Yemen’deki siyasi kart: Kabile gelenekleri

Yemen’in başkenti Sana’daki silahlı Husi milisler (Reuters)
Yemen’in başkenti Sana’daki silahlı Husi milisler (Reuters)
TT

Yemen’deki siyasi kart: Kabile gelenekleri

Yemen’in başkenti Sana’daki silahlı Husi milisler (Reuters)
Yemen’in başkenti Sana’daki silahlı Husi milisler (Reuters)

Halud el-Halali
Yemen’de kabile şeyhlerinin onurlarını korumak için “yüz çevirme” adeti, ülkede yaşanan olumsuzluklara, adaletsizliklere karşı gösterilen geleneksel bir tavır. Geleneklere göre yüz çeviren liderin rızasının alınması ve yüzünü döndürmesi için yalvarılması gerekiyor.   
Ancak bu gelenek, Yemen’de on yıldan fazla bir süredir yaşanan çatışmalarda bir araç olarak kullanılıyor.
Yemen’de söz konusu duruma iki örnek yaşandı: İlk olarak, kabile lideri Şeyh Yasir el-Avadi, Cihad el-Asbahi’nin öldürülmesi üzerine el-Beyda vilayetinde yüz çevirdi. Asbahi, Husi milislerin aradıkları isimleri kovuşturmak için yaptığı bir güvenlik baskınında Husiler tarafından öldürülmüştü.

El-Beyda kabilesi
Öte yandan Husi yayın organları, 27 Nisan’da el-Beyda vilayetindeki et-Tafa kasabasında el-Asbahi aşiretinden bir kadının öldürülmesi sorununu çözmek üzere bir komite görevlendirildiğini duyurdu.
Husilerin siyasi kanadı Ensarullah örgütü Siyasi Büro üyesi Fadl Ebu Talib, Husilere bağlı Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin el-Azzi ve el-Beyda vilayeti kanaat önderlerinden Abdullah Ali İdris’i içeren komitenin yayınladığı bildiride, Şeyh Hıdır Abdurrab el-Asbahi’nin yanına gidildiği, komitede kendisini temsil edecek birini seçmesi şartıyla, bir soruşturma komitesi kurulması için uzlaşı sağlandığı aktarıldı. Nitekim Şura Konseyi üyesi Şeyh Maslah Ali Ebu Şaar’ın evinde, bir dizi yetkili, kabile lideri ve toplumsal ismin kalımıyla bir toplantı gerçekleşti.
El-Beyda kabileleri, katillere kısas uygulanmasının içeren bir çözüm benimsemeyen bu arabuluculuğu reddetmeye karar verdiler. Daha sonra Husiler, kabile taleplerini şeytanlaştırmaya yöneldi ve Husi medyası da kabilelere karşı karalama kampanya başlattı.
Yemen Enformasyon Bakan Yardımcısı Abdulbasıt el-Kaidi, Husilerin olası eylemlerinin de el-Beyda kabileleri de dahil Yemenlilere karşı sistematik bir saldırganlığın başlangıcı olduğunu belirtti.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Kaidi’nin yaptığı açıklamada el-Beyda kabilelerinin yüz çevirmesi, ezilenleri destekleme ve milislerin bir kadına karşı gerçekleştirdiği acımasız saldırıya karşı tavrını yansıtıyor.
Geçen Haziran ayının sonunda, Marib’deki Subian aşiretinin meşru hükümet güçleri tarafından saldırıya maruz kaldığı benzer bir olay daha yaşandı.
Husi milisler, durumu istismar ederken, Sana, Zamar, İb, Hudeyde ve Amran kabileleri arasındaki hareketlerini de savaşçı aramak için yoğunlaştırdı.

Husilerden karşı atak
Husi lider Muhammed Alvan, Sana’daki kabile toplantısında “Subian ailesine karşı gerçekleşenler, insani değerlerle ve kabile normlarıyla çelişen bir suçtur” diyerek, durumun kabile geleneklerinde ‘kara bir leke’ olduğunu vurguladı.
Husi lider, bu uygulamaların, sadece dış güçlere hizmet eden ve kabileleri boyun eğdirmeyi amaçlayan Yemen meşruiyet hükümetine sadık kuvvetler tarafından yürütüldüğünü ileri sürdü.
Sana’daki Husi hükümetinde Başbakan Yardımcısı olan Hasan Makbuli, Subian aşiretine karşı işlenen suç sonrasında “Marib vilayetinin kurtuluşunun ve tekfirci milisleri temizlemenin vakti geldiğini” ifade etti.
Makbuli, Yemen’in tüm kabilelerinin Subian aşiretini desteklemesi gerektiğini vurgularken, kabileleri suç eyleminin tekrarlanmaması için Marib şehrinin katillerden temizlenmesi amacıyla ciddi bir adım atmaya çağırdı.
Husi lider, “milislerin kabilelerle olan ilişkisinin, Yemen'in yüksek çıkarları, Yemenlerin onurunun ve egemenliğinin restorasyonu için karşılıklı destekler içerdiğini” söyledi.
Basına konuşma yetkisi olmadığı için isminin verilmesini istemeyen bir Husi lider ise milislerin, Marib’deki Subian aşiretine saldırı suçu işleyen faillere misilleme yapmak için tüm kabilelerin güçlü şekilde seferber olduğunu vurguladı.

Husilerin “yüz çevirme” kartı
Yemen Enformasyon Bakan Yardımcısı Abdulbasit el-Kaidi, “Husilerin Marib’deki tüm eylemlerinin başarısız olması ve vilayette tamamen etkisiz hale getirilmeleri sonrasında Marib’de ele geçirilen Husi hücrelere ilişkin yüz çevirme kartını kullanmaya yöneldiğini” ifade etti. Kaidi, durumu ‘kabileleri kendi kontrol alanlarına çekmek ve onları Marib’e karşı kışkırtmak üzere boş bir kart ve aptalca bir komplo’ olarak niteledi.
Yetkili, Husilerin bu adımının, ‘kabile mensuplarını savaş cephelerine dahil edemediklerinin bir kanıtı olduğunu’ vurguladı.

Hataların sömürülmesi
Yemenli siyasi analist Sam el-Gabari, kabilelerin yüz çevirme adetinin, kabilelerin utançlarını savunmak üzere kabile adetlerinin bir parçası olduğunu ifade etti. Ancak siyasi çekişmeler ve toplumun yapısındaki açık bölünmeler çerçevesinde bu adetin zayıfladığını belirtti.
Gabari, Husilerin işgal altında tuttukları bölgelerde artan yoksulluğu sömürdüğünü ve kabileleri hazinelerin ve fırsatların bulunduğu bölgelere gitmeye ikna etmek için hareket geçirebileceklerine inandığını vurguladı.
Gabari, “Husiler, bu geleneği sadece Marib gibi önemli bir şehri ele geçirmek üzere kullanıyor” dedi.
Sam el-Gabari, yüz çevirme adetinin bilgi devrimi ve iletişim araçları çerçevesinde işe yaramayacağını söylerken, üyelerini kaybedeceğini bilen kabilelerin, iki nedenden dolayı hesaplanmamış bir riski göze almaya cesaret edemeyeceğini ifade etti. Gabari, ilk olarak milisler olarak Husi işgalinin, dayanılmaz bir hale dönüştüğünü ve ilişkilerinin zoraki olduğunu, ikinci nedenin ise çocuklarını Husi milislere teslim eden ailelerin takip ettiği kayıp düzeyinin, kabileleri daha fazla unsur göndermemeye yönelttiğini belirtti.

İlişkilerde tutarsızlık
Gazeteci ve yazar Muhammed el-Absi, Husi milislerle kabileler arasında ilişkilere değinirken, her ikisi tarafın da Yemen’de kabile ile olan ilişkilerde iki zıt yönteme güvendiklerini belirtti.
Absi, Yemen toplumunun kabile yapısının Husiler için bir meydan okuma olduğunu, kontrol ve nüfuz açısından hırsa neden olduğunu ifade etti.
Muhammed el-Absi, Husilerin başlangıçta kabilelerin dini duygularını sömürmeye başvurduğunu ve kabilelerin beyinlerini yıkamak için uzun süre çaba sarf ettiklerini hatırlattı.
Gazeteci yazar Absi, Husi milislerin çıkarlar ve nüfuz konusunda dışlanmış kabilelerle ittifaklar kurmaya çalıştığını ifade etti.

Kabile adetleri
Muhammed el-Absi, Husi milislerin kabile halkını kan parası ödemeye ikna etmek ve dini inançlarını tahrif etmek için mevcut tüm araçları kullanarak kabile geleneklerini sömürmeye başvurduğunu belirtti.
Yemenli gazeteci, Husilerin Yemen kabilelerine karşı yüzlerce suç ve ihlal gerçekleştirdiğini söylerken, barınma alanlarını ve ibadet mekanlarını kötüye kullandıklarını, kadınları öldürdüklerini kaydetti. Absi ayrıca, söz konusu faaliyetlerin, ülkenin çoğu bölgesinde, özellikle de kabile alanlarında tekrarlandığını söyledi.
Muhammed el-Absi, Husilerin bugün kendi çıkarlarına ulaşmak için yüz çevirme geleneğini sömürdüklerini de belirtti. Gazeteci, Husilerin kabile sakinlerini aynı başlık altında diğer kabile sakinlerine karşı saldırmaları amacıyla seferber etmeye çalıştığını ifade etti.
Yemenli gazeteci Muhammed el-Absi ayrıca, kabilelerin ve cephelerin birleşmemesinin de milislerin ayakta olmasının arkasındaki nedenlerden biri olduğuna dikkati çekti. Absi’ye göre bu durum düzeltilmeden de ihlaller, yaşanmaya devam edecek.

Yemen’in yakın tarihi
Nüfusunun yüzde 56’sı Sünni yüzde 44’ü Zeydi mezhebine mensup olan Yemen’de bir aşiret olan Husiler, 1979 İran Devrimi sonrası Tahran rejimi tarafından 12 İmam Şiiliğine dönüştürüldüler. Politik olarak Tahran rejimine bağlı bir 12 İmamcı Şii teokrasisi kurmayı hedefleyen Husilerin nüfusa oranı ise yüzde 2’yi geçmiyor.  
1978’den bu yana Kuzey Yemen’i, 1990’daki Kuzey-Güney birleşmesinden bu yana da tüm ülkeyi yöneten Ali Abdullah Salih rejimi “Arap Baharı” sürecinde Kasım 2011’de son buldu.
Salih’in yerine Başkan Yardımcısı Abdu Rabbuh Mansur al-Hadi Ocak 2012’de yapılan seçimlerde cumhurbaşkanı seçilirken genel seçimleri de Islah Partisi kazandı.
İran rejimi tarafından silahlandırılan ve ideolojik/dini dönüşüme uğrayan Husiler ise Eylül 2014'ten bu yana başkent Sana ve bazı bölgeleri işgal ederek yönetime askeri darbe yaptı. Darbe sonrası Husiler ile ittifak yapan Ali Abdullah Salih ise Aralık 2017’de ittifakı bozduğu için Husiler tarafından öldürüldü.
Meşru Yemen Cumhurbaşkanı ve Hükümeti ise darbecilerle mücadele için ülkenin ikinci büyükşehiri Aden’i geçici başkent ilan etti. Yemen Ulusal Ordusu Husi işgalini geriletse de mücadelesi sürüyor.
Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri ise Mart 2015'ten bu yana Husilere karşı uluslararası toplumun tanıdığı meşru Yemen hükümetine destek veriyor. Koalisyon Husi darbecilerin yanı sıra Yemen’in doğusunda mevzilenen Arap Yarımadası el-Kaidesi ve DEAŞ Sana Vilayeti terör örgütlerine karşı da  mücadele ediyor.
Suudi Arabistan öncülüğündeki Yemen'de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu’nda Bahreyn, Mısır, Ürdün, Kuveyt, Fas, Senegal, Sudan, ve Birleşik Arap Emirlikleri silahlı kuvvetleri bulunuyor. Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Pakistan ve Somali ise koalisyona dışarıdan destek veriyor.



Kordofan'da İHA saldırıları: Saldırılardan HDK’nın sorumlu olduğu öne sürüldü

Kuzey Kordofan'ın el-Ubeyd kentinde bir İHA saldırısı sonucu bir genç kadın ve bir çocuk yaralandı (Arşiv - Reuters)
Kuzey Kordofan'ın el-Ubeyd kentinde bir İHA saldırısı sonucu bir genç kadın ve bir çocuk yaralandı (Arşiv - Reuters)
TT

Kordofan'da İHA saldırıları: Saldırılardan HDK’nın sorumlu olduğu öne sürüldü

Kuzey Kordofan'ın el-Ubeyd kentinde bir İHA saldırısı sonucu bir genç kadın ve bir çocuk yaralandı (Arşiv - Reuters)
Kuzey Kordofan'ın el-Ubeyd kentinde bir İHA saldırısı sonucu bir genç kadın ve bir çocuk yaralandı (Arşiv - Reuters)

Sudan'ın Kordofan bölgesinin en büyük şehri el-Ubeyd kenti ile bölgenin kuzeyinde üçüncü büyük şehir olan Rahd Ebu Dekne'ye insansız hava araçları (İHA) ile saldırı düzenlendi. Bölgenin aylardır maruz kaldığı saldırıların son halkasını oluşturan bu olaylar can kayıplarına ve yaralanmalara yol açarken yakıt istasyonları ile depolar da zarar gördü.

Yerel kaynaklar, üç yılı aşkın süredir orduyla savaşan ve ülkenin çeşitli bölgelerini kontrol altında tutan Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) ait olduğu değerlendirilen İHA’ların bu saldırılarda kullanıldığını öne sürdü.

Şarku’l Avsat’a konuşan üç tanık, son yoğun saldırıların el-Ubeyd şehri içindeki tesisleri ve şehre ulaşan tek yolu hedef aldığını bildirdi. Bir TIR sürücüsü üç yakıt deposunun hedef alındığını ve uzak mesafelerden görülebilen büyük yangınların çıktığını aktardı.

Şarku’l Avsat’a konuşan başka bir tanık ise Kuzey Kordofan'daki Rahd şehrinin de İHA’larla bombalandığını ve bir ailenin evine isabet eden bir merminin maddi hasara yol açarak halk arasında paniğe neden olduğunu söyledi.


Kadınlara ve gençlere daha fazla temsil: Abbas Filistin seçim yasasını değiştirdi

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Reuters)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Reuters)
TT

Kadınlara ve gençlere daha fazla temsil: Abbas Filistin seçim yasasını değiştirdi

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Reuters)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Reuters)

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, pazar günü genel seçim yasasında değişikliğe giden bir kararname yayımladı. Kararname Filistin Yasama Konseyi üye sayısını artırmayı, seçim barajını düşürmeyi ve seçim sürecine kadınların ve gençlerin katılımını artırmayı öngörüyor.

Filistin'in resmi haber ajansı WAFA, yeni düzenlemelerin Yasama Konseyi üye sayısını 200'e yükselttiğini, sandalye kazanmak için gereken seçim barajını yüzde 1'e indirdiğini ve seçim listesindeki asgari aday sayısını 16'dan 20'ye çıkardığını bildirdi.

Kararname ayrıca seçim listelerinde her üç adaydan birinin kadın olması zorunluluğu getirerek kadın temsilini güçlendirmeyi de amaçlıyor.

Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığına göre kararname, gençlerin siyasete daha geniş ölçüde katılımını sağlamak amacıyla Yasama Konseyi seçimlerinde aday olma yaşını 28'den 23'e indirdi.

Kararnameye göre Filistin Devlet Başkanı Abbas, Yasama Konseyi seçimlerine çağrıyı Filistin Ulusal Konseyi seçimleriyle eş zamanlı olarak ilan edecek.

Abbas daha önce yayımladığı bir kararname ile Filistin içinde ve dışında yaşayan Filistinlileri 1 Kasım 2026'da gerçekleştirilmesi planlanan Filistin Ulusal Konseyi seçimlerine katılmaya çağırmış, devlet başkanlığı seçimlerini de 2027 yılı içinde yapma niyetini açıklamıştı. Öte yandan Abbas, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Yürütme Komitesi'nin onayına dayanarak Filistin Ulusal Konseyi'nin seçim sistemini de daha önce onayladı.


Muhammed Salah’ın saldırısı Mısır-İsrail sınır güvenliği planlarını nasıl değiştirdi?

Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Halife, kuzeydoğu stratejik istikametindeki uluslararası sınır hattında bulunan bir güvenlik noktasını denetlerken görülüyor. (Arşiv – Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcülüğü)
Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Halife, kuzeydoğu stratejik istikametindeki uluslararası sınır hattında bulunan bir güvenlik noktasını denetlerken görülüyor. (Arşiv – Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcülüğü)
TT

Muhammed Salah’ın saldırısı Mısır-İsrail sınır güvenliği planlarını nasıl değiştirdi?

Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Halife, kuzeydoğu stratejik istikametindeki uluslararası sınır hattında bulunan bir güvenlik noktasını denetlerken görülüyor. (Arşiv – Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcülüğü)
Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Halife, kuzeydoğu stratejik istikametindeki uluslararası sınır hattında bulunan bir güvenlik noktasını denetlerken görülüyor. (Arşiv – Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcülüğü)

Mısırlı asker Muhammed Salah’ın sınırı geçerek üç İsrail askerini öldürdüğü saldırının üzerinden üç yıl geçerken, İsrail basınında yer alan haberler, olayın ardından İsrail ordusunun sınır güvenliği yaklaşımında köklü değişikliklere gittiğini ortaya koyuyor. Mısırlı eski askerî yetkililer ise saldırının günlük güvenlik düzenlemelerinde bazı değişikliklere yol açmış olabileceğini, ancak iki ülke arasındaki güvenlik ilişkilerini belirleyen barış anlaşmasının temel kurallarını değiştirmediğini belirtiyor.

İsrail haber platformu Makor Rishon, pazar günü yayımladığı haberde, İsrail ordusunun geçtiğimiz hafta 3 Haziran 2023’te meydana gelen sınır saldırısının üçüncü yıl dönümünü andığını bildirdi.

Olay sırasında Muhammed Salah, Avca (Nitzana) Sınır Kapısı yakınlarında askerlik görevini yürütüyordu. Salah’ın sınırı geçerek İsrail askerleriyle girdiği çatışmada üç İsrail askeri hayatını kaybetmiş, Salah ise daha sonra diğer İsrail birlikleriyle yaşanan silahlı çatışmada öldürülmüştü.

Güvenlik kaygısı

Mısır eski Askerî İstihbarat Başkan Yardımcısı ve eski Keşif Dairesi Başkanı Korgeneral Ahmed Kamil, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail medyasının Mısır sınırının güvenliğini artırmaya yönelik gelişmiş önlemleri sık sık gündeme getirdiğini söyledi.

Kamil, Kerem Şalom Sınır Kapısı’ndan başlayarak güneydeki Taba bölgesine kadar uzanan hatta İsrail’in güvenlik tedbirlerini artırdığını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu bölgede güvenlikten İsrail’in D Bölgesi’ndeki birlikleri sorumlu. Karşı tarafta ise C Bölgesi’nde Mısır sivil polisi bulunuyor. Gazze sınırına bitişik kesimde ise 2005 anlaşması uyarınca Mısır sınır muhafızları görev yapıyor.”

dvfgthyju
Mısır–İsrail sınır hattında bir güvenlik noktası (Reuters)

Kamil’e göre, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın gerçekleştirdiği saldırıların ardından İsrail’in güvenlik endişeleri daha da arttı. Bunun sonucunda sınır boyunca devriyeler yoğunlaştırıldı, elektronik gözetleme sistemleri kuruldu, araç engelleri ve güvenlik yolları oluşturuldu. Ayrıca iz takip ekipleri, kara radarları ve insansız hava araçları da devreye sokuldu.

Mısır tarafında ise sivil polis güçleri ile çeşitli gözetleme ve güvenlik sistemleri bulunuyor.

Kamil, Mısır’ın sınır güvenliğinin güçlendirilmesi amacıyla daha gelişmiş radar ve teknik ekipman kullanımına yönelik taleplerde bulunduğunu, ancak İsrail’in Mısır polis güçlerinin kapasitesini artırmaya yönelik bu talepleri onaylama konusunda isteksiz davrandığını ileri sürdü.

Dönüm noktası

Makor Rishon’un haberine göre, İsrail ordusunun Güney Komutanlığı saldırıdan önemli dersler çıkardı ve bu durum operasyonel anlayışta derin değişikliklere ve hazırlık seviyesinde ciddi iyileştirmelere yol açtı.

Haberde saldırının bir “dönüm noktası” olarak değerlendirildiği belirtilirken, Güney Komutanlığı’ndan üst düzey bir yetkilinin şu sözlerine yer verildi:

“İsrail, sınırların sakin kalması ve komşu ülkelerle iyi ilişkilerin sürdürülmesi için elinden geleni yapıyor. Ancak hiçbir konuda yanılsamaya kapılmıyor ve tehditlerin her yönden gelebileceğinin farkında.”

Günlük güvenlik düzenlemelerinde değişiklik

Mısırlı ulusal güvenlik uzmanı Tümgeneral Muhammed Abdülvahid ise olayın ardından güvenlik uygulamalarında bazı değişikliklerin yaşandığını söyledi.

Abdülvahid, “Resmî bir açıklama yapılmamış olsa da olayın sınırdaki gözetleme faaliyetleri, devriye sistemleri ve güvenlik denetimlerinde değişikliklere yol açtığı kesin. Ayrıca asker seçiminde psikolojik değerlendirmelere daha fazla önem verilmiş ve siyasi eğilimlerin dikkate alınmasına özen gösterilmiş olabilir” dedi.

Bununla birlikte Abdülvahid, saldırının iki ülke arasındaki güvenlik ilişkilerinin temelini oluşturan barış anlaşması ve ilgili protokolleri değiştirmediğini vurguladı.

Saldırı sonrasında İsrailli bir güvenlik heyetinin Mısır’ı ziyaret ettiğini hatırlatan Abdülvahid, olayın münferit bir vaka olarak değerlendirildiğini ve sınırdaki güçlerin genel politikasını yansıtmadığının teyit edildiğini belirtti.

frgthyujı
Mısır Genelkurmay Başkanı, Rafah şehrindeki bir dizi güvenlik kontrol noktasını denetledi

Gazze savaşının başlamasıyla birlikte iki ülke arasındaki güvenlik koordinasyonunun arttığını ifade eden Abdülvahid, bu iş birliğinin özellikle Mısır-Filistin sınırı ve Philadelphia Koridoru’nun kontrolüne odaklandığını söyledi.

Ona göre saldırı, her iki tarafta da alarm seviyesinin yükselmesine neden oldu ve askerlerin birbirlerine belirli mesafelerden fazla yaklaşmamalarını öngören yeni uygulamalar getirildi. Ancak bunlar günlük güvenlik prosedürleri kapsamında değerlendiriliyor ve iki ülke arasındaki güvenlik düzenlemelerinde köklü bir değişikliğe işaret etmiyor.

Sorun üretme çabası

Son iki yılda bazı İsrailli çevreler, Mısır’ın sınır bölgesinde askerî kapasitesini artırdığını ve bunun gelecekte bir tehdit oluşturabileceğini öne sürerek, 1979 tarihli barış anlaşmasının ihlal edildiğini savunmuştu.

Ancak Ahmed Kamil, İsrail’in zaman zaman sınırla ilgili çeşitli sorunları gündeme getirerek Mısır üzerinde daha fazla güvenlik önlemi alması yönünde baskı kurmaya çalıştığını söyledi.

Muhammed Abdülvahid de benzer bir değerlendirmede bulunarak şunları kaydetti:

“İsrail, her zamanki gibi bu olayı kendi güvenlik tehditlerini öne çıkarmak için kullanıyor. Uluslararası kamuoyuna, sınırdaki ihlallerinin tamamını kendini koruma amacıyla gerçekleştirdiği mesajını vermeye çalışıyor. Ancak Mısır bu yaklaşımın farkında ve gelişmeleri dikkatle takip ediyor.”