Suriye’nin doğusuna yönelik hava saldırısında İran destekli 15 milis öldü

İşgal altındaki Golan Tepeleri’nde tatbikat yapan İsrail güçleri (AFP)
İşgal altındaki Golan Tepeleri’nde tatbikat yapan İsrail güçleri (AFP)
TT

Suriye’nin doğusuna yönelik hava saldırısında İran destekli 15 milis öldü

İşgal altındaki Golan Tepeleri’nde tatbikat yapan İsrail güçleri (AFP)
İşgal altındaki Golan Tepeleri’nde tatbikat yapan İsrail güçleri (AFP)

Suriye’nin doğusundaki Deyri Zor’a bağlı Elbu Kemal yakınlarında İsrail’in düzenlediği tahmin edilen hava saldırılarında İran destekli 15 milisin öldüğü bildirildi.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nden dün (Salı) yapılan açıklamaya göre, Elbu Kemal kırsalında Pazartesi gerçekleşen hava saldırılarında Irak uyruklu en az 15 milis öldü. Ölen kişilerin İran destekli milislerin saflarında yer aldığı ifade edildi.
Kaynağı bilinmeyen savaş uçakların Pazartesi sabah saat 5.00’den başlayarak saat 9.00’a kadar düzenlediği yoğun hava saldırılarında, Deyri Zor’un doğu kırsalındaki Elbu Kemal çölü ile Es-Sekke yakınındaki İran güçlerine ve bağlı milislere ait İmam Ali karargahı ateş altına alındı. Saldırı sonucu karargahtaki silah ve mühimmat deposu imha edilirken, Gözlemevi’nin aktardığına göre, söz konusu güçler ölü ve yaralılarını Irak topraklarına taşıdı. Elbu Kemal bölgesindeki İran güçleri alarm durumuna geçti.
Elbu Kemal kentinin güneyindeki El-Hizamu’l-Ahdar bölgesinde konuşlanan İran destekli milislerin mevzilerine Pazartesi akşam saatlerinde yine kaynağı belirsiz uçaklar tarafından hava saldırısı gerçekleştirildi.

İsrail’den Suriye ordusuna saldırı
İsrail ise Pazartesi akşamı Suriye'nin başkenti Şam'ın güneyindeki Suriye ordusuna ait hedefleri vurduğunu açıkladı.
İsrail’e ait savaş uçakları ve helikopterler, Pazartesi akşamı Suriye'nin başkenti Şam'ın güneyindeki Suriye ordusuna ait hedefleri vurdu. Suriye, hava savunma sistemlerinin İsrail füzelerini engellediğini iddia etti. İsrail tarafından yapılan açıklamada, önceki gün Golan bölgesinde yapılan sızma girişimine karşılık olarak, Suriye ordusuna ait gözlem noktaları, istihbarat ekipmanları, uçaksavar bataryaları ve komuta ve kontrol noktalarının vurulduğu duyuruldu.
Suriye tarafından yapılan açıklamada ise, hava savunma sistemlerinin Şam'ın güneyinde İsrail füzelerini engellediği bildirildi. Saldırıda can kaybı yaşanmadığı sadece maddi hasar meydana geldiği belirtildi.
Suriye resmi haber ajansı SANA’ya konuşan Suriyeli bir askeri kaynak, “İsrail düşman helikopterleri Kuneytra'ya doğru cephe hattındaki bazı noktalarımıza füze atışı gerçekleştirdi. Sadece maddi hasar meydana geldi” değerlendirmesinde bulundu.
Gözlemevi, İsrail uçaklarının Kuneytra’nın güneybatı kırsalında yer alan Tel Ahmer bölgesindeki askeri mevzilere düzenlediği hava saldırısı sonrasında bölgede şiddetli patlama seslerinin duyulduğunu belirtti. Gözlemevi, saldırı sonucunda Suriyeli askerlerden veya destek verdiği gruplardan ölü ve yaralılara ilişkin bilgi vermedi.

İsrail’den egemenliğine yönelik her eyleme karşı koymayı kararlılığı
İsrail, Suriye topraklarından gelecek her türlü saldırının sorumlusunun Suriye rejimini olduğunu ve İsrail Devleti’nin egemenliğine zarar verecek her türlü eyleme karşı koymayı kararlı bir şekilde sürdüreceğini vurguladı.
İsrail ordusunun açıklamasına göre, söz konusu hava saldırıları ‘Golan Tepeleri’nin güneyine el yapımı patlayıcı tuzaklama eylemine’ yanıt olarak gerçekleştirildi. Açıklamada eylemin engellendiği bilgisine yer verildi.
İsrail ordusu Pazar akşamı yaptığı açıklamada, 4 kişiden oluşan silahlı bir grubun İsrail’in Golan Tepeleri’nde kurduğu güvenlik çitine yakın bölgede el yapımı patlayıcı tuzaklamaya çalıştığını bildirdi.
Ordu Sözcüsü Jonathan Conricus, telekonferans yoluyla basına yaptığı açıklamada, kimliğini açıklamadığı 4 kişinin ‘İsrail içinde ancak sınır çitlerinin dışında’ olduklarını söyledi. Sözcü Conricus, İsrail’e bağlı özel kuvvetlerin, keskin nişancıların ve havadan saldırıların eşliğinde sızan 4 kişiye saldırdığını belirterek, bu kişilerin açılan ateş sonucu ölmüş olabileceğini ifade etti.
Gözlemevi Müdürü Rami Abdurrahman, Conricus’un sözünü ettiği 4 kişinin Golan’ın Kurtuluşu İçin Suriye Direnişi’ne üye olduğunu ve İsrail güçleri tarafından açılan ateşte gruptan birinin öldüğünü aktardı.
Hizbullah, ‘Golan’ın Kurtuluşu İçin Suriye Direnişi’ grubunu 6 yıl önce İsrail’e karşı Golan Tepeleri’nde saldırılar düzenlemesi için kurdu. Grup, Hizbullah yöneticilerinden Semir el-Kantar liderliğinde kuruldu. Kantar 2015’te İsrail hava saldırılarında öldü.
İsrailli yetkililer, Tahran ve Şam destekli Hizbullah’ın ‘ikinci cephesinin’ Golan Tepeleri olduğunu ifade ediyorlar.
İsrail ordusu geçen ay ‘muhtemel düşmanlık eylemleriyle mücadelede hazırlık düzeyini yükseltmek’ amacıyla kuzey sınırına askeri takviye gerçekleştirdiğini duyurdu.
İsrail geçen hafta ise Lübnan ile kuzey sınırında Hizbullah ile ‘savaşa’ girdi. İsrail cephesi, kimliğini açıklamadığı ‘bir terör hücresinin sızma girişimini’ engellediğini ilan ederken, Hizbullah cephesi ise, İsrail’in engellediği kişilerin kendi üyeleri olduğu iddiasını yalanladı. Hizbullah, sınır hattında hiçbir şekilde çatışmaya girmediğini ve ateş açmadığını açıkladı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu geçen hafta Pazartesi günü, kendilerine saldıran veya saldırı girişiminde bulunanları vurma uyarısında bulundu
İsrail, Suriye’de 9 yıl önce iç savaşın patlak vermesinden bu yana Suriye topraklarında Hizbullah, İran ve Suriye güçlerinin mevzilerine yönelik hava saldırılarının ivmesini gün geçtikçe artırıyor.
Gözlemevi’nin açıklamasına göre, Pazartesi günü Suriye’nin doğusundaki Elbu Kemal kentine İsrail’e ait olduğu tahmin edilen füzeler fırlatıldı. Saldırıda İran destekli 15 Iraklı milis öldü. Gözlemevi daha önce, İsrail’in 20 Temmuz’da Şam’ın güneyine düzenlediği hava saldırılarında da aralarında Hizbullah üyelerinin bulunduğu İran destekli 5 milisin öldüğü, 11 kişinin de yaralandığını aktarmıştı. Bu saldırıda ayrıca Suriye ordusundan 7 askerin öldüğü bildirilmişti.
Suriye rejimine yakın El-Vatan gazetesi, Kuneytra’nın güney kırsalındaki Ayn El-Kadi köyü sakinlerinden 4 sivilin İsrail mermisiyle hayatını kaybettiklerini belirtti.
Kaynaklar, ölenler arasında yer alan Faysal Said adlı kişinin arkadaşlarıyla birlikte Golan ile ayrım hattına bitişik olan köyünün yolunda yürüdükleri sırada İsrail mermilerine hedef olduklarını ve saat 16.00 sularında 4 kişinin hayatını kaybettiğini bildiriyor.

İsrail’den Suriye topraklarına saldırılar: 102 ölü
İsrail’in Suriye topraklarında İran güçleri ve bağlı milislerine ait mevziler başta olmak üzere ‘Suriye rejimine’ ait noktalara giderek daha fazla saldırı düzenlediğini kaydeden Gözlemevi, 20 Nisan’dan bu yana Suriye’nin Şam, Şam kırsalı, Hama, Deyri Zor, Halep, Humus ve Dera kentlerindeki İran varlığına karşı en az 20 saldırının gerçekleştiğini belgeledi
Gözlemevi’nin istatistiklerine göre, söz konusu saldırıların 9’u Deyri Zor’u, 7’si Elbu Kemal ve kırsalını, geriye kalanlar ise Meyadin çölünü hedef aldı. Aynı şekilde Humus’taki İran mevziler 3 kez bombalandı. İsrail ayrıca 20 Nisan’dan bu yana Şam Kırsalı, Hama, Kuneytra ve Şam’ın her birini iki kez hedef alırken, Halep ve Dera’da İran mevzilerine karşı bir kez hava saldırısı düzenledi.
Gözlemevi, İsrail’in söz konusu tarihten bu yana düzenlediği saldırılarda ezici çoğunluğu İran güçleri ve bağlı milislerinden oluşan 102 kişinin öldüğünü aktardı. Ölenler arasında Suriyeli olmayanlar da bulunuyor. Ayrıca bu saldırılarda çok sayıda mühimmat deposu imha edildi.



Yahya Sinvar... Yıkım manzaralarının gölgesinde kalan popüler imaj

Merhum Hamas lideri Yahya Sinvar’ın resminin yer aldığı bir afiş, Tahran (EPA)
Merhum Hamas lideri Yahya Sinvar’ın resminin yer aldığı bir afiş, Tahran (EPA)
TT

Yahya Sinvar... Yıkım manzaralarının gölgesinde kalan popüler imaj

Merhum Hamas lideri Yahya Sinvar’ın resminin yer aldığı bir afiş, Tahran (EPA)
Merhum Hamas lideri Yahya Sinvar’ın resminin yer aldığı bir afiş, Tahran (EPA)

30 Nisan 2022’de, Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki Siyasi Büro Başkanı Yahya Sinvar (1962-2024), İsrail’in Mescid-i Aksa ve Kudüs’e yönelik saldırılarının sürmesi halinde geniş çaplı bir ‘bölgesel savaş’ çıkabileceği uyarısında bulunarak, o sırada konuşmasını dinleyen Filistinli grupların temsilcileri ile askeri kanatlarından hazırlık ve teyakkuz halinde olmalarını istedi. Ancak hiç kimse bu hazırlığın, 18 ay sonra, 7 Ekim 2023’te yaşanacak gelişmelerle ilgili olduğunu öngörmüyordu.

7 Ekim fikrinin dünyaya yansıdığı şekliyle o dönemde Sinvar’ın zihninde tam anlamıyla şekillenmiş olduğunu kesin olarak söylemek güç. Ancak Sinvar aynı konuşmasında ‘tüm Filistinli esirlerin bulunduğu hapishaneleri boşaltma ve ablukanın tamamen kırılması’ sözü verdi. Aralık 2022’de ise İsraillilere hitaben, “Üzerinize şiddetli bir tufanla geleceğiz... Üzerinize sayısız füzeyle geleceğiz... Üzerinize sınırsız sayıda askerle geleceğiz... Üzerinize ümmetimizden milyonlarca kişiyle, dalga dalga geleceğiz” dedi.

xs
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında, bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapan Filistinliler, 7 Ekim 2023 (AP)

İsrailli gazeteciler Şlomi Eldar ve Ruth Yuval’ın geçtiğimiz eylül ayında Haaretz gazetesinde yayımlanan ve yakın zamanda çıkan ‘Kaçırılanlar - 843 Günlük İsraf’ adlı kitaplarının bir bölümünü oluşturan araştırmalarında, Sinvar’ın saldırıdan kısa süre önce Fetih Hareketi’nden bir aracı üzerinden İsrail’e uyarı göndermeye çalıştığı belirtildi. Gazeteciler, saldırıdan birkaç hafta önce İsrail ile Hamas arasında imzalanmaya hazır bir anlaşma bulunduğunu, bunun bir esir takası ve uzun süreli güvenlik sükûnetini içerdiğini, ancak Netanyahu’nun anlaşmadan geri adım atarak onayını geciktirmeye başladığını aktardı. Bu tutum Sinvar’ı öfkelendirdi ve saldırı düzenlemeye karar verdi. Sinvar bundan önce İsrail hükümetine ‘deprem yaratacak bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu.

İki gazeteci, Eylül 2023’ün başında Sinvar’ın müzakereleri yürüten ekiple tüm iletişimi aniden kestiğini aktardı. Şin-Bet’ten üst düzey bir yetkili, “Radarımızdan tamamen kayboldu, buharlaştı” dedi.

Böylece İsrail ile yapılması planlanan kapsamlı bir anlaşmanın önü kesilirken, 2006’da başlayan Gazze ablukası ve bölge üzerindeki baskı devam etti. Sinvar da o dönemde ‘deprem’ olarak tasavvur ettiği seçeneğe başvurmaya ve Aksa Tufanı’nı başlatmaya karar verdi.

Popülerlik ve izlenecek yol üzerine iç görüşmeler

İsrail, saldırıya tüm gücüyle karşılık vererek Gazze Şeridi’nin dört bir yanında geniş çaplı ve ayrım gözetmeyen bir bombardıman kampanyası yürüttü ve benzeri görülmemiş suikastlar gerçekleştirdi. Bu operasyonların en dikkat çekeni, Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’nin Temmuz 2025’te Tahran’da düzenlenen operasyonla öldürülmesi oldu. Hamas’tan bir kaynak, “Hareketin Sinvar’ı Heniyye’nin halefi olarak seçmesi, bu adam için bir yetkilendirme ve hareket ile liderliğinin onun halk nezdindeki popülaritesine ve izlediği çizgiye verdiği desteğin bir göstergesiydi” dedi. Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları da İsrail’e karşı mücadelesini sürdürürken, hava saldırıları ve füze bombardımanlarının ağırlığı bir kenara bırakıldığında, sahadaki çatışmalarla orantılı kayıplar verdirmeye devam etti.

sdfbth
Hamas liderleri İsmail Heniyye, Yahya Sinvar, Muhammed Dayf ve Muhammed Sinvar’ı gösteren bir fotoğraf (Kassam Tugayları tarafından yayınlanan bir videodan alınan ekran görüntüsü)

Gazze’ye yönelik devam eden savaşın birinci yılı yaklaşırken Hamas, İsrail’in Ekim 2024’te planlamadığı bir çatışmada Sinvar’ın aniden öldürülmesiyle karşı karşıya kaldı. Ancak Sinvar’ın sonunu gösteren görüntü, hikâyenin sonu olmadı.

İsrail, Gazze’yi yok etmeye yönelik bir operasyon yürüttü. İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında bölgedeki binaların yüzde 82’si tamamen veya kısmen, altyapının ise yüzde 90’ı yıkıldı. Savaşta 74 bin Gazzeli hayatını kaybederken, yeniden imar maliyetinin yaklaşık 71 milyar dolar olacağı tahmin ediliyor.

İsrail savaşının ağır bedeli, Sinvar hayatta olmasa da onun Gazze’deki imajında iz bıraktı. Bu durum, Hamas’ın Ekim 2025’te ateşkes anlaşmasını imzalamasına rağmen değişmedi.

Gazze’de halk nezdinde Sinvar’ın imajı şüphesiz büyük ölçüde değişti. Hamas’ın örgüt dışındaki destekçileri arasında dahi son aylarda yayılan görüntüler, tanıklıklar ve yerel tartışmalar, Sinvar’ın kararına yönelik tepkileri ve çok sayıda suçlamanın yöneltildiği bu isme yönelik eleştirileri ortaya koydu.

Ancak Hamas’tan bir kaynak, “Sinvar’ın savaş boyunca maruz kaldığı hakaretler, sert eleştiriler ve diğer saldırılar haksızdı. Gazze’nin İsrail tarafından maruz bırakıldığı abluka ve her gün yaşanan ölümler konusunda herkesin ne yaşandığını hissetmesini sağlamak amacıyla önemli bir adım atmaya çalışan bir adamın yargılanması mümkün değil” dedi.

Anketler ve düşüşler

Filistinliler, 7 Ekim saldırısına verdikleri destekteki görece geri çekilme noktasına bir anda gelmedi. Filistin Politika ve Anket Araştırma Merkezi tarafından yapılan iki anketin sonuçları da bunu gösteriyor. Mart 2024’te açıklanan ankete göre 7 Ekim’e yönelik toplam destek genel olarak hâlâ yüksek seviyede bulunurken, Batı Şeria’da 11 puan geriledi, Gazze’de ise yaklaşık 14 puan arttı.

Mart ayında yayımlanan rapor, destek oranındaki artışı başka bir gerekçeye bağladı. Rapora göre Filistinlilerin dörtte üçü, saldırının Filistin-İsrail meselesini yeniden gündemin merkezine taşıdığına ve yıllardır süren ihmale son verdiğine inanıyordu.

Ancak aynı kuruluşun Eylül 2024’te yayımladığı bir başka ankette, saldırıya verilen destekte değişim gözlendi. Destek oranı Batı Şeria ve Gazze’de 13 puan gerilerken, düşüş Gazze Şeridi’nde daha belirgin oldu. Gazze’deki gerileme 18 puana ulaşırken, mart ayındaki ankette bu düşüş 14 puan olarak kaydedilmişti.

csdfgh
Hamas mensupları, takas operasyonu kapsamında Han Yunus’ta İsrail askeri Arbel Yehud’u teslim ederken (AP)

Filistin Politika ve Anket Araştırma Merkezi tarafından geçtiğimiz ağustos ayında gerçekleştirilen bir başka ankete göre Hamas’ın popülaritesi yüzde 24’e geriledi. Hamas, merkezin Ekim 2025’te yaptığı ankette yüzde 35 destek almıştı. Buna karşılık Fetih Hareketi’ne verilen destek her iki ankette de yüzde 24 seviyesinde sabit kaldı.

Filistin merkezinin anket sonuçları, Hamas’a verilen desteğin Ekim 2025 ile Ağustos 2026 arasında Batı Şeria’da yüzde 32’den yüzde 18’e, Gazze Şeridi’nde ise yüzde 41’den yüzde 33’e gerilediğini ortaya koydu.

Kudüs Medya ve İletişim Merkezi ile Friedrich Ebert Vakfı’nın iş birliğiyle gerçekleştirilen ve geçtiğimiz ağustos ayında açıklanan bir başka ankette de Hamas’ın konumu ve halk nezdindeki popülaritesinde dikkat çekici bir gerileme görüldü. Ankete göre Hamas’a güvendiğini belirtenlerin oranı yüzde 6,7’ye düşerken, bu oran Haziran 2022’de yüzde 12 seviyesindeydi. Fetih Hareketi’ne güvendiğini belirtenlerin oranı da yüzde 28,8’den yüzde 22,3’e geriledi.

Hamas, Sinvar’ın kararını gözden geçirdi mi?

7 Ekim’in üzerinden üç yıl geçmesinin ardından, Gazze Şeridi’ndeki üç Hamas kaynağı ile Gazze dışında bulunan dördüncü bir kaynak, ‘yaşananlarla ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmadığını ve liderlerden hiçbirinin olanları eleştirmediğini’ belirtti. Kaynaklar, çok sayıda kişinin saldırı hakkında ya hiçbir şey bilmediğini ya da sınırlı bilgiye sahip olduğunu, ancak buna rağmen tutumlarını değiştirmediklerini söyledi.

Ancak yurt dışında bulunan beşinci bir kaynak, “Hamas içindeki destek yalnızca resmi düzeyde mevcut. Bazı eleştiriler ise zaman zaman farklı kademelerdeki bazı liderler arasında özel toplantılarda dile getirildi. Ancak bunlar, müzakere dosyası gibi bazı konulara yönelik eleştirilerdi; saldırının özüne ilişkin değildi. Saldırının bu ölçekte gerçekleştirilmesini kabul edenler veya reddedenler olsa da İsrail’in vereceği tepki doğru şekilde hesaplanmadı” dedi.

Kaynak, “Yıkıma rağmen Filistinliler uluslararası alanda çok sayıda destek kazandı, İsrail’in gerçek yüzü ve işlediği suçlar ortaya çıktı. Bu durum Filistin’le dayanışmanın artmasına ve Filistin meselesinin dünyanın her yerinde yeniden gündeme gelmesine yol açtı” görüşünü dile getirdi.

Gazze’de yaşayan Filistinli siyasi analist Mustafa İbrahim ise “Sinvar’a yönelik halk eleştirileri ve onun yeterince düşünmeden aldığı karara duyulan öfke devam ediyor. Buna, Gazze Şeridi’nde halkın yaşadığı deneyimler, evlerini ve mülklerini kaybetmeleri de ekleniyor” dedi. İbrahim, “Gazze Şeridi dışındaki Filistinliler veya diğer kişiler Sinvar’ın yaptıklarını destekliyor olabilir. Çünkü onlar, yıkım, ölüm ve yerinden edilme gibi aynı koşulları yaşamadı” ifadelerini kullandı.


İsrail'in Suriye'nin güneyinde kurduğu Sufa 53 hattı nedir?

İsrail'in Suriye'nin güneyinde kurduğu Sufa 53 hattı nedir?
TT

İsrail'in Suriye'nin güneyinde kurduğu Sufa 53 hattı nedir?

İsrail'in Suriye'nin güneyinde kurduğu Sufa 53 hattı nedir?

“Sufa 53”, İsrail'in Kuneytra şehrinin kuzeyinden güneyine, Golan Tepeleri boyunca uzanan bir askeri ve mühendislik projesinin genel adıdır; bu bölgenin büyük bir kısmı İsrail tarafından Haziran 1967’deki savaş sırasında işgal edilen Suriye topraklarıdır.

Proje yeni bir sınır veya Suriye ile İsrail arasında siyasi olarak tanınmış bir hat değil, toprak setler, siperler, mevziler ve gözlem noktalarıyla birlikte güçlendirilmiş bir askeri yoldur. Önemi, bazı bölümlerinin 1974’te imzalanan Suriye-İsrail Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması ile tanımlanan tampon bölge içinde inşa edilmiş olmasından kaynaklanıyor.

- Neden Sufa 53 olarak adlandırılıyor?

İbranicede Sufa kelimesi “fırtına” anlamına gelirken, 53 sayısı İsrail ordusunun 188. “Barak” Tugayı'na bağlı 53. Sufa Zırhlı Taburu’na atıfta bulunmaktadır.

İsrail ordusu daha önce 53. Taburun, 210. Tümenin mühendislik birimleriyle iş birliği içinde Suriye cephesinde yol ve eksenlerin inşasına katıldığını bildirmişti. Bu nedenle, yaygın olarak kullanılan “Sufa 53” adının, bu eksenin kurulmasına katılan askeri birlikle ilişkili olması muhtemel.

Ancak, İsrail ordusunun Sufa 53 adını tüm proje için resmi bir isim olarak benimsediğini doğrulayan hiçbir resmi İsrail belgesi bulunmuyor. Bu nedenle, bunu hattın yaygın olarak kullanılan adı olarak tanımlamak daha doğru olur.

- Proje ne zaman başladı?

Projenin kökenleri, Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te devrilmesinden önce, 2022 yılına dayanıyor. Bölgedeki yol yapımı ve tahkimat çalışmaları o zaman başladı ve sonraki yıllarda kademeli olarak genişletildi.

Suriye rejiminin devrilmesinden sonra askeri durum önemli ölçüde değişti. İsrail ordusu tampon bölge içindeki varlığını genişletti ve Hermon Dağı'nın Suriye tarafı da dahil olmak üzere yeni mevzilere konuşlandı. Yollar ve tahkimatlar, güney Suriye'deki daha geniş bir İsrail askeri konuşlandırmasının parçası haline geldi.

- Sufa 53 ne kadar uzun?

En yaygın tahminlere göre proje yaklaşık 70 kilometre uzunluğundadır.

Bazı tahminler, toplam uzunluğu bu rakamı aşan daha geniş bir İsrail yol, mevzi ve tahkimat ağından bahsediyor, ancak Sufa 53’e atıfta bulunurken kullanılan rakam yaklaşık 70 kilometredir.

Proje, kuzeydeki Hermon Dağı bölgesinden İsrail ile Suriye cephesinin en güney noktasına kadar uzanan bir askeri eksen oluşturuyor

- Nerede başlıyor ve nerede sonlanıyor?

Proje, Kuneytra şehrinin kuzeyindeki Hadar kasabası yakınlarında, Hermon Dağı'nın eteklerinde başlıyor ve daha sonra işgal altındaki Golan Tepeleri boyunca güneye doğru uzanıyor.

Cabata el-Haşab, el-Hamidiye, el-Kahtaniye, Ruvayhina, Bir Acem, Barika ve el-Aşa'tan veya yakınlarından geçiyor, ardından Kuneytra'nın en güney noktasına ve Suriye, Ürdün ve işgal altındaki Golan Tepeleri arasındaki sınır üçgenine doğru uzanıyor.

Böylece proje, kuzeydeki Hermon Dağı bölgesinden İsrail ile Suriye cephesinin en güney noktasına kadar uzanan bir askeri eksen oluşturuyor.

- Hattın genişliği ne kadar?

Askeri yolun kendisi bazı bölümlerde yaklaşık sekiz metre genişliğinde, ancak sadece askeri araçların kullandığı bir yol değil.

cfgth
İsrail'in ilhak ettiği ve Lübnan ile Suriye sınırında bulunan Golan Tepeleri'ndeki Hermon Dağı'nda devriye gezen bir İsrail askeri, 15 Ocak 2026 (AFP)

Yol boyunca toprak setler, hendekler, gözlem noktaları, tahkimatlar ve askeri mevziler bulunuyor. Bazı setlerin yüksekliği yaklaşık beş metreye ulaşırken, sahadan gelen haberlerde bazı yerlerde derin hendeklerin kazılı olduğundan bahsediliyor.

Bu nedenle, yaklaşık sekiz metre olan yolun genişliği ile, bir bölgeden diğerine değişen çevredeki askeri ve mühendislik kuşağının genişliği arasında bir ayrım yapılmalıdır.

- 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması ile ilişkisi nedir?

1973 Ekim Savaşı'ndan sonra Suriye ve İsrail, 31 Mayıs 1974'te Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması imzaladı. Anlaşma bir barış antlaşması veya sınırın nihai olarak belirlenmesi değil, iki orduyu ayırmak ve savaşın tekrarını önlemek için hazırlanmış askeri düzenlemelerdi.

Şam projeyi reddediyor ve İsrail'in tampon bölge içindeki eylemlerini Suriye egemenliğinin ve Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması'nın ihlali olarak değerlendiriyor

Anlaşmaya göre, Suriye ve İsrail güçleri arasında bir tampon bölge kuruldu ve Birleşmiş Milletler Ayrılma Gözlem Gücü (UNDOF) bu bölgeye konuşlandırıldı.

Haritayı basitçe anlamak için iki ana hattın bulunduğunu söylemeliyiz: İsrail tarafındaki “Alfa Hattı” ile Suriye tarafındaki “Bravo Hattı”. Bu iki hat arasında, BM tarafından denetlenen ve özel askeri düzenlemelere tabi olan bir tampon bölge bulunuyor.

Sufa 53’ün hassasiyeti, projenin bazı bölümlerinin sadece İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri'nde değil, bu bölge içinde de inşa edilmiş olmasından kaynaklanıyor. Sahadan gelen haberler ve insan hakları raporları, İsrail'in bazı yerlerdeki eylemlerinin Bravo Hattı'nı da aşarak Suriye topraklarına uzandığını gösteriyor.

cvgthyju
Suriye'nin güneyinde, İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri sınırına yakın Kuneytra'daki gözlem noktasında bir UNDOF askeri nöbet tutuyor, 21 Eylül 2025 (AFP)

Bu nedenle, proje üzerindeki anlaşmazlık sadece bir askeri yol ile ilgili değil, aynı zamanda 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması ile belirlenen hatlara göre konumuyla da ilgilidir.

-Şam'ın pozisyonu nedir?

Şam projeyi reddediyor ve tampon bölge içindeki İsrail eylemlerini Suriye egemenliğinin ve  Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşmasının ihlali olarak görüyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre 4 Ekim'de Suriye Dışişleri Bakanlığı, İsrail'in Sufa 53 hattındaki çalışmalarını tamamlamasını kınayarak, bunu 1974 Anlaşmasının “açık bir ihlali” ve Suriye egemenliğine bir tecavüz olarak değerlendirdi.

Yol, İsrail ordusunun Kuneytra cephesi boyunca kuzeye ve güneye hareket etmesine ve farklı mevziler arasında asker ve teçhizat taşımasına olanak tanıyor. Bu arada, toprak setler, siperler ve gözlem noktaları, onlarca kilometre boyunca uzanan sürekli bir savunma yapısı sağlıyor

Şam, tüm toprakları üzerindeki egemenliğine olan bağlılığını vurguladı ve BM ile uluslararası toplumu İsrail’in eylemlerini durdurmaya ve anlaşmanın düzenlemelerine geri dönmeye çalışmaya çağırdı.

- Esed rejiminin devrilmesinden sonra ne değişti?

Aralık 2024'te Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden sonra, İsrail ordusu tampon bölgeye girdi ve Hermon Dağı'nın Suriye tarafındaki stratejik konumlar da dahil olmak üzere ek mevziler ele geçirdi.

cdvfbhj
İsrail güçleri, İsrail'in 23 Temmuz 2025'te ilhak ettiği Golan Tepeleri'ndeki Dürzi köyü Mecdel Şems yakınlarındaki Suriye sınırında devriye geziyor (AFP)

İsrail, Suriye'deki değişen güvenlik ve askeri durum ışığında Golan Tepeleri yakınlarında tehditlerin ortaya çıkmasını önleme ihtiyacını gerekçe göstererek bu hamlesini haklı gösterdi.

Şam ise, 1974 anlaşmasının bu cephedeki durumu düzenleyen çerçeve olarak kalması gerektiğinde ısrar ediyor ve İsrail güçlerinin ilerledikleri mevzilerden çekilmesini talep ediyor.

-Peki Sufa 53 neden önemli?

Projenin önemi, yolun kendisinden ziyade, konumu ve etrafında inşa edilen askeri altyapıda yatıyor.

Yol, İsrail ordusunun Kuneytra cephesi boyunca kuzeye ve güneye hareket etmesine ve farklı mevziler arasında asker ve teçhizat taşımasına olanak tanıyor. Bu arada, toprak setler, siperler ve gözlem noktaları, onlarca kilometre boyunca uzanan sürekli bir savunma yapısı sağlıyor.

Siyasi önemi ise bu tesislerin geçici mi yoksa Güney Suriye'deki uzun vadeli bir İsrail konuşlandırmasının parçası mı olacağında yatıyor.

Eğer yollar, toprak setler, siperler ve askeri mevziler kalıcı hale gelirse, o zaman mesele sadece bir askeri yol inşa etmekten öteye geçerek, 1974'ten beri Suriye-İsrail cephesini yöneten düzenlemelerden farklı, yeni bir güvenlik gerçekliği tesis etmeye dönüşecektir.


Husilerin gerilimi artırma tuzağı… Yemen hükümeti nasıl destek topladı?

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi (Al Majalla)
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi (Al Majalla)
TT

Husilerin gerilimi artırma tuzağı… Yemen hükümeti nasıl destek topladı?

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi (Al Majalla)
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi (Al Majalla)

İbrahim Celal

Hürmüz Boğazı’ndan Babu’l Mendeb’e uzanan ve çok katmanlı bir baskı oluşturan bu hat, küresel enerji ihtiyaçlarının yanı sıra Suudi Arabistan’ın stratejik alternatiflerini de hedef alıyor. Bu baskı, Riyad’ın çok katmanlı baskıları göğüslemesini sağlayan boğazlar, boru hatları, müttefikler, havalimanları, enerji tesisleri ve güvenlik ortaklıklarını kapsıyor.

Temmuz ayından bu yana güneyde Yemen’deki Husilerin öncülük ettiği, kuzeyde ise başta Ketaib Hizbullah olmak üzere Iraklı milislere dayanan bu kampanya, Riyad’ın sahip olduğu her yedek seçeneği daraltmayı amaçlıyor. Ancak bu ölçekte bir zorlama, karşı bir güç oluşmasına da yol açabilir. İran, Husiler ve İran destekli Iraklı milisler Hürmüz ve Babu’l Mendeb’i, Suudi Arabistan’ın enerji altyapısını, boğazları aşmaya yönelik alternatifleri ve deniz ulaşım özgürlüğünü tek bir savaş alanında birleştirdikçe, küresel güçlerin her krizi ayrı ayrı değerlendirmesi veya bunun kendilerini etkilemediğini ileri sürmesi daha da zorlaşıyor. Tam da bu nedenle, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) desteğiyle Husilerin Kızıldeniz kıyısı ile Babu’l Mendeb Boğazı üzerindeki son hakimiyet hamlesi, iki boğaz ve aşılması uluslararası müdahaleyi gerektirecek eşikler üzerinden bir zorlama tuzağı oluşturuyor.

Suudi Arabistan ve küresel enerji piyasaları üzerinde çok katmanlı maliyetler oluşturan, DMO’nun yönlendirdiği ve öncelikle Riyad’a, ardından da stratejik seçeneklerine baskı kurmak üzere tasarlanan yatay tırmanma stratejisi, önemli bir risk de barındırıyor. Bu risk, bölgedeki güvenliğin uluslararasılaştırılması yoluyla Suudi Arabistan’ın askeri hazırlıklarını ve güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirmesini hızlandırmak ve İran ekseninin etkisizleştirmeyi umduğu dış desteği özellikle yeniden bölgeye çekmekten oluşuyor. Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin yaptığı ‘sıfır saati’ konuşmasının da gösterdiği üzere, bu gelişmeler Suudi Arabistan’ın Yemen hükümetine verdiği desteği de artırıyor.

Husiler ön saflarda yer alıyor

İran tarafından desteklenen Husiler, hem denizde hem de havada bu tırmanma yapısının merkezinde yer alıyor. Temmuz ayında Abha ve Cizan çevresinde Suudi Arabistan-Husi cephesinin yeniden açılmasıyla birlikte, eylül ayında da 19 Eylül itibarıyla Taif, Mekke’ye giriş noktaları ve başkent Riyad’a yönelik saldırılar düzenlendi. Denizde ise Husiler, temmuz ortasından bu yana Suudi Arabistan’a karşı ‘deniz ablukası’ uygulamaya çalışırken 10 gemiyi hedef aldı, birini batırdı ve toplam 16 denizci ile kurtarma görevlisinin ölümüne veya yaralanmasına yol açtı.

9 Eylül’de Irak’tan düzenlenen ve Husi milislerinin Kızıldeniz’in güney kıyılarına ve Babu’l Mendeb Boğazı’na doğru ilerleyişiyle aynı zamana denk gelen saldırı, DMO’nun hedeflerine ilişkin iyi bir örnek.

Yenilenen saldırıların Kızıldeniz boyunca tehdit seviyesini yükseltmesi, sigorta ve navlun maliyetleri ile taşıma sürelerini artırması ve Babu’l Mendeb’e kıyasla Süveyş Kanalı’na daha fazla bağımlılık yaratması doğal bir sonuç oldu. Babu’l Mendeb’teki deniz trafiği, kriz öncesi seviyelere kıyasla yaklaşık yüzde 69 azalmış durumda.

Horizon Brief’e göre, 3 Temmuz ile 26 Eylül arasında Suudi Arabistan topraklarında meydana gelen saldırıların incelenmesi, en az 37 hedef bulunduğunu ortaya koyuyor. Bunların 33’ü açık şekilde Husilerle, dördü ise Irak merkezli unsurlarla bağlantılı. Özellikle Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının toplam sayısı, temmuzdaki 6 ve ağustostaki 8 saldırıdan 26 Eylül itibarıyla hedef alınan bölgelere göre kaydedilen 26 saldırıya çıkarak yüzde 333 arttı.

Toplam sayıları sınırlı olsa da 9 Eylül’de Irak'tan fırlatılan insansız hava araçlarıyla (İHA) düzenlenen ve üç pompalama istasyonunda hasara yol açarak Doğu-Batı Petrol Boru Hattı’nı geçici olarak devre dışı bırakan saldırılar, tehdit ekseninin coğrafi kapsamını genişletti ve kesintinin etkisini artırdı. Suudi Arabistan’ın doğusundaki sahalardan Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu’ya bin 200 kilometre boyunca uzanan bu hat, günde yaklaşık 4 ila 5 milyon varil petrol taşıyor. Bu miktar, küresel ham petrol arzının yüzde 4 ila 5’ine denk geliyor ve ihracatın Hürmüz Boğazı’nı bypass ederek gerçekleştirilmesine imkân sağlıyor.

CDFRTH
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, 4 Ekim 2026 tarihinde Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’dan halka seslendiği bir televizyon konuşması yaptı. (Reuters)

Hedefler açıktı: Suudi Arabistan’ın stratejik derinliğine baskı uygulamak, hava savunma sistemlerini yormaya çalışmak ve Riyad’ın Yemen hükümetine verdiği desteğe ilişkin seçeneklerini daraltmak. El-Alimi’nin kapsamlı bir askeri operasyonun başlatılması için yaptığı ‘sıfır saati’ konuşması dikkate alındığında, Husi milisleri şu ana kadar Riyad’ın stratejik yönelimini değiştirmeyi başaramadı.

İki boğaz üzerinden enerji alanında kurulan zorlama tuzağı

9 Eylül’de Irak’tan düzenlenen ve Husi milislerinin Kızıldeniz’in güney kıyılarına ve Babu’l Mendeb Boğazı’na doğru ilerleyişiyle aynı zamana denk gelen saldırı, DMO’nun hedeflerine ilişkin iyi bir örnek. 11 Eylül itibarıyla Husiler, DMO ve Hizbullah unsurlarının desteğiyle Babu’l Mendeb’in kuzeyinde ve boğazın ortasında bulunan stratejik Zukar, Haniş ve Mayyun adalarının yanı sıra el-Muha, Huha ve Hays ile Zubab bölgelerini kontrol altına almıştı.

Riyad’a yönelik artan desteğin artık açıkça ortada olduğu görülüyor. G7, Husi saldırıları ile Babu’l Mendeb Boğazı, enerji güvenliği ve küresel tedarik zincirleri arasında açıkça bir bağlantı kurdu.

Kıyı şeridi ile gemilerin geçtiği uluslararası su yolundaki bu genişletilmiş kontrol, İran’ın Arap Yarımadası ve boğazları ile küresel enerji akışları üzerindeki nüfuzunu daha da pekiştirirken, bölgesel güvenlik sorununu da giderek ağırlaştırıyor. Babu’l Mendeb’e mümkün olduğunca yaklaşılması, Husiler ve DMO’nun gözetleme kapasitesini artırıyor, saldırı ve erken uyarı sürelerini kısaltıyor ve tanksavar güdümlü füzeler ile roketatarlar dahil doğrudan ateşli silahların konuşlandırılmasına imkân sağlıyor. Bu durum ayrıca İHA’lar, füzeler, roketler, patlayıcı yüklü tekneler ve deniz mayınları açısından gözetleme ile ateş açma arasındaki süreyi kısaltıyor. Söz konusu unsurlar, Kızıldeniz’deki deniz ulaşımını zaten uzak mesafelerden aksatıyordu.

Fiziksel varlığın ötesindeki stratejik önem ise boğaz çevresinde risk yaratma kapasitesinin artırılması ve Husilerin sınır ötesi İHA ve füze kabiliyetlerini sürdürmelerini sağlayacak yasa dışı silah akışının güvence altına alınmasında yatıyor.

D7UKJ
1 Ekim 2026 tarihinde, Yemen’in Taiz kentinde olduğu belirtilen bir bölgede, Yemen hükümet güçlerinin Husi milislerinin unsurlarını, teçhizatını ve hareketlerini hedef alan saldırılar olarak nitelendirdiği patlamaların ardından yükselen duman (Yemen Silahlı Kuvvetleri Medya Ofisi / Reuters)

2024 ve 2025 yıllarında karşılaştıkları uluslararası saldırı ve savunma tepkilerinin farkında olan Husiler, Babu’l Mendeb’e doğru ilerlemelerinin siyasi sonuçlarını sınırlamak amacıyla meseleyi ayrı bir dosya olarak ele almaya çalıştı. Eylül ayında elde ettikleri bölgesel kazanımların ardından söylemlerinde uluslararası deniz ulaşımının hâlâ güvenli olduğu konusunda ısrar ederken, Suudi Arabistan’la bağlantılı gemilere yönelik kısıtlamaları sürdürdüler. Temsilcileri ayrıca Maskat’ta ABD’li yetkililerle bir araya gelerek Washington’a Amerikan deniz taşımacılığının hedef alınmayacağı güvencesini verdi. Benzer mesajlar, şu anda Aspides Operasyonu’na katılan askeri gemilerin sayısını artırmayı değerlendiren Avrupa Birliği (AB) ülkelerine de iletildi. Husiler, iki boğazdaki krizin ve Hürmüz’e alternatif enerji taşıma güzergahına yönelik doğrudan saldırıların etkisine rağmen Batılı güçleri süreçten uzak tutmaya çalışarak ABD, İngiltere ve AB’nin destek sunma ihtimalini açıkça azaltmaya çalışıyor.

DMO’nun iki boğaz üzerinden çok sayıda cephede yürüttüğü kampanya ise bu hedefin sürdürülebilirliğini giderek azaltıyor. Bir başka kritik geçiş noktasının ele geçirilmesi ve krallığın Hürmüz risklerine karşı güvence olarak elinde tuttuğu stratejik alternatifin hedef alınması, Hürmüz’deki baskının sürmesiyle birleştiğinde, çok katmanlı saldırıların alternatifleri daha az güvenilir ve dayanıklı hale getirmeye çalıştığı bir dönemde boru hattının ve Kızıldeniz üzerinden gerçekleştirilen enerji akışlarının değerini artırıyor.

Tahran’ın Hürmüz’ü kapatmasına gerek olmadığı gibi Husilerin ve Iraklı milislerin de sırasıyla her gemiyi hedef alması veya her enerji boru hattını imha etmesi gerekmiyor. Yatay baskının asıl etkisi, her üç seçeneği aynı anda risk altında bırakmasından kaynaklanıyor. Bu durum, Suudi Arabistan’ın sahip olduğu alternatiflerin çokluğunu stratejik bir kırılganlığa ve savunmasızlığa dönüştürüyor. Bir Husi saldırısı ya da Iraklı milislerin düzenlediği bir saldırı Suudi Arabistan-Husi veya Riyad-Bağdat sorunu olarak, Hürmüz ise ABD-İran-İsrail çatışmasının bir parçası olarak sınıflandırılabilse de, üç hedefin aynı enerji sistemini tehdit etmesiyle Husilerin dosyaları birbirinden ayırma çabası başarısız oluyor.

Gerilimi artırma tuzağı

Savunma ve saldırı kapasitesini çeşitlendiren Yemen hükümeti ile Riyad’a yönelik artan desteğin etkisi şimdiden açıkça görülüyor. G7 ülkeleri, 22 Eylül’de yayımladıkları bildiride Husilerin saldırıları ile Babu’l Mendeb’i, enerji güvenliğini ve küresel tedarik zincirlerini açıkça birbirine bağladı. İngiltere ve Fransa ise operasyonel düzeyde daha ileri giderek Suudi Arabistan’a savunma taahhütlerinde bulundu ve bölgesel istikrarsızlığın kendi ekonomileri ile küresel sorumlulukları üzerindeki etkisine işaret etti.

iran’ın Arap Yarımadası’nın iki ana enerji arterini ve küresel enerji akışının yüzde 30’undan fazlasını kontrol etmesi, stratejik riskleri artırıyor. Bu durum, Yemen’in öncülüğünde, uluslararası destek ve bölgesel koordinasyonla yürütülecek bir süreci gerektiriyor.

Londra, Suudi savaş uçaklarına havada yakıt ikmali yapmak üzere Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne ait Voyager uçağını göndermeye başlarken, Paris de Yanbu üzerinden gerçekleşen enerji akışlarını güvence altına almak ve Suudi Arabistan’ın kapasitesini güçlendirmek amacıyla radarlar, gözetleme ekipmanları ve savunma sistemleri konuşlandırma niyetini açıkladı. ABD Başkanı Donald Trump, Husilere yönelik yeni bir saldırı dalgasını değerlendirirken el-Alimi ile de telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Washington ayrıca Suudi Arabistan ve Yemen hükümetlerine istihbarat ile hedef belirleme desteğini artırdı. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın diğer iki müttefiki Türkiye ve Pakistan da Husi saldırılarını kınayarak Suudi Arabistan’a destek verme taahhüdünde bulundu; iki ülke sessiz bir şekilde askeri ve istihbarat desteğinin yanı sıra silah transferi de sağlıyor.

SCDFRGTH
3 Ekim 2026’da, şiddetli çatışmaların sürdüğü bir ortamda, Taiz şehrinin batısındaki Cebel Han cephesi yakınlarında Yemen hükümetine bağlı askerler bir kamyonetle ilerliyorlar. (AFP)

Bu durum, Husileri zayıflatmak amacıyla kapsamlı bir savaşa doğrudan dahil olunması seviyesine henüz ulaşmamış olsa da uzak durmak ve harekete geçmemek açıkça stratejik bir seçenek değil. DMO, Husiler ve Irak’taki Haşdi Şabi’nin küresel enerji güvenliği ve Kızıldeniz’deki ticaret açısından oluşturduğu artan tehditler, ortada bir pozisyonu sürdürmeyi giderek zorlaştırıyor. DMO’nun yönlendirdiği ve Suudi Arabistan’ın bağımlılığını derinleştirmeyi amaçlayan çok cepheli kampanya ise Riyad’ın bu bağımlılığı azaltma motivasyonunu güçlendiriyor. Bunun sonucunda Suudi Arabistan, Husiler ve DMO’nun Babu’l Mendeb’i ele geçirmesi etrafında uluslararası desteği harekete geçirerek stratejik seçeneklerini artırıyor. Başka bir ifadeyle, Tahran, Husiler ve Iraklı milisler Suudi Arabistan’ın seçeneklerini daraltmada ne kadar başarılı olursa, diğer ülkelerin meşru hükümet ve Riyad’la stratejik bir hizalanma oluşturması için de o kadar fazla gerekçe ortaya çıkıyor. Bu da Suudi Arabistan’ın stratejik seçeneklerini yeniden genişletiyor.

İlerlemek

Batı politikası açısından soru, Husilerin Yemen ve Kızıldeniz için uzun vadeli bir tehdit oluşturup oluşturmadığı değil; Washington’ın Yemen, Kızıldeniz, Hürmüz, Suudi Arabistan’ın enerji güvenliği ve bölgesel bağlantı projelerini birbirinden ayrı dosyalar olarak görmeye devam edip edemeyeceğidir.

Bunların hiçbiri, Husilere karşı yeni ve koordinasyondan yoksun bir ABD hava harekâtı çağrısı anlamına gelmiyor. Kısa süreli ve bölgesel olarak koordine edilmeyen operasyonların, Husileri güvenilir biçimde zayıflatmak yerine cesaretlendirme ve onların direniş ve güç söylemlerini besleme riski taşıdığı dikkate alınmalı. Bunun yerine, Husilerin İran’ın ayakta kalan ve sınır ötesinde faaliyet gösterme kapasitesi en yüksek unsuru olduğu gerçeğinin kabul edilmesi gerekiyor. Husiler, Babu’l Mendeb’ten Hürmüz’e uzanan iki boğaz krizinin ortasında bir başka stratejik geçiş noktasını kontrol ediyor. İran ekseni de alternatifleri dört yönden hedef alarak küresel enerji piyasalarındaki aksaklıkları azami seviyeye çıkarmaya çalışıyor. İran’ın Arap Yarımadası’nın iki ana enerji damarındaki ve küresel enerji akışlarının yüzde 30’undan fazlasındaki nüfuzu, stratejik riskleri artırıyor. Bu durum, Husileri geri püskürtmek ve nihayetinde zayıflatmak, hatta mümkünse yenilgiye uğratmak amacıyla Yemen’in öncülük ettiği, uluslararası destek gören ve bölgesel olarak koordine edilen bir süreci gerekli kılıyor.

Şarku’l Avsat’ın Independet Arabia’dan aktardığı analize göre İran’ın yarımadanın güney ucunda güç projeksiyonu için kullandığı araçların ortadan kaldırılması, İran’ın kendisini doğrudan hedef almaktan daha güvenilir bir şekilde zayıflatabilir. Aynı şekilde, uygun kaynaklar ve strateji birbiriyle uyumlu hale getirildiği takdirde Yemen’in Kızıldeniz kıyısının yeniden ele geçirilmesi bir ay içinde gerçekleştirilebilir. El-Alimi’nin bugün ülkenin geri kalanını kurtarmak ve devlet otoritesini ülke genelinde yeniden tesis etmek amacıyla kapsamlı bir askeri girişim başlatıldığını duyurması, uluslararası stratejik desteği hak eden, bölgesel olarak desteklenen bir Yemen girişiminin başlangıcını oluşturuyor.