Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (İHA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (İHA)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (İHA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (İHA)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye ne zaman küresel gündemlere ilişkin bir irade ortaya koysa, ne zaman bölgesel hakları ile ilgili adımlar atsa ekonomi üzerinden bir hesaplaşmanın devreye sokulduğunu görüyoruz. Türkiye ekonomide, bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir” dedi.
Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı sonrasında kameraların karşısına çıkan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beyrut'ta yaşanan patlama ve Akdeniz ile Ege'de yaşanan olaylara değinirken, konuşmasının büyük bölümünü ekonomik gelişmelere ayırdı.
Beyrut'ta yaşanan patlama sonrası yaşanan gelişmelere değinen Erdoğan, Ege ve Akdeniz'de Türkiye'nin haklarını ve hukukunu yok saymaya yönelik girişimlere verilen cevapları anlattı. Erdoğan, “Bölgedeki sismik araştırma faaliyetlerimizi Almanya Şansölyesi Merkel'in ricası üzerine iyi niyet nişanesi olarak bir süreliğine ertelemiştik. Ancak Yunan tarafı hüsnüniyet ile hareket etmediğini bir kez daha göstermiş ve Mısır ile hiçbir hukuki temeli olmayan bir anlaşmaya yönelmiştir. Buradan bir kez daha altını çizerek ifade etmek istiyorum. Türkiye'nin hiç kimsenin hakkında, hukukunda, toprağında, denizinde, meşru çıkarlarında gözü yoktur. Bizim tek talebimiz bize de aynı anlayışla yaklaşılmasıdır. Türkiye gibi 780 bin kilometrekarelik dev bir toprak parçasını görmezden gelip birkaç kilometre karelik adalar üzerinden bizi sahillerimize hapsetme girişimine rıza gösteremeyeceğiz. Dünyada hiçbir ülke böyle saçma ve temelsiz talebe boyun eğmez. Biz diyoruz ki, gelin Akdeniz'deki tüm ülkeler bir araya gelelim, herkes için kabul edilebilir, herkesin hakkını koruyan bir formül bulalım. Ülkemizin bu çağrısına kulaklarını kapatanlar güçlerinin yetmeyeceği, boylarını aşan bir takım girişimlerle kendi geleceklerini kendi elleri ile karartıyorlar. Salgın ve onunla bağlantılı siyasi, ekonomik, sosyal sorunların bir kabus gibi üzerine çöktüğü güçlere güvenenler hüsrana uğramaya mahkumdurlar. Türkiye'nin bu konudaki kararlılığını hala kavramamış olanları bir an önce gerçekleri görmeye ve çözümü masada aramaya davet ediyoruz. Anlaşmazlıkların diyalog yoluyla ve hakkaniyet temelinde çözümü için biz her zaman varız. Bu konuda sağduyu hakim olana kadar Türkiye olarak sahada ve diplomasi alanında kendi planlarımızı uygulamaya devam edeceğiz. Nitekim Oruç Reis Sismik Araştırma Gemimiz dün saat 20.00'de Antalya açıklarından demir alarak görev bölgesine doğru hareket etti. 10 saat süren seyirden sonra bu sabah saat 08.00 itibariyle çalışmalarına başladı. Ekonomide olduğu gibi enerjide de ülkemizin bağımsızlığı için mücadele etmeyi sürdüreceğiz” diye konuştu.
“Türkiye ekonomide, bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir”
Türkiye'nin 2002 yılında 236 milyar dolar olan milli gelirini 2019 yılında 754 milyar dolara yükselttiklerinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonomik verileri açıkladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kişi başı milli geliri 3 bin 500 dolardan 2013 yılında 12 bin 500 dolara kadar çıkartmıştık, ancak Gezi olayları ile başlayan ve bugüne kadar kesintisiz devam eden saldırılar sebebiyle bu rakam 2019 yılında 9 bin 127 dolar olarak gerçekleşti. Türkiye ekonomisi satın alma kalitesi gücü paritesine göre dünyada 2002 yılında 17. sıradayken 13. sıraya yükseldi. Böylece ülkemizi kişi başına gelirde dünya sıralamasında üst orta gelir grubuna yükselttik. Ülkemiz insani gelişmişlik endeksinde de dünyadaki konumunu iyileştirmeye devam etti. 2019 yılı insani gelişme raporunda Türkiye bir önceki yıla göre 6 basamak ilerleyerek 58. sıraya yükseldi. Böylece ilk defa çok yüksek insani gelişme kategorisinde yer almış olduk. Rekabetçiliği artırmaya, iş ve yatırım ortamını iyileştirmeye yönelik çok önemli adımlar attık. Bu sayede Dünya Bankası tarafından hazırlanan iş yapma kolaylığı endeksinde geçtiğimiz yıl 10 basamak birden tırmanarak 33. sıraya yerleştik” şeklinde konuştu.
Türkiye'nin 18 yılda nereden nereye geldiğini anlatmak için mukayeseli rakamları paylaşan Erdoğan, “Ülkemizde yıllık otomobil satışı 2002 yılında 91 bin adet iken bu rakam 2016'de 756 bine kadar çıktı, geçtiğimiz yıl da 387 bin olarak gerçekleşti. Buzdolabı satışı 18 yıl önce 1 milyon 88 bin adetten 2,5 milyona çıktı. Çamaşır makinesi satışı 824 bin adetten 2 milyonun üzerinde bir sayıya ulaştı. Bulaşık makinesi satışı 282 bin adetten 1 milyon 332 bin adede, fırın satışı 339 binden 817 bine yükseldi. Bütün bunları ülkemizdeki refah düzeyini ifade etmesi bakımından söylüyorum. Bunlar aynı zamanda vatandaşımın alım gücünün bu tür ürünlerde nereden nereye yükseldiğini göstermesi bakımından önem arz ediyor. Ülkemizde yeni açılan şirket sayısı 30 bin 842 iken geçtiğimiz yıl bu rakam 85 bin 263'ü buldu. İstihdamda 19,6 milyondan 28 milyon 80 bine çıktı. Borsa endeksi 110'dan binin üzerine ulaştı. Göreve geldiğimizde öyleydi, ama şimdi burada. Turizmde 13,2 milyon turistten geçtiğimiz yıl 52 milyon turist rakamını gördük. Şimdi korona virüs sebebiyle bir sıkıntının içindeyiz ama toparlanmaya başladık. Şimdi Almanya, Rusya, bugün itibariyle kapılarını açmış durumdalar. Geçen yılın rakamlarını yakalayamayacağız ama yine yükselmeye başladığımızı hep birlikte göreceğiz. Salgın sebebiyle turizmde yaşanan sıkıntıları çözmek için tüm imkanlarımızla gayret gösteriyoruz. Merkez Bankası döviz rezervimiz 28 milyar dolardan 90 milyar doların üzerine çıktı. Bir ara bu rakam 135 milyar dolara kadar yükselmişti. Bunun yanında IMF meselesi, IMF'ye olan borcumuz biz göreve geldiğimizde 23,5 milyar dolardı, biz bunu 2013 Mayıs'ında sıfırladık. Türkiye'nin IMF'ye borcu yok. Birileri de avucunu ovuşturuyor. Ana muhalefet partisi. IMF'ye gidecekmişiz, IMF'den bir şeyler isteyecekmişiz. Boşuna avucunuzu ovuşturmayın, biz o kapıları kapattık. IMF bizden 5 milyar dolar borç istedi, o zaman ekonomiye bakan zat, geldi bana ‘Sayın Başbakanım verelim mi bu borcu' dedi. Verin dedim. Bugün borç alan yarın talimat alır dedim. Şimdi parti kurmuş bize ekonomi dersi veriyor. Önce bunları herkesin görmesi yazım. Faiz ödemelerinin milli gelirimize oranını yüzde 14,4'den yüzde 2,3 seviyesine indirdik. En düşük memur maaşını 392 liradan 4 bin 188 liraya, asgari ücreti 184 liradan 2 bin 325 liraya, en düşük bağ-kur tarım emeklisi maaşını 66 liradan aldık bin 756 liraya, en düşük emekli sandığı emeklisi maaşını 377 liradan 2 bin 981 liraya kadar çıkarttık. Bütün bunları biz yaptık. ben felsefe yapmıyorum, rakamlarla konuşuyorum. Engelli aylığını 25 liradan 851 liraya, muhtar aylığını 97 liradan 2 bin 261 liraya yükselttik. Lisans öğrencilerine verdiğimiz kredi burs ödemelerini biz geldiğimizde 45 liracık alıyorlardı, 550 liraya çıkarttık, yüksek lisans da bin 100 lira, doktorada bin 650 lira seviyesine çıkarttık. Hatırlayın harç, öğrencilerden alınıyordu, bundan dolayı o zaman öğrencilerin sesi çok çıkıyordu, gösteriler vesaire, bu harcı kim kaldırdı, biz kaldırdık. Tam aksine biz öğrencilerimize bursları ile kredileri ile destek oluyoruz. Tarım sektörüne yaptığımız destekleme ödemelerini yıllık 1,8 milyar liradan 22 milyar liraya çıkarttık. Her alanda bu rakamları çeşitlendirmek mümkün” ifadelerini kullandı.

"Türkiye'nin bölgesel ve küresel bir güç olarak yükselen yıldızından rahatsız olanlar her seferinde daha riyakar şekilde üzerimize gelmeye başladı"
Türkiye'nin bugün geleceğine güvenle bakmasının, bölgesel ve küresel politikalarda aktif pozisyon almasının gerisinde bu güçlü alt yapının olduğunu belirten Erdoğan, “Ülkemizin 2013 yılından beri ardı ardına yaşadığı her saldırı ile birlikte hem korunma reflekslerimizi hem hedeflerimize ulaşma yöntemlerimizi geliştirdik. Allah'ın inayeti ve milletimizin desteği ile girdiğimiz her mücadeleden başarı ile çıktık. Türkiye'nin bölgesel ve küresel bir güç olarak yükselen yıldızından rahatsız olanlar her seferinde daha sinsi daha riyakar şekilde üzerimize gelmeye başladı. Başka hiçbir ülkeye uygulanmayan kriterler bize dayatıldı, başka hiçbir ülkeden talep edilmeyen şartlar bizden istendi. Başka hiç bir ülkeye yöneltilmeyen tehditler bize savruldu. Terör örgütlerinden darbecilere, finans lobilerinden tarihi hesaplaşmalara kadar her türlü araçla üzerimize yüklendiler. Hepsinin de üstesinden birer birer geldik. Bu çerçevede 2019 yılı ülkemiz için yeniden dengelenme sürecinin yaşandığı bir yıl oldu. Cari dengede ve enflasyonda önemli kazanımlar elde ettik. 2018 yılı ekim ayında yüzde 25,2 seviyesinde seyreden enflasyonu geçtiğimiz yıl yüzde 11,8 seviyesine indirdik. Ülkemiz son yıllarda uyguladığı politikalarla pazar ve ürün çeşitliliğini artırdı. 2019 yılında ticaret savaşları, bölgesel istikrarsızlıklar ve Brexit ile birlikte tırmanın küresel belirsizliklere rağmen ihracatta 180 milyar doların üzerine çıkarak yeni bir rekora imza attı. Güçlü ihracat performansımız ve turizm sektörünün desteği ile cari işlemler dengesi 2001 yılından beri ilk defa fazla verdi. Maruz kaldığımız çok yönlü saldırılara rağmen ekonomimiz attığımız kararlı adımlarla 2019 yılının son çeyreğinde yeniden güçlü büyüme politikasına döndü. Bu bizim için güçlü bir patikaydı ama şimdi biz bu patikayı caddeye dönüştüreceğiz. Onun adımlarını atıyoruz. 2019 yılının son çeyreğinde ekonomimiz yüzde 6 oranında kayda değer bir büyüme kaydetti. Kur saldırılarının etkisi ile yüzde 24'e çıkan Merkez Bankası politika faizi, yüzde 8,25 seviyesine indi. Yüzde 35'lere çıkan piyasa faizleri yüzde 8 bandına kadar geriledi. Daha da düşecek. Bütün arzumuz bu ülkede yatırımcı çok daha rahat bir şekilde yatırımlarını yapabilsin. Devletimizin borçlanma faizlerinde de önemli düşüşler sağladık. Yüzde 25'lere çıkan iç borçlanma faizini yüzde 9,72'ye ve yüzde 7,50'yi aşan dış borçlanma faizini yüzde 4,45'e kadar gerilettik. Ekonomik yükseliş 2020 yılının ilk aylarında da devam etti. Yılın ilk çeyreğinde birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin aksine ülkemiz yüzde 4,5 gibi yüksek bir büyüme performansı sergiledi. G-20 ülkeleri arasında en yüksek, OIC'de ülkeleri arasında ikinci en yüksek büyüme performansı kaydeden ülke olduk. 2018 yılı Ağustos ayında yaşadığımız saldırılar sonrasında küresel finans sisteminin bize dayatmaya çalıştığı yüksek faiz yaklaşımını asla kabul etmedik. Bir taraftan kur üzerinden yapılan saldırılarla, bir taraftan kurun enflasyona olan etkisi ile ve diğer taraftan Türkiye üzerinden yüksek faizle haksız kazanç elde etmek isteyenlerle adeta boğuştuk, mücadele ettik. Bu mücadele olmasaydı iş insanımız ayakta kalabilir miydi? Eğer kur atakları ile tüm araçlarımızla mücadele etmeseydik enflasyonu yüzde 25'lerden bugünkü seviyesine bu kadar hızlı getirebilir miydik? Türkiye ne zaman küresel gündemlere ilişkin bir irade ortaya koysa, ne zaman bölgesel hakları ile ilgili adımlar atsa ekonomi üzerinden bir hesaplaşmanın devreye sokulduğunu görüyoruz. Türkiye ekonomide, bu suni rüzgarlarla eğilip bükülebilecek bir ülke değildir” dedi.

“Ekonomimizin dayanıklılığını artırmaya yönelik adımlar sayesinde ekonomimizi hızla toparladık”
“Birileri sadece gazel okur ama biz iş üretiriz, farkımız bu” açıklamasında bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bütün başarıların, 2002 yılından bu yana Türkiye ekonomisinin geçirdiği yapısal dönüşüm süreci ve sağlık alt yapısına yatırımlar sayesinde olduğunu söyledi. Erdoğan, “DSÖ verilerine göre dünya genelinde tespit edilen korona virüs vaka sayısının 20 milyona yaklaştı. Konya Şehir Hastanesi açıldı. Resmi açılışını da bizzat giderek Konya'da yapacağız. Resmi açılışını yapmadık ama şuanda hasta kabulü başladı. Diğer illerimize de şehir hastanelerini yaparak çok daha güçlü alt yapıya insanımızı hazırlayacağız. Ülkemiz milyon kişi başına düşen vaka sayısında 73., milyon kişi başına düşen ölüm oranında 57. sıradadır. Bu dönüm sona erdiğinde Türkiye dünyada salgını en az hasarla atlatan ülkelerden biri olacaktır. Salgın sadece insan hayatını tehdit etmiyor, aynı zamanda ciddi ekonomik sorunlar doğuruyor. Küresel ekonomi son bir asırdaki en büyük krizi ile karşı karşıyadır. Salgın nedeniyle küresel tedarik zincirleri ve uluslararası ticaret aksamış, birçok tesiste üretim durmuş ya da yavaşlamıştır. 2020 yılı ilk yarısında dünya genelinde büyük üretim kayıpları, işsizlik oranlarında yükseliş ve tüketim alışkanlıklarında değişiklikler ortaya çıkmıştır. Salgının sarsıcı etkisinin daha iyi anlaşılmasıyla uluslararası kuruluşlar küresel büyüme tahminlerinde revizyona gitmişlerdir. IMF 2020 yılı için daralma beklentisini yüzde 3'den yüzde 4,9'a yükseltmiştir. OIC'de ise bu yıl için daralma beklentisini yüzde 2,4'den yüzde 7,6'ya güncellemiştir. Ekonomik veriler ve beklentiler ABD, Almanya, Japonya ve İngiltere gibi büyük ekonomilerin bile salgının etkisi ile birlikte sarsıldıklarını ve çok ciddi ekonomik kayıplar verdiklerini gösteriyor. 2020 yılının ikinci çeyreğinde ABD ekonomisi yıllıklandırılmış oranlarda yüzde 32,9, Euro bölgesi ekonomisi ise yıllık yüzde 15 düzeyinde daralmalar göstermiştir. Aynı dönemde Almanya ekonomisi yüzde 11,7, İtalya ekonomisi yüzde 17,3, Fransa ekonomisi yüzde 19, İspanya ekonomisi yüzde 22,1 oranında daralmıştır. ABD'de işsizlik oranı yüzde 15 seviyesine kadar ulaşmış, tarım dışı istihdamda 20 milyonun üzerinde aylık düşüşü görülmüştür. Bu gelişmeler karşısında ülkeler hem para hem de maliye politikaları ile ekonomideki olumsuz seyre müdahale ederek ekonomik gerilemeyi azaltmaya çalışmışlardır. Tüm destekleyici politikalara rağmen ekonomik toparlanmanın zaman alması beklenmektedir. Türkiye ekonomisi de salgından kısa vadede elbette olumsuz yönde etkilenmiştir. Ancak aldığımız tedbirler, şoklara karşı mücadeledeki tecrübemiz, güçlü sağlık alt yapımız ve ekonomimizin dayanıklılığını artırmaya yönelik adımlar sayesinde ekonomimizi hızla toparladık” diye konuştu.

"Salgın sonrasında oluşan yeni dünya düzeninde Türkiye yeni bir başarı hikayesi yazacaktır"
Mayıs ayı ile birlikte ekonomik göstergelerde ve beklentilerde bekledikleri iyileşmenin başladığını, Haziran ve Temmuz aylarında bunun güçlendiğini belirten Erdoğan, “Salgının etkilerinin belirginleştiği Nisan ayından sonra Haziran ve Temmuz aylarına ait önce göstergeler ekonomide toparlanma sinyalleri veriyor. Tüketici güven endeksi Nisan ayındaki 54,9 seviyesinden Temmuz ayında 60,9 seviyesine yükselmiştir. Reel kesim güven endeksi nisan ayındaki 62,3 seviyesinde temmuz ayında 99,4 seviyesine yükselmiştir. Ekonomi güven endeksi Nisan ayındaki 51,3 seviyesinden Temmuz ayında 82,2 seviyesine yükselmiştir. Satıl alma yöneticileri endeksi Nisan ayındaki 33,4 seviyesinden temmuz ayında 56,9 seviyesine yükselerek 2011 yılının Şubat ayından bu yana en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Mevsim etkilerinden arındırılmış imalat sanayi kapasite kullanım oranı Nisan ayındaki 61,9 seviyesinden Temmuz ayında 70,7 seviyesine yükselmiştir. Mayıs ayı ile birlikte yeniden yükselişe geçen mevsim etkilerinden arındırılmış sektörel güven endeksleri de Temmuz ayında yükselmeye devam etmiştir. Otomobil üretimi Haziran ayında Mayıs ayına göre yüzde 71,7 oranında, otomobil satışları ise yüzde 127,6 oranında artış kaydetmiştir. Temmuz ayında otomobil satışlarındaki artış eğilimi devam etmiş, bir önceki aya göre artış yüzde 21,7 olmuştur. İhracat Nisan ayından sonra sürekli artış kaydetmiş ve Temmuz ayında 15 milyar dolar ile bu yılın en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Bu dönümde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 66,2'den yüzde 84,5 seviyesine yükselmiştir. İhracattaki iyileşme sürecinin önümüzdeki dönemde devam etmesini ve normalleşme sürecine özellikle ülkemize önemli sayıda turistin ziyaret etmesi ile birlikte ben inanıyorum ki bize olan bu noktadaki güven daha da artacaktır. Son dönemde sağladığımız finansmana erişim kolaylıkları ve uygun kredi imkanları sayesinde otomotiv konut satışlarında rekor düzeyde artışlar sağlandı. Kredi büyümesinde görülen hızlanmaya karşılık bankacılık sektörümüz güçlü sermaye yapısı, aktif kalitesi ve karlılık oranları ile oldukça sağlıklı bir görünüme sahiptir. Sektörün sermaye yeterlilik rasyosu yüzde 19,5 ile yüzde 8 olan yasal asgari oranının oldukça üzerindedir. Yabancı para açık kaynaklı kur riski bulunmayan söktürün tahsili gecikmiş alacakları da sürdürülebilir seviyelerdedir. Türkiye ekonomisi artık tüketim yerine üretimi önceleyen, ithalata bağımlı değil ihracat odaklı yapısıyla küresel değer zincirine daha entegre olan ve daha fazla katma değer üreten bir model ile yoluna devam edecektir. Salgın sonrasında oluşan yeni dünya düzeninde Türkiye coğrafi konumu, lojistik ağ bağlantıları, üretim kapasitesi, insan kaynağı ile bilgi ve becerisini kullanarak yeni bir başarı hikayesi yazacaktır. Son 2 yıldaki oldukça zorlu şartlara rağmen güçlü ve sağlıklı bir ekonominin inşası için pek çok yeni politikayı hayata geçirdik. Küresel ekonominin önemli ölçüde daralacağı beklentilerinin olduğu bir ortamda attığımız adımlar ve hayata geçirdiğimiz uygulamalar ile ülkemizin önüne gelen yeni fırsatları özellikle değerlendirmesini sağlamakta kararlıyız” şeklinde konuştu.
 



Zoom'da 900 çalışanı kovan eski CEO'ya kendi şirketinden dava

Better Home & Finance'in eski CEO'su Vishal Garg, şirket tarafından dava ediliyor. Şirket, Garg'ı şirketin kontrolünü yönetim kurulundan geri almak için SEC yasalarını ihlal etmekle suçluyor (Vimeo/Better.com)
Better Home & Finance'in eski CEO'su Vishal Garg, şirket tarafından dava ediliyor. Şirket, Garg'ı şirketin kontrolünü yönetim kurulundan geri almak için SEC yasalarını ihlal etmekle suçluyor (Vimeo/Better.com)
TT

Zoom'da 900 çalışanı kovan eski CEO'ya kendi şirketinden dava

Better Home & Finance'in eski CEO'su Vishal Garg, şirket tarafından dava ediliyor. Şirket, Garg'ı şirketin kontrolünü yönetim kurulundan geri almak için SEC yasalarını ihlal etmekle suçluyor (Vimeo/Better.com)
Better Home & Finance'in eski CEO'su Vishal Garg, şirket tarafından dava ediliyor. Şirket, Garg'ı şirketin kontrolünü yönetim kurulundan geri almak için SEC yasalarını ihlal etmekle suçluyor (Vimeo/Better.com)

Bir Zoom görüşmesinde 900 çalışanı işten çıkarmasıyla tanınan eski CEO Vishal Garg'a, kurucusu olduğu şirket dava açtı.

Forbes'un haberine göreBetter Home & Finance, kurucusu Garg'a şirketin kontrolünü yeniden ele geçirmek amacıyla "her şeyi yakıp yıkmaya dayalı bir kampanya" yürüttüğü suçlamasıyla dava açtı. Davada Garg'ın çalışanlarına "maymun" ve "aptal yunuslar" gibi isimler takarak hakaret ettiği de öne sürülüyor.

Garg, pandemi sırasında 2 dakikadan kısa süren bir Zoom görüşmesinde yaklaşık 900 çalışanını kovmasıyla gündem olmuştu.

3 Ağustos'ta şirketin yönetim kurulu onu CEO'luktan azletme kararı aldı. Garg dışındaki bütün üyeler görevden alınmasını destekledi.

Dava dilekçesinde şirketin 2022'den bu yana net zararının 1,5 milyar doları aştığı ve Garg'ın liderliğinde şirketin hisse senedi fiyatında yüzde 90'dan fazla düşüş yaşandığı belirtiliyor.

Dava, Garg'ın şirketin kontrolünü yönetim kurulundan geri almak için bir "hissedar koalisyonu" kurmaya çalıştığını ve şirket hakkında çok sayıda yanıltıcı açıklama yayarak "piyasayı bilgi bombardımanına tuttuğu" iddia ediliyor.

Dava, Garg'ın eylemlerinin federal menkul kıymetler yasasını ihlal ettiğini öne sürüyor.

Dava dosyasında Garg'ın 3 Ağustos'ta görevden alınmasının ardından şirkete karşı bir "intikam kampanyası" başlattığı iddia ediliyor. 10 Ağustos'ta Garg'ın, şirketin yönetim kuruluna tüm üyelerinin istifa etmesini isteyen bir mektup gönderdiği öne sürülüyor. Garg'ın, hamlesini destekleyen "endişeli hissedarlardan" oluşan bir grubun arkasında durduğunu iddia ettiği belirtiliyor.

Davaya göre Garg, medya bombardımanı yoluyla bu hissedar ordusunu bir araya getirdi. Dosyaya göre Vishal Garg, şirketin hissedar oylarının "yüzde 52'sini zaten topladığını" yanlış bir şekilde iddia etmek için basın bültenleri, sosyal medya ve geleneksel medya mecralarını kullandı. Oysa görünüşe göre ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu'na (SEC) gerekli vekaletname beyanlarının hiçbirini sunmamıştı.

Vekaletname açıklamaları, yönetim kurulu toplantıları gibi önemli toplantılarda bulunamayan hissedarları, şirketin görünümü ve performansıyla ilgili kritik bilgilerden haberdar etmek için kullanılıyor.

Şirket, mahkemeden Garg'ın tüm hissedar desteğini geçersiz kılmasını ve en az 30 gün boyunca daha fazla hissedar desteği talep etmesini engellemesini istiyor.

Garg'ın kendisi de geçici CEO'ya atıfta bulunarak "menkul kıymetler yasası ihlali yapmış olabilecek tek isimler Daniel Lewis ve yönetim kuruludur" diye yazdı.

The Independent, yorum almak için Better Home & Finance ve Vishal Garg'la iletişime geçti.

Independent Türkçe


İsrail basını: Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’nü hedef alan saldırı Türklere bir mesajdı

İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü (Reuters)
İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü (Reuters)
TT

İsrail basını: Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’nü hedef alan saldırı Türklere bir mesajdı

İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü (Reuters)
İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü (Reuters)

İsrail resmi çevreleri, Suriye'nin kuzeyindeki İdlib'in doğu kırsalında yer alan Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü pistini bombaladığına dair Suriye'nin suçlamaları karşısında sessizliğini korusa da İsrailli bir yetkili ABD merkezli Fox News haber kanalına yaptığı kısa açıklamada, saldırıyı itiraf ederek Tel Aviv'in saldırıyla ilgili olarak Washington'ı önceden bilgilendirdiğini söyledi.

İsrail'de ABD'ye yönelik sürpriz bir gayri resmi itiraf olarak nitelendirilen durumla ilgili olarak yetkili, “Son derece hassas olan istihbarat bilgileri, önceden ABD ile çeşitli kurum ve kuruluşlarda en üst düzeyde paylaşıldı” dedi. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın ‘vekil güçler barındıran önceki Suriye rejimi gibi hareket edemeyeceğinin farkında olduğunu’ sözlerine ekleyen yetkili, “Muhtemelen neler olup bittiğini anlamıyordu ya da bundan haberi yoktu” ifadelerini kullandı.

Yetkili, ‘istihbarat bilgilerinin son derece gizli olması nedeniyle’ Fox News’a daha fazla detay vermekten kaçındı.

gthyj
Dün gerçekleştirilen İsrail saldırılarının ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’nde meydana gelen yıkımdan bir kare (Reuters)

Bu gelişmenin hemen ardından tüm İsrail basını bu açıklamayı manşetlerinden yeniden yayımlayarak, saldırının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a bir mesaj olduğunu vurguladı.

Bilindiği üzere İsrail, bir şeyi resmi olarak kabul etmek istemeyip üstlenmek istediğinde, bilgileri İsrail dışındaki medya organlarına sızdırma yoluna başvuruyor ve ardından bu haberler İsrail'de doğrulamalar, analizler ve haberle yeniden ele alınıyor.

İsrail basını, İsrail’in istisnai saldırıya yönelik üstü kapalı itirafının, ABD’nin alışılmadık kınamasına bir yanıt olduğunu değerlendirdi. İsrail basını ayrıca, saldırının Türkiye’nin Suriye'deki rolünü dizginleme girişimi kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a da bir mesaj teşkil ettiğini belirtti.

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrail hükümeti ve ordusunun Suriye’de saldırılar düzenlendiği yönündeki suçlamalar hakkında yorum yapmayı reddetmesinin ardından, ABD Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'tan alışılmadık bir kınama geldiğini aktardı. Buna karşılık üst düzey bir İsrailli yetkilinin Fox News’a yaptığı açıklamada Barrack’a yanıt vererek operasyonun İsrail'e ait olduğunu kabul ettiğini ve Tel Aviv'in saldırıdan önce Washington ile ‘hassas istihbarat bilgileri’ paylaştığına dikkati çektiğini belirtti.

Kimliği belirsiz uçaklar, İdlib, Hama ve Halep vilayetleri arasındaki stratejik konumu ve Suriye’nin el-Badiye (çöl) bölgesine yakınlığıyla öne çıkan, Suriye'nin kuzeyindeki en önemli askeri üslerden biri sayılan hava üssüne saldırı düzenleyerek pistlerinde ve depolama tesislerinde hasara yol açmıştı.

Fox News kanalına yapılan kısa açıklama dışında hiçbir İsrailli yetkili veya kaynak saldırı hakkında açıklamada bulunmadı. Ancak İsrail basını bunun Türkiye'ye verilen bir mesaj olduğunu belirtti.

Times of Israel gazetesi, saldırının İsrail'in Suriye'deki Türk nüfuzu ve varlığının kökleşmesini engellemeye çalıştığı bir dönemde gerçekleştiğini, daha önce de Türkiye'nin yeni Suriye hükümetine bağlı hava kuvvetlerinin inşasına ve güçlendirilmesine yardım etmesini engellemeyi amaçladığı düşünülen saldırılar gerçekleştirdiğini ifade etti.

Gazete askeri bir kaynağa dayandırarak 2024'ün sonlarında Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden bu yana üssün yeni Suriye ordusu için bir eğitim merkezi olarak kullanıldığını, Suriye'nin ağustos ayı başlarında Rus yapımı MiG-21 savaş uçakları kullanarak hava tatbikatları gerçekleştirdiğini ve bunun Esed rejiminin düşmesinden bu yana bu türde yapılan ilk tatbikat olduğunu aktardı.

xcdf
İsrail, Türkiye'nin Humus'taki T-4 üssüne ekipman taşımak için kullandığı iddiasıyla Hama Askeri Havalimanı'nı imha etti (AP)

Geçtiğimiz hafta İsrail Kamu Yayın Kuruluşu (KAN), İsrailli güvenlik yetkililerinin Suriye'nin hava kuvvetlerini yeniden inşa etme çabalarını hızlandırdığına dair bulgular tespit ettiğini bildirdi. Bunlar arasında yeni pilotların silah altına alınması, uçuş eğitimlerinin yapılması ve savaş uçaklarının kullanıldığı ilk tatbikatın gerçekleştirilmesi yer alıyor. KAN, İsrailli bir güvenlik kaynağına dayandırarak İsrail'in gelişmeleri yakından takip ettiğini ve endişeleri konusunda ABD'yi bilgilendirdiğini aktardı.

İsrail merkezli haber sitesi Walla, hava üssünün hedef alınmasının, tesisin yeniden faaliyete geçirilmesinde Suriye'ye yardım eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a bir mesaj olduğunu belirtti. Site, son dönemde Suriye hava kuvvetlerinin kapasitesini yeniden yapılandırma girişimlerine dair bulguların ortaya çıktığını vurguladı. Ayrıca 11 Ağustos'ta Suriye uçaklarının Halep ve İdlib vilayetleri semalarında MiG-23 tipi uçakların da kullanıldığı eğitim uçuşları gerçekleştirdiğini bildirdi.

i24News sitesi de Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde artan varlığına ve Ankara'nın Suriye askeri tesislerinin onarımına katılımına değindi. Site, saldırının daha geniş çaplı bir çatışmayla bağlantılı olduğunu ifade etti.

İsrail televizyon kanalı Kanal 14 ise saldırının, Esed rejiminin düşmesinden bu yana Türkiye'nin Suriye'deki en belirgin aktörlerden biri haline geldiği bir dönemde gerçekleştiğini ve İsrail'in Türkiye’nin oradaki askeri varlığına ve nüfuzuna karşı daha hassas hale geldiğini aktardı.

defrtg
Dün Ebu Zuhur beldesinde motosikletli bir adam (Reuters)

Bombalanan hedefin ne olduğu tam olarak netlik kazanmazken İsrail Ordu Radyosu, ortada net bir hedefin bulunmadığını, bunun muhtemelen yerdeki bir unsur, hava üssüne giden bir sevkiyat ya da bir uçağın yahut bir sevkiyatın ulaşmasını engelleme girişimi olabileceğini belirtti. Radyo, hedefin büyük ihtimalle Türkiye'nin Suriye ordusunu silahlandırma ve askeri kapasitesini geliştirmesine yardımcı olma çabalarıyla bağlantılı olduğunu bildirdi.

Saldırının İsrail tarafından gerçekleştirildiğinin doğrulanması halinde bu, İsrail ordusunun ülkenin güneyindeki Suriye ordusu kamplarını hedef aldığını duyurduğu geçtiğimiz mart ayından bu yana İsrail Hava Kuvvetleri tarafından bu türde düzenlenen ilk saldırı olacak.

fgthy
Suriye'nin Kuneytra vilayetinin güneybatısındaki Divaya es-Sakra köyünde İsrailli askerler ve askeri araçlar (Arşiv – Dolaşımdaki bir fotoğraf)

Öte yandan Reuters, NATO'daki en büyük ikinci orduya sahip olan ve kısa süre önce Pakistan ve Suudi Arabistan ile ortak savunma anlaşması imzalayan Türkiye'nin, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın en önemli müttefiklerinden biri haline geldiğine dikkati çekti. Türkiye, Suriye ordusunu eğitiyor, devlet kurumlarının ve altyapının yeniden inşasına yardımcı oluyor ve Suriye'ye askeri ile diplomatik destek sağlıyor.

Ajansın aktardığına göre Türkiye'de iktidarda olan Ak Parti Sözcüsü Ömer Çelik, saldırıların ‘İsrail politikalarının bölge halklarının barış ve huzurunun en büyük düşmanı olduğunu bir kez daha gösterdiğini’ söyledi. Çelik sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, “Buna karşı tüm uluslararası toplum beraber tepki vermelidir” diye yazdı.

İsrail ordusu, Suriye’de 2024 yılının sonlarında Esed rejiminin düşmesinden bu yana büyük bir kısmı tampon bölge içinde olmak üzere Suriye'nin güneyindeki 9 noktada konuşlu durumda.

İsrail güçleri, ‘düşman güçlerin eline geçmesi halinde tehdit oluşturabilecek’ silahlara el koyma iddiasıyla Suriye topraklarının yaklaşık 15 kilometre derinliğine uzanan bölgelerde faaliyet gösteriyor.


Trump, İran ile müzakere kapısını kapattı

ABD’nin İran’a yönelik operasyonları kapsamında bir yakıt ikmal uçağının yanında uçan bir F-35 savaş uçağı, 7 Ağustos 2026 (ABD Hava Kuvvetleri)
ABD’nin İran’a yönelik operasyonları kapsamında bir yakıt ikmal uçağının yanında uçan bir F-35 savaş uçağı, 7 Ağustos 2026 (ABD Hava Kuvvetleri)
TT

Trump, İran ile müzakere kapısını kapattı

ABD’nin İran’a yönelik operasyonları kapsamında bir yakıt ikmal uçağının yanında uçan bir F-35 savaş uçağı, 7 Ağustos 2026 (ABD Hava Kuvvetleri)
ABD’nin İran’a yönelik operasyonları kapsamında bir yakıt ikmal uçağının yanında uçan bir F-35 savaş uçağı, 7 Ağustos 2026 (ABD Hava Kuvvetleri)

ABD Başkanı Donald Trump dün, İran ile müzakere kapısını kapattı. Devam eden veya planlanmış herhangi bir temasın olmadığını açıklayan Trump, İran’a yönelik deniz ablukasının ‘tüm gücüyle’ devam ettiğini vurguladı. Öte yandan, İran Meclis Başkanı ve Başmüzakereci Muhammed Bakır Kalibaf'ın stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasında ısrar etmesi ve açılmasını İslamabad Mutabakatı’nın uygulanmasına bağlamasının ardından Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim daha çetin bir aşamaya girdi.

Trump, Hürmüz Boğazı'nın ‘açık ve normal bir şekilde çalıştığını’, tüm deniz mayınlarının temizlendiğini veya imha edildiğini söyledi.

Trump'ın damadı ve Özel Temsilcisi Jared Kushner pazartesi günü, Washington ile Tahran arasındaki temasların ‘her zamankinden daha ciddi’ olduğunu, ancak bir mutabakata varılamadığını ifade etmişti.

Buna karşın Kalibaf, İran limanları üzerindeki abluka kaldırılmadan, İran petrolüne yönelik yaptırımlar iptal edilmeden, dondurulmuş fonlar serbest bırakılmadan ve tüm cephelerdeki askeri tehditler ile operasyonlar sona ermeden boğazın ‘açılmayacağını’ vurguladı.

Öte yandan İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, ABD’nin ‘kontrole sahip olduğundan’ bahsetmesine rağmen Hürmüz Boğazı’nı yeniden açamadığını belirterek, Körfez'in ‘ABD sonrası bir düzene’ girdiğini savundu. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi de Trump'ın Hürmüz Boğazı’nı ‘yeni bir Amerikan bölgesi’ olarak nitelendirerek paylaştığı bir fotoğrafa tepki gösterdi ve Tahran'ın kısa süre içinde Trump’ın Hürmüz Boğazı ile ilgili ‘yanılsamalarını’ düzelteceğini söyledi.