eline düştüğü takdirde verilerin kalıbı çıkarılabilir. Böylece kullanıcının tercihlerine, siyasi yönelimlerine ve ağ bağlantılarına ulaşılmış olacak. Diğer bir tehdit, bu uygulamaların denetlenmemesi halinde daha tehlikeli bir hale bürünmesi ve Çin merkezli şirketin Asya ülkesinin yetkilileri tarafından konulan yasalara uyup belirli bilgileri yayınlamak ve gönderi içeriklerini kontrol etmek zorunda kalacağı endişesidir.
Çin merkezli platformun asıl tehlikesi, yayınladığı videoların görülemeyen veya incelenemeyen kapalı algoritmalara dayanması. Trump yönetiminin önündeki daha makul seçeneklerden biri de; daha fazla şeffaf olmasını şart koşarak uygulamanın devam etmesine izin vermek ve böylece kullanıcıların gizliliğini sağlayıp Facebook’un tek rakibi olan ve ABD teknolojisinde etkin bir rol oynayan ağı kaybetmemek.

Çözüm ne?
Uygulamanın karşı karşıya olduğu mevcut krizin etkenlerinden biri Çinli bir şirketin adı altında faaliyet göstermesi olsa da, uygulamayı başka bir ABD merkezli şirkete satmak sorunu kökten çözmeyecek. Nitekim herhangi bir uygulama ABD’den yönetilse bile dolandırıcılık yapıp kullanıcıların bilgilerini yasa dışı yollarla üçüncü bir tarafa satabilir. Ancak ABDli teknoloji uzmanı Kevin Ross’a göre en ideal çözüm yolu gizliliği koruyan ve ABD’deki tüm aktif internet platformlarına eşit olarak uygulanabilecek bir federal yasa çıkarılması.
2016 başkanlık seçimlerinde manipülasyon yapma suçlamaları ABD’nin en popüler sosyal platformu ve yasalarına tabi olan Facebook’un peşini hala bırakmazken, Çin merkezli TikTok uygulamasını, yaklaşık 65 ila 80 milyon kullanıcıya sahip olduğu göz önüne alındığında, kullanma risklerini hesaba katmamak ABD’lilerin büyük bir kesimine göre mantıklı değil.
Geçen yıl 17 milyar dolar gelir elde eden ByteDance’nin uygulamasına ilişkin endişelerin iki katına çıkmasına sebep olan şey şifrelenmiş e-posta hizmeti olarak bilinen İsviçre merkezli ProtonMail şirketi gibi tarafsız bilimsel kesimlerden uyarılar gelmesiydi. ProtonMail yaptığı uyarıda “Çin Komünist Partisi ile ana şirketin sıkı ilişki içerisinde olması” göz önüne alındığında, kullanıcı verilerinin toplanmasının Pekin tarafından yoğun bir izleme faaliyeti yürütmek için ideal bir araç olabileceğini söyledi.
ProtonMail veri toplama politikalarını, davaları, önceki güvenlik açıklarını ve gizlilik yönetmeliklerini inceledikten sonra, uygulamanın bireylerin gizliliği için “ciddi bir tehdit” oluşturduğu sonucuna vardı. Şirket uygulamanın kullanıcıların bilgilerini Çin hükümeti ile paylaşabileceğine dikkati çekerek çok dikkatli bir şekilde kullanılmasını tavsiye etti.
TikTok ağı ise en sonki çıkarımların “sınırı aştığını” söyledi ve politikalarını savunarak “milyonlarca ABD’li ailenin uygulamayı eğlence ve kendilerini yaratıcı bir şekilde ifade etmek için kullandığını” belirtti. Buna ek olarak bu yılın başından bu yana sayıları üçe katlanan ABD’deki personelin öncelik verdiği şeyin, kullanıcılara gizliliklerini koruyacak şekilde güvenli bir deneyim sunmak olduğuna işaret etti.



Meta'nın kendi yapay zekasıyla popüler Instagram hesapları ele geçirildi

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Meta'nın kendi yapay zekasıyla popüler Instagram hesapları ele geçirildi

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Hackerların, Meta'nın yapay zeka sohbet botunu kandırarak bazı popüler Instagram hesaplarına eriştiği iddia ediliyor.

Obama yönetiminin, hâlâ 2,4 milyondan fazla takipçiye sahip eski Beyaz Saray hesabı, ABD Uzay Kuvvetleri Astsubay Kıdemli Başçavuşu'na ait hesap ve güzellik markası Sephora'nın hesabı da dahil bir dizi yüksek profilli Instagram hesabı son birkaç gün içinde ele geçirildi.

Çevrimiçi siber güvenlik araştırmacıları, hackerların Meta'nın yapay zekayla çalışan destek sohbet botunu suiistimal ederek bu hesaplara eriştiğini öne sürüyor. Siber güvenlik araştırmacılarının Telegram gruplarında, hackerların bu hesapların kontrolünü nasıl ele geçirmiş olabileceğini gösteren videolar paylaşıldı.

Bir videoda hackerın, Meta yapay zeka sohbet botundan "şifre sıfırlama e-postası" kullanarak hedef alınan Instagram hesabının şifresini sıfırlamasını istediği ve şifreyi değiştirmek için gereken doğrulama kodunu yeni bir e-posta adresine gönderme talimatı verdiği görülüyor.

Meta, yapay zeka destek temsilcisine Instagram hesabınızı değiştirme yetkisi verdi. Kimlik doğrulaması yok. İnsanlar bunu fark etti ve şu anda hesaplar ele geçiriliyor.

Meta'nın yapay zeka sohbet botu, hackerlardan özçekim videosuyla kimliklerini doğrulamasını istediğinde, hackerların yapay zeka araçlarıyla üretilmiş sahte bir video sunabildiği iddia ediliyor.

Doğrulama işlemi tamamlandıktan sonra hackerlar doğrulama e-postasını kendi adresleriyle değiştirebiliyor.

Siber güvenlik araştırmacıları bu stratejiyi, yapay zeka sohbet botlarını suiistimal eden "sosyal mühendislik" (kullanıcıları hassas bilgilerini vermeye ikna etmeyi amaçlayan dolandırıcılık eylemleri) yöntemlerine benzetiyor.

Saldırı, bu tür taleplere karşı koruma sağlamak üzere tasarlanmış iki faktörlü kimlik doğrulama önlemlerini atlatmış görünüyor.

Meta, The Independent'ın yorum talebine henüz yanıt vermedi ancak bu güvenlik açığını kabul ettiği anlaşılıyor.

Meta'nın iletişim başkanı Andy Stone pazartesi günü X'te yaptığı açıklamada "Bu sorun çözüldü ve etkilenen hesapların güvenliğini sağlıyoruz" dedi.

Bu şekilde kaç Instagram hesabının hacklendiği henüz belli değil.

İnsanlar, Meta'nın yapay zeka destek asistanını kandırarak başkalarının Instagram hesaplarına erişiyor. İşte tam da bu nedenle hesap kurtarma kararlarını alma yetkisi asla yapay zekaya verilmemeli.

Bu sorun, sosyal medya platformlarının geleneksel olarak insanları içeren destek personelinin yürüttüğü temel görevleri yapay zeka sohbet botlarına devretmesine ilişkin endişeleri artırıyor. Martta Meta, tüm Facebook ve Instagram hesapları için yapay zekayla çalışan bir destek hizmeti başlatarak sohbet botlarının, kullanıcıların şifrelerini sıfırlamasına ve diğer hesap bakım işlevlerini yerine getirmesine yardımcı olacağını duyurmuştu.

Özelliğin ürün sayfasında "Hesabınızda bir sorun olduğunda cevap peşine düşmeniz gerekmemeli. Meta yapay zeka destek asistanı, neler olduğunu ve bundan sonra ne yapabileceğinizi anlamanıza yardım eder ve hatta sizin adınıza işlem yapabilir" ifadeleri yer alıyor.

Sizi sadece makalelere yönlendiren geleneksel yardım merkezlerinden farklı olarak bu asistan, şifrenizi sıfırlamaktan sorunlu içeriği bildirmeye kadar çeşitli işlemlerde harekete geçmek için size gerçekten yardımcı olabilir.

Hesapları ele geçirilen kullanıcılar, hesapla ilgili sorunları bir insan yetkiliye iletmenin mümkün olmadığını gördüklerini belirterek şikayetlerini sosyal medyada dile getirdi.

Independent Türkçe


Elon Musk'ın Grok'u dünyayı 4 günde yok etti

Bir kişi, 15 Ocak 2026'da Bengaluru'da yapay zeka şirketi xAI'ın geliştirdiği üretken yapay zeka sohbet robotu Grok'un logosunu taşıyan akıllı telefonu tutuyor (AFP)
Bir kişi, 15 Ocak 2026'da Bengaluru'da yapay zeka şirketi xAI'ın geliştirdiği üretken yapay zeka sohbet robotu Grok'un logosunu taşıyan akıllı telefonu tutuyor (AFP)
TT

Elon Musk'ın Grok'u dünyayı 4 günde yok etti

Bir kişi, 15 Ocak 2026'da Bengaluru'da yapay zeka şirketi xAI'ın geliştirdiği üretken yapay zeka sohbet robotu Grok'un logosunu taşıyan akıllı telefonu tutuyor (AFP)
Bir kişi, 15 Ocak 2026'da Bengaluru'da yapay zeka şirketi xAI'ın geliştirdiği üretken yapay zeka sohbet robotu Grok'un logosunu taşıyan akıllı telefonu tutuyor (AFP)

Elon Musk'ın yapay zeka sohbet robotu Grok, simüle edilmiş bir dünyanın başına geçtikten sonra sadece 4 gün içinde tam bir toplumsal çöküşe yol açtı.

ABD merkezli Emergence AI girişiminin yürüttüğü deney, önde gelen yapay zeka modellerinin bir toplumun yönetimine bırakıldıklarında bununla nasıl başa çıkacaklarını test etti.

Modellere, kaynakları yönetmek, planlamak, iletişim kurmak ve oy kullanmak için çeşitli araçların kontrolü verildi; simüle edilmiş dünyalar ise polis karakolları ve belediye binaları gibi yerleri içeriyordu.

15 günlük simülasyonda, Anthropic'in Claude'u sıfır suç oranıyla bir demokrasi kurdu ve herkes hayatta kaldı.

Google'ın Gemini'ı da yüzde 100 hayatta kalma oranı kaydetti ancak simülasyon sırasında 683 suç işlendi.

En kötü performansı gösteren ise Musk'ın yakın zamanda adı SpaceXai olarak değiştirilen şirketi tarafından geliştirilen Grok oldu ve dünyayı 96 saat içinde yok etti.

Emergence AI araştırmacıları bir blog yazısında, "Deneylerimizin işaret ettiği şey, uzun vadede ajanların sabit kuralları mekanik biçimde takip etmekle yetinmedikleri" diye yazdı.

Çevrelerinin sınırlarını keşfetmeye, davranışlarını uyarlamaya ve bazı durumlarda amaçlanan güvenlik önlemlerini aşmanın veya ihlal etmenin yollarını bulmaya başlıyorlar. Daha da önemlisi, bu davranışı yalnızca sinir ağlarına dayalı yaklaşımlarla tamamen sınırlandırmak ya da kontrol altına almak için güvenilir bir yol bulunmuyor gibi görünüyor.

Araştırmacılar deneyin, gelecekteki otonom yapay zeka sistemlerinin temellerine "resmen doğrulanmış güvenlik mimarilerinin" yerleştirilmesi gerektiğini gösterdiği sonucuna vardı.

Grok'un eylemlerinin tartışma yarattığı ilk olay bu değil. Geçen yılki bir güncelleme, kendinden "MechaHitler" diye söz etmesine ve Yahudi düşmanı nefret söylemi yaymasına neden olmuştu.

Bu yıl Grok, yetişkin ve çocukların kıyafetlerinin dijital olarak çıkarıldığı binlerce rızasız yapay zeka üretimi görsel oluşturmak için kullanıldı.

Ofcom, xAI'dan botu düzeltmek için acilen harekete geçmesini istedi ve Grok, buna karşılık Birleşik Krallık düzenleyici kurumunun logosunu bikinili gösteren bir görsel yayımladı.

Ulusal Siber Güvenlik İttifakı’nın bilgi güvenliği ve katılım direktörü Cliff Steinhauer, o dönemde şöyle demişti:

Grok örneğinde gördüğümüz şey, güvenlik ve rıza unsurları sisteme en baştan dahil edilmediğinde, yapay zeka tabanlı görüntü düzenleme araçlarının ne kadar kötüye kullanılabileceğinin açık bir örneği. Platformlar ayrıca manipüle edilmiş içeriğin gerçek zamanlı olarak tespit edilmesine, yapay zeka üretimi görsellerin net bir şekilde etiketlenmesine ve kötüye kullanım yaşandığında hızlı ve şeffaf kaldırma süreçlerine yatırım yapmalıdır.

Independent Türkçe


Gazeteler ile yapay zekâ arasında “arşiv savaşı” büyüyor

The New York Times binası önünden bir görünüm (AP)
The New York Times binası önünden bir görünüm (AP)
TT

Gazeteler ile yapay zekâ arasında “arşiv savaşı” büyüyor

The New York Times binası önünden bir görünüm (AP)
The New York Times binası önünden bir görünüm (AP)

Medya kuruluşları ile teknoloji şirketleri arasındaki “arşiv savaşı”, bazı gazetelerin çevrim içi arşivlerini kapatma eğilimine girmesiyle giderek büyüyor. Bu adımın arkasında, arşiv içeriklerinin yapay zekâ araçlarının eğitilmesinde ücretsiz şekilde kullanılmasına yönelik endişeler bulunuyor. Uzmanlar ise bu tür yasakların yalnızca geçici bir çözüm olduğunu belirterek, fikri mülkiyet hakları ile bilgiye erişim hakkı arasında denge kuracak kuralların oluşturulması gerektiğini vurguluyor.

Gazetecilik araştırmaları alanında uzmanlaşmış Nieman Lab tarafından yakın zamanda yayımlanan bir analizde, ABD’de 340’tan fazla yerel haber sitesinin çevrim içi arşivlerine erişimi engellemeye veya kısıtlamaya başladığı belirtildi. Analize göre bu süreç, geçen ocak ayında The New York Times ve USA Today gibi gazetelerin arşivlerini kapatmasıyla başladı. Söz konusu kuruluşlar, arşiv içeriklerinin yapay zekâ sistemlerinin eğitiminde kullanıldığını açıklamıştı.

Ücretsiz Kullanım Endişesi

Nieman Lab analizine göre bu girişim, arşivleme fikrine karşı bir tutumdan değil; teknoloji şirketlerinin ücretsiz arşivleri kullanarak yapay zekâ sistemlerini eğitmesi ve bunun karşılığında içerik üreticilerine herhangi bir ödeme yapmamasına yönelik artan kaygılardan kaynaklanıyor. Raporda ayrıca, fikri mülkiyet haklarını koruma amacıyla benzer uygulamaların İngiltere ve Brezilya’daki bazı gazetelere de yayıldığı ifade edildi.

May Abdulgani, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede arşivlerin kapatılmasının kısa vadede bazı hukuki hakları koruyabileceğini, ancak şeffaflığı zayıflattığını, dijital hafızayı aşındırdığını ve büyük platformların veri üzerindeki tekelleşmesini güçlendirdiğini söyledi.

Abdulgani’ye göre internet arşivleri, yapay zekâ dil modellerinin beslendiği tek kaynak değil. Ticari veriler, sosyal medya platformları, açık arşivler, lisanslı veri tabanları, insan etkileşimleri ve sentetik veriler de yapay zekâ ekosisteminin önemli parçaları arasında yer alıyor.

Araştırmacı, görünürdeki çatışmanın aslında veri mülkiyeti ve dijital bilgi üzerindeki kontrol mücadelesini gizlediğini belirterek, yapay zekâ altyapısının ve kamuya açık verilere erişim hakkının bu tartışmanın merkezinde bulunduğunu ifade etti.

frgthyu7ı
Yapay zekâ uygulamalarının kullanımındaki artış (arşiv fotoğrafı)

Abdulgani’ye göre çözüm, “dijital hafızanın dengeli yönetişimi” yaklaşımının benimsenmesinde yatıyor. Bu yaklaşım kapsamında içeriklerin tamamen engellenmesi yerine seçici kaldırma yöntemleri uygulanabilir, içerik kullanımına yönelik düzenli lisanslama sistemleri kurulabilir ve dış arşivlere bağımlılığı azaltacak kurumsal medya arşivleri oluşturulabilir.

Bunun yanında, kamuya açık erişim, akademik ve gazetecilik amaçlı erişim ile ücretli erişimi birbirinden ayıran çok katmanlı erişim modellerinin geliştirilmesi öneriliyor. Yapay zekâ şirketleriyle yapılacak anlaşmalarda ise lisans sözleşmeleri, eğitim verilerinin şeffaf şekilde açıklanması ve uygun mali tazminat mekanizmalarının yer alması gerektiği belirtiliyor.

Akademisyenler ve Tarihçiler İçin Riskler

Abdulgani, dijital arşivlerin kapatılmasının akademisyenlere ciddi zarar vereceğini de vurguladı. Bilimsel araştırmaların ham veri kaynaklarına ihtiyaç duyduğunu belirten araştırmacı, geçmiş kaynaklara erişimin engellenmesinin sosyal ve beşerî bilimlerde olguların tarihsel gelişiminin anlaşılmasını zorlaştıracağını söyledi.

Ona göre dijital arşivlerin kaybı yalnızca medya içeriklerinin veya tarihî belgelerin kaybolması anlamına gelmiyor; aynı zamanda araştırmacıların olayları zaman içindeki gelişim süreçleriyle inceleme kapasitesini de zayıflatıyor.

Araştırmacı ayrıca bu durumun modern çağın dijital hafızasını silme riski taşıdığını, tarihçiler için dijital boşluklar oluşturabileceğini ve olayların anlaşılmasında ciddi çarpıklıklara yol açabileceğini belirtti. Bunun da tarih yazımının giderek platformların kontrolüne girmesi sonucunu doğurabileceğini ifade etti.

“Dijital Hafızanın Geleceği” Tartışması

Gazeteler fikri mülkiyetlerini ticari kullanım karşısında korumaya çalışırken, bu girişim dijital hafızanın geleceği konusunda yeni soruları da gündeme getiriyor. Özellikle gazeteciler, araştırmacılar ve tarihçiler açısından arşivlere erişimin kısıtlanmasının etkileri tartışılıyor.

Hasan Abdullah ise yapay zekânın hızlı gelişimiyle birlikte gazetecilik içeriklerinin korunmasına ilişkin tartışmaların her zamankinden daha önemli hâle geldiğini söyledi.

Abdullah’a göre fikri mülkiyet haklarının korunması büyük önem taşısa da asıl soru, arşivlerin yasaklanmasının kalıcı bir çözüm olup olmadığıdır.

Akademisyen, yapay zekâ sistemlerinin gelişebilmek için çok büyük miktarda veriye ihtiyaç duyduğunu, profesyonel gazeteciliğin de en güvenilir bilgi kaynaklarından biri olduğunu belirtti. İçeriklerin herhangi bir düzenleme veya adil bir karşılık olmadan kullanılmasının medya kuruluşlarının ekonomik sürdürülebilirliğini tehdit ettiğini ifade eden Abdullah, buna rağmen dijital arşivlerin tamamen kapatılmasının bilgiye erişimi ve bilimsel araştırmaları olumsuz etkileyeceğini vurguladı.

Hukuki ve Etik Çerçeve Çağrısı

Abdullah, son dönemde gazeteler ile yapay zekâ şirketleri arasında eğitim verilerinin kullanımı nedeniyle hukuki anlaşmazlıkların arttığını, buna karşın bazı medya kuruluşlarının teknoloji şirketleriyle veri kullanımını düzenleyen anlaşmalar imzaladığını hatırlattı.

Ona göre gerçek çözüm, medya kuruluşlarının haklarını korurken kamuoyunun bilgiye erişim hakkını da güvence altına alan dengeli bir hukuki ve etik çerçeve oluşturulmasıdır. Bu çerçeve kapsamında gazetecilik içeriklerinin adil ve şeffaf bir ücretlendirme karşılığında kullanılmasını sağlayacak lisans sistemleri geliştirilmeli, ayrıca yapay zekâ şirketleri eğitim verilerinin kaynaklarını açıklamakla yükümlü tutulmalıdır.

Abdullah ayrıca medya kuruluşları ile teknoloji şirketleri arasında stratejik ortaklıklar kurulmasını önerdi. Böylece sürekli çatışma yerine iki tarafın da yarar sağlayacağı iş birliği modelleri geliştirilebilir.

Gazetecilik ve Tarih Yazımı Açısından Sonuçlar

Akademisyene göre dijital arşiv hizmetlerine erişimin kaybedilmesi uzun vadede ciddi sonuçlar doğurabilir. Günümüzde elektronik arşivler, modern dünyanın dijital hafızası ve olayların izlenmesi, açıklamaların doğrulanması ve siyasi-sosyal gelişmelerin zaman içindeki dönüşümünün analiz edilmesi için temel araçlar hâline gelmiş durumda.

Araştırmacı gazeteciler, çelişkileri ortaya çıkarmak, silinen bilgileri tespit etmek veya resmî anlatılardaki değişimleri izlemek için arşivlenmiş içeriklere ihtiyaç duyuyor. Tarihçiler ve akademisyenler ise çağdaş tarihi doğru biçimde inşa etmek için bu kaynaklardan yararlanıyor.

Bu nedenle dijital arşivlere erişimin sınırlandırılması, şeffaflığı ve kamusal denetimi zayıflatabilir; gelecek nesiller için ciddi bir bilgi boşluğu yaratabilir.

Abdullah, değerlendirmesini şu görüşle özetledi:

“Gerçek mesele teknolojiyi engellemek değil, onu düzenlemektir. Amaç hem gazetecilik üretimini korumak hem de toplumun bilgiye erişim hakkını güvence altına almaktır. Gelecek, yapay zekâyı engellemeyi başaranların değil; yenilikçilik, telif hakları ve bilgiye erişim özgürlüğü arasında denge kurabilenlerin olacaktır.”

Dijital hafızanın geleceği ve arşivlere erişimin gazeteciler, araştırmacılar ve tarihçiler üzerindeki etkileri konusundaki tartışmalar ise giderek daha fazla önem kazanıyor.