Sudan ve Çad arasında dengeli ilişki fırsatı

İki ülke arasındaki sorunların başında, aynı aşiretlerin geçişken sınırlar tarafından bölünmesi geliyor

Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi ile Ömer el-Beşir arasında gergin bir ilişki vardı. (Reuters)
Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi ile Ömer el-Beşir arasında gergin bir ilişki vardı. (Reuters)
TT

Sudan ve Çad arasında dengeli ilişki fırsatı

Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi ile Ömer el-Beşir arasında gergin bir ilişki vardı. (Reuters)
Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi ile Ömer el-Beşir arasında gergin bir ilişki vardı. (Reuters)

Muna Abdulfettah
Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi 2019 Şubat ayında Fransa’nın doğrudan desteğiyle maruz kaldığı askeri darbeyi atlatabildi. Eski Fransız sömürgesinin Sudan’la ilişkileri Fransa’nın bölgesel politikalarından bağımsız değil. Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan 20 Ağustos’ta komşu ülke Çad’a resmi ziyarette bulundu. 2019 Haziran ayında ilk ziyaretini gerçekleştiren Burhan’ın amacı, Sudan Geçiş Hükümetinin iki ülke arasındaki sınırların güvenliğine yönelik kaygılarını aktarmak. Bilindiği üzere 2003’teki Darfur Krizinden bu yana, iki ülke de birbirlerini, iç güvenliklerini tehdit etmekle suçluyor. Ömer el-Beşir rejiminin yıkılmasının ardından Sudan-Çad ilişkileri iyileştirme göstermiş olsa da, Çad hala iki ülke sınırlarında yayılan ‘kabile kartını’ elinde tutuyor.

Çalkantılı ilişkiler
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre, iki ülke arasındaki ihtilaflar,  Cumhurbaşkanı İdris Debi zamanında başlamadı. Debi, 1989'da eski Cumhurbaşkanı Hüseyin Habri yönetimine karşı bir askeri darbe girişiminde bulunmuş, başarısız olması üzerine Sudan’a sığınmıştı. Bu olay yaşanmadan önce Cumhurbaşkanı Habri, Hartum’u, kendisine muhalif silahlı örgütleri barındırmakla suçlamıştı. Habri’nin devrilmesi ve 1990’da İdris Debi’nin başa geçmesine rağmen iki ülke arasındaki gerginlik sona ermiş değil. İlk olarak Çad Sudan’ı, 2004’te sınır kasabası Tina’ya saldırmakla itham etti. Buna karşılık Sudan, Çad’ın Darfur Savaşına müdahil olduğu suçlamasında bulundu. Her ne kadar iki ülke arasında güvenlik ve diyalog anlaşması imzalanmış olsa da, karşılıklı güvensizlik devam ediyor.
İdris Debi ile devrik lider Ömer el-Beşir’in arası da, zaman zaman dozu farklı olsa da gergindi. İki ülke de birbirini komplo kurmak ve terör örgütlerini desteklemekle itham ediyordu. Hatta bir ara konsolosluklar karşılıklı olarak kapatıldı ve diplomatik ilişkiler sekteye uğradı. Taraflar Mekke’de 2007 Mayısında bir anlaşmaya varmıştı, ancak kısa bir süre sonra Çad’ın Sudan sınırındaki isyancılara operasyon düzenlemesi ilişkileri yeniden gerdi. Sudan Çad’ı sınırlarını ihlal etmekle suçladı ve Birleşmiş Milletlere şikâyet etti. Bölgedeki ülkelerin arabuluculuğu sonucu taraflar altıncı anlaşmayı, Dakar’da 14 Mart 2008’de, Senegal Cumhurbaşkanı Abdullah Vad’in gözetiminde imzaladı. İslam İşbirliği Zirvesinin akabinde, BM Genel Sekreteri Ban Ki moon’un da iştirak ettiği anlaşmada, iki ülke arasındaki sınırlarda kontrollerin arttırılması ve her iki ülkenin ‘isyancı gruplara’ yönelik desteğini çekmesi öngörülmüştü. Ayrıca anlaşmanın takibi için de,  bölge ülkelerinden yetkililerin yer aldığı bir komisyon oluşturulması kararlaştırılmıştı. Bu komisyona esas arabulucu olan Senegal liderlik emekteydi, Libya, Kongo, Gabon, Eritre ve Afrika Birliği’nden de temsilciler iştirak etmekteydi. Ancak Dakar Anlaşması da tarafların siyasi irade göstermemesi nedeniyle sonuçsuz kaldı. Taraflar birbirini suçlamaya devam etti ve muhalif grupları geniş sınır bölgelerinde desteklemeyi sürdürdü. Sudan kendisine yönelik yaptırımlarda, Batı ile iyi ilişkileri olan Çad’ın da dahli olduğunu savunuyordu.

Sınır krizi ve güvenlik yakınlaşması
Tarihler 2010’u gösterdiğinde, Çad ve Sudan bir kez daha müzakere masasında buluştu. Yapılan anlaşmada, iki ülke askerlerinin sınır bölgelerinde ortak devriye gezmelerine ve birbirlerine karşı isyancı hareketleri desteklememe taahhüdünde bulunuldu. Ortak devriye için bir takvim belirlenmesi ve iki ülke kuvvet komutanlarının altı ayda bir toplantı gerçekleştirmesi kararlaştırıldı. Nitekim Mayıs 2011'de Hartum’da düzenlenen zirvede, sınırların ortak askeri devriye ile korunması anlaşması hayata geçirilmiş oldu. Daha sonra Çad müttefiki Orta Afrika Cumhuriyeti de bu anlaşmaya dahil oldu. İki ülke sınırlarını koruyan ordu birlikleri, aynı zamanda isyancı hareketlerin sınırlardan geçişine büyük ölçüde engel oldu. Anlaşmanın yapıldığı yıl Orta Afrika Cumhuriyetindeki darbe girişimi, Çad açısından güney sınırında güvenlik zaafı oluşması anlamına geliyordu.
Sudan ile Çad arasındaki sınırların durumu, iki ülkenin ilişkilerini doğrudan etkiliyor. Şöyle ki; sınırın iki yanına yayılmış olan kabileler arasında ‘barış’ hâkim ise, iki ülke arasında da sorun olmuyor. Ancak kabileler arasında bir çatışma olma durumunda ya da iki ülkede iç isyan yaşanması durumunda, sınırlar arası geçişler büyük sorunlara neden oluyor. Normalde silahlı hareketler, sınırın iki tarafında da kendilerini koruyabilecek ya da barındırabilecek kabileler bulabiliyor. Sudan-Çad ilişkilerinin, güvenlik-sosyolojik ve ekonomik boyutları bulunmakta. Güvenlik sorunu, sınırların iyi korunamamasından ya da ülkelerden birinin diğer ülkenin terörist olarak nitelendirdiği hareketleri desteklemesinden kaynaklanıyor. Ekonomik ihtilaf boyutu ise, iki ülkenin de tartışmalı sınır bölgelerinde yer alan tarım arazilerinin kendi mülkiyetinde olduğu iddiasında bulunmasından mütevellit. Sınırın her iki yanında yayılmış olan, daha doğrusu sınırlar tarafından bölünmüş olan kabileler ise sosyolojik sorunların yaşanmasına olanak veriyor.

Gergin bir bölge
Sudan için Çad, bölgedeki şiddeti emen bir kalkan mesabesindedir. Darfur Krizine rağmen Çad, Sudan’ın doğu sınırlarını büyük ölçüde korumayı başarmıştır. Cumhurbaşkanı İdris Debi, Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki çatışma ortamında, Sudan ve Çad’ın güney sınırlarını koruyamamış olsa, insan kaçakçıları, silah tüccarları ve çeteler bu bölgede daha rahat hareket edebilecekti. Ki bu da; Çad ve Sudan’ın ciddi güvenlik sorunları yaşamasına neden olacaktı. Neyse ki Libya’daki çatışmalar, Çad-Libya sınırının çok uzağında yaşanıyor, aksi takdirde bu sınırlarda da başka güvenlik ihlalleri olacaktı. Çad batı sınırlarında ise, Nijer ve Nijerya’dan sızma girişiminde bulunan terör örgütlerine karşı teyakkuz halinde olmak durumunda. Çad geçtiğimiz Nisan ayında, Nijer ve Nijerya’ya Boko Haram örgütü ile mücadelelerinde destek olmak amacıyla asker göndermişti. Aynı zamanda İdris Debi, 23 Mart’ta Boko Haram örgütünün 100’den fazla ordu mensubunu öldürmesinin intikamı olarak, Buheyra bölgesinde, Buma Öfkesi olarak adlandırdığı büyük bir operasyon başlatmıştı.
Gergin bir bölgede muhtelif tehlikelerle yüzleşen Çad yönetimi ile Sudan Egemenlik Konseyi’nin ilişkisi olumlu olarak değerlendiriliyor. Sudan’da Ömer el-Beşir yönetiminin devrilmesinin ardından, iki ülkede de ilişkilerinde yeni bir sayfa açma eğilimi gözleniyor. Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı General Muhammed Hamdan’ın, Cumhurbaşkanı İdris Debi ile yakın kişisel ilişkileri bulunuyor. Aynı zamanda Avrupa Birliği ile yasadışı göçün önüne geçilmesi için koordine halinde çalışılıyor. Fransa, bölgede eski sömürgesi Çad ile ilişkilerini oldukça yakın tutuyor. Yakın dönemde Fransız ordusu defalarca Çad yönetimini ayakta tutmak için askeri müdahalede bulundu. En son ordu içindeki bir oluşum Debi’yi devirmek istediğinde, el yazısıyla yazdığı mektupla destek istemiş, Fransa da ‘terörist saldırı’ olarak nitelediği darbeyi bastırmak için ordusunu Çad’a göndermişti.



BM, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin ‘etnik temizlik’ endişelerini artırdığı değerlendirmesinde bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
TT

BM, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin ‘etnik temizlik’ endişelerini artırdığı değerlendirmesinde bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) bugün yaptığı açıklamada, İsrail’in yoğun saldırıları ve Filistinli sivillerin zorla yerinden edilmesi nedeniyle Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da ‘etnik temizlik’ yaşanabileceğine dair endişelerini dile getirdi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından yayımlanan raporda, “Yoğun saldırılar, mahallelerin sistematik biçimde tamamen yıkılması ve insani yardımların engellenmesi, Gazze Şeridi’nde kalıcı bir demografik değişim yaratmayı amaçlıyor gibi görünmektedir” ifadesine yer verildi.

Raporda ayrıca, “Kalıcı bir yerinden etmeyi hedeflediği izlenimi veren zorla tahliye uygulamalarıyla birlikte değerlendirildiğinde, bu durum, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da etnik temizlik konusunda ciddi endişelere yol açmaktadır” denildi.

BM’de üst düzey bir yetkili dün yaptığı açıklamada, İsrail’in idari olarak Filistin yönetimine bağlı olması öngörülen Batı Şeria bölgeleri üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya yönelik adımlarının ‘fiili ve kademeli bir ilhaka’ vardığı uyarısında bulundu. BM Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, Filistin meselesine ilişkin BM Güvenlik Konseyi toplantısında yaptığı konuşmada, “Sahadaki durumu istikrarlı biçimde değiştiren tek taraflı İsrail adımları nedeniyle Batı Şeria’nın fiili ve kademeli bir ilhakına tanıklık ediyoruz” dedi. Geçen haftadan bu yana İsrail, Batı Şeria’daki kontrolünü pekiştirmeye yönelik bir dizi kararı onayladı. Filistinliler, Oslo Anlaşmaları kapsamında Batı Şeria’da sınırlı bir özerk yönetime sahip bulunuyor.

DiCarlo, söz konusu adımların işgal altındaki Batı Şeria’da, El Halil gibi hassas bölgeler de dahil olmak üzere İsrail sivil otoritesinin tehlikeli biçimde genişlemesi anlamına geleceğini belirtti. DiCarlo, bu adımların bürokratik engellerin kaldırılması, arazi alımının kolaylaştırılması ve İsraillilere inşaat ruhsatı verilmesinin önünün açılması yoluyla yerleşimlerin genişlemesine zemin hazırlayabileceğini ifade etti.

Yeni düzenlemelerin, hâlihazırda Filistin yönetiminin idari yetki kullandığı Batı Şeria’nın bazı bölümleri üzerindeki İsrail kontrolünü daha da pekiştirmesi bekleniyor. Oslo Anlaşmaları uyarınca Batı Şeria, Filistin Yönetimi, karma yönetim ve İsrail yönetimi altındaki A, B ve C bölgelerine ayrılmıştı. Batı Şeria’nın, gelecekte kurulacak bir Filistin devletinin büyük bölümünü oluşturması öngörülürken, İsrail’deki aşırı sağ çevreler bölgeyi İsrail topraklarının bir parçası olarak görüyor.

Oslo Anlaşmaları’nın ilan edilen amacı, bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasının önünü açmaktı. BM nezdindeki 85 ülkenin misyonu ise salı günü yayımladıkları ortak açıklamada, İsrail’in Batı Şeria üzerindeki kontrolünü genişletmesini kınadı. Açıklamada, ‘İsrail’in Batı Şeria’daki yasa dışı varlığını genişletmeyi amaçlayan tek taraflı karar ve uygulamalar’ kınandı.


Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
TT

Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera dün çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişiler ile 70 yaşını aşmış mahkûmları kapsayan genel af kararı yayımladı. Ancak karar, Suriyelilere yönelik ihlallerde bulunanları kapsam dışı bırakıyor.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre söz konusu kararname, Aralık 2024’te Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından göreve gelen Şera’nın yayımladığı ilk af niteliğini taşıyor. Esed, görev süresi boyunca zaman zaman benzer af kararnameleri çıkarmıştı.

Suriye devlet televizyonunda yayımlanan kararnameye göre, ‘müebbet hapis cezası’ 20 yıla indiriliyor. Ayrıca kabahat ve ihlallerde verilen cezaların tamamı kaldırılıyor. Uyuşturucuyla Mücadele Kanunu, Suriye lirası dışında işlem yapılmasının yasaklanmasına ilişkin yasa ve devlet destekli malların kaçakçılığına dair kanunda yer alan bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da affediliyor.

Af kapsamında ayrıca Askerî Ceza Kanunu ve Bilişim Suçları Kanunu’nda düzenlenen bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da kaldırılıyor.

Silah ve mühimmat yasasında yer alan suçlardan hüküm giyenler de kararın yayımlanmasından itibaren üç ay içinde silahlarını yetkili makamlara teslim etmeleri şartıyla cezalarının tamamından muaf tutulacak.

Kararname, ‘tedavisi mümkün olmayan ağır bir hastalığa’ sahip olanlar ile 70 yaşını doldurmuş hükümlülerin de, metinde belirtilen istisnalar dışında, cezalarının tamamından muaf tutulmasını öngörüyor.

Buna karşılık, ‘Suriye halkına karşı ağır ihlaller içeren suçlar’ ile İşkencenin Suç Sayılmasına Dair Kanun’da düzenlenen suçlar af kapsamı dışında bırakıldı.

Yeni yönetimin göreve gelmesinden bu yana, eski yönetimle bağlantılı oldukları ve Suriyelilere karşı ihlallerde bulundukları iddiasıyla onlarca kişinin gözaltına alındığı açıklanmış, bazıları hakkında yargı süreci başlatılmıştı.


Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
TT

Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık ettiği “Barış Konseyi”nin ilk toplantısı bugün yapılacak. Toplantıda, İsrail'in saldırılarının devam etmesi ve ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının askıya alınmasıyla birlikte, Hamas'ın silahsızlandırılması, İsrail'in Gazze Şeridi'nden çekilmesi ve istikrar güçlerinin konuşlandırılması ile Gazze Şeridi'ndeki durum ele alınacak.

Bu toplantı, yeniden yapılanma dosyası ve “Gazze Yönetim Komitesi”nin çalışmalarıyla birlikte çözülmemiş meselelere yoğunlaşıyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlara göre İsrail'in Batı Şeria'daki Filistin topraklarını yağmalaması konusunun gündeme getirilmesi olasılığı var. Uzmanlar, İsrail'in toplantıya katılımının, Meksika'nın sınırlı katılım açıklamasında olduğu gibi, İsrail'e karşı çıkanların katılımını azaltabileceğini değerlendiriyor.

Gündemdeki dosyalar

Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un CNN'e yaptığı açıklamaya göre bugünkü toplantıda, Gazze Komisyonu'nun Şerid'e girmesini, ateşkes ihlallerinin sona ermesini sağlamak ve insani yardımı hızlı bir şekilde ulaştırmak için izlenecek süreç tartışılacak. Ayrıca “Gazze'de silahsızlanma süreci, İsrail güçlerinin sınır hattından çekilmesi ve Gazze'nin yeniden inşası ve Batı Şeria'nın Filistin Yönetimi'ne ilhakı da dahil olmak üzere Trump'ın 20 maddelik planının uygulanması” da ele alınacak.

Mladenov, “tüm tarafların bu konularda anlaşmaya varması ve çabalarını birleştirmesi”nin alternatifi olarak “savaşın yeniden başlaması” ve “savaşın yeniden başlamasından daha da tehlikeli olan, Hamas'ın Gazze'nin yaklaşık yüzde 50'sini kontrol ettiği ve geri kalanının İsrail kontrolü altında olduğu statükonun pekiştirilmesi” olacağı uyarısında bulundu.

İsrail güvenlik kaynakları, Trump'ın “Barış Konseyi” toplantısında uluslararası güçlerin Gazze Şeridi'ne girmesini ve Hamas'ın silahsızlandırılması ile yeniden inşa sürecinin başlatılmasını duyuracağını tahmin ediyor. Bu bilgi, dün İbranice web sitesi Walla'ya konuşan bir kaynak tarafından verildi.

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)

Endonezya, şu ana kadar Gazze'ye asker gönderme niyetini açıklayan tek ülke olurken, İsrail ise Gazze Şeridi'nde Türkiye'nin varlığını reddediyor. Endonezya ordu sözcüsü Dony Pramono pazartesi günü yaptığı açıklamada, Cakarta'nın önerilen çokuluslu gücün bir parçası olarak nisan ayı başlarında Gazze'ye gönderilmek üzere 1.000 asker hazırladığını belirtti.

Siyaset bilimi profesörü ve Filistin ve İsrail meseleleri uzmanı Dr. Tarık Fahmi, ilk toplantının konseyi kurup, çalışmalarına başlamak için fon toplamaya odaklanacağını ve ilgili ve etkili ülkelerin çoğunu kapsayacağını düşünüyor. En önemli konular, istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve silahsızlanma olacak, ancak bazı zorluklar olduğunu da belirtiyor. Ancak anlaşmaya varmaktan başka bir alternatifin olmadığı da ifade ediyor.

Filistinli siyasi analist Dr. Ayman el-Raqab da onunla aynı fikirde ve Hamas'ın silahsızlandırılması, Filistin polis güçlerinin yanı sıra istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin çalışmaları ile Batı Şeria sorunu ile İsrail'in toprak gaspı konularının toplantının ana gündem maddeleri olacağını belirtiyor. Trump'ın, başkanlığını yaptığı konseyin başarısını vurgulamak için bu sorunların bazılarının çözülmesi için çaba göstereceğini değerlendiriyor.

Katılımcılar için engel

Katılımcı düzeyinde Kahire, Başbakan Mustafa Medbuli'nin Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi adına toplantıya katılacağını duyurdu. Bakanlar Kurulu tarafından dün yapılan açıklamaya göre bu katılım, “Mısır'ın kapsamlı ve adil barış çabalarını destekleme rolü ve Trump'ın Filistin halkının Gazze'den sürülmesini reddeden tutumunu ve çabalarını onaylama rolü çerçevesinde” gerçekleşecek.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün yaptığı açıklamada, “Barış Konseyi”nin Gazze Şeridi'nde kalıcı istikrar, ateşkes ve arzu edilen barışın sağlanmasına katkıda bulunacağını umduğunu belirterek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın toplantıda ülkesini temsil edeceğini kaydetti.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın Başbakan Binyamin Netanyahu adına toplantıya katılmak üzere ABD'ye gitmesinden bir gün sonra, Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum dün yaptığı açıklamada, toplantıya her iki tarafın da tam katılımının olmadığını (Filistin'in Filistin'in yokluğuna atıfta bulunarak) AFP’ye göre bu nedenle Meksika'nın katılımının sınırlı olacağını belirtti

Fehmi, Mısır'ın bölgedeki ağırlığı ve önemi göz önüne alındığında, Mısır'ın katılımına alternatif olmadığını düşünüyor. İsrail'in katılımının, Trump'ın isteklerine aykırı görünmemek için yarı çözüm çerçevesinde olduğunu, ancak aynı zamanda Konsey'in kararlarını etkili bir şekilde engellemek ve ihlallerine ve saldırılarına devam etmek için çalışacağını açıklıyor.

El-Raqab, Mısır'ın hem sahada hem de Gazze meselesine ilişkin müzakerelerde sahip olduğu uluslararası deneyim nedeniyle katılımının son derece önemli olduğunu ve bunun durum üzerinde olumlu bir etki yaratacağına dair umutlar olduğunu değerlendiriyor.