Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (İHA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (İHA)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (İHA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (İHA)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye ne zaman küresel gündemlere ilişkin bir irade ortaya koysa, ne zaman bölgesel hakları ile ilgili adımlar atsa ekonomi üzerinden bir hesaplaşmanın devreye sokulduğunu görüyoruz. Türkiye ekonomide, bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir” dedi.
Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı sonrasında kameraların karşısına çıkan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beyrut'ta yaşanan patlama ve Akdeniz ile Ege'de yaşanan olaylara değinirken, konuşmasının büyük bölümünü ekonomik gelişmelere ayırdı.
Beyrut'ta yaşanan patlama sonrası yaşanan gelişmelere değinen Erdoğan, Ege ve Akdeniz'de Türkiye'nin haklarını ve hukukunu yok saymaya yönelik girişimlere verilen cevapları anlattı. Erdoğan, “Bölgedeki sismik araştırma faaliyetlerimizi Almanya Şansölyesi Merkel'in ricası üzerine iyi niyet nişanesi olarak bir süreliğine ertelemiştik. Ancak Yunan tarafı hüsnüniyet ile hareket etmediğini bir kez daha göstermiş ve Mısır ile hiçbir hukuki temeli olmayan bir anlaşmaya yönelmiştir. Buradan bir kez daha altını çizerek ifade etmek istiyorum. Türkiye'nin hiç kimsenin hakkında, hukukunda, toprağında, denizinde, meşru çıkarlarında gözü yoktur. Bizim tek talebimiz bize de aynı anlayışla yaklaşılmasıdır. Türkiye gibi 780 bin kilometrekarelik dev bir toprak parçasını görmezden gelip birkaç kilometre karelik adalar üzerinden bizi sahillerimize hapsetme girişimine rıza gösteremeyeceğiz. Dünyada hiçbir ülke böyle saçma ve temelsiz talebe boyun eğmez. Biz diyoruz ki, gelin Akdeniz'deki tüm ülkeler bir araya gelelim, herkes için kabul edilebilir, herkesin hakkını koruyan bir formül bulalım. Ülkemizin bu çağrısına kulaklarını kapatanlar güçlerinin yetmeyeceği, boylarını aşan bir takım girişimlerle kendi geleceklerini kendi elleri ile karartıyorlar. Salgın ve onunla bağlantılı siyasi, ekonomik, sosyal sorunların bir kabus gibi üzerine çöktüğü güçlere güvenenler hüsrana uğramaya mahkumdurlar. Türkiye'nin bu konudaki kararlılığını hala kavramamış olanları bir an önce gerçekleri görmeye ve çözümü masada aramaya davet ediyoruz. Anlaşmazlıkların diyalog yoluyla ve hakkaniyet temelinde çözümü için biz her zaman varız. Bu konuda sağduyu hakim olana kadar Türkiye olarak sahada ve diplomasi alanında kendi planlarımızı uygulamaya devam edeceğiz. Nitekim Oruç Reis Sismik Araştırma Gemimiz dün saat 20.00'de Antalya açıklarından demir alarak görev bölgesine doğru hareket etti. 10 saat süren seyirden sonra bu sabah saat 08.00 itibariyle çalışmalarına başladı. Ekonomide olduğu gibi enerjide de ülkemizin bağımsızlığı için mücadele etmeyi sürdüreceğiz” diye konuştu.
“Türkiye ekonomide, bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir”
Türkiye'nin 2002 yılında 236 milyar dolar olan milli gelirini 2019 yılında 754 milyar dolara yükselttiklerinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonomik verileri açıkladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kişi başı milli geliri 3 bin 500 dolardan 2013 yılında 12 bin 500 dolara kadar çıkartmıştık, ancak Gezi olayları ile başlayan ve bugüne kadar kesintisiz devam eden saldırılar sebebiyle bu rakam 2019 yılında 9 bin 127 dolar olarak gerçekleşti. Türkiye ekonomisi satın alma kalitesi gücü paritesine göre dünyada 2002 yılında 17. sıradayken 13. sıraya yükseldi. Böylece ülkemizi kişi başına gelirde dünya sıralamasında üst orta gelir grubuna yükselttik. Ülkemiz insani gelişmişlik endeksinde de dünyadaki konumunu iyileştirmeye devam etti. 2019 yılı insani gelişme raporunda Türkiye bir önceki yıla göre 6 basamak ilerleyerek 58. sıraya yükseldi. Böylece ilk defa çok yüksek insani gelişme kategorisinde yer almış olduk. Rekabetçiliği artırmaya, iş ve yatırım ortamını iyileştirmeye yönelik çok önemli adımlar attık. Bu sayede Dünya Bankası tarafından hazırlanan iş yapma kolaylığı endeksinde geçtiğimiz yıl 10 basamak birden tırmanarak 33. sıraya yerleştik” şeklinde konuştu.
Türkiye'nin 18 yılda nereden nereye geldiğini anlatmak için mukayeseli rakamları paylaşan Erdoğan, “Ülkemizde yıllık otomobil satışı 2002 yılında 91 bin adet iken bu rakam 2016'de 756 bine kadar çıktı, geçtiğimiz yıl da 387 bin olarak gerçekleşti. Buzdolabı satışı 18 yıl önce 1 milyon 88 bin adetten 2,5 milyona çıktı. Çamaşır makinesi satışı 824 bin adetten 2 milyonun üzerinde bir sayıya ulaştı. Bulaşık makinesi satışı 282 bin adetten 1 milyon 332 bin adede, fırın satışı 339 binden 817 bine yükseldi. Bütün bunları ülkemizdeki refah düzeyini ifade etmesi bakımından söylüyorum. Bunlar aynı zamanda vatandaşımın alım gücünün bu tür ürünlerde nereden nereye yükseldiğini göstermesi bakımından önem arz ediyor. Ülkemizde yeni açılan şirket sayısı 30 bin 842 iken geçtiğimiz yıl bu rakam 85 bin 263'ü buldu. İstihdamda 19,6 milyondan 28 milyon 80 bine çıktı. Borsa endeksi 110'dan binin üzerine ulaştı. Göreve geldiğimizde öyleydi, ama şimdi burada. Turizmde 13,2 milyon turistten geçtiğimiz yıl 52 milyon turist rakamını gördük. Şimdi korona virüs sebebiyle bir sıkıntının içindeyiz ama toparlanmaya başladık. Şimdi Almanya, Rusya, bugün itibariyle kapılarını açmış durumdalar. Geçen yılın rakamlarını yakalayamayacağız ama yine yükselmeye başladığımızı hep birlikte göreceğiz. Salgın sebebiyle turizmde yaşanan sıkıntıları çözmek için tüm imkanlarımızla gayret gösteriyoruz. Merkez Bankası döviz rezervimiz 28 milyar dolardan 90 milyar doların üzerine çıktı. Bir ara bu rakam 135 milyar dolara kadar yükselmişti. Bunun yanında IMF meselesi, IMF'ye olan borcumuz biz göreve geldiğimizde 23,5 milyar dolardı, biz bunu 2013 Mayıs'ında sıfırladık. Türkiye'nin IMF'ye borcu yok. Birileri de avucunu ovuşturuyor. Ana muhalefet partisi. IMF'ye gidecekmişiz, IMF'den bir şeyler isteyecekmişiz. Boşuna avucunuzu ovuşturmayın, biz o kapıları kapattık. IMF bizden 5 milyar dolar borç istedi, o zaman ekonomiye bakan zat, geldi bana ‘Sayın Başbakanım verelim mi bu borcu' dedi. Verin dedim. Bugün borç alan yarın talimat alır dedim. Şimdi parti kurmuş bize ekonomi dersi veriyor. Önce bunları herkesin görmesi yazım. Faiz ödemelerinin milli gelirimize oranını yüzde 14,4'den yüzde 2,3 seviyesine indirdik. En düşük memur maaşını 392 liradan 4 bin 188 liraya, asgari ücreti 184 liradan 2 bin 325 liraya, en düşük bağ-kur tarım emeklisi maaşını 66 liradan aldık bin 756 liraya, en düşük emekli sandığı emeklisi maaşını 377 liradan 2 bin 981 liraya kadar çıkarttık. Bütün bunları biz yaptık. ben felsefe yapmıyorum, rakamlarla konuşuyorum. Engelli aylığını 25 liradan 851 liraya, muhtar aylığını 97 liradan 2 bin 261 liraya yükselttik. Lisans öğrencilerine verdiğimiz kredi burs ödemelerini biz geldiğimizde 45 liracık alıyorlardı, 550 liraya çıkarttık, yüksek lisans da bin 100 lira, doktorada bin 650 lira seviyesine çıkarttık. Hatırlayın harç, öğrencilerden alınıyordu, bundan dolayı o zaman öğrencilerin sesi çok çıkıyordu, gösteriler vesaire, bu harcı kim kaldırdı, biz kaldırdık. Tam aksine biz öğrencilerimize bursları ile kredileri ile destek oluyoruz. Tarım sektörüne yaptığımız destekleme ödemelerini yıllık 1,8 milyar liradan 22 milyar liraya çıkarttık. Her alanda bu rakamları çeşitlendirmek mümkün” ifadelerini kullandı.

"Türkiye'nin bölgesel ve küresel bir güç olarak yükselen yıldızından rahatsız olanlar her seferinde daha riyakar şekilde üzerimize gelmeye başladı"
Türkiye'nin bugün geleceğine güvenle bakmasının, bölgesel ve küresel politikalarda aktif pozisyon almasının gerisinde bu güçlü alt yapının olduğunu belirten Erdoğan, “Ülkemizin 2013 yılından beri ardı ardına yaşadığı her saldırı ile birlikte hem korunma reflekslerimizi hem hedeflerimize ulaşma yöntemlerimizi geliştirdik. Allah'ın inayeti ve milletimizin desteği ile girdiğimiz her mücadeleden başarı ile çıktık. Türkiye'nin bölgesel ve küresel bir güç olarak yükselen yıldızından rahatsız olanlar her seferinde daha sinsi daha riyakar şekilde üzerimize gelmeye başladı. Başka hiçbir ülkeye uygulanmayan kriterler bize dayatıldı, başka hiçbir ülkeden talep edilmeyen şartlar bizden istendi. Başka hiç bir ülkeye yöneltilmeyen tehditler bize savruldu. Terör örgütlerinden darbecilere, finans lobilerinden tarihi hesaplaşmalara kadar her türlü araçla üzerimize yüklendiler. Hepsinin de üstesinden birer birer geldik. Bu çerçevede 2019 yılı ülkemiz için yeniden dengelenme sürecinin yaşandığı bir yıl oldu. Cari dengede ve enflasyonda önemli kazanımlar elde ettik. 2018 yılı ekim ayında yüzde 25,2 seviyesinde seyreden enflasyonu geçtiğimiz yıl yüzde 11,8 seviyesine indirdik. Ülkemiz son yıllarda uyguladığı politikalarla pazar ve ürün çeşitliliğini artırdı. 2019 yılında ticaret savaşları, bölgesel istikrarsızlıklar ve Brexit ile birlikte tırmanın küresel belirsizliklere rağmen ihracatta 180 milyar doların üzerine çıkarak yeni bir rekora imza attı. Güçlü ihracat performansımız ve turizm sektörünün desteği ile cari işlemler dengesi 2001 yılından beri ilk defa fazla verdi. Maruz kaldığımız çok yönlü saldırılara rağmen ekonomimiz attığımız kararlı adımlarla 2019 yılının son çeyreğinde yeniden güçlü büyüme politikasına döndü. Bu bizim için güçlü bir patikaydı ama şimdi biz bu patikayı caddeye dönüştüreceğiz. Onun adımlarını atıyoruz. 2019 yılının son çeyreğinde ekonomimiz yüzde 6 oranında kayda değer bir büyüme kaydetti. Kur saldırılarının etkisi ile yüzde 24'e çıkan Merkez Bankası politika faizi, yüzde 8,25 seviyesine indi. Yüzde 35'lere çıkan piyasa faizleri yüzde 8 bandına kadar geriledi. Daha da düşecek. Bütün arzumuz bu ülkede yatırımcı çok daha rahat bir şekilde yatırımlarını yapabilsin. Devletimizin borçlanma faizlerinde de önemli düşüşler sağladık. Yüzde 25'lere çıkan iç borçlanma faizini yüzde 9,72'ye ve yüzde 7,50'yi aşan dış borçlanma faizini yüzde 4,45'e kadar gerilettik. Ekonomik yükseliş 2020 yılının ilk aylarında da devam etti. Yılın ilk çeyreğinde birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin aksine ülkemiz yüzde 4,5 gibi yüksek bir büyüme performansı sergiledi. G-20 ülkeleri arasında en yüksek, OIC'de ülkeleri arasında ikinci en yüksek büyüme performansı kaydeden ülke olduk. 2018 yılı Ağustos ayında yaşadığımız saldırılar sonrasında küresel finans sisteminin bize dayatmaya çalıştığı yüksek faiz yaklaşımını asla kabul etmedik. Bir taraftan kur üzerinden yapılan saldırılarla, bir taraftan kurun enflasyona olan etkisi ile ve diğer taraftan Türkiye üzerinden yüksek faizle haksız kazanç elde etmek isteyenlerle adeta boğuştuk, mücadele ettik. Bu mücadele olmasaydı iş insanımız ayakta kalabilir miydi? Eğer kur atakları ile tüm araçlarımızla mücadele etmeseydik enflasyonu yüzde 25'lerden bugünkü seviyesine bu kadar hızlı getirebilir miydik? Türkiye ne zaman küresel gündemlere ilişkin bir irade ortaya koysa, ne zaman bölgesel hakları ile ilgili adımlar atsa ekonomi üzerinden bir hesaplaşmanın devreye sokulduğunu görüyoruz. Türkiye ekonomide, bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir” dedi.

“Ekonomimizin dayanıklılığını artırmaya yönelik adımlar sayesinde ekonomimizi hızla toparladık”
“Birileri sadece gazel okur ama biz iş üretiriz, farkımız bu” açıklamasında bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bütün başarıların, 2002 yılından bu yana Türkiye ekonomisinin geçirdiği yapısal dönüşüm süreci ve sağlık alt yapısına yatırımlar sayesinde olduğunu söyledi. Erdoğan, “DSÖ verilerine göre dünya genelinde tespit edilen korona virüs vaka sayısının 20 milyona yaklaştı. Konya Şehir Hastanesi açıldı. Resmi açılışını da bizzat giderek Konya'da yapacağız. Resmi açılışını yapmadık ama şuanda hasta kabulü başladı. Diğer illerimize de şehir hastanelerini yaparak çok daha güçlü alt yapıya insanımızı hazırlayacağız. Ülkemiz milyon kişi başına düşen vaka sayısında 73., milyon kişi başına düşen ölüm oranında 57. sıradadır. Bu dönüm sona erdiğinde Türkiye dünyada salgını en az hasarla atlatan ülkelerden biri olacaktır. Salgın sadece insan hayatını tehdit etmiyor, aynı zamanda ciddi ekonomik sorunlar doğuruyor. Küresel ekonomi son bir asırdaki en büyük krizi ile karşı karşıyadır. Salgın nedeniyle küresel tedarik zincirleri ve uluslararası ticaret aksamış, birçok tesiste üretim durmuş ya da yavaşlamıştır. 2020 yılı ilk yarısında dünya genelinde büyük üretim kayıpları, işsizlik oranlarında yükseliş ve tüketim alışkanlıklarında değişiklikler ortaya çıkmıştır. Salgının sarsıcı etkisinin daha iyi anlaşılmasıyla uluslararası kuruluşlar küresel büyüme tahminlerinde revizyona gitmişlerdir. IMF 2020 yılı için daralma beklentisini yüzde 3'den yüzde 4,9'a yükseltmiştir. OIC'de ise bu yıl için daralma beklentisini yüzde 2,4'den yüzde 7,6'ya güncellemiştir. Ekonomik veriler ve beklentiler ABD, Almanya, Japonya ve İngiltere gibi büyük ekonomilerin bile salgının etkisi ile birlikte sarsıldıklarını ve çok ciddi ekonomik kayıplar verdiklerini gösteriyor. 2020 yılının ikinci çeyreğinde ABD ekonomisi yıllıklandırılmış oranlarda yüzde 32,9, Euro bölgesi ekonomisi ise yıllık yüzde 15 düzeyinde daralmalar göstermiştir. Aynı dönemde Almanya ekonomisi yüzde 11,7, İtalya ekonomisi yüzde 17,3, Fransa ekonomisi yüzde 19, İspanya ekonomisi yüzde 22,1 oranında daralmıştır. ABD'de işsizlik oranı yüzde 15 seviyesine kadar ulaşmış, tarım dışı istihdamda 20 milyonun üzerinde aylık düşüşü görülmüştür. Bu gelişmeler karşısında ülkeler hem para hem de maliye politikaları ile ekonomideki olumsuz seyre müdahale ederek ekonomik gerilemeyi azaltmaya çalışmışlardır. Tüm destekleyici politikalara rağmen ekonomik toparlanmanın zaman alması beklenmektedir. Türkiye ekonomisi de salgından kısa vadede elbette olumsuz yönde etkilenmiştir. Ancak aldığımız tedbirler, şoklara karşı mücadeledeki tecrübemiz, güçlü sağlık alt yapımız ve ekonomimizin dayanıklılığını artırmaya yönelik adımlar sayesinde ekonomimizi hızla toparladık” diye konuştu.

"Salgın sonrasında oluşan yeni dünya düzeninde Türkiye yeni bir başarı hikayesi yazacaktır"
Mayıs ayı ile birlikte ekonomik göstergelerde ve beklentilerde bekledikleri iyileşmenin başladığını, Haziran ve Temmuz aylarında bunun güçlendiğini belirten Erdoğan, “Salgının etkilerinin belirginleştiği Nisan ayından sonra Haziran ve Temmuz aylarına ait önce göstergeler ekonomide toparlanma sinyalleri veriyor. Tüketici güven endeksi Nisan ayındaki 54,9 seviyesinden Temmuz ayında 60,9 seviyesine yükselmiştir. Reel kesim güven endeksi nisan ayındaki 62,3 seviyesinde temmuz ayında 99,4 seviyesine yükselmiştir. Ekonomi güven endeksi Nisan ayındaki 51,3 seviyesinden Temmuz ayında 82,2 seviyesine yükselmiştir. Satıl alma yöneticileri endeksi Nisan ayındaki 33,4 seviyesinden temmuz ayında 56,9 seviyesine yükselerek 2011 yılının Şubat ayından bu yana en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Mevsim etkilerinden arındırılmış imalat sanayi kapasite kullanım oranı Nisan ayındaki 61,9 seviyesinden Temmuz ayında 70,7 seviyesine yükselmiştir. Mayıs ayı ile birlikte yeniden yükselişe geçen mevsim etkilerinden arındırılmış sektörel güven endeksleri de Temmuz ayında yükselmeye devam etmiştir. Otomobil üretimi Haziran ayında Mayıs ayına göre yüzde 71,7 oranında, otomobil satışları ise yüzde 127,6 oranında artış kaydetmiştir. Temmuz ayında otomobil satışlarındaki artış eğilimi devam etmiş, bir önceki aya göre artış yüzde 21,7 olmuştur. İhracat Nisan ayından sonra sürekli artış kaydetmiş ve Temmuz ayında 15 milyar dolar ile bu yılın en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Bu dönümde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 66,2'den yüzde 84,5 seviyesine yükselmiştir. İhracattaki iyileşme sürecinin önümüzdeki dönemde devam etmesini ve normalleşme sürecine özellikle ülkemize önemli sayıda turistin ziyaret etmesi ile birlikte ben inanıyorum ki bize olan bu noktadaki güven daha da artacaktır. Son dönemde sağladığımız finansmana erişim kolaylıkları ve uygun kredi imkanları sayesinde otomotiv konut satışlarında rekor düzeyde artışlar sağlandı. Kredi büyümesinde görülen hızlanmaya karşılık bankacılık sektörümüz güçlü sermaye yapısı, aktif kalitesi ve karlılık oranları ile oldukça sağlıklı bir görünüme sahiptir. Sektörün sermaye yeterlilik rasyosu yüzde 19,5 ile yüzde 8 olan yasal asgari oranının oldukça üzerindedir. Yabancı para açık kaynaklı kur riski bulunmayan söktürün tahsili gecikmiş alacakları da sürdürülebilir seviyelerdedir. Türkiye ekonomisi artık tüketim yerine üretimi önceleyen, ithalata bağımlı değil ihracat odaklı yapısıyla küresel değer zincirine daha entegre olan ve daha fazla katma değer üreten bir model ile yoluna devam edecektir. Salgın sonrasında oluşan yeni dünya düzeninde Türkiye coğrafi konumu, lojistik ağ bağlantıları, üretim kapasitesi, insan kaynağı ile bilgi ve becerisini kullanarak yeni bir başarı hikayesi yazacaktır. Son 2 yıldaki oldukça zorlu şartlara rağmen güçlü ve sağlıklı bir ekonominin inşası için pek çok yeni politikayı hayata geçirdik. Küresel ekonominin önemli ölçüde daralacağı beklentilerinin olduğu bir ortamda attığımız adımlar ve hayata geçirdiğimiz uygulamalar ile ülkemizin önüne gelen yeni fırsatları özellikle değerlendirmesini sağlamakta kararlıyız” şeklinde konuştu.
 



Trump, Çin ve Rusya’yı uyardı: İran’a destek vermenin bedeli ağır olabilir

Trump, Çin ve Rusya’yı uyardı: İran’a destek vermenin bedeli ağır olabilir
TT

Trump, Çin ve Rusya’yı uyardı: İran’a destek vermenin bedeli ağır olabilir

Trump, Çin ve Rusya’yı uyardı: İran’a destek vermenin bedeli ağır olabilir

İran, ABD’nin saldırıları yeniden başlatması ihtimaline karşı nükleer tesisler ve sınır bölgeleri dahil kritik noktalarını tahkim ederek savunmasını güçlendiriyor. Şarku’l Avsat’ın The Wall Street Journal gazetesinden aktardığı habere göre uydu görüntüleri, söz konusu noktaların olası saldırılara karşı dayanıklılığını artırmayı amaçlayan yeni tahkimatların inşa edildiğini ortaya koyuyor. Öte yandan ABD ordusu da çatışmaların yeniden başlaması ihtimaline karşı hazırlıklarını sürdürürken üçüncü bir uçak gemisi görev grubunun Ortadoğu’ya doğru yola çıktığı bildirildi.

Bu arada ABD Başkanı Donald Trump, Moskova ve Pekin’in savaşta Tahran’a destek verdiği ihtimalini düşük gördüğünü belirterek Rusya ve Çin’in böyle bir adım atmaları halinde kaybedecek çok şeyleri olduğunu söyledi. İran’a herhangi bir yardım sağlanıyorsa bunun çok sınırlı düzeyde olduğunu savunan Trump, Washington’ın iki ülkeden gelebilecek her türlü desteği kısa sürede tespit edeceğini vurguladı.

Diğer yandan ABD ve İngiltere, İran’ın sınır ötesindeki düşmanca faaliyetlerine yönelik uluslararası kınamaya öncülük etti. Aralarında 20’den fazla ülkenin bulunduğu girişim, Devrim Muhafızları’nın ABD bombardıman uçaklarının kullandığı bir İngiliz hava üssünü hedef almaya yönelik bir planın arkasında olduğu iddialarının ardından geldi. İngiltere Başbakanı Andy Burnham, İran Devrim Muhafızları’nın şüpheli terör planını neredeyse kesin olarak yönlendirdiğini söyledi. Londra yönetimi ayrıca İran’ın yurt dışındaki faaliyetleriyle bağlantılı yetkililere yaptırım uyguladı.


Avrupa'da İran: Gizli ağlar ve sınır ötesi tehditler

Tahran'da, İslam Devrimi'nin kurucusu merhum Dini Lider Ruhullah Humeyni, merhum Dini Lider Ali Hamaney ile oğlu Mücteba Hamaney'in resimlerinin yer aldığı bir reklam panosunun önünden geçen motosikletli bir adam, 3 Temmuz 2026 (AFP)
Tahran'da, İslam Devrimi'nin kurucusu merhum Dini Lider Ruhullah Humeyni, merhum Dini Lider Ali Hamaney ile oğlu Mücteba Hamaney'in resimlerinin yer aldığı bir reklam panosunun önünden geçen motosikletli bir adam, 3 Temmuz 2026 (AFP)
TT

Avrupa'da İran: Gizli ağlar ve sınır ötesi tehditler

Tahran'da, İslam Devrimi'nin kurucusu merhum Dini Lider Ruhullah Humeyni, merhum Dini Lider Ali Hamaney ile oğlu Mücteba Hamaney'in resimlerinin yer aldığı bir reklam panosunun önünden geçen motosikletli bir adam, 3 Temmuz 2026 (AFP)
Tahran'da, İslam Devrimi'nin kurucusu merhum Dini Lider Ruhullah Humeyni, merhum Dini Lider Ali Hamaney ile oğlu Mücteba Hamaney'in resimlerinin yer aldığı bir reklam panosunun önünden geçen motosikletli bir adam, 3 Temmuz 2026 (AFP)

Lina el-Hatib

İran'ın Avrupa'ya yönelik potansiyel tehdidi, geçmiş on yıllarda sunduğu tanıdık terör imajına artık benzemiyor. Bugün, bir elçiliği gözetleyen iki adam veya bir askeri üssün yakınında pusu kuran genç yerel suçlular şeklinde kendini gösteriyor. Yahudilere ait bir mekanı hedef alan kiralık bir çete, fon transferi yapan bir hayır kurumu, yaptırımlardan kaçınmayı kolaylaştıran bir sanat tüccarı veya çift kullanımlı teknolojiler satın almayı üstlenen bir ticaret şirketi şeklinde de ortaya çıkabiliyor.

İngiltere'deki son gelişmeler bu tehdidin bazı yönlerini ortaya koydu. 9 Ekim'de, Londra'daki Merkez Ceza Mahkemesi'nde (Old Bailey), İran istihbarat servisleri adına düşmanca amaçlar için gözetleme yapmakla suçlanan iki kişi suçsuz olduklarını savundu.

Suçlamada yer aldığına göre gözetledikleri hedefler arasında Londra'daki İsrail büyükelçiliği ve konsolosluğu, Bevis Marks Sinagogu ve diğer İsrail veya Yahudi çıkarları yer alıyordu. Temmuz ve Ağustos 2025'te gerçekleştirilen keşif eylemleri sebebiyle kendilerine yöneltilen suçlamaların doğru olup olmadığı, halen yargının vereceği karara bağlı.

Daha da endişe verici olan, ABD güçleri tarafından kullanılan bir İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri üssü olan RAF Fairford çevresindeki şüpheli faaliyetlere ilişkin devam eden soruşturmadır. İngiliz makamları, 27 Eylül'de üssün yakınlarında maskeli adamların ve üç küçük aracın görülmesinden sonra olası bir terör eylemi ihtimalini araştırıyor.

ABD’li yetkililer daha sonra istihbarat bilgilerinin olası bir İran insansız hava aracı saldırısının planlandığını gösterdiğini bildirdi. Bunun ardından ABD üstteki B-1 bombardıman uçaklarını çekti. İran bu olayla herhangi bir ilgisi olduğunu reddederken, soruşturma devam ediyor.

Bu olayların önemi, yalnızca İran'ın bunların arkasında olup olmamasıyla sınırlı değil, aynı zamanda Tahran'ın sınırlarının ötesinde baskı ve zorlama uygulamak için kullandığı yöntemlerdeki daha derin bir değişime işaret etmesinde de yatıyor. Gerçekte, İran ile bağlantılı faaliyetler artık İran istihbarat görevlileri tarafından gerçekleştirilen bir dizi terör planına indirgenemez. Devlet kurumlarının ve vekillerinin faaliyetlerinin organize suç şebekeleri, finansörler, hayır kurumları, eğitim kurumları, paravan şirketler ve yerel aracı kuruluşlarla iç içe geçtiği esnek, sınır ötesi bir ağ ortaya çıktı

Diplomatlardan harcanabilir ve vazgeçilebilir aracılara

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İran'ın yurtdışında düşmanca eylemler gerçekleştirme konusunda uzun bir geçmişi var, ama yöntemleri değişti. 2018'de Paris yakınlarında İranlı muhalif figürlerin bir araya geldiği bir toplantıya yönelik bombalı saldırı planı, daha önceki aşamada benimsediği yaklaşıma bir örnektir. O zamanlar Viyana'da görevli akredite bir İranlı diplomatı olan Esadullah Esadi, daha sonra bu plandaki rolü nedeniyle mahkum edildi. Onun yargılanması, diplomatik örtü altında çalışan yetkilileri terör faaliyetleri yürütmek için kullanmanın bedelini göstermişti.

cvfg
Belçika'nın Antwerp kentindeki mahkeme binasının önünde, İranlı diplomat Esadullah Esadi'nin Fransa'daki sürgündeki bir İran muhalif grubunun toplantısına bombalı saldırı düzenlemekle yargılandığı dava sırasında görev yapan polis memurları, 27 Kasım 2020 (Reuters)

O zamandan beri İran, eylemlerini giderek daha fazla resmi kurumlarının dışındaki taraflara devretmeye yöneldi. Zira yerel suçlular ile aracıların işe alınması daha kolay, İran devletiyle bağlantılarının kesin olarak kanıtlanması daha zor ve gerektiğinde gözden çıkarılıp harcanabilirler. İsveç'teki olaylar bu yaklaşımın en açık örneklerinden birini sunuyor. ABD Hazine Bakanlığı, Foxtrot suç şebekesinin ocak ayında İran adına Stockholm'deki İsrail büyükelçiliğine saldırı düzenlediği sonucuna vardı.

İngiliz hükümeti, bu tür eylemlerden İran'ı sorumlu tutma konusunda daha da ileri gitti. Temmuz ayında, grubun İngiltere'deki Yahudi ve İsrail mekanlarını ve Farsça yayın yapan medya kuruluşlarını hedef alan yedi saldırının sorumluluğunu üstlenmesinin ardından, İslamik Sağ Yoldaşlar Hareketi (IMCR ve HAYI olarak da bilinir) adlı gruba yaptırımlar uyguladı. İngiliz hükümeti, grubun arkasında İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü unsurlarının olduğunu ve Avrupa genelindeki saldırılarını “neredeyse kesin olarak” onların yönlendirdiğini varsayıyor.

Bu nedenle Fairford hadisesine ilişkin soruşturma özellikle önemli. İran ile bir bağlantısı bulunursa, herhangi bir devletin sınırlı deneyime ve kaynaklara sahip yerel ajanları manipüle edebilme ve onları büyük bir askeri gücün stratejik varlıklarını konuşlandırdığı yeri değiştirmeye zorlayabilecek araçlara dönüştürebilme yeteneğini ortaya koyacaktır. İran ayrıca bu tür paralı askerleri ABD'ye düşük yoğunluklu tehditler göndermek için de kullanabilir.

Saldırıların arkasındaki altyapı

Gelgelelim, yalnızca şiddet eylemlerine odaklanmak, tehdidin önemli bir yönünü göz ardı etmektedir. Bu faaliyetlerin ardındaki daha geniş ağ, dini ve eğitim platformları aracılığıyla adam devşirebilir, hayır kurumları aracılığıyla para toplayabilir, medya kuruluşları aracılığıyla kendi anlatılarını yayabilir, ticari şirketler aracılığıyla para transferi yapabilir ve meşru ticaret ağları aracılığıyla ekipman temin edebilir.

gthyju
Alman İçişleri Bakanlığı'nın Hamburg'daki İslam Merkezi ve ona bağlı kuruluşları radikal hedefler peşinde koşmak gerekçesiyle yasaklamasının ardından, Frankfurt'taki İslam Kültür Merkezi'nin çevresi polis tarafından güvenlik altına alındı, 24 Temmuz 2024 (Reuters)

İran'ın el-Mustafa Uluslararası Üniversitesi, sivil görünen kurumların bu ağ içinde eleman temin etme konusunda oynayabileceği rolün bir örneğini sunuyor. Nitekim ABD Hazine Bakanlığı, birçok ülkede faaliyet gösteren üniversiteyi, İran Devrim Muhafızları'nın Kudüs Gücü tarafından İran dışındaki istihbarat operasyonları ve milis gruplar için eleman temin etme amacıyla kullanılmakla suçladı.

Alman yetkililerinin 2024 yılında Hamburg'daki İslam Merkezi'ni kapatması, bu kurumsal yapının başka bir yüzünü ortaya çıkardı. Alman hükümeti, bu kurumu İran ile bağlantılı ve Hizbullah'a da destek sağlayan önde gelen bir kurum olarak değerlendirdi.

Fonlar, aynı derecede çeşitli kanallar aracılığıyla aktarılıyor. Aralık 2025'te İtalyan yetkililer, hayır kurumları aracılığıyla Hamas ile bağlantılı kuruluşlara yaklaşık 7 milyon euro transfer etmekle suçlanan dokuz kişiyi tutukladı.

İngiltere’de, Hizbullah finansörü Nazım Ahmed ile bağlf

İran, eylemlerini giderek daha fazla resmi kurumlarının dışındaki taraflara devretmeye yöneldi. Zira yerel suçlular ile aracıların işe alınması daha kolay, İran devletiyle bağlantılarının kesin olarak kanıtlanması daha zor ve gerektiğinde gözden çıkarılıp harcanabilirler

antılı bir yaptırımlardan kaçma ağı, uluslararası sanat piyasasını kullandı. ABD makamları ayrıca, İran Devrim Muhafızları ile bağı olan bir dijital cüzdanla bağlantılı büyük miktarda işlem gerçekleştirdikleri gerekçesiyle İngiltere'de kayıtlı kripto para platformlarını hedef aldı. Belçika, Hizbullah'ın ticari finansman ağlarında önemli bir oyuncu olarak öne çıkarken; İsviçre, İran petrolü ticareti ve paravan şirketlerin kullanımıyla ilgili düzenlemelerde; İspanya ise Hizbullah için insansız hava aracı bileşenlerinin satın alınmasıyla ilgili soruşturmalarda öne çıktı.

Bu konular, tek tek ele alındığında, hayır kurumlarının düzenlenmesi, yaptırımlar, mali suçlar veya ihracat kontrolleriyle ilgili birbirinden farklı dosyalar gibi görünebilir. Ancak, birlikte ele alındığında, baskı ve zorlama uygulamayı kolaylaştıran birbirine bağlı bir altyapıyı ortaya çıkarıyorlar.

İnsanları, parayı, teknolojiyi ve bilgiyi taşıyan ağlar, hızla başka amaçlar için yeniden kullanılabilir. Bugün yaptırım uygulanan fonları transfer eden veya taşıyan bir aracı, yarın lojistik destek sağlayabilir. Bir hedefi gözetlemek için görevlendirilen bir suçlu, daha sonra onu korkutmak veya hedef almakla görevlendirilebilir. Yurtdışındaki İran destekli bir milis gücü için ekipman tedarik etmek amacıyla kullanılan ticari bir kanal, aynı anda Avrupa içindeki eylemleri yürütmek için kapasite oluşturmaya katkıda bulunabilir.

Peki, Avrupa neden daha savunmasız hale geldi?

İki gelişme, bu ağların Avrupa güvenliğine yönelik tehdidini artırdı.

Birincisi, İran'ın Ukrayna'daki Rus savaşına giderek daha fazla dahil olması. İran insansız hava araçları ve füzeleri, ekipman tedarik etme ve yaptırımları aşma ağlarıyla birlikte, Ortadoğu meseleleriyle ilgilenmenin ötesine geçerek, Avrupa sınırlarında bir savaşa doğrudan dahil oldu. Sonuç olarak, savunma bakanlıkları, gümrük yetkilileri, finansal düzenleyici kurumlar ve ihracat kontrol yetkilileri, daha önce esas olarak dış politika ve terörle mücadele kurumları tarafından yönetilen bu konuda paydaş haline geldi.

İkinci gelişme ise Şubat 2026'da patlak veren İran savaşıdır. Avrupa artık sadece savaş sahalarının arkasındaki lojistik destek bölgesi değil, İsrail ve Yahudi kurumları, İranlı muhalifler, diplomatik misyonlar ve ABD operasyonlarıyla bağlantılı askeri tesisler, baskı ve zorlama uygulamayı amaçlayan misilleme saldırıları veya tehdit mesajları için potansiyel hedefler haline geldi.

dfgh
Polis memurları, polise göre patlayıcı bir cihaz olduğu düşünülen bir nesnenin bulunduğu sırada, İsveç'in Stockholm kentindeki İsrail büyükelçiliğinin yakınında bekliyor, 31 Ocak 2024 (Reuters)

Bu gelişmelerle birlikte, terörizm ile onu destekleyen altyapı arasındaki ayrım giderek daha da bulanıklaşıyor. Bu durum, Avrupa Birliği'nin Şubat 2026'da İran Devrim Muhafızları Ordusu'nu terör örgütü olarak deklare etme kararının önemini vurguluyor; ancak bu icraat tek başına yeterli değil. Bu adım, varlık dondurmanın kapsamını genişletiyor, yaptırımlara ve yasal kontrollere uyumu sıkılaştırıyor ve ilgili taraflar arasındaki iş birliğini güçlendiriyor. Ancak İran sisteminin en dirençli bileşenleri, açıkça Devrim Muhafızları ile bağlantılı yapıların dışında faaliyet göstermek üzere tasarlanmış olanlardır. Bunlar arasında paravan şirketler, kripto paralar, profesyonel aracı kurumlar, sosyal kurumlar ve suç şebekelerine karışan aracı kurumlar yer alıyor.

Ama bu tehditle mücadele, sadece yüksek profilli terör saldırılarını engellemekten daha fazlasını gerektiriyor. Güvenlik kurumları, faaliyetleri yürüten araçlara dönüştürülen finansal, hayırsever, ticari ve suç şebekelerini ortaya çıkarmalılar. Finans alanında soruşturmacılar, bu faaliyetler ile ulusal güvenlik arasındaki bağlantıyı tanımalılar, ihracatı kontrol eden makamlar ise ekipman tedarik şebekelerini daha geniş çaplı bir baskı ve zorlama sisteminin potansiyel bileşenleri olarak değerlendirmeliler. Terörle mücadele kurumları ise, sadece örgütlere resmi olarak üye olma suçuyla sınırlı kalmamalı, ilgi alanlarını geçici görevleri yerine getirmek için kullanılabilecek aracıları ve suçluları da kapsayacak şekilde genişletmeliler.

Netleşmeye başlayan İran modelinin gücü, çeşitli aktörlerini ve rollerini birbirinden ayırmanın zorluğunda yatıyor. Gözetlemede bulunan kişi, Devrim Muhafızları Ordusu'nun bir subayı olmayabilir. Fon transferi yapan şirket, Hizbullah ile resmi olarak bağlantılı olmayabilir. Ve yangını çıkaran kundakçı, İran'la bağlantılı herhangi bir ideolojik inanca sahip olmayabilir. Yine de, her biri aynı sistem içinde bir rol oynuyor.

vfbghj
Tahran'ın merkezinde bir İran askeri eğitim merkezinin açılışındaki İranlı gönüllüler, 3 Ekim 2026 (AFP)

Bu nedenle, Avrupa hükümetlerinin ve müttefiklerinin sorması gereken soru artık sadece İran terör örgütlerine kimin üye olduğu değildir. Daha önemli soru şudur: İran, Avrupa toplumları içinde ve dışında mevcut ağları ne kadar hızlı bir şekilde baskı ve zorlama araçlarına dönüştürebilir?

İngiltere’de soruşturulan olaylar, bu soruyu yanıtlamanın giderek daha acil bir ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyor.


Washington ile Tahran arasındaki görüş ayrılıkları, savaşın sona ermesini uzak bir ihtimal haline getiriyor

 Washington ile Tahran arasında yapılacak yeni görüşmelerin başarı şansı belirsizliğini koruyor. (Reuters)
Washington ile Tahran arasında yapılacak yeni görüşmelerin başarı şansı belirsizliğini koruyor. (Reuters)
TT

Washington ile Tahran arasındaki görüş ayrılıkları, savaşın sona ermesini uzak bir ihtimal haline getiriyor

 Washington ile Tahran arasında yapılacak yeni görüşmelerin başarı şansı belirsizliğini koruyor. (Reuters)
Washington ile Tahran arasında yapılacak yeni görüşmelerin başarı şansı belirsizliğini koruyor. (Reuters)

Tahran ile Washington’ın müzakerelere yeniden başlamak için öne sürdükleri şartlar arasındaki farklılık giderek artarken, savaşın sona erdirilmesine yönelik olasılıklar da şimdilik uzak görünüyor. İran, Hürmüz Boğazı’nın 7 gün içinde yeniden açılmasını ve savaşın sona erdirilmesini öngören teklifine ABD’nin verdiği yanıtı incelemeyi sürdürdüğünü açıkladı. Diplomatik çabalar, müzakerelerin yeniden başlatılmasına ilişkin şartlarda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle tıkanırken, özellikle Washington’ın İran’ın nükleer meselesinin daha sonraki bir aşamada değil, en başından itibaren ele alınması konusundaki ısrarı öne çıkıyor.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi dün düzenlediği basın toplantısında, ülkesinin ABD’nin yanıtını incelemeyi sürdürdüğünü ve değerlendirme tamamlandıktan sonra Tahran’ın tutumunun arabulucular aracılığıyla Washington’a iletileceğini belirtti. Bekayi, ayrıntı vermeden iki taraf arasındaki mesaj alışverişinin devam ettiğini de vurguladı.

Katar ve Pakistan’ın yanı sıra, son dönemde yeniden güçlü biçimde arabuluculuk sürecine dahil olan Rusya da savaşın sona erdirilmesine yönelik girişimlerde rol oynuyor. Savaş sekizinci ayına girerken bu ülkeler diplomatik çabalarını sürdürüyor.

Şartlar konusunda anlaşmazlık

İran’dan gelen açıklamalar, savaşı sona erdirmek ve Hürmüz Boğazı’nı tamamen yeniden açmak için ortak bir formüle ulaşmaya çalışan diplomatik girişimlerin zorluklarla karşılaştığı bir dönemde yapıldı. Tahran, teklifini eylül ayının ortasında sunmuş, daha sonra ABD’nin yanıtını aldığını doğrulamıştı. Ancak o tarihten bu yana yürütülen temaslarda somut bir ilerleme kaydedilemedi.

rgthy
Tahran’ın kuzeyinde Trump’ın resminin yer aldığı ABD karşıtı bir pankart (EPA)

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, İran’ın Hürmüz Boğazı’nın 7 gün içinde açılmasına ilişkin teklifinde yer alan yedi şart konusunda ABD’nin verdiği yanıtın ‘yetersiz’ olduğunu söyledi. Washington’ın İran’ın bazı şartlarını kabul ettiğini, ancak diğer şartlara ilişkin tutumunu netleştirmediğini belirten Rızai, ABD’nin hangi şartları kabul ettiğini ve hangilerini kabul etmeyeceğini ise açıklamadı.

Rızai, niteliğini belirtmediği bazı konuların da hâlâ açıklığa kavuşturulması gerektiğini ifade etti.

İran’ın önceki diplomatik yaklaşımına geri dönmeyeceğini belirten Rızai, ülkesinin müzakerelerdeki tutumunu koruyacağına işaret ederek, “İran'ın diplomasisi değişti” dedi.

Krizin uluslararası önem taşımasının temelinde, boğazın stratejik rolü bulunuyor. Savaş öncesinde dünya genelindeki petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştiriliyordu. Bu nedenle deniz trafiğinin yeniden sağlanması, olası bir anlaşmanın temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.

Çatışmanın kapsamının genişletilmesi

Diplomatik sürecin tıkanmasıyla eş zamanlı olarak Rızai, ABD’ye yönelik söylemini sertleştirerek Başkan Donald Trump yönetimini boğazla ilgili askerî hedeflerine ulaşamamakla suçladı ve ABD’nin operasyonlarına ağır eleştiriler yöneltti.

Rızai ayrıca, geniş çaplı çatışmaların yeniden başlamasının İran’ı bölgedeki altyapıları hedef almaya yöneltebileceği uyarısında bulundu. Bu kapsamda kabloların, veri merkezlerinin, yapay zekâ tesislerinin ve diğer bazı noktaların hedef alınabileceğini belirtti. Söz konusu tehdit, çatışmayla bağlantılı güvenlik ve ekonomik risklerin daha geniş bir alana yayılabileceğine işaret ediyor.

xsdfgth
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, yeniden yapılanma konulu bir toplantıya katıldı. (İran Cumhurbaşkanlığı)

Rızai, olası hedeflerin niteliği veya tehditlerin ne zaman hayata geçirilebileceği konusunda ek ayrıntı vermedi. Açıklamalar, gerilimin sürdüğü ve anlaşmaya varılmasına yönelik çabaların sonuçsuz kaldığı bir dönemde geldi.

Taraflar arasındaki başlıca anlaşmazlık konularından biri, müzakere masasında ele alınacak başlıkların sıralaması. ABD, İran’ın nükleer programının en başından itibaren görüşülmesinde ısrar ederken Tahran, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına ve su yolunda güvenliğin yeniden sağlanmasına öncelik verilmesini, nükleer meselenin ise müzakerelerin ilerleyen aşamalarında ele alınmasını istiyor.

İran’a saldırı konusunda ABD-İsrail görüşmesi

Öte yandan Tel Aviv’deki siyasi kaynaklar, İsrail’de seçim hazırlıkları sürerken İsrail’in İran’a tek başına saldırı düzenlemesine ilişkin İsrail ile ABD arasındaki temasların devam ettiğini ve bu temasların nihai yönünün henüz netleşmediğini doğruladı.

Aynı kaynaklar, Tel Aviv ile Washington arasındaki görüşmelerin ayrıntılarının sızdırılmasının İran yönetimini şaşırtmayı ve Tahran üzerindeki baskıyı artırmayı amaçlayan bir psikolojik savaşın parçası olabileceği yönündeki değerlendirmelere rağmen, konunun ciddiyetini koruduğunu belirtti. Buna karşılık İsrailli yetkililer, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun seçimler öncesinde konumunu güçlendirebilecek önemli bir güvenlik gelişmesine ihtiyaç duyması nedeniyle saldırı ihtimalini ciddiye alıyor.

xrgtyjk
Tahran’daki bir meydanda asılı büyük bir İsrail karşıtı afiş, 12 Ekim 2026 (AFP)

Bu değerlendirmelere göre olası bir saldırı, seçimlerin ertelenmesini veya Netanyahu’nun yenilgiden kurtulmasını mutlaka sağlamayabilir. Ancak saldırı, seçmenler nezdinde Netanyahu’ya verilen desteği artırabilir ve rakip siyasi kampa yönelen seçmenlerin bir bölümünü yeniden kazanmasına yardımcı olabilir.

Tel Aviv’deki siyasi kaynaklarla yakın ilişkileriyle bilinen Maariv gazetesi yazarı Ben Caspit, daha önce ABD’li yetkililerin, savaşı yeniden başlatma konusunda istekli olan tarafın İsrail olduğunu söylediklerini ve bu nedenle İsrail’den İran’a tek başına saldırmasını istediklerini açıklamıştı. Caspit’e göre Washington, saldırının getireceği yükü ve siyasi riskleri, ABD Başkanı Donald Trump’ın yerine İsrail’in üstlenmesini amaçlıyor.

Caspit ayrıca, İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in, bu tür bir saldırının İsrail seçimlerinin ertelenmesine yol açabileceği konusunda ABD’li yetkilileri bilgilendirdiğini ve Washington’ın bu aşamada talebinden geri adım attığını belirtti.

İHA ve füze üretiminin yeniden başlatılması

Şarku’l Avsat’ın Maariv gazetesinden aktardığına göre, ABD’nin İsrail’den İran’a tek başına saldırı düzenlemesini istemesi, İran’ın son aylarda gerçekleştirilen hava saldırılarına rağmen insansız hava araçları (İHA) ve balistik füze üretim kapasitesini yeniden oluşturmaya çalıştığına işaret eden gelişmelerin ardından geldi. ABD medyasında yer alan haberlerde de bu yönde değerlendirmeler yapıldı.

ABD merkezli Bloomberg haber ajansı, kısa süre önce yayımladığı haberinde, İsrail ve ABD’nin aylar boyunca düzenlediği hava saldırılarına rağmen İran’ın füze ve İHA üretimi yapan fabrikalarını korumayı başardığını aktardı.

Habere göre Tahran, Trump yönetiminin yeni hava saldırıları düzenlemeyi durdurduğu ve Washington’ın Kongre ara seçimlerine hazırlandığı dönemde cephaneliğinin bir bölümünü yeniden oluşturmayı başardı. Haberde görüşlerine yer verilen Batılı kaynaklar, İran’ın hâlâ silah üretme ve stoklarını yenileme kapasitesine sahip olduğunu belirtti.

EFRGT
Tahran’daki Azadi Meydanı’nda, İran’a ait bir füze sisteminin yanında Trump’ın resminin yer aldığı bir afiş (Reuters)

Kaynaklardan biri, İran’ın hâlâ büyük miktarda balistik füze ve gemi savar stokuna sahip olduğunu, ayrıca bu stokları hızla artırabilecek durumda bulunduğunu ifade etti. Haberde yer alan bilgilere göre Rusya da İran’a füze tedarik ediyor.

Bloomberg’e göre bu değerlendirmeler, Trump ve yönetim üyelerinin, düzenlenen hava saldırılarının İran’ın bölgedeki ABD üslerini ve Washington’ın müttefiklerini tehdit eden kapasitesine büyük zarar verdiği yönündeki tekrarlanan açıklamalarıyla çelişiyor.

Hürmüz Boğazı’nda gerilim artıyor

Bu arada İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) dün Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye çalışan bir gemiyi hedef aldıklarını ve gemide yangın çıktığını duyurdu. DMO Deniz Kuvvetleri tarafından, kuruma ait Sepah News internet sitesinde yayımlanan açıklamada, “Hürmüz Boğazı’nda dev bir petrol tankeri vuruldu ve alev aldı” ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada, hedef alınan geminin tanımlama ve takip sistemlerini devre dışı bıraktıktan sonra boğazdan geçmeye çalıştığı ve DMO Deniz Kuvvetleri’nin uyarılarını dikkate almadığı belirtildi.

Ticari gemilere ve petrol tankerlerine yönelik saldırıların yeniden başlamasıyla Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’ndeki gerilim arttı. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, geçen hafta petrol tankerlerine yönelik saldırılar savaşın başlamasından bu yana en yüksek seviyeye ulaşırken, boğazdan geçen gemi sayısı da iki aydan uzun sürenin en düşük seviyesine geriledi.

THY
ABD kuvvetleri, 2 binden fazla ticari geminin Hürmüz Boğazı’nı geçmesine yardımcı olduklarını açıkladı. (CENTCOM)

DMO ayrıca, pazar akşamı Hürmüz Boğazı’nın güney güzergâhından geçmeye çalışan bir petrol tankerinin deniz mayınına çarpmasının ardından patladığını ve alev aldığını bildirdi. İranlı Öğrenciler Haber Ajansı’na (ISNA) göre bu gemi, cumartesi gününden bu yana Hürmüz Boğazı’nda izin verilmeyen bir güzergâhı kullanırken alev alan üçüncü petrol tankeri oldu.

ISNA, Hürmüz Boğazı çevresindeki bölgede seyreden ve seyrüsefer ile tanımlama sistemlerini kapatan tüm gemilerin düşman olarak sınıflandırılacağını belirterek, “Bu gemilere kararlılıkla ve sert biçimde müdahale edilecek” açıklamasını aktardı.

Boğazın kontrolü için rekabet

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) pazar günü yaptığı açıklamada, İran’a uygulanan deniz ablukasını aşmaya çalışırken ABD’nin uyarılarını dikkate almayan bir ticari yük gemisinin Umman Körfezi’nde hedef alındığını duyurdu.

CENTCOM’un X platformunda yayımladığı açıklamada, ABD’ye ait bir savaş uçağının Panama bayraklı, Ocean Molica adıyla bilinen ve Akira Sun olarak da anılan geminin kıç bölümünü hassas güdümlü mühimmatla vurduğu belirtildi. Saldırı sonucunda geminin sevk sisteminin devre dışı bırakıldığı, ancak mürettebatının zarar görmediği ifade edildi.

Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları (UKMTO) da cumartesi günü, Hürmüz Boğazı’nda bir tankerin kimliği belirsiz bir mühimmatla ateş altına alındığını bildirdi. Geminin kaptanının verdiği bilgiye göre, tankerin iskele tarafına isabet eden mühimmat gemide yangın çıkmasına yol açtı.

İran, savaşın başlangıcından bu yana Hürmüz Boğazı’ndan kendi iznini almadan geçmeye çalışan gemileri defalarca hedef aldı.

DMO Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Azmayi hafta sonu yaptığı açıklamada, boğazdan geçerken tespit edilmekten kaçınmak amacıyla takip sistemlerini kapatan her geminin düşman hedefi sayılacağı uyarısında bulunmuştu.

İran, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana küresel enerji arzı açısından hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini kısıtlarken Washington da İran limanlarına abluka uyguladı. Boğazdaki seyrüsefer ve geçişlerin kontrolü, Tahran ile Washington arasındaki temel anlaşmazlık konularından biri hâline geldi. İran, kendi belirlediği güzergâh üzerinden geçişleri denetleme konusunda ısrar ederken ABD ve diğer bazı taraflar bu yaklaşımı reddediyor.

Küresel enerji arzı üzerindeki güvenlik ve ekonomik sonuçlara ilişkin endişeler artarken ABD ile İran, deniz yolları üzerinden karşılıklı baskı önlemleri uygulamayı sürdürüyor.

İran’ın Hürmüz Boğazı, müzakereler ve nükleer program konularındaki tutumu, Washington ile arasındaki görüş ayrılıklarının derinleştiğini ve bölgesel gerilimin genişlediğini gösteriyor. Savaşın sona erdirilmesine yönelik olası bir anlaşma ise tarafların müzakere şartları ve önceliklerin sıralanması konusundaki anlaşmazlıkları aşmasına bağlılığını koruyor.

Bununla birlikte, bölgedeki altyapıların hedef alınmasına yönelik tehditler ve saldırıların artması, çatışmayı kontrol altına alma ve yeni cephelere yayılmasını önleme çabalarının karşı karşıya olduğu risklerin boyutunu ortaya koyuyor.