İsrail ile normalleşme hususunda Sudanlıların kafası karışık

Şubat ayı başlarında Uganda’nın Entebbe şehrinde Abdulfettah Burhan ve Binyamin Netanyahu arasında bir toplantı gerçekleştirildi (Reuters)
Şubat ayı başlarında Uganda’nın Entebbe şehrinde Abdulfettah Burhan ve Binyamin Netanyahu arasında bir toplantı gerçekleştirildi (Reuters)
TT

İsrail ile normalleşme hususunda Sudanlıların kafası karışık

Şubat ayı başlarında Uganda’nın Entebbe şehrinde Abdulfettah Burhan ve Binyamin Netanyahu arasında bir toplantı gerçekleştirildi (Reuters)
Şubat ayı başlarında Uganda’nın Entebbe şehrinde Abdulfettah Burhan ve Binyamin Netanyahu arasında bir toplantı gerçekleştirildi (Reuters)

İsmail Muhammed Ali
Hartum ve Tel Aviv arasında temasların varlığını teyit eden Sudan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, ülkesinin, değerlerinden ve ilkelerinden taviz vermeden, İsrail ile eşitlik ve menfaat esaslı bir barış anlaşması imzalamayı beklediğini belirtti. Bunun üzerine Dışişleri Bakanı Ömer Kamaruddin, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Haydar Bedevi’nin Sudan’ın İsrail ile ilişkiler kurma çabasına ilişkin açıklamasını şaşkınlıkla karşıladığını açıkladı. Sudan Dışişleri Bakanlığı’nda İsrail ile hiçbir şekilde bir görüşmenin gerçekleştirilmemesi ve sözcünün bu konuda herhangi bir açıklama yapmak için görevlendirilmemesi dolayısıyla söz konusu ifadeler, netleştirilmesi gereken belirsiz bir duruma neden oldu.
İsrail İstihbarat Bakanı Eli Cohen’in Sudan ve ülkesi arasında bir barış anlaşmasına ulaşmak için görüşmelerin devam ettiğini açıkladığı bir dönemde, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da Şubat ayı başlarında Uganda’nın Entebbe şehrinde bir araya gelmişti. Görüşmenin ardından Sudan- İsrail ilişkileri hususundaki gerçeğe ilişkin soru işaretleri ortaya çıktı.

Büyük bir hata
Bu çerçevede Eski Dışişleri Bakanı İbrahim Taha Eyyub, “İsrail ile normalleşme konusunu ele almak, Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün meselesi değildir. Bu, Dışişleri Bakanlığı’nın kendisi, Bakanlar Konseyi’nin ya da Sudan’daki Egemenlik Konseyi’nin de meselesi değil. Çünkü bu, ülkenin egemenliği ile ilgili bir meseledir. Bu nedenle konunun, Sudan halkı tarafından seçilen bir parlamento ve bir hükümetin huzurunda tartışılması gerekiyor” açıklamasında bulundu. Bunların dışında her türlü konuşmanın kabul edilemez olduğunu söyleyen Taha Eyyub, “Bu nedenle Sudan Egemenlik Konseyi başkanının, geçtiğimiz günlerde İsrail Başbakanı ile görüşmek için attığı hamle, onun yetki alanına veya sorumluluklarına girmediği ve ulusal mutabakata ihtiyaç duyduğu için büyük bir hatadır” dedi.
İbrahim Taha Eyyub, İsrail ile ilişkinin ülkenin dış politikasının sağlam temellerine dayanan konulardan biri olduğunu ve buna kişisel bir karar mantığıyla bakılamayacağını ifade etti. Eski Bakan, “Böyle bir yaklaşım ve karar, Sudan halkının onayını gerektirir. Bu, mevcut geçiş dönemi sona erene ve bir sivil hükümet seçilene kadar gerçekleşemez. Bu yüzden şu anda hiçbir resmi kurumun bu konuyla yakından uzaktan ilgisi yoktur” dedi.
İbrahim Taha Eyyub, Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün davranışının sorumsuzca ve yanlış olduğunu, açıklamasının da yanlış bir vakitte geldiğini söyledi. Ülkede çoğunluk, hükümetin, Beşir rejimini deviren devrim kararlarını uygulamak için herhangi bir şey yapmadığına inanıyor. Öyle ki bu davranışın, ‘ekonomik mesele, barışın tesisi veya Yasama Konseyi’nin oluşturulması olsun, ülkenin tanık olduğu birçok sorunu çözme yavaşlığı dolayısıyla’ sokak baskısıyla karşı karşıya kalan Başbakan Abdullah Hamduk hükümeti için bir utanç kaynağı sayıldığı belirtiliyor.

Güvenlik koordinasyonu
Sudan Üniversitesi’nde Siyasi İktisat Profesörü Hac Hamad, söz konusu meseleden sorumlu Sudan Güvenlik ve İstihbarat Servisi ile koordinasyon yoluyla, teröre dahiliyetten ona karşı savaşa yönelmesinin ardından Sudan ve İsrail tarafları arasındaki temasların, bir önceki hükümet döneminde başladığını belirtti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Hamad, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah Burhan’ın Netanyahu ile görüşmek için kapı aralamasının, eski iktidar döneminde MOSSAD ile uzun süredir devam eden güvenlik koordinasyonunun bir devamı olduğuna dikkati çekti.
Sudan Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün, devletin dış politikasına bağlı kalmadığı için profesyonel olmadığını savunan Hac Hamad, bu nedenle tepki olarak görevden alındığını ve bakanlığın bu hususta açıklananları yalanlayan bir açıklama yaptığını ifade etti. Hamad, “Tarihsel olarak, 1967 yılında Sudan parlamentosu, İsrail’i boykot etme ve Sudan vatandaşlarının İsrail’e seyahat etmesini önleme kararı aldı. Bu karar hala yürürlükte bulunuyor. Şu anda bu konuda karar verecek seçilmiş bir parlamento yok. Gelen hiçbir parlamentonun, normalleşmeyi kabul edeceğini sanmıyorum. Bu durum, birçok ilkeye dayanmaktadır. Bunların başında ise İsrail rejiminin ırkçılıkla derinden ilgilenmesi ve özgürlükleri tanımaması geliyor. Ancak bununla birlikte Sudan, siyasi kazanımlar elde etmek için herhangi bir şekilde Arap ve İslam ülkelerinde bir dayanak noktası ve uzlaşma pozisyonları arıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Gizli temaslar
Hac Hamad, “İsrail ile ilişkiyi ele almak, ülkedeki mevcut geçiş hükümetinin meselesi değildir. Şu anda yaşanan durum, , 80’li yıllarda Sudan toprakları aracılığıyla Etiyopya’dan İsrail’e sürgün edilen Falaşa Yahudilerinin (Etiyopyalı siyahi Yahudiler) başına gelenler gibi Beşir rejimi döneminde İsrail’e sızan yaklaşık 5 bin Sudanlı olması nedeniyle, sosyal medyada Sudanlı ve İsrailli taraflar arasında yakınlaşma sağlanmasıyla ilgilenen bir Sudanlı aktivistin mevcut olmasından kaynaklanıyor. Genel olarak bu konu Sudan sokaklarında destek bulmuyor ve hükümet, bu meseleyi gündeme getiremeyecek. Ancak aynı zamanda Sudan’daki askeri bileşenler, İsrail ile gizli temaslarını da sürdürecek” açıklamasında bulundu. Sudan’ın Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail arasındaki barış anlaşmasıyla hiçbir ilişkisi veya bağlantısı bulunmadığını söyleyen Hamad, söz konusu anlaşmanın, Sudan- İsrail ilişkilerini de etkilemeyeceğini ifade etti.
Sudan’ın terörizme sponsorluk yapan ülkeler listesinden çıkarılması karşılığında ABD’nin bu yöndeki baskısına ilişkin olarak ise Hamad, “Elbette Siyonist lobinin, bu yönde baskı yapması hususunda ABD’de etkisi mevcut. Ayrıca Washington, geçtiğimiz dönemde bunun bir yolunu buldu. Sudan’ın bu listeden çıkarılmasına katkı sağlayacağı inancıyla eski Sudan Dışişleri Bakanı tavizler vermeye devam etti. Maalesef bu bir devlet modeli değil. ABD ve İsrail taraflarının durmayacağına inanıyorum. Normalleşme için baskı yapmaya devam edecekler. Ama diğer taraftan bu adım karşısında duran bir sokak hareketi mevcut” dedi.

Askıdaki meseleler
Sudanlı siyasi analist Muhammed Latif, “Sudan ve İsrail tarafları arasında son dönemde temasların yürütüldüğü kesin. Bir adım atmadan iki ülke liderleri arasında bir görüşme hayal etmenin mümkün olmaması dolayısıyla istenen hedefe ulaşmak için bu yönde pek çok adım ve düzenlemenin olması doğaldır” dedi. Temasların ve istişarelerin devam ettiğinin bir delili olarak, İsrail tarafından bazı güvencelerin verilmiş olduğuna dikkati çeken Latif, temasların tamamlanmak üzere olduğunu kaydetti.
Sudan hükümetinin geri adım atması ve Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün açıklamasını reddetmesi hususuna da değinen Muhammed Latif, “Bu açıklama nedeniyle Sudan Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün görevden alınması kararına bakılmaksızın, bu kişinin (sözcü) karar alma alanında oturduğu, bu konudaki olayların gidişatı hakkında doğru ve eksiksiz bilgiye sahip olduğu ve konuşmasında güven verici olduğu görülüyor. Ancak Sudan hükümeti içerisinde, bu meseleyi açıklamak için doğru zamanın olmadığı yönünde bir görüş olabilir. Ancak bu nedenle kendisine verilen cezanın, görevinden alınarak başka bir daireye nakledilmesi nedeniyle ağır olmaması, bu durum, diplomatik mutfakta bir anormallik olmadığı anlamına geliyor” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı şekilde Latif, hükümeti, bu adımdan vazgeçmeye iten birçok husus olduğunu da söylerken, “Geçiş hükümetinin karşı karşıya olduğu birçok sorun var. Görevini üstlendiği ilk altı ayda önceliklerinden biri sayılan barışa henüz ulaşamadı” dedi. Ekonomik durumun kötüleşmesinin yanı sıra iktidar yapılarının ve mevzuatlarının tamamlanmadığına ve askıda birçok sorunun bulunduğuna dikkati çeken Muhammed Latif, hükümetin, adımı ilan etmeyi ‘kamuoyunun gözlerine bu konuda kum fırlatmak ve dikkatlerini dağıtmak’ olarak gördüğüne inandığını ifade etti.

Sözcünün gerekçeleri
Normalleşmeye ilişkin açıklamaları nedeniyle Sudan Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün görevinden alınmasının ardından Sözcü Haydar Bedevi, “Özgür bir halk devrimi, sadece Dışişleri Bakanlığı’nda sorumlu bir büyükelçi olarak değil, kendi fikrini de ifade etmesini sağladığı özgür bir Sudan vatandaşı olarak İsrail ile normalleşme hususunda Sudan merkezli olsun olmasın birçok medya kuruluşuna konuştum” açıklamasında bulundu.
Bedevi, “Medya, bana İsrail İstihbarat Bakanı’nın sözlerine ilişkin sorular sormayı sürdürdü. Hükümet sessiz kaldı. Egemenlik Konseyi Başkanı Burhan’ın, Netanyahu ile görüşmesi sonrasında Sudan’ın doğru yöne döndüğünü söylemesinden daha büyük bir şey söylemedim. Hiçbir Sudanlı yetkilinin, İsrail İstihbarat yetkilisinin söylediklerini inkar etmemesi, beni normalleşme çizgisinin devletin yöneldiği yol olduğu sonucuna götürdü. Bunun üzerine bakanlığın kısa bir açıklamayla yalanladığı ifadelerimi kullandım” dedi.



Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.


Zeydi: Irak, savaş ve barış kararını tek elde toplamayı hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)
TT

Zeydi: Irak, savaş ve barış kararını tek elde toplamayı hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 25 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yaparken (AP)

Irak Başbakanı Ali Zeydi, yaptığı açıklamada, hükümetinin önceliklerinden birinin savaş ve barış konusunda karar yetkisinin devlete ait olması olduğunu belirterek, silahların anayasal kurumların elinde bulunması gerektiğini vurguladı.

Zeydi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda dün yaptığı konuşmada, “Silahların kontrol altına alınması ve savaş ile barış kararının devlete ait olması alanındaki uygulama adımları doğru yönde ilerliyor. Bu, kurumlar devletinin inşasının, egemenliğin korunmasının ve istikrarın tesis edilmesinin temelidir” ifadelerini kullandı.

Başbakan, Irak’taki uluslararası koalisyon misyonunun sona ermesinin stratejik ortaklarla ilişkileri yeni bir aşamaya taşıdığını belirterek, askeri iş birliğinden ekonomik ve kalkınma odaklı iş birliğine geçileceğini ifade etti. Zeydi, Irak’ı korumak amacıyla güvenlik ve askeri kapasitenin geliştirilmeye devam edeceğini söyledi.

Irak Başbakanı ayrıca sınırların kontrol altına alınması, açıkların giderilmesi ve aşırılığın gelişebileceği ortamların oluşmasını önlemek için sürekli teyakkuz halinde olunması çağrısında bulundu. Zeydi, Irak’ın diyalog ve diplomasiyi, krizlerin yatıştırılmasını, egemenliğe saygı gösterilmesini, içişlerine müdahale edilmemesini ve iyi komşuluk ilişkilerini destekleyen tutumunu yineledi. Çatışmaların müzakere yoluyla sona erdirilmesi ve savaşların yeniden patlak vermesinin önlenmesi çağrısı yaptı.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, hükümetinin savaş ve barış kararının tek elde toplanmasını hedeflediğini söyledi (AP)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, hükümetinin savaş ve barış kararının tek elde toplanmasını hedeflediğini söyledi (AP)

Zeydi, dünyaya Irak’a daha fazla açılma çağrısında bulunarak ülkesinin güvenlik ve istikrara katkı sunabilecek kapasitede olduğunu belirtti. Ayrıca “Kalkınma Yolu” projesinin önemine dikkat çekerek bunu, “Büyük Fav Limanı’nı Türkiye’ye, oradan da Avrupa’ya bağlayan, ticaret, yatırım ve enerji için stratejik bir koridor” olarak nitelendirdi.

Zeydi, “Irak hiçbir zaman kenarda kalmadı; tarihin kalbi ve bugünün nabzıdır. Geleceğe doğru ortaklık kurmayı hak ediyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise daha önce Bağdat’a doğrudan bir uyarıda bulunarak, “Irak’ın Lübnanlaşmasını önlemek için milislerin silahsızlandırılması” gerektiğini vurgulamıştı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu açıklama, Irak hükümeti üzerindeki silahların devletin kontrolünde toplanması yönündeki baskının arttığı bir dönemde yapıldı.

Rubio, ABD’nin Ali Falih Zeydi hükümetinin devlet otoritesini güçlendirme çabalarına desteğini teyit ederken, silahlı grupların dağıtılması gerektiğini belirtti.

Rubio, güç merkezlerinin çoğalmasının Irak devletinin parçalanmasına ve kurumlarının zayıflamasına yol açabileceği uyarısında bulundu.

Zeydi daha önce, silahlı grupların saldırıları durduracağı 90 günlük bir sürecin başlatılmasını ve silahların devlete devredilmesi sürecinin 30 Haziran 2027’ye kadar tamamlanmasını öngören bir plan sunmuştu.