Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (İHA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (İHA)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (İHA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (İHA)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye ne zaman küresel gündemlere ilişkin bir irade ortaya koysa, ne zaman bölgesel hakları ile ilgili adımlar atsa ekonomi üzerinden bir hesaplaşmanın devreye sokulduğunu görüyoruz. Türkiye ekonomide, bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir” dedi.
Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı sonrasında kameraların karşısına çıkan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beyrut'ta yaşanan patlama ve Akdeniz ile Ege'de yaşanan olaylara değinirken, konuşmasının büyük bölümünü ekonomik gelişmelere ayırdı.
Beyrut'ta yaşanan patlama sonrası yaşanan gelişmelere değinen Erdoğan, Ege ve Akdeniz'de Türkiye'nin haklarını ve hukukunu yok saymaya yönelik girişimlere verilen cevapları anlattı. Erdoğan, “Bölgedeki sismik araştırma faaliyetlerimizi Almanya Şansölyesi Merkel'in ricası üzerine iyi niyet nişanesi olarak bir süreliğine ertelemiştik. Ancak Yunan tarafı hüsnüniyet ile hareket etmediğini bir kez daha göstermiş ve Mısır ile hiçbir hukuki temeli olmayan bir anlaşmaya yönelmiştir. Buradan bir kez daha altını çizerek ifade etmek istiyorum. Türkiye'nin hiç kimsenin hakkında, hukukunda, toprağında, denizinde, meşru çıkarlarında gözü yoktur. Bizim tek talebimiz bize de aynı anlayışla yaklaşılmasıdır. Türkiye gibi 780 bin kilometrekarelik dev bir toprak parçasını görmezden gelip birkaç kilometre karelik adalar üzerinden bizi sahillerimize hapsetme girişimine rıza gösteremeyeceğiz. Dünyada hiçbir ülke böyle saçma ve temelsiz talebe boyun eğmez. Biz diyoruz ki, gelin Akdeniz'deki tüm ülkeler bir araya gelelim, herkes için kabul edilebilir, herkesin hakkını koruyan bir formül bulalım. Ülkemizin bu çağrısına kulaklarını kapatanlar güçlerinin yetmeyeceği, boylarını aşan bir takım girişimlerle kendi geleceklerini kendi elleri ile karartıyorlar. Salgın ve onunla bağlantılı siyasi, ekonomik, sosyal sorunların bir kabus gibi üzerine çöktüğü güçlere güvenenler hüsrana uğramaya mahkumdurlar. Türkiye'nin bu konudaki kararlılığını hala kavramamış olanları bir an önce gerçekleri görmeye ve çözümü masada aramaya davet ediyoruz. Anlaşmazlıkların diyalog yoluyla ve hakkaniyet temelinde çözümü için biz her zaman varız. Bu konuda sağduyu hakim olana kadar Türkiye olarak sahada ve diplomasi alanında kendi planlarımızı uygulamaya devam edeceğiz. Nitekim Oruç Reis Sismik Araştırma Gemimiz dün saat 20.00'de Antalya açıklarından demir alarak görev bölgesine doğru hareket etti. 10 saat süren seyirden sonra bu sabah saat 08.00 itibariyle çalışmalarına başladı. Ekonomide olduğu gibi enerjide de ülkemizin bağımsızlığı için mücadele etmeyi sürdüreceğiz” diye konuştu.
“Türkiye ekonomide, bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir”
Türkiye'nin 2002 yılında 236 milyar dolar olan milli gelirini 2019 yılında 754 milyar dolara yükselttiklerinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonomik verileri açıkladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kişi başı milli geliri 3 bin 500 dolardan 2013 yılında 12 bin 500 dolara kadar çıkartmıştık, ancak Gezi olayları ile başlayan ve bugüne kadar kesintisiz devam eden saldırılar sebebiyle bu rakam 2019 yılında 9 bin 127 dolar olarak gerçekleşti. Türkiye ekonomisi satın alma kalitesi gücü paritesine göre dünyada 2002 yılında 17. sıradayken 13. sıraya yükseldi. Böylece ülkemizi kişi başına gelirde dünya sıralamasında üst orta gelir grubuna yükselttik. Ülkemiz insani gelişmişlik endeksinde de dünyadaki konumunu iyileştirmeye devam etti. 2019 yılı insani gelişme raporunda Türkiye bir önceki yıla göre 6 basamak ilerleyerek 58. sıraya yükseldi. Böylece ilk defa çok yüksek insani gelişme kategorisinde yer almış olduk. Rekabetçiliği artırmaya, iş ve yatırım ortamını iyileştirmeye yönelik çok önemli adımlar attık. Bu sayede Dünya Bankası tarafından hazırlanan iş yapma kolaylığı endeksinde geçtiğimiz yıl 10 basamak birden tırmanarak 33. sıraya yerleştik” şeklinde konuştu.
Türkiye'nin 18 yılda nereden nereye geldiğini anlatmak için mukayeseli rakamları paylaşan Erdoğan, “Ülkemizde yıllık otomobil satışı 2002 yılında 91 bin adet iken bu rakam 2016'de 756 bine kadar çıktı, geçtiğimiz yıl da 387 bin olarak gerçekleşti. Buzdolabı satışı 18 yıl önce 1 milyon 88 bin adetten 2,5 milyona çıktı. Çamaşır makinesi satışı 824 bin adetten 2 milyonun üzerinde bir sayıya ulaştı. Bulaşık makinesi satışı 282 bin adetten 1 milyon 332 bin adede, fırın satışı 339 binden 817 bine yükseldi. Bütün bunları ülkemizdeki refah düzeyini ifade etmesi bakımından söylüyorum. Bunlar aynı zamanda vatandaşımın alım gücünün bu tür ürünlerde nereden nereye yükseldiğini göstermesi bakımından önem arz ediyor. Ülkemizde yeni açılan şirket sayısı 30 bin 842 iken geçtiğimiz yıl bu rakam 85 bin 263'ü buldu. İstihdamda 19,6 milyondan 28 milyon 80 bine çıktı. Borsa endeksi 110'dan binin üzerine ulaştı. Göreve geldiğimizde öyleydi, ama şimdi burada. Turizmde 13,2 milyon turistten geçtiğimiz yıl 52 milyon turist rakamını gördük. Şimdi korona virüs sebebiyle bir sıkıntının içindeyiz ama toparlanmaya başladık. Şimdi Almanya, Rusya, bugün itibariyle kapılarını açmış durumdalar. Geçen yılın rakamlarını yakalayamayacağız ama yine yükselmeye başladığımızı hep birlikte göreceğiz. Salgın sebebiyle turizmde yaşanan sıkıntıları çözmek için tüm imkanlarımızla gayret gösteriyoruz. Merkez Bankası döviz rezervimiz 28 milyar dolardan 90 milyar doların üzerine çıktı. Bir ara bu rakam 135 milyar dolara kadar yükselmişti. Bunun yanında IMF meselesi, IMF'ye olan borcumuz biz göreve geldiğimizde 23,5 milyar dolardı, biz bunu 2013 Mayıs'ında sıfırladık. Türkiye'nin IMF'ye borcu yok. Birileri de avucunu ovuşturuyor. Ana muhalefet partisi. IMF'ye gidecekmişiz, IMF'den bir şeyler isteyecekmişiz. Boşuna avucunuzu ovuşturmayın, biz o kapıları kapattık. IMF bizden 5 milyar dolar borç istedi, o zaman ekonomiye bakan zat, geldi bana ‘Sayın Başbakanım verelim mi bu borcu' dedi. Verin dedim. Bugün borç alan yarın talimat alır dedim. Şimdi parti kurmuş bize ekonomi dersi veriyor. Önce bunları herkesin görmesi yazım. Faiz ödemelerinin milli gelirimize oranını yüzde 14,4'den yüzde 2,3 seviyesine indirdik. En düşük memur maaşını 392 liradan 4 bin 188 liraya, asgari ücreti 184 liradan 2 bin 325 liraya, en düşük bağ-kur tarım emeklisi maaşını 66 liradan aldık bin 756 liraya, en düşük emekli sandığı emeklisi maaşını 377 liradan 2 bin 981 liraya kadar çıkarttık. Bütün bunları biz yaptık. ben felsefe yapmıyorum, rakamlarla konuşuyorum. Engelli aylığını 25 liradan 851 liraya, muhtar aylığını 97 liradan 2 bin 261 liraya yükselttik. Lisans öğrencilerine verdiğimiz kredi burs ödemelerini biz geldiğimizde 45 liracık alıyorlardı, 550 liraya çıkarttık, yüksek lisans da bin 100 lira, doktorada bin 650 lira seviyesine çıkarttık. Hatırlayın harç, öğrencilerden alınıyordu, bundan dolayı o zaman öğrencilerin sesi çok çıkıyordu, gösteriler vesaire, bu harcı kim kaldırdı, biz kaldırdık. Tam aksine biz öğrencilerimize bursları ile kredileri ile destek oluyoruz. Tarım sektörüne yaptığımız destekleme ödemelerini yıllık 1,8 milyar liradan 22 milyar liraya çıkarttık. Her alanda bu rakamları çeşitlendirmek mümkün” ifadelerini kullandı.

"Türkiye'nin bölgesel ve küresel bir güç olarak yükselen yıldızından rahatsız olanlar her seferinde daha riyakar şekilde üzerimize gelmeye başladı"
Türkiye'nin bugün geleceğine güvenle bakmasının, bölgesel ve küresel politikalarda aktif pozisyon almasının gerisinde bu güçlü alt yapının olduğunu belirten Erdoğan, “Ülkemizin 2013 yılından beri ardı ardına yaşadığı her saldırı ile birlikte hem korunma reflekslerimizi hem hedeflerimize ulaşma yöntemlerimizi geliştirdik. Allah'ın inayeti ve milletimizin desteği ile girdiğimiz her mücadeleden başarı ile çıktık. Türkiye'nin bölgesel ve küresel bir güç olarak yükselen yıldızından rahatsız olanlar her seferinde daha sinsi daha riyakar şekilde üzerimize gelmeye başladı. Başka hiçbir ülkeye uygulanmayan kriterler bize dayatıldı, başka hiçbir ülkeden talep edilmeyen şartlar bizden istendi. Başka hiç bir ülkeye yöneltilmeyen tehditler bize savruldu. Terör örgütlerinden darbecilere, finans lobilerinden tarihi hesaplaşmalara kadar her türlü araçla üzerimize yüklendiler. Hepsinin de üstesinden birer birer geldik. Bu çerçevede 2019 yılı ülkemiz için yeniden dengelenme sürecinin yaşandığı bir yıl oldu. Cari dengede ve enflasyonda önemli kazanımlar elde ettik. 2018 yılı ekim ayında yüzde 25,2 seviyesinde seyreden enflasyonu geçtiğimiz yıl yüzde 11,8 seviyesine indirdik. Ülkemiz son yıllarda uyguladığı politikalarla pazar ve ürün çeşitliliğini artırdı. 2019 yılında ticaret savaşları, bölgesel istikrarsızlıklar ve Brexit ile birlikte tırmanın küresel belirsizliklere rağmen ihracatta 180 milyar doların üzerine çıkarak yeni bir rekora imza attı. Güçlü ihracat performansımız ve turizm sektörünün desteği ile cari işlemler dengesi 2001 yılından beri ilk defa fazla verdi. Maruz kaldığımız çok yönlü saldırılara rağmen ekonomimiz attığımız kararlı adımlarla 2019 yılının son çeyreğinde yeniden güçlü büyüme politikasına döndü. Bu bizim için güçlü bir patikaydı ama şimdi biz bu patikayı caddeye dönüştüreceğiz. Onun adımlarını atıyoruz. 2019 yılının son çeyreğinde ekonomimiz yüzde 6 oranında kayda değer bir büyüme kaydetti. Kur saldırılarının etkisi ile yüzde 24'e çıkan Merkez Bankası politika faizi, yüzde 8,25 seviyesine indi. Yüzde 35'lere çıkan piyasa faizleri yüzde 8 bandına kadar geriledi. Daha da düşecek. Bütün arzumuz bu ülkede yatırımcı çok daha rahat bir şekilde yatırımlarını yapabilsin. Devletimizin borçlanma faizlerinde de önemli düşüşler sağladık. Yüzde 25'lere çıkan iç borçlanma faizini yüzde 9,72'ye ve yüzde 7,50'yi aşan dış borçlanma faizini yüzde 4,45'e kadar gerilettik. Ekonomik yükseliş 2020 yılının ilk aylarında da devam etti. Yılın ilk çeyreğinde birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin aksine ülkemiz yüzde 4,5 gibi yüksek bir büyüme performansı sergiledi. G-20 ülkeleri arasında en yüksek, OIC'de ülkeleri arasında ikinci en yüksek büyüme performansı kaydeden ülke olduk. 2018 yılı Ağustos ayında yaşadığımız saldırılar sonrasında küresel finans sisteminin bize dayatmaya çalıştığı yüksek faiz yaklaşımını asla kabul etmedik. Bir taraftan kur üzerinden yapılan saldırılarla, bir taraftan kurun enflasyona olan etkisi ile ve diğer taraftan Türkiye üzerinden yüksek faizle haksız kazanç elde etmek isteyenlerle adeta boğuştuk, mücadele ettik. Bu mücadele olmasaydı iş insanımız ayakta kalabilir miydi? Eğer kur atakları ile tüm araçlarımızla mücadele etmeseydik enflasyonu yüzde 25'lerden bugünkü seviyesine bu kadar hızlı getirebilir miydik? Türkiye ne zaman küresel gündemlere ilişkin bir irade ortaya koysa, ne zaman bölgesel hakları ile ilgili adımlar atsa ekonomi üzerinden bir hesaplaşmanın devreye sokulduğunu görüyoruz. Türkiye ekonomide, bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir” dedi.

“Ekonomimizin dayanıklılığını artırmaya yönelik adımlar sayesinde ekonomimizi hızla toparladık”
“Birileri sadece gazel okur ama biz iş üretiriz, farkımız bu” açıklamasında bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bütün başarıların, 2002 yılından bu yana Türkiye ekonomisinin geçirdiği yapısal dönüşüm süreci ve sağlık alt yapısına yatırımlar sayesinde olduğunu söyledi. Erdoğan, “DSÖ verilerine göre dünya genelinde tespit edilen korona virüs vaka sayısının 20 milyona yaklaştı. Konya Şehir Hastanesi açıldı. Resmi açılışını da bizzat giderek Konya'da yapacağız. Resmi açılışını yapmadık ama şuanda hasta kabulü başladı. Diğer illerimize de şehir hastanelerini yaparak çok daha güçlü alt yapıya insanımızı hazırlayacağız. Ülkemiz milyon kişi başına düşen vaka sayısında 73., milyon kişi başına düşen ölüm oranında 57. sıradadır. Bu dönüm sona erdiğinde Türkiye dünyada salgını en az hasarla atlatan ülkelerden biri olacaktır. Salgın sadece insan hayatını tehdit etmiyor, aynı zamanda ciddi ekonomik sorunlar doğuruyor. Küresel ekonomi son bir asırdaki en büyük krizi ile karşı karşıyadır. Salgın nedeniyle küresel tedarik zincirleri ve uluslararası ticaret aksamış, birçok tesiste üretim durmuş ya da yavaşlamıştır. 2020 yılı ilk yarısında dünya genelinde büyük üretim kayıpları, işsizlik oranlarında yükseliş ve tüketim alışkanlıklarında değişiklikler ortaya çıkmıştır. Salgının sarsıcı etkisinin daha iyi anlaşılmasıyla uluslararası kuruluşlar küresel büyüme tahminlerinde revizyona gitmişlerdir. IMF 2020 yılı için daralma beklentisini yüzde 3'den yüzde 4,9'a yükseltmiştir. OIC'de ise bu yıl için daralma beklentisini yüzde 2,4'den yüzde 7,6'ya güncellemiştir. Ekonomik veriler ve beklentiler ABD, Almanya, Japonya ve İngiltere gibi büyük ekonomilerin bile salgının etkisi ile birlikte sarsıldıklarını ve çok ciddi ekonomik kayıplar verdiklerini gösteriyor. 2020 yılının ikinci çeyreğinde ABD ekonomisi yıllıklandırılmış oranlarda yüzde 32,9, Euro bölgesi ekonomisi ise yıllık yüzde 15 düzeyinde daralmalar göstermiştir. Aynı dönemde Almanya ekonomisi yüzde 11,7, İtalya ekonomisi yüzde 17,3, Fransa ekonomisi yüzde 19, İspanya ekonomisi yüzde 22,1 oranında daralmıştır. ABD'de işsizlik oranı yüzde 15 seviyesine kadar ulaşmış, tarım dışı istihdamda 20 milyonun üzerinde aylık düşüşü görülmüştür. Bu gelişmeler karşısında ülkeler hem para hem de maliye politikaları ile ekonomideki olumsuz seyre müdahale ederek ekonomik gerilemeyi azaltmaya çalışmışlardır. Tüm destekleyici politikalara rağmen ekonomik toparlanmanın zaman alması beklenmektedir. Türkiye ekonomisi de salgından kısa vadede elbette olumsuz yönde etkilenmiştir. Ancak aldığımız tedbirler, şoklara karşı mücadeledeki tecrübemiz, güçlü sağlık alt yapımız ve ekonomimizin dayanıklılığını artırmaya yönelik adımlar sayesinde ekonomimizi hızla toparladık” diye konuştu.

"Salgın sonrasında oluşan yeni dünya düzeninde Türkiye yeni bir başarı hikayesi yazacaktır"
Mayıs ayı ile birlikte ekonomik göstergelerde ve beklentilerde bekledikleri iyileşmenin başladığını, Haziran ve Temmuz aylarında bunun güçlendiğini belirten Erdoğan, “Salgının etkilerinin belirginleştiği Nisan ayından sonra Haziran ve Temmuz aylarına ait önce göstergeler ekonomide toparlanma sinyalleri veriyor. Tüketici güven endeksi Nisan ayındaki 54,9 seviyesinden Temmuz ayında 60,9 seviyesine yükselmiştir. Reel kesim güven endeksi nisan ayındaki 62,3 seviyesinde temmuz ayında 99,4 seviyesine yükselmiştir. Ekonomi güven endeksi Nisan ayındaki 51,3 seviyesinden Temmuz ayında 82,2 seviyesine yükselmiştir. Satıl alma yöneticileri endeksi Nisan ayındaki 33,4 seviyesinden temmuz ayında 56,9 seviyesine yükselerek 2011 yılının Şubat ayından bu yana en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Mevsim etkilerinden arındırılmış imalat sanayi kapasite kullanım oranı Nisan ayındaki 61,9 seviyesinden Temmuz ayında 70,7 seviyesine yükselmiştir. Mayıs ayı ile birlikte yeniden yükselişe geçen mevsim etkilerinden arındırılmış sektörel güven endeksleri de Temmuz ayında yükselmeye devam etmiştir. Otomobil üretimi Haziran ayında Mayıs ayına göre yüzde 71,7 oranında, otomobil satışları ise yüzde 127,6 oranında artış kaydetmiştir. Temmuz ayında otomobil satışlarındaki artış eğilimi devam etmiş, bir önceki aya göre artış yüzde 21,7 olmuştur. İhracat Nisan ayından sonra sürekli artış kaydetmiş ve Temmuz ayında 15 milyar dolar ile bu yılın en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Bu dönümde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 66,2'den yüzde 84,5 seviyesine yükselmiştir. İhracattaki iyileşme sürecinin önümüzdeki dönemde devam etmesini ve normalleşme sürecine özellikle ülkemize önemli sayıda turistin ziyaret etmesi ile birlikte ben inanıyorum ki bize olan bu noktadaki güven daha da artacaktır. Son dönemde sağladığımız finansmana erişim kolaylıkları ve uygun kredi imkanları sayesinde otomotiv konut satışlarında rekor düzeyde artışlar sağlandı. Kredi büyümesinde görülen hızlanmaya karşılık bankacılık sektörümüz güçlü sermaye yapısı, aktif kalitesi ve karlılık oranları ile oldukça sağlıklı bir görünüme sahiptir. Sektörün sermaye yeterlilik rasyosu yüzde 19,5 ile yüzde 8 olan yasal asgari oranının oldukça üzerindedir. Yabancı para açık kaynaklı kur riski bulunmayan söktürün tahsili gecikmiş alacakları da sürdürülebilir seviyelerdedir. Türkiye ekonomisi artık tüketim yerine üretimi önceleyen, ithalata bağımlı değil ihracat odaklı yapısıyla küresel değer zincirine daha entegre olan ve daha fazla katma değer üreten bir model ile yoluna devam edecektir. Salgın sonrasında oluşan yeni dünya düzeninde Türkiye coğrafi konumu, lojistik ağ bağlantıları, üretim kapasitesi, insan kaynağı ile bilgi ve becerisini kullanarak yeni bir başarı hikayesi yazacaktır. Son 2 yıldaki oldukça zorlu şartlara rağmen güçlü ve sağlıklı bir ekonominin inşası için pek çok yeni politikayı hayata geçirdik. Küresel ekonominin önemli ölçüde daralacağı beklentilerinin olduğu bir ortamda attığımız adımlar ve hayata geçirdiğimiz uygulamalar ile ülkemizin önüne gelen yeni fırsatları özellikle değerlendirmesini sağlamakta kararlıyız” şeklinde konuştu.
 



Çok düzeyli ortaklıklar Körfez’in güvenliğinin garantisi

2024 yılında Kuveyt’te düzenlenen Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Zirvesi sırasında çekilen toplu fotoğraf (SPA)
2024 yılında Kuveyt’te düzenlenen Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Zirvesi sırasında çekilen toplu fotoğraf (SPA)
TT

Çok düzeyli ortaklıklar Körfez’in güvenliğinin garantisi

2024 yılında Kuveyt’te düzenlenen Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Zirvesi sırasında çekilen toplu fotoğraf (SPA)
2024 yılında Kuveyt’te düzenlenen Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Zirvesi sırasında çekilen toplu fotoğraf (SPA)

Yakın tarihli bir analiz raporu, İran’a yönelik savaşın ardından oluşacak dönemde Körfez ülkelerinin bölgesel güvenlik mimarisinin şekillendirilmesinde daha büyük bir rol üstlenmeye aday olduğunu ortaya koydu. Rapora göre Körfez ülkeleri, öz savunma kapasitesini güçlendirmeyi ve uluslararası ortaklıklarını genişletmeyi bir araya getiren çok katmanlı bir güvenlik yaklaşımı benimseyerek bu süreçte etkilerini artırabilir.

Eski NATO Genel Sekreter Yardımcısı ve NATO Savunma Koleji Vakfı Başkanı Alessandro Minuto Rizzo tarafından hazırlanan ve Cidde merkezli Körfez Araştırmaları Merkezi tarafından yayımlanan raporda, NATO ile iş birliğinin Körfez ülkelerinin savunma kabiliyetlerini geliştirmesinde önemli kanallardan biri olduğu belirtildi. Raporda, bu ortaklığın ittifak bünyesinde biriken askerî ve operasyonel tecrübelerden yararlanma fırsatı sunduğu, ayrıca stratejik diyaloğun güçlendirilmesine ve güvenlik ile savunma alanlarında deneyim paylaşımının artırılmasına katkı sağladığı ifade edildi.

Çok düzeyli yaklaşım

Rizzo’ya göre önümüzdeki dönemde Körfez ülkelerinin, ortaklıklarını çeşitlendirmeye ve öz savunma kapasitelerini güçlendirmeye dayanan çok katmanlı bir güvenlik stratejisi benimsemesi gerekiyor. Bu yaklaşımın, ABD ile stratejik bağların korunmasının yanı sıra Avrupa ve NATO ile ilişkilerin daha da geliştirilmesini de kapsaması gerektiğini belirtiyor.

Rizzo, Körfez ülkelerinin İran’a yönelik savaş sürecinde dikkate değer bir siyasi basiret sergilediğini vurgulayarak, doğrudan saldırılara ve zararlara maruz kalmalarına rağmen askerî çatışmanın tarafı olmaktan kaçındıklarını ifade etti. Ayrıca Körfez ülkelerinin son yıllarda Tahran’a yönelik diplomatik açılım politikasını sürdürdüğüne dikkat çekti.

rgrtgt
ABD Savunma Bakanlığı’na ait Fort Bliss Üssü’nde Suudi Arabistan Kraliyet Hava Savunma Kuvvetleri’ne bağlı bir bölüğün mezuniyet töreninden bir fotoğraf (Savunma Bakanlığı)

Rizzo, Çin’in arabuluculuğunda Suudi Arabistan ile İran arasındaki ilişkilerin yeniden tesis edilmesine dikkat çekerek, savaşın başlamasının ardından Körfez ülkelerinin gerilimi düşürmeye çalıştığını ve Pakistan, Mısır ile Türkiye gibi potansiyel güvenlik ortaklarıyla temaslarını artırdığını belirtti.

Körfez Araştırmaları Merkezi’ne bağlı Körfez Üzerine Görüşler dergisinde yayımlanan değerlendirmesinde Rizzo, Körfez ülkelerinin İran saldırılarına doğrudan askerî karşılık vermemesinin bir zayıflık göstergesi olarak yorumlanmaması gerektiğini ifade etti. Bu tutumun, çatışmanın kapsamının genişlemesi ve kontrol edilmesi güç sonuçlar doğurabilecek bölgesel bir savaşa dönüşmesi riskine yönelik derin bir siyasi farkındalığın yansıması olduğunu vurguladı.

ABD’nin bölgedeki rolü

Rizzo’ya göre son yirmi yılda ABD’nin bölgedeki rolüne ilişkin tartışmaların artmasına rağmen, Washington Körfez güvenliğinin temel dayanağı olmayı sürdürüyor. Bu kapsamda, milenyumun başında NATO bünyesinde yürütülen ve kendisinin de parçası olduğu tartışmaları hatırlatan Rizzo, Körfez’in stratejik ortak olarak öneminin o dönemde de gündemde olduğunu ve bölgenin ABD’nin güvenlik ajandasında güçlü şekilde yer almaya devam ettiğini belirtti.

Bununla birlikte Rizzo, son savaşın caydırıcılığa ilişkin bazı geleneksel varsayımların sınırlarını ortaya koyduğunu ifade etti. Kriz sırasında yaşanan bazı başarısızlıkların nedenlerinden birinin, ABD’nin İran’a karşı beklenenden çok daha karmaşık olduğu anlaşılan bir savaşa dahil olması olduğunu değerlendirdi.

sdrgthy
Amerikalı denizciler, Deniz Piyadeleri’ne ait bir F-35B hayalet savaş uçağının inişini izliyor. (CENTCOM)

Buna rağmen Rizzo, stratejik önemi nedeniyle ABD’nin Körfez’deki varlığında köklü bir gerileme beklemediğini ifade etti. Ancak gelecekte ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerde bazı dosyalarda daha belirgin görüş ayrılıklarının ortaya çıkabileceğini de sözlerine ekledi.

Çıkarılan dersler

Rizzo, savaşın en önemli derslerinden birinin, herhangi bir askerî çatışmaya girilmeden önce açık siyasi ve stratejik hedeflerin belirlenmesi olduğunu söyledi. Rizzo, savaşın sonuçları ne olursa olsun İran’ın bölgede etkili bir aktör olarak kalacağını belirterek, ülkenin bölgesel bir güç olduğu gerçeğinin göz ardı edilmemesi gerektiği uyarısında bulundu.

Bölgesel güvenliğin geleceğine ilişkin değerlendirmesinde ise eski NATO yetkilisi, çok katmanlı bir güvenlik yaklaşımının Körfez ülkeleri için en gerçekçi seçenek olduğunu ifade etti. Özellikle Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin güvenlik ve askerî entegrasyonlarını güçlendirmeleri hâlinde bu modelin daha etkin sonuçlar vereceğini kaydetti.

Rizzo, “Güvenlik ortaklıkları hedef ve çıkarlar bakımından tamamen örtüşmeyebilir. Ancak bu ortaklıkların çeşitlendirilmesi, zorluklarla mücadelede daha dayanıklı bir güvenlik ağı oluşturulmasına katkı sağlar” dedi.

Rizzo’ya göre NATO, geleneksel ikili ilişkilerin ötesine geçen kurumsal bir güvenlik iş birliği çerçevesi sunuyor. Bu kapsamda, ittifak ile Körfez ülkeleri arasında eğitim, koordinasyon ve kapasite geliştirme alanlarında geniş imkânlar sağlayan İstanbul İşbirliği Girişimi’ni örnek gösterdi.

csd
İran’ın düzenlediği saldırılar sonucu Birleşik Arap Emirlikleri’nin Füceyre Emirliği üzerinde yükselen dumanlar (AFP)

Rizzo, NATO ile ortaklığın yenilenmesinin başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerine, ittifak bünyesinde biriken askerî ve operasyonel tecrübelerden yararlanma konusunda geniş fırsatlar sunabileceğini belirtti. Bunun yanı sıra stratejik diyalog mekanizmalarının geliştirilmesi, askerî ve siyasi liderlikler arasındaki istişarelerin güçlendirilmesi sayesinde krizlerin önceden öngörülmesine ve büyümeden önlenmesine katkı sağlanabileceğini ifade etti.

Rizzo, Avrupa’nın Körfez’deki rolünün güçlendirilmesinin önemine de dikkat çekti. Avrupa’nın, yalnızca askerî kaygılara değil karşılıklı çıkarlara dayanan dengeli ortaklıklar aracılığıyla bölgesel güvenlik ve istikrara somut katkılar sunabilecek bir aktör olduğunu vurguladı.

gthyuı
ABD’ye ait iki AH-64 Apache saldırı helikopteri Hürmüz Boğazı üzerinde uçuyor. (CENTCOM)

Rizzo, Arap ülkelerine yönelik en önemli mesajın stratejik karar alma süreçlerinde daha fazla inisiyatif üstlenmeleri ve bölgeyi uzun yıllar boyunca zayıflatan ayrışmaları aşmaları olduğunu vurguladı. Rizzo, istikrarlı bir güvenlik mimarisinin inşasının, yerel kapasite ve imkânların güçlendirilmesiyle çok yönlü uluslararası ortaklıkların bir araya getirilmesini gerektirdiğini belirtti. Bunun, halen iç içe geçmiş ve sürekli değişen güvenlik sınamalarıyla karşı karşıya bulunan bölgede denge ve istikrarın sağlanması açısından temel önem taşıdığını ifade etti.


Netanyahu’nun Beyrut’un güney banliyölerini bombalama emri üzerine başlayan göç dalgası

Beyrut’un güney banliyölerinden ayrılan insanlar nedeniyle yollarda yoğun trafik oluştu. (Reuters)
Beyrut’un güney banliyölerinden ayrılan insanlar nedeniyle yollarda yoğun trafik oluştu. (Reuters)
TT

Netanyahu’nun Beyrut’un güney banliyölerini bombalama emri üzerine başlayan göç dalgası

Beyrut’un güney banliyölerinden ayrılan insanlar nedeniyle yollarda yoğun trafik oluştu. (Reuters)
Beyrut’un güney banliyölerinden ayrılan insanlar nedeniyle yollarda yoğun trafik oluştu. (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Savunma Bakanı Yisrael Katz bugün yaptıkları açıklamada, Güney Lübnan’daki operasyonların genişletilmesinin ardından İsrail ordusuna Beyrut’un güney banliyölerini hedef alan saldırılar düzenleme talimatı verdiklerini duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre iki ismin ortak açıklamasında, “Lübnan’daki ateşkesin Hizbullah tarafından defalarca ihlal edilmesi ve İsrail vatandaşlarına yönelik saldırılar nedeniyle Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz, İsrail ordusuna Beyrut’un güney banliyölerindeki terör hedeflerine saldırı düzenleme emri vermiştir” ifadesine yer verildi.

Yoğun göç hareketi

Açıklamanın yayımlanmasının ardından Beyrut’un güney banliyölerinde yoğun bir göç hareketliliği yaşandı.

Lübnan basınında yer alan görüntülerde, Beyrut’un et-Tayyune bölgesinde, güney banliyölerine yönelik saldırı tehdidinin ardından uzun araç kuyruklarının oluştuğu görüldü.

fbfvb
 İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerini bombalamakla tehdit etmesinin ardından bölgeden ayrılan insanlar (Reuters)

İsrail savaş uçakları, Güney Lübnan’daki el-Mervaniye beldesine iki hava saldırısı düzenlerken, el-Adusiye beldesi kırsalındaki el-Berak bölgesi de hedef alındı.

İsrail’e ait insansız hava araçları (İHA), iki ayrı dalga halinde Güney Lübnan’daki eş-Şihabiye beldesine saldırı düzenledi.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ise günün erken saatlerinde yaptığı açıklamada, ülkesinin ‘kınanması gereken bir İsrail saldırısıyla’ karşı karşıya olduğunu söyledi. Avn, Lübnan halkının, özellikle de güney bölgelerinde yaşayanların yaşadığı sıkıntıları sona erdirmek ve acılarına son vermek için çalışmaya devam edeceğini belirtti. Öte yandan, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin bugün Lübnan’daki gelişmeleri görüşmek üzere acil oturum düzenlemesi bekleniyor.

fdvfv
Beyrut’un güney banliyölerinden ayrılan Lübnanlılar (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün yaptığı açıklamada, altı haftadan uzun süre önce ilan edilen ateşkese rağmen, Hizbullah ile yürütülen operasyonlar kapsamında İsrail güçlerine Lübnan içlerindeki ilerleyişi artırma talimatı verdiğini söylemişti.

Sahadaki son gelişmede ise İsrail ordusu, Güney Lübnan’daki yaklaşık 900 yıllık Şekif Kalesi ile çevresindeki stratejik tepelerin kontrolünü ele geçirdiğini açıkladı. Bu gelişme, Hizbullah’ın geçtiğimiz nisan ayında ilan edilen ateşkesten bu yana Kuzey İsrail’e yönelik en yoğun saldırılarını gerçekleştirdiği bir günün ardından yaşandı. Söz konusu saldırılar nedeniyle bölgede okullar kapatılırken çeşitli güvenlik kısıtlamaları da uygulamaya konuldu.

İHA saldırısında bir İsrail askeri öldürüldü

Öte yandan İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, Güney Lübnan’daki çatışmalarda bir askerinin öldüğünü duyurdu. Böylece mart ayı başından bu yana ölen İsraillilerin sayısı 26’ya yükseldi.

Ordudan yapılan açıklamada, 20 yaşındaki Çavuş Adam Tserfati’nin ‘Güney Lübnan’daki çatışmalar sırasında öldüğü’ belirtildi.

Böylece, İran destekli Hizbullah ile İsrail arasında 2 Mart’ta yeniden başlayan çatışmalardan bu yana ölen İsraillilerin sayısı 25 asker ve bir sivil sözleşmeli personel olmak üzere 26’ya ulaştı.

İsrail’in Yedioth Ahronoth gazetesine bağlı Ynet haber sitesi ise ordunun açıklamasına dayanarak, aynı saldırıda bir askerin ağır yaralandığını, iki askerin de hafif yaralar aldığını aktardı. Yaralıların tedavi için hastaneye kaldırıldığı ve ailelerine bilgi verildiği belirtildi.

Bu arada Hizbullah bugün yayımladığı iki ayrı açıklamada, Güney Lübnan hava sahasında İsrail’e ait Hermes 450 tipi bir İHA’ya müdahale edildiğini ve Yahmur eş-Şekif beldesinin doğu kesimlerinde bulunan bir İsrail birliğinin hedef alındığını duyurdu.

İlk açıklamada, ‘Lübnan’ı ve halkını savunmak, ayrıca İsrail’in ateşkesi ihlal etmesine ve Lübnan hava sahasını ihlal etmeyi sürdürmesine karşılık olarak, pazar günü saat 19.30’da Güney Lübnan’ın batı kesimi semalarında bulunan Hermes 450 tipi İsrail İHA’sına karadan havaya füze ile müdahale edildiği’ ifade edildi.

cdfbgr
24 Mayıs’ta Hizbullah tarafından düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısında öldürülen bir askerin tabutunu taşıyan İsrail askerleri (AP)

İkinci açıklamada ise ‘Lübnan’ı ve halkını savunmak, ayrıca İsrail’in ateşkesi ihlal etmesine ve Güney Lübnan’daki köylere yönelik saldırılarında sivillerin yaralanmasına ve can kayıplarına yol açmasına karşılık olarak, pazartesi günü saat 01.00’de Yahmur eş-Şekif beldesinin doğu kesimlerinde bulunan bir İsrail birliğinin yoğun roket ve topçu ateşiyle hedef alındığı’ duyuruldu.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail ile Lübnan arasında 16 Nisan gece yarısından itibaren geçerli olmak üzere 10 günlük ateşkes ilan edildiğini açıklamıştı. Ateşkes, İsrail’in 2 Mart’tan itibaren Lübnan’a yönelik yoğun hava saldırılarının ardından devreye girmişti.

Trump daha sonra 23 Nisan’da ateşkesin üç hafta uzatıldığını duyururken, ABD Dışişleri Bakanlığı da 15 Mayıs’ta ateşkes süresinin 45 gün daha uzatıldığını açıklamıştı.

Lübnan cephesindeki çatışmalar, İran merkezli savaşın en büyük yansımalarından biri olarak değerlendiriliyor. 2 Mart’tan bu yana Hizbullah’ın müttefiki İran’a destek amacıyla İsrail’e roket ve İHA’lar göndermeye başlamasının ardından, İsrail saldırıları ve tahliye çağrıları nedeniyle 1,2 milyondan fazla Lübnanlı yerinden edildi.

Lübnan hükümeti, İsrail’in kara ve hava operasyonları sonucunda şu ana kadar 3 bin 370’ten fazla kişinin hayatını kaybettiğini bildiriyor. İsrail tarafı ise aynı dönemde 24 asker ve 4 sivilin öldüğünü açıkladı.


Zaporijya Nükleer Santrali'ne İHA Saldırısı nükleer kaza korkuları yeniden canlandırdı

25 Mayıs'ta Zaporijya bölgesindeki cephe hattında bir Ukrayna askeri (Reuters)
25 Mayıs'ta Zaporijya bölgesindeki cephe hattında bir Ukrayna askeri (Reuters)
TT

Zaporijya Nükleer Santrali'ne İHA Saldırısı nükleer kaza korkuları yeniden canlandırdı

25 Mayıs'ta Zaporijya bölgesindeki cephe hattında bir Ukrayna askeri (Reuters)
25 Mayıs'ta Zaporijya bölgesindeki cephe hattında bir Ukrayna askeri (Reuters)

Zaporijya Nükleer Santrali'nin insansız hava aracıyla (İHA) hedef alınması, Şubat 2022'den bu yana devam eden Rusya-Ukrayna savaşı sırasında olası bir nükleer kazaya ilişkin uluslararası endişeleri yeniden artırdı.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), yerel yetkililere dayandırdığı açıklamasında, Rusya'nın kontrolü altındaki Güney Ukrayna'da bulunan Zaporijya Nükleer Santrali'nin bir İHA tarafından hedef alındığını bildirdi.

Ajans, İHA'nın santralin türbin binasına isabet ettiğini ve saldırı sonucu binanın duvarında delik oluştuğunu açıkladı.

UAEA Başkanı Rafael Grossi, konuya ilişkin değerlendirmesinde, "Nükleer santrale yönelik hiçbir tür saldırı gerçekleşmemelidir. Nükleer tesislere saldırmak ateşle oynamaya benzer" ifadelerini kullandı.

 Şarku’l Avsat’ın Rus medyasından aktardığına göre  Rus devlet nükleer enerji şirketi Rosatom  yaptığı açıklamada, saldırının Ukrayna tarafından "kasıtlı olarak" gerçekleştirildiğini öne sürdü. Kiev yönetimi ise bu suçlamayı reddetti.

Öte yandan Ukrayna, İHA’larla Rusya'nın güneyindeki bir petrol deposunu ve cephe hattından yüzlerce kilometre uzaklıkta bulunan bir pompa istasyonunu hedef aldığını duyurdu.