Avatar'ın Yönetmeni ve Senaristi James Cameron Şarku'l Avsat'a konuştu:Avatar 2'nin çekim planı üzerinde çalışıyorum

James Cameron film çekimleri sırasında
James Cameron film çekimleri sırasında
TT

Avatar'ın Yönetmeni ve Senaristi James Cameron Şarku'l Avsat'a konuştu:Avatar 2'nin çekim planı üzerinde çalışıyorum

James Cameron film çekimleri sırasında
James Cameron film çekimleri sırasında

Kanadalı Yönetmen James Cameron, 2009'da çıkan Avatar filminden sonra bizi gökyüzü ve yeryüzü arasında asılı bıraktı. Bize benzeyen ve aynı zamanda bizden farklı insanların yaşadığı yabancı bir gezegende geçen hikaye ile büyülenmiştik. Bizim gibi yaşıyorlar ancak kendi duyguları ve kültürleri ile farklılaşıyorlar. Avatar, sinema tarihinin ilk günlerinden günümüze kadar tanık olduğumuz çok sayıda bilim kurgu filminde daha önce hiç görmediğimiz bir dünyayı gözler önüne serdi.
Filmin elde ettiği büyük başarı nedeniyle (dünya çapında 2 milyar 790 milyon dolardan fazla) ikinci bir film için beklentiler oluştu. Yönetmen Cameron, Avatar’da bize sunduğu hikayeyi geliştirme konusunda ilerlemeye karar verdi. Başka bir deyişle, üzerinde yaşadığımızdan çok daha huzurlu ve güzel olan uzak bir gezegende insanlarla insan olmayanların karışımının sonucunda herkesin ilgisini çeken filme büyük bir gizlilikle dört film daha yaratarak başarısına yenilerini eklemeye karar verdi.
Yönetmen, yıllarca süren hazırlıkların ardından karakterler için en son dijital teknolojinin kullanıldığı çekimlere başladı. Ancak koronavirüs salgınının yayılmasıyla birlikte Avatar 2 gibi tamamlanma sürecinde olan projelerin çekimleri durdu. Ünlü yönetmen şuan çekimlere dönmek için hazırlanıyor.
Bu görüşmemiz ünlü yönetmen ile ikinci buluşmamız oldu. İlk röportaj, ilk bölümün çekilmesinin ardından 2009 yılında Şarku’l Avsat sayfalarında yer aldı. Bu kez görüşmemiz sanal ortamda gerçekleşti. Kanadalı yönetmen, bir sonraki Avatar macerası hakkında sınırlı da olsa bazı bilgiler verdi. Aynı zamanda içinde yaşadığımız dünya, bilim alanındaki gelişmeler ve uzun yıllar sonra çıkacak ikinci filmde bizi bekleyenler hakkında konuştu:

Son zamanlarda salgına nasıl adapte oldunuz?
- Elbette dikkatli olmaya çalışarak. Ama aynı zamanda bugün nerede olduğumuz ve hangi durumda olduğumuzu düşünerek.

Hangi durumdayız?
-Hepimizin yaşadığı şeyi yaşıyor olmalısın. Burada gerçeklikten çok kurguya daha yakın olan ve hayatımıza hükmetmeye başlayan şeyler var. Ama günlerimi bunu tek başıma düşünerek geçirmiyorum. Çoğunu proje dünyamda ve başarmak istediğim şey üzerine vakit ayırmakla geçiriyorum. Projelerimi başararak bir yönetmen olarak ülkeme ‘aksiyon!’ diye bağırarak dönmeyi bekliyorum.

Avatar 2 senaryosunda değişiklik yapmak için karantina sürecinden faydalanıyor musunuz?
-Pratik olarak değiştirmek istediğim hiçbir şey yok. Ama çekimlerim için çizdiğim grafikleri düşünüyorum.  Gerçekte her şey hazır olsa da çekim planı üzerinde çalışıyorum. İş beni her zaman meşgul ediyor. Hayatımızın bu kritik döneminde bile çalışmayı hiç bırakmadım.

Geçen yıl “Alita: Savaş Meleği” filminin yapımcılığını üstlendiniz ve ondan önce de birçok filmin yönetici yapımcılığını üstlendiniz. Şimdi de bu ayın sonunda planlandığınız gibi çekimlere döneceksiniz. Heyecanlı mısınız?
-Avatar 2 ve sonraki bölümlerin çekimlerini tamamlamak için yeniden başladığım için mutluluğumu tarif edemem. Çalışmak için motive oldum. Çünkü sadece düşünmek bile çok mutlu ediyor. İşe döndüğümde ne kadar mutlu olacağımı tahmin edebilirsiniz.

Pandemiden önce bu seride neler çekildi?
-Temel olarak, özel efektlerle birlikte kullanılacak tüm canlandırmaları yaptık. Bunlar genellikle uzun zaman alır ve oyuncular için sıkıcı olabilir çünkü birçok teknik koşula bağlıdır. Geçen mayıs ayında bilgisayar grafikleri ile düzenlediğimiz farklı Yeni Zelanda sahneleri ile çekime başladık. Ancak oyuncuyu ve farklı efektleri birbirine katarken bile şu anda çekmemiz gereken çok fazla şey var. Ayrıca, sahnelerin çoğu hala eksik. Üzerinde çalışması beş yıl sürecek olan birbirini izleyen dört bölümden bahsediyoruz.

Ve tabii ki 3D teknolojisi ile?
-Elbette. Kamera olarak Sony Venice olarak bilinen bir kamera sistemi kullanıyoruz. 3D alanında en iyisi. Avatar hakkında fazla konuşmak istemiyorum çünkü bu bir sır. Her şeyi şimdiden açığa çıkarmaya çalışmak doğru olmaz.

Bilim kurgu türünü çok mu seviyorsunuz?
-Evet. Bu türde çalışmayı seviyorum. En sevdiğim türdür.

BİLİM VE YAŞAM HAKKINDA

Sizi bu türde cezbeden şey ne oldu?
-Çocukluğumdan beri bilim kurgu severim. O çağda sevdiğim filmler, uzayların ve robotların olduğu ve kesinlikle diğer dünyadan yaratıkları ya da dünyadan canavarları tasvir eden fantastik filmlerdi. Ray Harryhausen’ın modellerini (60'lardan 80'lere kadar kukla ve sinematik figürleri yapma ve canlandırma devlerinden biri - editör) ve gerçekliğe yabancı olanı tasvir eden tüm süreçleri çok sevdim. Ancak daha sonraki yıllarda bilim kurguya daha çok yöneldim.

Ama büyük filmleriniz Titanic ile başladı
-Evet. Bilim kurgu filmlerinden değildi. Ama bilim kurgu türünü çekmeyi diğerlerinden daha çok seviyorum.

Geçen yıl bir kadından ve robot olarak nasıl yeniden yaratıldığından bahseden Alita filminin yapımcılığını üstlendiniz. Bu gerçekten bugün oluyor mu? Yoksa geliştirilmekte olan bir bilim mi?
-Bilimin bu konuda çok araştırma yaptığını düşünüyorum. Ama Alita'nın alanında ilk olmadığını hatırlatırım. Tüm var olan, karakteri olabildiğince inandırıcı yaratmaya çalışmamızdır. Tabii ki film hala gerçeğe uygun değil. Ancak, kahramanın inandırıcı olmaya yakın olmasını sağladık.

Neden? Gerçeğe yakın veya yakın olmamasına göre izleyicinin o karaktere yönelik algısı ve bakış açısı nasıl farklılık gösteriyor? Hala kurgusal.
-Tabii. Avatar’ın başarısının sebebinin mavi karakterleri o gezegenin gerçeğe uygun vatandaşları haline getirmiş olmamızdan dolayı olduğuna eminim. Renk, görünüm ve genel özellikler bakımından kendilerine özgüler ancak insan biçimine ve özüne benzerler. Öyle değil mi? Gezegenlerin insanlarını mantık ya da kabullenmekten uzak tasvir eden filmlere kıyasla, bazı tuhaflıkları dışında onu farklı kılan şey buydu. Orada dünya insanı ile diğer gezegendeki insan arasındaki bir karşılaşmanın hikayesini anlatmak istedim.

Duygular bile aynıydı. Sevgi, gurur ve diğer duyguları içeriyordu.
-Tabi.

OKYANUSUN DERİNLİKLERİNDE

Uzayın yanı sıra okyanusun derinlikleriyle de ilgileniyorsunuz. Okyanusun derinliklerine inerek The Abyss filmini çektiniz. Ama, sanırım üç yıl önce onu çekmek için geri döndünüz. Bu, Avatar’daki işinizin bir parçası mı?
-Küçük bir detayı düzeltmeme izin verin. Üç yıldan fazla bir süre önce okyanusun derinliklerine döndüm. Tam olarak 2012'de. Okyanusun en derin noktasına indim ama bunu yapan tek kişi ben değilim. Aslında benden önce ve sonra o bölgede dalış yapan araştırmacılar, akademisyenler ve bilim adamları vardı. O yolculuğu bir filmin parçası olarak yapmadım. Ne Avatar ne de başka bir şey.

Bu bilim sporuna kendi cebinizden mi harcadığınızı söylüyorsunuz?
-Evet. Keşif sevgimden dolayı biriken borçlarımı ödemek için filmler yapıyorum. (gülüyor)

Bunu yapmadaki asıl amacınız nedir?
-Amacım keşfetmek. Bu derinliklerdeki su canlılarının tuhaf görüntüleri olarak hayal etmeyin. Kendimi bu hayvanların yaşadığı izolasyon içinde bulduğumda hissettiğim şey. Ve sadece suda yaşayan hayvanlar değil, bitkiler ve tüm çevre. Garip şekillere sahip bazı balıklar hayal gücümü besliyor. Filmlerimde çekmek istediğim şeyin bir parçası olarak yararlanıyorum. Demek istediğim, bu önemli bir ilham kaynağı. Bu, bir filmin parçası olarak derinliklere geri dönmeyeceğim anlamına gelmez. Çünkü başka hiçbir şeye benzemeyen bir dünya ve çoğu insan bunun ne olduğunu bilmiyor. Yerinde öylece duran ve hareket etmeyen su canlılarının olduğunu biliyor muydunuz? 
Öyleyse bana göre yönetmen olduğunuz gibi aynı zamanda da bir bilim adamı gibi görünüyorsunuz. Burada diğerini besleyen karakter hangisi?
-İki karakter birarada aslında. Astronomi ve fizikle ilgileniyordum. Benim gibi sinemayı seven biri onları sinemadan ayıramaz. Senaristlerin birçoğunun fizik sevgisinden dolayı senarist olduğunu ve bazılarının bilgisinin bir kısmını okuyuculara ya da sinemaya aktarmak için yazma pratiği yapan bilim insanları olduğunu unutmayın.

HAYAL VE GERÇEKLİK 

Bilime ve gerçek hayata geri dönecek olursak, bilimin insanları robotlara uyarlama konusunda ilerlediğini söylediniz?
-Bilimin bu konuda araştırma yaptığını söyledim. Doğru.

Örneğin 100 yıl sonra insan olarak hayatımızı nasıl görüyorsunuz?
-Bu gerçekten ilginç bir soru. Ama kesin bir cevabım yok tabi ki. Bu alanda çalışmıyorum. Gelecekten ne okuduğumu çıkarmaya çalışıyorum; Ama ne ben ne de sinema bu  geleceği yaratamaz. Robotik alanında şaşırtıcı başarıları olan Boston Dynamics adlı bir şirket var. Bunların bir kısmı araştırılmalı tabi. Ameliyat ve bir organının kesilmesini gerektiren kazalar geçirecek kişilerin bu kazaların sonuçlarından zarar göreceğini düşünmüyorum. Bilim, eksik ele veya insanın başka herhangi bir parçasına benzeyen protez bir el yerleştirebiliyor. Soru şu: İnsanlar bu bilimi pratik olarak ne zaman kucaklayacak? Bizim neslimiz mi, gelecek nesil mi yoksa ondan sonra gelecek nesil mi?

Yönetmen Stanley Kubrick, 2001:Bir Uzay Macerası filminde yapay zekanın bizi dışlayacağını ve daha sonra insan olarak zekamızın üstesinden geleceğini söyledi. Bunun olabileceğini  düşünüyor musunuz?
-Hatta var olduğunu düşünüyorum. Dünya artık mantık yeteneğine sahip değil. Şu anda içinde olanlara baktığımızda yalnızca bir kişinin veya gizli bir kurumun hayatlarımızı yönlendirdiğini ve dünyayı uçuruma ittiğini düşünmemiz mantık dışı değil. İster isteyerek ister istemeyerek olsun, teknolojik gelişmeye karıştık ve ona ait olduk. Cep telefonlarının, bilgisayarların ve teknoloji tabanlı dünyanın bir parçasıyız. Örneğin, yirmi yıl önce yaptığımızdan daha doğal bir şekilde adapte oluyoruz.

O halde Kubrick'in bu alandaki filmi hakkında ne düşünüyorsunuz?
-Filmi izledikten sonra bilim kurgu sinemasının hayranlarından biri olmaktan onu uygulayan biri olmaya karar verdim. Daha sonra sinemayı bilimsel olarak düşünmeye, modeller yapmaya, farklı açılardan çekmeye başladım.

Avatar’a geri dönmek gerekirse, hakkında daha fazla konuşmak istememenize saygı duyuyorum çünkü ileride herkes zaten bu filmi konuşacak. Teknoloji dizisinin sırlarını veya filmde geçenleri sormayacağım. Bilmek istediğim şey, bu seriyi tamamlamak için nasıl bir yol izleyeceksiniz?
-Hayal görmediğimden emin olmak için kendimi çimdiklemeliyim. Bu seride başarılı olmak için önümüzdeki beş yıl boyunca bu diziyle yaşayacağımı biliyorum. Dinleyin, gerçek şu ki Avatar dünyası bir fikir, içerik ve teknik ve dramatik olarak her düzeyde hikaye oluşturma unsurları olarak çok zengin bir dünya. Kıdemli teknisyenler, tasarım profesyonelleri ve en iyi animasyon teknisyenleriyle çalışacağım. Eminim George Lucas Yıldız Savaşları filmini yönetirken aynı durumla, büyük bir sevinç duygusuyla karşı karşıya kalmıştı.

Bu seri dışında başka filmleri yönetmeye vaktiniz olacak mı?
-Yönetmen olarak değil. Ancak bu seriyi hazırladığım süre boyunca paralel filmlerde yapımcılık üstleneceğim. Bu filmlerin başarılı olmasına odaklanacağım ve daha sonra bir yönetmen olarak başarılı olmaya çalışacağım.



Saç ektirme kadınlar arasında da moda oluyor

CNN'in görüştüğü kadınlar, cinsiyetleri nedeniyle saç ektirmekte zorlukla karşılaştıklarını anlatıyor (Unsplash)
CNN'in görüştüğü kadınlar, cinsiyetleri nedeniyle saç ektirmekte zorlukla karşılaştıklarını anlatıyor (Unsplash)
TT

Saç ektirme kadınlar arasında da moda oluyor

CNN'in görüştüğü kadınlar, cinsiyetleri nedeniyle saç ektirmekte zorlukla karşılaştıklarını anlatıyor (Unsplash)
CNN'in görüştüğü kadınlar, cinsiyetleri nedeniyle saç ektirmekte zorlukla karşılaştıklarını anlatıyor (Unsplash)

Saç ektirme işlemleri son dönemde kadınlar arasında da yaygınlaşmaya başladı. 

Harvard'dan sağlık uzmanlarına göre kadınların en az üçte biri hayatları boyunca bir tür saç dökülmesi yaşıyor. 

CNN'in haberinde, bunun çoğunlukla androgenetik alopesi diye adlandırılan bir saç dökülmesi tipi olduğu belirtiliyor. Genellikle "erkek tipi saç dökülmesi" diye de bilinen bu duruma kadınlarda da rastlanabiliyor. 

ABD'li medya kuruluşu saç ektirme kararı alan kadınlarla irtibata geçerek yaşadıklarını haberleştirdi. 

Tracy Kiss, 2011'de saç dökülmesi sorunu yaşayan erkek arkadaşı için tedavi seçeneklerini araştırırken bu prosedürle ilk kez karşılaştığını söylüyor. 

Saç ekiminin kendisine ne gibi faydalar sağlayabileceğini merak eden Kiss, bu konuda bilgi topladığını ancak "cinsiyeti nedeniyle" işlemi uzun süre yaptıramadığını belirtiyor: 

Cerrahlarla görüştüğümde saç ekiminin sadece erkekler için olduğunu söylediler. Bu işlem benim için hiç mümkün değildi.

38 yaşındaki Kiss, saçlarının döküldüğünü 25 yaşında çocuk sahibi olduktan sonra fark etmiş. 2022'de saç ektirme işlemini Türkiye'de yaptırdığını belirten Kiss, sürecin sorunsuz geçtiğini ifade ediyor.

Almanya'da yaşayan 32 yaşındaki Ayça Bozok da annesinin doğduğu Türkiye'ye giderek saç ektirdiğini belirtiyor. Saçlarının 15 yaşında dökülmeye başladığını, kimliğinin şekillendiği ortaokul yıllarında saçlarını kaybetmesinin kendisini çok zorladığını anlatıyor.

Uluslararası Saç Restorasyon Cerrahisi Derneği'ne (ISHRS) göre, saç ektirme işlemini tercih eden kadınların sayısı 2021-2024'te yüzde 16'dan fazla arttı.

Saç ekim uzmanı ve estetik cerrahı Dr. Greg Williams, hormonlar, hamilelik, emzirme sonrası komplikasyonlar, stres, hastalık ve beslenme gibi birçok faktörün erkeklere göre kadınların saçlarını "çok daha fazla etkilediğini" belirterek, "Kadınlarda saç dökülmesini anlamıyoruz" diyor.

Kadınlar arasında saç ektirme talebinin arttığını söyleyen cerrah, bunu karşılamak için kurulan yeni kliniklerin "saç dökülmesinin yol açtığı çaresizliği istismar ettiği" uyarısında da bulunuyor. 

Williams, bu işlemi yaptırmak isteyenlerin doktora başvurarak öncelikle saç dökülmesiyle ilgili net bir teşhis alması gerektiğini vurguluyor. Bazı kliniklerde saç ekimine uygun olmayan adaylara bile bu işlemin yapıldığını söylüyor. 

Bu ay İstanbul'da saç ektirip diş tedavisi gören 36 yaşındaki Britanya vatandaşı Mentor Rama'nın işlemlerden sonra yaşamını yitirmesi gündem olmuştu. Ayrıca yine İstanbul'da ağustosta saç ektiren 38 yaşındaki Britanyalı Martyn James Latchman işlemden birkaç saat sonra fenalaşıp hastaneye kaldırılmış, ertesi gün yaşamını kaybetmişti.

Independent Türkçe, CNN, Guardian, Sun


Kediler sanılandan binlerce yıl sonra evcilleştirilmiş

Günümüzde Antarktika dışında her yerde evcil kedi görmek mümkün (Unsplash)
Günümüzde Antarktika dışında her yerde evcil kedi görmek mümkün (Unsplash)
TT

Kediler sanılandan binlerce yıl sonra evcilleştirilmiş

Günümüzde Antarktika dışında her yerde evcil kedi görmek mümkün (Unsplash)
Günümüzde Antarktika dışında her yerde evcil kedi görmek mümkün (Unsplash)

Yeni bilimsel araştırma, kedilerin bilinenden farklı bir yerde ve sanılandan daha geç bir dönemde evcilleştirildiğini ortaya koydu. 

Yapılan arkeoloji çalışmalarında bulunan kemikler incelendiğinde, kedilerin insanlarla yakın temasının birkaç bin yıl önce Kuzey Afrika'da başladığı bulundu. Önceki bulgular, Levant'ı işaret ediyordu. 

Oxford Üniversitesi'nden Prof. Greger Larson, "Kedilerle bu türdeki ilişkimizin başlangıcı 10 bin yıl önceye değil, yalnızca 3 bin 500 ya da 4 bin yıl önceye dayanıyor" diyor. 

Etrafımızda gördüğümüz tüm kedilerin atası, Afrika yaban kedisi.

Ancak onların vahşi özelliklerini nasıl yitirip insanlarla yakın ilişkiler kurduğu, uzun süredir bilim insanlarını düşündürüyor. 

Avrupa, Kuzey Afrika ve Anadolu'daki arkeolojik kazı yerlerindeki kedi kemiklerinden elde edilen DNA'ları inceleyen araştırmacılar, bunların hangi tarihlere dayandığına ve modern kedilerle gen benzerliklerine baktı.

Yeni kanıtlar, kedilerin tarımın başlangıcıyla birlikte Levant'ta değil, birkaç bin yıl sonra Afrika'nın kuzey kısımlarında evcilleştiğini gösteriyor. 

Larson, "Bu olay, insanların tarımla birlikte yerleşik yaşama geçtiği bölgelerde değil de Mısır'da yaşanmış gibi görünüyor" ifadesini kullanıyor. 

Kedilerin evcilleştirildikten sonra farelere karşı mücadele için kondukları gemilerle birlikte dünyaya yayıldığı, Avrupa'yaysa yalnızca 2 bin yıl önce ulaştığı tahmin ediliyor. Sonrasında da İpek Yolu üzerinden Çin'e gittikleri düşünülüyor. 

fgrt
Çin'in Henan eyaletine bağlı Xinzheng'deki Han Hanedanlığı mezarında bir Pars kedisi iskeleti de bulunmuştu (Ziyi Li ve Wenquan Fan)

Diğer yandan yeni bir başka araştırmada bilim insanları, bu evcil kediler yaklaşık 1400 yıl önce Çin'e gitmeden, vahşi bir cinsin insanlarla vakit geçirdiğini buldu. 

Pars kedilerinin insan yerleşimlerinde 3 bin 500 yıl boyunca yaşadığı düşünülüyor. 

Pekin Üniversitesi'nden Prof. Shu-Jin Luo, iki türün birbirine zarar vermeden aynı ortamları paylaştığını söylüyor:

Pars kedileri insanlara yakın yaşamaktan fayda sağlıyordu. İnsanlarsa büyük ölçüde bu durumdan etkilenmiyor, hatta kemirgenlere karşı fayda sağladıkları için onları iyi karşılıyordu.

Pars kedilerinin evcilleşmeden Asya'da yaşamayı sürdürmesi, onları evcil kedilerden ayırıyor. Ancak bu tür, evcil kedilerle çiftleştirilerek Bengal kedilerinin ortaya çıkmasını sağladı. Bengal kedileri 1980'li yıllarda yeni bir cins olarak kabul gördü. 

Independent Türkçe, BBC, Scientific American


Stranger Things'in yıldızı, 20 yaşında baba olması hakkında konuştu

Charlie Heaton'ın (ortada) eski sevgilisi Akiko Matsuura'dan 11 yaşında bir oğlu var (Netflix)
Charlie Heaton'ın (ortada) eski sevgilisi Akiko Matsuura'dan 11 yaşında bir oğlu var (Netflix)
TT

Stranger Things'in yıldızı, 20 yaşında baba olması hakkında konuştu

Charlie Heaton'ın (ortada) eski sevgilisi Akiko Matsuura'dan 11 yaşında bir oğlu var (Netflix)
Charlie Heaton'ın (ortada) eski sevgilisi Akiko Matsuura'dan 11 yaşında bir oğlu var (Netflix)

20 yaşında baba olmanın yarattığı etkiyi anlatan Charlie Heaton, "çok hızlı büyümek" zorunda kaldığını söyledi.

Eski sevgilisi Akiko Matsuura'dan Archie adında 11 yaşında bir oğlu olan, Stranger Things'in 31 yaşındaki yıldızı, genç bir baba olmanın hayatının erken dönemlerinde "etik önceliklerini öğrenmesini" sağladığını söyledi.

Wonderland dergisine konuşan aktör, "İnsan onlara iyi deneyimler ve bolca sevgi vermek istiyor ve zor olan kısım elbette mesafe" dedi. 

Ama bu da fedakarlığın bir parçası.

Sözlerine "Genç bir baba olunca çok hızlı büyümek gerekiyor" diye devam etti ve ekledi: 

Birine bakmak zorundasınız.

Heaton ve Matsuura, 2005'te kurulan ve Matsuura'nın solistliğini yaptığı underground rock grubu Comanechi'de birlikte çalarlarken tanıştı.

2014'te Archie'nin doğduğu dönemde Heaton, müzik kariyerinden oyunculuğa geçiş yapıyordu ve ilk olarak İsviçre merkezli bir sigorta şirketinin reklamında rol aldı.

Stranger Things'deki Jonathan Byers rolüyle çıkışını yapmadan önce DCI Banks, Vera ve Casualty gibi dizilerde küçük rollerde oynadı.

Ekrandaki sevgilisi ve rol arkadaşı Natalia Dyer'la 9 yıllık ilişkisi hakkında da konuşan Heaton, en yakın arkadaşıyla çalışmanın bir "hediye" olduğunu söyledi.

Oyuncu "Bir işe kabul edilmeyince yaşanan kaygı hakkında insanın partneriyle ortak bir deneyimi olması; bunun nasıl bir his olduğunu biliyorum, o da biliyor" dedi.

Heaton "Bunu onunla konuşabiliyorum ya da işte berbat bir gün geçirdiğimde, bir sahneyi bitirdikten sonra düzgün olmadığını düşündüğümde…" diye devam etti. 

İkimizin de birbirimizi bu düzeyde anlayabilmesi harika bir şey.

İkili, dizide birlikte çalışmaya başladıktan sonra ilk kez 2017'de çift olarak kırmızı halıda boy göstermişti.

Daha önce iş ilişkilerinden bahseden Dyer "İnsanın eve birlikte döndüğü biriyle çalışması ilginç bir şey" demişti.

2019'da Refinery29'a konuşan oyuncu "Her zaman çok eğlenceli. Birbirimize karşı çok rahatız, bu yüzden daha özgürce oynayıp hissedebiliyoruz ve önceden bunun hakkında konuşabiliyoruz" ifadelerini kullanmıştı.

Heaton bundan sonra HBO dizisi Industry'nin yeni sezonunda izleyici karşısına çıkacak. Dizi, 2008 ekonomik krizinden sonra Londra'daki bir yatırım bankasında çalışan işlevsiz bir grup mezunu konu alıyor. Heaton, Jim Dycker adında bir ekonomi gazetecisini canlandıracak.

Independent Türkçe