Fizan Bölge Konseyi Libya’yı bölecek mi güçlendirecek mi?

Fizan Bölge Konseyi Libya’yı bölecek mi güçlendirecek mi?
TT

Fizan Bölge Konseyi Libya’yı bölecek mi güçlendirecek mi?

Fizan Bölge Konseyi Libya’yı bölecek mi güçlendirecek mi?

Libya’nın güneyinde bir araya gelen çeşitli kabileler, ‘bölgenin uzun yıllar süren kaos, adaletsizlik ve yoksullukla boğuştuğunu, bunun sefalet içinde olmalarına ve haklarını kaybetmelerine neden olduğunu ve güvenliklerine yönelik tehdit oluşturduğunu savunarak ‘Fizan Bölge Konseyi’nin kurulduğunu duyurdular.
İtalya, ülkenin güneydeki bazı önemli isimlerin itirazlarına rağmen bu adımı memnuniyetle karşıladığını bildirdi.
Dokuz yıl önce eski rejimin devrilmesinden bu yana Libya’nın güneyi, ötekileştirilme, dışlanma, hükümet hizmetlerinin eksikliği, başta petrol ürünleri olmak üzere yüksek emtia fiyatları ve elektrik kesintilerinden şikayet ediyordu. Fakat bazıları, bu tür şikâyetlerin ülkeyi böleceğinden korkuyordu. Bunlardan biri olan Libya Kentleri ve Kabileleri Yüksek Konseyi altındaki Fizan Kabileleri Konseyi Başkanı Ali Misbah Ebu Sibiha, Fizan bölgesindeki herhangi bir oluşumu kategorik olarak reddettiğini ve böyle bir adımın, Fizan’ı bir araya getirse bile vatanın bölünmesinin bir habercisi olduğunu söyledi.
Ebu Sibiha, tüm Fizanlılara seslenerek, “Hasta yatağımda ölümle mücadele ediyorum, ancak bu adımı reddediyor ve buna karşı uyarıyorum” ifadelerini kullandı.
Şarku’l Avsat’ın yerel kaynaklardan edindiği bilgiye göre Konsey bildirisinde, Libya’nın “bölünmez bütünlüğü” vurgulansa da birlik ve toprak bütünlüğünün, Fizan'ı yöneten adem-i merkeziyetçi oluşum için piramidin temeli olduğu belirtilerek yönetimin adem-i merkeziyetçi olarak değiştirildiği açıklandı. Bildiride, “Adem-i merkeziyetçiliğe geçiş, Fizan’ı yöneten özerk ve sivil bir yapının oluşturulması, kabul görmesi ve güçlendirilmesinin yanı sıra toplumunu ilerletmek, bölgede güvenlik ve istikrarı sağlamak, bölge ekonomisini canlandırmak ve sakinlerine hizmet etmek için gerekli geniş yetkilere, bağımsız mali kaynaklara ve uygun yürütme mekanizmalarına sahip olmasını gerektiriyor” ifadeleri yer aldı.
Bildiride ayrıca şu uyarı yapıldı:
“BM Genel Kurulunun 21 Kasım 1949 tarihli kararı ve 24 Aralık 1951 Bağımsızlık Günü'nden gelen tarihi referans uyarınca Fizan kendisini siyasi olarak temsil etme hakkına sahiptir. Kendine has özelliklere sahip bir coğrafi bölge olan Fizan’ın sakinlerinin herhangi bir siyasi, ekonomik, askeri süreçte veya güvenlik düzenlemesinde üçte bir oranında temsil edilme hakkına vardır. Bu hakkın tanınmaması ya da uygulanmaması siyasi bir çözümün yanı sıra ulusal ve toplumsal adalet girişimlerini de zayıflatır.”
Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin (UMH) eski İş ve Rehabilitasyon Bakanı Dr. Ali Kalme Muhammed, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada bildiriyi savunurken Fizan ve Cufra, Ubari, Merzuk, Gat, el-Katrun, eş-Şati gibi bölgelerinde yaşayanların çoğunun bildiriyi onayladıklarını söyledi. Dr. Muhammed, bildirinin, söz konusu bölgelerde yaşayan Araplar, Tebu ve Tuareg kabilelerine mensup halk, halkın önde gelenleri, siyasi elitler, akademisyenler, gençler ve kadınlar tarafından desteklendiğini vurguladı.
Dr. Muhammed, Fizan Bölge Konseyi'nin kurulmasının ülkenin bölünmesine katkıda bulunabileceğine düşünenler olduğuna dair bir soruyu, “Konsey bildirisinde yer alan hedefler ve talepler son derece açık. Bunun üzerine yorum yapmaya gerek olduğunu düşünmüyorum” şeklinde yanıtladı. Libya'nın doğusu Berka bölgesini yöneten Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi (TM) Başkanı Akile Salih’in girişimiyle hemfikir olduğunu ifade eden Dr. Muhammed, ayrıca Kahire Girişimi ve Libya konulu Berlin Konferansı’nın sonuçlarını da desteklediğini kaydetti.
Bu gelişmeyi, Libya’nın batısını ve doğusunu yöneten hükümetleri sarsan ‘Büyük Fizan Başkaldırısı’ olarak niteleyen Dr. Muhammed, “Pratikte var olan Trablus ve Berka idari bölgelerindekine benzer şekilde Fizan Bölge Konseyi’nin kurulmasını talep eden bu kutlu ve barışçıl ayaklanmayla Fizan’ın üzerine hak güneşi doğdu. Bu ayaklanma, Fizan halkını kurtarmayı, milli servetin Libya'nın tüm bölgeleri arasında adil bir şekilde dağıtılması yoluyla Fizanlıların yaşadığı haksızlıkları, ötekileştirmeleri, yoksulluğu ve korkularını gidermeyi amaçlıyor” şeklinde konuştu.
Fizan bölgesinde birçok kültürü bir araya getiren faktörün, ‘ortak tarih ve kader’ olduğuna işaret edilen bildiride, tüm sakinlerinin hiçbir dışlamaya veya ötekileştirmeye maruz kalmadan adem-i merkeziyetçi yapıda yer alma hakkına sahip olduğu vurgulandı. Bildiride ayrıca “Fizan’ın siyasi, ekonomik, sosyal ve güvenlik kurumları tüm sakinlerinin adalet ve fırsat eşitliği temelinde katılımını garanti ediyor” denildi.
Bununla birlikte sosyal uzlaşıya dikkat çekilen bildiride, Fizan’ın adem-i merkeziyetçi yönetiminin ‘aynı vatandaki tüm insanlar için uzlaşı sağlamaya, barış içinde birlikte yaşamaya, ülke içinde ve dışında yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşünü sağlamak için tüm önlemleri almaya, milli ve uluslararası yasa ve geleneklere uygun bir şekilde geçiş döneminde bölgeye adalet getirmeye ve genel af yasalarını uygulamaya’ istekli olduğu vurgulandı.
Bildiride ayrıca yönetim kadrolarında gücün adil dağılımının yanı sıra bu kadrolarda kadınların ve özel gereksinimli bireylerin de bulunmasına önem verileceğinin altı çizilirken, “Tüm bunlar, Fizan’ın gelişimi için temel direklerdir. Bununla birlikte bir bütün olarak ulusal düzeyde toplum katılımı ilkelerinin pekiştirilmesidir” ifadeleri yer aldı.
Libya’nın iç işlerine herhangi bir şekilde yabancı bir müdahalenin tamamen reddedildiği vurgulanan bildiride, “Ülkemiz içindeki sorunlarımızı, her türlü dış müdahaleden uzak, açık ve şeffaf ulusal diyalog yoluyla çözebiliyoruz” denildi.
Öte yandan İtalya, güneydeki bazı isimlerin Fizan Bölge Konseyi’nin kurulmasına yönelik itirazlarını görmezden gelirken Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanlığı aracılığıyla yaşanan gelişmeyi memnuniyetle karşıladığını bildirdi.
İtalyan haber ajansı Adnkronos (AKI) tarafından yayınlanan bir bakanlık açıklamasında bu adımın, güney bölgesindeki ‘geniş sosyal ve kabile gerçekliğinin bir göstergesi’ olduğu ve ‘siyasi uzlaşı sürecine giden yoldaki son gelişmeleri’ temsil ettiği belirtildi.

Fizan Libya’nın üçüncü parçası
Libya'yı oluşturan Trablus (Kuzeybatı) ve Berka (Doğu) üç ana bölgeden biri olan Fizan ülkenin güneybatısında yer almakta.
1551-1577 yılları arasında Fizan Osmanlı İmparatorluğu egemenliğine girdi. 1711'de Trablus’un İstanbul'a sözde bağlı ama fiiliyatta özerk Karamanlı Hanedanı'nın eline geçmesiyle Fizan’ın Osmanlılarla bağlantısı kesildi. Osmanlılar 1835’te tekrar Fizan’ı İstanbul’a bağladı.
1911’de İtalya'nın Trablus'u işgal etmesinin ardından 1912’de Fizan da Uşi anlaşmasıyla İtalya’ya bağlandı. Fizan'daki Arap birliklerinin İtalyanlara direnişi ise 1930'lara kadar devam etti.
İtalyan ve Fransız işgallerinden 1947’de kurtulmasından sonra Trablusgarp, Fizan ve Berka (Sirenayka) birleşip 1951’de Libya Birleşik Krallığı'nı kurdular.



Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
TT

Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) komutanı Amiral Brad Cooper, Suriye hükümet güçlerini ülkenin kuzeyindeki Halep ve Tabka şehirleri arasındaki bölgede "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı ve Kürt güçleriyle aralarındaki "gerginliğin artmasını önleme" çabalarını memnuniyetle karşıladı.

Cooper, "Suriye hükümet güçlerini Halep ve Tabka arasında bulunan bölgelerdeki her türlü saldırı operasyonunu durdurmaya çağırıyoruz" diyerek, "Suriye'deki tüm tarafların gerginliğin artmasını önlemek ve diyalog yoluyla bir çözüm aramak için sürdürdüğü çabaları memnuniyetle karşılıyoruz" ifadelerini kullandı.


Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)

Son günlerde, Lübnan resmî makamlarının 2006’da kabul edilen ve 2024’te güncellenen 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasına bağlılık vurgusu ile, yalnızca ateşkesin kalıcı hale getirilmesini değil, silahların bırakılmasını ve gücün devlet elinde toplanmasını açıkça dile getirmeye başlayan uluslararası aktörlerin yaklaşımı arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor. Bu yeni yaklaşım, Lübnan devletini son derece hassas bir siyasi ve güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

İsrail’in artan askeri faaliyetleri ve Litani Nehri’nin güneyi ile kuzeyine yönelik hava saldırılarının sürmesi eşliğinde, Lübnan devleti 1701 sayılı kararın tüm hükümlerine bağlılığını ortaya koymaya çalışıyor. Resmî açıklamalarda, Lübnan ordusunun Mavi Hat boyunca görevlerini yerine getirdiği ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile iş birliği içinde sükûneti sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Lübnan’ın ‘ateşkese bağlı olduğunu ve uluslararası yükümlülüklerine saygı gösterdiğini’ yineleyerek, 2006’dan bu yana geçerli olan çerçevenin korunması yönündeki iradeye işaret etti.

Ancak Lübnan’ın bu yaklaşımı Batılı başkentleri artık ikna etmiyor. Son dönemde ABD ve Avrupa’dan gelen açıklamalar, ‘uluslararası toplumun istikrarı yönetme aşamasından, değişimi dayatma aşamasına geçtiğini’ açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Lübnan ordusunun güneyde sahadaki planını uygulamaya başlamasının ardından, silahların devlet otoritesi altında toplanması gerekliliği yönündeki söylem daha da güç kazanmış durumda.

Uluslararası silahsızlanma takvimi

Eski milletvekili Faris Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun Lübnan’daki tüm yasadışı silahların tasfiyesi, özellikle de Hizbullah’ın silahları için bir takvim belirlediğinin artık netleştiğini, bunun yalnızca Litani Nehri güneyindeki silahları kapsayan 1701 sayılı karar ile sınırlı olmadığını söyledi.

Said, “Lübnan yetkilileri bu takvimden haberdar, ancak kamuoyuna açıklanmadı. Yetkililerin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor, çünkü gecikme ülkeyi büyük siyasi ve güvenlik risklerine maruz bırakır” ifadelerini kullandı.

Said’e göre mevcut aşama, uluslararası yaklaşımda bir değişimi gösteriyor: “Artık odak sadece güneydeki durumu düzenleyen 1701 sayılı kararın uygulanmasında değil. Zira şimdi tüm milislerin silahsızlandırılması yönünde açık talepler öne çıkıyor” (yani 1559 sayılı karar). Said bu değişimi, ‘Lübnan siyasetinde silahın egemenliğine son verme iradesi’ olarak nitelendirdi.

Said ayrıca, “Lübnan’da Hizbullah tarafından yapılan sözlü tırmanış, gerçek durumla uyumlu değil. Hizbullah medyada tonunu yükseltiyor, ancak geniş çaplı bir askeri çatışmaya girişecek kapasitesi yok” değerlendirmesinde bulundu. Said, Hizbullah içinde iki eğilim olduğunu belirterek, birinin İran-ABD müzakerelerini beklediğini, diğerinin ise Hizbullah’ı çıkmazdan kurtaracak bir Arap çözümü arayışında olduğunu bildirdi.

 Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)

1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasının geçmiş yıllarda Hizbullah’ın silahları ve siyasi sisteme derinlemesine nüfuzu nedeniyle aksadığını belirten Said, Hizbullah’ın seçim yasası ve mezhep ötesi ittifakları aracılığıyla kendisine bir siyasi güvenlik ağı oluşturduğunu söyledi.

Said sözlerini şöyle noktaladı: “Artık Lübnan devletinin zaman kaybetme lüksü yok. Devlet, BM gözetiminde tek bir masada oturup bekleyen meseleleri çözmeli ve müzakerelere parti mantığıyla değil, devlet mantığıyla başlamalı. Zamanla yarış içindeyiz; eğer bu yılı da aşarsak ve silah konusunda siyasi çözümler bulamazsak, tüm Lübnan’ın yeniden şiddet sarmalına gireceği düşüncesi gerçek olabilir.”

1701 sayılı karar artık uygulanabilir değil

Lübnan devleti, uluslararası meşruiyet politikasını savunmak zorunda kalırken, ülkedeki en etkili güçlerden Hizbullah, kararı kabul eden devletlerin yorumladığı şekliyle 1701 sayılı kararın sınırlarını tanımıyor.

Hukuk profesörü Dr. Ali Murad, “Lübnan, savaşın ve ateşkes anlaşmasının ortaya çıkardığı güç dengeleri ışığında son derece zor bir gerçeklikle karşı karşıya” dedi. Murad, İsrail’in, Lübnan hükümetinin son olarak silahları devletin elinde toplama çabalarına rağmen, ‘adım adım’ dengesini aştığını belirtti.

Murad, güç dengelerinin bugün her zamankinden daha fazla İsrail lehine döndüğünü, özellikle Suriye rejiminin çöküşü ve Hizbullah’ın yanıt verememesi sonrası, herkesin durumu objektif şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Murad, “2006’da kabul edilen 1701 sayılı karar, o dönemdeki koşullar değiştiği için artık uygulanabilir değil” ifadesini kullandı.

Mevcut durumun çok daha zor olduğunu belirten Murad, Hizbullah’ın o dönemde silahlarını karar gereği teslim etmemesinin, sonraki uygulamaları daha karmaşık hale getirdiğini söyledi. Murad, savaş sonrası kabul edilen yorum çerçevesinde ateşkesin artık uygulanabilir olmadığını, durumun daha karmaşık ve zor hale geldiğini vurguladı.

Murad, Lübnan devletinin dolaylı müzakere fikrini kabul etmesinin, ulusal çıkarı koruma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini belirterek, bunun; saldırıların durdurulması, İsrail’in çekilmesi, tutukluların geri dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi açık hedefleri kapsaması gerektiğini ifade etti. Murad, “Bu hedeflerin hiçbiri Hizbullah’ın silahlarıyla artık gerçekleştirilemez” dedi.

Murad sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “2006 versiyonu artık geçerli değil, mevcut ateşkes versiyonu ise gerçeklik tarafından aşılmış durumda. Lübnan devleti ve Hizbullah, durumu olduğu gibi değerlendirmeli, inkâr veya kaçma yoluna başvurmamalı.”


İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara silahsızlanmaları için iki aylık bir ültimatom verdi ve bunu uygulamak için yeniden askeri müdahale tehdidinde bulunarak, savaşı yeniden alevlendirebileceğini belirtti.

İsrail kaynakları, Tel Aviv'in bu ültimatomu ABD ile tam bir mutabakat içinde verdiğini ve silahsızlanma sürecinin niteliğini ve kriterlerini İsrail'in belirleyeceğini ifade etti.

İsrail medya kuruluşu Kanal 12'ye göre ordu şimdiden bir askeri operasyon senaryosuna hazırlanıyor ve ABD Başkanı Donald Trump, "Onlar (Hamas) bunu kolay yoldan da zor yoldan da yapabilirler" diyerek İsrail'in pozisyonunu güçlendirdi.

13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)

Kanal haberinde, “Barış Konseyi ve teknokrat yönetim kurulduğu andan itibaren Hamas'a silahsızlanması için iki ay süre verilecek. Eğer bunu gönüllü olarak yapmazsa, İsrail ordusu müdahale edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail'de bu tehditkar tavrın, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında tam bir anlaşmanın sonucu olduğu iddiası var.

İsrailli bir güvenlik kaynağı, Hamas'ın belirtilen süre içinde silahsızlandırılmaması durumunda "İsrail ordusunun şimdiden planlar hazırladığını" belirtti.

İsrail güvenlik teşkilatının değerlendirmesine göre Hamas hâlâ sahada faaliyet gösteriyor, zaman onların lehine işliyor ve hareket çatışmalar sırasında ağır hasar görmüş olsa da çöküşten çok uzak.

Güvenlik değerlendirmelerine göre, “örgüt hâlâ Gazze’nin bazı bölgelerinde otorite ve askeri kontrolü sürdürüyor, sahada faaliyet gösteriyor ve özellikle hâlâ etkin kontrolü altında bulunan bölgelerde silahlanmaya ve büyümeye devam ediyor… Ortaya çıkan geçiş dönemi (Hamas'a) hizmet ediyor ve yeteneklerini yeniden inşa etmesine, yeraltı altyapısını harekete geçirmesine ve bir savaş gücünü yeniden kurmasına olanak tanıyor.”

 Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)

İsrail'deki bilgili kaynaklar, bu durum ışığında "mevcut aşamayı uzatmanın bir seçenek olmadığını" belirterek, "belirli ve sınırlı bir zaman çizelgesi belirlendiğini ve bu çizelgenin sonunda kesin bir karar verileceğini" vurguladı.

Siyasi ve güvenlik kaynakları, bu kararın ABD ile tam koordinasyon içinde alındığını ve Washington ile Tel Aviv arasında doğrudan varılan anlaşmaların bir parçası olduğunu doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu anlaşmalar, Hamas'ın silahsızlandırılmasının sadece belirtilen bir hedef değil, Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir ilerleme için bağlayıcı bir koşul olduğu konusunda da mutabakatı içeriyor.

Kaynaklar, İsrail'in "silahsızlanma" tanımının, kriterlerinin, nasıl doğrulanacağının ve ne zaman gerçek ve tamamlanmış sayılacağının tam kontrolüne sahip olacağını ifade etti.

İsrail kaynakları, kısmi bir dağılmanın veya sembolik bir adımın kabul edilmeyeceğini ve Hamas askeri yeteneklere sahip olduğu sürece "sarı hat’tan" geri adım atılmayacağını vurguladı.

İsrail, Hamas silahsızlandırılana kadar Gazze'de kurulan teknokrat hükümetle iş birliğinin sınırlı ve temkinli olmasına karar verdi.

Kaynaklar, İsrail'in teknokrat hükümetin bileşimini ve üyelerinin isimlerini incelediğini belirtti.

Tel Aviv'de hakim olan varsayım, Hamas'ın kendi isteğiyle silahsızlanmayacağı yönünde ve ültimatom, (askeri olarak) harekete geçmeden önce net bir zaman çerçevesi belirlemeyi de amaçlıyor.

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail'in uyarısı, yıkıcı bir savaştan iki yıl sonra geldi ve İsrail'in Hamas karşısında başka ne yapacağı bilinmiyor.

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki her türlü silahı ortadan kaldırmak ve tüm tünelleri yok etmek istiyor.

Hamas, Gazze Şeridi'nde iktidarı teknokrat bir hükümete devredeceğini açıkladı, ancak silahsızlanacağına dair bir açıklama yapmadı.

ABD yetkilileri, Axios'a daha önceki bir raporda, Hamas'ın gizli iletişimlerde, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının başlangıcıyla eş zamanlı olarak ABD'nin silahsızlanma planını kabul etmeye istekli olduğunu ifade ettiğini söylemişti.

Rapora göre, Trump'ın Hamas'ı silahsızlandırma planı, tüneller ve silah fabrikaları gibi askeri altyapının imha edilmesi, füzeler ile ağır silahların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek depolama alanlarına yerleştirilmesiyle başlayarak, aşamalı olarak uygulanmasını öngörüyor.

Aynı aşamada, Gazze Şeridi'nde teknokrat bir hükümete bağlı, güvenlik ve düzeni sağlamaktan sorumlu ve Şerit içinde silah bulundurma yetkisine sahip tek kurum olacak bir polis gücü oluşturmak için çalışmalar sürüyor.

İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin Hamas'ın silahsızlanma konusunda "olumlu sinyaller" gönderdiğini söylediğini aktarırken, ateşkesin başarısının ve kalıcı bir barışa dönüşmesinin, hareketin silahlarını bırakmasına ve İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, kişisel silahlarını teslim etmeye ve askeri faaliyetlerden vazgeçmeye istekli Hamas üyelerine özel af çıkarma olasılığını değerlendiriyor.