‘Lübnan felaketi’ Suriye'yi nasıl etkiliyor?

‘Lübnan felaketi’ Suriye'yi nasıl etkiliyor?
TT

‘Lübnan felaketi’ Suriye'yi nasıl etkiliyor?

‘Lübnan felaketi’ Suriye'yi nasıl etkiliyor?

Beyrut patlamasının Şam üzerindeki etkileri, Lübnan’da yaşayan, yerlerinden edilmiş veya ülkeyi ziyaret eden Suriyelilerin maruz kaldığı kayıplar veya maddi zararlar sonucunda doğrudan hasarlarla sınırlı kalmayacak, aksine siyaset, ekonomi ve ordu alanına da ulaşacak.
Beyrut limanındaki küllerin dağılmaya başlamasıyla Lübnanlı taraflar, Lübnan krizinin kısmen sorumlusu olarak görülen ve sayıları yaklaşık 1 milyona ulaşan Lübnan’daki yerinden edilmiş Suriyeliler meselesini yeniden açmaya ve Lübnan’ın çöküşünün kötüleşmesi durumunda Avrupa’ya yönelmeleri için kapıları açma tehdidinde bulunarak, bu meseleyi Batı ülkelerine karşı bir ‘müzakere kartı’ olarak kullanmaya çalışıyor. Bu çerçevede Suriyeli işçilerin, patlamadan etkilenen diğerleri gibi enkazları kaldırmak için hızlı bir uğraş verdikleri de görmezden gelindi.
Lübnanlı politikacılar, patlamayı Suriye tiyatrosunda suçlamalarda bulunmak üzere cephane olarak kullandı. Bazıları, ‘amonyum nitratın’ silahlı gruplara transfer edilmek, bazıları ise askeri operasyonlarını desteklemek için hükümet güçlerine ve müttefiklerine transfer edilmek üzere limanda ​​depolandığını iddia etti. İki taraf, limanındaki bu stokun, 9 yıldır devam eden Suriye savaşı cephaneliği olduğu görüşündeydi.
Beyrut’ta olduğu gibi Şam’da da patlamanın kapalı kapıları açabileceğine ve Şam’a ekonomik ve siyasi izolasyon uygulayanları, insani kapıları yeniden açmaya zorlayacağına dair bir inanç var. Bu yoldaki ilk işaret, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in Lübnanlı mevkidaşı Mişel Avn’a ‘Suriye’nin, kardeş Lübnan’ın yanında ve direnen halkıyla dayanışma içinde olduğunu’ belirtmesiyle geldi. Esed, “Bu trajik kazanın etkilerinin üstesinden gelebileceğinizden ve ortaya çıkan hasarı mümkün olan en kısa sürede yeniden inşa edeceğinizden eminiz” ifadelerini kullandı. Durum, insani sempatinin ötesine geçerken, Lübnan felaketinin kıvrımlarına girme ve bu krizin Avrupa ve Batı ülkelerinin Şam’a karşı ekonomik yaptırımları, diplomatik- siyasi izolasyonu ve Suriye’nin yeniden inşası için siyasi koşullara ilişkin tavrı açısından atılımlar karşısında bir bahis oynandığı açık.
Diğer bir bahis ise şu: Beyrut limanının yıkılması, Suriye ve Lübnan’ın yeniden inşası için bir alternatif aramayı gerektirecek. Nitekim Lazkiye limanı bu alternatiflerden biri olabilir. Ama nasıl? Türkiye sınırında, insani yardımları Suriye’nin kuzeyine ulaştırmak için bir kapı mevcut. Rusya’nın Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) Ürdün, Irak ve Türkiye ile kapıları kapatması için yaptığı baskıdan sonra sınır aracılığıyla yardımların nakledildiği tek geçit oldu. Şam’a yardım ulaştırmak amacıyla bir Beyrut limanı mevcuttu. Limanın yıkılması sonrasında büyük kamyonların geçişi için alternatif kapılar düşünülüyor. Birleşmiş Milletler (BM), patlamanın hemen ardından Beyrut limanında meydana gelen büyük hasarın, Suriye’ye yapılan yardımı olumsuz etkileyeceğini duyurdu. Bu çerçevede alternatifin, İranlı bir şirketin gözünü diktiği Rusya’nın askeri üssüne yakın Lazkiye limanı olduğunu savunanlar var. Moskova’nın, tecrit duvarında bir delik açmak için Suriye limanının kullanılmasına zorlayacağında ise şüphe yok. Bu durum, liman felaketinden sonra Lübnan’ı desteklemek isteyen Batılı ülkelerin, Beyrut ve Şam ile ilişkilerini normalleştirmeden görevini zorlaştıracak. Bölgesel ve uluslararası güçler arasında bir gerilim alanı yaratacak.
Askeri yankılara gelince Lübnan felaketi ışığında Suriye savaş alanlarını sakinleştirme gerekliliğine dair sesler ortaya çıkabilir. Bazı taraflar, Suriye’de hesapları tasfiye etmek ve çatışmaları çözmek için Lübnan’daki bu koşullardan faydalanmaya zorlanabilir. Ancak seçenekler pusulası, büyük ölçüde patlamanın Hizbullah üzerindeki etkisiyle bağlantılı. Zira Hizbullah’a daha fazla baskı yapmak için patlamayı kullanma çabaları da mevcut. Lübnan ekonomik krizinin ağırlığı altında kalan Hizbullah, ek baskıların da odağında. Muhtemelen Hizbullah, yakın ve orta gelecekte liman faciası meselesi ve uluslararası mahkemenin Başbakan Refik Hariri suikastını soruşturma kararıyla meşgul olacak. Bu bağlamda ise Hizbullah, bu nedenlerle ve özellikle de ABD ve İsrail’in Suriye’nin güneyindeki Golan, Dera ve es-Suvayda’dan geri çekilme gibi taleplerine yanıt olarak, Rus baskısıyla ilgili diğer unsurlardan dolayı Suriye'deki hesaplarını gözden geçirmeye yönelebilir.
Aynı şekilde batıdan gelen tahminler, İsrail’in gelecek Kasım ayında yapılacak ABD seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte, kuzey cephelerinde ‘stratejik konumlanmayı’ önlemek için Suriye genelinde İran mevziilerine yönelik saldırılarını artırarak, Lübnan’daki bu yeni denklemi kullanabileceğini gösteriyor. Tüm bunlar da oyuncuların hesaplarından, Suriye ve Lübnan’daki dengeyi kontrol etme yeteneğinden kaçabilmek üzere kapıları açıyor.



Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
TT

Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)

Geçtiğimiz salı akşamı, Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünün açıklanmasıyla birlikte, uzun soluklu bir siyasi sürecin de sonuna gelindi. Yıllar boyunca uluslararası alanda ‘rejimin kabul edilebilir yüzü’ ve babasının iktidarının muhtemel varisi olarak görülen Seyfülislam Kaddafi, 2011 sonrası dönemde ise uluslararası düzeyde aranan bir sanığa dönüştü. Daha sonra başkanlığa aday olarak ortaya çıkan Kaddafi, gölgelerden çıkarak yeniden Libya’daki siyasi kutuplaşmanın merkezine yerleşti.

Peki Seyfülislam Kaddafi kimdi ve siyasi kariyeri boyunca hangi rolleri üstlendi?

‘Geçiş projesi’ olmaya çalışan rejimin oğlu

Seyfülislam Kaddafi, 25 Haziran 1972’de doğdu ve babasının onlarca yıl yönettiği Libya’da büyüdü. 1990’lı yıllarda Trablus’ta mimarlık eğitimi alan Kaddafi, daha sonra Batı ağırlıklı bir eğitim yolunu izleyerek Avusturya’da işletme eğitimi gördü. Akademik kariyerini ise 2008 yılında Londra Ekonomi Okulu’ndan (LSE) aldığı doktora derecesiyle tamamladı. Bu eğitim süreci, ona aynı anda hem ‘teknokrat’ hem de ‘elit’ bir imaj kazandırdı.

dferg
Libya lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam, 23 Ağustos 2011 tarihinde başkent Trablus'ta destekçilerini selamlıyor. (Reuters)

Ancak eğitim, siyasetten bağımsız bir unsur olmadı. Çeşitli anlatımlara göre Seyfülislam Kaddafi, bu süreçte Batılı çevreler ve etkili isimlerle geniş bir ilişki ağı kurdu; babasının rejimine temkinli yaklaşan başkentlerle Libya arasında bir köprü olarak kendini konumlandırmasında bu bağlantılar belirleyici rol oynadı.

‘Uluslararası bir figür’ olarak yükselişi ve uzlaşma dosyaları

2000’li yılların başından itibaren, herhangi bir resmî ve sürekli devlet görevi üstlenmemesine rağmen, Seyfülislam Kaddafi’nin adı hassas dosyalarda öne çıkmaya başladı. Dış uzlaşma süreçlerinde ve arabuluculuk girişimlerinde rol oynadı; adı, tartışmalı dönüm noktalarıyla birlikte anıldı. Bunlar arasında Lockerbie davası kapsamında yürütülen tazminat düzenlemeleri ile Batı’yla kademeli normalleşme sürecine ilişkin dosyalar yer aldı. Bu dönemde Seyfülislam, ekonomik ve siyasi modernleşmeden söz eden bir ‘reformcu’ figür olarak lanse edilirken, babasının kurduğu yönetim yapısıyla açık bir kopuş ilan etmedi.

Söz konusu yıllarda, uluslararası alandaki varlığını yönetmek üzere etrafında idari, mali ve medya alanlarında çalışan bir ekip oluşturuldu. Lüks bir yaşam tarzı ve geniş ilişki ağlarına işaret eden göstergeler dikkat çekti. Batılı bir gazetecilik anlatısı, Londra’daki ikameti süresince yürütülen yazışmalar, düzenlemeler ve halkla ilişkiler faaliyetlerini, 2011’de Muammer Kaddafi yönetimine karşı patlak veren ayaklanma öncesindeki ‘perde arkasına’ açılan nadir bir pencere olarak tanımladı.

Londra'da: Bağlantılar ve aracılar

İngiltere’de bulunduğu dönemde, özel hayat ile kamusal alan arasındaki sınırlar giderek iç içe geçti. Prestijli bir üniversitede eğitim, iş dünyasından çevrelerle ve siyasi figürlerle kurulan ilişkiler ile güvenlik ve gayriresmi temsil gereklilikleri çerçevesinde çeşitli kurum ve yapılarla temaslar bu sürecin parçaları oldu.

fevf
Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam Kaddafi, 25 Mayıs 2014 tarihinde Zintan şehrindeki bir hapishane içinden duruşmaya katılıyor. (Reuters)

Buna paralel olarak, belirli dosyalar etrafında halkla ilişkiler faaliyetleri yoğunlaştı. Bunların başında, İngiltere’de ve uluslararası alanda uzun süre tartışma konusu olan Lockerbie hükümlüsü Abdülbasit el-Megrahi’nin serbest bırakılmasına yönelik girişimler geldi. Batılı raporlara göre bu süreç, medya ve siyasi baskı faaliyetleriyle birlikte yürütüldü.

2011... Devrimle yüzleşme

Şubat 2011’de Libya’da başlayan protestolar ve ardından patlak veren savaşla birlikte, Seyfülislam Kaddafi’nin söylemi de değişti. ‘Reform’ vurgulu çizgiden açık bir meydan okuma diline geçen Kaddafi, rejimi savunan ve muhaliflerini tehdit eden açıklamalarla kamuoyunun karşısına çıktı. Bu tablo, birçok gözlemciye göre, onu sistem içinde ‘yumuşak bir alternatif’ olarak konumlandıran imajın sona erdiği kırılma noktası oldu. Bu gelişmelerin ortasında, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 27 Haziran 2011’de Seyfülislam Kaddafi hakkında insanlığa karşı suçlar kapsamında tutuklama kararı çıkardı.

sdf8o98
Seyfülislam Kaddafi, 19 Kasım 2011'de Libya'nın Zintan kentinde bir uçakta otururken (Reuters)

Trablus’un düşmesi ve Muammer Kaddafi’nin öldürülmesinin ardından, Kasım 2011’de Seyfülislam Kaddafi’nin yakalandığı açıklandı. Böylece, uzun süreli tutukluluk ve kamuoyundan uzak bir dönemle tanımlanan yeni bir sürece girildi.

Trablus’taki bir mahkeme, 2015 yılında, Seyfülislam Kaddafi’yi gıyabında kurşuna dizilerek idam cezasına çarptırdı. Yaklaşık 30 Kaddafi dönemi yetkilisiyle birlikte yargılandığı davada, babasının iktidarına karşı ayaklanma sırasında göstericilerin öldürülmesi de dahil olmak üzere savaş suçlarından hüküm giydi. Ancak söz konusu karar daha sonra iptal edildi.

Kayboluş ve ardından 'siyasi geri dönüş'

Seyfülislam Kaddafi’nin 2017 yılında bir af yasası kapsamında serbest bırakıldığı duyuruldu. Bu tarihten sonra kamuoyundaki görünürlüğü sınırlı kalan Kaddafi, 2021’de başkanlık seçimleri için adaylık başvurusunda bulunarak yeniden gündeme geldi. Gür sakalı ve geleneksel kıyafetleriyle verdiği görüntü, eski rejim yanlılarının toplumsal tabanının bir kesimiyle uzlaşma mesajı olarak yorumlanırken, yıllar süren bölünmenin ardından merkezi devlet fikrini yeniden canlandırma çabasına da işaret etti.

Ancak bu geri dönüş, hukuki ve siyasi engellere takıldı. Libya içindeki önceki yargılamalar ve verilen hükümler ile UCM’nin tutuklama kararının yürürlükte olması, Seyfülislam Kaddafi’nin adaylığını tartışmalı bir mesele haline getirdi.

Öldürülmesi

3 Şubat 2026’da Libya’nın resmi haber ajansı, Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünü duyurdu. Seyfülislam’ın siyasi ekibinin başkanı Abdullah Osman, Libya el-Ahrar televizyon kanalına yaptığı açıklamada, 53 yaşındaki Seyfülislam Kaddafi’nin evinde dört kişilik bir grup tarafından öldürüldüğünü söyledi. Osman, “Dört silahlı kişi Seyfülislam’ın ikametgâhına girdi, güvenlik kameralarını devre dışı bıraktıktan sonra kendisini öldürdü” ifadesini kullandı.


Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)
TT

Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)

Alman Silahlı Kuvvetleri, Ortadoğu'daki gerginliğin tırmanmasıyla birlikte "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'ta konuşlandırılan asker sayısını azaltacağını duyurdu.

Alman ordusunun operasyon komuta merkezi, artan bölgesel gerginlikleri gerekçe göstererek dün, görev için varlığı gerekli olmayan personelin geçici olarak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil'den çekileceğiniaçıkladı.

Askeri bir sözcü, yeniden konuşlandırılacak asker sayısını veya bölgede kalacak gücün büyüklüğünü belirtmekten kaçındı.

Şarku’l Avsat’ın Alman Der Spiegel dergisinden aktardığına göre bu adım, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında potansiyel bir askeri gerilimin artması riskine yanıt olarak atıldı.

Dergi, Washington ve Tahran arasındaki devam eden ve artan gerilimler nedeniyle bu adımın gerekli olduğunu belirten bir parlamento brifingine atıfta bulunarak, Almanya'nın Kuzey Irak'taki askeri varlığını önemli ölçüde azaltmayı planladığını bildirdi.

Ortak Operasyonlar Komutanlığı ise bu adımı ihtiyati bir önlem olarak nitelendirerek, kalan personelle temel görevlerini yerine getirmeye devam edeceğini vurguladı.

Kararın, sahadaki çok uluslu ortaklarla yakın bir koordinasyon içinde alındığını belirten yetkili, Alman askerlerinin güvenliğinin en büyük öncelik olduğunu vurguladı.

Almanya, DEAŞ'ın yeniden ortaya çıkmasını önlemek amacıyla Irak güçlerine eğitim de dahil olmak üzere Irak'ı desteklemek için uluslararası bir misyona katılıyor.

Misyon Erbil'e odaklanmış durumda, ancak Der Spiegel'in haberine göre son zamanlarda yaklaşık 300 Alman askeri ülke genelinde, çoğunlukla Ürdün'de konuşlandırıldı.


CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
TT

CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) yaptığı açıklamada, güçlerinin 27 Ocak ile 2 Şubat tarihleri ​​arasında Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu. X platformu üzerinden dün yayınlanan açıklamada CENTCOM, DEAŞ’ın iletişim merkezlerini ve silah depolarını tespit edip imha ettiğini belirtti.

CENTCOM Başkanı Brad Cooper, “Bu saldırılar, DEAŞ’ın Suriye'de yeniden güçlenmesini önleme kararlılığımızın altını çiziyor… ABD'nin, bölgenin ve tüm dünyanın güven içinde yaşayabilmesi için DEAŞ’ın kalıcı olarak yenilgiye uğratılmasını sağlamak üzere Küresel Koalisyon ile koordineli olarak çalışıyoruz” dedi.  

CENTCOM açıklamasında, askeri operasyonlarının son iki ayda 50'den fazla DEAŞ üyesinin öldürülmesi veya yakalanmasıyla sonuçlandığı vurgulandı.