Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (İHA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (İHA)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (İHA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (İHA)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye ne zaman küresel gündemlere ilişkin bir irade ortaya koysa, ne zaman bölgesel hakları ile ilgili adımlar atsa ekonomi üzerinden bir hesaplaşmanın devreye sokulduğunu görüyoruz. Türkiye ekonomide, bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir” dedi.
Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı sonrasında kameraların karşısına çıkan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beyrut'ta yaşanan patlama ve Akdeniz ile Ege'de yaşanan olaylara değinirken, konuşmasının büyük bölümünü ekonomik gelişmelere ayırdı.
Beyrut'ta yaşanan patlama sonrası yaşanan gelişmelere değinen Erdoğan, Ege ve Akdeniz'de Türkiye'nin haklarını ve hukukunu yok saymaya yönelik girişimlere verilen cevapları anlattı. Erdoğan, “Bölgedeki sismik araştırma faaliyetlerimizi Almanya Şansölyesi Merkel'in ricası üzerine iyi niyet nişanesi olarak bir süreliğine ertelemiştik. Ancak Yunan tarafı hüsnüniyet ile hareket etmediğini bir kez daha göstermiş ve Mısır ile hiçbir hukuki temeli olmayan bir anlaşmaya yönelmiştir. Buradan bir kez daha altını çizerek ifade etmek istiyorum. Türkiye'nin hiç kimsenin hakkında, hukukunda, toprağında, denizinde, meşru çıkarlarında gözü yoktur. Bizim tek talebimiz bize de aynı anlayışla yaklaşılmasıdır. Türkiye gibi 780 bin kilometrekarelik dev bir toprak parçasını görmezden gelip birkaç kilometre karelik adalar üzerinden bizi sahillerimize hapsetme girişimine rıza gösteremeyeceğiz. Dünyada hiçbir ülke böyle saçma ve temelsiz talebe boyun eğmez. Biz diyoruz ki, gelin Akdeniz'deki tüm ülkeler bir araya gelelim, herkes için kabul edilebilir, herkesin hakkını koruyan bir formül bulalım. Ülkemizin bu çağrısına kulaklarını kapatanlar güçlerinin yetmeyeceği, boylarını aşan bir takım girişimlerle kendi geleceklerini kendi elleri ile karartıyorlar. Salgın ve onunla bağlantılı siyasi, ekonomik, sosyal sorunların bir kabus gibi üzerine çöktüğü güçlere güvenenler hüsrana uğramaya mahkumdurlar. Türkiye'nin bu konudaki kararlılığını hala kavramamış olanları bir an önce gerçekleri görmeye ve çözümü masada aramaya davet ediyoruz. Anlaşmazlıkların diyalog yoluyla ve hakkaniyet temelinde çözümü için biz her zaman varız. Bu konuda sağduyu hakim olana kadar Türkiye olarak sahada ve diplomasi alanında kendi planlarımızı uygulamaya devam edeceğiz. Nitekim Oruç Reis Sismik Araştırma Gemimiz dün saat 20.00'de Antalya açıklarından demir alarak görev bölgesine doğru hareket etti. 10 saat süren seyirden sonra bu sabah saat 08.00 itibariyle çalışmalarına başladı. Ekonomide olduğu gibi enerjide de ülkemizin bağımsızlığı için mücadele etmeyi sürdüreceğiz” diye konuştu.
“Türkiye ekonomide, bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir”
Türkiye'nin 2002 yılında 236 milyar dolar olan milli gelirini 2019 yılında 754 milyar dolara yükselttiklerinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonomik verileri açıkladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kişi başı milli geliri 3 bin 500 dolardan 2013 yılında 12 bin 500 dolara kadar çıkartmıştık, ancak Gezi olayları ile başlayan ve bugüne kadar kesintisiz devam eden saldırılar sebebiyle bu rakam 2019 yılında 9 bin 127 dolar olarak gerçekleşti. Türkiye ekonomisi satın alma kalitesi gücü paritesine göre dünyada 2002 yılında 17. sıradayken 13. sıraya yükseldi. Böylece ülkemizi kişi başına gelirde dünya sıralamasında üst orta gelir grubuna yükselttik. Ülkemiz insani gelişmişlik endeksinde de dünyadaki konumunu iyileştirmeye devam etti. 2019 yılı insani gelişme raporunda Türkiye bir önceki yıla göre 6 basamak ilerleyerek 58. sıraya yükseldi. Böylece ilk defa çok yüksek insani gelişme kategorisinde yer almış olduk. Rekabetçiliği artırmaya, iş ve yatırım ortamını iyileştirmeye yönelik çok önemli adımlar attık. Bu sayede Dünya Bankası tarafından hazırlanan iş yapma kolaylığı endeksinde geçtiğimiz yıl 10 basamak birden tırmanarak 33. sıraya yerleştik” şeklinde konuştu.
Türkiye'nin 18 yılda nereden nereye geldiğini anlatmak için mukayeseli rakamları paylaşan Erdoğan, “Ülkemizde yıllık otomobil satışı 2002 yılında 91 bin adet iken bu rakam 2016'de 756 bine kadar çıktı, geçtiğimiz yıl da 387 bin olarak gerçekleşti. Buzdolabı satışı 18 yıl önce 1 milyon 88 bin adetten 2,5 milyona çıktı. Çamaşır makinesi satışı 824 bin adetten 2 milyonun üzerinde bir sayıya ulaştı. Bulaşık makinesi satışı 282 bin adetten 1 milyon 332 bin adede, fırın satışı 339 binden 817 bine yükseldi. Bütün bunları ülkemizdeki refah düzeyini ifade etmesi bakımından söylüyorum. Bunlar aynı zamanda vatandaşımın alım gücünün bu tür ürünlerde nereden nereye yükseldiğini göstermesi bakımından önem arz ediyor. Ülkemizde yeni açılan şirket sayısı 30 bin 842 iken geçtiğimiz yıl bu rakam 85 bin 263'ü buldu. İstihdamda 19,6 milyondan 28 milyon 80 bine çıktı. Borsa endeksi 110'dan binin üzerine ulaştı. Göreve geldiğimizde öyleydi, ama şimdi burada. Turizmde 13,2 milyon turistten geçtiğimiz yıl 52 milyon turist rakamını gördük. Şimdi korona virüs sebebiyle bir sıkıntının içindeyiz ama toparlanmaya başladık. Şimdi Almanya, Rusya, bugün itibariyle kapılarını açmış durumdalar. Geçen yılın rakamlarını yakalayamayacağız ama yine yükselmeye başladığımızı hep birlikte göreceğiz. Salgın sebebiyle turizmde yaşanan sıkıntıları çözmek için tüm imkanlarımızla gayret gösteriyoruz. Merkez Bankası döviz rezervimiz 28 milyar dolardan 90 milyar doların üzerine çıktı. Bir ara bu rakam 135 milyar dolara kadar yükselmişti. Bunun yanında IMF meselesi, IMF'ye olan borcumuz biz göreve geldiğimizde 23,5 milyar dolardı, biz bunu 2013 Mayıs'ında sıfırladık. Türkiye'nin IMF'ye borcu yok. Birileri de avucunu ovuşturuyor. Ana muhalefet partisi. IMF'ye gidecekmişiz, IMF'den bir şeyler isteyecekmişiz. Boşuna avucunuzu ovuşturmayın, biz o kapıları kapattık. IMF bizden 5 milyar dolar borç istedi, o zaman ekonomiye bakan zat, geldi bana ‘Sayın Başbakanım verelim mi bu borcu' dedi. Verin dedim. Bugün borç alan yarın talimat alır dedim. Şimdi parti kurmuş bize ekonomi dersi veriyor. Önce bunları herkesin görmesi yazım. Faiz ödemelerinin milli gelirimize oranını yüzde 14,4'den yüzde 2,3 seviyesine indirdik. En düşük memur maaşını 392 liradan 4 bin 188 liraya, asgari ücreti 184 liradan 2 bin 325 liraya, en düşük bağ-kur tarım emeklisi maaşını 66 liradan aldık bin 756 liraya, en düşük emekli sandığı emeklisi maaşını 377 liradan 2 bin 981 liraya kadar çıkarttık. Bütün bunları biz yaptık. ben felsefe yapmıyorum, rakamlarla konuşuyorum. Engelli aylığını 25 liradan 851 liraya, muhtar aylığını 97 liradan 2 bin 261 liraya yükselttik. Lisans öğrencilerine verdiğimiz kredi burs ödemelerini biz geldiğimizde 45 liracık alıyorlardı, 550 liraya çıkarttık, yüksek lisans da bin 100 lira, doktorada bin 650 lira seviyesine çıkarttık. Hatırlayın harç, öğrencilerden alınıyordu, bundan dolayı o zaman öğrencilerin sesi çok çıkıyordu, gösteriler vesaire, bu harcı kim kaldırdı, biz kaldırdık. Tam aksine biz öğrencilerimize bursları ile kredileri ile destek oluyoruz. Tarım sektörüne yaptığımız destekleme ödemelerini yıllık 1,8 milyar liradan 22 milyar liraya çıkarttık. Her alanda bu rakamları çeşitlendirmek mümkün” ifadelerini kullandı.

"Türkiye'nin bölgesel ve küresel bir güç olarak yükselen yıldızından rahatsız olanlar her seferinde daha riyakar şekilde üzerimize gelmeye başladı"
Türkiye'nin bugün geleceğine güvenle bakmasının, bölgesel ve küresel politikalarda aktif pozisyon almasının gerisinde bu güçlü alt yapının olduğunu belirten Erdoğan, “Ülkemizin 2013 yılından beri ardı ardına yaşadığı her saldırı ile birlikte hem korunma reflekslerimizi hem hedeflerimize ulaşma yöntemlerimizi geliştirdik. Allah'ın inayeti ve milletimizin desteği ile girdiğimiz her mücadeleden başarı ile çıktık. Türkiye'nin bölgesel ve küresel bir güç olarak yükselen yıldızından rahatsız olanlar her seferinde daha sinsi daha riyakar şekilde üzerimize gelmeye başladı. Başka hiçbir ülkeye uygulanmayan kriterler bize dayatıldı, başka hiçbir ülkeden talep edilmeyen şartlar bizden istendi. Başka hiç bir ülkeye yöneltilmeyen tehditler bize savruldu. Terör örgütlerinden darbecilere, finans lobilerinden tarihi hesaplaşmalara kadar her türlü araçla üzerimize yüklendiler. Hepsinin de üstesinden birer birer geldik. Bu çerçevede 2019 yılı ülkemiz için yeniden dengelenme sürecinin yaşandığı bir yıl oldu. Cari dengede ve enflasyonda önemli kazanımlar elde ettik. 2018 yılı ekim ayında yüzde 25,2 seviyesinde seyreden enflasyonu geçtiğimiz yıl yüzde 11,8 seviyesine indirdik. Ülkemiz son yıllarda uyguladığı politikalarla pazar ve ürün çeşitliliğini artırdı. 2019 yılında ticaret savaşları, bölgesel istikrarsızlıklar ve Brexit ile birlikte tırmanın küresel belirsizliklere rağmen ihracatta 180 milyar doların üzerine çıkarak yeni bir rekora imza attı. Güçlü ihracat performansımız ve turizm sektörünün desteği ile cari işlemler dengesi 2001 yılından beri ilk defa fazla verdi. Maruz kaldığımız çok yönlü saldırılara rağmen ekonomimiz attığımız kararlı adımlarla 2019 yılının son çeyreğinde yeniden güçlü büyüme politikasına döndü. Bu bizim için güçlü bir patikaydı ama şimdi biz bu patikayı caddeye dönüştüreceğiz. Onun adımlarını atıyoruz. 2019 yılının son çeyreğinde ekonomimiz yüzde 6 oranında kayda değer bir büyüme kaydetti. Kur saldırılarının etkisi ile yüzde 24'e çıkan Merkez Bankası politika faizi, yüzde 8,25 seviyesine indi. Yüzde 35'lere çıkan piyasa faizleri yüzde 8 bandına kadar geriledi. Daha da düşecek. Bütün arzumuz bu ülkede yatırımcı çok daha rahat bir şekilde yatırımlarını yapabilsin. Devletimizin borçlanma faizlerinde de önemli düşüşler sağladık. Yüzde 25'lere çıkan iç borçlanma faizini yüzde 9,72'ye ve yüzde 7,50'yi aşan dış borçlanma faizini yüzde 4,45'e kadar gerilettik. Ekonomik yükseliş 2020 yılının ilk aylarında da devam etti. Yılın ilk çeyreğinde birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin aksine ülkemiz yüzde 4,5 gibi yüksek bir büyüme performansı sergiledi. G-20 ülkeleri arasında en yüksek, OIC'de ülkeleri arasında ikinci en yüksek büyüme performansı kaydeden ülke olduk. 2018 yılı Ağustos ayında yaşadığımız saldırılar sonrasında küresel finans sisteminin bize dayatmaya çalıştığı yüksek faiz yaklaşımını asla kabul etmedik. Bir taraftan kur üzerinden yapılan saldırılarla, bir taraftan kurun enflasyona olan etkisi ile ve diğer taraftan Türkiye üzerinden yüksek faizle haksız kazanç elde etmek isteyenlerle adeta boğuştuk, mücadele ettik. Bu mücadele olmasaydı iş insanımız ayakta kalabilir miydi? Eğer kur atakları ile tüm araçlarımızla mücadele etmeseydik enflasyonu yüzde 25'lerden bugünkü seviyesine bu kadar hızlı getirebilir miydik? Türkiye ne zaman küresel gündemlere ilişkin bir irade ortaya koysa, ne zaman bölgesel hakları ile ilgili adımlar atsa ekonomi üzerinden bir hesaplaşmanın devreye sokulduğunu görüyoruz. Türkiye ekonomide, bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir” dedi.

“Ekonomimizin dayanıklılığını artırmaya yönelik adımlar sayesinde ekonomimizi hızla toparladık”
“Birileri sadece gazel okur ama biz iş üretiriz, farkımız bu” açıklamasında bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bütün başarıların, 2002 yılından bu yana Türkiye ekonomisinin geçirdiği yapısal dönüşüm süreci ve sağlık alt yapısına yatırımlar sayesinde olduğunu söyledi. Erdoğan, “DSÖ verilerine göre dünya genelinde tespit edilen korona virüs vaka sayısının 20 milyona yaklaştı. Konya Şehir Hastanesi açıldı. Resmi açılışını da bizzat giderek Konya'da yapacağız. Resmi açılışını yapmadık ama şuanda hasta kabulü başladı. Diğer illerimize de şehir hastanelerini yaparak çok daha güçlü alt yapıya insanımızı hazırlayacağız. Ülkemiz milyon kişi başına düşen vaka sayısında 73., milyon kişi başına düşen ölüm oranında 57. sıradadır. Bu dönüm sona erdiğinde Türkiye dünyada salgını en az hasarla atlatan ülkelerden biri olacaktır. Salgın sadece insan hayatını tehdit etmiyor, aynı zamanda ciddi ekonomik sorunlar doğuruyor. Küresel ekonomi son bir asırdaki en büyük krizi ile karşı karşıyadır. Salgın nedeniyle küresel tedarik zincirleri ve uluslararası ticaret aksamış, birçok tesiste üretim durmuş ya da yavaşlamıştır. 2020 yılı ilk yarısında dünya genelinde büyük üretim kayıpları, işsizlik oranlarında yükseliş ve tüketim alışkanlıklarında değişiklikler ortaya çıkmıştır. Salgının sarsıcı etkisinin daha iyi anlaşılmasıyla uluslararası kuruluşlar küresel büyüme tahminlerinde revizyona gitmişlerdir. IMF 2020 yılı için daralma beklentisini yüzde 3'den yüzde 4,9'a yükseltmiştir. OIC'de ise bu yıl için daralma beklentisini yüzde 2,4'den yüzde 7,6'ya güncellemiştir. Ekonomik veriler ve beklentiler ABD, Almanya, Japonya ve İngiltere gibi büyük ekonomilerin bile salgının etkisi ile birlikte sarsıldıklarını ve çok ciddi ekonomik kayıplar verdiklerini gösteriyor. 2020 yılının ikinci çeyreğinde ABD ekonomisi yıllıklandırılmış oranlarda yüzde 32,9, Euro bölgesi ekonomisi ise yıllık yüzde 15 düzeyinde daralmalar göstermiştir. Aynı dönemde Almanya ekonomisi yüzde 11,7, İtalya ekonomisi yüzde 17,3, Fransa ekonomisi yüzde 19, İspanya ekonomisi yüzde 22,1 oranında daralmıştır. ABD'de işsizlik oranı yüzde 15 seviyesine kadar ulaşmış, tarım dışı istihdamda 20 milyonun üzerinde aylık düşüşü görülmüştür. Bu gelişmeler karşısında ülkeler hem para hem de maliye politikaları ile ekonomideki olumsuz seyre müdahale ederek ekonomik gerilemeyi azaltmaya çalışmışlardır. Tüm destekleyici politikalara rağmen ekonomik toparlanmanın zaman alması beklenmektedir. Türkiye ekonomisi de salgından kısa vadede elbette olumsuz yönde etkilenmiştir. Ancak aldığımız tedbirler, şoklara karşı mücadeledeki tecrübemiz, güçlü sağlık alt yapımız ve ekonomimizin dayanıklılığını artırmaya yönelik adımlar sayesinde ekonomimizi hızla toparladık” diye konuştu.

"Salgın sonrasında oluşan yeni dünya düzeninde Türkiye yeni bir başarı hikayesi yazacaktır"
Mayıs ayı ile birlikte ekonomik göstergelerde ve beklentilerde bekledikleri iyileşmenin başladığını, Haziran ve Temmuz aylarında bunun güçlendiğini belirten Erdoğan, “Salgının etkilerinin belirginleştiği Nisan ayından sonra Haziran ve Temmuz aylarına ait önce göstergeler ekonomide toparlanma sinyalleri veriyor. Tüketici güven endeksi Nisan ayındaki 54,9 seviyesinden Temmuz ayında 60,9 seviyesine yükselmiştir. Reel kesim güven endeksi nisan ayındaki 62,3 seviyesinde temmuz ayında 99,4 seviyesine yükselmiştir. Ekonomi güven endeksi Nisan ayındaki 51,3 seviyesinden Temmuz ayında 82,2 seviyesine yükselmiştir. Satıl alma yöneticileri endeksi Nisan ayındaki 33,4 seviyesinden temmuz ayında 56,9 seviyesine yükselerek 2011 yılının Şubat ayından bu yana en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Mevsim etkilerinden arındırılmış imalat sanayi kapasite kullanım oranı Nisan ayındaki 61,9 seviyesinden Temmuz ayında 70,7 seviyesine yükselmiştir. Mayıs ayı ile birlikte yeniden yükselişe geçen mevsim etkilerinden arındırılmış sektörel güven endeksleri de Temmuz ayında yükselmeye devam etmiştir. Otomobil üretimi Haziran ayında Mayıs ayına göre yüzde 71,7 oranında, otomobil satışları ise yüzde 127,6 oranında artış kaydetmiştir. Temmuz ayında otomobil satışlarındaki artış eğilimi devam etmiş, bir önceki aya göre artış yüzde 21,7 olmuştur. İhracat Nisan ayından sonra sürekli artış kaydetmiş ve Temmuz ayında 15 milyar dolar ile bu yılın en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Bu dönümde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 66,2'den yüzde 84,5 seviyesine yükselmiştir. İhracattaki iyileşme sürecinin önümüzdeki dönemde devam etmesini ve normalleşme sürecine özellikle ülkemize önemli sayıda turistin ziyaret etmesi ile birlikte ben inanıyorum ki bize olan bu noktadaki güven daha da artacaktır. Son dönemde sağladığımız finansmana erişim kolaylıkları ve uygun kredi imkanları sayesinde otomotiv konut satışlarında rekor düzeyde artışlar sağlandı. Kredi büyümesinde görülen hızlanmaya karşılık bankacılık sektörümüz güçlü sermaye yapısı, aktif kalitesi ve karlılık oranları ile oldukça sağlıklı bir görünüme sahiptir. Sektörün sermaye yeterlilik rasyosu yüzde 19,5 ile yüzde 8 olan yasal asgari oranının oldukça üzerindedir. Yabancı para açık kaynaklı kur riski bulunmayan söktürün tahsili gecikmiş alacakları da sürdürülebilir seviyelerdedir. Türkiye ekonomisi artık tüketim yerine üretimi önceleyen, ithalata bağımlı değil ihracat odaklı yapısıyla küresel değer zincirine daha entegre olan ve daha fazla katma değer üreten bir model ile yoluna devam edecektir. Salgın sonrasında oluşan yeni dünya düzeninde Türkiye coğrafi konumu, lojistik ağ bağlantıları, üretim kapasitesi, insan kaynağı ile bilgi ve becerisini kullanarak yeni bir başarı hikayesi yazacaktır. Son 2 yıldaki oldukça zorlu şartlara rağmen güçlü ve sağlıklı bir ekonominin inşası için pek çok yeni politikayı hayata geçirdik. Küresel ekonominin önemli ölçüde daralacağı beklentilerinin olduğu bir ortamda attığımız adımlar ve hayata geçirdiğimiz uygulamalar ile ülkemizin önüne gelen yeni fırsatları özellikle değerlendirmesini sağlamakta kararlıyız” şeklinde konuştu.
 



Hydra 70... İran’ın Şahid İHA’larını düşürmek için tasarlanmış küçük bir füze

13 Mart 2024 tarihinde Tayland’ın Lopburi kentinde düzenlenen askeri tatbikat sırasında bir ABD askeri, Apache helikopterine Hydra 70 füzesini yüklerken (Arşiv – ABD ordusu)
13 Mart 2024 tarihinde Tayland’ın Lopburi kentinde düzenlenen askeri tatbikat sırasında bir ABD askeri, Apache helikopterine Hydra 70 füzesini yüklerken (Arşiv – ABD ordusu)
TT

Hydra 70... İran’ın Şahid İHA’larını düşürmek için tasarlanmış küçük bir füze

13 Mart 2024 tarihinde Tayland’ın Lopburi kentinde düzenlenen askeri tatbikat sırasında bir ABD askeri, Apache helikopterine Hydra 70 füzesini yüklerken (Arşiv – ABD ordusu)
13 Mart 2024 tarihinde Tayland’ın Lopburi kentinde düzenlenen askeri tatbikat sırasında bir ABD askeri, Apache helikopterine Hydra 70 füzesini yüklerken (Arşiv – ABD ordusu)

İran’daki savaş, ABD ordusu ve Ortadoğu’daki müttefiklerinin hava savunma yetenekleri için ciddi bir sınav oldu. Çatışmalar sırasında pahalı Patriot füzelerinden binlercesi kullanılırken, İran’ın daha düşük maliyetli Şahid tipi kamikaze insansız hava araçları (İHA) ve orta menzilli balistik füzelerle saldırılar düzenlemesi dikkat çekti.

Bir Patriot füzesinin yaklaşık 4 milyon dolara mal olmasına karşın, düşürülen İHA’ların maliyetinin 25 bin dolar civarında olması, ABD Savunma Bakanlığı’nı daha düşük maliyetli alternatifler geliştirmeye yöneltti. Bu kapsamda, hem havadan hem de karadan ateşlenebilen ve Patriot sistemlerinin kapsayamadığı üsleri koruyabilecek yeni çözümler üzerinde çalışıldığı belirtildi.

ABD ordusu, başlangıçta uçak ve helikopterlerden kara hedeflerine karşı kullanılmak üzere tasarlanmış küçük, lazer güdümlü bir füzeyi bu ihtiyaca uyarladı. ‘Advanced Precision Kill Weapon System’ (Gelişmiş Hassas Vuruş Silah Sistemi) olarak bilinen sistem, 2000’li yılların başında düşman savaşçı grupları ve zırhsız araçları hedef almak üzere geliştirilmişti.

feefv
(foto altı) 18 Temmuz 2023 tarihinde Kaliforniya’daki Camp Pendleton’da gerçekleştirilen gerçek mühimmatlı tatbikat öncesinde, ABD Deniz Piyadeleri mensupları bir AH-1Z Viper helikopterine Hydra 70 füzeleri yüklüyor. (Arşiv – ABD ordusu)

ABD Dışişleri Bakanlığı cuma gecesi geç saatlerde yaptığı açıklamada, söz konusu sistemin İsrail, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) satılacağını duyurdu. Açıklamada, satışın toplam değerinin 8,6 milyar dolar olduğu kaydedildi.

Bu füzeler nereden geldi?

Söz konusu sistem, ABD güçlerinin Kore Savaşı sırasında kullandığı ve ‘Mighty Mouse’ olarak bilinen küçük, güdümsüz bir hava füzesine dayanıyor.

Çapı 2,75 inç ve uzunluğu yaklaşık 1,2 metre olan bu füze, oldukça basit bir yapıya sahipti: bir fünyeden, bir savaş başlığından ve bir roket motorundan oluşuyordu. Tüm parçalar, uçağa yüklenmeden önce bir araya getiriliyordu.

Her bir roketin ağırlığı yaklaşık 25 pounddu (yaklaşık 11 kg).

Vietnam Savaşı sırasında ABD Hava Kuvvetleri pilotlarının bu türden yaklaşık 6,2 milyon roket kullandığı resmi kayıtlara yansıdı.

Bu roketler, ‘pod’ olarak adlandırılan harici lançerlerde gruplar halinde taşınıyor ve tek tek ya da seri atışlar halinde fırlatılabiliyordu.

Roketin modern versiyonu ise metrik ölçüye göre 70 milimetrelik çapına atıfla Hydra 70 adıyla biliniyor.

Nasıl çalışıyor?

Yeni sistemde, savaş başlığı ile roket motoru arasına yerleştirilen yaklaşık 1,5 fit uzunluğunda ve 2,75 inç çapında tüp biçimli bir parça bulunuyor. Genellikle ‘güdüm kiti’ olarak adlandırılan bu bölüm, roket ateşlendikten sonra açılan dört hareketli kanat içeriyor. Her kanatta, hedefe yöneltilen lazer ışığını algılayan küçük sensörler yer alıyor. Kitin içindeki mini bilgisayar ise bu kanatları hareket ettirerek roketin hedefe yönelmesini sağlıyor.

Güdüm kitinin eklenmesiyle birlikte roketin toplam uzunluğu 6 fitin biraz üzerine çıkarken, ağırlığı da yaklaşık 35 pounda (yaklaşık 16 kg) ulaşıyor.

Maliyeti ne kadar?

Füze başına yaklaşık 40 bin dolar.

ABD ordusunda bunlardan kaç tane var?

Üretici şirket BAE Systems, ABD Savunma Bakanlığı’na 100 bin adet güdüm kiti teslim ettiğini açıkladı. Şirket ayrıca yılda yaklaşık 20 bin adet daha üretim kapasitesine sahip olduğunu bildirdi.

Ordu bunu nasıl kullanıyor?

ABD Donanması bu tür roketleri 2011 yılından itibaren kullanmaya başladı. Sistem, havadan atılan birçok bombaya kıyasla çok daha küçük bir savaş başlığıyla yüksek hassasiyetli hedef vurma imkânı sağladı.

İlk versiyonlarda, yıllar öncesine dayanan ve çarpma anında patlayan klasik fünye sistemleri kullanılıyordu. Ancak İHA’lara karşı kullanımda, daha gelişmiş bir fünyenin devreye girdiği ve hedefe yakın bir cisim algılandığında savaş başlığını patlattığı belirtildi. Bu özellik, özellikle Şahid tipi gibi hareketli hedeflere karşı etkinlik sağlıyor.

dsf
4 Ağustos 2025’te Michigan’da düzenlenen bir tatbikat sırasında, ABD Deniz Piyadeleri’nden bir çavuş, UH-1Y Venom helikopterine yüklenmek üzere Hydra 70 füzesini hazırlıyor. (Arşiv – ABD ordusu)

2025 yılına gelindiğinde, ABD Hava Kuvvetleri’nin bu sistemi Kızıldeniz üzerinde Husi İHA’larını düşürmek için kullandığı ifade edildi.

Söz konusu roketler, savaş uçakları ve helikopterlerin yanı sıra kara konuşlu mobil lançerlerden de ateşlenebiliyor.

Ayrıca İsrail, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) de bu roketi kullanabilecek kapasitede uçaklara sahip olduğu bildirildi.


Libya krizi: Petrol zenginliği meselesi ile siyasi çözüm süreci arasındaki çakışma

Trablus'un 40 kilometre batısındaki Zaviye Petrol Rafinerisi'ni koruyan Ulusal Geçiş Konseyi'ne bağlı bir unsur (AFP)
Trablus'un 40 kilometre batısındaki Zaviye Petrol Rafinerisi'ni koruyan Ulusal Geçiş Konseyi'ne bağlı bir unsur (AFP)
TT

Libya krizi: Petrol zenginliği meselesi ile siyasi çözüm süreci arasındaki çakışma

Trablus'un 40 kilometre batısındaki Zaviye Petrol Rafinerisi'ni koruyan Ulusal Geçiş Konseyi'ne bağlı bir unsur (AFP)
Trablus'un 40 kilometre batısındaki Zaviye Petrol Rafinerisi'ni koruyan Ulusal Geçiş Konseyi'ne bağlı bir unsur (AFP)

Raafat Belkhair

Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) Libya Uzmanlar Paneli raporunun yayınlandığı tarih, siyasi sonuçlarına ilişkin bazı soruları gündeme taşıdı. Rapor, Libya petrol sektöründeki yönetişim düzeyine yönelik ciddi kaygılara ve devlet kurumlarının sürdürülebilirliğini ile egemenlik kaynaklarını yönetme kapasitesini etkileyen yapısal sorunlara ilişkin belgelenmiş olgular içeriyordu.

Geçtiğimiz yılın nisan ayında yayınlanan rapor, farklı bölgelerden üst düzey yetkililerin devlet kurumlarının petrol gelirlerinin bir bölümüne erişimini kısıtlayan düzenlemelere dahil olduğuna işaret eden göstergeler tespit etti. Rapor, bu durumun kamu yararını olumsuz etkilediğini ve devletin temel işlevlerini yerine getirme kapasitesini zayıflattığını vurguladı.

Bu bağlamda, Ulusal Petrol Kurumu'ndaki (NOC) karar alma mekanizmaları üzerindeki etki biçimlerini çözümlerken hem sivil hem de askeri liderlikten üst düzey yetkililere atıfta bulunan rapora göre bu düzenlemeler, bazı silahlı tarafların kapasitesini güçlendirmeye katkıda bulunurken hükümet kurumlarının kullanabileceği kaynakları da olumsuz etkiledi.

Rapor ayrıca ham petrol gelirlerine erişimi kolaylaştırmak amacıyla oluşturulan ve ülkenin doğusu ile batısındaki ilgili taraflar arasındaki karşılıklı çıkar düzenlemelerinin somut bir örneğini temsil ettiği tanımlanan ticari bir petrol kuruluşuna da değindi. Bu düzenlemelerin sonraki aşamalarda genişleyip yayılma olasılığına da dikkat çekti.

NOC ise raporun bazı içeriklerine ilişkin temel çekincelerini dile getirdi. Rapora ilişkin ilk incelemenin analitik metodolojide eksiklikler ve bazı sonuçların resmi ve teknik yetkili kaynaklara dayanmadığını ortaya koyduğunu vurgulayan kurum, rapordaki bilgi ve rakamlar hakkındaki tam tutumunu açıklayacağı bir basın toplantısı öncesinde ayrıntılı resmi bir yanıt hazırlama sürecinde olduğunu da duyurdu.

cfdbgf
Libya'nın kuzeyindeki Ras Lanuf kentinde bir petrol rafinerisi, 3 Haziran 2020 (AFP)

Bu durum silahlı grupların nüfuzunu genişletmesine imkân tanımakla kalmadı, Libya devletinin sürekliliğini doğrudan zayıflatarak kamu yararını da olumsuz etkiledi.

BMGK Uzmanlar Paneli raporu, Washington'ın Libya dosyasına yönelik yoğun diplomatik hareketliliğin yaşandığı bir dönemde yayımlandı. ABD, yasama sürecindeki çıkmazın seçim kanunu üzerinde uzlaşı sağlanamaması ve birleşik hükümet kurulamaması nedeniyle doğurduğu siyasi tıkanıklığı aşmak ve yürütme otoritesini birleştirmeyi hedefleyen bir vizyon çerçevesinde başlıca Libya tarafları arasındaki yakınlaşmayı güçlendirmeye çalışıyor.

scvsd
Libya Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, Trablus Uluslararası Konferans Merkezi'nde düzenlenen Libya Enerji ve Ekonomi Zirvesi'nin açılış gününde, 24 Ocak 2026 (Fotoğraf)

Öte yandan Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, BMGK Uzmanlar Grubu'nun görev süresini yenileme ve raporunu yayımlama kararını memnuniyetle karşıladığını açıkladı. Menfi, ulusal ekonomiyi korumaya ve uluslararası hukuka uyumu güçlendirmeye yönelik çabaları desteklediğini de teyit etti.

Menfi ayrıca BMGK’dan ve 1970 sayılı karar çerçevesinde kurulan Yaptırımlar Komitesi'nden, raporda yer alan bulgular doğrultusunda nesnel ölçütler çerçevesinde ve siyasi seçicilikten uzak biçimde gerekli adımları atmasını talep etti. Bu talep, yürürlükteki uluslararası hukuki çerçevelerde öngörülen varlık dondurma mekanizmalarının devreye sokulmasını da kapsıyor.

Ancak Menfi'nin iç gelişmelere yaklaşımı belirli bir karmaşıklık taşıyordu. Başlangıçta Ulusal Birlik Hükümeti'nin (UBH) gerçekleştirdiği son kabine değişikliğine yönelik olumlu sinyaller verdi; akabinde bu atamaların yürürlükteki anayasal çerçevelerle uyumuna, özellikle yetkili merci huzurunda anayasal yemin töreni prosedürlerine ilişkin hukuki sorular yöneltti.

Bu tutum, bir yanda prosedürel meşruiyet gereklilikleri, diğer yanda son derece hassas bir geçiş döneminde siyasi istikrarın zorunlulukları arasında denge kurmanın güçlüğünü yansıtıyor.

Resmi çerçeveleri aile kuruluşları ya da bölgesel grupları desteklemek suretiyle devre dışı bırakmaya yönelik her türlü girişim, krizi derinleştirmekten başka bir sonuç doğurmaz.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Libya Devlet Yüksek Konseyi (DYK), ABD Başkanı Donald Trump'ın Afrika'dan Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Fares Boulos liderliğindeki Afrika ve Arap İşleri Amerikan çabalarına yaptığı yorumda herhangi bir siyasi çözüm sürecinin tanınan meşru kurumlara dayanması ve yürürlükteki hukuki ve anayasal çerçevelere istinat etmesi gerektiğini vurguladı. Kalıcı uzlaşıların bu kurumlardan bağımsız bireysel ya da ikili düzenlemeler üzerine inşa edilemeyeceğini ve bunların görmezden gelinmesinin siyasi tabloyu çözmek yerine daha da karmaşık hale getirebileceğine dikkati çekti.

DYK ayrıca BM Libya Destek Misyonu'nun (UNSMIL) bazı çalışma yöntemlerine yönelik ciddi çekincelerini dile getirerek UNSMIL’i yasama ve yürütme organlarıyla ilişkilerinde kurumsal mekanizmalara saygı göstermeye, şeffaflık ve önceden koordinasyon yoluyla Libya taraflarıyla güven inşa etmeye davet etti; böylece UNSMIL’in etkinliğinin güçlendirilebileceğini ve siyasi sürecin ulusal sahipliği ilkesinin korunabileceğini belirtti.

Aynı zamanda bazı uluslararası tarafların Libya'daki siyasi çözüm sürecini etkilemeye yönelik çabalar olarak nitelendirdiği girişimlere ilişkin kaygılarını da dile getiren DYK, Libya halkının iradesine ve siyasi geleceğini belirleme önceliğine saygı gösterilmesi çağrısında bulundu ve kalıcı siyasi düzenlemelerin meşru kurumları öne çıkaran ve demokratik hesap verebilirlik ilkesini pekiştiren gerçek bir ulusal mutabakatla ortaya çıkması gerektiğini vurguladı.

Bununla birlikte iki yasama meclisi arasında seçimler dosyasında uzlaşının sağlanamamasının siyasi tabloyu karmaşık hale getirdiğine ve bazı uluslararası tarafları kabul görmüş kurumsal çerçevenin dışında alternatif yollar aramaya yönelttiğine dikkati çeken DYK, bunu yürürlükteki hukuki ve anayasal çerçevelerin aşılması olarak değerlendirdiğinin de altını çizdi.

dsvd
ABD Başkanı Donald Trump'ın Afrika'dan Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Fares Boulos, Paris'te düzenlenen Büyük Göller Bölgesi'nde Barış ve Kalkınmayı Destekleme Konferansı'na katıldı, 30 Ekim 2025 (Reuters)

Öte yandan küçük diyalog grubunun kurulmasının, başta seçim dosyasıyla ilgilenen ortak komisyonların oluşturulması olmak üzere yol haritasındaki kilit adımlara doğru iki meclisin ilerlemesini sekteye uğratan tıkanıklığa verilen bir yanıt olduğunu vurgulayan UNSMIL’e göre bu süreçler, mevcut meşru kurumların yerini almak değil tıkanma nedenlerini teşhis etmeyi amaçlıyor.

Uluslararası arenada ise ABD, ülkede kurumsal istikrarı hedefleyen bir girişim aracılığıyla Libya dosyasına aktif diplomatik katılımını sürdürüyor. Bu katılımda BM özel temsilcilerinin çabaları ABD’nin yönelimleriyle örtüşürken bu durum Libya’nın yönetimi dosyası etrafındaki uluslararası koordinasyonun niteliğini yansıtmaktadır. Bununla birlikte bu yaklaşımın kapsamlı ve sürdürülebilir bir çözümün gereklilikleriyle ne ölçüde örtüştüğüne dair meşru sorular gündeme geliyor. Bu çözüm, her şeyden önce Libya taraflarının siyasi geçiş için açık ve net temeller üzerinde uzlaşmaya hazır olup olmadığına bağlı kalmaya devam ediyor.


400 eski diplomat, Brüksel'i Batı Şeria'daki İsrail yerleşim projesine karşı harekete geçmeye çağırdı

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki Ma’ale Adumim yerleşim birimi yakınlarında düzenlenen bir basın toplantısında bir yerleşim projesi haritasını tutarken (Arşiv - AP)
İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki Ma’ale Adumim yerleşim birimi yakınlarında düzenlenen bir basın toplantısında bir yerleşim projesi haritasını tutarken (Arşiv - AP)
TT

400 eski diplomat, Brüksel'i Batı Şeria'daki İsrail yerleşim projesine karşı harekete geçmeye çağırdı

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki Ma’ale Adumim yerleşim birimi yakınlarında düzenlenen bir basın toplantısında bir yerleşim projesi haritasını tutarken (Arşiv - AP)
İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki Ma’ale Adumim yerleşim birimi yakınlarında düzenlenen bir basın toplantısında bir yerleşim projesi haritasını tutarken (Arşiv - AP)

Avrupalı 400'den fazla eski bakan, büyükelçi ve yetkili bugün Avrupa Birliği (AB) liderlerine yönelik açık bir mektup göndererek, İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'da binlerce konut inşa etmeyi planladığı E1 (Doğu 1) projesi aracılığıyla gerçekleştirdiği ‘yasadışı ilhaka’ karşı ‘şimdi harekete geçilmesi’ çağrısında bulundu.

Aralarında eski AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell ve eski Belçika Başbakanı Guy Verhofstadt'ın da bulunduğu 448 diplomatın imzasının bulunduğu mektupta şunlar yazdı:

“AB ve üye devletler, ortaklarıyla iş birliği içinde İsrail'i Batı Şeria'daki Filistin topraklarını yasadışı biçimde ilhak etmeye devam etmekten caydıracak anında adımlar atmalı.”

İsrail, 2025 yılının ağustos ayında işgal altındaki Batı Şeria'yı ikiye bölecek ve olası bir bağımsız Filistin devletinin coğrafi sürekliliğini tehdit edecek E1 projesini onayladı. İsrail, aralık ayında Doğu Kudüs'te 12 kilometrekarelik bir alanda 3 bin 400 konutun inşa edilmesine yönelik ihale açmıştı. Birleşmiş Milletler (BM), AB ve pek çok ülkenin lideri İsrail'i bu projeden vazgeçmeye çağırmıştı.

İmzacılar, İsrail hükümetinin 1 Haziran'da E1 projesinin kapsadığı alanın geliştirilmesine yönelik ayrıntılı ihaleler açmayı planladığını, bu nedenle ‘AB ve üye devletlerin, özellikle 11 Mayıs'taki Dışişleri Konseyi'nde şimdi harekete geçmesi gerektiğini’ belirttiler.

İmzacılar, AB'nin en azından yasadışı yerleşim faaliyetlerine dahil olan herkese, bilhassa E1 bölgesiyle ilgili ihaleleri destekleyen, bu ihalelere katılan ve planı hayata geçirenlere yönelik vize yasağı ve AB içinde ticari faaliyet yasağı da dahil olmak üzere hedefe yönelik yaptırımlar uygulaması gerektiğini de söyledi.

İsrail, Batı Şeria'yı 1967 yılından bu yana işgal altında tutuyor. Doğu Kudüs dışında 500 binden fazla İsrailli, BM'nin uluslararası hukuk kapsamında yasadışı saydığı yerleşim birimlerinde yaklaşık üç milyon Filistinlinin ortasında yaşıyor. Peace Now (Şimdi Barış) örgütüne göre mevcut İsrail hükümeti, rekor bir rakam olan 2025 yılında 54 yerleşim biriminin inşasını onaylayarak yerleşim genişleme hızını artırdı.

2022 yılında, yani iktidardaki mevcut hükümet döneminde 100'den fazla yerleşim biriminin inşası onaylandı.