Dünya ülkelerinden Lübnan’a destek ve yardım açıklamaları: Hangi lider ne mesaj verdi?

Dün Beyrut’ta meydana gelen patlama bölgesindeki yangını söndürmeye katkı sağlayan bir helikopter (AFP)
Dün Beyrut’ta meydana gelen patlama bölgesindeki yangını söndürmeye katkı sağlayan bir helikopter (AFP)
TT

Dünya ülkelerinden Lübnan’a destek ve yardım açıklamaları: Hangi lider ne mesaj verdi?

Dün Beyrut’ta meydana gelen patlama bölgesindeki yangını söndürmeye katkı sağlayan bir helikopter (AFP)
Dün Beyrut’ta meydana gelen patlama bölgesindeki yangını söndürmeye katkı sağlayan bir helikopter (AFP)

Beyrut Limanı’ndan meydana gelen ve ardında onlarca ölü, yüzlerce yaralı ve büyük bir yıkım bırakan patlama sebebiyle dünyadaki birçok ülke ve kuruluş, dayanışma ve yardım çağrısında bulunarak, Lübnan’ın yanında oldukları mesajını verdi.
Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti, Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla “Beyrut Limanı’nda meydana gelen patlamayı büyük bir endişe ve dikkatle takip ettiklerini” duyurarak, Bakanlık, “Suudi Arabistan Krallığı’nın kardeş Lübnan halkına tam desteğini ve onlarla dayanışma içerisindeki olduğunu” teyit ettiğini açıkladı.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)
Birleşik Arap Emirlikleri, Lübnan halkına başsağlığı diledi. Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayid Al Nehyan, Twitter hesabında şu mesajı paylaştı, “Bu zor koşullarda kardeş Lübnan halkıyla birlikte duruyor ve onlarla dayanışma içerisinde olduğumuzu teyit ediyoruz.”
BAE Başbakanı ve Dubai Emiri Şeyh Muhammed bin Raşid Al Mektum Twitter’dan paylaştığı mesajında, “Sevgili Lübnan halkına başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Allah’ım sana kavuşanlara rahmet eyle, Lübnan halkına lütufta bulun, Allah’ım Lübnan halkına sabır ve dayanma gücü ver!” ifadelerine yer verdi. BAE Dışişleri Bakanı Enver Karkaş ise Twitter hesabında yaptığı paylaşımda, “Kalplerimiz Beyrut ve Beyrut halkıyla birlikte. Bu zor anlarda Allah’tan kardeş ülke Lübnan’ı ve halkını koruması, üzüntülerini azaltıp yaralarını iyileştirmesi ve yuvalarını hüzün ve kederden muhafaza etmesini diliyoruz.” ifadelerine yer verdi. Twitter paylaşımında Karkaş ayrıca, Lübnan bayrağıyla aydınlatılan Burc Halife’nin bir fotoğrafını yayınladı.

Kuveyt
Beyrut Limanı’nı vuran devasa patlama sebebiyle Lübnan vatandaşlarına acil tıbbi yardım gönderilmesi için Kuveyt Emir Yardımcısı ve Veliaht Prens Şeyh Navaf el-Ahmed el-Cabir es-Sabah tarafından talimat verildi.
Patlamada hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar dileyen Veliaht Prens’in taziyeleri Emirlik Divanı İşleri Bakanı Şeyh Ali Cerrah es-Sabah tarafından açıklandı. Lübnan’da bulunan Kuveyt Büyükelçiliği, Beyrut’taki tüm Kuveyt vatandaşlarını azami önlemler ve tedbirler almaya, daimi şekilde ikamet adreslerinde durmaya ve elçilikle sürekli iletişim halinde kalmaya çağırdı. Elçilik, Beyrut Limanı’nda meydana gelen patlamanın ardından, Lübnan’da bulunan Kuveyt vatandaşlarına, Lübnan yetkili makamları tarafından verilen talimatlara ve direktiflere uyma çağrısı yaptı. Kuveyt Büyükelçiliği, Kuveytli vatandaşların, “herhangi bir yardıma ihtiyaç duymaları halinde, 0096171171441 numaralı acil durum hattını aramalarını istedi.

Mısır
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, dün Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta meydana gelen patlama sebebiyle Lübnan hükümetine ve halkına başsağlığı dileklerini iletti. Sisi, Twitter hesabı üzerinden paylaştığı mesajında şu ifadelere yer verdi, “Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta meydana gelen trajik patlamada hayatını kaybeden Lübnanlı kardeşlerimize ve Lübnan hükümetine başsağlığı diliyorum. Yüce Allah’tan yararlıları hızlı bir şekilde iyileştirmesini, kurbanlarına ailelerine sabır ve dayanma gücü vermesini niyaz ediyorum” ifadelerine yer verdi.

Katar
Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Âl Sâni, Lübnan’a sahra hastaneleri gönderdi. Ayrıca meydana gelen patlamanın ardından Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ı telefonla arayarak, Lübnan’ın yanında olduğunu ifade etti.

Ürdün
Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi, Beyrut’ta meydana gelen patlamanın ardından Lübnan’ın ihtiyaç duyduğu her türlü yardımı sunmaya hazır oldukları açıklamasında bulundu.

Suriye
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, Lübnanlı mevkidaşı Mişel Avn’a gönderdiği mesajda, “Beyrut Limanı’ndan meydana gelen büyük patlamadan dolayı şahsım ve Suriye halkı adına büyük üzüntü duyduk. Size ve Lübnan halkına içten taziyelerimizi sunuyor, başsağlığı diliyoruz. Bu trajik kazanın etkilerini atlatabileceğinizden eminiz” ifadelerine yer verdi.

Rusya
Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Lübnan ile dayanışma içerisinde olduklarını vurgulayarak, hayatını kaybedenlere başsağlığı diledi.

ABD
Beyaz Saray Sözcüsü Kayleigh McEnany, Başkan Donald Trump yönetiminin patlamayı yakından takip ettiğini söyledi. McEnany, “Beyrut’ta yaşanan olay hakkında Trump’a bilgi verildi. Lübnanlıların güvenliği için dua ediyoruz ve durumu yakından takip ediyoruz” ifadelerine yer verdi. Bu açıklamanın öncesinde, Pentagon Merkez Komutanlığı, Beyrut’ta meydana gelen patlamada ağır kayıplar verilmesinden endişe duyduklarını ve gelişmeleri takip ettiklerini belirtti. Konuyla ilgili olarak, ABD Dışişleri Bakanlığı, Beyrut’taki vatandaşlarını Lübnanlı yetkililerin talimatlarına uymaya çağırarak, Lübnan makamlarına yardım sağlamak isteklerini ifade etti. Ayrıca, yaşanan patlamada herhangi bir Amerikan vatandaşının zarar görüp görmediğini öğrenmek için Lübnanlı yetkililerle işbirliği içinde olunduğunu belirtti.

İngiltere
İngiltere Başbakanı Boris Johnson, ülkesinin elinden gelen her türlü yardımı Beyrut’a göndermeye hazır olduğunu söyledi. Johnson Twitter’da paylaştığı mesajda, “Bu gece Beyrut’tan gelen resimler ve video görüntüleri şok edici. Kalplerimiz ve dualarımız bu korkunç kazadan etkilenenle birlikte. Birleşik Krallık, yaşanan patlamadan etkilenenlere elinden gelen her türlü desteği vermeye hazır” ifadelerine yer verdi.

Fransa
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ülkesinin her zaman Lübnan’ın yanında olduğunu ve Fransa’nın Lübnan’a gönderdiği bir acil yardımın şu anda ulaştığını belirtti. Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, ülkesinin Lübnan’ın yanında olduğunu ve yardım sağlamaya hazır olduğunu ifade etti. Le Drian Twitter hesabında paylaştığı mesajında, “Fransa her zaman Lübnan’ın ve Lübnan halkının yanında durdu ve durmaya da devam edecek. Lübnan yetkili makamları tarafından belirtilecek ihtiyaca göre yardım sağlamaya hazırız” ifadelerine yer verdi. Le Drian ayrıca, “Fransa Beyrut’taki patlamalardan kötü şekilde etkilenen kurbanların ailelerin başsağlığı diliyor ve hastaların en kısa zamanda iyileşmesini temenni ediyor” dedi.
 
Kanada
Kanada Başbakanı Justin Trudeau, “Lübnan’a her türlü yardım sağlamaya hazırız” dedi.

Türkiye
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise patlamayla ilgili olarak, “Beyrut Limanı patlamasında hayatını kaybedenlerin akrabalarına ve yakınlarına taziyelerimi sunar, Allah’tan kendilerine sabır ve metanet dilerim. Ayrıca yaralılara acil şifalar dilerim. Türkiye’de bizler, her daim Lübnan’ın ve Lübnanlı kardeşlerimizin yanında duracağız” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın, Ankara’nın patlama sonrasında Lübnan’a her türlü yardımı sağlamaya hazır olduğunu vurguladı.

İran
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Twitter hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda, Lübnan’a her türlü yardım sağlamaya hazır olduklarını ifade etti. Ayrıca, “Kalplerimiz ve dualarımız Lübnan’ın büyük ve sabırlı halkıyla birlikte. Her zaman olduğu gibi İran gerekli her türlü yardıma hazır. Güçlüsün Lübnan” açıklamasında bulundu.

Körfez İşbirliği
Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Dr. Nayif Falah Mübarek el-Hacraf, dün Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta meydana gelen büyük patlamada hayatını kaybeden Lübnan halkına başsağlığı, yaralılara en kısa zamanda iyileşmeleri dileklerini iletirken, KİK’in bu zor zamanlarda kardeş Lübnan halkı ile işbirliği içerisinde olduğunu vurguladı.

İslam İşbirliği Teşkilatı
İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreterliği’nin Cidde’deki Genel Merkezi’nde, Beyrut Limanı’nda meydana gelen patlamanın sonuçlarını takip edildiği vurgulanarak, Lübnan halkıyla tam bir dayanışma içerisinde olunduğu belirtildi.

Birleşmiş Milletler (BM)
BM Genel Sekreteri sözcüsü Farhan Hak, “Lübnan’daki patlamalar son derece endişe verici. Meydana gelen patlamanın bir kaza sonucu mu yoksa kasıtlı olarak mı ortaya çıktığı konusunda kazanın sebepleri hakkında elimizde herhangi bir bilgi yok. Bu sebeple cevap vermek için bu bilgilere ihtiyacımız olacak” dedi.
BM Lübnan Özel Koordinatörü Jan Kubis, Twitter üzerinden yaptığı paylaşımda, “Yaşanan korkunç bir trajedi. Birleşmiş Milletler ailesi adına, patlamada hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı, yaralananlar için acil şifalar diliyoruz. Tüm desteğimiz ve sevgilerimiz Lübnan ve Lübnan halkıyladır” dedi.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO)
Dünya Sağlık Örgütü, başkent Beyrut’u sarsan büyük patlamanın sonuçlarıyla ilgili endişelerini dile getirdi. WHO’dan yapılan açıklamada, “Acil ihtiyaçları karşılamak için ortaklarımızla birlikte çalışıyoruz ve kalbimiz bu olaydan etkilenenle birlikte” ifadelerine yer verildi.



Guterres’tan BMGK’nın rolüne vurgu: Hukukun üstünlüğü yerini orman kanunlarına bıraktı

BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
TT

Guterres’tan BMGK’nın rolüne vurgu: Hukukun üstünlüğü yerini orman kanunlarına bıraktı

BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, pazartesi günü, ‘orman kanunlarının’ hüküm sürdüğü bir dünyada barışa ilişkin kararları uygulamaya yetkili ‘tek’ organ olarak BMGK’nin rolünü savundu.

Guterres, “Dünya genelinde hukukun üstünlüğü, orman kanunuyla yer değiştiriyor. Uluslararası hukukun açıkça ihlal edildiğine ve BM Şartı'nın alenen hiçe sayıldığına tanık oluyoruz” dedi.

BMGK’da konuşan Guterres, “Gazze'den Ukrayna'ya ve dünyanın dört bir yanında hukukun üstünlüğü isteğe bağlı bir şey gibi ele alınıyor” diye ekledi.

BM Şartı'nın ‘güç kullanma veya güçle tehdit etmeyi’ yasakladığını ve ‘büyük küçük tüm devletlere aynı kuralları uyguladığını’ belirtti.

BM Genel Sekreteri, ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan ve BM’ye rakip olarak görülen yeni Barış Konseyi’nden açıkça bahsetmedi, ancak BMGK’nın ‘münhasır’ sorumluluğunu vurguladı.

asdfrgt
BM Genel Sekreteri António Guterres, New York'taki BM genel merkezinde düzenlenen BM Genel Kurulu'nun 80. oturumunda bir konuşma yaparken, 23 Eylül 2025 (Reuters)

BMGK’nın barış ve güvenlik konularında, bu tür girişimlerin arttığı bir dönemde tüm üye devletler adına hareket etmeye yetkili tek organ olduğuna işaret eden Guterres, “Başka hiçbir organ veya geçici koalisyon, tüm üye devletleri barış ve güvenlikle ilgili kararlara uymaya yasal olarak zorlayamaz” diye ekledi.

BM Genel Sekreteri BMGK’nın ‘güç kullanımına izin verme’ yetkisine sahip tek organ olduğunun da altını çizdi.

Guterres, bu açıklamaları, Trump'ın dünya genelindeki çatışmaları çözmeyi amaçlayan ve başkanlığını üstleneceği bir Barış Konseyi kurulacağını duyurmasından birkaç gün yaptı. Barış Konseyi ve rolü birçok ülkede şüphe uyandırdı.

Guterres, ‘tüm devletlerin uluslararası hukuka tam olarak saygı gösterme ve BM Şartı'nda belirtilen vaat ve yükümlülükleri yerine getirme taahhütlerini yenileme zamanının geldiğini’ de vurguladı.


Suriye'de SDG ile yaşanan çatışmalarla Türkiye'deki Kürt müzakereleri arasında nasıl bir ilişki var?

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
TT

Suriye'de SDG ile yaşanan çatışmalarla Türkiye'deki Kürt müzakereleri arasında nasıl bir ilişki var?

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)

Ömer Önhon

Ocak ayının ilk haftasında Suriye ordusunun Halep'te Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) karşı başlattığı askeri operasyon, Suriye'deki siyasi ve güvenlik sahnesini değiştirdi ve ülkenin haritasını yeniden çizdi. SDG, Halep, Deyrizor ve Rakka'dan çıkarıldı ve Haseke şehrinin bir bölümünde sıkışarak kuşatıldı. Suriye ordusu çok az istisna dışında, Tişrin ve Tabka barajlarını, sınır kapılarını ve petrol sahalarını ele geçirdi.

Bir yıl önce 10 Mart mutabakatını imzalayan ancak uygulamayı reddeden SDG, 18 Ocak'ta “ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasını” imzalamaya zorlandı. 20 Ocak'ta Şam'da Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile Mazlum Abdi arasında yapılan görüşmenin ardından dört günlük ateşkes ilan edildi. Ateşkes büyük ölçüde devam ediyor, ancak Suriye ordusu ile SDG arasında bazı bölgelerde çatışmalar sürüyor.

SDG şu anda bu görüşmede sunulan önerileri değerlendiriyor ve iki gün içinde yanıtını açıklayacak. Eğer SDG anlaşmanın tüm şartlarını reddederse, çatışmalar yeniden başlayacak ve bu da hükümet güçleri arasında ağır kayıplara neden olacak ve Kürtlerin yaşadığı komşu ülkeler için sonuçları olacak. Ancak nihayetinde SDG yenilgiye uğrayacak.

Süregelen şüphelere rağmen, SDG büyük olasılıkla olumlu bir yanıt verecek. Kalıcı barışın sağlanması, anlaşmanın ne ölçüde uygulanacağına bağlı olacak.

Suriye'deki gelişmeleri, Ortadoğu'nun yeniden şekillenmesi bağlamında da ele almalıyız. Başta Türkiye, ABD, İsrail ve Körfez ülkeleri olmak üzere dış aktörlerin etkisi, ABD'nin kilit rolüyle birlikte, Suriye'nin geleceğini belirlemede iç dinamikler kadar önemli.

Nitekim İsrail, işgalini tüm Golan Tepeleri'ni kapsayacak şekilde genişleterek, Suriye'nin güneyinde fiilen silahsızlandırılmış bir bölge ilan etti ve Dürziler üzerindeki etkisiyle bu bölgedeki gelişmeleri yönetiyor. Son çatışmalar sırasında sessiz kaldı ve en azından şimdilik Suriye'deki askeri operasyonlarını durdurdu.

İsrail'in sessizliği, Paris'te ABD himayesindeki Suriye görüşmeleriyle ilişkilendirilebilir, nitekim iki ülke ortak bir koordinasyon ve iletişim mekanizması kurma konusunda anlaşmaya vardı ve bu anlaşmanın meyve vermeye başladığı açıkça görülüyor. Bu İsrail tutumu, Şara hükümeti ve Türkiye'nin Suriye'deki varlığına ilişkin endişelerinin giderildiği şeklinde de yorumlanabilir.

Ancak en önemli değişim, ABD'nin Suriye'deki güvenlik ortaklarına yönelik tercihlerinde yaşanan değişimdir. ABD, SDG yerine Suriye ordusu ve Türkiye ile ittifak kurdu. Birkaç gün önce, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi Tom Barrack, sosyal medyada ABD’nin halihazırda SDG’ye nasıl baktığını açıklayan, bir yol haritası ve Suriyeli Kürtlere yönelik çağrı içeren bir açıklama yayınladı.

ABD Merkez Komutanlığı'nın Suriye hükümetiyle koordineli olarak 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a nakledildiğini duyurması, ABD tarafından çok taraflı diplomatik çabalar yürütüldüğünü gösteriyor

Büyükelçi Barrack, Suriye hükümetinin DEAŞ’a karşı kurulan uluslararası koalisyona katılmasıyla durumun temelden değiştiğini belirtti. Sonuç olarak, “SDG'nin sahada birincil DEAŞ karşıtı güç olarak asıl amacı büyük ölçüde sona ermiştir” dedi.

Tom Barrack şunu da söyledi: “Yeni Suriye devletine entegrasyon, Kürtlere tam vatandaşlık hakları, Suriye'nin ayrılmaz bir parçası olarak tanınma, Kürt dili ve kültürünün anayasa ile korunması ve yönetime katılım imkânı sağladığı için şimdi Kürtlerin önünde eşsiz bir fırsat bulunmaktadır.” Bunu, “SDG'nin iç savaşın kaosu içinde sahip olduğu kısmi özerklikten çok daha fazlası” olarak da tanımladı.

Başkan Donald Trump da kendine özgü üslubuyla yeni ABD politikasına doğrudan değinerek, Kürtleri sevdiğini ve koruduğunu ve şimdi Suriye hükümetiyle güvenlik konularında birlikte çalıştığını söyledi.

ABD Merkez Komutanlığı'nın, Şara ile koordineli olarak 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a nakledildiğini duyurması, ABD tarafından son derece etkili çok taraflı diplomatik çabaların yürütüldüğünü gösteriyor.

dsvfgbhy
: 10 Mart'ta Şam'da mutabakatı imzalayan Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve SDG lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

SDG’nin birçok yanlış hesap yaptığına; en önemlisi kendi gücünü abarttığına ve Suriye ordusunun gücünü hafife aldığına şüphe yok. 10 Mart mutabakatının uygulanması konusunda Şam ile yapılan müzakerelerdeki sert tutumları ve sahadaki pervasız eylemleri, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere herkesi hayal kırıklığına uğrattı. Belki en ciddi hatalarından biri de Türkiye'nin endişelerini ve taleplerini görmezden gelmesiydi.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Halk Koruma Birlikleri (YPG) ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) saflarında görüş ayrılıkları da ortaya çıktı; Mazlum Abdi daha pragmatik, uzlaşmaya açık ve ABD'yi dinlemeye daha meyilli gibi görünüyor.

Bu arada, Kandil Dağı'ndaki PKK kadrolarının etkisi altındaki gruplar ise mücadeleye devam etme yönünde sert bir tutum benimsedi. Tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan, Suriye'deki olayları Türkiye'deki barış sürecini baltalama girişimi olarak nitelendirerek, Kandil'in talimatlarını görmezden geldiğini söyledi.

SDG’nin, özellikle kendi gücünü abartarak ve Suriye ordusunun gücünü hafife alarak birçok yanlış hesap yaptığına kuşku yok

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin haftalık toplantısında yaptığı konuşmada, mücadelenin Kürtlere karşı değil, PKK'ya karşı olduğunu vurguladı.

Kürt dünyasının en saygın lideri Mesud Barzani'nin şu sözleri ise en şaşırtıcı açıklama oldu: “PKK, Kürtler için bir yük haline geldi.”

Türkiye'nin öncelikli amacı, PKK'yı kendi sınırları içinde, Suriye'de ve her yerde ortadan kaldırmaktır. Türkiye'deki Kürtlerle devam eden müzakerelerde bulunan Türkler, Suriye'deki gelişmelerin bu süreci rayından çıkarmasından veya olumsuz bir emsal teşkil etmesinden endişe duyuyorlar.

Son iki veya üç haftada üzerinde anlaşmaya varılan veya tek taraflı olarak yayınlanan belgelerin çoğu, uygulama sırasında yoruma açık olabilecek son derece hassas maddeler ve konular içeriyor. Örneğin, entegrasyon anlaşmasının 4. maddesi “Kürt bölgelerinin özel statüsünün dikkate alınması”ndan bahsediyor.

cdfrgt
SDG’nin kadın savaşçıları, Suriye'nin doğusundaki Deyrizor şehrinde bulunan el-Ömer petrol sahasında düzenlenen askerî geçit töreninde, 23 Mart 2021 (AFP)

Bu sebeple, Suriye hükümetinin, geçen hafta Suriye Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan 13 numaralı Kararnamede belirtildiği gibi, Kürtlerin kültürel ve dilsel haklarını kullanmalarına olanak tanıyan bir düzenleme oluşturması gerekecek. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre mevcut koşullar altında nasıl bir formüle ulaşılabileceği henüz belli değil. Zira en büyük Kürt nüfusuna sahip Haseke şehrinde bile Kürtler toplam nüfusun sadece yaklaşık yüzde 30'unu oluşturuyor.

Bir diğer önemli sınav ise Dürzi ve Alevilerin Kürtlerle yapılan anlaşmaya vereceği tepkidir. Kürtlere tanınan ayrıcalıkların kendilerine de tanınmasını talep etmeleri muhtemel görünüyor. Ayrıca, bu ayrıcalıkların yeni anayasaya nasıl dahil edileceği de ele alınması gereken kritik bir konu.

Önemli gerilemelere ve yenilgilere rağmen, SDG'nin hâlâ var olduğunu ve tamamen ortadan kaybolmadığını belirtmekte fayda var.

Washington, bu aşamada DEAŞ'a karşı mücadelede müttefik olarak Suriye’nin ve Erdoğan ile ortaklığın yanında yer alsa da SDG'yi gelecekte olası kullanımlar için yedek bir güç olarak muhafaza etmeye istekli olmaya devam edecektir.

Suriye Kürtlerine özel haklar tanıyan ve SDG birliklerini -entegrasyonun bireysel bazda olacağı belirtilse de- Suriye ordusuna entegre eden bir anlaşmanın imzalanmasına arabuluculuk yapmak, mevcut yapıyı meşrulaştırmak ve geliştirmek, dolayısıyla onu korumak olarak görülebilir.

İşler sorunsuz ilerlerse, barış hâkim olacak ve Suriye hükümeti dikkatini ülkeyi yeniden inşa etmeye, geçiş döneminde ilerlemesini sağlayacak bir siyasi sistem kurmaya ve çok ihtiyaç duyulan yabancı yatırımı çekmeye odaklayabilecektir.

Bunun alternatifi ise karanlık gölgesi tüm tarafların üzerine düşecek daha fazla acı ve yıkımdır.


Irak parlamentosu cumhurbaşkanı seçimi oturumunu erteledi

Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
TT

Irak parlamentosu cumhurbaşkanı seçimi oturumunu erteledi

Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)

Irak parlamentosu, cumhurbaşkanlığı seçimi için yapılması planlanan oturumu erteledi. Bu karar, Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi’nin Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’nden (KYB) gelen ‘oturumun ertelenmesine’ yönelik talebi almasının ardından alındı.

Temsilciler Meclisi Başkanlığı Basın Ofisi, Irak resmi haber ajansı INA’ya yaptığı açıklamada, Halbusi’nin 27 Ocak Salı günü gerçekleşmesi planlanan ve cumhurbaşkanının seçilmesi için düzenlenen oturumun ertelenmesi talebini aldığını bildirdi. Açıklamada, erteleme talebinin iki parti arasında daha fazla görüşme ve anlaşma sağlanması amacıyla yapıldığı ifade edildi.

Cumhurbaşkanlığı için aday olan 19 kişi, Irak Anayasası’na uygun şekilde adaylık şartlarını yerine getirdikten sonra hem Irak Temsilciler Meclisi hem de Federal Yüksek Mahkeme’den onay aldı.

Adaylar arasındaki yarış, özellikle iki isim üzerinde yoğunlaşıyor: KDP adayı Fuad Hüseyin ve KYB adayı Nizar Amidi.

Diğer yandan Şii Koordinasyon Çerçevesi dün KDP ve KYB heyetlerini ayrı ayrı toplantıya çağırdı. Toplantının amacı, heyetlerin görüşlerini tartışmak ve cumhurbaşkanlığı seçimini anayasal süresi içinde gerçekleştirecek bir anlaşmaya varılmasını sağlamaktı; böylece anayasal takvim ve ulusal yükümlülükler de korunacaktı.

Iraklı siyasi kaynaklara göre, KDP lideri Mesud Barzani ve KYB lideri Bafel Talabani’nin, Kürt bileşeni için yüksek makamların dağıtımı mekanizmasına uygun olarak tek bir uzlaşı adayı belirleme konusunda anlaşamadıkları bildirildi. Bu nedenle her iki partinin adayı, doğrudan oylama yoluyla parlamentoda birbirleriyle yarışacak.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, tüm Kürt partileri ve parlamentodaki bloklar arasında bir uzlaşı sağlanamaması nedeniyle cumhurbaşkanlığı adayının seçimi sürecinin birçok engelle karşılaşacağını belirtti. Diğer bir zorluk ise parlamentodaki diğer blokların hangi adayı destekleyecekleri konusunda kararsız olması. Bu durum, özellikle toplam 329 milletvekilinin üçte ikisinin sağlanması gereken parlamentoda oturum açılması gerektiğinden, seçim sürecinin uzamasına yol açabilir.