Sudan barışı neden tökezledi?

 Merkez ve çevre arasındaki olumsuz tarihsel birikimi beslemek, istikrar umudunu boşa çıkarıyor

Sudan Hızlı Destek Kuvvetleri  (AFP)
Sudan Hızlı Destek Kuvvetleri (AFP)
TT

Sudan barışı neden tökezledi?

Sudan Hızlı Destek Kuvvetleri  (AFP)
Sudan Hızlı Destek Kuvvetleri (AFP)

Emani et Tavil
Son dönemlerde Sudan’daki barışı sağlama meselesinde üç önemli gelişme öne çıktı. Bunlardan belki de en önemlisi, Darfur’un farklı bölgelerinde sivillere yönelik yapılan faili belirsiz saldırılar sebebiyle artan gerilim ve bununla eş zamanlı olarak Halk Hareketi Kuzey Bölgesi Abdulaziz el Halo kanadının, Sudan Meslek Odaları Birliği’nin bileşenleri ile yaptığı siyasi anlaşmadır. Diğer bir gelişme ise 2020’nın ilk yarısında beş defa ertelenen merkez ve çevre arasındaki ‘’Sudan Barışı’’ anlaşmasının imzalanmasının tekrar ertelenmesiydi. Bu gelişmeler, Sudan’ın sürdürülebilir bir barış sağlama yeteneği hakkında soru işaretlerine sebep oluyor.
Sudan’da barışı sağlama sorunu oldukça merkezi ve tarihsel geçmişi olan bir meseledir. Çünkü Sudan’da barışın sağlanamaması, son yirmi yılda bölünme senaryolarının ve devletin istikrarsızlaşmasının temel sebebidir. Bu yüzden devrim hükumeti bu meseleye oldukça önem atfetmektedir. Özellikle Başbakan Abdullah Hamduk, 2019’un Eylül ayında hükumet kurulur kurulmaz bu meseleyi siyasi gündeminin ilk maddesi haline getirdi.
Bu bağlamda Sudan hükumeti silahlı örgütlerin ana iskeletini etkisiz hale getirirken, bazı silahlı örgütlerle iletişim kurmayı da başardı. Bu konuyla ilgili, her ne kadar barış ile ilgili çabaların kapsamlı bir anlaşmaya dönüşeceğine dair bir umut olsa da Sudan hükumetinin barışı sağlama çabalarının kısmi bir çaba olduğunu söyleyebiliriz.
Şu anda Sudan hükumeti ile barış anlaşmasına varmak için görüşmeler gerçekleştiren silahlı örgütler, bazı Darfurlu hareketlerin oluşturduğu Devrim Cephesi İttifakı çatısı altında toplanmaktadır. Bu hareketlere karşılık Abdulvahid Nur ve Abdulaziz el Hulu liderliğindeki Güney Kordofan ve Darfur’da faaliyet gösteren ana örgütler de vardır. Özellikle on farklı örgütü çatısı altında toplayan ve barış görüşmelerine katılan Malik Agar liderliğindeki kuzeydeki Halk Hareketi, Cebril İbrahim liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi ve Mona Arko Minavi liderliğindeki Sudan Kurtuluş Ordusu Hareketi ile varılan anlaşma oldukça önemlidir.
Bu anlaşmada yer alan silahlı hareketlere, Egemenlik Konseyinde 3, hükumette 5 bakan ve Geçiş Dönemi Yasama Konseyinde ise 75 sandalye verildiğinden, hali hazırda devam eden barış görüşmelerine katılmayanlar için bu durum olumlu işaretler vermektedir. Ayrıca Darfur barış görüşmelerine katılan hareketler bölge yönetiminde yüzde 40 oranında bir pay elde etmiştir. Bununla beraber söz konusu hareketler devrim hükumetinde de temsiliyet kazanırken bölgedeki diğer çıkar sahiplerine ise yüzde 20 oranında pay verildi. Öte yandan silahlı hareketler de barış sürecinin taraflarına Beyaz Nil, El Cezire, Sinar, Nil Nehri ve Kuzeyde yüzde 10’luk bir yönetim payı verdi.
Bu bağlamda anlaşma, 1973 Anayasası ve 1974 Medeni Ceza Kanundaki anayasaya referans vererek yasa çıkarma hakkına istinaden Mavi Nil bölgesine ve  Güney ve Batı Kordofan eyaletlerine  özerklik vermektedir.
Ayrıca taraflar, Hükumetin Darfur Barış Anlaşmasının uygulanması için 10 yıl içinde 7 buçuk milyar dolar ödemesi hususunda anlaştı. Hükumetin mali açığı kapatma çabalarını baltalamaması koşuluyla yerlerinden edilmiş kişilerin ve mültecilerin dönüşünü sağlaması ve temel altyapı için fon ayırması da anlaşmaya varılan bir diğer konular arasındadır. Bununla beraber taraflar, ülkedeki savaş ve çatışma bölgelerinin kalkınma dengesizliğinin giderilmesi için finansör ülkeler konferansı yapılması hususunda da anlaştı.

Sendelemenin nedenleri
Afrika’daki barış süreçlerinin genelinde karşılaşılan en yaygın sorun güvenlik meselesidir. Bölgedeki güvenlik güçlerinin birleştirilmesi ve bu güçlerin konumlanacağı ve hakim olacağı bölgeler meselesi her zaman tartışma konusu olup anlaşmazlıklara sebep olmuştur.
Genelde bir bölgenin milis gücünü savaştığı silahlı kuvvetlerle birleştirmek çok zor olmuştur.  Sudan’ın geçmişinde milis grupların orduyla birleştirilmesine ilişkin çeşitli girişimler olmuştur ancak bu girişimler söz konusu milis grupların sayısız direnişiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu da ordunun hafızasında önemli bir yer edinmiştir. Dolayısıyla söz konusu Sudan olduğunda meselenin zorluğu katlanmaktadır.
Yukarıda bahsi geçen milis direnişlerinin belki de en ünlüsü 1983 yılında John Garange’ın öncülük ettiği direniştir. Garange, 1972 senesindeki Adis Ababa barış anlaşmasıyla birlikte orduya katılmıştı. Böylece direnişçi Ananiya Güçleri de 20 yıl boyunca Hartum’a bağlı kuvvetler içinde yer almıştır.
Orduya katılan milislerin hakimiyet alanları söz konusu olduğunda milisler her zaman kendi eski hakimiyet alanlarını tercih etmiştir. Bu durum ulusal ordunun güçleri konumlandırma stratejisiyle tezat tekil ediyor. Milis grupların bu tavrının ana sebeplerinden biri kendi bölgelerinin halkına karşı duydukları aidiyet ve yakın kabile ilişkileridir. Buda başlı başına ulusal bir projeksiyona sahip olan orduyla ters düşmeye ve hatta direnişe sebep olmuştur.
Halihazırdaki gelişmeler ışığında güvenlik başlığı Sudan’daki kısmi barış anlaşmasının ertelenmesinin ana sebebini oluşturuyor. Zira güvenlik ve konumlanma meselelerindeki coğrafi sorunları tartışan taraflar arasında müzmin bir anlaşmazlık çıkmazı söz konusudur.
Siyasi açıdan bakıldığında ise karşımıza barış görüşmelerini baltalayan iki konu çıkıyor;
Birincisi bu anlaşmayla Darfurluların meclisin yüzde 40’ına sahip olmalarıdır ki bu da doğal olarak yadsınamaz ağırlığı olan fakat dışarıda bırakılan ve temsil hakkı verilmeyen diğer tarafların itirazıyla karşılaşıyor. Bu bir de halkın geri kalanı arasındaki rahatsızlık da eklenince barış anlaşması imkansızlaşıyor.
Bu kapsamda Abdulaziz el-Hulu’nun merkezde siyasi denkleme müdahil olması ve Sudan Meslek Odaları Birliği üzerinden süreç üzerinde baskı kurması, 80 yıllar boyunca ülkenin parçalanmasına karşı çıkan gruplar ile John Garage arasındaki ittifaka benzer bir adım olmuştur. Bu ittifak başta tarafların devlette mutlak laiklik vurgusu yapan maddeler ilan etmesiyle birlikte yeni zorluklar ortaya çıkarmaktadır. Bu durum da muhalefeti Ümmet Partisine muhtaç edebilir.

Sudan barışının sürekliliğini sağlamanın fırsatları
Yakın geçmişe baktığımızda Sudan barış anlaşmalarında başarı ve istikrar görememekteyiz. Belkide bu anlaşmaların en etkini ve uzun ömürlüsü 11 yıl süren Addis Ababa barış anlaşmasıdır. Onun dışındaki bir çok çaba ulusal değil etnik ve kabilesel projeksona sahip olduğu için başarısızlığa mahkumdu. Aslında bu etnik mezhepsel ayrımcı diretmenin arkasında bu anlaşmaların engellenmesine bölgesel bağlamda çaba harcayan Etiyopya var. Uluslararası çevrelerden destek alan bu mezhepsel parçalayıcı tezler, Sudan’ı geri kalan Güney Doğu Afrika ülkeleri gibi Arap kimliğinden uzaklaştıran ve zayıflatan bir yere sürüklüyor.
Elbette bu çabalar, Barış Anlaşmasına sadakat göstermek suretiyle Sudan Hükumetinin etkin tavrı ve tarafların hoşgörü ve uzlaşmacı desteği olmadan başarıya ulaşması mümkün değildir. Çatışma içindeki tarafların arasında işbirliği programlarının oluşturulmasının yanı sıra çatışmanın nedenlerini zayıflatacak şekilde dengeli bir kalkınma planının yürürlüğe konulması gereklidir. Ancak durum bunun aksini göstermektedir; Sudan’daki merkezi siyasi denklemin tarafları, siyasi çekişmeler içerisinde neredeyse düşmanın yardımına başvurmanın eşiğine gelmişti.
Sudan tarihi üzerine konuşurken en külfetli mesele Darfur meselesi olabilir. 2003 yılında bölgedeki iç savaş içinden çıkılmaz hale gelirken, Hasan Turabi ve Ömer el-Beşir arasında süren siyasi çekişmeyle farklı bir boyuta ulaşmıştı. El-Beşir, rejiminin o dönem Darfur'da işlediği savaş suçlarının büyüklüğü yüzünden Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından yargılanmaya başlamıştı.
Öyle görülüyor ki Sudan'daki barış görüşmelerinin zorluklarla karşılaşmasının tarihsel sebepleri, hala Niriti ve Darfur'un başka kentlerinde yaşanan protestolar ve güvenlik güçlerinin bu protestolara yaklaşımı üzerinde etkisini sürdürüyor. Bütün bu refleksler, merkez ve çevre arasındaki toplumsal hafızayı kaşıyor. Bununla beraber Sudan'daki barış sürecinin önünde pek çok zorluklar bulunuyor. Sudan'daki devrim hükümetinin güçlü irade göstermemesi halinde bu engellerin aşılması ise çok fazla olası gözükmüyor.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Halep Valisi: Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den yaklaşık 155 bin kişi yerinden edildi... Geri dönüşler için bir plan geliştiriliyor

Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
TT

Halep Valisi: Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den yaklaşık 155 bin kişi yerinden edildi... Geri dönüşler için bir plan geliştiriliyor

Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)

Halep Valisi Azzam el-Garib bugün yaptığı açıklamada, Halep kentinin kuzeyindeki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden yaklaşık 155 bin kişinin yerinden edildiğini bildirdi. El-Garib, yerinden edilenlerin evlerine dönebilmesi için güvenlik ve hizmet koşullarını hazırlamaya yönelik bir planın başlatıldığını söyledi.

El-Garib, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG), 1 Nisan’da varılan ve kendilerine bağlı silahlı unsurların Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden çekilmesini öngören anlaşmaya uymadığını açıkladı.

El-Garib, SDG unsurlarının uygulamalarını, eski Suriye lideri Beşşar Esed döneminde milislerin halka yönelik korkutma yöntemlerine benzetti.

Şeyh Maksud mahallesindeki bir bölgeden tahliye edilen siviller (AP)Şeyh Maksud mahallesindeki bir bölgeden tahliye edilen siviller (AP)

El-Garib, günün erken saatlerinde, operasyon birimi tarafından ilan edilen bölgelerdeki sokağa çıkma yasağının sonraki duyurulara kadar devam edeceğini doğrulamış ve ilgili talimatlara eksiksiz uyulmasının önemine vurgu yapmıştı.

El-Garib yaptığı açıklamada, yetkili kurumların Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde güvenliği sağlamak ve yaşamın normale dönmesini temin etmek için sahada çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.

Öte yandan Suriye ordusu cuma akşamı, Halep’in Şeyh Maksud mahallesinde SDG unsurlarını aramak amacıyla bir tarama operasyonu başlattığını duyurmuştu.

Suriye ordusu operasyon birimi tarafından yayımlanan açıklamada, “Şeyh Maksud mahallesinde SDG’ye tanınan tüm sürelerin dolmasının ardından, bu suç örgütünün varlığını ortadan kaldırmak amacıyla mahallede tarama operasyonuna başlıyoruz. Tarama işlemleri tamamlandıktan sonra, mahalle güvenlik güçleri ve devlet kurumlarına devredilecek ve bu kurumlar doğrudan görevlerine başlayacaktır” ifadelerine yer verildi.

 Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)

Halep’te, özellikle Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde, son günlerde SDG ile Suriye ordusu arasındaki çatışmalar ve güvenlik gerilimleri nedeniyle geniş çaplı bir yerinden edilme yaşandı.

Suriye makamları perşembe akşamı yaptıkları açıklamada, SDG’nin iki gün önce kente yönelik saldırılarını yoğunlaştırmasının ardından, Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinden yaklaşık 165 bin kişinin kentin diğer bölgelerine göç ettiğini duyurdu.


Türkiye'nin Halep'te Suriye ordusu ve SDG arasındaki çatışmalara ilişkin tutumu nedir?

 Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
TT

Türkiye'nin Halep'te Suriye ordusu ve SDG arasındaki çatışmalara ilişkin tutumu nedir?

 Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)

Halep'te Suriye ordusu ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki çatışmalar, yıkıcı bir iç savaştan sonra hâlâ yaralarını sarmaya çalışan bu kadim şehirde bir kez daha istikrarı sarstı. Çatışmalar, ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin ve Halep sınırlarının ötesine yayılırsa, Suriye kendisini yeni bir iç savaşın eşiğinde bulabilir.

10 Mart 2025'te imzalanan mutabakatta yer alan düzenlemeler ile ilgili son dokunuşlar için iki taraf arasında yapılan müzakereler son haftalarda önemli bir ivme kazanmıştı. Bir anlaşmaya varılması yakın görünüyordu ve olası bir anlaşmanın bazı detayları basına bile sızmıştı. Ayrıca, birkaç gün önce Paris'te ABD arabuluculuğunda Suriye ve İsrail arasında varılan anlaşma da daha olumlu bir atmosfere katkıda bulunmuştu.

Peki Halep'te çatışmalar neden patlak verdi?

Şam, SDG’nin Suriye'nin birliğini zayıflatan ve bütünlüğünü tehdit eden katı taleplere sıkıca bağlı kaldığına inanıyor. Buna karşılık, SDG, 2011 öncesi statükoya geri dönmeyeceğini, silahlı kuvvetlerini feshetmeyeceğini ve katı, merkezi bir idari yapıya geri dönmeyi reddettiğini ısrarla belirtiyor.

10 Mart Mutabakatı’ndan bahsederken, SDG'nin orduya entegrasyonu akla gelebilir, ancak konu daha geniş ve daha karmaşık. Suriye'deki idari sistemin şekli, yeni anayasa, petrol sahalarının mülkiyeti ve petrol gelirlerinin nasıl dağıtılacağı gibi diğer önemli konular da var.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan mutabakat sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan mutabakat sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri (SANA/AFP)

Önde gelen bir SDG lideri olan Sipan Hamo, bir röportajda Cumhurbaşkanı Ahmed Şara yönetiminin Esed rejiminin bir versiyonunu yeniden üretmeye çalıştığını söyledi. Şam'ın tutumunu eleştiren Hamo, müzakereler sırasında temel konularda katı ve uyumsuz olduğunu belirterek, bunu öncelikle Türkiye'nin taleplerine uyma arzusuna bağladı. Nitekim Türkiye, SDG'nin Suriye ordusuna entegre olması, silahların teslim edilmesi, Suriyeli olmayan savaşçıların Suriye topraklarından ayrılması ve kuvvetlerinin bir bütün olarak orduya entegre edilmemesi, üyelerinin bireysel olarak orduya katılması gerektiğine inanıyor. Ankara ayrıca, merkezi olmayan yönetim biçimlerine de şüpheyle yaklaşıyor. SDG'nin Şam ve Ankara'yı suçlaması kolay, ancak bu, taleplerinin çıtasını en yüksek seviyeye çıkardığı ve oyalama taktiklerine başvurduğu gerçeğini değiştirmiyor.

İki taraf da Halep'te ilk kurşunu kimin attığı konusunda karşı tarafı itham ediyor, ancak kimin başlattığına bakılmaksızın, her iki taraf da gerilim nedenlerini üretmeye ve şiddetlendirmeye kendi yöntemleriyle katkıda bulundu.

Türkiye, çatışmaların genişlemesinin yeni bir mülteci dalgasını tetikleyebileceği endişesiyle Halep'teki gelişmeleri yakından takip ediyor

Suriye hükümetinin çıkmazı kırmaya karar vermiş olması muhtemel. Buna karşılık, Kürt tarafının Suriye ordusunun kararlılığını ve gücünü, ABD desteğinin boyutunu ve İsrail'in müdahil olma isteğini yanlış hesaplamış olması da muhtemel. Halep, Suriye ordusu güçlerinin Eşrefiye bölgesinin büyük bir bölümünde kontrolü ele geçirmesinden önce, yirmiden fazla kişinin ölümüne ve birçok kişinin yaralanmasına yol açan şiddetli çatışmalara sahne oldu.

Perşembe gecesi Suriye Savunma Bakanlığı, Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahalleleri civarında geçici bir ateşkes ilan etti. Ayrıca, silahlı grupların Halep'ten kuzeydoğu bölgelerine doğru gitmeleri için bir güvenlik koridoru açarak cuma sabahına kadar bu bölgeden ayrılmalarına olanak sağladı. SDG’nin bel kemiğini oluşturan Halk Koruma Birlikleri (YPG), daha önce Nisan 2025'te Şam ile imzalanan bir anlaşma uyarınca bu mahallelerden çekilmiş ve yüzlerce savaşçısını Fırat Nehri'nin doğusuna nakletmişti. Bu mahallelerde sadece iç güvenlik güçleri olan Asayiş kuvvetleri ve Asayiş unsurları kılığındaki bazı YPG üyeleri kalmıştı.

 Yerinden edilmiş insanlar eşyalarıyla birlikte Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılıyor, 7 Ocak 2026 (Reuters)Yerinden edilmiş insanlar eşyalarıyla birlikte Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılıyor, 7 Ocak 2026 (Reuters)

Türkiye, çatışmaların genişlemesinin yeni bir mülteci dalgasını tetikleyebileceği endişesiyle Halep'teki gelişmeleri yakından takip ediyor. Türkiye Milli Savunma Bakanlığı perşembe günü yaptığı açıklamada, Halep'teki çatışmaları kamu düzenini yeniden sağlamayı amaçlayan meşru bir terörle mücadele operasyonu olarak nitelendirdi. Açıklamada, operasyonun yalnızca Suriye ordusu tarafından yürütüldüğü ve Türk güvenlik güçlerinin dahil olmadığı belirtildi. Türkiye ayrıca, talep edilmesi halinde Suriye'ye gerekli desteği sağlayacağını da teyit etti.

Ankara ve Şam, güvenlik ve savunma alanlarında yakın iş birliğini sürdürüyor. 22 Aralık 2025'te Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Milli İstihbarat Başkanı İbrahim Kalın, Şam'daki Halk Sarayı'nda Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara ve diğer yetkililerle bir araya gelerek güvenlik konularını ve iş birliğini geliştirme yollarını görüştüler.

Cumhurbaşkanı Ahmed Şara Şam’da bir Türk siyasi, güvenlik ve askeri heyetini kabul ediyor, 22 Aralık (Suriye Cumhurbaşkanlığı)Cumhurbaşkanı Ahmed Şara Şam’da bir Türk siyasi, güvenlik ve askeri heyetini kabul ediyor, 22 Aralık (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde, Halep Kürtlerine destek gösterileri düzenlendi ve bunlar, Ekim 2014'te DEAŞ’ın Kobani saldırısını kınamak için sokakları dolduran kalabalıkların düzenlediği protestoları anımsattı.

Suriye'deki gelişmeler ve Halep'teki çatışmalar, Türkiye'nin iç politikasına ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile olan ilişkisine de gölge düşürüyor. Tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın silah bırakma çağrısının Halk Koruma Birlikleri'ni (YPG) de kapsayıp kapsamadığı konusunda tartışmalar sürüyor. Ankara, YPG'yi PKK'nın Suriye uzantısı olarak görüyor ve bu nedenle çağrının onları da kapsadığını düşünüyor; YPG ise bunu reddediyor.

Şam ve SDG arasında arabuluculuk yapan ABD, Halep'teki çatışmaları durdurmak için önemli çabalar sarf ediyor. İsrail de gelişmeleri yakından takip ediyor ve kendi çıkarlarıyla uyumlu bir Suriye gerçeği şekillendirmeye çalışıyor

 ABD ve İsrail bu meseleye doğrudan müdahil. ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi Tom Barrack, X hesabından yaptığı açıklamada ülkesinin endişesini dile getirdi. Suriye hükümetine, SDG’ye, Kürt yönetimindeki bölgelerdeki yerel yetkililere ve sahadaki tüm silahlı aktörlere düşmanca eylemleri durdurmaları ve gerilimi azaltmaya yönelik taahhütte bulunmaları çağrısında bulundu. Şam ile SDG arasında arabuluculuk yapan ABD, Halep'teki çatışmaları durdurmak için önemli çabalar sarf ediyor. İsrail de gelişmeleri yakından takip ediyor ve özellikle Dürzi, Alevi ve Kürtleri kullanarak kendi çıkarlarıyla uyumlu bir Suriye gerçekliği şekillendirmeye çalışıyor. İsrail hükümeti, zayıf ve parçalanmış bir Suriye'nin kendi çıkarlarına hizmet ettiğine inanıyor ve Kürtler ile SDG'yi Türkiye'yi baskı altında tutmak için bir araç olarak görüyor.

Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinin önündeki otobüslerin yakınında duran bir Suriye güvenlik görevlisi, 9 Ocak 2026 (AFP)Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinin önündeki otobüslerin yakınında duran bir Suriye güvenlik görevlisi, 9 Ocak 2026 (AFP)

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, resmi bir açıklamada Halep'teki çatışmaların Suriye rejim güçlerinin Kürt azınlığa karşı ciddi saldırılarını temsil ettiğini belirtti. Sa'ar, uluslararası toplumu sessizliğini bozmaya çağırdı ve özellikle Batı'ya “DEAŞ'a karşı cesurca ve başarıyla savaştıkları” için Kürtlere karşı ahlaki bir yükümlülüğü olduğunu hatırlattı.

İsrail siyasi adımlar atabilir ve belki de çeşitli şekillerde SDG'ye gizli destek sunabilir, ancak Suveyda'daki gibi doğrudan bir müdahalede bulunması olası görünmüyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre zira Halep ve Suriye'nin kuzeyinde Kürt kontrolündeki bölgeler İsrail ile doğrudan sınır komşusu değil ve daha da önemlisi, Türkiye'nin oradaki varlığı, İsrail'in herhangi bir müdahalesini kabul edilemez kılıyor. Amerika Birleşik Devletleri de böyle bir doğrudan çatışmaya karşı çıkacaktır.

Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine giden Leyramun Meydanı, 9 Ocak 2026 (AFP)Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine giden Leyramun Meydanı, 9 Ocak 2026 (AFP)

Son olarak, Halep'teki çatışmalar, İran'ın olağanüstü gelişmeler yaşadığı bir dönemde patlak verdi. İran’da Tahran ve Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgeler de dahil olmak üzere ülke genelinde birçok şehirde devam eden gösteriler var. Bu protestolar şimdiye kadar yaklaşık elli kişinin ölümüne yol açarken, ABD Başkanı Trump, siviller arasında kayıplar yaşanması durumunda ABD'nin güçlü bir şekilde karşılık vereceği tehdidini yineledi.


Gazze'de Filistinli bir bebek soğuktan öldü

Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
TT

Gazze'de Filistinli bir bebek soğuktan öldü

Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)

Sağlık kaynaklarına göre, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta şiddetli soğuk ve düşük sıcaklıklar nedeniyle 7 günlük bir Filistinli bebek bu sabah hayatını kaybetti.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), Gazze Şeridi'ndeki soğuk hava dalgası ve şiddetli soğuk nedeniyle ölenlerin sayısının 15'i aştığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın WAFA’dan aktardığına göre “Bu rakamlar, özellikle soğuk havaya dayanacak donanımı olmayan çadırlarda yaşayan çocuklar ve yerinden edilmiş kişiler için Gazze Şeridi'ndeki insani durumun ciddiyetini yansıtıyor. Gazze halkı, fırtınalı, soğuk ve yağışlı havalarda barınak ve tıbbi tedavi eksikliğinden ve yakıt kıtlığı nedeniyle ısınma sıkıntısından muzdarip.”

Alman Kızılhaçı ise Gazze Şeridi sakinlerinin zaten kötüleşen koşullarının kış aylarında daha da kötüleştiğini duyurdu.

Alman Kızıl Haçı Başkanı Hermann Grohe, Alman gazetesi Rheinische Post'a şunları söyledi: “Kış ayları, yetersiz tedarik koşulları ile birleşince, çocuklar, yaralılar ve yaşlılar için özellikle korkunç oluyor.”

Güneş Gazze şehrinin üzerinde batarken Filistinliler yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyor (AP)Güneş Gazze şehrinin üzerinde batarken Filistinliler yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyor (AP)

Groh, ciddi bir malzeme sıkıntısından bahsederek, “Hala her şeyde sıkıntı var: yeterli gıda, tıbbi malzeme, ilaç, elektrik ve su” ifadelerini kullandı.

Eski Alman sağlık bakanı, ateşkesin ardından, saydığı malzemeler de dahil olmak üzere insani yardım malzemelerinin genel olarak iyileştiğini belirtti: “Ancak, Gazze Şeridi'ne ulaşan insani yardım miktarı hala yetersiz; günde 600 kamyonluk ihtiyaç karşılanamıyor.”

Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü'ne göre Gazze Şeridi'nde yetersiz tıbbi bakım büyük bir sorun.

Örgütün yönetici direktörü Christian Katzer gazeteye verdiği demeçte, “Birçok Filistinli tedavi edilebilecek hastalıklardan dolayı hayatını kaybediyor” diyerek, hastaların tedavi için Almanya'daki hastanelere nakledilmesinin giriş kuralları nedeniyle başarısız olduğunu ifade etti.