Beyrut'ta bir çift düğün fotoğrafı çektirdiği sırada patlamaya yakalandı... Videohttps://turkish.aawsat.com/home/article/2432646/beyrutta-bir-%C3%A7ift-d%C3%BC%C4%9F%C3%BCn-foto%C4%9Fraf%C4%B1-%C3%A7ektirdi%C4%9Fi-s%C4%B1rada-patlamaya-yakaland%C4%B1-video
Beyrut'ta bir çift düğün fotoğrafı çektirdiği sırada patlamaya yakalandı... Video
Beyrut/İHA
TT
TT
Beyrut'ta bir çift düğün fotoğrafı çektirdiği sırada patlamaya yakalandı... Video
Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta gelin ve damat, düğün fotoğrafı çektirdikleri sırada patlamaya yakalandı.
Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta dün meydana gelen şiddetli patlama, kentin birçok bölgesini sarstı. Düğün fotoğrafı çektiren gelin ve damat, tam o sırada patlamaya yakalandı. Görüntülerde çiftin düğün fotoğraflarını çektirdiği sırada patlama meydana geldiği görülüyor ve ardından bölgede dumanlar yayılıyor. Patlamanın sesini duyan çift, yoğun dumanı görünce paniğe kapılarak güvenli bir yere doğru koştu. Çiftin durumunun iyi olduğu ve olayda yara almadığı belirtildi.
Başkent Beyrut'un liman bölgesinde yer alan 12 numaralı depoda meydana gelen patlama 135 kişinin hayatını kaybetmesine ve 5 bin kişinin de yaralanmasına neden oldu. Patlama sonucu kentin neredeyse tamamında ağır hasar oluştu. Yetkililer, patlama sonucu 300 bin kişinin evsiz kaldığını açıkladı.
Erkeklerden oluşan yeni bir internet alt grubu, diğer tüm karakter özelliklerinden çok fiziksel görünüşe değer veriyor, vücutlarını ideal bir noktaya getirmek için aşırı yöntemlere başvuruyor (looksmax yapıyor) ve JD Vance'den çok Gavin Newsom gibi kişileri tercih ediyor (AP)
MAGA erkeklerinde "looksmaxxing" modası: Yüzlerine çekiçle vuruyorlar
Erkeklerden oluşan yeni bir internet alt grubu, diğer tüm karakter özelliklerinden çok fiziksel görünüşe değer veriyor, vücutlarını ideal bir noktaya getirmek için aşırı yöntemlere başvuruyor (looksmax yapıyor) ve JD Vance'den çok Gavin Newsom gibi kişileri tercih ediyor (AP)
2028 ABD başkanlık seçiminde JD Vance, Kaliforniya Valisi Gavin Newsom'la karşı karşıya gelirse, ABD Başkan Yardımcısı bazı genç MAGA erkeklerinin oyunu sadece görünüşü nedeniyle kaybedebilir.
Aralık ayında The Daily Wire'a konuşan internet fenomeni Braden Peters, "JD Vance alt insan, Gavin Newsom ise mogs" dedi; mogs internet argosunda "üstün" anlamına geliyor.
[Vance'in] yüzünün genişlik-yükseklik oranı çok düşük, obez ve yan profilden çok basık duruyor, oysa Newsom 1,90 metre boyunda bir 'chad' gibi.
Peters, Newsom'ın "yalancı" ve "dejenere" olduğunu düşündüğünü ama yine de görünüşünden dolayı "100 defa da olsa" ona oy vereceğini söyledi.
Oluşturduğu internet personası Clavicular'la bilinen 19 yaşındaki Peters, diğer tüm karakter özelliklerinden çok fiziksel görünüşe değer veren ve vücutlarını dönüştürmek için aşırı yöntemlere başvuran, yeni ortaya çıkan "looks-maxxing" (dış görünüşü en iyi hale getirme) internet alt topluluğunun bir parçası.
Bu gruptaki çoğu kişinin hedefi, internetteki "incel" [istemdışı bekarlık] topluluğunun üyelerinin "chad" dediği konuma gelmek ki bu ifade de "baskın veya çekici erkek" diye tanımlanıyor.
Bu fiziksel hedeflere ulaşmak için kullanılan teknikler, daha iyi saçlar, cilt bakımı ve egzersiz rutinlerini içeren "soft-maxxing"den, kişilerin bir profesyonel yardımıyla veya kendi kendine yaptığı estetik operasyonlar gibi çok daha aşırı yöntemlere başvuran "hard-maxxing"e kadar çeşitlilik gösteriyor.
Çenesini belirginleştirmek için "bonesmashing" diye bilinen tekniği uygulayarak yüzüne çekiçle vurduğu videoları internette paylaşan Peters, zayıf kalmak için metamfetamin gibi yasadışı uyuşturucular kullandığını iddia ediyor.
Genç, "genetik potansiyeli aşmak için deneysel yöntemler kullanan veri odaklı bir çerçeve" diye tanımlanan "Clavicular System"da "looksmax" planlarını da satıyor.
Braden Peters, namı diğer Clavicular, genç erkeklerin kadınlara daha çekici görünmek için uyguladığı “looksmaxxing” trendini teşvik eden öncü fenomenlerden biri (YouTube / Clavicular)
Peters "farmakoloji, insanların sormaya bile korktuğu uç yöntemler ve protokoller"in yanı sıra steroidler kullandığını söylediği, kişiye özel programlar da sunuyor.
Peters'ın bu alandaki çevrimiçi başarıları, beyaz üstünlükçüsü Nick Fuentes gibi MAGA bağlantılı diğer internet kişiliklerinin dikkatini çekti.
Newsom ve Vance konusunda Peters'a katılan Fuentes, valiyi "yakışıklı", başkan yardımcısını ise "insan altı bir şişman" olarak tanımlıyor. Ayrıca Peters'ı "tam bir chad" diye nitelendiriyor.
Mitinglerde ve diğer halka açık etkinliklerde dinleyicileri arasındaki yakışıklı ve güzel insanları sık sık işaret eden Donald Trump da görünüşe önem veriyor. Diğer yandan siyasi düşmanları olan eski New Jersey Valisi Chris Christie'ye "şişko domuz", Illinois Valisi JB Pritzker'a da "büyük, şişko pasaklı" demişti (AP)
Kick'te 111 bin, TikTok'ta 690 bin takipçisi olan Peters'ın yanı sıra Andrew Tate gibi hiper maskülen fenomenlerin izinden giden diğer benzer içerik üreticileri, genç MAGA erkekleri arasında bu tür görüşlerin yükselişini körüklüyor.
Diğer yandan mitinglerde ve diğer halka açık etkinliklerde dinleyicileri arasındaki yakışıklı ve güzel insanları sık sık işaret eden Donald Trump da görünüşe önem veriyor. Diğer yandan karşılık siyasi düşmanları olan eski New Jersey Valisi Chris Christie'ye "şişko domuz", Illinois Valisi JB Pritzker'a da "büyük, şişko pasaklı" demişti.
Vance'in ciddi kilo kaybının, Trump'ın onu başkan yardımcısı adayı seçmesinde etkili olduğu söyleniyor. Başkan, Vance'i birçok kez "yakışıklı p*ç" diye tanımladı.
Independent Türkçe
Hollywood'un perde arkasına dalıyoruz: The Studio çizgisinde 10 dizihttps://turkish.aawsat.com/ya%C5%9Fam/5230546-hollywoodun-perde-arkas%C4%B1na-dal%C4%B1yoruz-studio-%C3%A7izgisinde-10-dizi
Kanadalı aktör ve komedyen Seth Rogen (sağda), The Studio'da Continental Stüdyoları'nın başına geçerek hayallerindeki işe kavuşan Matt Remick karakterine hayat veriyor (Apple TV)
Hollywood'un perde arkasına dalıyoruz: The Studio çizgisinde 10 dizi
Kanadalı aktör ve komedyen Seth Rogen (sağda), The Studio'da Continental Stüdyoları'nın başına geçerek hayallerindeki işe kavuşan Matt Remick karakterine hayat veriyor (Apple TV)
Seth Rogen imzalı The Studio, Hollywood'un "Sanat mı para mı?" ikilemine sıkışanları öyle keskin bir mizahla anlatıyor ki, izledikten sonra aynı damarı taşıyan işler aramak kaçınılmaz hale geliyor.
Stüdyo koridorlarında dönen pazarlıklar, ego savaşları ve yaratıcı vizyonun toplantı odalarında budanarak kuşa dönmesi, diziyi sadece komik değil, aynı zamanda tuhaf biçimde tanıdık kılıyor. Hollywood'da sanatla ticaret arasındaki bitmeyen bilek güreşini hem içeriden hem de acımasız bir mizahla anlatan The Studio'nun Altın Küre ve Emmy'deki başarısı, tam da bu sebeple neredeyse kaçınılmazdı.
İşte bu yüzden, The Studio'nun açtığı kapıdan geçip eğlence endüstrisinin arka odalarına bakan dizileri bir araya getirmek istedik.
Listemizdeki kimi yapımlar sektörün şişkin kibriyle ince ince dalga geçiyor, kimiyse hayatı tel tel dökülen bir yazarın gözünden aynı çarkın insanı nasıl öğüttüğünü anlatıyor. Bazıları gülümsetirken iç acıtan bir karanlıkla, ünlü kültürünün ve endüstrinin yeniden ürettiği yaraları en çıplak haliyle açığa çıkarıyor, diğerleriyse sistemin dışarıdan görünen parıltısıyla içerideki gerçekliği arasındaki mesafeyi görünür kılıyor.
Eğer The Studio'nun o keskin, içeriden ve biraz da acı gülümseten tonunu sevdiyseniz, bu liste sizi farklı kapılardan aynı dünyaya sokacak. Hazırsanız Hollywood'un vitrinini geçip ışıltılı dünyaların karanlık tarafıyla yüzleşmeye gidiyoruz...
BoJack Horseman
Netflix'in kusursuz animasyon dizisi BoJack Horseman, insansı hayvanlar fikrinden yola çıkarak televizyonun Hollywood'a dair en acımasız ve psikolojik açıdan en katmanlı incelemelerinden birini sunuyor. 1990'ların sitcom yıldızı olarak parlayıp sönen bir karakterin etrafında kurulan hikaye, sektörün işleyişindeki arızaları, ünlü kültürünü ve çoğu zaman hem yaratıcı dehayı hem de kendini sabote etmeyi besleyen kişisel travmaları birer birer açığa çıkarıyor.
Raphael Bob-Waksberg'ün yarattığı BoJack Horseman'da diziye adını veren karakteri 55 yaşındaki Will Arnett seslendiriyor (Netflix)
Sürreal mizahı ve görsel şakaları eksik etmese de BoJack Horseman, yeteneği sömüren, sonra da gözünü kırpmadan bir kenara atan; üstüne üstlük istismar döngülerini yeniden üreten eğlence endüstrisinin yıkıcı portresini çiziyor. Bağımlılık, depresyon ve şöhretin boş vaatlerine dair acımasız ve son derece dürüst yaklaşımıyla dizi, The Studio'ya karanlık bir karşılık veriyor; Rogen'ın yüksek enerjisi yerine daha varoluşçu, daha sarsıcı bir ton öneriyor.
IMDb: 8,8
Nereden izlenir: Netflix
The Offer
Sinema tarihinin en ikonik filmlerinden Baba (The Godfather) pek çoklarına göre tartışmasız bir başyapıt. Peki bu başyapıtın yapım süreci neden dizi olmasın? The Offer, The Studio'ya kısmen benzer bir yerden yola çıkıyor ama odağı, Francis Ford Coppola'nın efsanevi filminin prodüksiyon süreci. Toplam 10 bölümde Coppola'nın gangster klasiğinin perde arkasını adım adım takip ediyoruz. Dizi, Whiplash'le yıldızı parlayan Miles Teller'ın canlandırdığı yapımcı Albert S. Ruddy'nin perde arkasında yaşadığı zorlukları, stüdyo yöneticileriyle çatışmaları, mafya baskısını ve Coppola'yla yaşanan yaratıcı gerilimleri de gözler önüne seriyor.
10 bölümden oluşan The Offer, 1972 tarihli çığır açan gangster filmi Baba'nın sancılı yapım sürecini anlatıyor (Paramount+)
Tıpkı The Studio gibi The Offer da sektörün iç işleyişine eleştirel bir bakış sunuyor; büyük yapımların ortaya çıkışında şişen egoların, güç mücadelelerinin ve türlü engellerin nasıl devreye girdiğini göstererek izleyiciyi hızla içine çekiyor. İki yapım arasındaki en temel fark ise dönem: The Studio günümüz Hollywood'una odaklanırken, The Offer bizi 1970'lere götürerek o yılların endüstri iklimine dair ilgi çekici bir perspektif sunuyor. Özellikle zekice diyaloglarla mizaha yaslandığı anlar olsa da genel olarak daha dramatik bir tona yakın durduğu için "daha ciddi" bir seyirlik arayanlar için iyi bir seçenek.
Teller'a geçen yıl Dept. Q'yla kalplerimize taht kuran Matthew Goode ve Dan Fogler eşlik ediyor. Yönetici yapımcılar arasında, Teller'ın canlandırdığı Albert S. Ruddy'nin ta kendisinin de yer aldığını hatırlatalım.
IMDb: 8,6
Nereden izlenir: TV+
Entourage
Entourage, yükselişteki oyuncu Vincent Chase ve çocukluk arkadaşlarının Los Angeles'ta şöhretin, paranın ve sektör oyunlarının içine dalışını anlatan hızlı tempolu bir Hollywood komedisi. Dizi, Mark Wahlberg'ün kariyerinin ilk yıllarından esinleniyor; bu yüzden "içeriden" bir dünyanın kapısını aralıyormuş hissi veriyor. En unutulmaz yanı ise Jeremy Piven'ın canlandırdığı sert ve patavatsız menajer Ari Gold; sektörün acımasız dilini kurarken dizinin komedi damarını da besliyor.
6 Emmy ödüllü Entourage'da Şeytan Marka Giyer'le (The Devil Wears Prada) de tanınan Adrian Grenier (sağ altta) başrolde (HBO)
The Studio'yu sevenler burada da kamera arkasındaki pazarlıkları, egoları, güç ilişkilerini ve "işlerin nasıl döndüğünü" bol mizahla izliyor. Fark şu: The Studio stüdyo yöneticilerinin karar masasına bakarken, Entourage hikayeyi şöhretin tam ortasındaki "yetenek" cephesinden, yani oyuncu ve yakın çevresinden anlatıyor. İki diziyi birbirine yaklaştıran bir başka unsur da konuk yıldızlar: Entourage, ünlü kameolarıyla Hollywood atmosferini daha da gerçek ve eğlenceli kılıyor. 8 sezonluk uzun soluklu yapısıyla, Hollywood'un parlak vitrinine bakıp altındaki karmaşayı görmeyi sevenleri içine çeken bir seyir sunuyor.
IMDb: 8,4
Nereden izlenir: HBO Max
Californication
Californication, bilimkurgu efsanesi The X-Files'la tanınan David Duchovny'nin canlandırdığı romancı Hank Moody'yi takip ediyor. Hank, kitabının filme uyarlanması için Los Angeles'a geldiğinde, yaratıcılık tıkanması ve kişisel dağınıklığın tam ortasına düşüyor. Dizi, sektörün mutfağını ayrıntılı biçimde göstermese de Hollywood'un "aşırılıklarının" sanatçı üzerinde nasıl aşındırıcı bir etki yarattığını iyi yakalıyor. Hank'in hedonist hayatı; seks, bağımlılık ve kendini sabote etme döngüsü üzerinden, yaratıcı kariyerlerin karanlık komedisini kuruyor. Uyarlama sürecinde yazarın bir yandan el üstünde tutulup diğer yandan sistem tarafından "ehlileştirilmesi", hikayenin en acı-tatlı tarafı.
Californication'da her fırsatta kendini sabote eden yazar Hank Moody rolündeki David Duchovny'ye, en yakın arkadaşı ve menajerini Charlie Runkle'ı canlandıran Evan Handler eşlik ediyor (Showtime)
The Studio'yu sevenlerin burada da yakalayacağı ortak damar şu: İkisi de eğlence endüstrisinin parlak vitrininin arkasındaki çarpık güç ilişkilerine bakıyor. The Studio stüdyo koridorlarına bakarken, Californication bir yazarın Los Angeles'ta dağılan hayatı üzerinden aynı çarkın nasıl işlediğini ifşa ediyor. Ton olarak Californication daha cüretkar ve daha "kirli" ama taşlaması net: Hollywood, yaratıcı enerjiyi hem besliyor hem de tüketiyor. Sonuçta Californication, kahkahayla rahatsızlığı aynı anda yaşatan, "başarı" denen şeyin bedelini dürüstçe kurcalayan bir Los Angeles masalı.
IMDb: 8,3
Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda yer almıyor
Extras
Ricky Gervais ve Stephen Merchant imzalı Extras, figüranlık yaparak geçinmeye çalışan oyuncu Andy Millman'ı takip ediyor. Andy, setlerin görünmez yüzünden sıyrılıp "gerçek" bir oyunculuk kariyerine geçmenin yolunu arıyor. Dizi Kate Winslet, Samuel L. Jackson ve David Bowie gibi isimlerin de aralarında bulunduğu etkileyici konuk oyuncu kadrosuyla dikkat çekiyor. Üstelik bu yıldızlar, kendilerinin korkunç ve gülünç versiyonlarını canlandırarak şöhretin kibir ve güvensizlik yanını acımasızca deşiyor.
Extras'ı özel kılan şey, başarı fikrine farklı açılardan bakması: Önce Andy'nin kimsenin tanımadığı dönemindeki hayal kırıklıklarını gösteriyor; ardından da şöhrete, giderek nefret ettiği ve sloganlara yaslanan bir sitcom sayesinde ulaşınca içine düştüğü yaratıcı tavizleri izliyoruz. Dizi, eğlence endüstrisinin yaratıcı arzuları çoğu zaman tatmin etmediğini; tersine insanı sanatsal dürüstlükle ticari görünürlük arasında seçim yapmaya zorladığını dokunaklı bir biçimde hatırlatıyor.
Netflix'teki After Life sayesinde şöhreti katlanan Kanadalı komedyen Ricky Gervais'in Extras'daki konuk oyuncularından biri de Oscarlı yıldız Kate Winslet'tı (BBC / HBO)
İroniden güç alan Extras da The Studio gibi hikayeyi hareketlendiren bol yıldızlı konuk oyuncu performanslarına yaslanıyor. Ama odağında, figüranlıktan çıkıp parlamaya çalışan oyuncuların mücadelesi olduğu kadar, bu yolculuğun duygusal bedeli ve yalnızlığı da var. Bu da The Studio'yu seven pek çok izleyiciye tanıdık gelecek bir damar. Özetle Extras, mizahı ustalıkla kuruyor ama perde arkasındaki kırılgan, sahici ve fazlasıyla insani anları da gözden kaçırmıyor.
IMDb: 8,3
Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda yer almıyor
30 Rock
Tina Fey'in NBC için yarattığı 30 Rock, izleyiciyi kurgusal bir skeç programının perde arkasına götürürken, Fey'in Saturday Night Live deneyimlerinden beslenen keskin bir "işyeri komedisi"ne dönüşüyor. Dizinin merkezindeki Liz Lemon, canlı yayın temposu, tuhaf yazar kadrosu, kaprisli yıldızlar ve tepeden yağan kurumsal talimatlar arasında hem programı ayakta tutmaya hem de kendi sinir uçlarını sağlam tutmaya çalışıyor. Sonuç, televizyon endüstrisinin iç işleyişini acımasızca tiye alan, bol kaoslu bir sektör hicvi.
30 Rock'ın üçüncü sezonundaki Yıldızlara İnan (Believe in the Stars) bölümünde, Tina Fey'in canlandırdığı Liz, uçakta Oprah Winfrey'nin yanında oturuyordu (NBC)
The Studio kadar "kulis" duygusuna yaslanmasa da iki yapımın kesiştiği yer çok net: Kurumun çıkarlarıyla yaratıcı vizyonun sürekli çarpışması. 30 Rock bu gerilimi daha yüksek perdeden, daha karikatürize bir mizahla kuruyor ama özünde aynı soruyu soruyor:
Reyting ve kâr baskısıyla yaratıcılık neye dönüşür?
7 sezon süren 30 Rock, sayısız unutulmaz anıyla popüler kültürde kendine kalıcı bir yer edindi; hatta birçok esprisi zamanla ortak hafızaya karıştı. Dizi, modern komedilerin en iyi örneklerinden biri olarak, karakterlere alıştıkça daha da açılan bir yapı kuruyor ve bir kere izlemek yetmiyor. The Studio'yu sevdiyseniz, medya dünyasının absürtlüğünü bu denli rafine bir dille yakalayan az dizi bulursunuz.
IMDb: 8,3
Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda yer almıyor
Hacks
Hacks, şov dünyasının "ışıltılı" tarafını değil, o ışıltıyı ayakta tutan görünmez emeği ve pazarlıkları anlatan en iyi komedilerden biri. Kariyerini yeniden parlak günlerine taşımaya çalışan efsane komedyen Deborah Vance'la, Los Angeles'ta "iptal" edilince kapılar yüzüne kapanan genç yazar Ava'yla kurduğu mecburi ortaklığı üstünden kuşak çatışmasını keskin ama sıcak bir yerden kuruyor. Jean Smart ve Hannah Einbinder'ın kimyası, dizinin yakıtı: Aynı odada kalmaları bile hem komik hem de can yakarcasına gerçek.
Dizi bir yandan espri temposunu hiç düşürmezken, diğer yandan özgürce üretmek ve geniş kitleye hitap etme zorunluluğu arasındaki ikilemi her bölümde yeniden kurcalıyor. Deborah'nın seyirciyi memnun etmeyi öğrenmiş profesyonelliğiyle Ava'nın idealist "yaratıcı saflığı" çarpıştıkça, eğlence sektörünün kadınlara ve yaşa dair önyargıları da netleşiyor.
Emmy ödüllü Hacks, bir komedi efsanesiyle genç komedi yazarı arasındaki karanlık bir mentor-öğrenci ilişkisini konu alıyor (HBO)
The Studio'yu sevenler, burada da benzer şekilde endüstrinin iç dinamiklerini, bu kez yönetici masası yerine yaratıcıların hayatta kalma savaşını izlemenin keyfini çıkarabilir. İkisi de "komedi üretmek" denen şeyin aslında ne kadar politik, hesaplı ve kırılgan olduğunu gösteriyor. Üstelik en güzeli şu: Tüm bu sert gerçekler, iki karakterin istemeden birbirini dönüştüren ilişkisi sayesinde hiç didaktikleşmeden, çok doğal bir akışla izleyicide kalıyor.
IMDb: 8,2
Nereden izlenir: HBO Max
Episodes
Episodes, Britanyalı evli senarist çift Sean ve Beverly Lincoln'ın kendi ülkelerinde çok tutan dizilerini bu kez Amerikan izleyicisine uyarlamak üzere ABD'ye çağrılmasıyla açılıyor. Ve daha ilk toplantıda, Hollywood'un o meşhur "iyi niyetli sabotajı" başlıyor. Amerikalı stüdyo yöneticileri, dizinin "Amerika'ya göre" yeniden şekillenmesi gerektiğine inanıyor; test gösterimleri ve içi boş sloganlar havada uçuşurken, yaratıcı vizyon adım adım sulandırılıyor. Üstelik bu dönüşümün merkezinde tek bir "zorunluluk" var: Başrole Matt LeBlanc'ı koymak.
Episodes, Birleşik Krallık'ta ödüle boğulan başarılı dizilerinin uyarlamasını yapmak üzere Amerika’ya taşınan iki senaristin başından geçen olaylar üzerine kurulu (BBC / Showtime)
LeBlanc, Friends'in yan dizisi Joey'den sonra televizyona ilk kez dönerken kendisinin abartılı, kurgusal bir versiyonunu canlandırıyor. LeBlanc'ın Sean'la yakınlaşıp Beverly'nin peşine düşmesi, setin ve yazar odasının gerilimini iyice artırıyor. Dizi, Britanya ve ABD'nin televizyon anlayışları arasındaki kültürel farkı ince ince didiklerken, ticari kaygıların yaratıcılığı nasıl budadığını da komik ama can yakan bir netlikle gösteriyor. Yöneticilerin marka ve daha geniş kitlelere oynama takıntısı arasında sanatın nasıl pazarlık masasına yatırıldığını izliyorsunuz. Episodes yer yer sinir bozucu, bir o kadar da bağımlılık yapan bir medya hicvi. Bu arada toplam 5 sezon ve 41 bölümlük dizinin LeBlanc'a Altın Küre kazandırıp Emmy adaylığı getirdiğini de hatırlatalım.
IMDb: 7,8
Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda yer almıyor
Hollywood
Ryan Murphy imzalı mini dizi, II. Dünya Savaşı sonrası Hollywood'una alternatif bir tarih kurgusu sunarak sektörün ırkçılık, cinsiyetçilik ve homofobiyle onlarca yıl daha erken yüzleştiği bir dünyayı hayal ediyor. Hicivden ziyade daha "umutlu" bir tona yaslanan dizi, tarihsel atmosferiyle yapısal sorunların kuşaklar boyunca nasıl inatla sürdüğünü görünür kılıyor.
32 yaşındaki David Corenswet, geçen yıl Superman'i canlandırmadan önce Hollywood'un başrolündeki Jack Castello'yu oynamıştı (Netflix)
Hollywood, klasik sinemaya duyduğu nostaljiyi eleştirel bakışla dengeleyerek The Studio'yla ilginç bir karşıtlık kuruyor. İki dizi de sinema tarihi sevgisini paylaşırken, sanatsal vizyonu sık sık törpüleyen ticari ve toplumsal baskıların farkında. Murphy'nin dizisi, Rogen'ın daha karamsar perspektifine kıyasla sektörün değişimine daha iyimser bir pencereden bakıyor. Buna rağmen iki yapım da Hollywood'un dışarıdan göründüğü gibi olmadığına; idealize edilen imajla sektörün gerçekliği arasındaki farkın hiç kapanmadığına dikkat çekiyor.
IMDb: 7,5
Nereden izlenir: Netflix
The Franchise
The Franchise, süper kahraman serisi çeken bir ekibin set arkasındaki kaosunu anlatan, Hollywood makinesine ince ince dokunduran bir hiciv. Hikayenin merkezinde, her gün dağılmanın eşiğindeki prodüksiyonu ayakta tutmaya çalışan birinci yardımcı yönetmen Daniel var. Daniel şişkin egolarla, tartışmalı yaratıcı kararlarla ve stüdyodan gelen bitmek bilmez baskıyla boğuşuyor. Dizi, parlak kostümlerin ve büyük sözlerin arkasında işlerin çoğu zaman ne kadar dağınık, aceleci ve absürt ilerlediğini gösteriyor. Süper kahraman sinemasının formüllerini, özellikle de büyük "evren" filmlerinin "sonsuz üretim" mantığını parodileştirmesi, diziyi tür meraklıları için ekstra keyifli kılıyor.
The Franchise'ın 35 yaşındaki yıldızı Himesh Patel (solda), dizinin sadece bir sezonun ardından iptal edilmesiyle hayal kırıklığına uğradığını söylemişti (HBO)
The Studio'yu sevenler için en tanıdık yanı, sektörün iç yüzünü gülerek ama acı bir gerçeklikle anlatması: Herkes "en iyi filmi" çekmek istiyor, sistem ise herkesi sürekli tökezletiyor. Fark şu ki The Studio daha çok stüdyo koridorlarındaki kurumsal kararları hedef alırken, The Franchise kameraların arkasındaki günlük set savaşlarına yakın plan giriyor. Zekice diyalogları ve ölçülü alaycılığıyla, bir projenin nasıl "idare edilerek" çekildiğini merak edenlere iyi bir seyir sunuyor. Erken bir iptal kararıyla (şaşırdık mı?) tek sezonda kalmış olsa da "bu iş böyle yürümüyor" hissini komediye çevirmekte hayli isabetli.
IMDb: 6,5
Nereden izlenir: HBO Max
Independent Türkçe
Yavru kurdun midesi yünlü gergedanların yok oluşuna ışık tuttuhttps://turkish.aawsat.com/ya%C5%9Fam/5230261-yavru-kurdun-midesi-y%C3%BCnl%C3%BC-gergedanlar%C4%B1n-yok-olu%C5%9Funa-%C4%B1%C5%9F%C4%B1k-tuttu
Kurtun midesinde bulunan yünlü gergedan dokusundan, hayvanın tüm genomu çıkarıldı (Love Dalén)
TT
TT
Yavru kurdun midesi yünlü gergedanların yok oluşuna ışık tuttu
Kurtun midesinde bulunan yünlü gergedan dokusundan, hayvanın tüm genomu çıkarıldı (Love Dalén)
Bilim insanları binlerce yıl önce ölen bir yavru kurdun midesindeki yünlü gergedan kalıntılarını kullanarak türün neslinin tükenme hikayesine ışık tuttu.
Sibirya'daki Tubat köyünde 2011'de yapılan çalışmalarda donmuş bir kurdun midesinin yünlü gergedanla dolu olduğu bulunmuştu.
Yavru hayvanın yaklaşık 14 bin 400 yıl önce bir toprak kayması sonucu yuvasının çökmesiyle öldüğü düşünülüyor.
Soğuk koşullar hayvanın cesedinin son derece iyi bir şekilde korunmasını sağlarken, muhtemelen son yemeğini kısa süre önce yediği için midesindeki kalıntılar da varlığını sürdürdü.
Binlerce yıl önce ölen hayvan kalıntılarından elde edilen DNA, genellikle tam genomu çıkarmaya elverişli olmuyor. Ancak donmuş topraktan çıkarılan örnekler genetik veriyi daha iyi koruyor.
İsveç'teki Paleogenetik Merkezi'nden araştırmacılar, kurdun midesindeki kalıntılardan yünlü gergedanın genomunu elde ederek yaklaşık 14 bin yıl önce soyu tükenen bu türün son birkaç yüzyılı hakkında bilgi edindi. Başka bir hayvanın midesindeki bir Buzul Çağı hayvanının tüm genomu ilk kez dizilendi.
Yavru kurt, donmuş toprak sayesinde son derece iyi korundu (Mietje Germonpré)
Bilim insanları bir tür yok olmadan hemen önce yaşamış hayvanların genomuna ulaşmanın da zorlu bir iş olduğunu söylüyor. Ancak bu veri, nesillerinin neden tükendiği hakkında önemli bilgiler sunabilir.
Bir türün yok oluş süreci uzun bir zamana yayılırsa çiftleşilebilecek hayvan sayısı da zamanla azalır. Bu durum akrabaların birbiriyle çiftleşmesine ve genetik çeşitliliğin azalmasına yol açar.
Bulguları hakemli dergi Genome Biology and Evolution'da dün (14 Ocak Çarşamba) yayımlanan çalışmada bütün genomu elde edilen yünlü gergedanın genetik verisi, biri 18 bin 500 ve diğeri de 48 bin 500 yıl önce ölmüş diğer iki yünlü gergedanla karşılaştırıldı.
Araştırmacılar türün yok olmasından önce genetik açıdan istikrarını kaybettiğine dair kanıt bulamadı.
Çalışmanın yazarlarından Edana Lord şöyle diyor:
Analizlerimiz, yünlü gergedanların yok olmasından önceki onbinlerce yıl boyunca akrabalarıyla çiftleşme seviyelerinde hiçbir değişiklik olmadığını, şaşırtıcı derecede istikrarlı bir genetik model sergilediğini gösterdi.
Bulgular, yünlü gergedanların nispeten hızlı bir şekilde, 300-400 yılda yok olduğuna işaret ediyor.
Araştırmacılar bu nedenle hayvanların, insanların avlamasından ziyade çevresel koşullar sonucu yok olduğunu düşünüyor.
Makalenin bir diğer yazarı Love Dalén, "Sonuçlarımız, Sibirya'nın kuzeydoğusuna ilk insanların gelmesinden sonra yünlü gergedanların 15 bin yıl boyunca sürdürülebilir bir nüfusa sahip olduğunu gösteriyor" diyerek ekliyor:
Bu da neslinin tükenmesine insan avcılığının değil, iklimin ısınmasının yol açtığına işaret ediyor.
Independent Türkçe, Guardian, Science Alert, Genome Biology and Evolution
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة