Suudi Arabistan: İyileşen hasta sayısı her geçen gün artıyorhttps://turkish.aawsat.com/home/article/2433346/suudi-arabistan-i%CC%87yile%C5%9Fen-hasta-say%C4%B1s%C4%B1-her-ge%C3%A7en-g%C3%BCn-art%C4%B1yor
Suudi Arabistan: İyileşen hasta sayısı her geçen gün artıyor
Suudi Arabistan'da bir kadın, salgın nedeniyle ellerini sterilize ediyor (Fotoğraf: Bashir Saleh)
Riyad/Şarku’l Avsat
TT
TT
Suudi Arabistan: İyileşen hasta sayısı her geçen gün artıyor
Suudi Arabistan'da bir kadın, salgın nedeniyle ellerini sterilize ediyor (Fotoğraf: Bashir Saleh)
Suudi Arabistan Sağlık Bakanlığı, bin 775 kişinin daha iyileşmesiyle ülkede sağlığına kavuşan toplam hasta sayısının 247 bin 89'a yükseldiğini duyurdu.
Sağlık Bakanlığı tarafından bugün yapılan açıklamada, bin 402 kişide daha koronavirüs (Kovid-19) tespit edildiği ve ülkedeki toplam vaka sayısının 284 bin 266'ya yükseldiği vurgulandı.
Suudi Arabistan Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Dr. Muhammed el-Abdulali yaptığı açıklamada, son 24 saat içerisinde 35 kişinin hayatını kaybettiğini belirtti.
Suudi Sağlık Bakanlığı, Krallık'ta ilk koronvirüs vakasının kaydedilmesinden bu yana ilk kez, kritik vakaların son iki hafta içinde yüzde 12 gibi önemli bir düşüş kaydettiğini söyledi.
Mekke Anlaşması, ABD'nin Ortadoğu'daki rolü açısından ne anlama geliyor?https://turkish.aawsat.com/k%C3%B6rfez/suudi-arabistan/5305482-mekke-anla%C5%9Fmas%C4%B1-abdnin-ortado%C4%9Fudaki-rol%C3%BC-a%C3%A7%C4%B1s%C4%B1ndan-ne-anlama-geliyor
Mekke Anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yapılan saldırıyı tümüne yapılmış saldırı olarak değerlendirerek caydırıcılığı güçlendiriyor (Independent Arabia)
Mekke Anlaşması, ABD'nin Ortadoğu'daki rolü açısından ne anlama geliyor?
Mekke Anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yapılan saldırıyı tümüne yapılmış saldırı olarak değerlendirerek caydırıcılığı güçlendiriyor (Independent Arabia)
İsa Nehari
Mekke Ortak Savunma Anlaşmasının imzalanmasının ardından Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan, bunun çeşitli ilişkiler ve çıkarlar ağının yerini alan alternatif değil, tamamlayıcı bir çerçeve olduğunu vurgulamaya önem verdi. Nitekim Riyad bu adımın Körfez, Arap ve uluslararası ilişkilerinin pahasına olmadığını açıkladı. Ankara, bunun NATO taahhütleriyle çelişmediğini vurgularken, İslamabad yeni anlaşmanın Suudi Arabistan ile yapılan Ortak Stratejik Savunma Anlaşması'ndan ayrı olduğunu vurguladı.
Bununla birlikte anlaşma, büyük bölgesel güçler arasında ortaklıklarını derinleştirme konusunda artan bir ilgiyi gösterdi ve bunun ABD'nin Ortadoğu'daki rolü üzerindeki etkisi hakkındaki soruları gündeme getirdi. Son güvenlik düzenlemeleri, yıllarca süren Amerikan güvenilirliğinin gerilemesinin ardından yeni bir bölgesel düzenin oluşumu bağlamında yorumlanırken, birçok analist bunların mutlaka Amerika Birleşik Devletleri'nin yerini almak anlamına gelmediğini, aksine çok katmanlı güvenlik sistemleri kurmayı ve caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçladığını düşünüyor.
Amerikan rolünün yeniden tanımlanması
Carter Doktrini, 46 yıldır bölgedeki Amerikan politikasının temel taşlarından birini oluşturdu. Bu doktrin, bir dış gücün Arap Körfezi'ni kontrol etme girişiminin Amerikan çıkarlarına yönelik saldırı teşkil edeceğini ve askeri güç de dahil olmak üzere gerekli bütün araçlarla karşılık verileceğini öngörüyordu. Son İran savaşı, Washington'un askeri müdahaleye hazır olduğunu gösterirken, özellikle Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan'ın gerilimi azaltma ve savaşın yayılmasını önleme yönünde baskı yapması göz önüne alındığında, kararlarının bölgesel ortaklarının çıkarlarıyla tutarlılığı konusunda soru işaretlerini de gündeme getirdi.
Şimdiye kadar ABD, anlaşma konusunda net bir pozisyon açıklamadı. Ancak, Pentagon'un Körfez Ofisi'nin eski başkanı David Des Roches verdiği demeçte, ABD'nin, etkisiz çerçeveler haline gelmedikleri veya amaçlarından sapmadıkları sürece, ortakları arasında bölgesel iş birliğine dayalı güvenlik düzenlemelerini genel olarak memnuniyetle karşıladığını söyledi. “Bu durumda, Washington'un anlaşmayı, açıkça İsrail karşıtı bir tavır almadığı sürece memnuniyetle karşılayacağına inanıyorum” ifadelerini kullandı.
Mekke Anlaşması, Ortadoğu'nun “tamamen Amerikan liderliğindeki bir güvenlik sisteminden” uzaklaştığının bir göstergesi olarak görülse de Londra’daki King's College’de savunma çalışmaları profesörü olan Andreas Krieg, anlaşmanın Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan'ın ABD'nin yerini almaya çalıştığı anlamına gelmediğini belirtti. Aksine, özellikle Washington'un bölgesel savaşları önleme, İsrail'i dizginleme veya İran saldırılarını caydırma konusunda yetersizliği göz önüne alındığında, kendi çıkarlarını korumak için güç ve kabiliyet geliştirmeye çalıştıklarını gösterdiğini belirtti.
Suudi Arabistanlı uluslararası ilişkiler araştırmacısı İyad el-Rifai, Mekke Anlaşması'nın, 2023'ten beri bölgeyi yeniden şekillendiren kümülatif yapısal dönüşümlere bir cevap olarak, ABD'nin bölgedeki rolünü sona erdirmek değil, yeniden tanımlamak sürecinin devamı olduğunu ifade etti. Bu durum, üç ülkenin İran ile savaş sonrası döneme hazırlanmasıyla birlikte ortaya çıktı; böylece savaş sonrası düzenlemelerde sadece pasif alıcılar değil, bölgenin geleceğini şekillendirmede aktif katılımcılar haline geliyorlar.
Caydırıcılığı güçlendirme ve yükü paylaşma
Mekke Anlaşması, mevcut bölgesel koşullardan ivme kazandı, ancak anlık bir karar değildi. Bu anlaşmadan önce, Riyad'ın Ağustos 2023'te ilk toplantısına ev sahipliği yaptığı Üçlü Savunma Komitesi kuruldu. Anlaşma, NATO'nun 5. Maddesine benzer şekilde, üç ülkeden herhangi birine yapılan saldırıyı tümüne yapılmış saldırı olarak değerlendirerek caydırıcılığı güçlendirirken, imzaya giden süreç, sürdürülebilir, kendi kendine yeten savunma yetenekleri oluşturmaya odaklandığını ortaya koyuyor. Suudi Arabistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Raid Karmali de anlaşmanın askeri bir eksen veya mezhepsel bir blok oluşturmadığını, nükleer emellerle veya silahlanma yarışıyla bağlantılı olmadığını vurgulayarak, bu yönü açıklığa kavuşturdu.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile anlaşmayı imzaladıktan sonra (AFP)
Resmî açıklamalara göre savunma sanayilerinde iş birliği, bunların yerelleştirilmesi ve bilimsel araştırmalar, Mekke Anlaşması'nın temel taşını oluşturuyor. Örneğin, Türkiye Kaan hayalet savaş uçağı geliştirme projesinin başarısına, Amerikan F-35 programından dışlanmasının ardından daha çok önem vermeye başladı. Projenin kendisi, Pakistanlı personelin geliştirilmesinde yer alması ve Suudi Arabistan'ın yatırım fırsatlarını ve üretiminin bir kısmını yerelleştirme olasılığını araştırması nedeniyle entegrasyon fırsatlarını yansıtıyor.
Anlaşma, ABD'nin ortakların güvenlik yüklerini paylaşması eğilimini güçlendirirken, Rifai, yeni düzenlemenin son on yıllarda bölgeye yönelik Amerikan stratejisindeki dalgalanmalarla daha yakından bağlantılı olduğunu belirtti. Irak Savaşı'ndan bu yana, birbirini takip eden yönetimlerin bazıları katılımı genişletmeye çalışırken, bazıları geri çekilmeyi ve Asya'ya odaklanmayı savundu; bu durum, ABD'nin Avrupa'da Rusya'ya yönelik politikasındaki kararsızlığa benziyor. Rifai, “katılım ve geri çekilme arasındaki bu gidip gelme, bölgedeki ülkeleri ilave güvenlik şemsiyeleri ve daha kendi kendine yeten çözümler aramaya yöneltti; özellikle de bölgenin zorluklarını en iyi anlayan ve bunları ele almak için siyasi, sosyal, tarihi ve kültürel meşruiyete sahip olan ülkeler oldukları için” değerlendirmesinde bulundu.
Birmingham Üniversitesi'nde araştırmacı olan Ömer Kerim yaptığı açıklamada, anlaşmanın bölgesel düzeyde güvenlik yüklerini paylaşmanın, ABD’nin müttefiklerinin ve ortaklarının bölgenin güvenliğine katkıda bulunmasını sağlamanın bir yolu olduğunu söyledi. Zira üç ülkeyi Washington'a bağlayan yakın bağlar, yeni anlaşmanın mevcut ABD merkezli güvenlik çerçevelerini tamamlayacağını gösteriyor. Ayrıca, üç ülke de savunma alanında Washington'a farklı derecelerde bağımlı olduğundan, bölgedeki ABD çıkarlarıyla doğrudan çelişen bir eylemde bulunmaları zor.
Statükonun korunması
Yeni güvenlik düzenlemeleri, İran savaşının sonuçlarından ayrılamaz. Kerim, üç ülkenin de statükoyu değiştirmeye çalışan güçleri caydırmada ve İran'ın hegemonik emellerini dizginlemede ortak bir çıkarı olduğunu düşünüyor. Bu emeller savaşın bir ürünü değil, ancak Kerim, İran'ın Hürmüz ve Bab’ul Mendeb Boğazlarındaki deniz trafiğini kontrol etmeye odaklanan yeni bir stratejik yaklaşımına işaret ediyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre üç ülkenin statükoyu koruma çıkarı, özellikle Amerikan rolünden etkilendi. Zira yaklaşık iki ay önce Tahran ile imzalanan mutabakat zaptı, Washington'un uzun süreli bir savaştan kaçınma ve seyrüseferi yeniden başlatma arzusunun, Hürmüz Boğazı'nda İran'a tavizler vermesine neden olabileceği endişelerini artırdı. Trump'ın hızlı bir anlaşma çağrısında bulunmasının ardından müzakerelerin yeniden başlamasıyla bu endişeler daha da arttı; Tahran ise zaman kazanmak için görüşmeleri uzatmayı sürdürdü.
Birmingham Üniversitesi'nden araştırmacı, anlaşmanın Tahran'a bölgeyi istikrarsızlaştırmak ve bölgesel hedeflerine ulaşmak için devlet dışı aktörleri kullanma modelinin hoş görülmeyeceği mesajını verdiğini belirtti. Yeni düzenlemenin, İran'ın bölge dışından gelen güçlerin müdahalesine itiraz etme gerekçesini zayıflattığını, çünkü Tahran'ın bölgesel güçler tarafından yönetilen bir güvenlik düzenlemesine meydan okumasının zor olduğunu belirtti.
İsrail de giderek daha iddialı ve genişleyen askeri davranışları nedeniyle üç ülke için ortak bir tehdit oluşturuyor. Kerim bu nedenle anlaşmanın, İsrail'in Afrika Boynuzu veya Maşrık’taki (Levant) eylemlerini tek taraflı olarak değil, önemli yeteneklere sahip devletleri zayıflatma veya egemenliklerini devlet dışı aktörler aracılığıyla çökertme girişimlerine karşı harekete geçmeye hazır olan üç yerleşik orta gücün kolektif olarak caydırabileceğini düşünüyor.
Karşılaştırmalı avantajlar ve özel motivasyonlar
Ortak bölgesel değerlendirmelerin ötesinde, anlaşmanın her taraf için özel motivasyonları bulunuyor. Des Roches bu motivasyonları şöyle açıklıyor; Suudi Arabistan İran ve vekillerinden gelen tehditlere karşı savunma yeteneklerini çeşitlendirmek ve geliştirmek için endüstriyel tabanlara sahip ortaklar istiyor. Türkiye, Avrupa'nın kendisini reddettiğini ve NATO ile ilişkilerinin gergin olduğunu hissettiği bir ortamda ittifak ağını genişletmeyi amaçlıyor. Nitekim Erdoğan hükümeti NATO’ya şüpheyle bakıyor ve darbe girişiminin bazı üyelerinin özellikle de Amerika Birleşik Devletleri tarafından desteklendiğine veya teşvik edildiğine inanıyor. Pakistan'a gelince, güvenlik doktrininde derine kök salmış olan “stratejik derinlik” kavramı, Hindistan'ın demografik ve coğrafi üstünlüğünü dengelemek için onu Riyad ve Ankara ile ortaklığını genişletmeye itiyor.
Araştırmacılar, üç ülkenin İran'ın hegemonik emellerini dizginleme konusunda ortak bir çıkarı olduğuna inanıyor (AFP)
ABD’li eski yetkili, Türk sanayisinin mühimmattan insansız hava araçlarına kadar uzandığını, Pakistan'ın ise 155 mm top mermisi gibi konvansiyonel askeri sanayide önemli yeteneklere sahip olduğunu belirtti. ABD ve diğer Batı ülkeleri arasında görülen önümüzdeki yıllarda silah ihracatına ilişkin daha fazla genel temkinlilik eğilimi göz önüne alındığında, Suudi Arabistan bu yeteneklerden faydalanabilir. Zira Batılı ülkelerin bu eğilimi, Riyad'ı kaynaklarını çeşitlendirmeye ve ihtiyaç duyulduğunda büyük miktarlarda mühimmata hızlı erişim sağlamaya itiyor. Öte yandan, Suudi Arabistan pazarı Türk ve Pakistan sanayileri için önemli fırsatlar sunuyor.
Üç ülke de anlaşmanın belirli ülkeleri hedef almadığını açıklarken, Türkiye Cumhurbaşkanlığı anlaşmanın “kardeş ülkelerin katılımına açık” olduğunu teyit etti ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Mısır'ın da katılacağını öngördü. Des Roches bunun muhtemel olduğuna inanıyor, ancak Kahire'nin özellikle ABD yardımını, özellikle de askeri yardımı, Kongre içinde olası herhangi bir adımdan koruma arzusunu göz önünde bulundurarak, İsrail'in endişeleri yatışana kadar katılmayı erteleyebileceğini düşünüyor.
Anlaşmanın genişleme potansiyeli, Rifai'nin bunu “zorunluluk ittifakı” olarak tanımlamasıyla örtüşüyor. İttifaklar ortak kimliğe dayanabilir veya stratejik ortamın gereklilikleri tarafından dayatılabilirken, bu yeni ittifak her iki unsuru da birleştiriyor. Üç İslam ülkesini içeriyor, ancak öncelikle 2023'ten bu yana Ortadoğu'nun sahne olduğu yapısal dönüşümlere yanıt veriyor; bu dönüşümler geçici askeri çatışmaların ötesine geçerek güç dengesindeki değişimleri, devletlerin saldırı ve savunma yeteneklerini, nüfuz ve kontrol sınırlarını ve hatta siyasi ve coğrafi haritaları kapsamaya başladı. Bu nedenle, Rifai’ye göre anlaşma bir güç gösterisi değil, bu dönüşümlere bir yanıt niteliğinde.
*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir."
Körfez İşbirliği Konseyi'nden Husilere karşı uluslararası baskı çağrısıhttps://turkish.aawsat.com/k%C3%B6rfez/5305264-k%C3%B6rfez-i%CC%87%C5%9Fbirli%C4%9Fi-konseyinden-husilere-kar%C5%9F%C4%B1-uluslararas%C4%B1-bask%C4%B1-%C3%A7a%C4%9Fr%C4%B1s%C4%B1
Körfez İşbirliği Konseyi'nden Husilere karşı uluslararası baskı çağrısı
Yemen donanmasına ait bir gemi, Kızıldeniz'deki Hanış Adası yakınlarında (AF
Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK), uluslararası topluma Husilerin saldırıları karşısında kararlı bir tutum alma çağrısında bulundu. Konsey, Suudi Arabistan'ın ve ticari gemilerin hedef alınmasının bölgenin güvenliği ile uluslararası deniz taşımacılığı açısından doğurabileceği sonuçlara karşı uyarıda bulunurken, Riyad'ın güvenliğini ve egemenliğini tehdit eden gelişmeler karşısında Suudi Arabistan'la tam dayanışma içinde olduğunu vurguladı.
KİK Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyelerinin 7 Ağustos'ta yayımladığı ve Husilerin 13 Temmuz'dan bu yana Suudi Arabistan'a düzenlediği füze saldırıları ile 22 Temmuz'dan itibaren ticari gemileri hedef alan saldırıların kınandığı açıklamayı memnuniyetle karşıladı.
Budeyvi, Suudi Arabistan'a yönelik tekrarlanan saldırıların ülkenin egemenliğinin açık bir ihlali ve güvenliği, istikrarı ile toprak bütünlüğüne yönelik doğrudan bir tehdit olduğunu söyledi. Ticari gemilerin hedef alınması ve uluslararası deniz ulaşım hatlarının tehdit edilmesinin ise bölgesel güvenlik ve istikrarı tehlikeye atan ciddi bir tırmanış anlamına geldiği uyarısında bulundu.
KİK Genel Sekreteri, uluslararası topluma söz konusu saldırılar karşısında sorumluluklarını yerine getirme ve Husileri hesap vermeye zorlamak, saldırılarını ve tekrarlanan ihlallerini durdurmak için kararlı bir uluslararası tutum alma çağrısı yaptı.
Budeyvi ayrıca KİK ülkelerinin Suudi Arabistan'ın yanında olduğunu ve Riyad'la tam dayanışma içinde bulunduğunu belirterek, ülkenin güvenliğini, egemenliğini, vatandaşlarının ve ülkede yaşayanların can güvenliğini korumak amacıyla aldığı tedbirleri desteklediklerini ifade etti.
Husilerden bölgesel güvenliği tehdit eden yeni saldırılar
KİK'in açıklaması, geçen temmuz ayında başlayan ve Suudi Arabistan'ı hedef alan füze saldırılarının yanı sıra ticari gemilere yönelik saldırıları da kapsayan Husilerin tırmanan eylemleri sırasında geldi. Söz konusu saldırılar, gerilimin daha geniş bir alana yayılabileceği ve bunun bölgenin güvenliği ile deniz ulaşımı ve uluslararası ticaret üzerindeki olası etkilerine ilişkin endişeleri artırdı.
Körfez ve Arap ülkeleri daha önce de Husilerin saldırılarını kınayarak Suudi Arabistan'la dayanışmalarını yinelemiş ve Riyad'ın güvenliğini ve egemenliğini korumak için gerekli tedbirleri alma hakkının bulunduğunu vurgulamıştı. Bölgesel ve uluslararası açıklamalarda ise deniz ulaşımına yönelik tehditlerin bölgesel ve uluslararası güvenlik ile istikrar açısından doğurabileceği sonuçlara karşı uyarılarda bulunulmuştu.
Güvenlik Konseyi saldırıları kınadı
BM Güvenlik Konseyi üyeleri, 7 Ağustos'ta yayımlanan açıklamada Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarının yanı sıra ticari gemileri hedef alan saldırıları da kınadı.
Konsey üyeleri, Yemen'de gerilimin tırmanmasından duydukları endişeyi dile getirerek bunun barış çabalarını sekteye uğratabileceği ve uluslararası barış ve güvenliği tehdit edebileceği uyarısında bulundu.
Güvenlik Konseyi üyeleri, Yemen'in egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğüne bağlılıklarını yineledi. Husilere gerilimi tırmandırmaktan kaçınma çağrısı yapan üyeler, BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg'in, üzerinde mutabık kalınan referanslara ve ilgili Güvenlik Konseyi kararlarına dayanan, Yemenlilerin öncülüğünde ve sahipliğinde kapsamlı, müzakere edilmiş bir siyasi çözüme ulaşma çabalarına destek verdiklerini vurguladı.
Arap ve İslam ülkeleri, BM Güvenlik Konseyi’nin Husi saldırılarını kınayan açıklamasını memnuniyetle karşıladıhttps://turkish.aawsat.com/k%C3%B6rfez/5304997-arap-ve-i%CC%87slam-%C3%BClkeleri-bm-g%C3%BCvenlik-konseyi%E2%80%99nin-husi-sald%C4%B1r%C4%B1lar%C4%B1n%C4%B1-k%C4%B1nayan
Arap ve İslam ülkeleri, BM Güvenlik Konseyi’nin Husi saldırılarını kınayan açıklamasını memnuniyetle karşıladı
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BM)
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin, Husi milislerinin Suudi Arabistan’a ve ticari gemilere yönelik saldırılarını kınayan açıklaması geniş bir memnuniyetle karşılandı. Bildiride; Yemen’in egemenliğine, birliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesinin yanı sıra bölgesel güvenliği ve seyrüsefer özgürlüğünü tehdit eden eylemlerin reddedildiği vurgulandı. Ayrıca, gerilimin tırmandırılmasından kaçınılması ve Yemen’deki çatışmayı sona erdirecek siyasi sürecin desteklenmesi çağrısında bulunuldu.
Kuveyt
Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, BM Güvenlik Konseyi üyelerinin 13 Temmuz’dan bu yana Suudi Arabistan’a yönelik Husi füze saldırılarını ve 22 Temmuz’dan itibaren ticari gemileri hedef alan eylemleri kınayan açıklamasını memnuniyetle karşıladığını bildirdi.
Bakanlıktan yapılan açıklamada, uluslararası hukuka ve başta 2216 sayılı karar olmak üzere BM Güvenlik Konseyi kararlarına bağlılığın, Yemen’in egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesinin yanı sıra bölgesel güvenliği ile deniz seyrüsefer hak ve özgürlüklerini tehdit eden eylemlerin reddedilmesinin takdirle karşılandığı belirtildi.
Kuveyt, Suudi Arabistan’ın güvenliğini ve egemenliğini korumak amacıyla aldığı tüm tedbirlere tam dayanışma ve desteğini yinelerken; Yemen hükümetine ve BM elçisinin ülkede barış ile istikrarı sağlamaya yönelik çabalarına olan desteğini teyit etti.
Katar
Katar Dışişleri Bakanlığı, BM Güvenlik Konseyi açıklamasını memnuniyetle karşıladığını belirterek, Husilerin Suudi Arabistan’a ve ticari gemilere yönelik saldırılarının kınanmasını, uluslararası hukuka ve BM Güvenlik Konseyi kararlarına uyulması gerekliliğinin altının çizilmesini ve bölgesel güvenlik ile deniz seyrüseferini tehdit eden eylemlerin reddedilmesini takdirle karşıladı.
Katar, Suudi Arabistan ile tam dayanışma içinde olduğunu ve ülkenin güvenlik ve egemenliğini korumak adına aldığı tedbirleri desteklediğini yinelerken; Suudi Arabistan’ın güvenliğinin ‘Katar’ın ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin güvenliğinin ayrılmaz bir parçası’ olduğunu vurguladı.
Dünya İslam Birliği
Yayımlanan BM Güvenlik Konseyi açıklamasını memnuniyetle karşılayan Dünya İslam Birliği (Rabıta), Husilerin Suudi Arabistan’a ve ticari gemilere yönelik saldırılarının kınanmasını takdirle karşıladı.
Rabıta Genel Sekreteri Şeyh Dr. Muhammed bin Abdulkerim el-İsa, Suudi Arabistan’ın güvenliğini, egemenliğini, vatandaşlarının ve ülke sınırları içerisindeki yerleşik halkın emniyetini korumak adına aldığı tüm tedbirlerde Rabıta olarak tam dayanışma içinde olduklarını ifade etti. El-İsa ayrıca, Yemen hükümetine ve ülkede güvenlik ile istikrarı sağlamayı hedefleyen uluslararası çabalara verdikleri desteği yineledi.
Suudi Arabistan, Yemen hükümetine olan sarsılmaz desteğini yineledi
Suudi Arabistan, BM Güvenlik Konseyi üyelerinin 7 Ağustos tarihli bildirisinde yer alan; uluslararası hukuka ve başta 2216 sayılı karar olmak üzere ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarına uyulması, ayrıca Yemen’in egemenliğine, birliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi yönündeki vurguları takdirle karşıladı.
Uluslararası topluma Güvenlik Konseyi kararlarının uygulanması konusunda sorumluluk alma çağrısını yineleyen Suudi Arabistan, bölge güvenliğini, uluslararası seyrüsefer ve ticaret emniyetini tehdit eden, aynı zamanda Yemen ve bölgede barışı sağlama çabalarını baltalayan ihlal ve uygulamalara karşı kararlı bir duruş sergilenmesini talep etti.
Riyad yönetimi, kendi güvenliğini ve egemenliğini koruma, her türlü saldırıya karşı kendisini, vatandaşlarını, tesislerini ve kaynaklarını uluslararası hukuka uygun olarak savunma ve gerekli tedbirleri alma konusundaki kararlılığını vurguladı. Açıklamada ayrıca Yemen hükümetine ve BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg öncülüğünde ülkede ve bölgede güvenlik ile istikrarı sağlayacak siyasi bir çözüme ulaşılması amacıyla yürütülen çabalara verilen destek yinelendi.
BM Güvenlik Konseyi bildirisinde neler yer alıyor?
BM Güvenlik Konseyi üyeleri, 7 Ağustos’ta yayımladıkları bildiride Husilerin Suudi Arabistan’a ve ticari gemilere yönelik saldırılarını kınayarak, Yemen’de tırmanan gerilimin barış çabalarını baltalamasından ve uluslararası barış ile güvenliği tehdit etmesinden duydukları endişeyi dile getirdi.
Konsey üyeleri ayrıca, 3 ve 13 Temmuz tarihlerinde Sana ve Hudeyde havalimanlarına Yemen hükümetinin izni ve onayı olmadan yapılan uçak inişlerini kınayarak, bu durumun uluslararası sivil havacılık kurallarının ihlali anlamına geldiğini belirtti.
Yemen’in egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne olan bağlılığın vurgulandığı bildiride, Husilere gerilimi tırmandırmaktan kaçınmaları çağrısında bulunuldu. Bildiride, Güvenlik Konseyi üyelerinin; Grundberg’in, kabul edilen referanslar ve ilgili Güvenlik Konseyi kararları temelinde, Yemen liderliğinde ve sahipliğinde kapsayıcı, müzakere edilmiş bir siyasi çözüme ulaşma çabalarına verdiği destek teyit edildi.
BM Güvenlik Konseyi’nin bu kararlı duruşu, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik füze saldırıları ile ticari gemileri hedef alan eylemlerinin ardından geldi. Yaşanan bu tırmanış, bölgesel güvenlik, uluslararası seyrüsefer ve ticaret özgürlüğünün yanı sıra Yemen’deki çatışmayı sona erdirmeyi amaçlayan barış sürecine yönelik uluslararası endişeleri artırmıştı.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة