Yemen’deki siyasi kart: Kabile gelenekleri

Yemen’in başkenti Sana’daki silahlı Husi milisler (Reuters)
Yemen’in başkenti Sana’daki silahlı Husi milisler (Reuters)
TT

Yemen’deki siyasi kart: Kabile gelenekleri

Yemen’in başkenti Sana’daki silahlı Husi milisler (Reuters)
Yemen’in başkenti Sana’daki silahlı Husi milisler (Reuters)

Halud el-Halali
Yemen’de kabile şeyhlerinin onurlarını korumak için “yüz çevirme” adeti, ülkede yaşanan olumsuzluklara, adaletsizliklere karşı gösterilen geleneksel bir tavır. Geleneklere göre yüz çeviren liderin rızasının alınması ve yüzünü döndürmesi için yalvarılması gerekiyor.   
Ancak bu gelenek, Yemen’de on yıldan fazla bir süredir yaşanan çatışmalarda bir araç olarak kullanılıyor.
Yemen’de söz konusu duruma iki örnek yaşandı: İlk olarak, kabile lideri Şeyh Yasir el-Avadi, Cihad el-Asbahi’nin öldürülmesi üzerine el-Beyda vilayetinde yüz çevirdi. Asbahi, Husi milislerin aradıkları isimleri kovuşturmak için yaptığı bir güvenlik baskınında Husiler tarafından öldürülmüştü.

El-Beyda kabilesi
Öte yandan Husi yayın organları, 27 Nisan’da el-Beyda vilayetindeki et-Tafa kasabasında el-Asbahi aşiretinden bir kadının öldürülmesi sorununu çözmek üzere bir komite görevlendirildiğini duyurdu.
Husilerin siyasi kanadı Ensarullah örgütü Siyasi Büro üyesi Fadl Ebu Talib, Husilere bağlı Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin el-Azzi ve el-Beyda vilayeti kanaat önderlerinden Abdullah Ali İdris’i içeren komitenin yayınladığı bildiride, Şeyh Hıdır Abdurrab el-Asbahi’nin yanına gidildiği, komitede kendisini temsil edecek birini seçmesi şartıyla, bir soruşturma komitesi kurulması için uzlaşı sağlandığı aktarıldı. Nitekim Şura Konseyi üyesi Şeyh Maslah Ali Ebu Şaar’ın evinde, bir dizi yetkili, kabile lideri ve toplumsal ismin kalımıyla bir toplantı gerçekleşti.
El-Beyda kabileleri, katillere kısas uygulanmasının içeren bir çözüm benimsemeyen bu arabuluculuğu reddetmeye karar verdiler. Daha sonra Husiler, kabile taleplerini şeytanlaştırmaya yöneldi ve Husi medyası da kabilelere karşı karalama kampanya başlattı.
Yemen Enformasyon Bakan Yardımcısı Abdulbasıt el-Kaidi, Husilerin olası eylemlerinin de el-Beyda kabileleri de dahil Yemenlilere karşı sistematik bir saldırganlığın başlangıcı olduğunu belirtti.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Kaidi’nin yaptığı açıklamada el-Beyda kabilelerinin yüz çevirmesi, ezilenleri destekleme ve milislerin bir kadına karşı gerçekleştirdiği acımasız saldırıya karşı tavrını yansıtıyor.
Geçen Haziran ayının sonunda, Marib’deki Subian aşiretinin meşru hükümet güçleri tarafından saldırıya maruz kaldığı benzer bir olay daha yaşandı.
Husi milisler, durumu istismar ederken, Sana, Zamar, İb, Hudeyde ve Amran kabileleri arasındaki hareketlerini de savaşçı aramak için yoğunlaştırdı.

Husilerden karşı atak
Husi lider Muhammed Alvan, Sana’daki kabile toplantısında “Subian ailesine karşı gerçekleşenler, insani değerlerle ve kabile normlarıyla çelişen bir suçtur” diyerek, durumun kabile geleneklerinde ‘kara bir leke’ olduğunu vurguladı.
Husi lider, bu uygulamaların, sadece dış güçlere hizmet eden ve kabileleri boyun eğdirmeyi amaçlayan Yemen meşruiyet hükümetine sadık kuvvetler tarafından yürütüldüğünü ileri sürdü.
Sana’daki Husi hükümetinde Başbakan Yardımcısı olan Hasan Makbuli, Subian aşiretine karşı işlenen suç sonrasında “Marib vilayetinin kurtuluşunun ve tekfirci milisleri temizlemenin vakti geldiğini” ifade etti.
Makbuli, Yemen’in tüm kabilelerinin Subian aşiretini desteklemesi gerektiğini vurgularken, kabileleri suç eyleminin tekrarlanmaması için Marib şehrinin katillerden temizlenmesi amacıyla ciddi bir adım atmaya çağırdı.
Husi lider, “milislerin kabilelerle olan ilişkisinin, Yemen'in yüksek çıkarları, Yemenlerin onurunun ve egemenliğinin restorasyonu için karşılıklı destekler içerdiğini” söyledi.
Basına konuşma yetkisi olmadığı için isminin verilmesini istemeyen bir Husi lider ise milislerin, Marib’deki Subian aşiretine saldırı suçu işleyen faillere misilleme yapmak için tüm kabilelerin güçlü şekilde seferber olduğunu vurguladı.

Husilerin “yüz çevirme” kartı
Yemen Enformasyon Bakan Yardımcısı Abdulbasit el-Kaidi, “Husilerin Marib’deki tüm eylemlerinin başarısız olması ve vilayette tamamen etkisiz hale getirilmeleri sonrasında Marib’de ele geçirilen Husi hücrelere ilişkin yüz çevirme kartını kullanmaya yöneldiğini” ifade etti. Kaidi, durumu ‘kabileleri kendi kontrol alanlarına çekmek ve onları Marib’e karşı kışkırtmak üzere boş bir kart ve aptalca bir komplo’ olarak niteledi.
Yetkili, Husilerin bu adımının, ‘kabile mensuplarını savaş cephelerine dahil edemediklerinin bir kanıtı olduğunu’ vurguladı.

Hataların sömürülmesi
Yemenli siyasi analist Sam el-Gabari, kabilelerin yüz çevirme adetinin, kabilelerin utançlarını savunmak üzere kabile adetlerinin bir parçası olduğunu ifade etti. Ancak siyasi çekişmeler ve toplumun yapısındaki açık bölünmeler çerçevesinde bu adetin zayıfladığını belirtti.
Gabari, Husilerin işgal altında tuttukları bölgelerde artan yoksulluğu sömürdüğünü ve kabileleri hazinelerin ve fırsatların bulunduğu bölgelere gitmeye ikna etmek için hareket geçirebileceklerine inandığını vurguladı.
Gabari, “Husiler, bu geleneği sadece Marib gibi önemli bir şehri ele geçirmek üzere kullanıyor” dedi.
Sam el-Gabari, yüz çevirme adetinin bilgi devrimi ve iletişim araçları çerçevesinde işe yaramayacağını söylerken, üyelerini kaybedeceğini bilen kabilelerin, iki nedenden dolayı hesaplanmamış bir riski göze almaya cesaret edemeyeceğini ifade etti. Gabari, ilk olarak milisler olarak Husi işgalinin, dayanılmaz bir hale dönüştüğünü ve ilişkilerinin zoraki olduğunu, ikinci nedenin ise çocuklarını Husi milislere teslim eden ailelerin takip ettiği kayıp düzeyinin, kabileleri daha fazla unsur göndermemeye yönelttiğini belirtti.

İlişkilerde tutarsızlık
Gazeteci ve yazar Muhammed el-Absi, Husi milislerle kabileler arasında ilişkilere değinirken, her ikisi tarafın da Yemen’de kabile ile olan ilişkilerde iki zıt yönteme güvendiklerini belirtti.
Absi, Yemen toplumunun kabile yapısının Husiler için bir meydan okuma olduğunu, kontrol ve nüfuz açısından hırsa neden olduğunu ifade etti.
Muhammed el-Absi, Husilerin başlangıçta kabilelerin dini duygularını sömürmeye başvurduğunu ve kabilelerin beyinlerini yıkamak için uzun süre çaba sarf ettiklerini hatırlattı.
Gazeteci yazar Absi, Husi milislerin çıkarlar ve nüfuz konusunda dışlanmış kabilelerle ittifaklar kurmaya çalıştığını ifade etti.

Kabile adetleri
Muhammed el-Absi, Husi milislerin kabile halkını kan parası ödemeye ikna etmek ve dini inançlarını tahrif etmek için mevcut tüm araçları kullanarak kabile geleneklerini sömürmeye başvurduğunu belirtti.
Yemenli gazeteci, Husilerin Yemen kabilelerine karşı yüzlerce suç ve ihlal gerçekleştirdiğini söylerken, barınma alanlarını ve ibadet mekanlarını kötüye kullandıklarını, kadınları öldürdüklerini kaydetti. Absi ayrıca, söz konusu faaliyetlerin, ülkenin çoğu bölgesinde, özellikle de kabile alanlarında tekrarlandığını söyledi.
Muhammed el-Absi, Husilerin bugün kendi çıkarlarına ulaşmak için yüz çevirme geleneğini sömürdüklerini de belirtti. Gazeteci, Husilerin kabile sakinlerini aynı başlık altında diğer kabile sakinlerine karşı saldırmaları amacıyla seferber etmeye çalıştığını ifade etti.
Yemenli gazeteci Muhammed el-Absi ayrıca, kabilelerin ve cephelerin birleşmemesinin de milislerin ayakta olmasının arkasındaki nedenlerden biri olduğuna dikkati çekti. Absi’ye göre bu durum düzeltilmeden de ihlaller, yaşanmaya devam edecek.

Yemen’in yakın tarihi
Nüfusunun yüzde 56’sı Sünni yüzde 44’ü Zeydi mezhebine mensup olan Yemen’de bir aşiret olan Husiler, 1979 İran Devrimi sonrası Tahran rejimi tarafından 12 İmam Şiiliğine dönüştürüldüler. Politik olarak Tahran rejimine bağlı bir 12 İmamcı Şii teokrasisi kurmayı hedefleyen Husilerin nüfusa oranı ise yüzde 2’yi geçmiyor.  
1978’den bu yana Kuzey Yemen’i, 1990’daki Kuzey-Güney birleşmesinden bu yana da tüm ülkeyi yöneten Ali Abdullah Salih rejimi “Arap Baharı” sürecinde Kasım 2011’de son buldu.
Salih’in yerine Başkan Yardımcısı Abdu Rabbuh Mansur al-Hadi Ocak 2012’de yapılan seçimlerde cumhurbaşkanı seçilirken genel seçimleri de Islah Partisi kazandı.
İran rejimi tarafından silahlandırılan ve ideolojik/dini dönüşüme uğrayan Husiler ise Eylül 2014'ten bu yana başkent Sana ve bazı bölgeleri işgal ederek yönetime askeri darbe yaptı. Darbe sonrası Husiler ile ittifak yapan Ali Abdullah Salih ise Aralık 2017’de ittifakı bozduğu için Husiler tarafından öldürüldü.
Meşru Yemen Cumhurbaşkanı ve Hükümeti ise darbecilerle mücadele için ülkenin ikinci büyükşehiri Aden’i geçici başkent ilan etti. Yemen Ulusal Ordusu Husi işgalini geriletse de mücadelesi sürüyor.
Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri ise Mart 2015'ten bu yana Husilere karşı uluslararası toplumun tanıdığı meşru Yemen hükümetine destek veriyor. Koalisyon Husi darbecilerin yanı sıra Yemen’in doğusunda mevzilenen Arap Yarımadası el-Kaidesi ve DEAŞ Sana Vilayeti terör örgütlerine karşı da  mücadele ediyor.
Suudi Arabistan öncülüğündeki Yemen'de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu’nda Bahreyn, Mısır, Ürdün, Kuveyt, Fas, Senegal, Sudan, ve Birleşik Arap Emirlikleri silahlı kuvvetleri bulunuyor. Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Pakistan ve Somali ise koalisyona dışarıdan destek veriyor.



ABD, Gazze planında kararlı: 200 milyon dolarlık fon ayrıldı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

ABD, Gazze planında kararlı: 200 milyon dolarlık fon ayrıldı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD yönetimi, Gazze'de kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü (ISF) için 206 milyon dolar fon ayıracak.  

Reuters, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Kongre'ye gönderdiği 30 Temmuz tarihli iki bildiriyi inceledi.

Bildirilerde, 200 milyon doların ISF'nin teçhizatı, altyapısı, araçları ve operasyonel masrafları için kullanılmasının planlandığı belirtiliyor.

6 milyon dolarlık kaynaksa ISF'yi desteklemek üzere ABD zırhlı araçlarının yeniden tahsis edilmesine ayrılacak. Bu kapsamda ABD'nin Nepal'e göndermeyi planladığı 9 zırhlı personel taşıyıcısını ISF'nin kullanımına sunacağı ifade ediliyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın öncülüğünde oluşturulan Barış Kurulu, Gazze Şeridi'nin kapsamlı yeniden inşasında fon sıkıntısı yaşıyor.

Trump, Barış Kurulu için 17 milyar dolarlık taahhütte bulunsa da bu miktarın çok azı tahsil edilebildi. Refah bölgesinde yaklaşık 25 bin kişiyi barındıracak yerleşim projesini desteklemek için Birleşik Arap Emirlikleri, 100 milyon dolar fon sağlamıştı.

Analizde, 206 milyon dolarlık fonun ABD'nin ISF için yaptığı ilk somut harcama olduğuna dikkat çekiliyor.

Bunun, İsrail ve Hamas arasında henüz anlaşma sağlanamasa bile Beyaz Saray'ın Gazze için belirlediği yol haritasını uygulamaktaki kararlılığını gösterdiği yorumu yapılıyor.

Kongre'ye gönderilen bildirimlerden birinde, ISF'nin Gazze'de "güvenlik operasyonlarını yöneteceği, kapsamlı bir silahsızlandırma sürecini destekleyeceği, insani yardım ve yeniden inşa için kullanılacak malzemelerin bölgeye güvenli şekilde ulaştırılmasını sağlayacağı" ifade ediliyor.

Şu ana kadar Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk, Trump'ın 21 maddelik barış planı kapsamında kurulacak ISF'ye asker gönderme taahhüdünde bulundu. Mısır ve Ürdün ise Gazze'de görev yapacak polis birliklerine eğitim verileceğini açıklamıştı.

Diğer yandan ISF'nin Gazze'deki faaliyetlerine ne zaman başlayacağı belirsizliğini koruyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Barış Kurulu'nun Hamas'ın silah bırakmasını ve İsrail'in bölgeden çekilmesini öngören teklifini reddetmişti.

Tel Aviv yönetimi, bölgeden askerlerini çekmeden önce Hamas'ın tüm silahlarını tek seferde bırakmasını talep ediyor. Filistinli örgüt ise silahları kademeli olarak bırakmayı ve Gazze'nin yönetimini Barış Kurulu'nun denetimindeki Filistinli teknokratlara devretmeyi kabul etmişti. Ancak Hamas, kademeli silahsızlanma sürecine eş zamanlı olarak İsrail'in de askerlerini bölgeden çekmesini istiyor.

Trump'ın damadı ve başdanışmanı Jared Kushner, Netanyahu'yla pazartesi günü görüşmüş ancak konuya ilişkin başlıklarda anlaşma sağlanamamıştı.

Independent Türkçe, Reuters, Guardian


Reuters: Mossad başkanı ve Suriyeli bakan, Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığı hakkında görüştü

İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
TT

Reuters: Mossad başkanı ve Suriyeli bakan, Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığı hakkında görüştü

İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters

İsrail istihbarat teşkilatı Mossad'ın başkanı ve Suriye dışişleri bakanı, İsrail'in Suriye'deki Ebu el-Zuhur hava üssünü bombalamasından birkaç gün önce telefon görüşmesi gerçekleştirerek Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığını görüştü.

Konuyla ilgili bilgi sahibi üç kaynağın Reuters’a verdiği bilgilere göre Mossad başkanı Roman Gofman, 14 Ağustos'ta Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile görüştü. Görüşme, İsrail ile Cumhurbaşkanı Ahmed Şara liderliğindeki Şam hükümeti arasında bugüne kadar yapılan en üst düzey temaslardan biri olarak değerlendiriliyor.

İsrail'in salı günü Ebu el-Zuhur hava üssüne saldırmasının ardından, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Suriye'nin buraya Türk askerlerinin konuşlandırılmasına izin vermenin eşiğinde olduğunu ve bunun İsrail'in güvenliğine tehdit oluşturacağı yönünde defalarca yapılan uyarıları görmezden geldiğini ifade etmişti.

Kaynaklar, dört gün önce Gofman ile Şeybani arasında yapılan telefon görüşmesinde Türkiye'nin Suriye'ye askeri destek sağlama konusunun gündemin ana başlığı olduğunu belirtirken, kaynaklardan biri görüşmenin "İsrail'in, (Türkiye'nin) askeri varlığını artırma, silah satışı, insansız hava araçları temini ve diğer konulardaki soruları" üzerine odaklandığını söyledi.

Üst düzey bir yetkili olan ikinci kaynak ise Gofman'ın bu görüşmeyi, Türkiye'nin Suriye ordusuna silah temini konusunda bilgi almak için kullandığını ifade etti. Konuya yakın üçüncü kaynak, görüşmenin gerçekleştiğini doğruladı ve Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığının ele alındığını söyledi.

Ne olmuştu?

Türkiye, Suriye'de 2024'te Beşar Esad yönetiminin sona ermesinden bu yana Şara yönetimini destekleyen ülkeler arasında öne çıkarken, Ankara'nın Suriye'deki etkisi İsrail'de de güvenlik endişelerine neden oldu.

ABD ile yakın ilişkiler geliştiren Şara, temmuz ayında Suriye'nin İsrail'le bir güvenlik anlaşması yapmak istediğini ve İsrail'in Suriye'ye yönelik politikasının daha dengeli olması için farklı ülkelerin desteğini aradığını açıklamıştı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, İsrail'i tehdit edebilecek bir Türk askeri varlığının Suriye'de oluşmasına izin vermeyeceklerini söyledi.

Netanyahu, hava üssüne yönelik saldırıya ilişkin, Türkiye'yi daha önce bu konuda uyardıklarını ancak uyarıların dikkate alınmadığını savundu.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ise İsrail'in açıklamalarını "mesnetsiz iddialar" olarak nitelendirerek, saldırıların Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini belirtti.

Türkiye ise belirli bir asker konuşlandırma planına ilişkin açıklama yapmadan, Suriye hükümetiyle iş birliğini sürdüreceğini ve ülkenin istikrarsızlaştırılmasına karşı olduğunu bildirdi.

ABD'nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye ile Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack da ABD'nin İsrail, Türkiye ve Suriye arasında olası çatışmaları önlemeye yönelik bir mekanizma oluşturmak için çalıştığını ve taraflar arasındaki bilgi paylaşımı ile diyaloğu kolaylaştırdığını açıkladı.

Independent Türkçe, Reuters


ABD'nin Libya girişimi: Seçimler sonunda ertelemeden kurtulacak mı?

Fotoğraf: Libya’nın Misrata şehri
Fotoğraf: Libya’nın Misrata şehri
TT

ABD'nin Libya girişimi: Seçimler sonunda ertelemeden kurtulacak mı?

Fotoğraf: Libya’nın Misrata şehri
Fotoğraf: Libya’nın Misrata şehri

Ben Fishman

29 Haziran'da ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Saddam Hafter'i Dışişleri Bakanlığı binasının yedinci katında, bir askeri komutanı ağırlamak için alışılmadık olan bir mekanda kabul etti. Doğu Libya'da şiddet ve muhaliflere karşı hoşgörüsüzlük ile dolu geçmişine rağmen, Hafter, Trump yönetiminin ülkeyi birleştirme girişiminin umut bağladığı kilit isimlerden biri haline geldi.

Başkan Trump’ın Afrika’dan Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos (Tiffany Trump'ın kayınpederi) ile bağlantılı olan ABD girişimi, her bölgeden liderleri üst düzey hükümet pozisyonlarını paylaşmak üzere seçerek doğu ve batı Libya'yı birleştirmeyi amaçlıyor. Trump yönetimi, ABD enerji şirketleri için fırsatları genişletecek ve Libya'nın petrol üretimini artıracak bir istikrar sağlamayı hedefliyor. Ancak, Saddam Hafter bir yana, herhangi birini başkan veya başbakan olarak atamak, siyasi kaos için bir reçete niteliğindedir. Hafter'in Washington ziyaretinden bu yana birçok Libyalı Boulos’un girişimine karşı çıktı. Elektrik krizi ülkenin kötü yönetimini ortaya koyarken, Libya'nın batısındaki Zaviye şehrinde patlak veren çatışmalar milislerin devam eden etkisinin boyutunu gösterdi. En önemlisi, bu plan, BM öncülüğünde Libya'daki siyasi karar alma yetkisini asıl sahiplerine, yani Libya halkına geri verme yönündeki bir başka girişimi fiilen ortadan kaldıracaktır.

Libya, 2011'de Muammer Kaddafi'nin devrilmesinden bu yana siyasi meşruiyet eksikliğinden muzdarip. Başbakan Abdulhamid Dibeybe, 2021'den beri görevde bulunuyor; kendisi BM himayesindeki 74 üyeli Libya Siyasi Diyalog Forumu'nun 39 üyesi tarafından seçilmişti. Görev süresinin sadece bir yıl sürmesi bekleniyordu, ancak seçimlerin 2022 yılında süresiz olarak ertelenmesinin ardından bugün hâlâ görevde bulunuyor. Dibeybe ve etkili yeğeni İbrahim, Boulos’un sunduğu planda büyük olasılıkla Saddam Hafter'in muadilleri olacaklar.

Trump yönetiminin, Libyalıları atlayarak ve ülkenin iki ana güç ekseni olan Hafter ve Dibeybe aileleri arasında bir anlaşmayı resmileştirerek kestirme bir yol izlemesi şaşırtıcı değil

Libya'nın iki yasama organı ise (doğuda bulunan Temsilciler Meclisi ve Trablus'taki Yüksek Devlet Konseyi) daha da zayıf bir meşruiyete sahip. Akila Salih, 2014'ten beri Temsilciler Meclisi'nin başında bulunuyor ve küçük bir seçim bölgesinden binin altında oyla seçilmişti. Pozisyonunun kendisine sağladığı önemli nüfuzu siyasi değişimi engellemek için kullandı; öyle ki ABD, Libya'da barış ve istikrarı baltaladığı gerekçesiyle kendisine yaptırımlar uyguladı.

İktidara sarılma ve bölünmeleri derinleştirme

Libya, siyasi elitlerin yeni bir hükümete siyasi meşruiyet kazandırabilecek her türlü girişimi engellediği kısır bir döngüye hapsolmuş durumda. Yolsuzlukla dolu rant ekonomisinde siyasi elitler kaybetmemek için iktidara ve zenginliğe sıkıca tutunuyorlar. Aynı şekilde komşu ülkeler, bölgesel güçler ve Batı ülkeleri de dahil olmak üzere dış aktörler, ya savaşan tarafları destekleyerek ya da siyasi ilerlemeyi engellemek için nüfuzlarını kullanarak Libya'daki bölünmelerin derinleşmesine katkıda bulundular.

cvfgbhyju
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Libya Ulusal Ordusu Komutan Yardımcısı Saddam Hafter ve Trump’ın Kıdemli Danışmanı Massad Boulos (@US_SrAdvisorAF/X)

Bu zorluklar göz önüne alındığında, Trump yönetiminin Libyalıları atlayarak ve ülkedeki iki ana güç ekseni olan Hafter ve Dibeybe aileleri arasında bir anlaşmayı resmileştirerek kestirme bir yol izlemeye meyilli olması şaşırtıcı değil. Ancak Boulos'un da hızla vurguladığı gibi, belirtilen amaç iktidar paylaşımı ve seçimlere hazırlık olarak ülkeyi birleştirmek ise, bu iki taraftan daha güvenilmez iki taraf hayal etmek zor. Halife Hafter 2019'da Trablus'a savaş açtı ve Ağustos 2015'ten beri resmi yardımcısı olan oğlunun, ulusal düzeyde iktidarın kendisine verilmesi durumunda iktidardan vazgeçmesi pek olası değil. Dibeybe'ye gelince, asıl görev süresi dolduktan sonra yıllarca iktidarda kaldı. İkisinin de geçmişi Libya halkının yönetim ve idaredeki temel ihtiyaçlarını karşılama konusunda onları ehil kılmıyor; mevcut elektrik ve enflasyon krizleri bunu gösteriyor.

Libyalılar yıllardır geçici çözümlerden bıktıklarını söylüyorlar. ABD girişimi de siyasi elitlerin seçimleri süresiz olarak ertelemelerine olanak tanıyan bir başka geçiş aşaması öngörerek, tam olarak bu türden bir çözüm olmakta kararlı

Seçimleri ve ekonomik reformları desteklemek

Peki alternatif nedir? Haziran ayında, BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL), 120 Libyalının katıldığı ve ülkenin siyasi, ekonomik ve güvenlik geleceğine dair bir vizyonun oluşturulduğu yapılandırılmış diyaloğu tamamladı. Bir yönetim grubu, anayasal çerçeveyi tanımlama ve seçimleri düzenleme seçeneklerini sunarken, daha küçük bir grup da seçim yasası ve prosedürlerinin ayrıntıları üzerinde çalışıyor. Üyeleri düzenli olarak bir araya geliyor ve nihayet seçim komisyonunun başkanı ve üyelerinin atanması için bir mekanizma üzerinde anlaştılar. BM ve diyalog grubu, düzenlemeleri kesinleştirmeli ve seçimler için bir tarih belirlemeli. ABD ve ortaklarının da yukarıdan yeni bir siyasi yapı dayatmak yerine, bu süreci desteklemesi daha faydalı olacaktır; zira yeni bir yapının, mevcut yapıdan bile daha az istekli olması muhtemeldir.

Seçimleri desteklemenin yanı sıra, ABD, Saddam Hafter’in meşru bir rol oynayabileceği bir süreç olan orduyu birleştirme çabalarına ek olarak, ekonomik reformlar için de baskı yapmaya devam etmeli.

cdfgthyj
Libya'nın Sirte şehrinde düzenlenen Flintlock-2026 tatbikatının açılış töreninde Libya Müşterek Kuvvetleri askerleri, 14 Nisan 2026 (AFRICOM)

Nisan ayında, Amerikalı uzmanlar on yıldan uzun bir süredir ilk kez birleşik bir bütçenin müzakeresine yardımcı oldular. Kaotik harcama modelleri ve petrol gelirleri konusunda hesap sormanın yokluğu, Libya dinarının istikrarını tehdit ediyor. Ancak bütçe sadece ilk adım. Genel harcama rakamlarını belirliyor ve tesadüfen Dibeybe ve Hafter ailelerinin etkisi altında olan doğu ve batıdaki kalkınma “kurumları” tarafından kontrol edilen kalkınma projelerine ayrılan fonlar için fiilen bir çıta belirliyor. ABD ve ortakları, Libya'nın nispeten küçük nüfusunun yolsuzluk ve ekonomik kötü yönetimin bedelini ödemek yerine ülkenin petrol zenginliğinden faydalanmasını sağlayacak daha fazla mali şeffaflık ve reformlar için baskı yapmaya devam etmeli.

İkinci olarak, ordunun birleştirilmesine yönelik devam eden çabalar, Libya silahlı kuvvetleri ile ülkenin batısındaki muadilleri arasında daha iyi bir entegrasyon gerçekleştirebilir. ABD Afrika Komutanlığı, Nisan ayında Libya'da büyük bir bölgesel tatbikat düzenledi ve yönetim de her iki tarafla görüşmeleri ilerletmeye devam ediyor. Batıdaki güvenlik güçlerinin düzenli askeri birliklerin yanı sıra milisleri de içermesi nedeniyle birleşme görüşmeleri dengesiz olsa da, süreç iki tarafı savaşmak yerine diyalog içinde tutuyor. Bir diğer önemli adım ise her iki tarafın da silah alımlarını açıklamalarını zorunlu kılmaktır. ABD ayrıca, sahadaki en etkili iki ülke olan ve ikisi de başka bir savaş istemeyen Türkiye ve Mısır ile yakın askeri diyaloğu sürdürmeli.

Libyalılar yıllardır geçici çözümlerden bıktıklarını söylüyorlar. ABD girişimi de siyasi elitlerin seçimleri süresiz olarak ertelemelerine olanak tanıyan bir başka geçiş aşaması öngörerek, tam olarak bu türden bir çözüm olmakta kararlı.