Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (İHA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (İHA)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (İHA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (İHA)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye ne zaman küresel gündemlere ilişkin bir irade ortaya koysa, ne zaman bölgesel hakları ile ilgili adımlar atsa ekonomi üzerinden bir hesaplaşmanın devreye sokulduğunu görüyoruz. Türkiye ekonomide, bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir” dedi.
Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı sonrasında kameraların karşısına çıkan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beyrut'ta yaşanan patlama ve Akdeniz ile Ege'de yaşanan olaylara değinirken, konuşmasının büyük bölümünü ekonomik gelişmelere ayırdı.
Beyrut'ta yaşanan patlama sonrası yaşanan gelişmelere değinen Erdoğan, Ege ve Akdeniz'de Türkiye'nin haklarını ve hukukunu yok saymaya yönelik girişimlere verilen cevapları anlattı. Erdoğan, “Bölgedeki sismik araştırma faaliyetlerimizi Almanya Şansölyesi Merkel'in ricası üzerine iyi niyet nişanesi olarak bir süreliğine ertelemiştik. Ancak Yunan tarafı hüsnüniyet ile hareket etmediğini bir kez daha göstermiş ve Mısır ile hiçbir hukuki temeli olmayan bir anlaşmaya yönelmiştir. Buradan bir kez daha altını çizerek ifade etmek istiyorum. Türkiye'nin hiç kimsenin hakkında, hukukunda, toprağında, denizinde, meşru çıkarlarında gözü yoktur. Bizim tek talebimiz bize de aynı anlayışla yaklaşılmasıdır. Türkiye gibi 780 bin kilometrekarelik dev bir toprak parçasını görmezden gelip birkaç kilometre karelik adalar üzerinden bizi sahillerimize hapsetme girişimine rıza gösteremeyeceğiz. Dünyada hiçbir ülke böyle saçma ve temelsiz talebe boyun eğmez. Biz diyoruz ki, gelin Akdeniz'deki tüm ülkeler bir araya gelelim, herkes için kabul edilebilir, herkesin hakkını koruyan bir formül bulalım. Ülkemizin bu çağrısına kulaklarını kapatanlar güçlerinin yetmeyeceği, boylarını aşan bir takım girişimlerle kendi geleceklerini kendi elleri ile karartıyorlar. Salgın ve onunla bağlantılı siyasi, ekonomik, sosyal sorunların bir kabus gibi üzerine çöktüğü güçlere güvenenler hüsrana uğramaya mahkumdurlar. Türkiye'nin bu konudaki kararlılığını hala kavramamış olanları bir an önce gerçekleri görmeye ve çözümü masada aramaya davet ediyoruz. Anlaşmazlıkların diyalog yoluyla ve hakkaniyet temelinde çözümü için biz her zaman varız. Bu konuda sağduyu hakim olana kadar Türkiye olarak sahada ve diplomasi alanında kendi planlarımızı uygulamaya devam edeceğiz. Nitekim Oruç Reis Sismik Araştırma Gemimiz dün saat 20.00'de Antalya açıklarından demir alarak görev bölgesine doğru hareket etti. 10 saat süren seyirden sonra bu sabah saat 08.00 itibariyle çalışmalarına başladı. Ekonomide olduğu gibi enerjide de ülkemizin bağımsızlığı için mücadele etmeyi sürdüreceğiz” diye konuştu.
“Türkiye ekonomide, bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir”
Türkiye'nin 2002 yılında 236 milyar dolar olan milli gelirini 2019 yılında 754 milyar dolara yükselttiklerinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonomik verileri açıkladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kişi başı milli geliri 3 bin 500 dolardan 2013 yılında 12 bin 500 dolara kadar çıkartmıştık, ancak Gezi olayları ile başlayan ve bugüne kadar kesintisiz devam eden saldırılar sebebiyle bu rakam 2019 yılında 9 bin 127 dolar olarak gerçekleşti. Türkiye ekonomisi satın alma kalitesi gücü paritesine göre dünyada 2002 yılında 17. sıradayken 13. sıraya yükseldi. Böylece ülkemizi kişi başına gelirde dünya sıralamasında üst orta gelir grubuna yükselttik. Ülkemiz insani gelişmişlik endeksinde de dünyadaki konumunu iyileştirmeye devam etti. 2019 yılı insani gelişme raporunda Türkiye bir önceki yıla göre 6 basamak ilerleyerek 58. sıraya yükseldi. Böylece ilk defa çok yüksek insani gelişme kategorisinde yer almış olduk. Rekabetçiliği artırmaya, iş ve yatırım ortamını iyileştirmeye yönelik çok önemli adımlar attık. Bu sayede Dünya Bankası tarafından hazırlanan iş yapma kolaylığı endeksinde geçtiğimiz yıl 10 basamak birden tırmanarak 33. sıraya yerleştik” şeklinde konuştu.
Türkiye'nin 18 yılda nereden nereye geldiğini anlatmak için mukayeseli rakamları paylaşan Erdoğan, “Ülkemizde yıllık otomobil satışı 2002 yılında 91 bin adet iken bu rakam 2016'de 756 bine kadar çıktı, geçtiğimiz yıl da 387 bin olarak gerçekleşti. Buzdolabı satışı 18 yıl önce 1 milyon 88 bin adetten 2,5 milyona çıktı. Çamaşır makinesi satışı 824 bin adetten 2 milyonun üzerinde bir sayıya ulaştı. Bulaşık makinesi satışı 282 bin adetten 1 milyon 332 bin adede, fırın satışı 339 binden 817 bine yükseldi. Bütün bunları ülkemizdeki refah düzeyini ifade etmesi bakımından söylüyorum. Bunlar aynı zamanda vatandaşımın alım gücünün bu tür ürünlerde nereden nereye yükseldiğini göstermesi bakımından önem arz ediyor. Ülkemizde yeni açılan şirket sayısı 30 bin 842 iken geçtiğimiz yıl bu rakam 85 bin 263'ü buldu. İstihdamda 19,6 milyondan 28 milyon 80 bine çıktı. Borsa endeksi 110'dan binin üzerine ulaştı. Göreve geldiğimizde öyleydi, ama şimdi burada. Turizmde 13,2 milyon turistten geçtiğimiz yıl 52 milyon turist rakamını gördük. Şimdi korona virüs sebebiyle bir sıkıntının içindeyiz ama toparlanmaya başladık. Şimdi Almanya, Rusya, bugün itibariyle kapılarını açmış durumdalar. Geçen yılın rakamlarını yakalayamayacağız ama yine yükselmeye başladığımızı hep birlikte göreceğiz. Salgın sebebiyle turizmde yaşanan sıkıntıları çözmek için tüm imkanlarımızla gayret gösteriyoruz. Merkez Bankası döviz rezervimiz 28 milyar dolardan 90 milyar doların üzerine çıktı. Bir ara bu rakam 135 milyar dolara kadar yükselmişti. Bunun yanında IMF meselesi, IMF'ye olan borcumuz biz göreve geldiğimizde 23,5 milyar dolardı, biz bunu 2013 Mayıs'ında sıfırladık. Türkiye'nin IMF'ye borcu yok. Birileri de avucunu ovuşturuyor. Ana muhalefet partisi. IMF'ye gidecekmişiz, IMF'den bir şeyler isteyecekmişiz. Boşuna avucunuzu ovuşturmayın, biz o kapıları kapattık. IMF bizden 5 milyar dolar borç istedi, o zaman ekonomiye bakan zat, geldi bana ‘Sayın Başbakanım verelim mi bu borcu' dedi. Verin dedim. Bugün borç alan yarın talimat alır dedim. Şimdi parti kurmuş bize ekonomi dersi veriyor. Önce bunları herkesin görmesi yazım. Faiz ödemelerinin milli gelirimize oranını yüzde 14,4'den yüzde 2,3 seviyesine indirdik. En düşük memur maaşını 392 liradan 4 bin 188 liraya, asgari ücreti 184 liradan 2 bin 325 liraya, en düşük bağ-kur tarım emeklisi maaşını 66 liradan aldık bin 756 liraya, en düşük emekli sandığı emeklisi maaşını 377 liradan 2 bin 981 liraya kadar çıkarttık. Bütün bunları biz yaptık. ben felsefe yapmıyorum, rakamlarla konuşuyorum. Engelli aylığını 25 liradan 851 liraya, muhtar aylığını 97 liradan 2 bin 261 liraya yükselttik. Lisans öğrencilerine verdiğimiz kredi burs ödemelerini biz geldiğimizde 45 liracık alıyorlardı, 550 liraya çıkarttık, yüksek lisans da bin 100 lira, doktorada bin 650 lira seviyesine çıkarttık. Hatırlayın harç, öğrencilerden alınıyordu, bundan dolayı o zaman öğrencilerin sesi çok çıkıyordu, gösteriler vesaire, bu harcı kim kaldırdı, biz kaldırdık. Tam aksine biz öğrencilerimize bursları ile kredileri ile destek oluyoruz. Tarım sektörüne yaptığımız destekleme ödemelerini yıllık 1,8 milyar liradan 22 milyar liraya çıkarttık. Her alanda bu rakamları çeşitlendirmek mümkün” ifadelerini kullandı.

"Türkiye'nin bölgesel ve küresel bir güç olarak yükselen yıldızından rahatsız olanlar her seferinde daha riyakar şekilde üzerimize gelmeye başladı"
Türkiye'nin bugün geleceğine güvenle bakmasının, bölgesel ve küresel politikalarda aktif pozisyon almasının gerisinde bu güçlü alt yapının olduğunu belirten Erdoğan, “Ülkemizin 2013 yılından beri ardı ardına yaşadığı her saldırı ile birlikte hem korunma reflekslerimizi hem hedeflerimize ulaşma yöntemlerimizi geliştirdik. Allah'ın inayeti ve milletimizin desteği ile girdiğimiz her mücadeleden başarı ile çıktık. Türkiye'nin bölgesel ve küresel bir güç olarak yükselen yıldızından rahatsız olanlar her seferinde daha sinsi daha riyakar şekilde üzerimize gelmeye başladı. Başka hiçbir ülkeye uygulanmayan kriterler bize dayatıldı, başka hiçbir ülkeden talep edilmeyen şartlar bizden istendi. Başka hiç bir ülkeye yöneltilmeyen tehditler bize savruldu. Terör örgütlerinden darbecilere, finans lobilerinden tarihi hesaplaşmalara kadar her türlü araçla üzerimize yüklendiler. Hepsinin de üstesinden birer birer geldik. Bu çerçevede 2019 yılı ülkemiz için yeniden dengelenme sürecinin yaşandığı bir yıl oldu. Cari dengede ve enflasyonda önemli kazanımlar elde ettik. 2018 yılı ekim ayında yüzde 25,2 seviyesinde seyreden enflasyonu geçtiğimiz yıl yüzde 11,8 seviyesine indirdik. Ülkemiz son yıllarda uyguladığı politikalarla pazar ve ürün çeşitliliğini artırdı. 2019 yılında ticaret savaşları, bölgesel istikrarsızlıklar ve Brexit ile birlikte tırmanın küresel belirsizliklere rağmen ihracatta 180 milyar doların üzerine çıkarak yeni bir rekora imza attı. Güçlü ihracat performansımız ve turizm sektörünün desteği ile cari işlemler dengesi 2001 yılından beri ilk defa fazla verdi. Maruz kaldığımız çok yönlü saldırılara rağmen ekonomimiz attığımız kararlı adımlarla 2019 yılının son çeyreğinde yeniden güçlü büyüme politikasına döndü. Bu bizim için güçlü bir patikaydı ama şimdi biz bu patikayı caddeye dönüştüreceğiz. Onun adımlarını atıyoruz. 2019 yılının son çeyreğinde ekonomimiz yüzde 6 oranında kayda değer bir büyüme kaydetti. Kur saldırılarının etkisi ile yüzde 24'e çıkan Merkez Bankası politika faizi, yüzde 8,25 seviyesine indi. Yüzde 35'lere çıkan piyasa faizleri yüzde 8 bandına kadar geriledi. Daha da düşecek. Bütün arzumuz bu ülkede yatırımcı çok daha rahat bir şekilde yatırımlarını yapabilsin. Devletimizin borçlanma faizlerinde de önemli düşüşler sağladık. Yüzde 25'lere çıkan iç borçlanma faizini yüzde 9,72'ye ve yüzde 7,50'yi aşan dış borçlanma faizini yüzde 4,45'e kadar gerilettik. Ekonomik yükseliş 2020 yılının ilk aylarında da devam etti. Yılın ilk çeyreğinde birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin aksine ülkemiz yüzde 4,5 gibi yüksek bir büyüme performansı sergiledi. G-20 ülkeleri arasında en yüksek, OIC'de ülkeleri arasında ikinci en yüksek büyüme performansı kaydeden ülke olduk. 2018 yılı Ağustos ayında yaşadığımız saldırılar sonrasında küresel finans sisteminin bize dayatmaya çalıştığı yüksek faiz yaklaşımını asla kabul etmedik. Bir taraftan kur üzerinden yapılan saldırılarla, bir taraftan kurun enflasyona olan etkisi ile ve diğer taraftan Türkiye üzerinden yüksek faizle haksız kazanç elde etmek isteyenlerle adeta boğuştuk, mücadele ettik. Bu mücadele olmasaydı iş insanımız ayakta kalabilir miydi? Eğer kur atakları ile tüm araçlarımızla mücadele etmeseydik enflasyonu yüzde 25'lerden bugünkü seviyesine bu kadar hızlı getirebilir miydik? Türkiye ne zaman küresel gündemlere ilişkin bir irade ortaya koysa, ne zaman bölgesel hakları ile ilgili adımlar atsa ekonomi üzerinden bir hesaplaşmanın devreye sokulduğunu görüyoruz. Türkiye ekonomide, bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir” dedi.

“Ekonomimizin dayanıklılığını artırmaya yönelik adımlar sayesinde ekonomimizi hızla toparladık”
“Birileri sadece gazel okur ama biz iş üretiriz, farkımız bu” açıklamasında bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bütün başarıların, 2002 yılından bu yana Türkiye ekonomisinin geçirdiği yapısal dönüşüm süreci ve sağlık alt yapısına yatırımlar sayesinde olduğunu söyledi. Erdoğan, “DSÖ verilerine göre dünya genelinde tespit edilen korona virüs vaka sayısının 20 milyona yaklaştı. Konya Şehir Hastanesi açıldı. Resmi açılışını da bizzat giderek Konya'da yapacağız. Resmi açılışını yapmadık ama şuanda hasta kabulü başladı. Diğer illerimize de şehir hastanelerini yaparak çok daha güçlü alt yapıya insanımızı hazırlayacağız. Ülkemiz milyon kişi başına düşen vaka sayısında 73., milyon kişi başına düşen ölüm oranında 57. sıradadır. Bu dönüm sona erdiğinde Türkiye dünyada salgını en az hasarla atlatan ülkelerden biri olacaktır. Salgın sadece insan hayatını tehdit etmiyor, aynı zamanda ciddi ekonomik sorunlar doğuruyor. Küresel ekonomi son bir asırdaki en büyük krizi ile karşı karşıyadır. Salgın nedeniyle küresel tedarik zincirleri ve uluslararası ticaret aksamış, birçok tesiste üretim durmuş ya da yavaşlamıştır. 2020 yılı ilk yarısında dünya genelinde büyük üretim kayıpları, işsizlik oranlarında yükseliş ve tüketim alışkanlıklarında değişiklikler ortaya çıkmıştır. Salgının sarsıcı etkisinin daha iyi anlaşılmasıyla uluslararası kuruluşlar küresel büyüme tahminlerinde revizyona gitmişlerdir. IMF 2020 yılı için daralma beklentisini yüzde 3'den yüzde 4,9'a yükseltmiştir. OIC'de ise bu yıl için daralma beklentisini yüzde 2,4'den yüzde 7,6'ya güncellemiştir. Ekonomik veriler ve beklentiler ABD, Almanya, Japonya ve İngiltere gibi büyük ekonomilerin bile salgının etkisi ile birlikte sarsıldıklarını ve çok ciddi ekonomik kayıplar verdiklerini gösteriyor. 2020 yılının ikinci çeyreğinde ABD ekonomisi yıllıklandırılmış oranlarda yüzde 32,9, Euro bölgesi ekonomisi ise yıllık yüzde 15 düzeyinde daralmalar göstermiştir. Aynı dönemde Almanya ekonomisi yüzde 11,7, İtalya ekonomisi yüzde 17,3, Fransa ekonomisi yüzde 19, İspanya ekonomisi yüzde 22,1 oranında daralmıştır. ABD'de işsizlik oranı yüzde 15 seviyesine kadar ulaşmış, tarım dışı istihdamda 20 milyonun üzerinde aylık düşüşü görülmüştür. Bu gelişmeler karşısında ülkeler hem para hem de maliye politikaları ile ekonomideki olumsuz seyre müdahale ederek ekonomik gerilemeyi azaltmaya çalışmışlardır. Tüm destekleyici politikalara rağmen ekonomik toparlanmanın zaman alması beklenmektedir. Türkiye ekonomisi de salgından kısa vadede elbette olumsuz yönde etkilenmiştir. Ancak aldığımız tedbirler, şoklara karşı mücadeledeki tecrübemiz, güçlü sağlık alt yapımız ve ekonomimizin dayanıklılığını artırmaya yönelik adımlar sayesinde ekonomimizi hızla toparladık” diye konuştu.

"Salgın sonrasında oluşan yeni dünya düzeninde Türkiye yeni bir başarı hikayesi yazacaktır"
Mayıs ayı ile birlikte ekonomik göstergelerde ve beklentilerde bekledikleri iyileşmenin başladığını, Haziran ve Temmuz aylarında bunun güçlendiğini belirten Erdoğan, “Salgının etkilerinin belirginleştiği Nisan ayından sonra Haziran ve Temmuz aylarına ait önce göstergeler ekonomide toparlanma sinyalleri veriyor. Tüketici güven endeksi Nisan ayındaki 54,9 seviyesinden Temmuz ayında 60,9 seviyesine yükselmiştir. Reel kesim güven endeksi nisan ayındaki 62,3 seviyesinde temmuz ayında 99,4 seviyesine yükselmiştir. Ekonomi güven endeksi Nisan ayındaki 51,3 seviyesinden Temmuz ayında 82,2 seviyesine yükselmiştir. Satıl alma yöneticileri endeksi Nisan ayındaki 33,4 seviyesinden temmuz ayında 56,9 seviyesine yükselerek 2011 yılının Şubat ayından bu yana en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Mevsim etkilerinden arındırılmış imalat sanayi kapasite kullanım oranı Nisan ayındaki 61,9 seviyesinden Temmuz ayında 70,7 seviyesine yükselmiştir. Mayıs ayı ile birlikte yeniden yükselişe geçen mevsim etkilerinden arındırılmış sektörel güven endeksleri de Temmuz ayında yükselmeye devam etmiştir. Otomobil üretimi Haziran ayında Mayıs ayına göre yüzde 71,7 oranında, otomobil satışları ise yüzde 127,6 oranında artış kaydetmiştir. Temmuz ayında otomobil satışlarındaki artış eğilimi devam etmiş, bir önceki aya göre artış yüzde 21,7 olmuştur. İhracat Nisan ayından sonra sürekli artış kaydetmiş ve Temmuz ayında 15 milyar dolar ile bu yılın en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Bu dönümde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 66,2'den yüzde 84,5 seviyesine yükselmiştir. İhracattaki iyileşme sürecinin önümüzdeki dönemde devam etmesini ve normalleşme sürecine özellikle ülkemize önemli sayıda turistin ziyaret etmesi ile birlikte ben inanıyorum ki bize olan bu noktadaki güven daha da artacaktır. Son dönemde sağladığımız finansmana erişim kolaylıkları ve uygun kredi imkanları sayesinde otomotiv konut satışlarında rekor düzeyde artışlar sağlandı. Kredi büyümesinde görülen hızlanmaya karşılık bankacılık sektörümüz güçlü sermaye yapısı, aktif kalitesi ve karlılık oranları ile oldukça sağlıklı bir görünüme sahiptir. Sektörün sermaye yeterlilik rasyosu yüzde 19,5 ile yüzde 8 olan yasal asgari oranının oldukça üzerindedir. Yabancı para açık kaynaklı kur riski bulunmayan söktürün tahsili gecikmiş alacakları da sürdürülebilir seviyelerdedir. Türkiye ekonomisi artık tüketim yerine üretimi önceleyen, ithalata bağımlı değil ihracat odaklı yapısıyla küresel değer zincirine daha entegre olan ve daha fazla katma değer üreten bir model ile yoluna devam edecektir. Salgın sonrasında oluşan yeni dünya düzeninde Türkiye coğrafi konumu, lojistik ağ bağlantıları, üretim kapasitesi, insan kaynağı ile bilgi ve becerisini kullanarak yeni bir başarı hikayesi yazacaktır. Son 2 yıldaki oldukça zorlu şartlara rağmen güçlü ve sağlıklı bir ekonominin inşası için pek çok yeni politikayı hayata geçirdik. Küresel ekonominin önemli ölçüde daralacağı beklentilerinin olduğu bir ortamda attığımız adımlar ve hayata geçirdiğimiz uygulamalar ile ülkemizin önüne gelen yeni fırsatları özellikle değerlendirmesini sağlamakta kararlıyız” şeklinde konuştu.
 



Norveç ve Finlandiya'nın Rusya teması ne anlama geliyor?

Rus medyasındaki haberlerde, Rusya lideri Putin'in Finlandiya Cumhurbaşkanı Stubb'la (sağda) ilk kez telefon görüşmesi yaptığı belirtildi (Reuters)
Rus medyasındaki haberlerde, Rusya lideri Putin'in Finlandiya Cumhurbaşkanı Stubb'la (sağda) ilk kez telefon görüşmesi yaptığı belirtildi (Reuters)
TT

Norveç ve Finlandiya'nın Rusya teması ne anlama geliyor?

Rus medyasındaki haberlerde, Rusya lideri Putin'in Finlandiya Cumhurbaşkanı Stubb'la (sağda) ilk kez telefon görüşmesi yaptığı belirtildi (Reuters)
Rus medyasındaki haberlerde, Rusya lideri Putin'in Finlandiya Cumhurbaşkanı Stubb'la (sağda) ilk kez telefon görüşmesi yaptığı belirtildi (Reuters)

Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ve Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store'un Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le telefonda görüşmesi, Brüksel'in Kremlin'le temas kurma politikasına yönelik tartışmaları tekrar gündeme taşıdı.

Stubb ve Store, 27 Ekim'de Putin'i arayarak Ukrayna savaşını sonlandırması çağrısında bulundu. Norveç hükümetine göre 20 dakika sürmesi planlanan görüşme 90 dakika devam etti. Görüşmenin "savaşı sona erdirmeyi sağlaması için gelecekteki müzakerelerle ilgili mesajları doğrudan Putin'e iletmek" amacı taşıdığı bildirildi.

Görüşme, Putin'in 21 Ekim'de St. Petersburg'da ABD Başkanı Donald Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff'la gerçekleştirdiği toplantıyla Stubb ve Store'un 20 Ekim'de Norveç'in başkenti Oslo'da Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'yle temaslarının ardından geldi.

Ayrıca Avrupalı liderlerle Putin'in konuşması ABD, Rusya ve Ukraynalı temsilcilerin kasımda Abu Dabi'de yapmayı planladığı görüşmelerden önce gerçekleşti.

Kremlin'den yapılan açıklamada, telefon görüşmesinin Finlandiya ve Norveç'in talebi üzerine düzenlendiği ve Ukrayna krizinin çözümüyle ilgili görüş alışverişinde bulunulduğu belirtildi.

Zelenski, Oslo ve Helsinki yönetimlerinin telefon görüşmesi öncesinde Kiev'i bilgilendirdiğini söyleyerek diyaloğu desteklediğini ifade etti.

Avrupa Komisyonu Sözcüsü Paula Pinho da Putin'le yapılan telefon görüşmesini Oslo'daki toplantının devamı olarak nitelendirdi.

Diğer yandan Stubb ve Store'un hamlesi bazı Avrupa ülkelerinin tepkisini çekti.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, görüşmenin diğer ülkelerle koordinasyon içinde yapılmadığını ve Rusya'nın barış istediğine dair herhangi bir işaret görmediğini öne sürerek, Avrupa'nın birlik içinde hareket etmesi gerektiğini ifade etti.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da görüşmenin Avrupa'nın ortak tutumuna zarar verme riski taşıdığını savundu.

New York Times'ın analizinde Avrupa'nın, Trump'ın son dönemde Rusya'ya daha yakın bir tutum benimsemesi ve Ukrayna'nın dezavantajına olabilecek bir anlaşmaya zorlanması ihtimaline karşı harekete geçmeye çalıştığı ifade ediliyor. Bu doğrultuda Brüksel'in adil bir barış anlaşmasına ulaşmak için güvenilir bir arabulucu aradığı yazılıyor.

Analizde, Finlandiya Cumhurbaşkanı Stubb'ın Trump'la iyi ilişkilerini koruyabilen az sayıdaki Avrupalı liderden biri olarak görüldüğüne işaret ediliyor. Avrupa'yla ABD'nin Ukrayna meselesinde ortak bir yaklaşım geliştirmesi halinde Stubb'ın önemli bir arabuluculuk yapabileceği yorumu paylaşılıyor.

Independent Türkçe, New York Times, Reuters, Kyiv Independent


ABD Sağlık Bakanı RFK Jr.'ın Araplarla ilgili ırkçı sözleri tepki çekti

ABD Sağlık Bakanı RFK Jr., aşı karşıtlığı ve komplo teorileriyle ilgili açıklamalarıyla da tartışma yaratmıştı (AP)
ABD Sağlık Bakanı RFK Jr., aşı karşıtlığı ve komplo teorileriyle ilgili açıklamalarıyla da tartışma yaratmıştı (AP)
TT

ABD Sağlık Bakanı RFK Jr.'ın Araplarla ilgili ırkçı sözleri tepki çekti

ABD Sağlık Bakanı RFK Jr., aşı karşıtlığı ve komplo teorileriyle ilgili açıklamalarıyla da tartışma yaratmıştı (AP)
ABD Sağlık Bakanı RFK Jr., aşı karşıtlığı ve komplo teorileriyle ilgili açıklamalarıyla da tartışma yaratmıştı (AP)

ABD Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr.'ın Arap toplumunu hedef alan sözleri tartışma yarattı.

Kennedy Jr., Michigan'da Cumhuriyetçi Senatör adayı Mike Rogers'ı desteklemek için pazartesi günü yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

Dünyada 500 milyon Arap var ancak bilimsel bir katkı sağlamıyorlar. Nobel Ödülü kazanmıyorlar. Fields Ödülü kazanmıyorlar. Wolf Ödülü kazanmıyorlar. Edebiyat alanında da bir katkı sağlamıyorlar.

Reuters ve AP'nin analizlerinde, sözkonusu ödüllerin her birinin Araplar tarafından kazanıldığı, Kennedy Jr.'ın sözlerinin gerçeği yansıtmadığı vurgulanıyor.

Kennedy'nin açıklaması, desteklediği aday Rogers'ın, rakibi Demokrat Abdul El-Sayed'in Müslüman Kardeşler'le bağlantılı olduğunu ileri sürmesinin ardından geldi.

Sağlık bakanı, Rogers'ın bu iddialarına işaret ederek, 13. yüzyılda İslam medeniyetinin edebiyata katkılarına değindikten sonra "Tüm bu gelenekler Müslüman Kardeşler tarafından yok edildi" dedi.

Diğer yandan El-Sayed, Müslüman Kardeşler'le bağları olduğuna yönelik iddiaları defalarca reddetmişti. Ara seçimlerde kazanması halinde ABD Senatosu'na seçilen ilk Müslüman olacak El-Sayed, ABD Başkanı Donald Trump tarafından da hedef alınmıştı. Trump, 11 Eylül saldırılarını gündeme getirerek El-Sayed'i "cihatçı" diye nitelemişti.

Trump yönetimi, Müslüman Kardeşler'in Mısır, Lübnan ve Ürdün'deki kollarını bu yıl ocak ayında terör örgütü listesine almıştı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Müslüman Kardeşler'in Lübnan'daki kolunu "Yabancı Terörist Örgüt" ve lideri Muhammed Fevzi Takkuş'u da "Özel Olarak Tanımlanmış Küresel Teröristler" diye sınıflandırmıştı. ABD Hazine Bakanlığı da örgütün Mısır ve Ürdün'deki kollarını Hamas'a maddi destek sağladıkları gerekçesiyle "Özel Olarak Tanımlanmış Küresel Teröristler" listesine eklemişti.

ABD'de Müslümanlara ve Araplara yönelik nefret suçlarını belgeleyen Amerikan-İslam İlişkileri Konseyi'nden (CAIR) yapılan açıklamada, Kennedy Jr.'ın açıklamaları "ırkçılık ve bağnazlığın tipik bir örneği" diye nitelendi.

Kennedy Jr.'ın ülke çapında "Arap ve Müslüman karşıtı nefretin alevlerini daha da fazla körüklediği" ifade edildi.

Demokrat Senatör Chris Murphy de sağlık bakanının açıklamalarına tepki göstererek, Müslüman Amerikalıların "koordineli şekilde" saldırı altında olduğunu söyledi.

ABD'li sağlık hakları savunuculuğu örgütü Protect Our Care, Kennedy'nin sözlerini "aşırı ırkçı bir tirat" diye niteledi.

Independent Türkçe, AP, Reuters, Times of Israel


İsrail seçimleri: Hükümetin kaderi Arap partilerinin elinde

Ağırlıklı olarak İsrail'deki Filistinlileri temsil eden Ortak Liste'nin destekçileri, ittifakın yakaladığı başarıyı kutladı (AFP)
Ağırlıklı olarak İsrail'deki Filistinlileri temsil eden Ortak Liste'nin destekçileri, ittifakın yakaladığı başarıyı kutladı (AFP)
TT

İsrail seçimleri: Hükümetin kaderi Arap partilerinin elinde

Ağırlıklı olarak İsrail'deki Filistinlileri temsil eden Ortak Liste'nin destekçileri, ittifakın yakaladığı başarıyı kutladı (AFP)
Ağırlıklı olarak İsrail'deki Filistinlileri temsil eden Ortak Liste'nin destekçileri, ittifakın yakaladığı başarıyı kutladı (AFP)

İsrail'de düzenlenen Meclis (Knesset) seçimlerinde oyların yüzde 70'ten fazlası sayılırken, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet bloku ve Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki iktidar bloku, koalisyon kurmak için yeterli 61 milletvekiline ulaşamadı.

Times of Israel'in (ToI) aktardığı sandık çıkış anketlerine göre Netanyahu liderliğindeki Likud, Meclis'te 27, Eisenkot'un Yashar partisi ise 20 sandalye kazanabilir.

Oyların yüzde 76,8'i sayıldıktan sonra ortaya çıkan sonuçlara göre Netanyahu önderliğindeki radikal sağcı iktidar bloku 54, Eisenkot liderliğindeki muhalefet bloku ise 47 sandalyeyle seçim yarışını sürdürüyor.

Seçimin bu şekilde sonuçlanması halinde 120 sandalyeli Knesset'te koalisyon kurmak için gerekli sayı olan 61 milletvekiline iki blok da erişemiyor.

Diğer yandan İsrail'deki Filistinlileri temsil eden Hadaş, Taal ve Balad partilerinin oluşturduğu Ortak Liste'nin 11 ila 12; Mansur Abbas liderliğindeki Birleşik Arap Listesi'nin (Ra'am) ise 7 sandalye kazanabileceği öngörülüyor. Bu tahminler gerçekleşirse Arap partileri, 2020 seçimlerinde ulaştıkları toplam 15 sandalyeyi aşarak yeni bir rekora imza atabilir.

Sonuçların bu şekilde gelmesi halinde Arap partileri, 2020 seçimlerindeki 15 sandalyelik rekorunu aşabilir.

Arap bölgelerinde katılım oranında da büyük bir artış gözlemlendi.

İsrail'in Kuzey Bölgesi'ndeki Nasıra'da katılım oranı 2022'deki seçimde yüzde 48,29 iken 27 Ekim'deki seçimde yüzde 72,2'ye yükseldi. Ülkenin Güney Bölgesi'ndeki Rahat'ta da 2022'de yüzde 60,61 olan katılım oranı yüzde 82 olarak kaydedildi. Hayfa ilçesindeki Ümmü'l-Fehm'de de 2022'de yüzde 38,29 olan katılım oranı yüzde 75,5'e yükseldi.

ToI'nin analizinde, Arap seçmenlerin "İsrail tarihinin en sağcı hükümetini devirmek için" seçimlere yoğun katılım gösterdiği yazılıyor.

Mansur Abbas, sandık çıkış anketlerinin partisinin sandalye sayısında artışa işaret etmesi üzerine "Bunu hep birlikte başardık. Seçmenin verdiği bu gücü etkili bir siyasi güce dönüştüreceğiz. Biz buradayız, kenarda değiliz" dedi.

Haaretz'in analizinde, "Netanyahu'nun Arap seçmenlere yönelik korkutma kampanyasının ters teptiği" ifade ediliyor. Netanyahu'ya ek olarak Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in de Arap seçmenleri caydırmak için kampanya yürüttüğü hatırlatılıyor.

Buna rağmen Arapların sandığa giderek "ırkçılığa, faşizme ve onları her geçen gün daha da boğan bir hükümete" karşı harekete geçtiği vurgulanıyor.

Netanyahu'nun bloku Arap partileriyle işbirliğini reddederken, Eisenkot da seçim kampanyasında büyük ölçüde benzer bir tutum sergilemişti. BBC ve Haaretz'in analizlerinde, bunun hükümet kurma sürecini daha da karmaşıklaştırabileceğine işaret ediliyor.

Arap blokunda da farklı yaklaşımlar var. Ra'am, Eisenkot liderliğinde kurulabilecek bir hükümete katılmaya daha sıcak baksa da Ortak Liste, Netanyahu yönetiminin değişmesini sağlamak amacıyla dışarıdan destek verme veya çekimser kalma seçeneklerine açık görünüyor.

Öte yandan Arap partilerinin hükümete doğrudan katılmak yerine bir azınlık hükümetinin kurulmasını dışarıdan destekleme ihtimali de var. Diğer partilerin işbirliğine hazır olması, hükümetin kurulması sürecinde Arap partilerini sonucu belirleyebilecek aktörler haline getirebilir.

Independent Türkçe, Times of Israel, Haaretz, BBC