Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (İHA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (İHA)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (İHA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (İHA)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye ne zaman küresel gündemlere ilişkin bir irade ortaya koysa, ne zaman bölgesel hakları ile ilgili adımlar atsa ekonomi üzerinden bir hesaplaşmanın devreye sokulduğunu görüyoruz. Türkiye ekonomide, bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir” dedi.
Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı sonrasında kameraların karşısına çıkan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beyrut'ta yaşanan patlama ve Akdeniz ile Ege'de yaşanan olaylara değinirken, konuşmasının büyük bölümünü ekonomik gelişmelere ayırdı.
Beyrut'ta yaşanan patlama sonrası yaşanan gelişmelere değinen Erdoğan, Ege ve Akdeniz'de Türkiye'nin haklarını ve hukukunu yok saymaya yönelik girişimlere verilen cevapları anlattı. Erdoğan, “Bölgedeki sismik araştırma faaliyetlerimizi Almanya Şansölyesi Merkel'in ricası üzerine iyi niyet nişanesi olarak bir süreliğine ertelemiştik. Ancak Yunan tarafı hüsnüniyet ile hareket etmediğini bir kez daha göstermiş ve Mısır ile hiçbir hukuki temeli olmayan bir anlaşmaya yönelmiştir. Buradan bir kez daha altını çizerek ifade etmek istiyorum. Türkiye'nin hiç kimsenin hakkında, hukukunda, toprağında, denizinde, meşru çıkarlarında gözü yoktur. Bizim tek talebimiz bize de aynı anlayışla yaklaşılmasıdır. Türkiye gibi 780 bin kilometrekarelik dev bir toprak parçasını görmezden gelip birkaç kilometre karelik adalar üzerinden bizi sahillerimize hapsetme girişimine rıza gösteremeyeceğiz. Dünyada hiçbir ülke böyle saçma ve temelsiz talebe boyun eğmez. Biz diyoruz ki, gelin Akdeniz'deki tüm ülkeler bir araya gelelim, herkes için kabul edilebilir, herkesin hakkını koruyan bir formül bulalım. Ülkemizin bu çağrısına kulaklarını kapatanlar güçlerinin yetmeyeceği, boylarını aşan bir takım girişimlerle kendi geleceklerini kendi elleri ile karartıyorlar. Salgın ve onunla bağlantılı siyasi, ekonomik, sosyal sorunların bir kabus gibi üzerine çöktüğü güçlere güvenenler hüsrana uğramaya mahkumdurlar. Türkiye'nin bu konudaki kararlılığını hala kavramamış olanları bir an önce gerçekleri görmeye ve çözümü masada aramaya davet ediyoruz. Anlaşmazlıkların diyalog yoluyla ve hakkaniyet temelinde çözümü için biz her zaman varız. Bu konuda sağduyu hakim olana kadar Türkiye olarak sahada ve diplomasi alanında kendi planlarımızı uygulamaya devam edeceğiz. Nitekim Oruç Reis Sismik Araştırma Gemimiz dün saat 20.00'de Antalya açıklarından demir alarak görev bölgesine doğru hareket etti. 10 saat süren seyirden sonra bu sabah saat 08.00 itibariyle çalışmalarına başladı. Ekonomide olduğu gibi enerjide de ülkemizin bağımsızlığı için mücadele etmeyi sürdüreceğiz” diye konuştu.
“Türkiye ekonomide, bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir”
Türkiye'nin 2002 yılında 236 milyar dolar olan milli gelirini 2019 yılında 754 milyar dolara yükselttiklerinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonomik verileri açıkladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kişi başı milli geliri 3 bin 500 dolardan 2013 yılında 12 bin 500 dolara kadar çıkartmıştık, ancak Gezi olayları ile başlayan ve bugüne kadar kesintisiz devam eden saldırılar sebebiyle bu rakam 2019 yılında 9 bin 127 dolar olarak gerçekleşti. Türkiye ekonomisi satın alma kalitesi gücü paritesine göre dünyada 2002 yılında 17. sıradayken 13. sıraya yükseldi. Böylece ülkemizi kişi başına gelirde dünya sıralamasında üst orta gelir grubuna yükselttik. Ülkemiz insani gelişmişlik endeksinde de dünyadaki konumunu iyileştirmeye devam etti. 2019 yılı insani gelişme raporunda Türkiye bir önceki yıla göre 6 basamak ilerleyerek 58. sıraya yükseldi. Böylece ilk defa çok yüksek insani gelişme kategorisinde yer almış olduk. Rekabetçiliği artırmaya, iş ve yatırım ortamını iyileştirmeye yönelik çok önemli adımlar attık. Bu sayede Dünya Bankası tarafından hazırlanan iş yapma kolaylığı endeksinde geçtiğimiz yıl 10 basamak birden tırmanarak 33. sıraya yerleştik” şeklinde konuştu.
Türkiye'nin 18 yılda nereden nereye geldiğini anlatmak için mukayeseli rakamları paylaşan Erdoğan, “Ülkemizde yıllık otomobil satışı 2002 yılında 91 bin adet iken bu rakam 2016'de 756 bine kadar çıktı, geçtiğimiz yıl da 387 bin olarak gerçekleşti. Buzdolabı satışı 18 yıl önce 1 milyon 88 bin adetten 2,5 milyona çıktı. Çamaşır makinesi satışı 824 bin adetten 2 milyonun üzerinde bir sayıya ulaştı. Bulaşık makinesi satışı 282 bin adetten 1 milyon 332 bin adede, fırın satışı 339 binden 817 bine yükseldi. Bütün bunları ülkemizdeki refah düzeyini ifade etmesi bakımından söylüyorum. Bunlar aynı zamanda vatandaşımın alım gücünün bu tür ürünlerde nereden nereye yükseldiğini göstermesi bakımından önem arz ediyor. Ülkemizde yeni açılan şirket sayısı 30 bin 842 iken geçtiğimiz yıl bu rakam 85 bin 263'ü buldu. İstihdamda 19,6 milyondan 28 milyon 80 bine çıktı. Borsa endeksi 110'dan binin üzerine ulaştı. Göreve geldiğimizde öyleydi, ama şimdi burada. Turizmde 13,2 milyon turistten geçtiğimiz yıl 52 milyon turist rakamını gördük. Şimdi korona virüs sebebiyle bir sıkıntının içindeyiz ama toparlanmaya başladık. Şimdi Almanya, Rusya, bugün itibariyle kapılarını açmış durumdalar. Geçen yılın rakamlarını yakalayamayacağız ama yine yükselmeye başladığımızı hep birlikte göreceğiz. Salgın sebebiyle turizmde yaşanan sıkıntıları çözmek için tüm imkanlarımızla gayret gösteriyoruz. Merkez Bankası döviz rezervimiz 28 milyar dolardan 90 milyar doların üzerine çıktı. Bir ara bu rakam 135 milyar dolara kadar yükselmişti. Bunun yanında IMF meselesi, IMF'ye olan borcumuz biz göreve geldiğimizde 23,5 milyar dolardı, biz bunu 2013 Mayıs'ında sıfırladık. Türkiye'nin IMF'ye borcu yok. Birileri de avucunu ovuşturuyor. Ana muhalefet partisi. IMF'ye gidecekmişiz, IMF'den bir şeyler isteyecekmişiz. Boşuna avucunuzu ovuşturmayın, biz o kapıları kapattık. IMF bizden 5 milyar dolar borç istedi, o zaman ekonomiye bakan zat, geldi bana ‘Sayın Başbakanım verelim mi bu borcu' dedi. Verin dedim. Bugün borç alan yarın talimat alır dedim. Şimdi parti kurmuş bize ekonomi dersi veriyor. Önce bunları herkesin görmesi yazım. Faiz ödemelerinin milli gelirimize oranını yüzde 14,4'den yüzde 2,3 seviyesine indirdik. En düşük memur maaşını 392 liradan 4 bin 188 liraya, asgari ücreti 184 liradan 2 bin 325 liraya, en düşük bağ-kur tarım emeklisi maaşını 66 liradan aldık bin 756 liraya, en düşük emekli sandığı emeklisi maaşını 377 liradan 2 bin 981 liraya kadar çıkarttık. Bütün bunları biz yaptık. ben felsefe yapmıyorum, rakamlarla konuşuyorum. Engelli aylığını 25 liradan 851 liraya, muhtar aylığını 97 liradan 2 bin 261 liraya yükselttik. Lisans öğrencilerine verdiğimiz kredi burs ödemelerini biz geldiğimizde 45 liracık alıyorlardı, 550 liraya çıkarttık, yüksek lisans da bin 100 lira, doktorada bin 650 lira seviyesine çıkarttık. Hatırlayın harç, öğrencilerden alınıyordu, bundan dolayı o zaman öğrencilerin sesi çok çıkıyordu, gösteriler vesaire, bu harcı kim kaldırdı, biz kaldırdık. Tam aksine biz öğrencilerimize bursları ile kredileri ile destek oluyoruz. Tarım sektörüne yaptığımız destekleme ödemelerini yıllık 1,8 milyar liradan 22 milyar liraya çıkarttık. Her alanda bu rakamları çeşitlendirmek mümkün” ifadelerini kullandı.

"Türkiye'nin bölgesel ve küresel bir güç olarak yükselen yıldızından rahatsız olanlar her seferinde daha riyakar şekilde üzerimize gelmeye başladı"
Türkiye'nin bugün geleceğine güvenle bakmasının, bölgesel ve küresel politikalarda aktif pozisyon almasının gerisinde bu güçlü alt yapının olduğunu belirten Erdoğan, “Ülkemizin 2013 yılından beri ardı ardına yaşadığı her saldırı ile birlikte hem korunma reflekslerimizi hem hedeflerimize ulaşma yöntemlerimizi geliştirdik. Allah'ın inayeti ve milletimizin desteği ile girdiğimiz her mücadeleden başarı ile çıktık. Türkiye'nin bölgesel ve küresel bir güç olarak yükselen yıldızından rahatsız olanlar her seferinde daha sinsi daha riyakar şekilde üzerimize gelmeye başladı. Başka hiçbir ülkeye uygulanmayan kriterler bize dayatıldı, başka hiçbir ülkeden talep edilmeyen şartlar bizden istendi. Başka hiç bir ülkeye yöneltilmeyen tehditler bize savruldu. Terör örgütlerinden darbecilere, finans lobilerinden tarihi hesaplaşmalara kadar her türlü araçla üzerimize yüklendiler. Hepsinin de üstesinden birer birer geldik. Bu çerçevede 2019 yılı ülkemiz için yeniden dengelenme sürecinin yaşandığı bir yıl oldu. Cari dengede ve enflasyonda önemli kazanımlar elde ettik. 2018 yılı ekim ayında yüzde 25,2 seviyesinde seyreden enflasyonu geçtiğimiz yıl yüzde 11,8 seviyesine indirdik. Ülkemiz son yıllarda uyguladığı politikalarla pazar ve ürün çeşitliliğini artırdı. 2019 yılında ticaret savaşları, bölgesel istikrarsızlıklar ve Brexit ile birlikte tırmanın küresel belirsizliklere rağmen ihracatta 180 milyar doların üzerine çıkarak yeni bir rekora imza attı. Güçlü ihracat performansımız ve turizm sektörünün desteği ile cari işlemler dengesi 2001 yılından beri ilk defa fazla verdi. Maruz kaldığımız çok yönlü saldırılara rağmen ekonomimiz attığımız kararlı adımlarla 2019 yılının son çeyreğinde yeniden güçlü büyüme politikasına döndü. Bu bizim için güçlü bir patikaydı ama şimdi biz bu patikayı caddeye dönüştüreceğiz. Onun adımlarını atıyoruz. 2019 yılının son çeyreğinde ekonomimiz yüzde 6 oranında kayda değer bir büyüme kaydetti. Kur saldırılarının etkisi ile yüzde 24'e çıkan Merkez Bankası politika faizi, yüzde 8,25 seviyesine indi. Yüzde 35'lere çıkan piyasa faizleri yüzde 8 bandına kadar geriledi. Daha da düşecek. Bütün arzumuz bu ülkede yatırımcı çok daha rahat bir şekilde yatırımlarını yapabilsin. Devletimizin borçlanma faizlerinde de önemli düşüşler sağladık. Yüzde 25'lere çıkan iç borçlanma faizini yüzde 9,72'ye ve yüzde 7,50'yi aşan dış borçlanma faizini yüzde 4,45'e kadar gerilettik. Ekonomik yükseliş 2020 yılının ilk aylarında da devam etti. Yılın ilk çeyreğinde birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin aksine ülkemiz yüzde 4,5 gibi yüksek bir büyüme performansı sergiledi. G-20 ülkeleri arasında en yüksek, OIC'de ülkeleri arasında ikinci en yüksek büyüme performansı kaydeden ülke olduk. 2018 yılı Ağustos ayında yaşadığımız saldırılar sonrasında küresel finans sisteminin bize dayatmaya çalıştığı yüksek faiz yaklaşımını asla kabul etmedik. Bir taraftan kur üzerinden yapılan saldırılarla, bir taraftan kurun enflasyona olan etkisi ile ve diğer taraftan Türkiye üzerinden yüksek faizle haksız kazanç elde etmek isteyenlerle adeta boğuştuk, mücadele ettik. Bu mücadele olmasaydı iş insanımız ayakta kalabilir miydi? Eğer kur atakları ile tüm araçlarımızla mücadele etmeseydik enflasyonu yüzde 25'lerden bugünkü seviyesine bu kadar hızlı getirebilir miydik? Türkiye ne zaman küresel gündemlere ilişkin bir irade ortaya koysa, ne zaman bölgesel hakları ile ilgili adımlar atsa ekonomi üzerinden bir hesaplaşmanın devreye sokulduğunu görüyoruz. Türkiye ekonomide, bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir” dedi.

“Ekonomimizin dayanıklılığını artırmaya yönelik adımlar sayesinde ekonomimizi hızla toparladık”
“Birileri sadece gazel okur ama biz iş üretiriz, farkımız bu” açıklamasında bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bütün başarıların, 2002 yılından bu yana Türkiye ekonomisinin geçirdiği yapısal dönüşüm süreci ve sağlık alt yapısına yatırımlar sayesinde olduğunu söyledi. Erdoğan, “DSÖ verilerine göre dünya genelinde tespit edilen korona virüs vaka sayısının 20 milyona yaklaştı. Konya Şehir Hastanesi açıldı. Resmi açılışını da bizzat giderek Konya'da yapacağız. Resmi açılışını yapmadık ama şuanda hasta kabulü başladı. Diğer illerimize de şehir hastanelerini yaparak çok daha güçlü alt yapıya insanımızı hazırlayacağız. Ülkemiz milyon kişi başına düşen vaka sayısında 73., milyon kişi başına düşen ölüm oranında 57. sıradadır. Bu dönüm sona erdiğinde Türkiye dünyada salgını en az hasarla atlatan ülkelerden biri olacaktır. Salgın sadece insan hayatını tehdit etmiyor, aynı zamanda ciddi ekonomik sorunlar doğuruyor. Küresel ekonomi son bir asırdaki en büyük krizi ile karşı karşıyadır. Salgın nedeniyle küresel tedarik zincirleri ve uluslararası ticaret aksamış, birçok tesiste üretim durmuş ya da yavaşlamıştır. 2020 yılı ilk yarısında dünya genelinde büyük üretim kayıpları, işsizlik oranlarında yükseliş ve tüketim alışkanlıklarında değişiklikler ortaya çıkmıştır. Salgının sarsıcı etkisinin daha iyi anlaşılmasıyla uluslararası kuruluşlar küresel büyüme tahminlerinde revizyona gitmişlerdir. IMF 2020 yılı için daralma beklentisini yüzde 3'den yüzde 4,9'a yükseltmiştir. OIC'de ise bu yıl için daralma beklentisini yüzde 2,4'den yüzde 7,6'ya güncellemiştir. Ekonomik veriler ve beklentiler ABD, Almanya, Japonya ve İngiltere gibi büyük ekonomilerin bile salgının etkisi ile birlikte sarsıldıklarını ve çok ciddi ekonomik kayıplar verdiklerini gösteriyor. 2020 yılının ikinci çeyreğinde ABD ekonomisi yıllıklandırılmış oranlarda yüzde 32,9, Euro bölgesi ekonomisi ise yıllık yüzde 15 düzeyinde daralmalar göstermiştir. Aynı dönemde Almanya ekonomisi yüzde 11,7, İtalya ekonomisi yüzde 17,3, Fransa ekonomisi yüzde 19, İspanya ekonomisi yüzde 22,1 oranında daralmıştır. ABD'de işsizlik oranı yüzde 15 seviyesine kadar ulaşmış, tarım dışı istihdamda 20 milyonun üzerinde aylık düşüşü görülmüştür. Bu gelişmeler karşısında ülkeler hem para hem de maliye politikaları ile ekonomideki olumsuz seyre müdahale ederek ekonomik gerilemeyi azaltmaya çalışmışlardır. Tüm destekleyici politikalara rağmen ekonomik toparlanmanın zaman alması beklenmektedir. Türkiye ekonomisi de salgından kısa vadede elbette olumsuz yönde etkilenmiştir. Ancak aldığımız tedbirler, şoklara karşı mücadeledeki tecrübemiz, güçlü sağlık alt yapımız ve ekonomimizin dayanıklılığını artırmaya yönelik adımlar sayesinde ekonomimizi hızla toparladık” diye konuştu.

"Salgın sonrasında oluşan yeni dünya düzeninde Türkiye yeni bir başarı hikayesi yazacaktır"
Mayıs ayı ile birlikte ekonomik göstergelerde ve beklentilerde bekledikleri iyileşmenin başladığını, Haziran ve Temmuz aylarında bunun güçlendiğini belirten Erdoğan, “Salgının etkilerinin belirginleştiği Nisan ayından sonra Haziran ve Temmuz aylarına ait önce göstergeler ekonomide toparlanma sinyalleri veriyor. Tüketici güven endeksi Nisan ayındaki 54,9 seviyesinden Temmuz ayında 60,9 seviyesine yükselmiştir. Reel kesim güven endeksi nisan ayındaki 62,3 seviyesinde temmuz ayında 99,4 seviyesine yükselmiştir. Ekonomi güven endeksi Nisan ayındaki 51,3 seviyesinden Temmuz ayında 82,2 seviyesine yükselmiştir. Satıl alma yöneticileri endeksi Nisan ayındaki 33,4 seviyesinden temmuz ayında 56,9 seviyesine yükselerek 2011 yılının Şubat ayından bu yana en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Mevsim etkilerinden arındırılmış imalat sanayi kapasite kullanım oranı Nisan ayındaki 61,9 seviyesinden Temmuz ayında 70,7 seviyesine yükselmiştir. Mayıs ayı ile birlikte yeniden yükselişe geçen mevsim etkilerinden arındırılmış sektörel güven endeksleri de Temmuz ayında yükselmeye devam etmiştir. Otomobil üretimi Haziran ayında Mayıs ayına göre yüzde 71,7 oranında, otomobil satışları ise yüzde 127,6 oranında artış kaydetmiştir. Temmuz ayında otomobil satışlarındaki artış eğilimi devam etmiş, bir önceki aya göre artış yüzde 21,7 olmuştur. İhracat Nisan ayından sonra sürekli artış kaydetmiş ve Temmuz ayında 15 milyar dolar ile bu yılın en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Bu dönümde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 66,2'den yüzde 84,5 seviyesine yükselmiştir. İhracattaki iyileşme sürecinin önümüzdeki dönemde devam etmesini ve normalleşme sürecine özellikle ülkemize önemli sayıda turistin ziyaret etmesi ile birlikte ben inanıyorum ki bize olan bu noktadaki güven daha da artacaktır. Son dönemde sağladığımız finansmana erişim kolaylıkları ve uygun kredi imkanları sayesinde otomotiv konut satışlarında rekor düzeyde artışlar sağlandı. Kredi büyümesinde görülen hızlanmaya karşılık bankacılık sektörümüz güçlü sermaye yapısı, aktif kalitesi ve karlılık oranları ile oldukça sağlıklı bir görünüme sahiptir. Sektörün sermaye yeterlilik rasyosu yüzde 19,5 ile yüzde 8 olan yasal asgari oranının oldukça üzerindedir. Yabancı para açık kaynaklı kur riski bulunmayan söktürün tahsili gecikmiş alacakları da sürdürülebilir seviyelerdedir. Türkiye ekonomisi artık tüketim yerine üretimi önceleyen, ithalata bağımlı değil ihracat odaklı yapısıyla küresel değer zincirine daha entegre olan ve daha fazla katma değer üreten bir model ile yoluna devam edecektir. Salgın sonrasında oluşan yeni dünya düzeninde Türkiye coğrafi konumu, lojistik ağ bağlantıları, üretim kapasitesi, insan kaynağı ile bilgi ve becerisini kullanarak yeni bir başarı hikayesi yazacaktır. Son 2 yıldaki oldukça zorlu şartlara rağmen güçlü ve sağlıklı bir ekonominin inşası için pek çok yeni politikayı hayata geçirdik. Küresel ekonominin önemli ölçüde daralacağı beklentilerinin olduğu bir ortamda attığımız adımlar ve hayata geçirdiğimiz uygulamalar ile ülkemizin önüne gelen yeni fırsatları özellikle değerlendirmesini sağlamakta kararlıyız” şeklinde konuştu.
 



Trump, İran ve Ukrayna savaşları üzerine BM’de yoğun görüşmeler gerçekleştiriyor

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump, İran ve Ukrayna savaşları üzerine BM’de yoğun görüşmeler gerçekleştiriyor

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu’daki istikrarsız tablo ve arabuluculuk girişimlerine rağmen gerileme emaresi göstermeyen, beşinci yılına giren Ukrayna savaşı gölgesinde, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kapsamında dört kıtadan liderlerle yoğun bir görüşme trafiğine hazırlanıyor.

Trump’ın bugün Genel Kurul’a katılan delegelere hitap etmesi, ardından en az 11 dünya lideriyle ikili veya toplu görüşmeler gerçekleştirmesi bekleniyor. Trump’ın konuşmasının içeriği henüz netlik kazanmazken, ABD Başkanı geçen yılki konuşmasında iklim politikaları ve kitlesel göç gibi çeşitli nedenlerle bazı ülkelerin ‘cehenneme doğru gittiğini’ söyleyerek büyük yankı uyandırmıştı.

Trump’ın günün ilerleyen saatlerinde Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Venezuela’nın geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen ve Körfez ülkelerinin temsilcileriyle görüşmesi bekleniyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Trump, akşam saatlerinde düzenlenecek liderler resepsiyonunda onlarca liderle kısa görüşmeler de gerçekleştirebilir.

Trump, dün Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüşmüştü. ABD Başkanı’nın bugünkü programına başka görüşmelerin de eklenmesi muhtemel.

Liderlerle yapılacak görüşmelerin uzun listesi, Trump’ın ikinci başkanlık döneminde dış politikaya verdiği önemi yansıtıyor. Trump bu dönemde çeşitli savaşlara müdahil olurken, uzun yıllardır devam eden ittifakları sorguladı, müttefiklerini işgal etmekle tehdit etti ve 10’dan fazla çatışmada arabuluculuk girişiminde bulundu. Bu girişimlerin sonuçları ise farklı düzeylerde başarı gösterdi.

Trump’ın destek oranı düştü

Ancak ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın ciddi sonuçları oldu. Savaş, küresel akaryakıt fiyatlarının yükselmesine, Trump’a yönelik destek oranlarının gerilemesine ve kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde yarışan Cumhuriyetçiler açısından bir sınav oluşmasına yol açtı. Reuters/Ipsos tarafından dün yayımlanan bir ankete göre, Trump’a yönelik destek oranı, Cumhuriyetçi Parti içindeki bazı isimlerin hayat pahalılığıyla mücadele yöntemine yönelik hoşnutsuzluğu sürerken tüm zamanların en düşük seviyesi olan yüzde 32’ye geriledi.

Müttefikler ve siyasi rakipler ayrıca Trump’ın, Maduro’nun ocak ayında ABD güçleri tarafından kaçırılarak uyuşturucu kaçakçılığı suçlamalarıyla karşı karşıya kalmak üzere New York’a götürülmesinin ardından Trump yönetiminin desteğiyle iktidara gelen Rodriguez ile gerçekleştireceği ilk görüşmeyi yakından takip edecek.

Trump’ın müttefikleri, ABD’nin Venezuela’nın petrol sektörünü Amerikan yatırımlarına açmak amacıyla Rodriguez yönetimiyle birlikte çalıştığını belirtiyor. Ancak Demokratlar ve bazı Cumhuriyetçiler, Trump yönetiminin Güney Amerika ülkesinde yeni seçimlerin yapılması yönünde yeterli baskıyı uygulamadığını savunuyor.

Trump, Danimarka ve Grönland liderleriyle gerçekleştireceği görüşmede, adadaki ABD askeri varlığını güçlendirmeyi ve jeopolitik rakiplerin varlığını sınırlandırmayı amaçlayan bir anlaşma imzalayacak. Danimarka ve Grönland yetkilileri, anlaşmanın Trump’ın daha önce Grönland’ı güç kullanarak ele geçirme ihtimaline ilişkin açıklamalarına son vermesini umuyor.


Küresel Bilim Kurulu, yapay zekânın tehlikelerini doğruladı

İngilizce “yapay zekâ” ifadesinin önünde bir klavye ve robot elleri (Reuters)
İngilizce “yapay zekâ” ifadesinin önünde bir klavye ve robot elleri (Reuters)
TT

Küresel Bilim Kurulu, yapay zekânın tehlikelerini doğruladı

İngilizce “yapay zekâ” ifadesinin önünde bir klavye ve robot elleri (Reuters)
İngilizce “yapay zekâ” ifadesinin önünde bir klavye ve robot elleri (Reuters)

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı bağımsız bir bilimsel komite, OpenAI şirketine ait yapay zekâ "ajanlarının" Hugging Face sistemlerine sızmasını ve ardından yaşanan benzer vakaları, insanlığın bu tür gelişmiş teknolojileri kontrol altında tutma konusunda yetersiz kaldığının kanıtı olarak değerlendirdi. Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, yapay zekânın getirdiği risklere yönelik artan uyarıları reddetmesine rağmen, "süper yapay zekâ" için bir koordinatör (çar) atamaya hazır olduğunu belirtti.

Dünyanın farklı bölgelerinden 40 bağımsız uzmandan oluşan Uluslararası Bağımsız Yapay Zekâ Bilimsel Komisyonu, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun New York’ta düzenlenecek 81. dönem yıllık üst düzey toplantıları öncesinde, dün ilk raporunu yayımladı.

“Yapay zekâ ajanları, uyumsuzluk ve insan kontrolünü kaybetme riski” başlıklı raporun eş başkanı ve prestijli Turing Ödülü sahibi Yoshua Bengio, “Araştırmacılar uzun süredir kontrolün kaybedilmesine yol açabilecek üç koşula dikkat çekiyor: hedefin yanlış belirlenmesi, bu hedefi takip etme kapasitesi ve buna izin veren bir ortam” dedi. Bengio, “Bu yaz, bu üç koşul laboratuvarda değil, gerçek sistemde bir araya geldi” ifadelerini kullandı.

Komisyon, buradan çıkarılacak açık dersin temel siber güvenlik uygulamalarının göz ardı edildiği ve güvenlik önlemlerinin teknolojinin yeteneklerine ayak uyduramadığı olduğunu belirtti.

Yapay zekâ ajanlarına daha geniş yetkiler verilmesi, onların davranışlarının ve kararlarının açıklanabilmesini gerektiriyor. (Getty Images)
Yapay zekâ ajanlarına daha geniş yetkiler verilmesi, onların davranışlarının ve kararlarının açıklanabilmesini gerektiriyor. (Getty Images)

Raporda ikinci endişe kaynağının “daha tehlikeli” olduğu belirtildi. Buna göre mevcut eğitim yöntemleri, yapay zekâ “ajanlarını” kendi hedeflerini benimsemeye, güvenlik talimatlarını kasıtlı olarak ihlal etmeye ve gerçekleştirdikleri eylemleri gizlemeye yöneltebilir. Bu durum, “ajanların” güvenlik önlemlerini anlayıp bunlara karşı plan yapabilecek seviyeye gelmesi halinde, bugün tasarlanan güvenlik mekanizmalarının işe yarayıp yaramayacağı konusunda soru işaretleri oluşturuyor. Raporda, “geleneksel koruma modeli çözülmeye başlıyor” değerlendirmesine yer verildi.

Komisyon, raporun kontrolün geniş çapta kaybedileceğini öngörmediğini ve mevcut belirsizliği bu sistemlerin kontrol edilebilir kalacağının kanıtı olarak da değerlendirmediğini vurguladı. Raporda ayrıca yönetişim alanındaki zorluğun yapay zekâ modellerinden yapay zekâ ajanlarına doğru kaydığı belirtildi.

Yapay zekâ mühendisliği ve güvenliği uzmanı, komisyon üyesi Qinghua Lu, yüksek riskli diğer sektörlerde kullanılan uygulamalara işaret ederek, “Havacılık, tıp ve siber güvenlik; olayların raporlanması, bağımsız denetim ve çok katmanlı güvenlik önlemleri yoluyla yüksek riskli sistemleri yönetmeyi öğrendi” dedi. Lu, ancak yapay zekâ ajanlarının daha yetenekli ve özerk hale gelmesi ve izlenmelerinin zorlaşması durumunda bu uygulamaların yeterli olmayabileceğini belirtti.

Rapor, Washington’da siyasi atmosferin tamamen farklı bir seyir izlediği dönemde yayımlandı. ABD Başkanı Trump, sosyal medya platformları üzerinden yaptığı açıklamada bir “yapay zekâ gücü” oluşturmayı ve bunun başına bir “çar” atamayı planladığını duyurdu. Bu açıklama, Trump’ın kısa süre önce sektörün yeni güvenlik sınırlarına ihtiyacı olmadığı yönündeki ısrarından dikkat çekici bir dönüşe işaret ediyor. Trump, söz konusu gücü ilk başkanlık döneminde kurduğu Uzay Gücü’ne benzer şekilde oluşturacağını söyledi.

Trump ayrıntı vermedi ve “çar” pozisyonu için herhangi bir isim açıklamadı. Ancak göreve “yalnızca yüksek zekâya sahip kişilerin” başvurması gerektiğini belirtti.

Açıklamalar, Trump’ın yapay zekânın risklerine ilişkin şüphelerinin değişmediğini ortaya koydu. Şarku’l Avsat’ın Bloomberg’ten aktardığı habere göre Trump, teknolojinin insanlık açısından risk oluşturabileceğine yönelik endişeleri “aldatmaca” olarak nitelendirdi ve bu uyarıları iklim değişikliği konusundaki aldatmacılıkla ve kendisinin görevden azledilmesine yönelik girişimlere yol açan skandallarla kıyasladı. Trump, bu tür endişelerin sorumluluğunu “radikal solcu Demokratlara” yükleyerek, yapay zekâ ve veri merkezlerinin geliştirilmesine karşı “hastalıklı bir komplo” bulunduğunu öne sürdü.

Trump, yönetiminin sektörü destekleyeceğini belirterek, “Büyümesini hiçbir şekilde engellemeyecek veya boğmayacağız” dedi; bunun yerine sektöre “değer vereceklerini, yardımcı olacaklarını ve izleyeceklerini” ifade etti. Trump ayrıca yapay zekânın adının “süper zekâ”, “aşırı zekâ” veya “üstün istihbarat” olarak değiştirilmesini de gündeme getirdi. Bunun yanı sıra bir “yapay zekâ gücü” kuracağını ve “yapay zekâ çarı” atayacağını açıkladı.

Trump’ın sözünü ettiği görev ise aylardır boş durumda. Trump, Aralık 2024’te David Sacks’ı “Beyaz Saray Yapay Zekâ ve Kripto Çarı” olarak atamıştı. Ancak Sacks daha sonra bu görevden ayrıldı.


Macron, Trump’la Kızıldeniz ve Ukrayna konusundaki görüşmelerini “yapıcı” olarak nitelendirdi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları öncesinde New York sokaklarında yürürken (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları öncesinde New York sokaklarında yürürken (AFP)
TT

Macron, Trump’la Kızıldeniz ve Ukrayna konusundaki görüşmelerini “yapıcı” olarak nitelendirdi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları öncesinde New York sokaklarında yürürken (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları öncesinde New York sokaklarında yürürken (AFP)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, dün ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna ve Kızıldeniz’deki çatışmalar konusunda olumlu görüşmeler gerçekleştirdiğini söyledi.

Macron, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta Trump ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, “Ele aldığımız bir diğer konu Kızıldeniz’deki durumdu... Bunun küresel fiyatlar açısından taşıdığı önem nedeniyle... Ardından Ukrayna ve Rusya konusunda uzun bir görüşme gerçekleştirdik” dedi. Macron, görüşmenin “çok iyi ve son derece yapıcı” geçtiğini belirtti.

Geniş ilgi gören görüşme öncesinde Fransız bir yetkili, Macron’un Trump ile “açık sözlü” bir şekilde konuşarak özellikle Ukrayna konusunda “doğru kararlara yönlendirmeye” çalışacağını söylemişti. Bu kapsamda Fransız Cumhurbaşkanı, ABD’li mevkidaşına Kiev’e hava savunma sistemleri sağlanmasının gerekliliğini vurguladığını belirterek, bunun “savunma amaçlı bir tedbir” olduğunu ifade etti.

Macron, Trump’ın görüşmeye “son derece açık” olduğunu ve “dünya barışı ile güvenliğimiz açısından açıkça önem taşıyan bu iki çatışmanın ayrıntılarını ele alabildiklerini” söyledi.

Macron, New York’a Kanada’nın Atlantik kıyısı açıklarında bulunan Fransız takımadaları Saint-Pierre ve Miquelon’dan geldi. Burada Kanada Başbakanı Mark Carney ile görüşmüştü. Carney, ABD ile Kanada arasında ticaret anlaşması yapılmasına yönelik müzakerelerin çıkmaza girmesi nedeniyle Trump ile sert bir tartışma yaşamış; bunun ardından iki ülke karşılıklı gümrük vergileri uygulamaya başlamıştı.

Macron’un ayrıca Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile de görüşmesi bekleniyor.