İran ve Türkiye’nin inşa ettiği barajlar Dicle ve Fırat’ı kuraklıkla tehdit ediyor

Iraklı bir çiftçi, Basra’nın güneyindeki el-Fao’da arazisinin yakınındaki su seviyesini kontrol ediyor (AFP)
Iraklı bir çiftçi, Basra’nın güneyindeki el-Fao’da arazisinin yakınındaki su seviyesini kontrol ediyor (AFP)
TT

İran ve Türkiye’nin inşa ettiği barajlar Dicle ve Fırat’ı kuraklıkla tehdit ediyor

Iraklı bir çiftçi, Basra’nın güneyindeki el-Fao’da arazisinin yakınındaki su seviyesini kontrol ediyor (AFP)
Iraklı bir çiftçi, Basra’nın güneyindeki el-Fao’da arazisinin yakınındaki su seviyesini kontrol ediyor (AFP)

Komşuları İran ve Türkiye, yeni barajlar inşa ederken Irak, gerekli altyapıyı oluşturmadığı ve yukarı havzadaki iki ülke ile yoğun müzakereler yapmadığı taktirde, tarihi nehirler olan Dicle ve Fırat nehrinin kurumasıyla karşı karşıya kalacak.
Yetmiş yaşlarında bir çiftçi olan Ebu Şakir, Irak’ın güneyindeki Basra vilayetinde Şattülarap bölgesinde yüksek tuzluluk oranı nedeniyle arazinin büyük bir bölümünü kaybettikten sonra büyük bir özlemle topraklarını seyrediyor. Fransız Haber Ajansı’na (AFP) konuşan çiftçi, düşük su seviyesi nedeniyle son yıllarda yüzeyde artan tuzların körfez sularından topraklarına aktığını belirtti.
Ebu Şakir, “Ben, ailem ve yeğenlerim, topraklarımızı ve evlerimizi terk etmek zorunda kaldık. Tüm topraklarımız sulak arazi haline geldi. Yüksek tuz oranı, dünyadaki en iyi hurma türlerinden birini öldürdü” dedi.
Bu hurma ağaçlarından, Körfez ülkelerine, ABD’ye ve dünyanın birçok ülkesine hurma ihraç edildiğini söyleyen Ebu Şakir, hüzünlü bir ses tonuyla “Ama bugün bu ağaçların, tüm acılar içinde ölü bir şekilde gözlerimizin önünde durduğunu görüyoruz” ifadelerini kullandı.
Bu durumun nedenlerini, Irak Su Kaynakları Bakanı Mehdi el-Hamdani açıkladı. Hamdani, yaptığı açıklamada Türkiye ve İran’dan alınan su miktarlarının, Dicle ve Fırat nehirlerinin kaynağında çok sayıda baraj ve proje inşası sonucunda yüzde elli oranında azaldığını ifade etti.
Mehdi el-Hamdani, bakanlığın, Irak’ın su meselesine dair tutumunu 2035 yılına kadar değerlendirmek için, en kötü duruma dair birkaç senaryo içeren bir strateji geliştirmeye çalıştığını vurguladı. Hamdani ayrıca, içme suyunun tamamen güvence altına alınması gerektiğini ifade etti.
Bakanlığın önerdiği çözümler arasında, ‘Basra suyunun tuzluluğunun azaltılması, yeni boruların bağlanması, Selahaddin ve Kerkük vilayetleri arasında ‘2003’ten sonra en büyük barajlardan biri olacak’ yeni bir baraj inşa etmek’ konuları da yer alıyor. Bakanlık ayrıca, bu barajın birçok özelliğine de değinirken, ‘depolama kapasitesini ve elektrik üretimini artıracağını ve başkent Bağdat’ı sellerden koruyacağını’ vurguladı.
2003’ten bu yana Irak’ta altyapıya yapılan zayıf yatırım, su borularının, barajların ve elektrik santrallerinin kötüleşmesine yol açtı. 2014 yılından bu yana hükümet, Su Kaynakları Bakanlığı’nın planlarını uygulamasını da etkileyecek şekilde, DEAŞ ile mücadeleye odaklandı. Aynı şekilde hükümet, düşen petrol fiyatları nedeniyle azalan ithalatla karşı karşıya kaldı.
Ancak 2018 yılında Basra’da 24 binden fazla vatandaşın su kirliliği dolayısıyla zehirlenmesi, hastanelerin ve sağlık ocaklarının dolup taşmasıyla su meselesi yeniden gündeme geldi. Bu sağlık krizinin tekrarını önlemek için Bakanlık, iki yıllık bir aradan sonra Türkiye ile Dicle Nehri üzerindeki Ilısu Barajı’na dair yeni bir müzakere turu düzenledi.
Bu çerçevede Hamdani, “Baraj tamamlandıktan sonra gerekli miktarın Irak’a ulaşmasının sağlamak için Ilısu Barajı’nın işletilmesine yönelik bir protokol imzalanması da dahil olmak üzere birçok önlem üzerinde anlaştık” değerlendirmesinde bulundu.
Iraklı Bakan, müzakerelerin Kuzey Irak’ta devam eden son Türk askeri operasyonlarından etkilenmediğini söylerken, ancak İran hususunda ise meselenin daha farklı olduğunu ifade etti. Mehdi el-Hamdani, “Irak ve İran’ın Cezayir’de 1975 yılında imzaladığı, su protokolünü içeren bir anlaşma var. Bu konuyu harekete geçirmek için çalışıyoruz ve İran tarafı ile görüşmeler devam ediyor” dedi.
Su Kaynakları Bakanlığı, İran topraklarından Irak Kürdistan’ındaki Derbendihan ve Dukan barajlarına gelen su seviyesinin saniyede 7 metreküpe azaldığından bahseden bir bildiri yayınladı. Bakanlık, bazı bölgelerde su seviyesinin saniyede 2 metreküp olduğunu ifade etti.
Ancak bu rakamlara rağmen Hamdani iyimser. Öyle ki Irak’ın ‘Türkiye ve İran taraflarının Irak’ın su haklarını garanti altına alan kapsamlı bir anlaşmaya varacağından da emin’ olduğunu kaydetti.
Ancak Irak’ın güneyinde bulunan Divaniye’deki Çiftçi Dernekleri Birliği Başkanı Muhammed el-Celihavi, Irak’ın iki yıldır su kıtlığıyla karşı karşıya olduğunu ifade ederek, Irak’taki tarımsal hasat alanının, 15 milyon dönümden 3 milyona düşürülmesinin de nedeninin bu olduğunu vurguladı.
Muhammed el-Celihavi, “2025- 2030 yılları arasında içme suyuna erişimimiz olmayabilir. Su konusunda Türkiye ile bir gelecek görmüyoruz. Hükümetin, ekonomik meseleyle baskı yapmaktan başka seçeneği yok” dedi.
Bazı taraflar, 1990’larda Irak’a uygulanan abluka sırasında gıda ve ilaç karşılığındaki petrol programına benzer şekilde, bir varil petrolü bir varil su ile değiştirme önerisinde bulundu. Ancak Irak’ın şu an uzun bir zamanı yok.
Hükümet istatistiklerine göre Irak’ın 40 milyonluk nüfusu, şu anda 71 milyar metreküp su tüketiyor. 2035 yılında nüfus, elli milyonu aşacak. Bu çerçevede sınırlar dışındaki tüm projelerin tamamlanmasının ardından yüzey suyunun, yıllık 51 milyar metreküpe düşmesi bekleniyor.



Husilerin bölgesel düzeydeki faaliyetleri Hudeyde Limanı’nın kurtarılmasına yol açacak mı?

Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
TT

Husilerin bölgesel düzeydeki faaliyetleri Hudeyde Limanı’nın kurtarılmasına yol açacak mı?

Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)

İran ile ABD-İsrail arasında süren savaşın ilk ayının sona ermesiyle birlikte, Husiler de çatışmalara dahil oldu. Örgüt, Tahran’a destek amacıyla İsrail’e karşı roket saldırıları başlattığını duyurdu.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile bağları bilinen Husilerin bu müdahalesi, Yemen’deki dengelerde derin değişimlerin kapısını aralıyor. Analistler, bu adımın çatışma haritasının yeniden şekillenmesini hızlandırabileceğini ve Kızıldeniz kıyısındaki Hudeyde vilayeti ile limanının kurtarılması amacıyla olası askeri operasyonların yeniden başlamasına yol açabileceğini, hatta daha geniş kapsamlı etkiler doğurabileceğini belirtiyor.

Bu gelişmeler, Birleşmiş Milletler’in (BM) Hudeyde Anlaşmasını Destekleme Misyonu’nu mart sonu itibarıyla sona erdirme kararıyla aynı döneme denk geliyor. Uzmanlar, bunun Batı sahili cephesinin yeniden silahlı çatışma alanına dönme ihtimalini güçlendirdiğini, bölgesel gerilimlerin tırmanması ve barış süreçlerinin yavaşlamasıyla bu riskin arttığını vurguluyor.

Bölgesel ve uluslararası endişeler, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kapatma ihtimaline de odaklanıyor. Bu adımın, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki hareketlerinin bir devamı niteliğinde olabileceği ve stratejik deniz geçitlerine baskıyı artıracağı değerlendiriliyor.

Askeri uzman Adnan el-Ceberni, “BM misyonunun çekilmesi ile Husilerin İran lehine yeni bir savaşa girmesi ve bunun Yemen ile bölge üzerindeki muhtemel etkileri, tüm olasılıkları açık bırakıyor” dedi.

El-Ceberni Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Husilerin müdahalesinin, örgütün önceliklerinin ve hareket noktalarının esas olarak İran ve müttefikleriyle bağlantılı olduğunu gösterdiğini belirterek, bunun Yemen halkı ve çıkarları için ciddi bir tehdit oluşturduğunu, ayrıca bölge genelinde de riskleri artırdığını vurguladı.

efdvf
Husilerin bölgesel savaşa dahil olması, Hudeyde vilayetinin ve limanının kurtarılmasına yönelik olası bir operasyona yol açabilir. (Haber ajansları)

El-Ceberni, Husilerin iç politikada ciddi bir tıkanma ve izolasyon yaşadığını belirterek, “Halkın öfkesi ve toplumsal izolasyonları benzeri görülmemiş düzeylere ulaştı. Bu durum, onları dış çatışmalara daha fazla katılmaya zorluyor; bu da örgütün geleceği için yüksek maliyetli olabilir” dedi.

Avrupa Birliği (AB) misyonu ise Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde gemilere yönelik saldırılar düzenleme ihtimalini dışlamayarak, bu bölgeden geçen deniz taşımacılığı için dikkatli olunması uyarısında bulundu.

Öte yandan, BM çatısı altındaki Washington Yemen Araştırmaları Merkezi araştırmacısı Mervan Numan, Hudeyde şehrinin Husilerin elinden alınmasının zamanı geldiğini belirtti. Numan, 2022’de kurulan Başkanlık Konseyi’nin, Yemen krizinin çözümünün ya barış ya da savaş yoluyla olacağını ortaya koyduğunu vurguladı.

Numan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin yakın zamanda Kızıldeniz’de Husilerin tehditlerine karşı uluslararası bir koalisyon kurulmasını talep ettiğini ve bölgedeki yeni gelişmelerin Hudeyde’nin özgürleştirilmesini zorunlu kıldığını ifade etti.

Numan, Husilerin DMO’nun yönlendirmesiyle İran’ın bölgesel istikrarı bozma ve genişleme hedeflerine hizmet etmesinin, örgütün sonunu hazırlayan adım olduğunu bildirdi.

dvde
Analistlere göre Husiler en kötü dönemini yaşıyor. (EPA)

Yemenli siyaset yazarı Hemdan el-Aliy, Stockholm Anlaşması’nın sona ermesi ve BM misyonunun çekilmesini, Yemenliler, bölge ve uluslararası toplum için Hudeyde’de devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve nihayetinde Sana’ya ulaşma açısından gerçek bir fırsat olarak değerlendirdi.

El-Aliy, Hudeyde ve limanının kurtarılmasının, Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz geçitlerini Husilerin saldırılarından korumaya katkı sağlayacağını belirterek, “Görünüşe göre yeni bir karşılaşma söz konusu… Husilerin herhangi bir yeni ihlali, bu stratejik bölgenin kurtarılmasına yol açabilecek farklı bir aşamayı başlatabilir” dedi.

Yemenli siyaset analisti Abdullah İsmail ise Hudeyde ve Yemen’in diğer bölgelerinin kurtarılması mücadelesinin kaçınılmaz olduğuna dair çok sayıda gösterge olduğunu belirtti, ancak zamanlamanın kritik olduğunu vurguladı. İsmail, “Bana göre Hudeyde ve diğer bölgelerin kurtarılması savaşı gelecekte yaşanacak. Bunun zamanlaması, Husilerin güç toplamasından veya Yemenlileri manipüle etmesinden fayda sağlamalarını önleyecek bir dizi kriter ve düzenlemeye bağlı” ifadelerini kullandı.

İsmail, “Karşı karşıya olduğumuz değişkenler açık; belki de Yemen içindeki ayaklanma belirleyici olacak. Zira birçok kişi grubun kendi eliyle mezarını kazdığını düşünüyor” dedi.

Askerî açıdan ise Yemen Ortak Operasyonlar Komutanı Danışmanı Albay Muhammed Cabir, mevcut yerel ve bölgesel verilerin, ‘İran rejiminin projesiyle sert bir çatışmaya doğru gidildiğini’ gösterdiğini belirtti.

Cabir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Stockholm Anlaşması’nın siyasi ve askerî açıdan çökmesinin ardından Hudeyde ve Batı sahili cephesinin önümüzdeki günlerde açık çatışma alanına dönüşmesine dair net göstergelerin ortaya çıktığını ifade etti.

ervfe
 Batı sahilindeki Ulusal Direniş Güçleri’ne bağlı birlikler (Yemen ordusu)

Cabir, Husilerin 2026 başından itibaren benzeri görülmemiş bir askeri seferberlikle Batı sahilini İran rejiminin bölgesel çatışmalarında kullanılacak bir füze üssüne dönüştürmeyi ve Babu’l Mendeb’i siyasi pazarlık kartı olarak kullanmayı amaçladığını söyledi.

Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani’ye göre, son tırmanışla eş zamanlı olarak, geçtiğimiz hafta DMO liderleri ve uzmanları Sana’ya geldi.

Cabir, meşru hükümet ve askeri komite tarafından, Suudi Arabistan denetiminde yürütülen son hareketlerin, cepheleri ortak bir komuta altında birleştirmek, Husileri caydırmak ve limanları geri almak için ciddi hazırlıklar yapıldığını gösterdiğini belirtti.

Cabir, Husilerin kendi iradeleriyle bölgesel çatışmaya dahil olduklarını, kendilerini DMO ile bağlantılı operasyon odasının bir yürütme aracı olarak sunduklarını ve bölgesel çatışma önceliklerini Yemen’in ve Yemenlilerin çıkarlarının önüne koyduklarını vurguladı. Cabir, bu kararın Husileri hem Yemen halkıyla iç çatışmaya hem de bölgesel ve uluslararası çevreyle doğrudan karşı karşıya bırakacağını, bu durumun örgüt için sonu hızlandırabileceğini ifade etti.


Sisi: Savaşı durdurabilecek tek kişi Trump

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Sisi: Savaşı durdurabilecek tek kişi Trump

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, bugün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, bölgedeki savaşı durdurabilecek tek kişinin ABD Başkanı Donald Trump olduğunu belirtti.

Sisi, Mısır Uluslararası Enerji Konferansı ve Fuarı (EGYPS) açılışında bölgedeki bu savaşı durdurabilecek tek kişinin Trump olduğunu ifade etti.

Sisi, arz eksikliği ve fiyat artışlarının etkisine dikkat çekerek, petrol fiyatının varil başına 200 doları aşabileceğine dair analistlerin endişeleri ve tahminlerin abartılı olmadığını vurguladı.

Sisi, Ortadoğu’daki karışıklıklar nedeniyle gübre kıtlığı ve bunun sonucunda küresel gıda güvenliği krizinin olası olduğunu söyledi. Sisi, “Zengin ülkeler bunu karşılayabilir, ancak orta gelirli ve kırılgan ekonomiler için bu durum ciddi istikrarsızlık yaratabilir” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Sisi, Trump’ı Gazze’deki savaşı sona erdirmedeki rolünden ötürü övdü. Sisi, Kasım ayında Mısır’ın Şarm El-Şeyh kentinde imzalanan ateşkes anlaşmasından önce de ABD Başkanı’nın tek çözümün kendisi olduğunu söylediğini hatırlattı.

 

Mısır, İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını kınayarak, bölgesel bir savaşın önlenmesi için diplomatik girişimlerde bulundu.

Buna karşılık, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi video konferansla yaptığı konuşmada uluslararası toplumu hayati deniz yollarını korumaya çağırdı ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasını ve enerji altyapısına yönelik saldırılarını kınadı. Budeyvi, İran’ın agresyonunun tüm dünyayı tehdit ettiğini belirtti.

ABD Başkanı Trump, ABD-İsrail savaşının “İran rejiminde değişim” sağladığını ve mevcut liderleri “çok mantıklı” olarak nitelendirdiğini söyledi. Trump, aynı zamanda İranlılarla bir “anlaşma” yapacağını da belirtti.

Trump, Financial Times’a verdiği röportajda, “İran petrolünü ele geçirmek istediğini” ifade ederek, İran’ın petrol ihracat merkezi olan Hark Adası’nı kontrol edebileceğini söyledi. Trump ayrıca, İran Meclisi Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Hürmüz Boğazı’ndan tankerlerin geçişine izin verdiğini belirtti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise ABD’nin aracılar üzerinden ilettiği müzakere mesajlarını “gerçekçi olmayan, mantıksız ve abartılı” olarak nitelendirdi.

Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed Ishak Dar, dün Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır dışişleri bakanlarıyla yaptığı görüşmelerin ardından, İslamabad’ın önümüzdeki günlerde ABD ve İran arasında “ciddi müzakerelere ev sahipliği yapmaya ve bunları kolaylaştırmaya hazır olduğunu” belirtti. Amaç, süregelen çatışmaya kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulmak.


Sur’daki kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında Lübnanlı bir asker hayatını kaybetti

İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
TT

Sur’daki kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında Lübnanlı bir asker hayatını kaybetti

İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)

Lübnan ordusu bugün yaptığı açıklamada, ülkenin güneyindeki Sur kentinde bir askeri kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında bir askerin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Bu saldırı, Hizbullah ile İsrail arasında çatışmaların başlamasından bu yana ordu noktalarına yönelik ilk doğrudan hedef alma olarak kayda geçti.

Lübnan ordusu tarafından yapılan açıklamada, el-Amiriye bölgesinde, el-Kalile-Sur yolu üzerindeki bir kontrol noktasının hedef alındığı, saldırı sonucu bir askerin yaşamını yitirdiği ve diğer askerlerin yaralandığı belirtildi. Yaralı sayısına ilişkin detay verilmedi.

2 Mart’ta başlayan çatışmalardan bu yana Lübnan ordusu, güney ve doğu bölgelerinde görev yerleri dışında İsrail ateşi sonucu hayatını kaybeden sekiz asker için taziye açıklaması yayımladı.

Öte yandan, İsrail ordusunun yedi mahalle için tahliye uyarısı yapmasının ardından, bu sabah Beyrut’un güney banliyösüne hava saldırısı düzenlendi. Üç gün aradan sonra bölgeye gerçekleştirilen ilk saldırı sonrası hedef alınan noktadan dumanlar yükseldi. Sürekli saldırılar ve tahliye uyarıları nedeniyle bölge sakinlerinin büyük kısmının daha önce göç ettiği belirtildi.

İsrail ordusu ise yaptığı açıklamada, Beyrut’ta Hizbullah’a ait olduğunu öne sürdüğü ‘altyapı hedeflerini’ vurduğunu bildirdi.

sdvsd
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (AFP)

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, X platformundaki resmi hesabından yaptığı açıklamada, Beyrut’un güney banliyölerinde yaşayanlara acil tahliye uyarısında bulundu. Adraee, özellikle Haret Hreik, el-Gubeyri, el-Leyleki, el-Hadath, Burc el-Baracne, Tahvita el-Gadir ve eş-Şiyah mahallelerinin hedef alınabileceğini belirtti.

Adraee açıklamasında, “İsrail ordusu, Beyrut’un güneyindeki farklı bölgelerde Hizbullah’a ait askeri altyapıyı hedef almaya devam ediyor. Size zarar vermek niyetinde değiliz, bu nedenle güvenliğiniz için derhal tahliye olmanız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Öte yandan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün yaptığı açıklamada, orduya Lübnan’daki ‘tampon bölgeyi genişletme’ talimatı verdiğini duyurdu.

Netanyahu, yayımladığı video mesajda, “Lübnan’da mevcut tampon bölgenin daha da genişletilmesi için orduya talimat verdim” dedi. Bu adımın amacının, Hizbullah mensuplarının olası saldırı riskini tamamen ortadan kaldırmak ve sınır hattında tanksavar füzesi atışlarını engellemek olduğunu ifade etti.