Yemen’deki siyasi kart: Kabile gelenekleri

Yemen’in başkenti Sana’daki silahlı Husi milisler (Reuters)
Yemen’in başkenti Sana’daki silahlı Husi milisler (Reuters)
TT

Yemen’deki siyasi kart: Kabile gelenekleri

Yemen’in başkenti Sana’daki silahlı Husi milisler (Reuters)
Yemen’in başkenti Sana’daki silahlı Husi milisler (Reuters)

Halud el-Halali
Yemen’de kabile şeyhlerinin onurlarını korumak için “yüz çevirme” adeti, ülkede yaşanan olumsuzluklara, adaletsizliklere karşı gösterilen geleneksel bir tavır. Geleneklere göre yüz çeviren liderin rızasının alınması ve yüzünü döndürmesi için yalvarılması gerekiyor.   
Ancak bu gelenek, Yemen’de on yıldan fazla bir süredir yaşanan çatışmalarda bir araç olarak kullanılıyor.
Yemen’de söz konusu duruma iki örnek yaşandı: İlk olarak, kabile lideri Şeyh Yasir el-Avadi, Cihad el-Asbahi’nin öldürülmesi üzerine el-Beyda vilayetinde yüz çevirdi. Asbahi, Husi milislerin aradıkları isimleri kovuşturmak için yaptığı bir güvenlik baskınında Husiler tarafından öldürülmüştü.

El-Beyda kabilesi
Öte yandan Husi yayın organları, 27 Nisan’da el-Beyda vilayetindeki et-Tafa kasabasında el-Asbahi aşiretinden bir kadının öldürülmesi sorununu çözmek üzere bir komite görevlendirildiğini duyurdu.
Husilerin siyasi kanadı Ensarullah örgütü Siyasi Büro üyesi Fadl Ebu Talib, Husilere bağlı Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin el-Azzi ve el-Beyda vilayeti kanaat önderlerinden Abdullah Ali İdris’i içeren komitenin yayınladığı bildiride, Şeyh Hıdır Abdurrab el-Asbahi’nin yanına gidildiği, komitede kendisini temsil edecek birini seçmesi şartıyla, bir soruşturma komitesi kurulması için uzlaşı sağlandığı aktarıldı. Nitekim Şura Konseyi üyesi Şeyh Maslah Ali Ebu Şaar’ın evinde, bir dizi yetkili, kabile lideri ve toplumsal ismin kalımıyla bir toplantı gerçekleşti.
El-Beyda kabileleri, katillere kısas uygulanmasının içeren bir çözüm benimsemeyen bu arabuluculuğu reddetmeye karar verdiler. Daha sonra Husiler, kabile taleplerini şeytanlaştırmaya yöneldi ve Husi medyası da kabilelere karşı karalama kampanya başlattı.
Yemen Enformasyon Bakan Yardımcısı Abdulbasıt el-Kaidi, Husilerin olası eylemlerinin de el-Beyda kabileleri de dahil Yemenlilere karşı sistematik bir saldırganlığın başlangıcı olduğunu belirtti.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Kaidi’nin yaptığı açıklamada el-Beyda kabilelerinin yüz çevirmesi, ezilenleri destekleme ve milislerin bir kadına karşı gerçekleştirdiği acımasız saldırıya karşı tavrını yansıtıyor.
Geçen Haziran ayının sonunda, Marib’deki Subian aşiretinin meşru hükümet güçleri tarafından saldırıya maruz kaldığı benzer bir olay daha yaşandı.
Husi milisler, durumu istismar ederken, Sana, Zamar, İb, Hudeyde ve Amran kabileleri arasındaki hareketlerini de savaşçı aramak için yoğunlaştırdı.

Husilerden karşı atak
Husi lider Muhammed Alvan, Sana’daki kabile toplantısında “Subian ailesine karşı gerçekleşenler, insani değerlerle ve kabile normlarıyla çelişen bir suçtur” diyerek, durumun kabile geleneklerinde ‘kara bir leke’ olduğunu vurguladı.
Husi lider, bu uygulamaların, sadece dış güçlere hizmet eden ve kabileleri boyun eğdirmeyi amaçlayan Yemen meşruiyet hükümetine sadık kuvvetler tarafından yürütüldüğünü ileri sürdü.
Sana’daki Husi hükümetinde Başbakan Yardımcısı olan Hasan Makbuli, Subian aşiretine karşı işlenen suç sonrasında “Marib vilayetinin kurtuluşunun ve tekfirci milisleri temizlemenin vakti geldiğini” ifade etti.
Makbuli, Yemen’in tüm kabilelerinin Subian aşiretini desteklemesi gerektiğini vurgularken, kabileleri suç eyleminin tekrarlanmaması için Marib şehrinin katillerden temizlenmesi amacıyla ciddi bir adım atmaya çağırdı.
Husi lider, “milislerin kabilelerle olan ilişkisinin, Yemen'in yüksek çıkarları, Yemenlerin onurunun ve egemenliğinin restorasyonu için karşılıklı destekler içerdiğini” söyledi.
Basına konuşma yetkisi olmadığı için isminin verilmesini istemeyen bir Husi lider ise milislerin, Marib’deki Subian aşiretine saldırı suçu işleyen faillere misilleme yapmak için tüm kabilelerin güçlü şekilde seferber olduğunu vurguladı.

Husilerin “yüz çevirme” kartı
Yemen Enformasyon Bakan Yardımcısı Abdulbasit el-Kaidi, “Husilerin Marib’deki tüm eylemlerinin başarısız olması ve vilayette tamamen etkisiz hale getirilmeleri sonrasında Marib’de ele geçirilen Husi hücrelere ilişkin yüz çevirme kartını kullanmaya yöneldiğini” ifade etti. Kaidi, durumu ‘kabileleri kendi kontrol alanlarına çekmek ve onları Marib’e karşı kışkırtmak üzere boş bir kart ve aptalca bir komplo’ olarak niteledi.
Yetkili, Husilerin bu adımının, ‘kabile mensuplarını savaş cephelerine dahil edemediklerinin bir kanıtı olduğunu’ vurguladı.

Hataların sömürülmesi
Yemenli siyasi analist Sam el-Gabari, kabilelerin yüz çevirme adetinin, kabilelerin utançlarını savunmak üzere kabile adetlerinin bir parçası olduğunu ifade etti. Ancak siyasi çekişmeler ve toplumun yapısındaki açık bölünmeler çerçevesinde bu adetin zayıfladığını belirtti.
Gabari, Husilerin işgal altında tuttukları bölgelerde artan yoksulluğu sömürdüğünü ve kabileleri hazinelerin ve fırsatların bulunduğu bölgelere gitmeye ikna etmek için hareket geçirebileceklerine inandığını vurguladı.
Gabari, “Husiler, bu geleneği sadece Marib gibi önemli bir şehri ele geçirmek üzere kullanıyor” dedi.
Sam el-Gabari, yüz çevirme adetinin bilgi devrimi ve iletişim araçları çerçevesinde işe yaramayacağını söylerken, üyelerini kaybedeceğini bilen kabilelerin, iki nedenden dolayı hesaplanmamış bir riski göze almaya cesaret edemeyeceğini ifade etti. Gabari, ilk olarak milisler olarak Husi işgalinin, dayanılmaz bir hale dönüştüğünü ve ilişkilerinin zoraki olduğunu, ikinci nedenin ise çocuklarını Husi milislere teslim eden ailelerin takip ettiği kayıp düzeyinin, kabileleri daha fazla unsur göndermemeye yönelttiğini belirtti.

İlişkilerde tutarsızlık
Gazeteci ve yazar Muhammed el-Absi, Husi milislerle kabileler arasında ilişkilere değinirken, her ikisi tarafın da Yemen’de kabile ile olan ilişkilerde iki zıt yönteme güvendiklerini belirtti.
Absi, Yemen toplumunun kabile yapısının Husiler için bir meydan okuma olduğunu, kontrol ve nüfuz açısından hırsa neden olduğunu ifade etti.
Muhammed el-Absi, Husilerin başlangıçta kabilelerin dini duygularını sömürmeye başvurduğunu ve kabilelerin beyinlerini yıkamak için uzun süre çaba sarf ettiklerini hatırlattı.
Gazeteci yazar Absi, Husi milislerin çıkarlar ve nüfuz konusunda dışlanmış kabilelerle ittifaklar kurmaya çalıştığını ifade etti.

Kabile adetleri
Muhammed el-Absi, Husi milislerin kabile halkını kan parası ödemeye ikna etmek ve dini inançlarını tahrif etmek için mevcut tüm araçları kullanarak kabile geleneklerini sömürmeye başvurduğunu belirtti.
Yemenli gazeteci, Husilerin Yemen kabilelerine karşı yüzlerce suç ve ihlal gerçekleştirdiğini söylerken, barınma alanlarını ve ibadet mekanlarını kötüye kullandıklarını, kadınları öldürdüklerini kaydetti. Absi ayrıca, söz konusu faaliyetlerin, ülkenin çoğu bölgesinde, özellikle de kabile alanlarında tekrarlandığını söyledi.
Muhammed el-Absi, Husilerin bugün kendi çıkarlarına ulaşmak için yüz çevirme geleneğini sömürdüklerini de belirtti. Gazeteci, Husilerin kabile sakinlerini aynı başlık altında diğer kabile sakinlerine karşı saldırmaları amacıyla seferber etmeye çalıştığını ifade etti.
Yemenli gazeteci Muhammed el-Absi ayrıca, kabilelerin ve cephelerin birleşmemesinin de milislerin ayakta olmasının arkasındaki nedenlerden biri olduğuna dikkati çekti. Absi’ye göre bu durum düzeltilmeden de ihlaller, yaşanmaya devam edecek.

Yemen’in yakın tarihi
Nüfusunun yüzde 56’sı Sünni yüzde 44’ü Zeydi mezhebine mensup olan Yemen’de bir aşiret olan Husiler, 1979 İran Devrimi sonrası Tahran rejimi tarafından 12 İmam Şiiliğine dönüştürüldüler. Politik olarak Tahran rejimine bağlı bir 12 İmamcı Şii teokrasisi kurmayı hedefleyen Husilerin nüfusa oranı ise yüzde 2’yi geçmiyor.  
1978’den bu yana Kuzey Yemen’i, 1990’daki Kuzey-Güney birleşmesinden bu yana da tüm ülkeyi yöneten Ali Abdullah Salih rejimi “Arap Baharı” sürecinde Kasım 2011’de son buldu.
Salih’in yerine Başkan Yardımcısı Abdu Rabbuh Mansur al-Hadi Ocak 2012’de yapılan seçimlerde cumhurbaşkanı seçilirken genel seçimleri de Islah Partisi kazandı.
İran rejimi tarafından silahlandırılan ve ideolojik/dini dönüşüme uğrayan Husiler ise Eylül 2014'ten bu yana başkent Sana ve bazı bölgeleri işgal ederek yönetime askeri darbe yaptı. Darbe sonrası Husiler ile ittifak yapan Ali Abdullah Salih ise Aralık 2017’de ittifakı bozduğu için Husiler tarafından öldürüldü.
Meşru Yemen Cumhurbaşkanı ve Hükümeti ise darbecilerle mücadele için ülkenin ikinci büyükşehiri Aden’i geçici başkent ilan etti. Yemen Ulusal Ordusu Husi işgalini geriletse de mücadelesi sürüyor.
Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri ise Mart 2015'ten bu yana Husilere karşı uluslararası toplumun tanıdığı meşru Yemen hükümetine destek veriyor. Koalisyon Husi darbecilerin yanı sıra Yemen’in doğusunda mevzilenen Arap Yarımadası el-Kaidesi ve DEAŞ Sana Vilayeti terör örgütlerine karşı da  mücadele ediyor.
Suudi Arabistan öncülüğündeki Yemen'de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu’nda Bahreyn, Mısır, Ürdün, Kuveyt, Fas, Senegal, Sudan, ve Birleşik Arap Emirlikleri silahlı kuvvetleri bulunuyor. Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Pakistan ve Somali ise koalisyona dışarıdan destek veriyor.



Lübnan-İsrail çerçeve anlaşması muhaliflerini alt edebilecek mi?

ABD’nin arabuluculuğuyla Lübnan ve İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmasının ardından, Güney Lübnan’daki bir uluslararası kuruluş merkezinde Lübnan ve Birleşmiş Milletler (BM) bayrakları görülüyor. (Reuters)
ABD’nin arabuluculuğuyla Lübnan ve İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmasının ardından, Güney Lübnan’daki bir uluslararası kuruluş merkezinde Lübnan ve Birleşmiş Milletler (BM) bayrakları görülüyor. (Reuters)
TT

Lübnan-İsrail çerçeve anlaşması muhaliflerini alt edebilecek mi?

ABD’nin arabuluculuğuyla Lübnan ve İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmasının ardından, Güney Lübnan’daki bir uluslararası kuruluş merkezinde Lübnan ve Birleşmiş Milletler (BM) bayrakları görülüyor. (Reuters)
ABD’nin arabuluculuğuyla Lübnan ve İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmasının ardından, Güney Lübnan’daki bir uluslararası kuruluş merkezinde Lübnan ve Birleşmiş Milletler (BM) bayrakları görülüyor. (Reuters)

Lübnan’daki siyasi kriz, Lübnan ile İsrail arasında ABD arabuluculuğunda Washington’da imzalanan ve savaşı sona erdirerek İsrail’in Güney Lübnan’da işgal altında tuttuğu bölgelerden çekilmesini amaçlayan çerçeve anlaşması nedeniyle tırmanış eğilimine girdi.

Anlaşma, bir yanda Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Başbakan Nevvaf Selam, diğer yanda Meclis Başkanı Nebih Berri ve Hizbullah tarafından temsil edilen Şii İkilisi olmak üzere ülkede keskin bir siyasi ayrışmanın odağı haline geldi.

Avn son günlerde yaptığı yüksek tondaki açıklamalarda, savaşı durdurmanın tek mümkün yolunun müzakere olduğunu savunarak, “Müzakereden başka seçeneği olan varsa ortaya koysun” çağrısında bulundu. Avn ayrıca, “Kahramanlık savaş çıkarmakta değil, onu durdurmaktadır” ifadesini kullandı.

Söz konusu açıklamalar, Hizbullah yönetimi ve destekçileri tarafından, son yıllarda Lübnan’ın yaşadığı savaşların, özellikle Gazze ve İran’a destek amacıyla yürütülen çatışmaların sorumluluğunun doğrudan Hizbullah’a yüklenmesi şeklinde değerlendiriliyor. Bu durum, Avn’a yönelik siyasi ve medya kampanyalarının dozunu artırırken, bazı durumlarda ihanet suçlamalarına kadar varan tepkilere yol açtı.

cdfvfrvb
26 Haziran’da ABD Dışişleri Bakanlığı binasında Lübnan, İsrail ve ABD temsilcileri çerçeve anlaşmasını imzalarken (Reuters)

Tırmanan gerilim karşısında Lübnan devleti, müzakere sürecine bağlılığını sürdürdüğünü vurguluyor. Resmî bir Lübnanlı kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Savaşlar sloganlarla ya da temennilerle sona ermez. Ateşkesi sağlayacak, İsrail’in çekilmesini temin edecek ve uluslararası hukuk çerçevesinde Lübnan’ın egemenliğini yeniden tesis edecek siyasi bir süreçle son bulur” dedi. Kaynak, devlet yetkililerinin ‘Hizbullah’ın savaşı durduracak ve İsrail’i geri çekilmeye zorlayacak gerçekçi bir vizyona sahip olmadığına kanaat getirdiğini’ belirterek, sınırda kalıcı istikrarın ancak müzakere süreci ve Lübnan’ın taleplerini ortaya koymada siyasi cesaret gösterilmesiyle sağlanabileceğini ifade etti.

Kararlı bir duruş

Hizbullah ve müttefiklerinin Cumhurbaşkanı ile Başbakan’a yönelik yürüttüğü kampanyalar ise iki liderin tutumunda herhangi bir değişiklik yaratmadı. Resmî kaynak, “Devletin tutumu nettir ve bundan geri adım atılması söz konusu değildir. Bu tutum, savaşı sona erdirmenin tek mümkün yolu olarak müzakerelerin sürdürülmesini esas alırken, Lübnan’ın egemenliğinden taviz verilmesini, ulusal hakları zedeleyecek herhangi bir düzenlemeyi veya İsrail işgalini fiilî bir duruma dönüştürecek adımları reddetmektedir” dedi.

Kaynak, bugün yaşanan siyasi mücadelenin ‘Lübnan’ın konumunu güçlendirmeyi ve ulusal karar alma bağımsızlığını pekiştirmeyi hedefleyen bir proje ile ülkenin bölgesel çatışmalar için açık bir saha olarak kalmasını isteyen başka bir proje arasındaki mücadele’ olduğunu belirtti. Çerçeve anlaşmasına karşı çıkanların uygulanabilir herhangi bir alternatif sunmadığını ifade eden kaynak, bu kesimlerin savaşın uzamasına, özellikle Güney Lübnan halkı başta olmak üzere Lübnanlıların yaşadığı acıların derinleşmesine ve ülkenin bölgesel hesaplaşmaların sahası olarak kalmasına zemin hazırladığını söyledi.

Hizbullah’ın anlaşmayı baltalama girişimi

Buna karşılık Hizbullah, anlaşmaya karşı siyasi bir cephe oluşturmak amacıyla harekete geçerken, 1983 yılında imzalanan 17 Mayıs Anlaşması’nın iptal edilmesi sürecine benzer bir tablo oluşturmayı hedefliyor. Ancak bu girişim, şu ana kadar iç siyasette kayda değer bir sonuç vermedi.

Şii İkilisi’ne yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu blokun ‘çerçeve anlaşmasını hiçbir şekilde tanımayacağını, çünkü bunun İsrail lehine verilmiş bir taviz niteliği taşıdığını’ söyledi. Kaynak, Lübnan yönetiminin ‘İsrail’in çekilmesini direnişin silahsızlandırılması şartına bağlamayı kabul ederek işgalin sürmesini meşrulaştırdığını’ öne sürdü. Anlaşmanın ‘şehitlerin kanına ihanet olarak gören geniş bir Lübnanlı kesim bulunduğu sürece er ya da geç başarısızlığa mahkûm olduğunu’ da savundu.

efevb
Hizbullah destekçileri, ABD, İsrail ve Lübnan arasında imzalanan üçlü anlaşmayı protesto etmek amacıyla Beyrut’un güney banliyölerindeki havaalanına giden eski yolu trafiğe kapattı. (AFP)

Şii İkilisi ise ABD ile İran arasında, Lübnan’ın da aralarında bulunduğu tüm cephelerde ateşkes öngören mutabakat zaptının krizin çözümü için daha elverişli bir fırsat sunduğu görüşünde. Ancak Şii İkilisi’ne yakın kaynak, söz konusu mutabakat zaptının ‘ikilinin elindeki tek koz olmadığını’ vurgulayarak, “Hizbullah savaşçılarının sahadaki direnişi ve İsrail’e ağır kayıplar verdirmesi, Lübnan devletinin mevcut yönetimin benimsediği doğrudan müzakere seçeneği yerine, İsrail ile dolaylı müzakerelere girmesi için kullanabileceği önemli bir güç unsuru olabilirdi” değerlendirmesinde bulundu.


Bağdat, yolsuzluktan aranan kişilere yönelik "İran korumasını" reddetti

Geniş olarak yayılan bir görüntüde, 28 Haziran 2026'da şafak vakti Yeşil Bölge'nin girişlerinden birinde Irak Humvee'leri görülüyor
Geniş olarak yayılan bir görüntüde, 28 Haziran 2026'da şafak vakti Yeşil Bölge'nin girişlerinden birinde Irak Humvee'leri görülüyor
TT

Bağdat, yolsuzluktan aranan kişilere yönelik "İran korumasını" reddetti

Geniş olarak yayılan bir görüntüde, 28 Haziran 2026'da şafak vakti Yeşil Bölge'nin girişlerinden birinde Irak Humvee'leri görülüyor
Geniş olarak yayılan bir görüntüde, 28 Haziran 2026'da şafak vakti Yeşil Bölge'nin girişlerinden birinde Irak Humvee'leri görülüyor

Irak Başbakanı Ali Zeydi hükümeti, yolsuzluk soruşturmaları kapsamında haklarında yakalama kararı bulunan bazı isimlerin kapsam dışı bırakılması yönündeki İran taleplerini reddetti. Hükümet ayrıca, Bağdat'ta "gizli görüşmeler yapmayı alışkanlık hâline getiren" İranlı yetkililerin ziyaretlerinin resmî diplomatik kanallar üzerinden yürütülmesi çağrısında bulundu. Konuya yakın iki kaynak, gelişmeleri dün doğruladı.

Bu gelişmeler, İran Devrim Muhafızları'na bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'nin "gizli" olduğu belirtilen Irak ziyaretinin ardından yaşandı. Söz konusu ziyaret, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin 28 Haziran'da Başbakan Ali Zeydi ile gerçekleştirdiği resmî temasın hemen sonrasında gerçekleşti.

Şarku’l Avsat’ın kaynaklardan aldığı bilgiye göre Kaani ve Arakçi, Irak hükümetinin devlet denetimi dışındaki silahlı grupların silahsızlandırılması için 30 Eylül'ü son tarih olarak belirleyen planında değişiklik yapılmasını istedi. Tahran ayrıca, İran Devrim Muhafızları ile yakın ilişkileri bulunan siyasi ve hükümet yetkililerini kapsayabilecek yakalama listelerinin daraltılmasını talep etti.

Kaynaklardan birine göre "Hükümet, silahların devlet kontrolüne alınması ve yolsuzlukla mücadele planlarında değişiklik yapmayı reddetti ve bu tutumunu Tahran'a iletti." Her iki kaynak da Bağdat'ın İran'dan resmî diplomatik kanallara bağlı kalmasını istediğini, resmî mekanizmaların dışına çıkılarak gizli görüşmeler ve toplantılar yapılmasını kabul etmediğini vurguladı. Bu ifadelerin Kaani'nin ziyaretiyle bağlantılı olduğu ifade edildi.


Macron Şam'a geliyor... Yatırım siyasetin gölgesinde

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, geçen mayıs ayında Paris'teki Elysee Sarayı girişinde Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara'yı karşılıyor (AP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, geçen mayıs ayında Paris'teki Elysee Sarayı girişinde Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara'yı karşılıyor (AP)
TT

Macron Şam'a geliyor... Yatırım siyasetin gölgesinde

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, geçen mayıs ayında Paris'teki Elysee Sarayı girişinde Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara'yı karşılıyor (AP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, geçen mayıs ayında Paris'teki Elysee Sarayı girişinde Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara'yı karşılıyor (AP)

Suriye Cumhurbaşkanlığı, dün yaptığı açıklamada Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Suriye’ye planlı bir ziyaret gerçekleştireceğini duyurdu. Ziyaretin tarihi henüz açıklanmazken, bunun 2024 sonlarında Ahmed Şara’nın iktidara gelmesinden beri Batılı bir liderin ülkeye yapacağı ilk ziyaret olacağı ifade edildi.

Şarku’l Avsat’a konuşan özel kaynaklar, ziyaretin birkaç saat süreceğini ve ardından Macron’un Ankara’ya geçeceğini belirtti. Ziyaretin ekonomik ve yatırım odaklı bir çerçevede planlandığı, ancak aynı zamanda siyasi dengelerin yeniden kurulması için bir fırsat olarak görüldüğü de ifade edildi. Macron’a, aralarında dışişleri bakanı ve iş insanlarının da bulunduğu geniş bir heyetin eşlik edeceği bildirildi.

Öte yandan, Fransa Cumhurbaşkanlığı Elysee Sarayı’ndan ziyaretle ilgili herhangi bir resmî açıklamanın yapılmaması dikkat çekti. Elysee kaynaklarının son günlerde konuya ilişkin yorum yapmaktan kaçındığı belirtildi. Fransız çevrelerine göre bu temkinli tutumun arkasında, geçtiğimiz perşembe günü Şam’ın merkezinde meydana gelen büyük patlamanın ardından artan güvenlik endişeleri bulunuyor.