Irak’ın ABD ve Körfez ülkelerine açılımı: Başarı şansı ve zorluklar

Tahran, Irak’ın ABD ve Körfez ülkelerine açılmasını üç yolla engellemeye çalışıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi’yi karşıladığı esnada (Fotoğraf: Cemal Bencuni)
ABD Başkanı Donald Trump, Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi’yi karşıladığı esnada (Fotoğraf: Cemal Bencuni)
TT

Irak’ın ABD ve Körfez ülkelerine açılımı: Başarı şansı ve zorluklar

ABD Başkanı Donald Trump, Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi’yi karşıladığı esnada (Fotoğraf: Cemal Bencuni)
ABD Başkanı Donald Trump, Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi’yi karşıladığı esnada (Fotoğraf: Cemal Bencuni)

Safa Nasır
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi, ülkesinin bölgedeki ekonomik ve siyasi rolünü aktifleştirmenin ön adımı olarak ABD ve Körfez ülkelerine açılım meselesiyle başladı. Irak’ın ABD ve Körfez ülkeleriyle enerji alanında yapacağı anlaşmalar sayesinde ülkeye girecek olan ekonomik yatırımlar, İran’ın Irak üzerindeki hegemonyasını hafifletmesine katkı sağlayabilir. Bununla birlikte Kazimi’nin açılım iradesi Irak’ta İran yanlısı silahlı milis grupların ve siyasi partilerin engeliyle karşılaşabilir.

Önceki yakınlaşma çabaları
Irak’ın ABD ve Körfez ülkeleriyle yakınlaşma çabaları, eski Başbakan Haydar el-İbadi dönemine uzanır. İbadi yönetiminde Irak ile söz konusu taraflar arasında kurulan eşit ilişkiler üzerinden ilk ciddi yakınlaşma girişimine tanıklık edildi. ABD’nin 2011’de Irak’tan çekilmesinden önceki süreçte Bağdat-Washington ilişkileri yalnızca askeri alanla sınırlıydı. Aynı zamanda Arap dünyası ile Irak arasındaki siyasi ihtilaflar sebebiyle iki taraf arasındaki ilişkilerde gerilim hakimdi.
Irak ve Suudi Arabistan, iki ülke ilişkilerinin tüm alanlarda geliştirilmesi ve stratejik ortaklığın güçlendirilmesi hedefiyle Ekim 2017’de Ortak Koordinasyon Konseyi kurdu. O dönem olumlu tepkilerle karşılanan bu adım Bağdat-Riyad ilişkilerinde yeni bir sayfa açtı.
Konseyin ilk toplantı, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Kral Selman ve dönemin ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson himayesinde 2017 Ekim ayının ilk haftalarında düzenlenmişti.
İbadi’nin Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) ziyareti büyük bir memnuniyetle karşılandı. Ancak taraflar arasındaki bu koordinasyon Irak’ta Adil Abdulmehdi’nin başbakanlık koltuğuna oturmasıyla kayboldu. Zira Abdulmehdi silahlı grupların elini sıkarak, onlara Irak’ın dış politikasının anahtarlarını teslim etti.

Yeni girişimler
Kazimi ise Irak’ın dış ilişkilerinde yeniden dengeyi hakim kılma konusunda oldukça kararlı görünüyor. Bu çıkarım yalnızca Kazimi’nin yaptığı ziyaretler ve açıklamalara dayanmıyor. Bilakis Kazimi’nin Washington’a düzenlediği ziyarette Irak’ın ABD ve Körfez ülkeleriyle ortak ekonomik çıkarlarına vurgu yaparak, bu çıkarların sürdürülebilir stratejik ilişkileri güvence altına almaya hizmet etmesi yönündeki talebi söz konusu çıkarımı destekler nitelikte.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Irak hükümeti ABD’li şirketlerle sürdürülebilir enerji alanında bir dizi anlaşma imzaladı. Taraflar ayrıca Irak’ın güneydoğusundaki Zikar vilayetinde yeni enerji şirketlerinin kurulmasına ilişkin birden fazla mutabakat zaptı imzaladı. Bu anlaşmalar, İran sınırına yakın olan Zikar’daki enerji dosyasının tümüyle yönetilmesini hedefliyor.
ABD Enerji Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Irak ve ABD’li şirketler arasında imzalanan anlaşmaların toplam değerinin 8 milyar dolara ulaştığı belirtildi.
Kazimi, Körfez ülkeleriyle ilişkiler konusunda ise, 13 Temmuz 2020’de, Suudi Arabistan-Irak Koordinasyon Konseyi toplantısı için Maliye Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Allavi başkanlığında yeni bir Irak heyeti kurma talimatı verdi.
20 Eylül’de Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da bulunan Irak heyeti, Koordinasyon Konseyi toplantısı kapsamında enerji, spor, eğitim ve yatırım alanlarında anlaşma ve birden fazla mutabakat zaptı imzaladı.
Kazimi, Bağdat-Riyad ilişkilerinin geleceğinden ümitli olduğunu belirterek, “Irak ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler sağlamdır. Bu ilişkiler, ortak stratejik çıkarlara odaklanıyor ve ilişkilerin geleceği hakkında iyimser bir yapıya sahip” dedi.

İran’ın engellemeleri
Irak’ta kendisine bağlı silahlı grupların eliyle ülkenin siyasi ve ekonomik hayatına tahakküm eden İran ise bu gelişmelerden memnun değil. Tahran Irak’ı bölgedeki komşularından ve uluslararası toplumdan soyutlayarak oluşturduğu dengeden fayda sağlıyor.
İran bu dengeyi oluşturarak Irak’ı ABD yaptırımlarına karşı nefes alabileceği bir aparat haline getirirken, Meclis’te kendisine yakın gruplar eliyle de ülkenin dış ilişkilerini kendi hedefleri doğrultusunda dizayn ediyor.
Tahran, Irak’ın ABD ve Körfez ülkelerine açılmasını üç yolla engellemeye çalışıyor:
1- Mezhepçi söylem
2- Güvenlik olayları
3- Irak Meclisi’nde sahip olunan yeterli çoğunluk sayesinde söz konusu ülkelerle yapılması muhtemel her türlü anlaşmanın engellenmesi.
İran, Irak ile ticaretinden yaklaşık 12 milyar dolar kazanıyor ve bu miktarı 20 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor. İran ürünleri normal şartlarda Irak pazarında rekabet edebilecek nitelikte ürünler değil. Ancak Irak’ın diğer ülkelerle karşılıklı ticari anlaşmalar imzalama veya dışarıya açılmasının engellenmesi, İran’a Irak ekonomisi ve siyasetini tekeline alma imkanı sağlıyor.
Gözlemciler, Irak’taki İran destekli grupların söz konusu çıkarları korumak amacıyla, kontrol ettiği medyada mezhepçi söylemleri kullanarak, Irak’ın ABD ve Arap komşularıyla her türlü yakınlaşma girişimlerini boşa çıkarmaya çabaladığını belirtiyor.
Silahlı milis grup liderleri Irak’ın Arap Körfez ülkelerine açılım denemelerini her seferinde mezhepçi söylemlerle hedef alıyor. İran destekli Asaib Ehlil Hak milislerinin lideri Kays el-Hazeli, 14 Haziran 2020 tarihli açıklamasında, “Suudi Arabistan ve BAE öncülüğündeki Körfez projesi, ülkenin yıkımını isteyen projelerden bir tanesidir” diyerek, bu iddiasını “Proje Irak’ın Şii çoğunluk tarafından yönetilmesini kabul etmiyor” sözleriyle savundu. İran destekli gruplar bu tarz söylemleri, ülkeyi kutuplaştırmak ve Irak’ın ilişkilerini yalnızca İran ile sınırlı tutmak amacıyla kullanıyor.
Hazeli, Ekim 2019’da başlayan protestoların ardından ABD, BAE ve İsrail’i Irak’ta kaos ve iç savaş çıkarmaya çalışmakla suçlamıştı. İran destekli grupların finanse ettiği medya kuruluşları, bu söylemi, ülkede yolsuzluğa bulaşanların yargılanması ve siyasi reform talebiyle yapılan protestolar döneminde yaptığı yayınlarda yoğun şekilde kullanıyordu.

Ana engelleyici faktör: Irak Meclisi
Gözlemcilere göre, Tahran destekli siyasi gruplar, Irak’ın İran dışında başka ülkelere açılma girişimiyle mücadelesinde Irak Meclisi’ni kullanıyor. Nitekim Meclis’teki İran yanlısı gruplar, Tahran’ın iradesi dışındaki anlaşmaları engelleme noktasında yeterli çoğunluğa sahipler.

Yatırımlara silah doğrultmak
Gözlemciler, son dönemde İran destekli silahlı grupların Irak’taki Uluslararası Koalisyon güçlerine lojistik malzeme taşıyan konvoylara yönelik saldırılarına işaret ederek, ABD ve Körfez karşıtlığı söylemlerinden beslenen bu grupların önümüzdeki süreçte Körfez ülkelerinin Irak’ta yapacağı yatırımlara silah doğrultmayacağının bir garantisi olmadığına dikkat çekiyor.

İran, Irak’taki güvenlik karmaşasından faydalanıyor
Bağımsız Araştırmalar Grubu Başkanı Munkız Dağr, Independent Arabia’ya verdiği demeçte, İran destekli grupların Irak’ta ABD askerlerinin konuşlandığı üslere ve başkent Bağdat’taki Yeşil Bölge’de bulunan ABD Büyükelçiliği binasına katyuşa füzeleriyle düzenlediği saldırılarla Washington’u sahada çatışmaya çekmeye çalıştığını belirterek, bunun gerçekleşmesi halinde çıkacak kaosun ülkede yatırım ortamı oluşmasını engelleyeceğini ve İran bağlantılı şirketlerin dışındaki yatırımlara izin verilmeyeceğini kaydetti.

Dağr, konuşmasında şunları kaydetti:
- İran destekli grupların füze saldırısıyla ABD çıkarlarını hedef almasının amacı, kendi nüfuzu dışındaki şirketlerin yapacağı yatırımlar için istikrarsız bir ortam hazırlamaktır. Bu durum ise Körfez ülkelerini Irak ile ekonomik ortaklığı gözden geçirmeye zorluyor.
- İran, Irak’ta 2006 ve 2007 yıllarını yeniden canlandırmak istiyor. Nitekim bu yıllarda ülke ekonomisinin yıkılması ve toplumsal dokunun bozulması, silahlı grupların bu iki alanı kontrol altına alması ve Arap ülkelerini Irak ile siyasi, güvenlik ve ekonomik ortaklık kurmaktan uzaklaştırma noktasında işini kolaylaştırmıştı.
- İran’ın Irak’taki en belirgin yatırımı güvenlik alanında ülkenin toparlanmasını engellemektir. İran ekonomik ortak rolünü oynayamadığı için güvenlik alanında gerilimi tırmandırma seçeneğine başvuruyor. İran, Irak’ın Körfez’e açılım konusundaki tüm girişimlerini mezhepçi söylemlerin dozunu artırarak ve güvenlik alanında gerilimi tırmandırarak engelliyor.

İran destekli medyanın iddiaları
Irak’ın başbakanı seçilen bir kişinin, İran’ın Bağdat’ı başka ülkelere açılmasını engelleme çabalarını boşa çıkarma isteğinde vereceği ilk sınavın ABD ve Körfez ülkelerinin Irak içinde yatırım konusundaki ciddiyeti veya ciddiyetsizliğine bağlı olduğu söylenebilir.
Bu ülkelerin Irak’a gerçekten yardım etme konusundaki ciddiyeti, İran’ın söz konusu çabalarını sonuçsuz bırakmada etkili olabilir.
Dağr, Irak’ın ABD ile ekonomik ilişkisi hakkında, “Silahlı gruplar, ABD merkezli General Electric şirketinin Irak’ın ihtiyacı olan enerjiyi karşılayamayacağını iddia ediyor. Grupların finanse ettiği medya ABD’li şirkete suçlamalar yönelterek, Elektrik Bakanlığı’nda yapılan yolsuzlukları, israf edilen paraları gözden kaçırmaya çalışıyor” dedi.

Dağr, konuşmasını şu sözlerle noktaladı:
“En başta medya ile savaş geliyor. Fakat sahada bir şeylerin yapılması bu grupların her türlü sistematik propaganda kampanyasını kesip atacaktır. En büyük meydan okuma, Irak’ın ve bölgedeki yeni dostlarının yalnızca siyasi görüşmelerle yetinmek yerine ekonomik ortaklıklar kurabilecek güce sahip olduklarını ispat etmesidir.”



İsrail, Lübnan'da 4 askerinin öldüğünü açıkladı... Hizbullah ise saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail-Lübnan sınırına yakın, yeri açıklanmayan bir bölgede konuşlanmış İsrail topçu birliği (EPA)
İsrail-Lübnan sınırına yakın, yeri açıklanmayan bir bölgede konuşlanmış İsrail topçu birliği (EPA)
TT

İsrail, Lübnan'da 4 askerinin öldüğünü açıkladı... Hizbullah ise saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail-Lübnan sınırına yakın, yeri açıklanmayan bir bölgede konuşlanmış İsrail topçu birliği (EPA)
İsrail-Lübnan sınırına yakın, yeri açıklanmayan bir bölgede konuşlanmış İsrail topçu birliği (EPA)

İsrail, bu sabah erken saatlerde Lübnan'daki saldırısı sırasında dört askerin daha öldürüldüğünü bildirirken, “Hizbullah” ise Lübnan'ın güneyinde bir “Merkava” tankını, Miskav Am yerleşimindeki bir askeri kontrol noktasını ve Ma'alot-Tarshiha yerleşimindeki hava savunma sistemini hedef aldığını duyurdu.

“Associated Press”in (AP) haberine göre Lübnan'a yönelik son savaşta hayatını kaybeden İsrailli askerlerin toplam sayısı 10'a yükseldi.

İsrail ordusu, hepsi yirmili yaşlarında olan üç askerin ismini açıkladı ve “bir askerin daha hayatını kaybettiğini” belirtti, ancak isminin yayınlanmasına henüz izin verilmedi.

Şarku'l Avsat'ın DPA'den aktardığına göre olayda bir askerin ağır, bir diğerinin ise hafif yaralandığı belirtildi.

İsrail ordusu olayla ilgili daha fazla ayrıntı açıklamadı.

Lübnan'da ise İsrail savaş uçakları şafak vakti güneydeki Kifra kasabasında bir evi bombalarken, resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre İsrail'in aralıklı topçu ateşi Serbin Vadisi ve Beyt Lif'in çevresini hedef aldı.

Buna karşılık, “Hizbullah” üç açıklamada, “İslami direnişin, Güney Lübnan'daki el-Kantara el-Tayyibe kasabası yolundaki bir Merkava tankını, Miskav Am yerleşimindeki bir askeri kontrol noktasını ve Ma'alot-Tarshiha yerleşimindeki hava savunma sistemini hedef aldığını” duyurdu.

İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyinde kara kuvvetleriyle ilerlemeye devam ederken, İsrail de “Hizbullah”a ait altyapılara yönelik saldırılarını sürdürüyor.


Irak: Bazı güvenlik liderleri görevden alınarak gözaltına alındı

Şehit Muhammed Ala Hava Üssü'nde imha edilen uçak (Irak Savunma Bakanlığı)
Şehit Muhammed Ala Hava Üssü'nde imha edilen uçak (Irak Savunma Bakanlığı)
TT

Irak: Bazı güvenlik liderleri görevden alınarak gözaltına alındı

Şehit Muhammed Ala Hava Üssü'nde imha edilen uçak (Irak Savunma Bakanlığı)
Şehit Muhammed Ala Hava Üssü'nde imha edilen uçak (Irak Savunma Bakanlığı)

Irak İçişleri Bakanı Abdülemir el-Şemmari dün, Bağdat havaalanında bir Irak askeri uçağının İran yanlısı gruplar tarafından atılan füzelerle imha edilmesinin ardından, havaalanına yaklaşık 60 kilometre uzaklıktaki Medain bölgesindeki bazı güvenlik liderleri hakkında kapsamlı soruşturma başlatılması ve güvenlik yetkililerinin derhal görevden alınarak gözaltına alınması emrini verdi.

El-Şemmari, kendilerine verilen güvenlik görevlerini yerine getirmedikleri gerekçesiyle, Medain polis departmanı müdürü, istihbarat departmanı müdürü ve Federal Polis dördüncü tugayının ikinci alay komutanının derhal görevden alınmasını ve haklarında soruşturma başlatılana kadar gözaltında tutulmalarını emretti.

Irak Savunma Bakanlığı, Bağdat Havaalanı'nda bulunan ve ABD Büyükelçiliği'ne bağlı bir diplomatik destek merkezinin de yer aldığı askeri üsse füze saldırısı düzenlendiğini ve bu saldırı sonucunda bir Irak Hava Kuvvetleri uçağının imha edildiğini duyurdu.


Husilerin bölgesel düzeydeki faaliyetleri Hudeyde Limanı’nın kurtarılmasına yol açacak mı?

Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
TT

Husilerin bölgesel düzeydeki faaliyetleri Hudeyde Limanı’nın kurtarılmasına yol açacak mı?

Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)

İran ile ABD-İsrail arasında süren savaşın ilk ayının sona ermesiyle birlikte, Husiler de çatışmalara dahil oldu. Örgüt, Tahran’a destek amacıyla İsrail’e karşı roket saldırıları başlattığını duyurdu.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile bağları bilinen Husilerin bu müdahalesi, Yemen’deki dengelerde derin değişimlerin kapısını aralıyor. Analistler, bu adımın çatışma haritasının yeniden şekillenmesini hızlandırabileceğini ve Kızıldeniz kıyısındaki Hudeyde vilayeti ile limanının kurtarılması amacıyla olası askeri operasyonların yeniden başlamasına yol açabileceğini, hatta daha geniş kapsamlı etkiler doğurabileceğini belirtiyor.

Bu gelişmeler, Birleşmiş Milletler’in (BM) Hudeyde Anlaşmasını Destekleme Misyonu’nu mart sonu itibarıyla sona erdirme kararıyla aynı döneme denk geliyor. Uzmanlar, bunun Batı sahili cephesinin yeniden silahlı çatışma alanına dönme ihtimalini güçlendirdiğini, bölgesel gerilimlerin tırmanması ve barış süreçlerinin yavaşlamasıyla bu riskin arttığını vurguluyor.

Bölgesel ve uluslararası endişeler, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kapatma ihtimaline de odaklanıyor. Bu adımın, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki hareketlerinin bir devamı niteliğinde olabileceği ve stratejik deniz geçitlerine baskıyı artıracağı değerlendiriliyor.

Askeri uzman Adnan el-Ceberni, “BM misyonunun çekilmesi ile Husilerin İran lehine yeni bir savaşa girmesi ve bunun Yemen ile bölge üzerindeki muhtemel etkileri, tüm olasılıkları açık bırakıyor” dedi.

El-Ceberni Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Husilerin müdahalesinin, örgütün önceliklerinin ve hareket noktalarının esas olarak İran ve müttefikleriyle bağlantılı olduğunu gösterdiğini belirterek, bunun Yemen halkı ve çıkarları için ciddi bir tehdit oluşturduğunu, ayrıca bölge genelinde de riskleri artırdığını vurguladı.

efdvf
Husilerin bölgesel savaşa dahil olması, Hudeyde vilayetinin ve limanının kurtarılmasına yönelik olası bir operasyona yol açabilir. (Haber ajansları)

El-Ceberni, Husilerin iç politikada ciddi bir tıkanma ve izolasyon yaşadığını belirterek, “Halkın öfkesi ve toplumsal izolasyonları benzeri görülmemiş düzeylere ulaştı. Bu durum, onları dış çatışmalara daha fazla katılmaya zorluyor; bu da örgütün geleceği için yüksek maliyetli olabilir” dedi.

Avrupa Birliği (AB) misyonu ise Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde gemilere yönelik saldırılar düzenleme ihtimalini dışlamayarak, bu bölgeden geçen deniz taşımacılığı için dikkatli olunması uyarısında bulundu.

Öte yandan, BM çatısı altındaki Washington Yemen Araştırmaları Merkezi araştırmacısı Mervan Numan, Hudeyde şehrinin Husilerin elinden alınmasının zamanı geldiğini belirtti. Numan, 2022’de kurulan Başkanlık Konseyi’nin, Yemen krizinin çözümünün ya barış ya da savaş yoluyla olacağını ortaya koyduğunu vurguladı.

Numan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin yakın zamanda Kızıldeniz’de Husilerin tehditlerine karşı uluslararası bir koalisyon kurulmasını talep ettiğini ve bölgedeki yeni gelişmelerin Hudeyde’nin özgürleştirilmesini zorunlu kıldığını ifade etti.

Numan, Husilerin DMO’nun yönlendirmesiyle İran’ın bölgesel istikrarı bozma ve genişleme hedeflerine hizmet etmesinin, örgütün sonunu hazırlayan adım olduğunu bildirdi.

dvde
Analistlere göre Husiler en kötü dönemini yaşıyor. (EPA)

Yemenli siyaset yazarı Hemdan el-Aliy, Stockholm Anlaşması’nın sona ermesi ve BM misyonunun çekilmesini, Yemenliler, bölge ve uluslararası toplum için Hudeyde’de devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve nihayetinde Sana’ya ulaşma açısından gerçek bir fırsat olarak değerlendirdi.

El-Aliy, Hudeyde ve limanının kurtarılmasının, Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz geçitlerini Husilerin saldırılarından korumaya katkı sağlayacağını belirterek, “Görünüşe göre yeni bir karşılaşma söz konusu… Husilerin herhangi bir yeni ihlali, bu stratejik bölgenin kurtarılmasına yol açabilecek farklı bir aşamayı başlatabilir” dedi.

Yemenli siyaset analisti Abdullah İsmail ise Hudeyde ve Yemen’in diğer bölgelerinin kurtarılması mücadelesinin kaçınılmaz olduğuna dair çok sayıda gösterge olduğunu belirtti, ancak zamanlamanın kritik olduğunu vurguladı. İsmail, “Bana göre Hudeyde ve diğer bölgelerin kurtarılması savaşı gelecekte yaşanacak. Bunun zamanlaması, Husilerin güç toplamasından veya Yemenlileri manipüle etmesinden fayda sağlamalarını önleyecek bir dizi kriter ve düzenlemeye bağlı” ifadelerini kullandı.

İsmail, “Karşı karşıya olduğumuz değişkenler açık; belki de Yemen içindeki ayaklanma belirleyici olacak. Zira birçok kişi grubun kendi eliyle mezarını kazdığını düşünüyor” dedi.

Askerî açıdan ise Yemen Ortak Operasyonlar Komutanı Danışmanı Albay Muhammed Cabir, mevcut yerel ve bölgesel verilerin, ‘İran rejiminin projesiyle sert bir çatışmaya doğru gidildiğini’ gösterdiğini belirtti.

Cabir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Stockholm Anlaşması’nın siyasi ve askerî açıdan çökmesinin ardından Hudeyde ve Batı sahili cephesinin önümüzdeki günlerde açık çatışma alanına dönüşmesine dair net göstergelerin ortaya çıktığını ifade etti.

ervfe
 Batı sahilindeki Ulusal Direniş Güçleri’ne bağlı birlikler (Yemen ordusu)

Cabir, Husilerin 2026 başından itibaren benzeri görülmemiş bir askeri seferberlikle Batı sahilini İran rejiminin bölgesel çatışmalarında kullanılacak bir füze üssüne dönüştürmeyi ve Babu’l Mendeb’i siyasi pazarlık kartı olarak kullanmayı amaçladığını söyledi.

Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani’ye göre, son tırmanışla eş zamanlı olarak, geçtiğimiz hafta DMO liderleri ve uzmanları Sana’ya geldi.

Cabir, meşru hükümet ve askeri komite tarafından, Suudi Arabistan denetiminde yürütülen son hareketlerin, cepheleri ortak bir komuta altında birleştirmek, Husileri caydırmak ve limanları geri almak için ciddi hazırlıklar yapıldığını gösterdiğini belirtti.

Cabir, Husilerin kendi iradeleriyle bölgesel çatışmaya dahil olduklarını, kendilerini DMO ile bağlantılı operasyon odasının bir yürütme aracı olarak sunduklarını ve bölgesel çatışma önceliklerini Yemen’in ve Yemenlilerin çıkarlarının önüne koyduklarını vurguladı. Cabir, bu kararın Husileri hem Yemen halkıyla iç çatışmaya hem de bölgesel ve uluslararası çevreyle doğrudan karşı karşıya bırakacağını, bu durumun örgüt için sonu hızlandırabileceğini ifade etti.