18 Çinlinin koronavirüsten etkilendiğinin tespit edilmesinin ardından Çin, Suudi Arabistan'dan gelen seferleri askıya aldı

Aktif muayene prosedürleri, koronavirüs tedavi merkezlerinin kapatılmasına katkıda bulundu (SPA)
Aktif muayene prosedürleri, koronavirüs tedavi merkezlerinin kapatılmasına katkıda bulundu (SPA)
TT

18 Çinlinin koronavirüsten etkilendiğinin tespit edilmesinin ardından Çin, Suudi Arabistan'dan gelen seferleri askıya aldı

Aktif muayene prosedürleri, koronavirüs tedavi merkezlerinin kapatılmasına katkıda bulundu (SPA)
Aktif muayene prosedürleri, koronavirüs tedavi merkezlerinin kapatılmasına katkıda bulundu (SPA)

Suudi Arabistan, son enfekte vakanın başkent Riyad’daki Kral Selman Hastanesi’nden ayrılmasına ek olarak, ülkede salgının başladığı tarih olan 18 Nisan’dan bu yana yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınında günlük en düşük bulaş oranını kaydetti.
Bu, geçen hafta başkent Riyad’dan Çin’e giden bir uçakta Çin uyruklu 18 kişide koronavirüs tespit edilmesinin ardından, Çin’in Suudi Arabistan’dan Çin’e gelen tarifeli uçuşları bir ay süreyle askıya aldığı bir zamanda geldi.
Çin’in Suudi Arabistan’dan gelen seferleri askıya alması hakkında Suudi Arabistan’ın Çin Büyükelçisi Türki el-Madi şu açıklamalarda bulundu. “Çinli yetkililer özellikle hala virüs vakası kaydeden ve karantina tedbirleri uygulamaya devam eden ülkelerden Çin’e gelen tüm yolculara karşı önlem almaya ve karantina tedbirleri uygulamaya devam ediyor” dedi. Büyükelçi, en son geçen hafta Suudi Arabistan’dan Çin’e bir uçak gittiğini ve söz konusu uçakta Çin uyruklu 18 kişinin virüs taşıdığının tespit edildiğini, bu nedenle Suudi Arabistan’dan Çin’e yapılacak tarifeli uçuşların bir ay süreyle askıya alındığını belirtti.
Telefon aracılığıyla Şarku’l Avsat’a açıklamada bulunan Büyükelçi Madi, Çin makamlarının bugün (Perşembe) Suudi Arabistan’dan yolcusuz olarak gelen bir uçağın Çin’den Suudi Arabistan’a yolcu taşımasına izin verdiğini kaydetti. Büyükelçi, Çinli yetkililerin, yolcuların kalkıştan 72 saat öncesinde virüs testine tabi tutulmasını, buna ek olarak hükümete ait otellerde kapsamı önceden tanımlanmış karantinaya tabi tutulmalarını ve konaklama ücretinin yolcular tarafından karşılanmasını şart koştuklarını belirtti.
Suudi Arabistan’ın Pekin Büyükelçisi, Çin makamlarının uyguladığı bu önlemlerin enfeksiyon vakalarının kaydedildiği birçok hatta uygulandığına işaret ederek, Çinli yetkililerin zorunlu maske kullanım uygulamasını kaldırdığını ve Çin’deki durumun güven verici olduğu açıkladı.
Suudi Arabistan’ın Pekin Büyükelçiliği, Salı günü elçiliğe ait Twitter hesabı üzerinden yayınladığı bir açıklamada, Çin’e gelen Suudi Arabistan vatandaşlarının, Çin yetkili makamları, Çin Büyükelçilikleri ve Konsoloslukları tarafından yayınlanan yönetmeliklere ve talimatlara uygun olarak, virüsten etkilenmediklerini ispat eden testleri yaptırmalarının gerekli olduğu ifade edildi. Büyükelçi Madi, “Çinli yetkililerin, bu amaca tahsis edilmiş otellerde, masrafları kişilere ait olmak üzere 14 gün karantina tedbiri uyguladıklarını, karantina süresi dolmadan önce kişiler için belirlenmiş otelleri değiştirmenin mümkün olmadığını ve bazı otellerin nakit para dışında başka bir ödeme yöntemi kabul etmediğini” vurguladı.
Çin makamları tarafından uygulanan bu ihtiyati tedbirler, Suudi Arabistan’ın vatandaşlarının ve ikamet sahiplerinin Çin ile Suudi Arabistan arasındaki seyahatlerinin çift yönlü olarak askıya alındığını açıklayarak, Şubat ayında alınan önlemleri akla getirdi. Suudi Arabistan, söz konusu tarihte seferleri askıya alma uygulamasına ek olarak, Krallığa gelen tüm yolcuların varıştan önceki 15 gün içinde Çin Halk Cumhuriyeti’nde bulunup bulunmadıklarını belirtmeleri şartını getirmişti.
Öte yandan Çin, sağlık bakımından güven verici bir aşamaya girmiş ve virüs salgınını kontrol altına almış olsa da, diğer ülkelerden Çin’e gelen uçak seferleri sebebiyle yeni vakalar kaydetmekten korkuyor. Bu ise Çinli yetkililerin ihtiyati tedbirleri sıkılaştırmasına neden oluyor.
Sağlık Bakanlığı sözcüsü Dr. Muhammed Abdulali, Suudi Arabistan’daki koronavirüs salgını gelişmeleriyle ilgili dün (Çarşamba) yaptığı günlük basın toplantısında, koruyucu tedbirlere riayet etmenin önemine vurgu yaparak, tedbirlere yeteri kadar bağlı kalınmamasının birçok ülkede vaka sayılarının artmasına ve önleyici tedbirler ve kısıtlamaların yeniden devreye konulmasına yol açtığını belirtti. Dr. Abdulali, günlük vaka sayısında görülen son düşüşün arkasında, önleyici tedbirlerin, sunulan hizmetler ve hizmetlere erişim kolaylığına ek olarak, tedavi hizmeti veren sistemin gücünün bulunduğuna işaret etti.
Dün (Çarşamba) yayınlanan en güncel koronavirüs istatistiklerine göre Sağlık Bakanlığı, bin 68 yeni vakanın kaydedildiğini duyurarak, ülke genelindeki vaka sayısı toplamının 310 bin 836’ya yükseldiğini açıkladı. Bakanlık dünkü açıklamasında, bin 13 kişinin sağlığına kavuştuğu ve böylece iyileşen hasta sayısının 284 bin 945’e yükseldiğini, virüs sebebiyle 33 kişinin hayatını kaybettiğini ve toplam vefat sayısının 3 bin 755’e ulaştığını belirtti. Dünkü açıklamada ayrıca, bin 601 kritik olmak üzere toplam 22 bin 136 vakanın bulunduğuna işaret edildi.



Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi
TT

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan, Gazze Şeridi sakinlerinin çektiği zor yaşam koşullarını hafifletmek için Filistin halkına yardım elini uzatmaya devam ediyor. Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) tarafından gönderilen 81. yardım uçağı, Suudi Savunma Bakanlığı ve Kahire'deki Riyad Büyükelçiliği koordinasyonunda Mısır'daki el-Ariş Uluslararası Havalimanı'na ulaştı.

Uçakta, Gazze Şeridi'ndeki etkilenen Filistinlilere gönderilmek üzere gıda sepetleri ve barınma kitleri bulunuyor.

Bu yardım, Suudi Arabistan'ın Kral Salman Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) aracılığıyla Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına sağladığı desteğin devamı olup, yaşadıkları zor yaşam koşullarını hafifletmeyi amaçlamaktadır.


Suudi Arabistan ABD’nin İsrail Büyükelçisinin "Nil’den Fırat’a uzanan bölge İsrail’in hakkı" açıklamasını kınadı

Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
TT

Suudi Arabistan ABD’nin İsrail Büyükelçisinin "Nil’den Fırat’a uzanan bölge İsrail’in hakkı" açıklamasını kınadı

Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.

Suudi Dışişleri Bakanlığı, ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin İsrail'in tüm Ortadoğu'yu kontrol etmesinin kabul edilebilir olacağını pervasızca ifade ettiği açıklamalarını en şiddetli şekilde kınadı ve tamamen reddetti.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yayınlanan açıklamada, uluslararası hukuku, Birleşmiş Milletler Şartı'nı ve diplomatik normları ihlal eden ve bir ABD yetkilisinden gelen tehlikeli emsal teşkil eden bu sorumsuz açıklamaları kategorik olarak reddettiğini belirtti. Bu açıklamaların, bölge ülkeleri ile ABD arasındaki seçkin ilişkilere de saygısızlık olduğu ifade edildi.

Bu aşırı önerinin vahim sonuçlar doğuracağını ve bölgedeki ülkelere ve halklara karşı düşmanlığı körükleyerek ve dünya ülkelerinin geçmişte milyonlarca insanın hayatını alan kanlı savaşlara son vermek için üzerinde anlaştığı uluslararası sistemin temellerini, ülkelerin coğrafi sınırlarına ve toprakları üzerindeki egemenliklerine saygı açısından kurduğu ilkeleri hiçe sayarak küresel güvenliği ve barışı tehdit ettiğini belirtti. Açıklamada, “ABD Dışişleri Bakanlığı, dünyanın tüm barışsever ülkeleri tarafından reddedilen bu öneri hakkındaki tutumunu netleştirmelidir” denildi.

Bu bağlamda Suudi Arabistan, devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her girişime karşı kesin tavrını yineleyerek, adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolunun "iki devletli çözüm" temelinde işgale son vermek ve Doğu Kudüs'ü başkent olarak kabul eden, 1967 sınırları üzerinde bağımsız bir Filistin devleti kurmak olduğunu vurguladı.

ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin "İsrail'in Ortadoğu'yu kontrol etme hakkı" konusundaki açıklamaları, Arap ve İslam çevrelerinde büyük öfkeye yol açarken, Mısır, Ürdün ve Filistin'de de kınamalara neden oldu.


Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
TT

Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Sosyolog ve araştırmacı Dr. Abdurrahman eş-Şukayr, Suudi devletinin kuruluş deneyimini daha önce görülmemiş bir yorum çerçevesine oturtuyor. Tarihi, birbirinden kopuk olaylar dizisi olarak değil; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ölçülebilir ve karmaşık ilişkiler tarafından yönetilen bir sistem olarak ele alıyor. Bu yaklaşımın, karmaşıklık bilimi ile ‘tarihin yasaları’ olarak da bilinen kliodinamik teorisine dayandığını belirten eş-Şukayr, devletlerin nasıl ortaya çıktığını, büyüdüğünü ve ardından seçkinlerin aşırı çoğalması nedeniyle baskı aşamasına girerek kriz ve zirve noktalarına ulaştığını; sonrasında ise istikrarı yeniden üreten bir lider figürünün ortaya çıktığını açıklıyor.

Eş-Şukayr, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu çerçeve sayesinde Diriye’nin Muhammed bin Suud öncesinde elit doygunluğa ve yapısal istikrarsızlığa ulaşmış yerel bir sistem olduğunun anlaşılabildiğini söyledi. Buna göre Muhammed bin Suud’un yükselişi, yönetim merkezini yeniden şekillendiren ve yeni bir siyasi döngü başlatan tarihsel bir yeniden ayar anı olarak yorumlanıyor.

Karmaşıklık bilimi

Eş-Şukayr, karmaşıklık biliminin; toplumlar ya da ekonomi gibi birbiriyle bağlantılı çok sayıda parçadan oluşan sistemleri incelediğini belirtti. Bu sistemlerde her küçük unsur diğerini etkilerken, yoğun etkileşim sonucunda yalnızca tek tek parçaların incelenmesiyle anlaşılamayacak yeni örüntü ve davranış biçimleri ortaya çıkıyor. Bu çerçevede karmaşıklık bilimi, zaman içinde küçük etkileşimlerin birikmesi sonucu istikrarın, kaosun ya da büyük ölçekli değişimlerin nasıl ortaya çıktığına odaklanıyor.

Devlet dönüşümünün beş yıllık döngüsü

Eş-Şukayr, devletlerin dönüşümüne ilişkin beş aşamalı döngüye de değinerek, devletlerdeki değişimlerin ölçülebilir dinamiklere tabi olduğunu ve genel eğilimlerinin öngörülebileceğini söyledi. Bu çerçevede toplumların beş aşamalı bir döngü içinde hareket ettiğini belirten eş-Şukayr, süreci şöyle açıkladı:

- Büyüme aşaması: Kaynakların genişlediği ve devletin kontrol kapasitesinin arttığı evreyi ifade ediyor. Bu süreç, nüfus artışı ve seçkinlerin çoğalmasıyla eş zamanlı ilerliyor. Aşama; tarihçilerin metinlerine ihtiyaç duyulmaksızın, nüfus ve ekonomik kaynaklara ilişkin yaklaşık veriler ve göstergeler üzerinden ölçülebiliyor ve öngörülebiliyor.

- Baskı aşaması: Kaynak bolluğunun görece azaldığı, kamu görevlerine talip olanların sayısının arttığı ve mevcut elitlerin konumlarını korumaya çalıştığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu durum, devletin herkesi bünyesinde barındırma kapasitesini aşan bir tablo ortaya çıkarıyor. Nüfus artışı, siyasi, ekonomik, bilimsel ve toplumsal elitlerin sayısını artırırken, mevcut pozisyonların sayısı yetersiz kalıyor.

- Kriz aşaması: Seçkinler arasındaki birliğin sarsıldığı ve örtük gerilimlerin açık çatışmalara dönüştüğü evreyi oluşturuyor.

- Zirve aşaması: Kriz ve istikrarsızlığın doruğa ulaştığı bu safhada ittifaklar çözülüyor, dışlamalar ve ayrışmalar hız kazanıyor.

- İstikrar aşaması: Yeni bir liderliğin ya da revize edilmiş bir yönetim sisteminin, nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi toplumun yeni ruhuna uygun biçimde yeniden düzenlemeyi başardığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu aşamayla birlikte, önceki döngüye kıyasla daha bütünlüklü yeni bir süreç başlıyor.

Kontrol edilemeyen rekabet

Eş-Şukayr, zirve aşamasının Hicri 1139 yılına yakın dönemde belirginleştiğini belirterek, yönetici kollar arasındaki rekabetin artık kontrol edilemez bir seviyeye ulaştığını ifade etti. Bu süreçte elitler içindeki ayrışmalar hız kazanırken, bazı isimlerin kısa süreli emirlik deneyimleri yaşadığı ve sadakatlerin hızla el değiştirdiği görüldü. Bu tablo, iç dengeleri yönetme kapasitesinin çöktüğünü ortaya koydu. Bu koşullar altında siyasi sistemin sınırına dayandığını kaydeden eş-Şukayr, yönetim makamına talip olanların sayısının emirliğin iktidarı düzenleme kapasitesini aştığını vurguladı. Böylece zirve aşaması, yeniden kurucu bir liderliğin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan tam ölçekli bir yapısal çözülme anına dönüştü.

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Muhammed bin Suud’un yükselişi, Diriye’de istikrar koşullarının olgunlaşmasının bir sonucu olarak gerçekleşti. Seçkinlerin aşırı çoğalması, eski yönetim sistemini sürdürülemez hale getirirken, çatışan elitlerin okuyamadığı tabloyu kavrayabilecek bir lideri gerekli kılan tarihsel bir moment ortaya çıktı. Bu çerçevede Muhammed bin Suud’un iktidarı devralması, Diriye içindeki güç dengelerinin yeniden ayarlanması anlamına geldi. Böylece yerel siyasi düzen, yapısal istikrarını yeniden tesis etme kapasitesini kazandı.

Yönetim merkezinin inşası

Muhammed bin Suud, Diriye’de yeni bir büyüme sürecinin başlangıcı olarak et-Turayf mahallesini kurarak burayı yönetim merkezi haline getirdi. Oysa daha önce Diriye emirleri Gusaybe ya da el-Mulaybid bölgelerinde ikamet ediyordu. Muhammed bin Suud, siyasi, dini ve askeri elitleri yeni devlet kurumları içinde yeniden dağıtarak, Diriye’deki iktidar yapılarını düzenleyerek, elit fazlasını azaltarak ve rekabet halindeki kollar arasındaki ilişkileri kontrol altına alarak yönetim merkezini yeniden inşa etti.

Bu yapısal düzenleme, emirliğin nüfus, kaynaklar ve elitleri tek bir çerçeve içinde yönetme kapasitesini yeniden kazanmasını sağladı. Böylece, Diriye merkezli yeni bir kuruluş döngüsünün önü açıldı ve bu süreç Diriye Emirliği olarak bilinen yapının çekirdeğini oluşturdu.

Eş-Şukayr, bu yeni okumanın Arap Yarımadası’nda devletlerin ortaya çıkışını; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi esas alan yapısal döngüler üzerinden açıklayan yeni bir araştırma ufku sunduğunu belirtti. Yerel çevrelerin farklılığına bağlı olarak denetim mekanizmalarının değiştiğini vurgulayan eş-Şukayr, yaklaşık nüfus ve mali istatistiklerin oluşturulmasının, tarihi test edilebilir ve karşılaştırılabilir bir alana dönüştürmek için zorunlu bir giriş olduğunu ifade etti. Bunun ise bölge tarihine ilişkin verilerin toplanmasını ve sınanabilir hipotezlerin geliştirilmesini gerektirdiğini kaydetti. Bu yaklaşımın, parçalı anlatıların ötesine geçen, daha uzun vadeli, daha hassas ve daha bağımsız bir Arap yorum modeli inşa edilmesine katkı sağlayacağını dile getirdi.

Öte yandan, Muhammed bin Suud hakkında kaleme alınan çalışmaların analitik ve anlatısal boyutunun sınırlı kaldığına dikkat çekildi. Kurucu eylemin mantığını açıklayan kapsamlı bir tarihsel biyografinin bulunmadığı, tarih kayıtlarının ise kuruluş öncesi ve kuruluş sırasındaki gelişmeleri yeterince aydınlatmadığı belirtildi. Bu boşluğun, Muhammed bin Suud’un hayatını olayların iç yapısından hareketle yeniden kurgulamayı gerektiren bir araştırma hattını zorunlu kıldığı ifade edildi. Kararların, ittifakların ve çatışmaların; yönetim tasavvurunu ve devletin koşullarını ortaya koyan anlamlı bir sistem olarak okunmasıyla, gerçekliğin hareketinden süzülen bir tarihsel biyografi ve siyasi projenin seyrine ilişkin bütünlüklü bir yorum üretilebileceği vurgulandı.